Gönderen: adalarpostasi | 14 Ağustos 2016

Bir aczin ilanı olarak Adalar Kent Konseyi yönetiminin yeni yazısı…

Bir aczin ilanı olarak Adalar Kent Konseyi yönetiminin yeni yazısı…

2

2 Mayıs 2015 tarihinde Adalar Postası’nda yayımlanan “Adalar Kent Konseyi’yle İlgili Zorunlu Bir Açıklama” yazısına cevaben 13 Ağustos 2016 tarihinde “Adalar Kent Konseyi Yürütme Kurulu” imzası ve “Adalar Kent Konseyi’nden Adalar Kamuoyunun Dikkatine” başlığıyla yine Adalar Postası’nda yayımlanan yazının bir aczin ilanından başka bir şey olmadığı aklı yerinde olan herkes tarafından kolayca görülecektir. Yine de hiçbir yanı doğru olmayan bu yazıdaki şu yanlışlara işaret etmek gerekiyor:

İstanbul Adaları Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği (İAKTVKD, aşağıda kısaca “dernek” olarak bahsedilecektir) 20 Temmuz 2014 tarihinde yapılan Adalar Kent Konseyi seçimli genel kurulunda derneğin üyesi Baki N. Baltacı’nın derneğin delegesi olduğunu söylememiştir, dernek bu üyeyi yönetim kurulu kararıyla Kent Konseyi’ne delege tayin etmiş ve bunu yazılı olarak ilgili makama bildirmiştir. “Söylemek” başka şeydir, resmen alınmış kararın yazılı belgeyle bildirimi başka şeydir. Ama tabii bu ayrımı bilmezseniz hilesiz seçimin ne olduğunu da bilemezsiniz.

Dernek başkanı, bazı yönetim kurulu üyeleri ve bazı dernek üyelerinin yapılan Kent Konseyi yönetimi seçiminin dürüst ve hilesiz bir seçim olmadığını iddia etmiş olmaları doğrudur ve bu bir “dedikodu” değil belgelere dayalı bir iddiadır ve bu nedenle de seçimle ilgili belgelere savcılık el koymuştur. Savcılığın soruşturma açmasına izin verilmemesi üzerine dernek İstanbul Bölge İdare Mahkemeleri’nde dava açmıştır. -Adalar Kent Konseyi yönetimi, kuruluş ve derneklerin hilesiz ve düzgün çalışma şekline o denli uzak olmalı ki derneğin açtığı davanın dernek başkan yardımcısının “marifeti” sanmaktadır. Oysa dernek “marifet”lerle değil tüzüğüne uygun olarak yönetim kurulu kararlarıyla hareket etmektedir. Yazıda kullanılan haliyle argoda “hile”nin bir başka ifadesi olan “marifet” yerine doğru davranış şekli konsey yönetimindekiler tarafından ne kadar çabuk öğrenilirse o kadar iyidir.

Yürütmeyi durdurma istemi gibi bir aciliyet konusuyla açılan dava iki yıl sürmüş ve iş işten geçtikten sonra dikkatsiz bir kararla yeni bir safhaya ulaşmıştır. Mahkeme kararı içerik açısından yetersizdir çünkü hileli seçimle ilgili iddiaların sadece kooperatiflerin seçime katılımıyla ilgili olanına yer verilmiş, diğer iddialar ele alınmamıştır. Mahkemenin bu gerekçesi doğru olsa bile yasaya göre Kent Konseyi’nde yeri olmaması gereken “ticari kuruluş ve kooperatifler” dava konusu Genel Kurul’a çağrılmış ve delegelerine oy kullandırılmıştır. Nerede kaldı ki bir ilçenin kent konseyi yönetimi o ilçenin kuruluşlarının konseyidir ve ilçenin dışındaki kuruluşlar tarafından değil sadece o ilçenin kuruluşları tarafından seçilmelidir. Oysa seçime katılan ve oy kullanan kuruluşların arasında ilçeye ait olmayan kuruluşlar vardır. Bunun da ötesinde delege belgesinde hile yapılmıştır, kuruluşlardan birine bir yerine iki oy kullandırılmıştır vs.

Bir seçimin hilesiz, düzgün yapılması bir ilke meselesidir, oy çoğunluğu hiçbir zaman ilkesizliği ortadan kaldırmaz. Hile karışmış seçimin iptal edilerek dürüst bir seçim yapılması, ilçe kuruluşlarının kendi kendilerini yönetiminde dürüstlük ilkesini üstün tuttuklarını gösterecek önemli bir temel olacakken bunun yapılmamış olması bir davanın kazanılmış ya da kaybedilmiş olmasından çok daha kötüdür. Dolayısıyla söz konusu davanın vardığı yeni aşamada alınacak yeni bir sonuç leyhte ya da aleyhte olsun, ancak dürüstlük ilkesi üzerine kurulabilecek demokrasi ilkesi açısından son iki yıl içinde Kent Konseyi’nin bu halini kabullenen her türlü anlayış, gelişme ve davranış açısından Adalar İlçesi için büyük bir kayıp olmuştur.

Oy çokluğunu demokrasinin ve haklılığın tek ölçüsü sanmak cehaletiyle hareket edenlerin okuduğunu anlamayışına da şaşmamak gerekir: Mahkeme kararının gerekçelerindeki yetersizlik ve özensizlik bir yana mahkemenin davacı olan derneği avukat masrafını ödemeye mahkum etmiş olması bile iki yıla uzamış bir dava sürecinde aceleyle yapılmış yanlışlar için çarpıcı bir örnektir: Dernek hangi avukata para ödemeye mahkum edilmiştir? Mahkeme derneğin avukatını Kent Konseyi’nin avukatı sanarak derneği kendi avukatına para ödemeye mahkum etmiştir. Bu sanrının bir sonucu olarak mahkeme aldığı kararı davacı derneğe ve davalının avukatı sandığı davacı avukatına göndermiştir ama davalı Adalar Kent Konseyi’ne göndermemiştir. Dernek sözlü ve yazılı olarak bu yanlışa dikkati çekerek ilgili mahkemeye başvurmuş ve mahkeme kararının davalı tarafa, Kent Konseyi’ne gönderilmesini sağlamıştır.

Ama Adalar kamuoyuna seslenmek için yazı yazanlar mahkemenin karar kâğıdındaki bu basit yanlışı görüp anlayamayacak kadar cahildir. Böylelerinin dürüst seçimin nasıl yapılacağını asla anlamamalarına şaşmamak gerekir. Ama hayır, orta derecede bir zekânın anlayabileceği konudaki davranış bozukluğu “anlamakla” değil çıkar ve güçle ilgilidir. Bu açıdan kent konseylerinin ne olduğu, nasıl çalıştığı, nasıl kullanıldığı ve özellikle Adalar İlçesi’nde kuruluşundan beri kent konseyi tecrübesinin ne olduğunun incelenmesi gerekir. Bu önemli konu başka bir yazıya kalsın.

Yazıda bir de tehdit savrulmuş, Kent Konseyi hakaret davası açacakmış. Hakaret davası açmak için hakaretle ilişkisi olmayan bir dava konusunda mahkeme kararını beklemek niye? Hakaret konusu bu davayla ilgili mahkeme kararından bağımsızdır. Nerede kaldı ki bu konuda davacı taraf hiçbir hakaret ifadesi kullanmamıştır, sadece doğrulara ve yanlışlara işaret etmiştir. Hiç kimsenin karar ve davranışına da etki edilmemiş, herkesin kendi aklını ve vicdanını kullanmasına dikkat edilmiştir. Hileli seçim taraftarlarıysa iftira ve hakarete uğradıklarını ileri sürerek kendilerini kurtaracaklarını sanmaktadır. Ülkeye yayılmış bu hastalığın Adalar’a da sirayet etmiş olması üzücü bir durumdur.

Dernek kuruluş olarak bu son dönem Kent Konseyi çalışmalarına katılmamıştır ama dernek yönetim kurulu kendi üyelerini ya da başkalarını karar ve davranışlarında serbest bırakmış, konsey yönetimi seçimiyle ilgili olarak açtığı davaya işaret etmekle yetinmiştir. Zaten bunun ötesinde birşey yapması yetkisi ve gücü dahilinde de değildir. Buna rağmen davayı açan tarafa “çalışmaları sabote etmek”, “faaliyetleri karalamak”, “faaliyetlere katılmak isteyenleri engellemeye çalışmak”, “konseyde çalışmak isteyen gönüllüleri vaz geçirmek için envai türlü çirkin karalamalar yapmak”, “çalışma gruplarında emek veren arkadaşlarımızı taciz etmek”, “yazdıklarında ve ifadelerinde kullandıkları düşmanca tavır, dizginlenmemiş ölçüsüz öfke, kin ve nefret” gibi uydurmalarla saldırmaları böyle bir seçimle yönetime gelmiş olanların suçluluk psikolojisini göstermekten öte hiçbir anlam taşımamaktadır.

Arif Çağlar


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: