Gönderen: adalarpostasi | 20 Ocak 2016

Büyükadalı Bedia Muvahhit’in aziz hatırasına…

Büyükadalı Bedia Muvahhit’in (16.1.1897-20.1.1994) aziz hatırasına…

bedia-muvahhit-yesilcam-32699030-739-1024

16 Ocak 1897’de Büyükada’da Kumsal mevkiindeki köşklerinde dünyaya gelen İstînâf müddeî umûmîsi Mısırlızâde Şekip Bey ile Şefika Hanım’ın kızları Bedia Şekip sonradan taşındıkları Karanfil Mahallesi’nde geçen çocukluğunda Nizam’daki Saint Antoine Fransız Mektebi’nde başladığı öğrenimini babasının vefatıyla taşındıkları Moda’daki Terakki Mektebi ardından Notre Dame de Sion’da tamamladı. Fransızca ve Rumca dillerine hâkimdi. Türkiye’de yeni kurulan Telefon Şirketi’ne 1914 yılında alınan ilk Türk kadınları arasında yer aldı. 1914’te kurulan Dârülbedayi’ye girdi. 1921’de Erenköy Kız Lisesi’nde Fransızca öğretmenliğine başladı. Yine 1921 yılında Darülbedayi sahnesinde izlediği bir oyun sonrası imzalı resmini istediği aktör Ahmet Refet Muvahhid’le evlendi. Bu evliliğinden Şuayip Sina Arbel (1922-1991) dünyaya geldi. 1923’te Darülbedayi’nin İzmir turnesi sırasında İzmir’de bulunan Atatürk’ün, Türk kadınlarının neden sahneye çıkmadıkları suali üzerineyse İbnürrefik Ahmed Nuri’nin Ceza Kanunu eserindeki Sacide rolüne bir gece içinde hazırlanmak suretiyle sahneye çıkan ilk Müslüman Türk kadını olmuştur…

1923’te Muhsin Ertuğrul’un teklifiyle Halide Edip Adıvar’ın Ateşten Gömlek romanından sinemaya uyarlanan filmde rol aldı. Aynı yıl (6 Aralık 1923) Dârülbedayi’de Shakespeare’in Othello’sunda Desdemona rolüyle sahneye çıktı. Bu tarihten itibaren Dârülbedayi’de sürekli olarak çalıştı. Yurt dışındaki turnelere katıldı; Atina’da Desdemona rolünü Rumca oynadı. Birçok tiyatro eserini tercüme etti veya uyarladı. Fransızca’dan Türkçe’ye çevirdiği ve uyarladığı oyunlar arasında İstanbul Havası (Romain Coolus)Geçti Borun Pazarı (Robert de Flers), Oğlumuz (André Birabeau), Arılar (Densy Amiel) sayılabilir.

1927’de eşinin vefatından sonra ikinci evliliğini 1933’te Şehir Tiyatroları’nda besteci ve piyanist olarak çalışan Avusturyalı Ferdi Friedrich Von Statzer’le yaptı. Bu evliliği 1951’e kadar 18 yıl sürdü. Boşandıktan sonra tekrar Muvahhit soyadını aldı.

Bedia Muvahhit 1950 ve 1973 yıllarında iki kez jübile yaptı; sanat yaşamı boyunca 200’ün üzerinde oyunda ve sayısız sinema filminde rol aldı.

Hisse-i Şayia, Taş Parçası, Aktör Kin, Yorgaki Dandini, Hamlet, Devlet Kuşu, On İkinci Gece, Matmazel Julie, Aynaroz Kadısı, Hortlaklar, Mürai, Tersine Akan Nehir, Bir Kavuk Devrildi, Venedik Taciri, Fermanlı Deli Hazretleri, Mum Söndü, Bir Ölü Evi, Otello, Kafes Arkasında, Kafatası, Lüküs Hayat, Yarasa, Müfettiş, Saz-Caz, Mırnav, Ayaktakımı Arasında, Tebeşir Dairesi, Ahududu, Küçük Şehir, Oyun İçinde Oyun, Deli Saraylı, Kibarlık Budalası, Sana Rey Veriyorum, Deli Dolu, Suç ve Ceza, Çifte Keramet, Dama Çıkmış Bir Güzel, Gecikenler, Hanımlar Terzihanesi, Ceza Kanunu, İpekçi Merhum, İhtiras Tramvayı, Gavanult’tan Sevda Hanım, Zevcem (1923), Fırıldak (1924), Coolus’tan İstanbul Havası (1924), Feldau’dan Evdeki Pazar, Onlar Ermiş Muradına (1931), Robert de Flers’den Geçti Borun Pazarı (1930), Nancey’den Yukarı Köşk (1945), Birabeau’dan Oğlumuz (1938-1939), Densy Amiel’den Arılar tiyatro oyunları yanı sıra Pençe (1917), Casus (1917), Ateşten Gömlek (1923), İstanbul Sokaklarında (1931), Karım Beni Aldatırsa (1933), Beklenen Şarkı (1953), Paydos (1954),  Yaşlı Gözler (1955),  Son Beste (1955), Gülmeyen Yüzler (1955), Çapkınlar (1961), Gönül Ferman Dinlemez (1962), Bir Gecelik Gelin (1962), Belalı Torun (1962), Barut Fıçısı (1963), Genç Kızlar (1963), İstanbul Kaldırımları (1964), Kaynana Zırıltısı (1964), Manyaklar Köşkü (1964), Gençlik Rüzgârı (1964), Halk Çocuğu (1964), Anasının Kuzusu (1964),  Gel Barışalım (1964),  Sarı Kızla Kopuk Ahmet (1964),  Hizmetçi Dediğin Böyle Olur (1964), Hep O Şarkı (1965), Sevinç Gözyaşları (1965), Bozuk Düzen (1966), Aşkın Gözyaşları (1966), Çalıkuşu (1966), Sokak Kızı (1966), O Kadın (1966), Sevgilim Artist Olunca (1966), Şoförün Kızı (1966), Evlat Uğruna (1967),  Sen Benimsin (1967), Zehirli Hayat (1967), Dünyanın En Güzel Kadını (1968), Kâtip (1968),  Ateşli Çingene (1969), Esmerin Tadı Sarışının Adı (1969), Lekeli Melek (1969), Son Mektup (1969), Tatlı Sevgilim (1969), Yumurcak (1970) filmlerinde rol aldı.

1975’te Şehir Tiyatroları’ndan emekli oldu. 1980’de Dünya Tiyatro Günü Ulusal Bildirisi’ni hazırladı. 1981’de Atatürk Sanat Armağanı’na layık görüldü, 1987’deyse Devlet Sanatçısı oldu. 1988’de “İstanbul Sinema Günleri” festivali jürisi Bedia Muvahhit’i “Altın Lâle Ödülü”ne layık buldu.

Bir ev kazası sonrası kaldırıldığı İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastahanesi’nde 20 Ocak 1994 günü 97 yaşında yaşama gözlerini yumdu.

Vefatından dört gün sonra Beyoğlu’ndaki Küçük Sahne’ye adı verildi. 1995 yılından itibaren Türk Kadınlar Birliği Bedia Muvahhit adını yaşatmak için sahnelerimizde “İlk önemli rolünü” oynayan genç kadın oyunculara her yıl “Bedia Muvahhit Tiyatro Ödülü” vermektedir.

Bedia Muvahhit’in hayat hikâyesi, 1993 yılında Gökhan Akçura tarafından İstanbul Büyükşehir Belediyesi adına kitaplaştırıldı.

Büyükadalı Bedia Muvahhit’in vefatının 22. sene-i devriyesinde Büyükada’ya dair kimi hatıralarını aziz hatırasına saygıyla birlikte yâd edelim istedik…

*  * *

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, “Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Gençlik ve Edebiyat Hatıraları-16: ‘Yad Et ki, Seviştikti İlâhî Adalarda’…”, ? Gazetesi (19??)?:

FullSizeRender

FullSizeRender 2

[…] Bazı akşamlar, Dil’de bilmem hangi kır meyanecisinin, müşterileri eğlensin diye kurduğu salıncaklarda onlarla birlik, çocuklar gibi kolan vurduğumuz olurdu. Bu çeşit eğlencelerimizin birinde erkek arkadaşlarımızın en yaşlısı Yahya Kemal’le kadın arkadaşlarımızın en genci Bedia Şekip (ilk evlenişinde Bedia Muvahhit adını alan ünlü sahne artistimiz), öylesine bir havalanmışlardı ki, bu sefer, Bedia Hanım’ın başından yalnız örtüsü değil, sırtından meşlahı da sıyrılıp uçmuştu. O anda, her bakımdan başının döndüğü şüphe götürmeyen Yahya Kemal ise, “Aman, meşlahınız uçtu” diyeceği yerde “Aman, cibinliğiniz uçtu” diye haykırınca hepimiz Homerik bir kahkahayla gülmeye başlamıştık. Ama çok geçmeden bu salıncak safasından Yahya Kemal’in

Ben gün gibi yorgun o sebular gibi ince
Birden bire düştük gibi bir gizli sevince
Gezdik, yürüdük yan yana rüzgârlar esince
Sallandık o genç kızla salıncaklarınızda

şiiri doğacaktı. […]

*  * *

Sermet Sami Uysal, “Her Yönüyle Yahya Kemal-20: Bedia Muvahhit İçin Yazdığı Şiir”, ? Gazetesi (19??)?-?:

FullSizeRender kopya

FullSizeRender 3

[…] Yahya Kemal’in bu Ada’da söylediği ilk “Şarkı” burada yaşanmış olan tatlı bir aşkı anlatır ve sevgilisini o günleri “yâdetmeye” çağırır.

Şen şarkıların durduğu bir lâhza kenarda
Yâdet ki seviştikti iâhî Adalarda!

Buradaki sevgili, “gerçek yanı olmasına” rağmen, “daha çok” hayâlîdir… Yahya Kemal, kendi şarkı estetiği içinde kalarak bu şiirini yazmış ve onu hoşlandığı, bir “hanım”ın elâ gözleri ile süslemiştir… Zaten, bugün de yakınları hayatta olan bu “sevgili” ile Yahya Kemal arasındaki “ilişki” dost meclislerindeki sohbetten öteye geçmemiştir.

Beyatlı’nın ikinci Adalı “Şarkı”sı ise şudur:

Dalgın geceler! El ele geldik yarınızda,
Sallandık o şen kızla salıncaklarınızda.
Hummâlı denizlerden esen rüzgârınızda
Sallandık o şen kızla salıncaklarınızda.

Ben gün gibi yorgun, o sebûlar gibi ince,
Birdenbire düştük gibi bir gizli sevince,
Gezdik, yürüdük yanyana rüzgârlar esince,
Sallandık o şen kızla salıncaklarınızda.

Bu “Sebûlar gibi ince şen kız” hepimizin tanıdığı ve çok sevdiği Şehir Tiyatroları’nın her yönden “büyük” sanatçısı Bedia Muvahhit’tir.

Yıl 1918… Yahya Kemal yazı yine Büyükada’da geçirmektedir… O sıralarda dal gibi ince ve son derece neş’eli bir genç kız olan Bedia Hanım’ı, Yahya Kemal, ortak dostları Tahsin Nâhit’in evinde tanır… Ve kısa zamanda, girdiği meclisi şenlendiren bu kültürlü, Notre Dame mezunu, iyi Fransızca bilen genç kıza ısınıverir… Ona sık sık Fransızca romanlar ve piyesler getirir. Arasıra hep birlikte yürüyüşe çıkarlar… Bu güzel şarkı da, böyle bir yürüyüş sonucu doğmuştur… Bir yaz mehtabı, altın ışıklarının en tatlısını, Ada’ya cömertçe serptiği bir gece, içinde Yahya Kemal ve Bedia Hanım’ın da bulunduğu bir grup, Dil’e doğru uzanır… Bedia Hanım’ın yine bütün neşesi üstündedir… Herkesi gülmekten kırıp geçirir… Yürükali’ye yaklaştıklarında, Şâirin elinden tutarak, ille de şu salıncaklarda sallanalım diye tutturur… Gerisini Bedia Hanım’dan dinleyelim:

— Yahya Kemal Bey, arzumu kırmadı… Bol bol sallandık… Sallanırken ben de onu hayli güldürdüm… Mehtap ve denizden hafif hafif esen rüzgâr geceyi daha da güzelleştiriyordu… Sonra yine güle oynaya evlerimize döndük… O gecenin hâtırasını Yahya Kemal Bey:

Dalgın geceler el ele geldik yarınızda
Sallandık o şen kızla salıncaklarınızda

diye başlayan “Şarkı”sı ile şiirleştirdi… Zaten şiir gibi bir geceydi o. (28/Mart/1973 tarihli sohbetimizden). […]

* * *

Yener Süsoy, “Bedia Muvahhit ve Vasfi Rıza Zobu’yla Tatil Sohbeti”, Milliyet (15.3.1987)4:

FullSizeRender 4

[…]

— Bedia Muvahhit: “Babam Mısırlızâde Şekip Bey… Adliyeci, İstinaf Müddeiumumisi. Büyükada’da [Kumsal’da] doğup [Karanfil Mahallesi’nde] büyüdüm. Rumca’yı orada öğrendim. Fransızca’yı da Türkçe’yle beraber [Büyükada Nizam’daki Fransız Mektebi’nde] öğrendim. Notre Dame de Sion’da okudum. Oldukça varlıklı bir ailem vardı. Evde Fransız mürebbiyelerimiz, erkek aşçılarımız vardı. Babam öldükten sonra hayatımızı küçültmek icap etti. Moda’ya taşındık.

[…]

— Yener Süsoy: “Bedia Hanım, bu kadar dadılı, aşçılı büyütülmüşsünüz. Nasıl oldu da sizin bir tiyatro sanatçısıyla evlenmenize izin verdiler?”

— Bedia Muvahhit: “Muvahhit’le [Ahmet Refet Muvahhit] birbirimizi sevdik. Evleneceğimiz zaman [1923], ailede kıyamet koptu. Babamın kuzeni, Ömer Cemal Sarç’ın babası Celal Bey, amcam. O zaman Maarif Vekili’ydi. Gelmiş anneme. ‘Bizim ailede böyle rezalet olur mu? Kızını aktöte vermişsin’ demiş. Annem de, sözünü geçiremediğini söylemiş.”

— Yener Süsoy: “Sahneye çıkmanıza engel olmadılar mı?”

— Bedia Muvahhit: “Annemin kuzeni Dr. Kadir Paşa gelmiş. ‘Bizim ailede böyle rezalet olmaz. Kızın hem aktörle evlendi, hem sahneye çıktı’ demiş. Ailemde çok fena karşılandı benim Muvahhit’le evlenmem ve sahneye çıkmam. Muvahhit’le çok mesut olduk. Avrupa’dan elbiseler getirtirdi. Çok mesut oldum, ama az sürdü.”

— Yener Süsoy: “Buyurun Vasfi Bey.”

— Vasfi Rıza Zobu: “Muvahhit’e karşı bir sevgi ki, akıllar durur. Hayatını ortaya koyacak kadar. Büyükada’da küçük bir köşkte hasta yatıyordu. Ağır bir verem hastası. Ümit yok, gidiyor gürültüye. Bedia ise, kocası verem olduğunu hissetmesin diye ağzından öpüyor, suyunu içiyor. Sana bir şey söyleyeyim. Tıp, bunların yüzünden hapı yuttu. Şaşarım, bu kadın yaşıyor. […]

— Yener Süsoy: “Bedia Hanım, size bir şey söylemek istiyor Vasfi Bey.”

— Bedia Muvahhit: “Vasfi, ne olur beni methet. Yahya Kemal’in söylediğini söyle, Yener Bey’e.”

— Vasfi Rıza Zobu: “Hay Allah iyiliğini versin… Yahya Kemal’le Altıyol ağzında indik. Moda’ya gidiyoruz. Yaya olarak… Bir yere geldik, durdu. Sağ taraftaki sokağı gösterdi. ‘Bedia Şekip’i tanır mısın?’ dedi. ‘İyi tanırım’ dedim. ‘Bedia Şekip, bu civarın en meşhur, en güzel kızıydı’ dedi. ‘Bedia bu sokakta oturdu’ diye devam etti. Burada bir yer tarif edilirken ‘Bedia Şekip’in sokağını geç, ilerde’ diye anlatırdı. Bedia, işte böylesine meşhurdu. Arkadaşları hep meşhur kişiler.”

— Yener Süsoy: “Bedia Hanım, o ünlü kişilerden hiç evlenme teklifi almadınız mı?”

— Bedia Muvahhit: “Ben talebeydim, onlar koskocaman adamlardı. Bir gün Büyükada’ya gittik, davet vardı. Yahya Kemal’e, ‘Ne olur, salıncağa binelim’ dedim. Çocukluk işte. Koskoca Yahya Kemal, benimle salıcakta kolan vurdu. O zaman bir şiir yazdı “Sallandık o şen kızla, salıncaklarınızda’ diye. Alaeddin Yavaşça besteledi bu şiiri. […]

* * *

327370

Selami İzzet Sedes, “Yahya Kemal Aşk ve Ölüm”,
Kazım Yetiş (yay. haz.), Yahya Kemal İçin Yazılanlar-2, İstanbul (19??)99.

[…] Yahya Kemal âşıktı, her güzelin şahsında aşka âşıktı. Yahya Kemal, Eflâtunîliğin yeryüzünde en kuvvetli temsilcisiydi. […]

Dalgın geceler! El ele geldik yarınızda,
Sallandık o şen kızla salıncaklarınızda
Hummalı denizlerden esen rüzgârınızda,

O şen kız Şekip Bey’in kızı Bedia Hanım’dır. Bedia Muvahhit.

Dün bezminizin bir ezelî neş’esi vardı,
Saz sesleri tâ fecre kadar Körfez’i sardı,
Vakta ki sular şarkılar inlerken ağardı,
Bendim geçen, ey sevgili, sandalla denizden!

Bu körfez Büyükada’da Zeki Paşa Köşkü’nün [bkz. Seferoğlu hikâyesi…] önündeki koydur. […]

deyip bu büyülü Büyükada rüyâlarından Seferoğlu K(o)urusu koyunun Rant Canavarı’na yağmalatılmış kıyıları ve de içinden boylu boyunca —hani şu pek bir muzdarip oldukları araba sevdasıyla akülü araç adı altında gayrıkanunî olarak Adalara çıkardıkları— Trafik Canavarı dilediğince yol alabilsin diye olsa gerek o cânım Dilburnu’nun ruhuna üfürmek suretiyle reva gördükleri iki yanı kazıklı mıcırdan gıcır yolun o kâbus misali fotoğraflarıyla uyanma vaktidir…! GünAydın hiç değil ne yazık ki…
)O(

󾓯: Adı Cadı Kadın, "Seferoğlu Kurusu", Büyükada (159.1.2016).  )O(

󾓯: Adı Cadı Kadın, “Seferoğlu Kurusu”, Büyükada (19.1.2016).
)O(

󾓯: Adı Cadı Kadın, "Dilburnu'na kazıklı yol...!", Büyükada (13.1.2016).  )O(󾓯: Adı Cadı Kadın, “Dilburnu’na kazıklı yol…!”, Büyükada (13.1.2016).
)O(

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: