Gönderen: adalarpostasi | 17 Aralık 2017

“zamanların hafızasındaki izleri” yok etmek niye?

“zamanların hafızasındaki izleri” yok etmek niye?

Tiraje (Dikmen), Büyükada, 1.3.2007. )O(

Büyükada Bahçelerönü Sokağı’nda eski 12 yeni 14 kapı numaralı evinin bahçe kapısında, kaldırımında senelerin sırtına yüklediği onca yüke rağmen öylece dimdik doğru bildiklerinden bir adım olsun şaşmaksızın durmakta Tiraje (Dikmen 21.9.1925-1.9.2014)…[1]

Evvel zeman içinde Paris’te bir gece bir davetten aynı anda ayrılıp sohbetle yürüdükten neden sonra yol ayrımına geldiklerinde soruyor Sabahattin Eyuboğlu’na, “Benden istediğiniz yapabileceğim herhangi bir şey var mı?” diye… Sabahattin Bey de kendisine “Sakın değişme, hep böyle kal!” demiş… Ömr ü hayatında aldığı en güzel iltifatın bu olduğunu söylerdi Tiraje Hanım tevazu içinde ve hakikaten de hiç değişmedi, doğru bildiklerinden doğru sözlülükle hiç şaşmadı!

Tiraje Hanım’dan yadigâr ortak dostumuz Semiha (Akpınar) Hanım aktardıydı. “Bir de dosdoğru sözlüydü yalandan nefret ederdi,” diye… Çünkü çocukluğunda bir kabahat işlediğinde büyükleri dermiş ki: “Bak doğruyu söyle, doğruyu söylersen ceza yok, yok yalan söylersen ceza var.”

21 Eylül 1925’te dünyaya değil de âdeta Ada’ya gelmişcesine, dünya çapında tanınsa da bir diğer ucunda seneler senesi yaşasa da bir an olsun ayrılmamışlarcasına duruyordu kaldırımda…

 

İSKİ’nin Büyükada sokaklarındaki boru hattı döşemesi çalışması akabinde 1 Mart 2007 günü evinin yer aldığı Bahçelerönü Sokağı’ndaki yol yapım çalışmaları esnasında gereğini hatırlatan bir söylem ve duruşla işin başından bir an olsun ayrılmaksızın yolun kodunun kaldırım bordürlerinin üzerine yükselmesine karşı durarak, tarihi eser olarak tescilli evinin bütünlüklü bir parçası olan kaldırımını bilinç ve hassasiyetle korumaktaydı. Dün gibi gözümün önünde… Doğanbey Sokağı’na türlü defalar bu minvalde hamlettiklerinde benzer duruşu sergilemiştik haliyle de…[2]

IMG-4261

Nergis Abıyeva, “1950’lerde Paris’e Giden Ressamlar Bağlamında Tiraje Dikmen’in Hayatı ve Sanatı”, SALT Araştırma, 15.12.2017.

Evveli günün (15 Aralık 2017 Cuma) gecesinde —Türkiye’de görsel pratikler, yapılı çevre, sosyal yaşam ve ekonomik tarih alanlarında özgün belge edinimi ve araştırma projelerini desteklemek amacıyla 2013’te oluşturulan— SALT Araştırma Fonları’nın desteğiyle Nergis Abıyeva’nın MSGSÜ Batı Sanatı ve Çağdaş Sanat yüksek lisans programında Haziran 2015’ten beri sürdürmekte olduğu 1950’lerde Paris’e Giden Ressamlar Bağlamında Tiraje Dikmen’in Hayatı ve Sanatı konulu yüksek lisans tezinin yirmi dakikayla sınırlı olsa da hayranlık uyandıran pek mâhir bir biçimde sunumu ertesi oturumdaki  kimi konuşmaları da dinledikten sonra Ada’ya dönüşte nicedir pek güç gelse de Bahçelerönü Sokağı’ndan Tiraje’siz ve üstelik hatırlı hâtırasına, vasiyetine türlü hürmetsizlikle gereğince sahip çıkılmaksızın hal ve vaziyeti per perişan, akıbetiyse halen belirsiz evinin önünden geçip hatırlı hâtırasını yâd edeyim istemiştim ki bir de ne göreyim;
—İstanbul’daki Gümrük Antrepoları, ilk tramvay hatları, Tünel’deki Metro Han, Taksim’deki Surp Agop Akaretleri, Müze-i Hümâyun’un (İstanbul Arkeoloji Müzeleri) ana binaları ve Nişantaşı’ndaki İzzet Akosman Evi’nin de mimarı olan— M. Nuriciyan (1872-1954) tarafından 1934 senesinde Art Dèco tarzında Hristo Dimopoulos Kalfa (1882-1962) yönetiminde, o vakitler genç yaşındaki Koço (Kantakuzinos) Kalfa’nın (1907-2008) da katılımıyla inşa edilerek; TC Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından da “korunması gerekli kültür varlığı olarak” ve “bahçesindeki yetişmiş ağaçlarla beraber” bütünlüklü bir şekilde tescillenen Cafer Dikmen Köşkü’nün[3] malzemesi, işçiliği ve üslûbuyla ayrılmaz bir parçası olan yapıldığı dönemi tastamam yansıtan kaldırımları Adalar Belediyesi’nce sökülerek yerine Ekim 2017’de komşusu Kanarya Sokağı’na[4] da döşenen Adalar’ın kentsel dokusuna mugayyir olmakla herhangi bir yerleştirme sevdası çalışmaları kapsamında beton bordürle iki renkten desenli Çin granidi paket taşları revâ görülmüş!

Büyükada Bahçelerönü Sokağı No:14, 15.12.2017. )O(

Büyükada Bahçelerönü Sokağı No:14, 15.12.2017. )O(

Göz var izan yok görgü ise hiç yok! Döşedikleri o kaldırımların, döktükleri otoban asfaltlarının Adalar’ın kentsel üstelik de sözüm ona SİT olarak tescillenerek koruma altına alınmış dokusuyla yakın uzak bir âlâkası var da biz mi anlayamıyoruz acaba?!

Bilmem kaç defa yayımladığımız “Doğal ve Kentsel SİT Alanı Ada yolları nedir ne değildir“i bir kez daha yüksek sesle okuyalım da o “akılsız merkepler” hangileriymiş iyice bir anlayalım bakalım![5]

Adalar Kentsel SİT alanı mı dediniz? “Kanun Tanımazlar Diyarı”nda kim takar ki SİT’i MİT’i! Kent KonŞeysi mi? Yasal mı? Asal mı? Kanun mu? Peşrevi mi? Etik mi? Etek mi? Hah hah hay huylu huyundan hiç vazgeçer mi?

Muharrem Nuri Birgi’nin, Tiraje Hanım’la birlikte kaleme alarak dönemin Kültür ve Turizm Bakanı İlhan Evliyaoğlu’na gönderdikleri 13 Temmuz 1983 tarihli mektuptan:

[…] Büyükada’nın cadde ve sokaklarının balık sırtı hususiyetleri ise usulsüz biçimde dökülen katran tabakaları ile yok edildiği için yolların su akıntıları bozulmuş olup su birikmelerine meydan verilmektedir. Adanın orijinal kaldırımlı yokuşları da betonla örtüldüğünden oralara artık arabalar çıkamamaktadır. […]

Tiraje Hanım, sohbetlerimizde ince bir asfaltla kaplı balık sırtı biçimindeki Ada yollarında hiç su birikintisinin olmadığından, kenarlarındaki ızgaraların kavuştuğu kanallar vasıtasıyla bu yağmur sularının da doğrudan denize aktığından bahsederdi.[6]

Koço (Kantakuzinos) Kalfa ve Tiraje (Dikmen), Büyükada’da, 11.7.2005. )O(

Tiraje Hanım anlatıyor:

Koço Kalfa bize ne zaman gelse, kapının tokmağından tulumbanın sapına… Hepsini yerinde bulmaktan, duvarda yetmiş yıldan fazla aynı yağlıboyanın durduğunu görmekten son derece heyecanlanıyor, duvarlara dokunuyor, gerçekten mutlu oluyor… Bir çeşit mesleğiyle iftihar![7]

IMG-7987

Büyükada Dikmen Evi, 23.8.2017. )O(

Tiraje Dikmen Evi, 9.6.2005. )O(

Tiraje Dikmen Evi, 9.6.2005. )O(

     

Ve evet bizzat şahidim Koço Kalfa, Tiraje Hanım’ın ziyaretine her ne vakit gelse duvarlara dokunarak iftiharla evin inşaatından tüm ayrıntılarıyla o günmüş gibi bahsederken çocuksu bir pırıltıyla gözlerinin içi gülerdi âdeta… İnşa edildiği 1934’ten beri kullanılan malzeme kalitesi ve işçiliğinin mükemmeliyeti ve elbette mukimlerinin de bilinç ve hassasiyeti sayesiyle evin dış cephe de dahil duvarlarının boyanıp badanalanmasına, parkelerinin cilalanmasına lüzum dahi olmamıştı!

Tiraje Dikmen Evi, 3.4.2005. )O(

Evle bütünlüklü bahçenin sarıp sarmaladığı güzellikleri anlayamayan kimi ziyaretçilerinin hadlerini hayli aştıklarının da farkına varmaksızın “Manzarayı kapatan şu ağaçları budatsanız, evi de bir boyatsanız,” neviinden densiz önermelerine, Tiraje Hanım haliyle bir hayli şaşarak “Anlamıyorlar asıl manzara ve kıymetin ne olduğunu ki,” demekle yetinirdi.

Tiraje, Büyükada Turing İskele Cafe, 14.7.2007. )O(

Ne de güzel anlatır o cânım ev halini Mehmet Güreli:

Evet. Ada’ya gitmek, Tiraje’yi görmek demekti. Onla çay içmek, sohbet etmek ve mutlaka geçmişten bir resme, bir portreye, bir hikâyeye, bir fotoğrafa ulaşmak, bakmak demekti. Ona uğramak, onun erişilmez renklerini, çizgilerini yansıtan, artık tam anlamıyla onla özdeşleşmiş evinde azıcık bir zaman geçirmiş olmak bir şölendi. Unutulmaz masasının başında özenle ikram ettiği fincanlara takılır giderdi gözünüz. Siyah elbisesinden yayılan zarafeti her alana yayılırdı bir tütsü gibi. Evin kokusu taze kurabiyelerin çileklerine karışırdı sessizce. Salonda kendini duyuran; her nesnenin seçilmiş olduğuydu. Sanki örtüleri bile o çizmişti. Sonra birden etrafa bakmaya başlardınız. Onun sakin, sade çizgileri sizi çağırırdı. Duvarları süsleyen çerçeveleri süzerdiniz. Her kâğıda dokunuş desen olarak geri dönerdi. Fırçanın yarattığı her yapı gizemli bir tutkunun örtünmesi, saklanması anlamına geliyordu. Her şey onun sanatında insana saygıdan kutsallığa uzanan yolda ilahi bir sezgiyle buluşuyor, hep doğruyu yakalayan derin bakışında eriyordu. Gizliliği süslüyordu renkleri. Az konuşan kararlı çizgileri eğilmeyen dalların vakur sallanışlarını yansıtıyordu. Öyle bir duyguydu ki bu, onun zarafetini, inceliklerini ve derinlikli bakışını anlatamayışın ya da yetersiz olacağını baştan kabul edişimin çaresizliği gibiydi. Resimleriyle yarattığı dünyanın dışında duruyordu sanki. Tiraje yaratıyordu ve bırakıyordu; bir haiku ya da karikatür gibi resimlerinin kendilerini çok rahat anlatabileceğine inanıyordu. Geçmişten söz ederken bir gün yüzerken bir dönemde Ada’da sürgün olan Troçki’yi kayıkla balık tutarken gördüğünü söylemişti. Her Ada’ya gidişlerinde Tiraje’ye uğramak, onun erişilmez çizgilerini yansıtan, belki de artık ona benzemiş evinde onunla sohbet edebilmek her zaman kaçınılmaz olmuştur dostları için. Emine [Çiğdem], Reha, Amelie ve Defne için. Şimdi bazıları orda, bazıları dönüyor. Tiraje’nin evine giden yolu daraltıyor bazı ağaçların yaprakları. Sessizlik, bahçeye dökülen yapraklarla baş başa. Tiraje el sallıyor siyah elbisesi içinde, gözleri yine gülüyor… […][8] [MU?]

Hiç sanmıyorum zira yazıklar oldu, yazıklar olsun! Paris’te Léopold Lévy’den yadigâr atölyesinin bulunduğu ‘Cité Verte’’in yıkımına karşı Comité de Défense de la ‘Cité Verte’ olarak verdikleri yaman mücadele peşi sıra Ada Dostları Derneği’nin kurucularından olup gerçek bir Ada sevdalısı olarak Adalar’ın Kentsel ve Doğal SİT Alanı bütünü olarak tesciliyle korunmasında nice emeği geçen —1985’te Ankara Galeri Nev’de açılan sergisiyle hem zamanlı olarak Galeri Nev tarafından yayımlanan Tiraje’nin resimlerinden oluşan Tiraje veya Zamanların Hafızası (Tirajé Ou Les Traces Memoriales) adlı sınırlı baskı serigrafi kitabında Waldberg, Aralık 1984’te Paris’te kaleme aldığı yazısına “Tiraje, zamanların hafızasındaki izleri keşfetmek gibi nadir bir imtiyaza sahip.”[9] diye son vermişken— evinin kaldırımında bıraktığı o emin adımlarının izleriyle hâtırasını, “zamanların hafızasındaki izleri” yok etmek niye?

Vefatının birinci sene-i devriyesinde o çok sevdiği Büyükadası’nda, Splendid Palas’ta hem onun anısına saygı göstermeyi, hem de dostlarını biraraya getirerek ona dair izleri daha görünür kılmayı hedefleyerek düzenlediğimiz “Zamanların Hafızası” Ressam Tiraje (Dikmen) İçin Anma Toplantısı’na[10] yurtdışında olduğu için katılamayan ancak duyurulmasını istediği mesajını okumam ricasıyla gönderen İstanbul Adaları Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği Başkanı Arif Çağlar şöyle sesleniyordu:

Tiraje (Dikmen), İAKTVKD toplantısında, 16.7.2010. )O(

Elimde bir fotoğraf var, Tiraje Hanım bir toplantı masasında oturuyor. O toplantıyı hatırlıyorum, hiç konuşmuyor ama onun orada oturuyor olması Adalar’ın korunmasıyla ilgili söylenebilecek tüm sözlerden daha ağır, daha etkili, daha önemli, bunu o gün o toplantıya katılan hepimiz Tiraje Hanım’ın o masada, ricamız üzerine kabul edip oturduğu baş köşede sessiz ve vakur duruşunda hissediyoruz.

Tiraje Hanım’ın doğup büyüdüğü, başka yerlerde de olsa hiçbir zaman bırakamadığı, gittiği her yere kendisiyle birlikte taşıdığı Adalar … severek, anlatarak, korunması için hiçbir şeyi esirgemediği, gücünü ve zamanını severek ayırdığı İstanbul’un bu semti için yapılan ve yapılabilecek doğruları yanlışlardan ayırabilmekteki sağlam yargı gücü bugün her zamankinden fazla hepimiz için yol gösterici.

Adına en çok kendisinin layık olduğu İstanbul Adaları Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği’nin kuruluşundaki payı, desteği ve heyecanı unutulamaz. Tıpkı Tiraje Hanım’ın Ada Dostları Derneği’nin kurulması, oradaki çalışma heyecanı ve yılmazlığı ve nihayet Adalar’ın Doğal ve Kentsel SİT Alanı olarak tescilindeki emekleri gibi. 

Tiraje Hanım bu yılmazlığı ve yanılmazlığıyla bugün hepimiz için Adalar’ı sevmeyi sanatı sevmenin heyecanıyla bütünleştirebilen herkes için yol gösterici oluyor.

Kendisini güçlü sanatçı kişiliği ve doğup büyüdüğü, üzerine titrediği Adalar’ı için yaptıklarıyla anıyoruz, her zaman anacağız.[11]

Levent Yılmaz’ın yazdığı misal:

[…] Tiraje, Ada’da çizmeye devam ediyor. Her onu ziyaret ettiğimde bir hafta sonra Paris’e geri döneceğini anlatıyor. Güzin Dino ise, her hafta, Tiraje’nin gelecek hafta artık geleceğini söylüyor (Tiraje bir daha Paris’e hiç dönmedi). Bana kızıyor Tiraje, onu yeterince aramıyorum diye. Haklı, son zamanlarda hele hiç aramadım: Çünkü onunla ölümden konuşmak çok üzüyordu beni ve her seferinde ölümden, ölümünden konuşuyorduk. Sonra, yeni yaptığı resimleri gösteriyordu: Muhteşemdiler. Bunca büyük bir ustalığı insan büyük bir sükûnet içinde yakalayabilir diyordum kendime. Yine kimse görmeyecek bu resimleri, yine göstermeyecek. Ve yine ölümden konuşacağız, o müthiş güzel kokan manolya ağacının yanı başındaki balkonda. […][12]

Sabahlara değin süren çalışma ve sohbetlerimiz esnasında ekseriya gece geç vakit arardı Güzin Hanım… Tiraje yeşil salamander bir sobayla ısınan yemek odasından üst kata çıkar Güzin Hanım’la uzunca konuşur sonra Apostol Usta’nın yaptığı o hârikulade ahşap merdivenlerden kulaklarımdan sesi hiç gitmeyen o adım adım o tok tok ayak sesleriyle iner sol elini hafifçe göğsüne kalbinin üzerine koyup diğeriniyse hizasında dikey olarak tutup hafifçe indirip kaldırarak “pek mahçubum şekerim, Güzin aradı yine ne zaman geliyorsun artık Paris’e diye sordu yine ve yine… Artık ne diyeceğimi bilemiyorum hakikaten de… Geleceğim diyorum her seferinde de…” diye serzenişte bulunurdu biçare… Güzin Hanım usanmaksızın sorardı Tiraje ise gideceğine dair inancını yitirmeksizin yaşamına varlığına, evine bahçesine türlü cihetten akıl almaz saldırılarla yılmaz bir mücadele içinde kalesini direnerek savunan bir nefer misali terk edemeyip bilinç altı bir dirençle de pasaportunu kaybediverir, uzun vakitler de arar da arar bulmaz, bulamaz neden sonra misal gardrobunun üst rafının gerisinde bulsa da gitmezdi, gidemezdi Paris’e bir türlü yine! Seneler senesi üzerinde çalıştığımız özgeçmişine ise çok geçmeden Paris’e nasılsa döneceği inancıyla: “Resim çalışmalarına ara vermedi. Paris’ten ayrılmadı, sanat hareketlerinin ve sanat çevrelerinin içinde yaşamını sürdürdü.” diye yazdırırdı mutlaka. Bu defa Necmi (Sönmez) arar onun iyiliğini isteyen gerçek dostluğu ve kendine has üslûbuyla “Tiraje kendini âdeta yaşarken öldürüyorsun burada Paris’te üretmeye devam edeceğine burada kala kaldın…” diye diye… Necmi Tiraje Hanım’ın vefatı dolayısıyla kaleme aldığı yazısında bu hususa da kısaca değinir şöyle:

[…] 1925 yılında Büyükada’da doğan ressam Tiraje Dikmen’i 1 Eylül 2014’te kaybetmemiz, sadece Türk resmi açısından değil, giderek çoraklaşan kültür ortamamız açısından da önemli bir kayıp. Çünkü kelimenin tam anlamıyla ‘sıradışı’ bir yaratıcı olan Tiraje, Paris ve İstanbul arasında şekillendirdiği sanat ve yaşam modeliyle ayrıcalıklı bir konuma sahipti. Son kişisel sergisini 2002 yılında Ankara Galeri Nev’de açan sanatçının resimlerinde geliştirmiş olduğu ‘anlatım dili’, ülkemizin sanat gündemine uymadığı; dahası bu sığ gündemi aşan uluslararası bir boyuta sahip olduğu için anlaşılamamış, bu yüzden de yadırganmıştı.

GERÇEK BİR ÖNCÜ

Hiçbir gruba katılmadan, herhangi bir akımın peşinde giden yolda değil de, ‘kendi doğruları’ çerçevesinde sıkı bir kumaş gibi dokuyarak oluşturduğu resim diliyle Tiraje, farklı açılımları olan bir kurgu ve renk anlayışı geliştirmişti. Bu özellikleriyle Türk Sanatı içinde tekil bir konuma sahipti. Onu bu denli farklı kılan elbette yaşam öyküsünden kaynaklanan değerlerinin üzerine kurduğu ‘karakteriydi’. Mutlak doğrunun peşinde, erişilmez kompozisyonları kurgulayarak daha önce yapılmayanın, görülmeyenin şekillendirilmesinde Tiraje gerçek bir öncüydü. […] 1980’li yılların tamamını elinde kalması için mücadele ettiği Büyükada’daki doğduğu köşkte geçirdi. […][13]

Rahatsızlığında kendisine yaşatılanlara —özel hayatına dair her türlü mâlûmatı özenle muhafaza ettiğini bilmekliğimden hatırlı hâtırasına hürmetle— burada değinmeyeceğim kesinlikle lakin halen yüreğim sızım sızım sızlayarak kan ağlar…

Gerçek bir Ada sevdalısı olarak Adalar’ın Doğal ve Kentsel SİT Alanı olarak tesciliyle korunmasında nice emeği geçen 21 Eylül 1925 Büyükada doğumlu Tiraje, 2014 Eylülü’nün biri saat 14:30 suları idi çok sevdiği Büyükadası ve evine ne yazık ki  hasret gitti… Ve 3 Eylül günü Büyükadası’nın toprağına anca bu surette kavuşabildi!

Duruşu, adımı, bakışı, sesi, seslenişiyle her manada evinin kaldırımı da dahil bu dünyada bıraktığı iz yerli yerinde, bakıp da görebilene… Bir başka açıdan bakıldığındaysa ne yazık ki yerinde yeller esmede!

Oysa Tiraje’nin, evin sakini Dikmen Ailesi ve yakın çevresi yanı sıra ziyaretçilerinden Ord. Prof. Dr. Ömer Lütfü Barkan, Germain Bazin, Yves Bonnefoy, George Braque, Victor Brauner, André Breton, Blaise Cendrars, Jean Cassou, Marc Chagall, Andre Derain, Georges Duthuit, Max Ernst, Charles Estienne, Alberto Giacometti, George Herold, Prof. Dr. Gerhard Kessler, Jacques Lassaigne, Man Ray, Ord. Prof. Dr. Umberto Ricci, Ord. Prof. Dr. Philipp Schwartz, Tristan Tzara, Patric Waldberg değilse de mutlak surette Madam Agnidis, Av. Cengiz Akıncı, Semiha Akpınar, Evrim Altuğ, Madam Angel ve oğlu balıkçı Hakkı, Hakkı Anlı, Oğur Arsal, Ali Artun, Deniz Artun, Nur Altınyıldız Artun, Fazıl Ahmet Aykaç, Müjde Aykaç, Ayşe Ataman, Osman Bahadır, Prof. Dr. Ömer Lütfü Barkan, Nüveyre Bayraktar, Aliye Berger, Angela Berzeg, Korhan Berzeg, Muharrem Nuri Birgi, Arif Çağlar, İpek Çalışlar, Oral Çalışlar, Gönül Dervişoğlu, Nejad Devrim, Şirin Devrim, Cafer Fahri Dikmen, Halide Dikmen, Hamdi Dikmen, İnci Dikmen Asral, Selçuk Dikmen Saruhan, Şükriye Dikmen, Hristo (Dimopulos) Kalfa, Güzin Dino, Abidin Dino, Güzin Duran, Feyhaman Duran,  Amelie Edgü, Dr. Enis Erdem, Zafer Ertaş, Sabahattin Eyuboğlu, Prof. Dr. Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, tesisatçı Andon Franguli, Füreya, Ziya Gökalp, Prof. Dr. Macit Gökberk, Muhterem Gökberk, Nilüfer Gökberk, Saadet Gökberk, Turgut Gökberk, Ülker Gökberk, Zahide Gökberk, Rezan Peya Gökçen, Çelik Gülersoy, Mehmet Güreli, May Hamson, Muhsine Helimoğlu, İhap Hulusi, Fahir İz, Koço Kantakuzinos, hemşire Saliha Karanfil, Yaşar Kemal, Tilda Kemal, Hasene Kıbrıslı, Kâmil Kıbrıslı, Ömer Koç, Ahmet Koçoğlu, Leziz Koçoğlu, Léopold Lévy, Dr. Akil Muhtar, Dr. Celâl Muhtar, Asım Mutlu, Leyla Yunus Nadi, Nilüfer Yunus Nadi, Nikola Nikolaidis, M. Nuriciyan, Fethi Okyar, Galibe Okyar, Osman Okyar, Mukaddes Orçun, Aysel Özakın Ingham, Sebahat Güner Özalp, Teoman Özalp, emektârları Zeliha ve Mustafa Özcan, veteriner hekim Murat Özhavala, tesisatçı Sokrat Poridis, tesisatçı Niko Poridis, Dilek Ramazanoğlu, Metehan Sökeli, Londra Şehbenderi Refet Bey ve eşi “Madam Refet” (Feride Kıbrıslı), Melahat Saka, Hasan Saka, Defne Sandalcı, Emil Galip Sandalcı, Zekeriya Sertel, Yıldız Sertel, Necmi Sönmez, Arif Suyabatmaz, İsmail Hakkı Suyabatmaz, Leyla Tara Suyabatmaz, İlhan Şevket, emektârlarından (1989-2007) Zehra-Şevket-Hüseyin Şenyüz, Yves Tanguy, Dr. Ahmet Tanrıverdi, Nilüfer Tapan, Mehmet Selim Tugay, Selim Turan, Mina Urgan, “Madam” Mary Vasiliadis, Gündüz Vassaf, Tunç Yalman, Levent Yılmaz ve daha ola ki atladığımız veyahut bilmediğimiz kimlerin ayak izleri… Pek sevdiği köpeklerinden Kuçu ile Kömür ve kedisi Pamuk’un pati izlerini de es geçmeyelim tabi…

Tiraje Hanım’la tanışmamıza vesile olan Altın Yağmuru’yla (Laburnum watereri) birlikte o değersiz değerbilmezlerin zindanlarına mahkûmiyetle tüm bu olup bitenlere öfke ve isyan içinde karşılaştığımız bu içler acısı manzara karşısında kapısı önünde hıçkıra hıçkıra ağladık o gece…

Altın Yağmuru’nda Tiraje, Büyükada, 12.4.2008. )O(

Derken annem Müjgân Demir’in (8.10.1930-26.3.2008) vefatında bahçesinden o alev kırmızı bir kucak dolusu Osmanlı lâlesiyle birlikte bahçıvanı Mustafa’yla yolladığı 27 Mart 2008 tarihli elyazısı mektubu akla geldi:

Sevgili Çiğdem,
Ne diyebilirim… Kederinize
ve hissettiklerinize içtenlikle
katıldığımı söylemekten başka…
Var olmak veya yok olmaktan
söz etmek istemiyorum.
Unutmayın “Yaşamak” var,
“Yaşam” var, bir gerçek ve çok
güzel ve de sonsuz, bir anlamda…
Fevkalâde değil mi? Çaresizliği
de kapsıyor… “Doğa” da var…. ve
bugünlerde yeniden doğuyor…
pırıl pırıl… “Güzellik” var…
Bugünlerde bütün bunları
hatırlayın, olur mu?

Lâle’ler annenize,
yeni açtılar.

Tiraje

Ben bir iki gün daha
çıkamayacağım için
gelemiyorum. Kusuruma
bakmayın.[14]

Tiraje Hanım’ın evinin bahçesinde Altın Yağmuru (Laburnum watereri), Büyükada, 12.4.2008. )O(

Argos Kralı Akrisios’a torunu tarafından öldürüleceğini söylediydi Delphili kâhinin biri
Ecel korkusuyla tunçtan bir kuleye kapattı o da güzeller güzeli kızı Danae’yi
Oysa tavandaki bir yarıktan yağdı Zeus, Danae’nin odasından içeri… altın yağmuru gibi
İşte böylelikle dünyaya geldiydi Perseus, Argos tahtının o yiğit vârisi

Kral biçare Danae ile Perseus’u bir sandığa kapatıp denize atıverdi
Ana-oğul, Zeus’un himayesinde neyse ki sağsalim Seriphos Adası’na çıkabildi
Kral Polydektes’in kardeşi Diktys’in himayesine sığındılardı ki Polydektes güzel kadına göz koyuverdi
Danae’yi elde edebilmek için de oğlu Perseus’u uzaklaştırmak istedi
Derken aklına bir fikir geldi: Perseus’un Medusa’nın başını kesip getiremeyeceğini iddia etti
Yiğit Perseus da dünyanın bir diğer ucuna doğru derhal yola çıkıverdi

Alevden bakışlarıyla göz göze geldiği herkesi,
Taşa çeviren Medusa’yı öldürebilmek için Athena’dan yardım istedi
Bilge Tanrıça tuttu kalkanını adeta bir ayna gibi
Böylece gözü kara Perseus da Medusa’nın o korkunç başını kesiverdi
Toprağa akan kanından kanatlanan Pegasus’la Okeanos’u geçti
Seriphos Adası’na vardığında Danae’ye ve Diktys’e karşı zor kullanan Polydektes’i
Heybesinden çıkardığı Medusa’nın kesik başını göstererek tahtında taşa çevirdi![15]

IMG-4364

Japon Fulyası (Chimonanthus praecox), 17.12.2017. )O(

Dinmek bilmeyen bir öfke ve üzüntüyle uyuyamadım o gece sabaha kadar derken dün de ha keza şimdiyse bir dem tam da bu vakitler bahçesinden gönderdiği bir kaç dal Japon Fulyası (Chimonanthus praecox) insanın âdeta aklını başından alan râyihasıyla yanıbaşımda, satırlarıma son verirken dilerim ki Medusa’nın dehşet saçan gözlerine bakmışcasına taşlaşsın bu kararı verip de uygulatan yüreği zaten taş kesmiş o taş kafalılar!

Bir kez daha ve bininci defa İstanbul Destanı’nın nihâyeti olarak kulakların çınlasın Bedros Reis, “Ey! Benim dev memesinde cüceler emziren acayip memleketim.”

Emine Çiğdem Tugay
)O(

Tiraje Hanım’dan bir yadigâr, Emine Çiğdem Tugay Koleksiyonu. f: Mustafa Hazneci.

___________________________

    1. Tiraje Dikmen’in özgeçmişine dair bkz. Emine Çiğdem Tugay, “1930′lu Yıllardı, Adalı Bir Kız Denizde Taş Sektirdiğinde, Aya Nikola Koyu’nda…”, Adalar Postası-2713 (19.4.2013).
    2. Emine Çiğdem Tugay, “Doğanbey’in Hafızasında Neler Neler Saklı? #direnıhlamurağacı”, Adalar Postası-2730 (28.9.2013).
    3. Semiha Akpınar, Büyükada (Bir Ada Öyküsü), İstanbul (2014)139-140.
    4. Emine Çiğdem Tugay, “Elvedâ Kanarya…”, Adalar Postası-2847 (3.10.2017).
    5. Viktor Albukrek, “Her Yağmur Sonrasında Yollarımız Mis Gibi Lavanta Çiçeği, Yaban Nanesi, Adaçayı ve Itır Kokardı…”, Adalar Postası-2579/2 (23.4.2011).
    6. Amelia Burci, Tiraje Dikmen, Samih Rifat, Emine Çiğdem Tugay’ın katılımıyla 22 Temmuz 2005 tarihinde Büyükada’daki evinde Koço (Kantakuzinos) Kalfa’yla yapılan söyleşi: “Ben Burda Öleceğim Bir Yere Gidemem…”, Adalar Postası-2412 (24.4.2010).
    7. Semiha Akpınar, Büyükada (Bir Ada Öyküsü), İstanbul (2014)140.
    8. Mehmet Güreli, “Tiraje”, Taraf, 4.9.2014.
    9. Patrick Waldberg, Tiraje veya Zamanların Hafızası (Tirajé Ou Les Traces Memoriales), İstanbul (2002).
    10. “Zamanların Hafızası” Ressam TİRAJE (DİKMEN) İçin Anma Toplantısı…”, Adalar Postası-17.7.2015. yanı sıra söz konusu toplantının Umut Sülün tarafından yapılan video kaydını seyretmek için bkz. https://youtu.be/VBoAIz9Ojag
    11. Arif Çağlar, “Tiraje İçin…”, ‘Zamanların Hafızası’ Ressam Tiraje (Dikmen) İçin Anma Toplantısı, Büyükada Splendid Palas Oteli, 1.9.2015.
    12. Levent Yılmaz, “Tiraje’nin, Resimlerini Göstermeyen Bir ‘Fauve’ Olarak Portresi”, Taraf, 4.4.2012.
    13. Necmi Sönmez, “Kelimenin Tam Anlamıyla Sıradışı: Tiraje”, Radikal, 2.9.2014.
    14. Tiraje Dikmen’in Emine Çiğdem Tugay’a annesi Müjgân Demir’in vefatı dolayısıyla yazarak yolladığı 27.3.2008 tarihli taziye mektubu.
    15. Emine Çiğdem Tugay, “Altın Yağmuru Efsanesi”, Adalar Postası, 9.5.2006.

Not: Aksi belirtilmedikçe yazıda kullanılan fotoğraflar Emine Çiğdem Tugay tarafından çekilmiştir.


Responses

  1. Bu muhteşem bellek yazılarının bir kitapta toplanıp tekrar yayımlanacağını ummak istiyorum sevgili Emine Çiğdem. Sevgiyle… Neşe

    • Pek saygıdeğer ve de sevgili Neşe (Kıldacı) Hanım,
      Teveccühünüze 1001 teşekkürlerimle…
      Ada sahillerinden sevgiyle selâm ederim,
      Emine Çiğdem Tugay
      )O(


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: