Gönderen: adalarpostasi | 17 Ekim 2013

adalarımıza gelirken kötü emellerinizi başka yerde bırakınız!…

adalarımıza gelirken kötü emellerinizi başka yerde bırakınız!…

DSC_0243
Fotoğraf: Selah Özakın, “Adalar Forumu”, Yassıada (21.7.2013).

kimden: HALUK EYİDOĞAN
kime: adalar.postasi@gmail.com
tarih: 17 Ekim 2013 14:31
konu: Yassıada ve Sivriada konusu

Başbakan yine bir demeç vermiş. “Yassıada ve Sivriada’yı MÜZE (!) yapacağım” demiş. Tabiat ve Kültür Varlıklarının yağmasına göz yummayacağız. Bu yağmanın bitmesi için yağmayı yapanların gitmesi gerekir. Ekte 8 Ekim 2013’te TBMM’de CHP adına yaptığım konuşma bu konuyla ilgili. WEB veya Facebook sayfanızda yayınlarsanız sevinirim.

Saygılarımla,

Prof. Dr. Haluk Eyidoğan
CHP İstanbul Milletvekili
Tel: +90 532 406 0658
+90 312 420 5882
Fax:+90 312 420 6979
e mail: halukeyidogan@yahoo.com.tr veya haluk.eyidogan@tbmm.gov.tr
B Blok, 1. Kat, 6. Banko, 9 No’lu Oda
Çankaya ANKARA

* * *

CHP GRUBU ADINA HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 491 sıra sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın tümü hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüş ve önerilerimi aktarmak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yeni Meclis döneminin ülkemiz için hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği üzere, şu an görüşmekte olduğumuz Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’ndaki değişikliğe esas maddeler, Anayasa Mahkemesi’nin 13 Ekim 2012 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 2011/18 esas ve 2012/53 karar sayısıyla iptal edilmiş ve iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine 14 Mart 2012’de karar verilmiştir. Bu karar 13 Ekim 2013 tarihi itibarıyla yürürlüğe girecektir.

Değerli milletvekilleri, şimdi, sizlere, AKP’nin, yüce Meclisi nasıl meşgul ettiğini, iş bilmezliğini, “Kervan yolda düzülür.” mantığıyla gönderdiği, kanun yapım tekniğinden uzak, alelacele hazırlanmış metinlerin Anayasa Mahkemesi dâhil tüm kurumların dikkatini nasıl çektiğini ve vatandaşların nasıl mağdur edildiğini anlatmaya çalışacağım.

Bu kanun, daha önce 1987 ve 2001 tarihlerinde 2 kez değiştirilirken 2002 ve 2011 tarihleri arasında 12 kez değişikliğe uğramıştır. Öyle ki, kanunun 54 maddesi değişikliğe uğrarken şimdi görüşmekte olduğumuz 7’nci ve 65’inci maddeler 3’er kez değişikliğe uğramıştır. Daha önceki düzenlemelerde bu tasarıya esas teşkil eden maddeler gelişigüzel biçimde düzenlenmiştir. Kanunun “Tespit ve Tescil” başlıklı 7’nci maddesinde kanunun ilk yayınlandığı zaman bulunan ancak 1987 yılındaki düzenlemede ortadan kaldırılan tebligat hükümleri AKP döneminde de görmezden gelinmiş ve vatandaşın kendisini ilgilendiren konulardaki bilgi edinme hakkı elinden alınmıştır. Bu tasarı da vatandaşın haber alma hakkını gözetmemektedir. Tasarının 2’nci ve 3’üncü madde ile değişiklik öngörülen 7’nci ve 8’inci maddelerindeki tebligat yöntemi Resmî Gazete ile Bakanlık İnternet sayfasıdır. Bu gazete halkın kolay erişebildiği bir haber kaynağı değildir. Bakanlık İnternet sayfası özellikle kırsal alanda veya bilişim eğitimi almamış bir vatandaşımız tarafından nasıl incelenecektir?

Değerli milletvekilleri, Anayasa Mahkemesi’nce iptale mesnet oluşturan dava konusu olayda vatandaşın vekaleten maliki olduğu taşınmazın tapu kaydına 1 Haziran 1999 tarihinde “Korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı” şerhi konulmuş ancak devlet aradan on iki yıl gibi bir süre geçmesine rağmen kamulaştırma işlemini yapmamıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında belirtildiği gibi devlet fiili bir el koyma işlemi gerçekleştirmiştir. Bu fiilin ise hem Anayasa’mızın 2, 5, 13 ve 30’uncu maddelerine hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 1 No’lu Ek Protokolü’nün 1’inci maddesine aykırı olduğu aşikardır. 2863 sayılı Yasa’nın 7, 9, 11, 15 ve 65’inci maddelerindeki düzenlemeler mülkiyet hakkının özüne dokunan, demokratik toplum düzenin gereklerine uymayan ve toplum yararı ile bireyin mülkiyet hakkı arasındaki dengede “ölçülülük” ilkesini, “orantılılık” ilkesini toplum yararına, birey aleyhine bozan bir düzenlemedir.

Yaşanmış ve bu kanuna konu olan bir olayı aktarmak istiyorum: Germencik Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2009/280 sayılı iddianamesiyle bir vatandaşın 1’inci derece sit alanı içerisinde bulunan arazi içerisindeki bahçede incir ağaçlarının arasında çukur kazdığı ve yeni incir ağaçları diktiğinden bahisle 2863 sayılı Kanun’un 65/b maddesi uyarınca sanığın cezalandırılması talep edilmiştir. Sanık durumundaki malik savunmasında, isnat edilen suçlamaya konu eylemi kabul etmiş, kendi taşınmazı olması sebebiyle ağaç dikmesinin suç olduğunu bilmediğini beyan etmiştir. Buradan da anlaşılacağı gibi vatandaşımızın kendi mülkiyetindeki bir taşınmaz üzerinde düzenlemeden haberi olmadığı gibi, cezai bir müeyyideyle karşı karşıya kaldığı da görülmektedir.

Değerli milletvekilleri, şimdi önünüze görüşülmek üzere gelen taslakta benzer konudan muzdarip vatandaşımız düşünülmüş müdür? Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçesi ortada iken yeni düzenlemede kanunun ilk çıkarıldığı yıllardan bile daha geride bir sosyal devlet anlayışı var. Vatandaşın yıllarca ekip biçtiği arazi taşınmaz kültür varlığı ilan edilecek, siz onu Resmî Gazete’de, gazete ile Bakanlık İnternet sayfasından duyuracaksınız; bu, düpedüz vatandaşı bir şekilde tuzağa düşürmektir. Onu bu yasanın 65’inci maddesi müeyyideleriyle baş başa bırakıyorsunuz.

Bu kanun tasarısı vesilesiyle bu kanunun ek 4’üncü maddesi kapsamında yetkilendirilen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı uygulamalarına da değinmek istiyorum. Bilindiği üzere Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, 644 ve 648 sayılı kanun hükmünde kararnamelerde “Kervan yolda düzülür” mantığıyla teşkilatlanan, akabinde 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun ve torba yasalardan da nasibini alan bir yasalar bütünüyle kurulmuştur.

Başlangıçta yerleşmeye, çevreye ve yapılaşmaya dair imar, çevre, yapı ve yapım mevzuatını hazırlamak, uygulamaları izlemek ve denetlemek, Bakanlığın görev alanı ile mesleki hizmetlerin norm ve standartlarını hazırlamak, geliştirmek, uygulamasını sağlamak ve ilgililerin kayıtlarını tutmak maksadıyla kurulan Bakanlık, 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve 6306 sayılı Yasa’yla âdeta tüm bakanlıkların görev alanına giren yetkileriyle onay bakanlığı hâline gelmiştir.

2004 yılında Bayındırlık ve İskân Bakanlığının düzenlemiş olduğu deprem şûrasına Komisyon üyesi ve şûra üyesi sıfatıyla katıldığım zaman merkezî yapılanmanın yıllar içerisinde ne denli kötü sonuçlar verdiğini ve daha sonra gelişigüzel dağıtılan yetkinin bir bakanlığı ne büyük açmazlara soktuğunu Bakanlığın bizzat kendi bürokratlarının ağzından dinlemiş, şahit olmuştum; öyle ki tüm teşkilat yapısı bayındırlık, imar, iskân ve afet üzerine kurulmuş bir Bakanlık, günübirlik yetki paylamışlarıyla yetkisiz ve kendine güvenini kaybetmiş, en ufak bir planlama yetkisini bile kullanamaz hâle gelmişti. Şimdi, aynı konu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı için de geçerlidir. Bir bilimadamı ve milletvekili olarak buradan önemle belirtmek istiyorum ki: Bilgisiz veya iyi hesap edilmeden kullanılan yetkiler zaman içerisinde önü alınamayan hatalara neden olmaktadır.

Değerli milletvekilleri, yoğun göçlerle nüfusunun yüzde 75’i kentlere yerleştiği, bazı kentlerimizin dünyadaki birçok ülke nüfuslarına eşdeğer olduğu bir ülke durumuna geldik. Yerleşmeye, çevreye ve yapılaşmaya dair tüm düzenlemelerin yer aldığı süreçler, sivil inisiyatiflerin de katkısının alınmasını gerektiren bir süreçtir. Sivil toplum kuruluşları ve meslek odalarının katkısının “mış” gibi alındığı hatta yok varsayıldığı, hapis cezalarıyla tehdit edildiği düzenlemelerin sonucunda bugün görüşülmek üzere önümüze gelen örnekte olduğu gibi durumlarla karşılaşmak kaçınılmazdır, Gezi Parkı olayı bunun en son örneğidir. Mesleki disiplinlerin ortak aklı kullanmaya yaklaşımlar günü geldiğinde içine düştükleri zorlukların üstesinden gelmek için bu yapıları kullanmak isteseler bile etkin bir paylaşım ve ortam elde edemezler. Bu sebeple Çevre ve Şehircilik Bakanlığı sivil toplum örgütleri ve mesleki disiplinlerle ilişkilerinde paylaşımcı olmalı -buna diğer bakanlıklar da dâhil- mutlak egemenlik mantığı yerine ortak aklın kullanıldığı mekanizmalar geliştirilmeli, uygulanacak projeler, paylaşımlar ve çalıştaylarla kamuoyunun görüşüne sunulmalıdır. Ben yaptım oldu, şeklindeki mantığı terk etmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu noktada size bir önemli konuyu daha aktarmak istiyorum. Bugün sekiz bin yıllık kültürel tarihî barındıran ve dokuz adadan oluşan İstanbul Adalar ilçesi kentin en dingin, en fazla tarihî yapı ve eseri barındıran, doğal, tarihî ve arkeolojik bir alandır. Adalar ilçesindeki beş adada, toplam 14 bin kişinin yaşadığı adalarda dillerin, etnisitenin ve inançların bir mozaiği barınmakta, barış ve huzurun hissedildiği, sizi geçmişe götüren bir müze ortamı bulunmaktadır. Vahşi kentleşmenin tahribatını yaşayan İstanbul’da en korunmuş ilçe Adalar ilçesidir. Kayıplar olmamış mıdır? Tabii ki olmuştur, gene de epey bir şeyler korunabilmiş ve bugünlere erişmiştir. 1.707 tane tescilli eski eser olup Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun masasında 206 yapı hâlâ tescil beklemektedir. Bu güzide ilçede imar ve rant fırtınalarının hüküm sürdüğü ilçelerdeki gibi bir düzen sürdürülemeyeceği çok açıktır.

Değerli milletvekilleri, sit alanı Adalar’ın ulaşım, eğitim, sağlık ve eserlerin korunması gibi bazı temel sorunları çözme konusunda STK’lar rapor hazırlamakta ve merkezî yönetimlere sunmaktadır. Bu sorunlardan hareketle Adalar Belediyesi ve Sayın Milletvekilimiz Celal Dinçer’in birlikte hazırladıkları bir kanun teklifi TBMM’ye sunulmuştur. Bu teklif hâlâ TBMM gündemine alınmamıştır. Hükûmet, sözümona yerel yönetimlerin güçlenmelerini sağlama, mevzuatı düzenleme görüntüsü verirken uygulamalar bunun tam tersini yani merkezî yönetime karar verme ve hatta tepeden inme uygulama yetkisi kullandırmaktadır. Bunun en son örneği Çevre ve Şehircilik Bakanlığı marifetiyle Heybeliada’nın bir parseli olan ve öyle gözüken Yassıada ve Burgazada’nın parseli olan Sivriada için 0,65 ve 0,40 yapılaşma oranıyla uygulama imar planların yapılması ve belediye ve ilgililere dikte edilmesidir. Bu duruma nasıl gelinmiştir?

Değerli milletvekilleri, Adalar, 1973 yılından bu yana tarihî ve doğal ve arkeolojik nitelikleriyle tescil edilmiş sit alanıdır. 10 Ekim 2012’de 1 Numaralı Koruma Bölge Komisyonu Yassıada ve Sivriada’yı “sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı” olarak belirlemiş, 8 Kasım 2012’de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bunu onaylamış, 16 Kasım 2012’de 5 Numaralı Koruma Kurulu, Yassıada için ucube bir karar vermiş, tarihî sit özelliğini bir kerede kaldırmıştır.

Kimseye sormadan yapmıştır. Bakanlık, kendisinin 19 Temmuz 2012’de çıkardığı yönetmeliğin öngördüğü araştırma ve incelemeleri bile yapmadan, aceleyle, uydurma gerekçelerle, anlaşılmaz cümlelerle bu tarihî sit alanını kaldırma kararını almış ve uygulamaya yönelmiştir. Bu, kifayetsiz bir marifettir.

Ancak kurul tarihî sit alanı kaldırılırken Yassıada’nın, daha önce 5 Numaralı Koruma Kurulu tarafından tescil edilen 1’inci derece doğal sit alanı ve 3’üncü derece arkeolojik sit alanı statüsü yok varsayılmıştır. Tarihî sit engelse doğal sit ve arkeolojik sit bu yapılaşma açgözlülüğüne engel değil midir?

Anlaşılan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Yassıada ve Sivriada’yı bu tasarruflardan sonra yoğun yapılaşmaya açmayı kafaya koymuştur. Hükûmet, bu kararın hemen arkasından, yangından mal kaçırır gibi, 18 Nisan 2013 tarihinde 6456 sayılı Kanun’un görüşmelerinde 3996’ya ek maddeyle Yassıada ve Sivriada’yı kültür ve turizm yatırımları için yapılaşmaya açmıştır. Bu ne sürat!

Daha da vahimi, Hükûmet, Yassıada ve Sivriada’ya yapılacak imar ve inşaat uygulamalarının, 3621 sayılı Kıyı Kanunu hükümlerine ve diğer mevzuatta yer alan kısıtlama ve prosedürlere tabi olmadığına da karar vermiştir. Adalar Belediyesi alınan bu kararlara itiraz etmiş, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bu itirazları ve yerel yönetim idaresini hiçe sayarak tepeden inme, ceberutça Yassıada’nın 1/5000 ve 1/1000’lik imar planlarını hazırlamıştır. Adanın tarihî sit alanı özelliğini ortadan kaldırdıktan sonra doğal ve arkeolojik sit alanı özelliklerini hukuksuzca yok varsayarak ve askerî yasak lejandını da silerek turizm ve kültürel tesis olarak askıya çıkarmıştır. Aklınıza gelen her türlü ticari, turistik tesis ve bina inşa edilmesi, Yassıada ve Sivriada’da mümkün olacaktır. İlamda yapılaşma alanı kaç biliyor musunuz? Yassıada için yüzde 65, Sivriada için yüzde 40. Yani Yassıada için 67 bin metrekare inşaat yapılacak demektir bu hesaba göre. Artık bu metrekareye ne yaparlarsa. Bu planların daha önce yap işlet devret projesi üstlenmiş olan şirketlerin yeni bir proje yüklenmesine engel değildir kapsamında onaylandığı görülmektedir. Yani minareyi çalan kılıfını hazırlamıştır. Yassıada ve Sivriada üzerinde ve kıyılarında artık bahtımıza ne çıkarsa onu yapacaklar.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın belki de ilgili diğer bakanlıkları yok varsayarak ceberut ve tepeden inmeci davranışını, Hükûmet tarafından Yassıada ve Sivriada’ya özel yapılan kanun değişikliklerini, parsel bazında uygulama imar planı yapma cüretkârlığını gözden kaçırmayınız. Bu, birçok yere uygulanacaktır. Bakanlığın yerel yönetimi, kent konseyini, Adalar halkını ve STK’leri yok varsayışını ibretle izliyoruz.

Bahsettiğim bu gelişmeler olurken yeni bir gelişme yaşanmıştır. Hükûmetten aldıkları talimat üzerine Heybeliada’ya bazı şirketlerden, TOKİ’den ve Sağlık Bakanlığı’ndan bazı kimseler gelip inceleme yapmışlardır ve şu anda Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Heybeliada’da 224 dönümde özelleştirme çalışması yapmaktadır. TOKİ, Heybeliada’ya neden teşrif etmiştir? Yerel yönetim seçimleri öncesi bu güzide mekânlara çılgın projeler düşünenler mi var acaba?
Bakınız, Adalar ilçesi kaymakamı Sayın Ahmet Arabacı, 31 Mart 2013’te bir gazetede demiş ki: “Su gelmiş, -Adalar için söylüyor- doğal gaz gelmiş, yol neden gelmesin?” Yani Pendik’ten, Kartal’dan Adalar’a yol yapacak, düşünebiliyor musunuz? “Büyükada’ya kara yoluyla ulaşım sağlanabilirse Adalar daha yaşanabilir yer hâline gelir.” Dörtte 1’i daha imara açılırsa Adalar daha da canlanır,” diyor Her adaya böyle bir kaymakam atandığını düşünsenize.

Bakanlık bugün yaptığı düzenlemelerle özel çevre koruma bölgelerini, millî parkları, tabiat parklarını ve tabiat koruma alanlarını ve doğal sit alanlarını fütursuzca kullanmanın yolunu açıyor. Bir bakıyorsunuz su havzalarına giriliyor, ormanlara giriliyor; bir bakıyorsunuz 5 emsalli gökdelenler yanı başınızda zuhur etmiş. Bunlar yapılırken bir de marka kent uyduruğu dillendiriliyor. Kimlik gitti marka geldi. TASAM tarafından yürütülen ve “Türkiye’nin Stratejik Vizyonu 2023” konulu çalışmada kentlerin turizm özelinde markalaştırılması, satılması çalışmaları yürütülmektedir. Hangi ülke tarihsel kentlerin çevresini ve kimliğini bu kadar bozar?

Başbakanlık Özelleştirme İdaresi, Heybeliada’da çalışırken Başbakanlık Özelleştirme İdaresi’nden bir yetkiliyi, TOKİ’den bir yetkiliyi, Sağlık Bakanlığı’ndan bir yetkiliyi davet ettik. “Lütfen teşrif edin, Heybeliada’da sizi ağırlayalım, Adalar halkına burada ne yapacağınızı anlatın. İyi şeyse biz de destekleyelim ama bizi bilgilendirin, bilgilenme hakkımızı kullanıyoruz.” Başbakanlık Özelleştirme İdaresi’nden bir bürokrat geldi ve bize hiçbir şey söylemedi, aldığı talimat üzerine yalnızca özelleştirme çalışması yaptığını söyledi. Dolayısıyla, TOKİ’nin ve Sağlık Bakanlığı’nın şu anda değerleme yapılan ve inceleme yapılan arazide nasıl bir proje yapacağı, 224 dönümde orman bakımından yoğun orman alanı olan, içinde bazı sanatoryum tesis binaları olan, sanatoryumu kullanılmayan bu arazide ne yapacağını bilmek istiyoruz ve maalesef bugüne kadar da bilgilenemedik.

Biz Adalar halkı olarak, Adalar’da yaşayan bir kişi olarak bu süreci yakından izleyeceğiz, gerekirse Meclis’te de zaman zaman bunu dile getireceğiz. Adalar halkı olarak burada yapılan projenin ne olduğunu, Heybeliada’da yapılacak projenin ne olduğunu bilmek istiyoruz.

Anlaşılan şimdi sıra yeşil Adalar’a geldi. İstanbul’da arazi kalmadı mı? Yeşili, denizi, kıyıları, havayı, doğayı ve tarihi mahveden o yağmacı zihniyeti reddediyoruz. Adalarımıza gelirken kötü emellerinizi başka yerde bırakınız.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

 


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: