Gönderen: adalarpostasi | 21 Kasım 2012

ADALAR POSTASI-2705: maltepe-büyükada yürüyerek 20 dakika!…

Prinkipo Yacht Club, 16.9.1902.

* * *

ADALAR’da TARİHTE O GÜN:

26 Şubat 1918 Salı günlü, Büyükada’dan Eleni’nin Yalova’da bulunan eşinin yanına gitme talebi. hakkında…

* * *

ADALAR’da BİR GÜN:

Fotoğraf: Murat Karakaş, Büyükada, ?2012.

* * *

ADALAR’da HAVA DURUMU:
21 Kasım 2012 Çarşamba
Büyükada’da HAVA DURUMU*
Çok bulutlu
11/17ºC
%70-88 nem
Poyraz, KD 26km/sa
Gündoğumu 06:58… Günbatımı 16:41…
uyarınca

* * *

Cicely Mary Barker, The Mountain Ash Fairy.

__________________________________________

1- Jonathan Livingston: “Burası Büyükada Seferoğlu Korusu(ydu)!…”

2- Engin Damcı: “Hukukun mu yoksa, neyin üstünlüğü dersiniz?.. Aynı yerde yanlış başlayan inşaata tehiri icra kararı vermemişti bu mahkemenin kardeşi… Bu hale bir isim bulmanız ricasıyla…”

3- Haluk Eyidoğan: “Adalar’a motorla ulaşım ve Heybeliada’daki iskele sorunuyla ilgili Ulaştırma Bakanı’na soru önergesi…”

4- Jonathan Livingston: “Maltepe-Büyükada yürüyerek 20 dakika!…”

5- Başmabeynci Lütfi Simavi Bey‘den Adalar’a dair kimi hatıralar…

6- Bora Abdo: “Bir at. Büyükada’da. Adı Gorki. Kara. Polonyalı bir soydan. Dedesi engelli yarışçıydı. Kara. Alnı kırçıl… Yelkovan’la beraber çekiyorlar arabayı. O İzmitli. Beyaz. Doru. Yeni sayılır…”

7- Hasan Cevad Özdil: “Lisemiz mezunlarından Heybeliadalı Tülin Gönel ile beş ay önce Heybeliada’dan sonsuzluğa uğurladığımız Ali Gönel’in biricik oğulları, sevgili yeğenimiz EMİR GÖNEL’i de…”

8- AdaGazetesi: “İstanbul 1.amatör ligi 14. grupta mücadele eden Adalar Spor mağlup olmama serisini 10 maça çıkarıp spor akademisi sahasında İstKemah sporu güzel bir oyun sonucunda 3-0 mağlup etmeyi başardı…”

9- Adalar Müzesi: “Burgazada’nın Sivriada’ya ve batıya bakan, kuzey ve güneye kapalı koyunda mevsimin yaz veya kış olduğuna aldırmaksızın ibadet yaparcasına denize giren, günbatımıyla alev alan suları kulaçlayıp, güneşe ulaşmak ister gibi yüzen bir kadın vardı. Madam Marta…”

10- Jonathan Livingston: “Şu binanın haline bak! Hem yazık, hem ayıp. Büyükada’da Adalar Kaymakamlığı burası…”

11- Ahmet Rasim: “İnsan şair olunca Ada’da oturmalı, veyahut Ada’yı terkedip şair olmalı. Şaka zannetmeyin. Doğru söylüyorum…”

12-  Jennifer Lopez denen “biri bizi (Adalar’ı) gözetliyor”muş! Aman dikkat edin emi!…”

13- Heybeliada‘da İngiltere Sefiri Sir Edward Burton’ın 1598 tarihli mezar taşının incelenmesi, 22.3.1936.

14- Ada Gazetesi 5 (13 Eylül 1978): “Sevabı ve günahı ile Adalar Belediyesi…”

15- Volkan Dilmaç: “Aya Nikola Koyu’nda, Belediye’nin kullanımında olan alanda yıllardır sürekli olarak çer çöp ve birtakım atıklar yakılmaktadır…”

16- Murat Başbay: “Kimse kusura bakmasın, ben gördüğümü söylerim, söyleyeceğim…”

17- Zeki Ersoy: “Haftaiçi Kaynarcaspor, haftasonu Şilespor’la oynayacağız. Bu müsabakalardan puan kaybetmeden ayrılabilirsek büyük oranda hedefimize yaklaşmış olacağız…”

18- Kadir Gökmen Öğüt: “CHP-Adalar Parti Okulu açılış töreninden…”

19- Feride ve Mahir son vapuru kaçırarak Büyükada’da bir gece konaklamak zorunda kaldılar. Birbirleriyle sürekli tartışan ancak bir yandan da birbirlerinden etkilenen çiftin Ada macerası bir hayli romantik geçti…

20- F. Şirinkal: “Biraz boyadık kusura kalmayın!…”

21- Nilgün Belgün‘ün Büyükada’da geçen çocukluğundan oyunculuğa adım atış serüvenine, hayata, aşka ve oyunculuğa bakışına dair her şey!…

)O(

________________________

Twitter, 9.11.2012
Jonathan livingston ‏
@JLivingston10

Burası Büyükada Seferoğlu Korusu(ydu)!

Aynen 1453’teki gibi 1 tane bile ağaç kesmediler, hepsini yerinden SÖKTÜLER!

pic.twitter.com/9ngGUofP

______________________ 

İSTANBUL ADALARI

KÜLTÜR ve TABİAT VARLIKLARINI 

KORUMA DERNEĞİ’nden haberler…

From: ENGİN DAMCI
Subject: Çalışmalarımız…
Date: November 14, 2012 9:09:49 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Hukukun mu yoksa, neyin üstünlüğü dersiniz?.. Aynı yerde yanlış başlayan inşaata tehiri icra kararı vermemişti bu mahkemenin kardeşi… Bu hale bir isim bulmanız ricasıyla.
Engin

* * *

Büyükada 126 ada 4 parsele dair plan değişikliği teklif edilmiş mi?

* * *

Terrace-Lido kaçak inşaatı yıkımının ‘şimdilik’ durdurulması kararı alındığından…

* * *

1/5000 ölçekli Adalar KoruMA Amaçlı Nazım İmar Planı’nın iptali istemiyle açılan davada bilirkişi incelemesi gereği (!?) “haydi pamuk eller cebe” mi?

From: ENGİN DAMCI
Subject: 1/5000 Nazım İmar Pl. Hak.
Date: November 15, 2012 8:37:11 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Selâm ve sevgilerimle bilgilerinize arz ve takdim eylerim efendim.

Engin

______________________ 

Adalar’da ulaşım trajikomedisi…

ADALAR POSTASI-2520/5 (1.12.2010): 29 Kasım 2010 Pazartesi günü 15:35 Büyükada’dan hareketle Heybeliada-Bostancı seferini yapacak olan ‘İDO’nun genel kriterleri ve kalite anlayışıyla tamamen örtüşen deniz araçları’ndan Demokan motoru ve yolcularının başına gelenlerin resmidir!…”

* * *

From: HALUK EYİDOĞAN
Subject: Adalara Motorla Ulaşım ve Heybeliada’daki İskele sorunuyla ilgili Ulaştırma Bakanı’na Soru Önergesi
Date: November 18, 2012 7:20:55 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Adalara Motorla Ulaşım ve Heybeliada’daki İskele sorunuyla ilgili Ulaştırma Bakanı’na Soru Önergesi

Adalara Motorla Ulaşım ve Heybeliada’daki İskele sorunuyla ilgili Sayın Ulaştırma Bakanı’na verdiğim Yazılı Soru Önergesi (EK) şu ana kadar yanıtlanmadı. Yanıt gelince sizlere ileteceğim.

Prof. Dr. Haluk Eyidoğan
CHP İstanbul Milletvekili

* * *

_______________________

Twitter, 19.11.2012
jonathan livingston ‏
@JLivingston10

Maltepe-Büyükada yürüyerek 20 dakika…

İBB’nin katkılarıyla… Pek yakında!!!

pic.twitter.com/MzXUhXBF

* * *

Ha gayret İBB… Büyükada’ya az kaldı!…

pic.twitter.com/ZbbeD9VX

ADALAR POSTASI tarafından retweetlendi

* * *

Doldur be Büyükşehir Belediyesi, boş kalmasın Maltepe sahilleri!

pic.twitter.com/Hicmknvo

* * *

İBB tarafından geçtiğimiz aylarda 65 milyon TL’lik bütçeyle ihale edilerek AKM Cengiz İnşaat’a verilen Maltepe Sahil Dolgu Alanı projesine ilişkin 1/1000 ölçekli Uygulama Planı teklifi, 18 Şubat 2010 tarihli İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis kararıyla uygun bulunmuştu. Projeyle ilgili olarak önemli bir diğer şaşılası gelişmeyse İl Çevre ve Orman Müdürlüğü’nce “ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRMESİ GEREKLİ DEĞİLDİR,” kararının alınmasıydı! Çevre ve Şehircilik Bakanı’nın onayıyla 1/5000 ve 1/1000 ölçekli Kıyı Düzenlemesi ve Balıkçı Barınağı Amaçlı onaylı planları 18 Haziran 2012’de Maltepe Belediyesi’ne gönderildi. Maltepe Belediyesi, İBB’nin askı sürecini beklemeden, kıyı dolgu çalışmalarını MÜHÜR SÖKEREK devam ettirdiği gerekçesiyle Cumhuriyet Savcılığı’na başvuruda bulundu. 03 Ağustos 2012 tarihli Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün yazısına istinaden, Kıyı Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 19. Maddesi gereği sözkonusu faaliyet durdurulmuş ve mühürlenmişti. Fakat doldurma çalışmaları halen devam etmekte!!!…

Ayrıntılı bilgi ―> http://www.arkitera.com/haber/index/detay/doldur-be-buyuksehir-belediyesi-bos-kalmasin-maltepe-sahilleri/10789

__________________________ 

Başmabeynci Lütfi Simavi Bey’den

Adalar’a dair kimi hatıralar…

Lütfi Simavi, Osmanlı Saraının Son Günleri, İstanbul (2006)49-50, 56-57, 93-94, 102-103, 106, 220:

BİR DENİZ GEZİNTİSİ VE HEYBELİ’DE MÜKAFAT DAĞITIMI

Ağustos ayının dördüncü günü Padişah, bazı şehzadeler ve nazırlarla birlikte Ertuğrul yatıyla Şile önlerine kadar bir deniz gezintisi yaptılar. Boğaz’dan çıktıktan sonra oldukça şiddetli dalgalar, gemiyi epeyce salladı. Hünkârdan ve birkaç kişiden başka yatta bulunan herkesi adamakıllı deniz tuttu. Öteden beri denizciliğe merakıyla tanınan rahmetli Sultan Abdülaziz’in oğlu Şehzade Seyfettin Efendi, kaptan köşküne çıkarak, bu gezide gemiyi uzun süre idare etti.

Bundan üç gün sonra, 7 Ağustos 1909 günü, Padişah yine Ertuğrul yatına binerek Deniz Lisesi ve Harp Okulu’nun ödül dağıtma töreni için Heybeliada’yı şereflendirdiler. O gün de deniz yine pek sertti. Bu yüzden karaya çıkmak önemli bir mesele halini aldı. Önce istimbot, daha sonra da filikayla tecrübeler yapıldı. Nihayet istimbot tercih edildi. Hünkâr istimbota bindiği sırada büyük bir dalga, o küçük tekneyi havaya kaldırdığından dolayı, kendileri az daha denize düşüyorlardı. Derhal atılarak bütün gücümle elinden yakaladım. Denizin şiddeti devam ettiği için mükâfat dağıtımı töreninden sonra ―tutulan özel kira arabalarıyla― Padişah ve yanındakilerle Çamlimanı’na gitmek zorunda kaldık. Ertuğrul Yatı oraya gelmişti. Biraz sakin olan bu yerden selametle gemiye binebildik. Çamlimanı’na gidilirken yolun iki tarafına birikmiş olan bütün Ada halkı, sevgili Padişahlarını candan alkışladılar. Heybeliadalılar, hiç şüphesiz, ömürlerinde ilk ve belki son defa bir hükümdarın kiralık arabayla Ada’da gezindiğini görüyorlardı.

[…]

MAVRO KARDATO’NUN SİGARA KUTUSU

Ramazanın ilk iftarıydı. Nazırlar saraydan çıkarken ben de bahçede geziniyordum. Adalar’da oturmakta olan nazırlardan bazıları için İstanbul Liman Müdürlüğü’nden özel bir istimbot istenmişti. Vakit epey geçmiş, fakat istimbot hâlâ gelmemişti. Nihayet bir karaltının saraya doğru yaklaşmaya başladığını gördük. Beklenen aracın bu olduğundan kimsenin şüphesi olmadığı için, şaka yoluyla, binecek olanları tebrik ediyorduk. Derken gecenin karanlığı içinde küçük geminin baş tarafı sarayın rıhtımına bindirdi. Ziraat Nazırı, eski dostlarımdan Mavro Kardato Efendi, heyecanlanmış, galiba biraz da korkmuştu. Üzgün ve mütevekkil bir tavırla bana:

“Azizim Lütfi Simavi Bey” dedi. “Şu paket içinde padişahın adına biraz önce bana teslim etmiş olduğunuz sigara kutusu var. Koca rıhtımda böylesi körü körüne çarpan bir istimbot bizi Ada’ya götürünceye kadar kim bilir daha nerelere çarpacaktır. Ne olur ne olmaz, ben her türlü ihtimale karşı bu paketi size emanet edeyim. Yolda bir kazaya uğrarsak, onu Padişah’ın bir hediyesi olarak eşime teslim edersiniz.”

Şakadan çok ciddi yönü bulunan bu sözlere orada bulunan bütün arkadaşlar gülüştük.

[…]

HEYBELİ VE YALOVA GEZİLERİ

[…] 26 Haziran günü, Ertuğrul yatına binilerek Heybeliada’daki Çamlimanı’na gidildi. Öğle yemeği gemide yenildi. Bu geziye çağrılanar arasında Sadrazam Hakkı, Ayan Meclisi Başkanı Sait, Harbiye Nazırı Mahmut Şevket, Bahriye Nazırı Salih Paşa ve Dahiliye Nazırı Talat Bey vardı. Yemekten sonra gezinti Yalova’ya kadar uzatıldı.

[…]

İNGİLİZ HEYETİ ŞEREFİNE BAŞKA ZİYAFET

25 Temmuz 1910. Gece Hariciye Nazırı Rıfat Paşa’nın konağında İngiltere Heyeti şerefine ayrı bir akşam ziyafeti verildi. […] Ertesi günü [26 Temmuz 1910] İngiliz Heyeti ve İngiltere Elçisi, Sadrazam ve Hariciye Nazırı, Padişah tarafından özel bir gezintiye davet edildiler. Ertuğrul Yatı’yla Heybeliada Çamlimanı’na gidildi. Orada öğle yemeği gemide yenildi. Misafirle buradaki tabiat güzelliğine hayran kaldıklarını söylediler. Yemekten sonra Marmara’da yatla uzunca bir gezinti yapıldı.

Akşam İngiliz Heyeti, Padişah hazretlerine veda ettikten sonra, Orient Ekspresi ile ülkelerine hareket ettiler.

[…]

HİDİV ŞEREFİNE ZİYAFET

11 Ağustos gecesi, Dolmabahçe Sarayı’nda Mısır Hidivi şerefine 56 kişilik bir yemek verildi. […] 15 Ağustos 1910 günü, “Osmanlı Donanma Cemiyeti” adına Moda’da kayık yarışları ve gece şenlikleri düzenlenmişti. Padişah yanına Yusuf İzzeddin Efendi’yi, şehzadeleri ve Mısır Hidivi’ni  de alarak Ertuğrul Yatı’yla yarış yerini şereflendirdi. Hünkâr, donanma ianesi olarak, burada ve bu münasebetle yeniden üç yüz altın verdi. Yarıştan sonra Heybeliada, Çamlimanı’na gidildi. Akşam yemeği orada vapurda yenildi. Sonra gece şenliklerini izlemek üzere tekrar modaya dönüldü.

[…]

YUSUF İZZEDDİN EFENDİ’NİN HASTALIĞI

1914 Mayıs’ında, hava değişimi için Büyükada’da oturmaktaydım. Sadrazam Sait Halim Paşa’dan bir telgraf aldım. Kendisini Babıali’de ziyaret etmemi rica ediyordu. Ertesi gün İstanbul’a inip Sait Halim Paşa’yı gördüm. Yusuf İzzeddin Efendi’nin hasta olduğundan bahsetti. […]

________________________

Akşam, 16.11.2012

Cemil Kavukçu

http://www.aksam.com.tr/bora-abdonun-oykuleri–149393h.html

Bora Abdo’nun öyküleri

Alakarga Yayınları’ndan Karakış Üçlemesi’nin ilk kitabı olarak okura sunulan Bora Abdo’nun ‘Öteki Kışın Kitabı’ isimli eseri öykülerden oluşuyor. Genç yazarın öykülerinde, anlatımı zengin şiirsel bir dil var.

[…]

21 Kasım-hafta sonları geçmek bilmiyor fırtınası, bölümünün ilk öyküsü ‘Yelkovan’ sarsıcı bir etki yarattı bende. ‘Bir at. Büyükada’da. Adı Gorki. Kara. Polonyalı bir soydan. Dedesi engelli yarışçıydı. Kara. Alnı kırçıl.’ (s.37). Büyükada’da fayton çeken iki atın öyküsünü anlatılıyor. Biri Gorki, öbürünün adı da Yelkovan. ‘Yelkovan’la beraber çekiyorlar arabayı. O İzmitli. Beyaz. Doru. Yeni sayılır.’ (s.37). Görünenin görünmeyen yüzünü anlatıyor yazar. Büyükada’da faytona binip çamlığa doğru bir yolculuk yapmak nasıl da güzeldir. Hangi yolcu onları çeken atları aklına getirir ki. Nal seslerine arada kişnemeler karışırken çamlığı, köşkleri, denizi izler ve günün tadını çıkararak mutlu olur. İşte, ‘Yelkovan’, bir de o açıdan baktığımızda görmek istemeyeceğimiz ne çok şeyi gösteriyor bize. ‘Yine bir araba duvara çarpıp devrilmişti. Araba okunun ucunda hamuta inen cankurtaran kayışı gevşeyip kopmuştu. Çeken atlardan biri ölmüştü. Üzerini gazete kağıdıyla örtmüşlerdi. Şimdi adanın arkasında yedi numara denilen uçurumdan kuyulara atılacaktı. Balıklar için.’ (s.41) Bu öykü beni BŽla Tarr’ın ‘Torino Atı’ filmine götürdü. Sahibinden şiddet gören at bir biçimde ölüm orucuna başlar. İranlı yazar Baba Mukaddem’in ‘AT’ öyküsünde ata dönüşen bir insan vardır. Ama öykünün sonunda bu at (insan) şiddet görür. Abdo’nun öyküsündeki Gorki ve Yelkovan da bir biçimde şiddet görürler. Ama sahiplerinin durumu da içler açıcı değildir. Atların gözünden hem sistemin hem de duyarsızlığın eleştirildiği özgün bir öykü ‘Yelkovan’. Öykülerin içinden geçen ama nallarıyla ruhumuzda iz bırakan başka öyküleri de anımsadım; Cortazar’ın ‘Yaz’ını, Antonio Tabucchi’nin ‘Çember’ini ve Fadime Uslu’nun ‘Martta’ öyküsünü.

________________________

FaceBook, 19.11.2012
Hasan Cevad Özdil

https://www.facebook.com/h.cevadozdil

Lisemiz mezunlarından Heybeliadalı Tülin Gönel ile beş ay önce Heybeliada’dan sonsuzluğa uğurladığımız Ali Gönel’in biricik oğulları, sevgili yeğenimiz EMİR GÖNEL’i de 20 Kasım 2012 salı günü Heybeliada’dan öğle vakti uğurluyoruz.

* * *

dün.
çocuktu heyecanlı, umutlu, sayısız düşe gebe.
bugün.
büyüyemeden bir ateş topu gibi anılarımızı yakar oldu.

_________________________ 

AdaGazetesi, 18.11.2012

http://www.ada-gazetesi.com/ist-kemah-spor0-adalar-spor3.html

Seriyi 10 maça çıkardı

İst.Kemah Spor:0 Adalar Spor:3

İstanbul 1.amatör ligi 14. grupta mücadele eden Adalar spor mağlup olmama serisini 10 maça çıkarıp spor akademisi sahasında İstKemah sporu güzel bir oyun sonucunda 3-0 mağlup etmeyi başardı

İlk yarı golsüz sona erdi.Adalar Spor ikinci yarıya çok hızlı başladı ve sayısız gol pozisyonuna girdi.83.dakikada Hilmi güzel bir kafa vuruşuyla takımını 1-0 öne geçirdi.Kemah spor’un beraberlik için yüklendiği dakikalarda gol Adalar Spor’dan geldi.90.dakikada Furkan takımını 2-0 öne geçirdi.Uzatma dakikalarında Kemah spor’un kalecisi Mert’in sebep olduğu penaltıyı Doğan gole çevirince maç 3-0 Adalar Spor’un galibiyetiyle sona erdi.

__________________________ 

Adalar Müzesi/ Adalılar

http://adalilar.adalarmuzesi.org/index.php/kaynak/adalarda-iz-birakanlar-sergisi/item/431-madam-marta

Madam Marta

Burgazada’nın Sivriada’ya ve batıya bakan, kuzey ve güneye kapalı koyunda mevsimin yaz veya kış olduğuna aldırmaksızın ibadet yaparcasına denize giren, günbatımıyla alev alan suları kulaçlayıp, güneşe ulaşmak ister gibi yüzen bir kadın vardı. Madam Marta. Mısır asıllı bir Hıristiyan’dı Marta. Eşi Ermeni’ydi. 1920 yılında Mersin’de dünyaya gelen Marta, Osmanlı Bankası Müdürü babasının tayini üzerine çocuk yaşta İstanbul’a gelmişti. St. Benoit Lisesi’ni bitirdikten sonra 1921 yılında Sovyet Devrimi’nden kaçarak ilk bale okulunu açan Lydia Krassa Arzumanova’nın öğrencisi oldu. Türkiye’nin ilk balerinlerindendi. Evlenip Burgazada’ya yerleştikten sonra kendisini doğaya ve denize adadı. Evi Aya Nikola meydanındaydı ama o zamanının çoğunu daha sonra kendi adıyla, Marta Koyu olarak anılacak koydaki eski soda üreticilerine ait kulübede ve denizde geçirirdi. Öyle ki, dost ve konuklarını bile kulübenin önündeki incir ağacının altına kurduğu sofrada ağırlardı. Koyun temizlik ve bakımını hiç gocunmadan kendisi yapardı. Doğum sancısı bile koyda yüzerken tuttu ve bir motorla hastaneye yetiştirildi. Su perisi gibiydi Marta. Yaz kış soğuk suyla yıkanır, karda bile çorapsız gezerdi. Yağmur sularını biriktirir her yağmurdan sonra, “Biraz Allah suyuyla yıkanayım,” diyerek evine koşardı. Ortada henüz modası bile yokken; uzun saçlarına alından sıkma bandanalar bağlar, tahta bilezikler, kocaman halka küpeler takar, ayak bileğini halhallarla süslerdi. Her akşam rengarenk giysiler ve pareolarla iskeleye inip eşini karşılardı. Adalılarla çok iyi dostluklar geliştiren ve yardımsever kişiliğiyle hâlâ hatırlanan Marta, 1986 yılında vefat etti. Burgazadalılar onun çok sevdiği koyu bugün de Marta Koyu diye anmaya devam ediyor.

______________________________

Twitter, 20.11.2012
jonathan livingston ‏
@JLivingston10

Şu binanın haline bak!

Hem yazık, hem ayıp. Büyükada’da Adalar Kaymakamlığı burası. Devletin Kurumu’na ait Devlet Malı!

pic.twitter.com/EN2z9mgx

______________________________

“İnsan şair olunca Ada’da oturmalı

veyahut Ada’yı terkedip şair olmalı!…”

Ahmet Rasim (yay. haz. Nuri Akbayar), Şehir Mektupları 3-4,  İstanbul (1992)207-209:

Uykuya dair…

İnsan şair olunca Ada’da oturmalı, veyahut Ada’yı terkedip şair olmalı. Şaka zannetmeyin. Doğru söylüyorum. Bâhusus şiirin yakazat-ı hayâlle uyanıp illet-i sehere bedel bir hâbgirân-ı medid verircesine en keskin bir münevvim hassasını iktisap ettiği şu zamanda Ada horul horul uyunacak kâşânelerin en tabiisi, en lâtifidir, fakat bir şartla. Oradaki hayvanat-ı nâhikayı sürüp çıkarmalı. İnsan tam uykuya dalayım veya şiir söyleyeyim diye mızgatmaya başlarken bir sadâ-yı sâmia-şikâfla sıçrayıverince koyulaşmaya yüz tutan neşe insanın başına fırlıyor. Hatta geçenlerde dâbbe-süvârân-i şiirden ve şair-i mazmun-nevâz fasulyezade piyaz beyin rivayetine göre sabah akşam piyasada garik ve müstağrak dolaşan üdebâdan biri şiir söyleyerek Aya Nikola’ya nüzûl ederken garib bir nevm ü halât-ı nevme uğramıştır.

Şair daima şiir söylerken uyur ve uyurken ötekini berikini de uyutur nev’inden olduğu için daha merkebe binerken bir kaç defa esner. Malûm a, esnemek bir hareket-i asabiyedir. Müsellemdir ki bir hareket-i asabiye mutlaka harekât-ı sâireyi icabeder. Yani râkib ve merkûbe karşı bir aksülamel gösterir. Bu bedâhet-i asabiye muktezası üzere merkep ağır ağır yürümeye başlar… şair de başlar:

(Uyurken)

Mütegâşi, rübûde-i menhiyat

Uyanırdım.. gözümde bir rüya
Açılıp bin harâbe-i cezebât
Görünüp levh-i macera gûya
Dalmışım ortasında ben tenhâ
Masivânın, geste-reng melâl
Etti kalb ü cânânı istilâ
Nâgihâni derince hâb-ı hayâl
Hızlı bir darb-ı rüzgâr meğer
Sürüyormuş himâr-ı gafletimi
Ada’nın yokuşça bir yerine
Haşvdir haşv o şiir -i pür-zulemât
Neydi bilmem? Şu var ki bir anda
Düşüverdim bir zemine pat! pat! pat!
Meğer tesiri füsûni eş’ar halâk-i civarı da uyutmuş! Bütün hayvanat-ı tâire ve zü’l-hayat-ı sâire sükûn içindeymişler! Fakat şairin uğradığı yakaza-i hayâl esnemeden azma nehik-i pür -şehik merkebin şikaf-ı fezâ-yı sımâhdan mürûruna tesadüf eylemiş? Ne garib tezâd!
§Ne garib tezâd değil, ne garip tesadüf! Bu hafta neşrolunan Servet-i Fünûn refikimizde de uyku hakkında bir makale var. Hazır! hâb-ı şairaneden bahsederken makale-i mezkûreden de cümel-i münasib intihâb edelim:
1- “Uyku cümle-i asabiyenin yorgunluğundan mütevellittir.”
2- Kim diyor ki uyku bir nev’i fakrü’d-dem-i dimağidir.
3- Gündüz akşama kadar bir faaliyet-i mütemadiyede bulunan cümle-i asabiye bir düziye vücutan kan çeker. Bu sırada ziyade miktar “mü’vellidü’l-kafiye” sarfeder. Bu fiil-i uzvi de bir hayli fazalât-ı vezniyeye meydan verir.
4- Korkunç, müz’ic rüyalar aheng-i fikrin fikdanından, zihindeki intizam-ı mantıkinin uykuda ziyaından ileri geliyor.
5- Uyku nasıl başlar, nasıl derin denilen hale gelir, nasıl uyanırız? İbtida beyne’n-nevm ve “e-yakaza” dediğimiz devreyi geçiririz.
6- Uykuya dalarken en son zevâle uğrayan his sem’dir.
7- Sık sık kâbusa uğrayanları musikiyle tedavi ediyorlarmış! Ninni benim şairime ninni!

______________________________

jennifer lopez denen “biri bizi (Adalar’ı) gözetliyor”muş!

aman dikkat edin emi!…

―> Anahtarını da almış üstelik!

http://www.yapinews.com/emlak/jennifer-lopez-atasehirli-oldu-h1093.html

______________________________

Heybeli’de bir inceleme…

Heybeliada’da İngiltere Sefiri Sir Edward Barton’ın 1598 tarihli mezar taşının incelenmesi, 22.3.1936.

______________________________

“Sevabı ve günahı ile Adalar Belediyesi”,

Ada Gazetesi 5 (13 Eylül 1978).

______________________________

FaceBook, 20.11.2012
Volkan Dilmaç

Ada’yı sevenler lütfen paylaşsın!…

Aya Nikola Koyu’nda, Belediye’nin kullanımında olan alanda yıllardır sürekli olarak çer çöp ve birtakım atıklar yakılmaktadır. Çıkan duman ve küller, rüzgârın etkisiyle ormana dağılmakta ve kaçınılmaz olarak doğaya zarar vermektedir. Bu atıklar, diğer çöplerle birlikte neden gönderilmez anlayabilmiş değilim.

______________________________

Son Liman Gazetesi, 20.11.2012

Murat Başbay

https://www.facebook.com/groups/152999051470373

KİMSE KUSURA BAKMASIN,

BEN GÖRDÜĞÜMÜ SÖYLERİM, SÖYLEYECEĞİM…

* * *

Cüneyt Kurtuldu’dan Problemler:

Problem 1: 40 Yılda yapılan yatırımların, 3 yılda 5 katı yatırım yapılıyorsa, yapılan kaçaklar 35 yıl sonra yıkılıyorsa, 13 kez kendisine küfür ediliyor ve 13 kez bunlar bağrına basılıyorsa, bu soruya göre Başkan’ın başkanlığına ne kadar zaman kalmıştırır?

Problem 2: Coşkun, bir işin 2/5’ini 8 saatte, Mustafa aynı işin 1/3’ünü 10 saatte bitirebiliyor. İkisi birlikte aynı işi kaç saatte bitirebilir?

Her 2 soruya doğru cevap veren ilk 3 kişiye ödül var!

______________________________ 

YerelFutbol, 20.11.2012
Mustafa Osmanoğlu

http://yerelfutbol.org/ersoy-iki-kritik-sinavimiz-var

Ersoy: İki kritik sınavımız var

İstanbul 1. Amatör Lig 14. Grup’ta lider durumda bulunan Adalarspor’un teknik sorumlusu Zeki Ersoy “Haftaiçi Kaynarcaspor, haftasonu Şilespor’la oynayacağız. Bu müsabakalardan puan kaybetmeden ayrılabilirsek büyük oranda hedefimize yaklaşmış olacağız,” dedi.

Ersoy, Yerel Futbol’a yaptığı açıklamada, “Kulübümüzde büyük sıkıntılarımız var buna rağmen oyuncu kardeşlerimiz çok istekli ve arzulular. Kazanma hırsı ve arzumuzu bu şekilde devam ettirebilirsek hedefimize ulaşabileceğimizi düşünüyorum. Bundan sonra oynayacağımız tüm müsabakalar çok zorlu geçecek. Hem üst sıraları hem de alt sıraları ilgilendiren müsabakalar oynayacağız. Amacımız dostça kardeşçe geçmesini istediğimiz bu müsabakalardan kazanarak ayrılmaktır. Bu yarış içerisinde bulunan tüm takımlara başarılar diliyorum,” dedi.

Farsakoğlu’na teşekkür

Başarılı teknik adam, “Bu yarış içerisinde bizden desteklerini esirgemeyen Adalar esnafına ve Adalar Belediyesi Başkanı Sayın Mustafa Farsakoğlu’na sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Desteklerinin devamını diliyorum ve başkanımıza verdiğimiz şampiyonluk sözünü yerine getirebilmek için ben ve oyuncu kardeşlerim çok çalışmamız gerektiğinin bilincindeyiz. Bu hafta oynayacağımız zorlu müsabakalarda tüm Adalıları bizlere destek olmaya davet ediyorum,” ifadelerini kullandı.

_____________________________

CHP Adalar Parti Okulu’ndan…

Twitter, 16.11.2012
Kadir Gökmen Öğüt ‏
@KadirGokmenOgut

Açılış Töreni’nden, 16.11.2012.

* * *

Twitter, 16.11.2012
begum ata ‏
@begumata

CHP Parti Okulu, Temel Siyasi üye eğitimimiz Adalar etabı İnsan Hakları dersiyle devam ediyor…

pic.twitter.com/yzJRKQID

_____________________________

ATV, 20.11.2012

http://www.atv.com.tr/haberler/2012/11/20/buyukadada-romantizm-zirve-yapti

Büyükada’da Romantizm Zirve Yaptı!

Dar ağacında bir mahkum, mahkumun oğluna sevgi besleyen bir hakime ve babasının suçsuzluğunu ispat etmek için her şeyini ortaya koyan bir evladın hikayesi… Karadayı dün akşam yayınlanan bölümüyle yine ekranlara kilitledi.

Sevilen dizinin 7. Bölümünde olaylar birbiri ardına gelişti. Önce Savcı Turgut’un evine giren Mahir odada bir adres buldu daha sonra ise öldürülen Baş Savcı’nın eşi, Feride’ye küçük bir kutu getirdi. Baş Savcı’nın ölmeden önce Feride’ye ulaştırılmasını istediği kutunun içerisinden bir anahtar ve Büyükada yazısı çıktı. Bunun üzerine Mahir ve Feride Büyükada’ya zorunlu bir yolculuk yaptılar.

BÜYÜKADA’DA BAŞBAŞA BİR GECE
Baş Savcı’nın evini bulan Feride ve Mahir son vapuru kaçırarak Büyükada’da bir gece konaklamak zorunda kaldılar. Birbirleriyle sürekli tartışan ancak bir yandan da birbirlerinden etkilenen çiftin Ada macerası bir hayli romantik geçti.

AYTEN’İN YIKILDIĞI AN
Bütün bunlar yaşanırken İstanbul’da içi içini yiyen biri vardı. Ayten… Mahir’in Büyükada’da olduğunu duyan Ayten, onun Ada’ya kiminle gittiğini öğrenebilmek için iskelede beklemeye koyuldu. Mahir’i Hakime Hanım’la birlikte gören Ayten bu manzara karşısında yıkıldı.

Ayten bu durum karşısında nasıl bir hamle yapacak? Büyükada’dan çıkan dosyaların ucu nereye dayanacak?
Heyecan dolu bir 8.bölüm önümüzdeki hafta Pazartesi günü atv ekranlarında…

* * *

Haberler.com, 21.11.2012

http://www.haberler.com/karadayi-dizisinde-bir-hata-daha-4106891-haberi/?utm_source=twitterfeed&utm_medium=twitter

Karadayı Dizisinde Bir Hata Daha

Karadayı dizisinin son bölümünde, Adalar sahnesindeki hatalar yok artık dedirtti.

Kenan İmirzalıoğlu ve Bergüzar Korel’in baş rollerini oynadığı Karadayı’daki hata gözlerden kaçmadı. 1975’lerin anlatıldığı dizinin son bölümünde Avukat Salih ve Hakime Feride Hanım vapura yetişmek için koşarken, Ada’daki her şey eski zamanı anlatıyordu. Fakat sokak tabelalarının yeni olduğu dikkatleri çekti. […]

* * *

―> Hakime Feride Hanım ile Avukat Salih Bey Büyükada’da!

_____________________________

Twitter, 17.11.2012
F.SIRINKAL ‏
@sirinkal

Biraz boyadık kusura kalmayın;) @ Home@Büyükada

http://instagr.am/p/SIbLIqgPEE

_____________________________

Nilgün Belgün’ün Büyükada’da geçen çocukluğu…

http://www.dogankitap.com.tr/kitap/Hayat+Sen+Benimsin-1672

Hayat… Sen Benimsin

Nilgün Belgün- Gülenay Börekçi

Kitap Hakkında:

Bütün rollerde aşk var!

Nilgün Belgün hayatını, tiyatro aşkını, medyada gündem oluşturan ilişkisini bu kitapta anlattı ve her zamanki gibi hayata tatlı tatlı meydan okudu: Hayat… Sen Benimsin.

Hayatını tek kişilik müzikli, danslı bir tiyatro gösterisi gibi yaşayan Nilgün Belgün bu kimi zaman neşeli kimi zaman hüzünlü yaşam öyküsünü Hayat… Sen Benimsin’de anlatıyor…
Gazeteci Gülenay Börekçi Nilgün Belgün’le girdiği bu kitap serüvenini anlatırken “Nilgün Belgün’le uzun bir röportaj yapacağımı duyanların yüzüne kocaman bir tebessüm gelip yerleşiyordu. Hepsi ağız birliği etmiş gibi, ‘Ne şanslısın’ diyerek, onun ne kadar güler yüzlü, kendisiyle barışık, yaşama sevinciyle dolu, pozitif bir insan olduğunu anlatmaya başlıyordu” diyor.

Kimilerinin “Erkeğin zekâsına, kadının kalbine sahip” cümlesiyle tarif ettiği Nilgün Belgün sözünü sakınmayan, hayatı ve oyunculuğu dolu dolu yaşayan bir kadın.

Bu kitapta Belgün’ün Büyükada’da geçen çocukluğundan oyunculuğa adım atış serüvenine, hayata, aşka ve oyunculuğa bakışına dair her şey var!

İstanbul’un değişim dönemleri… Ucundan kıyısından şahit olduğu eski güzel Yeşilçam… Konservatuvar yılları, tiyatro deneyimleri… “Ruh dedektifliği” diye adlandırdığı ve aşkla bağlı olduğu mesleği; arkadaşlarıyla, meslektaşlarıyla ve hayran olduğu büyük oyuncularla yaşadıkları… Tiyatro sayesinde munis, çekingen bir çocuk olmaktan çıkıp kendine güvenen, cesur bir kadın haline gelişi…

Ve tabii ki aşk!

Bu kitapla çoktan geride bıraktığı sayfaları da cesaretle açtı, bugün yaşadığı, medyada çok gündeme gelen aşkını da anlattı Nilgün Belgün… Açık açık, hiçbir şeyi süslemeden, temize çekmeden, içinden geldiği gibi…

Kitaptan:

Çok gencim. Bir çocuğa deli gibi âşık oluyorum. Onun konservatuarda tiyatro okuduğunu öğrenince ben de oyunculuğa merak salıyorum. Koca bir yıl kendimi buna vakfediyor, babamın kurallarını bile hiçe sayarak gizli gizli konservatuar sınavlarına hazırlanıyorum. Fakat sınavı kazandıktan sonra âşık olduğum kişiye bir daha rastlamıyorum; ne okulda, ne dışarıda… İnanılacak şey değil. Gel de kadere inanma!

“Hayat sen planlar yaparken başına gelenlerdir” diye bir söz var ya, herhalde acayip doğru. Sen istediğin kadar hayatını organize et, geleceğini tasarla; kaderin çok önceden çiziliyor. Yaşadığın her olay bir araç, karşına çıkan herkes bir vesile oluyor. O aşkın hayatıma boşuna girmediğini, tiyatroyla tanışayım diye karşıma çıkarıldığını şimdi anlıyorum. Ali’nin bir görevi varmış: İçime oyunculuk ateşini düşürecekmiş. Konservatuardan içeri adım attığım an, tüm varlığımla tiyatro denen o büyülü dünyaya ait olduğumu anladım.


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: