Gönderen: adalarpostasi | 16 Kasım 2012

ADALAR POSTASI-2704: “yaa büyükada’da telefonlar hep böyle kesiliyor!…”

* * *

ADALAR’da TARİHTE O GÜN:

24 Ağustos 1917 Cuma günlü, Enver Paşa’nın himayelerinde yapılacak Heybeliada büyük deniz yarışlarına Mabeyn başkâtibinin davet olunduğuna dair davetiye hakkında…

* * *

ADALAR’da BİR GÜN:

Fotoğraf: Duygu Çelikkol, Heybeliada Liman’dan Büyükada görüntüsü, 21.9.2012.

* * *

ADALAR’da HAVA DURUMU:
17 Kasım 2012 Cumartesi
Büyükada’da HAVA DURUMU*
Çok bulutlu
12/17ºC
%63-83 nem
Poyraz, KD 26km/sa
Gündoğumu 06:52… Günbatımı 16:44…
* uyarınca

* * *

Cicely Mary Barker, The Rose Hip Fairy.

__________________________________________

0- ADALAR POSTASI: “Suç uydurusuna dair ADALAR POSTASI’na destek vermek istiyorsanız…”

1- Arif Çağlar: “19 Eylül 2012 sabahına kadar gönderilen imzalarla birlikte aşağıdaki metni 20 Eylül 2012 sabahı 11:20’de imzalayarak Adalar Savcısı’na teslim ettim. Bugünden sonra imzalarını gönderecekler de listeye eklenecektir…”

2- Deniz Toprak: “Adalar Orman İşletme Şefi Yüksel Özcan’a bu konularla ilgili sorular soran ve hatta tüm bu soru cevapları yayımlayan ADALAR POSTASI ve okur/yazar postacıları mı Adalar Orman İşletmesi’nin var olan itibarını zedeledi yani?…”

3- Adalar’a köprü möprü istemeyzük!… “Döneminin baş mimarı Sarkis Balyan Sultan Abdülaziz’e Heybeliada-Büyükada arasında ulaşımı sağlayacak bir köprü projesi önermişti…”

4- Deniz Toprak: “Sanatoryum’un hemen önünde aniden kuruyuveren yüzlerce çamın hemen ardından aniden kül oluveren Sanatoryum’a komşu Çamlimanı’ndan sonra, sağlık tesisi kisvesine bürünmüş turizm ticarethanesi falan zırvasıyla yeni yeni tezgahlar çıkmasın Heybeliada’da bir de karşımıza… Aman haa!…”

5- Deniz Toprak: “Biz hâlâ anlayamadık o tarihte sizi oraya çıkaran kutsal görevi!…”

6- Adalar Kent Konseyi Yürütme Kurulu: “Bütün bu olumsuz durumlara rağmen İlçemizin korunması, halkımızın refahı, mutluluğu ve hemşerilik bilincinin gelişmesi için yaptığımız çalışmaları ve zorunlu olarak kaleme aldığımız açıklamalarımızı siz değerli hemşerilerimizle paylaşmak istiyoruz…”

7- Deniz Haber: “Heybeliada Çam Limanı plajı açıklarında 2 Eylül 2011 tarihinde meydana gelen tekne kazasında işadamı Ali Küçükoğlu’na 6 yıl hapis cezası verildi…”

8- ADALAR POSTASI: “Adalar’da davulcuya kız, Filmci’ye ev vermeyoz!…”

9- Deniz Tüfekçi: “Ali Şenalp’in yazdıkları üzerine yanıt hakkım…”

10- ADALAR POSTASI: “Heybeliada Çam Limanı’ndaki yanan orman toprağını sürmüşler mi?” diye sormuştuk! Cevap yok! Geçelim mi?…”

11- Elif Birge: “Heybeliada’ya acilen 24 saat hizmet verebilecek sağlık kuruluşu lazım!…”

12- Duygu Çelikkol: “Heybeliada tepesinde bayraksız bir direk neden durur? Merak ettiğim bir konu…”

13- ADALAR POSTASI: “Şehr-i İstanbul sokaklarında her dem beraberdik!…”

14- Tarık Konal: “Dil Bayramımız kutlu olsun…”

15- Maltepe Yaşam ve Çevre Platformu: “Maltepe ilçe sınırlarında yapılmakta olan deniz dolgusu, bütün karşı çıkmalara rağmen devam ediyor…”

16- Duygu Çelikkol: “Adalar’ın ormanlık alanlarında yaşayan bu böceklerle uzun zaman mücadele edilmiş…”

17- Adalar Müzesi: “Kent Müzelerinde Sözlü Tarih Uluslararası Semineri…”

18- Ali Fuat Tolga: “Adalar Kent Konseyi Başkanlığı’ndan istifam hakkında…”

19- Adalar Belediyesi: “KTVKK kararı gereğince Adalar’da sağlık raporlular haricinde elektrikli motosiklet kullanımı yasaklanmıştır, toplatılacaktır…”

20- Ahmet Ercan: “”Boşalan gerginlik miktarı 132 atom bombasına denktir. 180 kilometrelik bir bölümü de kırmıştır. Yani bu fay, Armutlu açıklarına kadar kırılmıştır. Yalova’da da balık kılçığı biçiminde bir kırık oluşmuştur. Birisi Yalova önünden geçti. Diğeri ise Çiftlikköy’den, Bostancı istikametine kırıldı. Bir tanesi de Adaları kıstırdı. Hem doğu, hem de batısından Heybeliada’ya kadar kırdı. Şimdi gerginlik, Heybeliada’nın olduğu yerden doğu batı yönünde İstanbul’a doğru basınç uyguluyor…”

21- Heybeliada Ruhban Okulu‘nun 80 binden fazla esere sahip kütüphanesinde, dünyanın en eski matbu kitaplarından bazıları bulunuyor…

22- Yusuf Bahar: “Adalar Spor Kulübü 14. Gurup 5. Hafta karşılaşmasında rakip Valide Tayfun’u Beylerbeyi 75 sahasında 2-0 yendi…”

23- Giovanna Grollo: “Bu resimleri çekip ve paylaşmayı istemezdim!… Burası Çam Limani Heybeli… Sezon bitmiş… Her şey talan edilmiş… Çöpler bırakılmış… Tek söz: Rezalet!… Adalar Belediyesi nerde?…”

24- Selin Aygün: “Adalar Adliyesi taşınacakmış!…”

25- Hasan Cevad Özdil: “Kurban ve/ya maddi bağış yapmak isteyenler için: Kısa adı ZİÇEV olan vakfımız, bir zamanlar yöneticiliğini de yaptığım kâr amacı gütmeyen bir kuruluştur…”

26- Serap Güre: “Burgazadası etkinliğine ada sakinlerini davet ediyoruz…”

27- Tolga Bektaş: “Arka Güverte’nin 3. Gezelim Görelim Etkinliği: Orhan Türker’in rehberliğinde düzenlediğimiz Heybeliada Rum Kültürü gezisinin ikincisini 13 Ekim Cumartesi günü yapıyoruz…”

28- Dentur Avrasya tarafından yapılan Yalova-Adalar gemi seferleri kış tarifesine geçilmesi nedeniyle sadece Pazar günleri yapılacak…

29- Polisan Boya’nın kurumsal sosyal sorumluluk projeleri kapsamında yürüttüğü çalışmayla Büyükada’daki Şehit Recep Koç Caddesi üzerindeki tüm binalar Polisan Boya’yla boyanıyor…

30- Deniz Toprak: “Gökçe’nin Büyük olanı… İsimler farklı, Hikâye aynı…”

31- Yakup Erdem: “Balıkçılık Sektörü ve Balık Stokları Açısından Kıyı Balıkçılığının Önemi…”

32- Zeynep Alpar: “Sevgili ADALAR POSTASI takipçileri, Heybeliada’da çok temel bir insan ve vatandaş hakkını, sağlık hizmeti alma hakkımı nasıl kullanamadığımı anlatmak için yazıyorum size. Haftaiçi bir günde sağlık ocağında doktor olmaması belki basit geliyor kulağa ama ada gibi imkânların o sağlık ocağından ibaret olduğu bir yerde hayati önemi var aslında!…”

33- Vedat Özdan: “Melce-i Üdebâ, Tarihi İskele Kitapçısı, Büyükada…”

34- Tugay Kartal: “Adalar’a 1 beygir gücünde motorsuz lastik tekerlekli polis aracı önerimdir!… :)”

35- Heybeliada‘ya kar makyajı…

36- Kılıçdaroğlu, Ali Topuz’un Halki Palas‘taki doğum günü partisine katılacak…

37- Eylül’de Gel dizisinin ekibi halen Heybeliada’da yaşam mücadelesi veriyor!…

38- Serenad Demirhan: “Heybeliada bir film seti değil koruma altındaki tarihi bir semttir!…”

39- Sosi Cindoyan: “Ben kısaca yazayım, bu kez tamamlayıcı yorumları siz yapın…”

40- Gökhan Kimsesizcan: “Büyükada’daki Aya Yorgi’de Işıl Külte’ye evlenme teklif eden Erol Derviş…”

41- Avni Kurtuldu: “UKOME’nin yaptığı zamlarla Adalar şehir hatları vapurları ve özel deniz motorları jeton fiyatları 4 TL’den 5 TL’ye çıkarılırken adeta patlıcanla yarış halinde duygusu verdi bizlere…”

42- Avni Kurtuldu: “Şeffaf ve katılımcı yönetim anlayışını hakim kılmak için; 27 Ekim 2013 tarihinde yapılacak olan yerel seçimlerde, CHP üyesi olarak ilçemizde partimizi temsil edecek yerel yönetici adaylarımı kendim belirlemek istiyorum…”

43- Sinan Çağlar: “Viranbağ!…”

44- Avni Kurtuldu: “Anıtkabir ziyaretini, devlet törenini yasaklayanlara inat 29 Ekim’de Ankara Ulus’a gidemeyecek Adalı dostlarımız saat 10:00’da Büyükada Saat Kulesi Meydanı’nda ‘Halk Töreni’ için buluşuyoruz…”

45- Semiha Baltacı- Necati Önel: “29 Ekim Pazartesi akşamı saat 19:00’da Büyükada Recep Koç Cad. No: 32’deki Cumhuriyet Bayramı Şöleni’ne tüm Adalıları bekliyoruz…”

46- Adalar Kültür Derneği Yönetim Kurulu: “Mübarek Kurban Bayramımızı ve Cumhuriyet Bayramımızı en iyi dileklerimizle kutluyoruz…”

47- Aris Kyriazis: “İyi bayramlar mutluluklar dilerim…”

48- Nedim Hazar: “İlginizi çeker düşüncesiyle… Burgazadası’nda Yeniden Kostüm Partisi…”

49- Can Öz: “Mübarek Kurban Bayramı’nın, ülkemiz, milletimiz ve tüm dünya için hayırlara vesile olmasını temenni eder…”

50- Vahap Munyar: “Coca Cola CEO’su Muhtar Kent’in onarımı için yoğun çaba gösterdiği Büyükada’daki 200 yıllık ahşap Rum Yetimhanesi binası Dünya Çevre ve Hoşgörü Merkezi olacak…”

51- Arif Çağlar: “Adalar’da Seyyar Satıcı Siyaseti…”

52- Resul Can: “Bize ulusal ve dini bayramlarımızı, Türk Bayrağı altında özgürce kutlama olanağını ve onurunu veren Ulu Önder Atatürk ve silah arkadaşlarını bir kez daha minnet ve şükranla anarak…”

53- Gül Kireklo: “Babası safkan bir Arap atıydı. Onlarca yarış kazanmıştı. Annesi ise Büyükada’da bir arabacı atı. Geçen Nisan ayında bu aşk meyvesini verdi…”

54- Melis Özpınar: “Biz Bu Memleketi Seninle Sevdik Lefter isimli kitabın giriş kısmında Bulutoğlu ve Farsakoğlu şöyle diyor: ‘(Lefter) Adalar Müzesi’nin destekçilerindendi. Türkiye Milli Takımı’nın 50 kez giydiği formasını, sergilenmek üzere müzemize bağışlamıştı. 2012 sergilerimizi 2011 yılı sonunda kararlaştırmıştık. Ama O’nun kaybıyla sergi programımızı da değiştirdik. 2012 Büyükada sergimizi Lefter’e ayırma kararı verdik…”

55- Erdem Özdemir: “Tüm Adalı dostlarıma mutlu bayramlar, Heybeliada’dan selam ve sevgiler…”

56- Avni Kurtuldu: “Yaşasın 29 Ekim…”

57- MedyaTava: “NTV’de Vadi Seçim Kürsüsü ve Yeşil Kürsü gibi belgeselleri çeken Nedim Hazar ve ekibi Ada ve Kadın konulu yeni belgesel- dizi için Burgazada’da parti düzenliyor…”

58- Suay Karaman: “Cumhuriyetimizin 89. yılı kutlu olsun..”

59- Mehmet Gözgücü: “Şanlı Cumhuryetimizin 89. yılı hepimize kutlu olsun!…”

60- Kenan Kedikli: “Bazı Güncel Masallar Üzerine #balıkçılık…”

61- Orhan Silier: “Sizi Arka Güverte Grubu’nun bir toplantısına davet etmek için rahatsız ediyorum. Bu çağrı size başka bir kanaldan da gönderildiyse, verdiğim rahatsızlık için özür dilerim…”

62- Erhan Öztürk: “Adalar Belediyesi’nde temizlik işlerinde çalışan işçiler, taşeron firmadan aylardır maaşlarını alamadıkları gerekçesiyle çöpleri toplamayarak eylem yaptı. Bunun üzerine…”

63- Cengiz Özdemir: “Heybeliada Sanatoryumu’nda Bir Hayalet’in son dört günü…”

64- HaberTürk: “Sayın ADALAR POSTASI, 89. yılında Cumhuriyeti bizlere armağan eden Mustafa Kemal Atatürk’ü saygıyla anıyoruz. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun…”

65- Arka Güverte: “Birçoğunuzun bildiği gibi, 2012 baharından beri, Heybeliada’da yaşayan ve Ada’yı derinden seven insanların oluşturduğu Arka Güverte adında yeni bir sivil girişim olarak, Adamız’da güzel şeyler yapmaya çabalıyoruz…”

66- Mehmet Bahadır Er: “Adalar Belediyesi’nin söküp yenilemediği çocuk parkları için imza toplayalım. Adalı çocukların oyun parkına ihtiyacı var…”

67- YurtHaber: “Dentur-Avrasya tarafından Mayıs’ta başlayan ve Ramazan ayıyla birlikte günde tek sefere düşürülen Adalar-Yalova seferleri geçici olarak durduruldu…” / Yalovamız: “Dentur-Avrasya tarafından geçici bir süreliğine durdurulan Adalar-Yalova seferlerinin yeniden başlatıldığı bildirildi. Yalova’dan Adalar’a Pazar günleri tek sefer düzenlenecek…”

68- Damla Yur: “Büyükada’da mülkiyeti Maliye’ye ait tarihi köşk ‘Edebiyat Evi’ oluyor. Köşkte dünyanın dört bir tarafından Türkiye’ye gelen yazar, şair ve edebiyat insanı ile çevirmenler ağırlanacak…”

69- Mine Çaha: “Bizans döneminde imparatorluğu tehdit eden prenslerin sürülüp tecrit edildiği, hapishaneleri ve manastırlarıyla meşhur Adalar, sanki aynı kaderi bugün de yaşıyor. Adalılar sağlık, eğitim ve çevreye kadar birçok sorunla karşı karşıya…”

70- Reha Sayın: “Adalar Belediyesi’nin Burgazadası’ndaki yeni çöp istasyonu!…”

71- Uğraş Salman: “Yeni bir siyaset için Adalar’da buluşuyoruz…”

72- Tarık Konal: “Başsağlığı dilerim…”

73- Adalar Kültür Derneği Yönetim Kurulu: “Atamızı saygıyla anıyoruz…”

74- İstanbul Adaları Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği: “Adalar İlçesi’ndeki seyyar satıcılara, kamu görevine tahsis edilmiş motorlu araçların kullanımına, motosiklet kullanımına, başıboş hayvan sorununa dair…”

75- Adalar Belediyesi: “Adalar Belediye Meclisi’nin 6’ıncı seçim dönemi 4’üncü toplantı yılı, Kasım ayı toplantısı 5 Kasım Pazartesi günü Adalar Belediye Meclis Salonu’nda yapıldı…”

76- Murat Başbay: “Adalar’ın meşhur aydınları (!)…”

77- Eğitim Sanatı Dostları Derneği: “Adalar’da 3. Waldorf Pedagojisi Semineri…”

78- Adalar Toplum Sağlığı Merkezi: “Hepatit A aşısı uygulamasına Adalar İlçesi’nde ve tüm yurtta Eylül 2012 tarihi itibariyle Aile Hekimliği Birimleri’nde ücretsiz olarak başlanmıştır…”

79- Mürsel Polat: “Büyükada 126 ada 4 parsel hakkında plan tadilatı teklifi gündeme gelmiş ve buranın ticaret alanına çevrilmesi hakkında İBB yetkilileri Muhtarımızı, Adalar Belediyesi, Anıtlar Kurulu vs bazı kurumları toplantıya davet ediyor. Sayın Muhtarımız, resmi yazıyla buranın 2.ci bir Seferoğlu olmaması için olumsuz görüşünü İBB yetkililerine gönderiyor…”

80- Avni Kurtuldu: “Ellere var da bize yok miii?…”

81- Emine Çiğdem Tugay: “Nice neşeli günler Sevgili Dostum Joy sana…”

)O(

________________________

suç uydurusuna dair

ADALAR POSTASI’na destek vermek istiyorsanız…

Sevgili ADALAR POSTASI,

ADALAR POSTASI ve Emine Çiğdem Tugay hakkında giderayak 23.7.2012′de “[…] Sözkonusu adalar-postasi-guncel.blogspot.com adlı blogger sayfasının kurucusu Emine Çiğdem Tugay ve burada şefliğimiz hakkında asılsız haber niteliğinde yazılar [bkz. suç uydurusu dosyasındaki misal şu yazı] yazan kişiler hakkında, TCK’nın 5860 Sayılı Basın Kanunu ve diğer ilgili kanunlar gereğince yasal işlem yapılması ve blogger sayfasının kapatılması hususunda […]” suç uydurusunda bulunan Adalar Orman İşletme Eski Şefi Yüksel Özcan’ın suç uydurusuna istinaden 11.9.2012 Salı günü saat 13:40’ta Büyükada Karakolu’na verdiğimiz yazılı ifade peşi sıra İstanbul Adalar Cumhuriyet Savcılığı’na sunulmak üzere İstanbul Adaları Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği Başkanı Arif Çağlar’ın kaleme alarak imzaya açtığı ekteki arzuhale şayet destek vermek istiyorsanız, ilgili metne adınızı-soyadınızı ekleyerek adalar.postasi@gmail.com adresine göndermenizi rica ederiz.

ADALAR POSTASI adına
Emine Çiğdem Tugay
)O(

* * *

bu fasılda hepimiz sahnedeyiz!…

From: ARİF ÇAĞLAR
Date: September 10, 2012 3:53:33 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com
Subject: Adalar Postası’na suç duyurusuyla ilgili olarak İstanbul Adalar Cumhuriyet Savcılığı’na

10 Eylül 2012

İstanbul Adalar Cumhuriyet Başsavcılığı’na,

“Aslında hiç kimse… aynı zamanda siz… herkes… hepimiz! Gerçekte 1 Nisan 2005′ten beri sanal âlemde bir haberleşme ağı sadece” serlevhasıyla eski http://adalar-postasi.blogspot.com (ADALAR POSTASI 1-306) ile http://adalar-postasi-guncel.blogspot.com (ADALAR POSTASI 2215-2700) ve de yeni https://adalarpostasi.wordpress.com (ADALAR POSTASI 1-306/2700-2702…) adresleri üzerinden yayın yapan ADALAR POSTASI ve yayın yönetmeni Emine Çiğdem Tugay hakkında savcılığınıza yapılan suç duyurusunu öğrenmiş bulunuyoruz.

Önemle şunu belirtmek isteriz:

– ADALAR POSTASI, Adalar İlçesi’nde yaşayan ve bu ilçenin sorunlarına ilgi duyan bu postanın okur ve yazarları olarak bizlerin, hepimizin internet’te herkese açık ortak yayın ve haberleşme ağıdır ve ADALAR POSTASI’nda yayımlanan tüm yazıların sorumluluğu yazarına aittir.

– Yayına başladığı günden bugüne kadar bu haberleşme ağının okur ve yazarları bu ağ üzerinde, özellikle haberleşmelere en büyük dikkati sarf eden Emine Çiğdem Tugay’ın gayretiyle, basın ve yayın ilke ve ahlak kurallarına dikkat etmiş ve asla hiç kimse hakkında hakaret ya da yersiz suçlamada bulunmamıştır.

– Adalar İlçesi’nin sorunlarını özgürce tartışmayı demokratik cumhuriyet yönetiminin koşulu olarak gören sorumlu yurttaşlar olarak böyle bir tartışma ortamını yok etmeye çalışan her türlü güce ve kişiye karşı duracağımızı belirtir ve zaten makamınızın Türkiye Cumhuriyeti’nin özgürlükten yana olan yasalarının ruhuna uygun olarak bu suç duyurusunu gereği gibi reddedeceğinize olan inanıncımızla bu suç duyurusunun aşağıda imzası bulunan hepimize karşı yapılmış bir suç duyurusu olduğunu bildiririz.

İmzalar:

Arif Çağlar (İstanbul Adaları Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği Başkanı), Emine Çiğdem Tugay, Mehmet Selim Tugay, Sevil Selin Sezer Aygün, Metin Karadağ, Davut Berker, Serap Uzunlar, Alper Dizdar (Yrd. Doç. Dr.), Nimet Yalçınkaya, Orçun Türkay, Semih Aygün, Korhan Gümüş, Tülay Çellek, Yasemin Kaplan Curness, Taylan Karaduman, Erendiz Özbayoğlu (Prof. Dr.), Gül Köksal (Yrd. Doç. Dr.), Arif Pırnal (İstanbul Adaları Kültür Ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği üyesi), Alp Küçük, Aysel Küçük, Merve Küçük, Şila Grayif, F. Nur Çakmak, Engin Damcı, Hilmi Tanık, Canan Barım Alioğlu, Ali Şenalp, Semiha Baltacı, Baki Nedim Baltacı, Handan Altıneller, Amelie Edgü, Murat Şeçkin (Doç. Dr.), Rukiye Kuneralp, Cengiz Karataş, C. Sami Yılmaztürk (TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Sekreter üyesi), Cevahir Karabulut, Orhan Silier (Tarihçi), Tarık Konal, Okşan Aytaman, Nalan Altınışık, Esen Çamurdan, Avni Kurtuldu, Neşe Kıldacı, Hasan Cevad Özdil, Özlem Yüzak, Kaya Onur, Zübeyde Tüfekçi, Varol Turan, Haluk Ağabeyoğlu, Nokta Çelik, Emrah Bilgin, İlkay Kurdak (DGSA), Uğraş Salman, Sercio Mordo, Buket Uzuner, Meral Asa, Betül Karaca, Habib Kent, Suar Gazaroğlu, İpek Thevenon, Aysel Durgun, Volkan Safi, Nilüfer Ağırdır, Gazanfer Karlıca, Selçuk Esenbel (Prof. Dr.), Dinçer Kaya, Emel Budak, Tugay Kartal, Birgül Taştan Meriç, Fehiman Yurttaş, Sarl Berger, Deniz Emin Tüfekçi, Ali Rüzgar, Cem Yenigül, Nurhan Kazancı, Rabia Gürol, Gündüz Vassaf, Orhan Bursalı, Osman Sermet Kabasakal (Prof. Dr.), Mücella Yapıcı, Olcay Başeğmez, Bingül Durbaş Do Amaral, Nurten Ok, Bilge Özgener (Prof. Dr.), Nazife Akgün, Mürsel Polat, Gülsün Erbil (Ressam), Tekin Tekinliğ, Burak Güven, Mehmet Avni Arıduru, Mukaddes Orçun, Fatma Safvet Özdil, …

________________________

From: ARİF ÇAĞLAR
Subject: ADALAR POSTASI’yla ilgili olarak toplanan imzalar Adalar Başsavcılığı’na iletildi
Date: September 22, 2012 12:31:23 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

ADALAR POSTASI’yla ilgili olarak toplanan imzalar Adalar Başsavcılığı’na iletildi…

19 Eylül 2012 sabahına kadar gönderilen imzalarla birlikte aşağıdaki metni 20 Eylül 2012 sabahı 11:20’de imzalayarak Adalar Savcısı’na teslim ettim.

Bugünden sonra imzalarını gönderecekler* de listeye eklenecektir.

Arif Çağlar

* Burak Güven, Mehmet Avni Arıduru, Mukaddes Orçun, Fatma Safvet Özdil, …

* * *

10 Eylül 2012

İstanbul Adalar Cumhuriyet Başsavcılığı’na,

“Aslında hiç kimse… aynı zamanda siz… herkes… hepimiz! Gerçekte 1 Nisan 2005′ten beri sanal âlemde bir haberleşme ağı sadece” serlevhasıyla eski http://adalar-postasi.blogspot.com (ADALAR POSTASI 1-306) ile http://adalar-postasi-guncel.blogspot.com (ADALAR POSTASI 2215-2700) ve de yeni https://adalarpostasi.wordpress.com (ADALAR POSTASI 1-306/2700-2702…) adresleri üzerinden yayın yapan ADALAR POSTASI ve yayın yönetmeni Emine Çiğdem Tugay hakkında savcılığınıza yapılan suç duyurusunu öğrenmiş bulunuyoruz.

Önemle şunu belirtmek isteriz:

– ADALAR POSTASI, Adalar İlçesi’nde yaşayan ve bu ilçenin sorunlarına ilgi duyan bu postanın okur ve yazarları olarak bizlerin, hepimizin internet’te herkese açık ortak yayın ve haberleşme ağıdır ve ADALAR POSTASI’nda yayımlanan tüm yazıların sorumluluğu yazarına aittir.

– Yayına başladığı günden bugüne kadar bu haberleşme ağının okur ve yazarları bu ağ üzerinde, özellikle haberleşmelere en büyük dikkati sarf eden Emine Çiğdem Tugay’ın gayretiyle, basın ve yayın ilke ve ahlak kurallarına dikkat etmiş ve asla hiç kimse hakkında hakaret ya da yersiz suçlamada bulunmamıştır.

– Adalar İlçesi’nin sorunlarını özgürce tartışmayı demokratik cumhuriyet yönetiminin koşulu olarak gören sorumlu yurttaşlar olarak böyle bir tartışma ortamını yok etmeye çalışan her türlü güce ve kişiye karşı duracağımızı belirtir ve zaten makamınızın Türkiye Cumhuriyeti’nin özgürlükten yana olan yasalarının ruhuna uygun olarak bu suç duyurusunu gereği gibi reddedeceğinize olan inanıncımızla bu suç duyurusunun aşağıda imzası bulunan hepimize karşı yapılmış bir suç duyurusu olduğunu bildiririz.

İmzalar:

Arif Çağlar (İstanbul Adaları Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği Başkanı), Emine Çiğdem Tugay, Mehmet Selim Tugay, Sevil Selin Sezer Aygün, Metin Karadağ, Davut Berker, Serap Uzunlar, Alper Dizdar (Yrd. Doç. Dr.), Nimet Yalçınkaya, Orçun Türkay, Semih Aygün, Korhan Gümüş, Tülay Çellek, Yasemin Kaplan Curness, Taylan Karaduman, Erendiz Özbayoğlu (Prof. Dr.), Gül Köksal (Yrd. Doç. Dr.), Arif Pırnal (İstanbul Adaları Kültür Ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği üyesi), Alp Küçük, Aysel Küçük, Merve Küçük, Şila Grayif, F. Nur Çakmak, Engin Damcı, Hilmi Tanık, Canan Barım Alioğlu, Ali Şenalp, Semiha Baltacı, Baki Nedim Baltacı, Handan Altıneller, Amelie Edgü, Murat Şeçkin (Doç. Dr.), Rukiye Kuneralp, Cengiz Karataş, C. Sami Yılmaztürk (TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Sekreter üyesi), Cevahir Karabulut, Orhan Silier (Tarihçi), Tarık Konal, Okşan Aytaman, Nalan Altınışık, Esen Çamurdan, Avni Kurtuldu, Neşe Kıldacı, Hasan Cevad Özdil, Özlem Yüzak, Kaya Onur, Zübeyde Tüfekçi, Varol Turan, Haluk Ağabeyoğlu, Nokta Çelik, Emrah Bilgin, İlkay Kurdak (DGSA), Uğraş Salman, Sercio Mordo, Buket Uzuner, Meral Asa, Betül Karaca, Habib Kent, Suar Gazaroğlu, İpek Thevenon, Aysel Durgun, Volkan Safi, Nilüfer Ağırdır, Gazanfer Karlıca, Selçuk Esenbel (Prof. Dr.), Dinçer Kaya, Emel Budak, Tugay Kartal, Birgül Taştan Meriç, Fehiman Yurttaş, Sarl Berger, Deniz Emin Tüfekçi, Ali Rüzgar, Cem Yenigül, Nurhan Kazancı, Rabia Gürol, Gündüz Vassaf, Orhan Bursalı, Osman Sermet Kabasakal (Prof. Dr.), Mücella Yapıcı, Olcay Başeğmez, Bingül Durbaş Do Amaral, Nurten Ok, Bilge Özgener (Prof. Dr.), Nazife Akgün, Mürsel Polat, Gülsün Erbil (Ressam), Tekin Tekinliğ, …

______________________

From: DENİZ TOPRAK
Subject: BİRİ BİZİ KENDİMİZE GETİRSİN YAHU!
Date: September 19, 2012 3:21:59 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

BİRİ BİZİ KENDİMİZE GETİRSİN YAHU!

Ya kafam kalın, ya zekâm kıt benim. Ya da pişkinlik mi diz boyu bende bilemedim!…

ADALAR POSTASI’nda yayımlandı bu rapor yakın tarihte.

Bir tarafta yangındaki yetersizliğe cevaben personel yetersizliğinden yakınan ve “4 ADADA ŞEF DAHİL 3 KİŞİYİZ,” diyen Adalar Orman İşletme Şefi Yüksel Özcan,

http://www.arkaguverte.org/yangin.html
[…] Adalar’ın toplamında her türlü denetim ve hizmet için Adalar Orman Müdürlüğü’nde görevli 1 şef ve sadece 2 memur bulunmaktadır! […]

Diğer tarafta OGM’nin “YANGIN OLDUĞU GÜN KAÇ PERSONEL GÖREVLİYDİ, YETERLİ MİYDİ?” diye soran vatandaşa verdiği RESMİ CEVAP…

From: Leyla ALTUN [@ogm.gov.tr]
Sent: Monday, August 27, 2012 12:33 PM

İlgili dilekçeniz incelendi.Buna göre;
17.06.2012 tarihinde Heybeliada 17. Nolu Bölmede meydana gelen Orman Yangını esnasında,

Büyükada Adakule Yangın Gözetleme Kulesi’nde ,
1- İlyas AYDIN,(Kule Görevlisi)

Büyükada’da 34 GT 765 plakalı (i05) kodlu ilk müdahale aracı ve üzerinde;
1- Yüksel ÖZCAN (Adalar Orman İşletme şefi)
2- Abdulbari Gezer (Yangın ilk müdahale işçisi)
3- Hasan Akça (Yangın ilk müdahale işçisi)

Heybeliada’da 34 FZG 89 plakalı ve (A15) kodlu arazöz ve üzerinde görevli;
1-Ahmet UÇAR (Operatör)
2-Arif CENGİZ (Yangın ilk müdahale işçisi)
3-Ufuk GÖKMEN (Orman Muhafaza memuru)

Heybeliada’da 34 ZJ 2843 plakalı ve (SU2) kodlu su tankeri ve üzerinde görevli;
1-Hüseyin AYDIN (Operatör)

Burgazada’da 34 YJ 5027 plakalı ve A(14) kodlu arazöz ve üzerinde görevli;
1- Mehmet ÇAVUŞOĞLU (Operatör)
2- Rıfat ÇALIŞKAN (Orman Muhafaza memuru)’nun görevli olduğu tespit edilmiştir.

NETİCE:
17.06.2012 tarihinde Heybeliada Çamlimanı Mevkii Çam Devlet Ormanı 17 Nolu bölme içerisinde meydana gelen ve 3,0 ha alanda etkili olan orman yangını 14:40’da başlamış ve 17:00’da kontrol altına alınıp ,17:20’de tamamen söndürülmüştür. Yangına şiddetli esen poyraz rüzgârına rağmen yer ekiplerimiz 14:50’de, hava ekiplerimiz ise 15:05’te müdahale ederek, yerinde ve zamanında yangını kontrol altında tutmayı başarmışlardır.

Özellikle İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü’ne bağlı 3 adet amfibik uçak, 1 adet keşif uçağıyla, İşletme şefliğimiz bünyesinde görev yapan yer ekiplerinin tamamı 17.06.2012 tarihinde meydana gelen orman yangınında tüm imkânlarını seferber etmiş olup, Semih AYGÜN adlı vatandaşın 25.06.2012 tarihli BİMER başvurunda sorulan personel sayısının azlığıyla ilgili yapılan incelemeler sonucunda, varolan personelin yeterli düzeyde olduğu belirlenmiştir.
Bilgilerinize….

Bir tarafta YANGIN SIRASINDA İSTANBUL’DA OLDUĞUNU beyan eden ve HASTALARA AİT AMBULANSI KENDİSİNE TAHSİS ETMEYEN 112’Yİ SAĞLIK BAKANLIĞI’NA ŞİKÂYET ETMEKTEN bahseden Adalar Orman İşletme Şefi Yüksel Özcan,

http://www.yesilgazete.org/blog/2012/06/20/heybeliada-yangini-nasil-ucuz-kurtulduk
Bürokrasi, ormana taksiyle gelmiş!
Adalar Orman İşletme Şefi Yüksel Özcan, Heybeliada yangını hakkında şaşırtıcı bir itirafta bulundu. Yangın sırasında İstanbul’da olduğunu ve ormana ulaşmak için kendisine motor verilmediğini iddia eden Özcan, “deniz taksi” kiralayarak ormana ulaştığını söyledi: “Adalar Belediyesi’ni aradım ve motor rica ettim. Fakat isteğimi geri çevirdiler. İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nün 112 Acil Deniz Ambulansı’nı kullanmak istedim. Onlar da geri çevirdiler. Ada’ya geçmenin yolunu bulamadım. Sonunda deniz taksi kiralamak zorunda kaldım. 112’yi Sağlık Bakanlığı’na şikâyet edeceğim. Ambulans hastalara lazım diyorlar. Kabul ama yangın daha önemliydi, şikâyet edeceğim.

Diğer tarafta YANGIN SAATİNDE YÜKSEL ÖZCAN’I ADALAR’DA GÖREVDE ZANNEDEN (!!!) OGM’nin verdiği RESMİ CEVAP…

From: Leyla ALTUN [mailto: @ogm.gov.tr]
Sent: Monday, August 27, 2012 12:33 PM

[…]

17.06.2012 tarihinde Heybeliada 17. Nolu Bölmede meydana gelen Orman Yangını esnasında,

Büyükada’da 34 GT 765 Plakalı (i05) kodlu ilk müdahale aracı ve üzerinde;
1- Yüksel ÖZCAN (Adalar Orman İşletme şefi)
2- Abdulbari Gezer (Yangın ilk müdahale işçisi)
3- Hasan Akça (Yangın ilk müdahale işçisi)

[…]

Bir tarafta 5 DAKİKADA MÜDAHALE EDİLİP 1 SAATTE TAMAMEN (!!!) SÖNDÜRÜLDÜĞÜ iddia edilen yangına JET HIZIYLA YAPILAN MÜDAHALENİN sırlarını açıklayan Adalar Orman İşletme Şefi Yüksel Özcan,

http://haber.gazetevatan.com/yangina-karsi-termal-kamera/463038/7/Yasam

Adalar Orman İşletme Müdürü Yüksel Özcan, yangına jet hızıyla yapılan müdahalenin sırrını açıkladı.

2003’te Burgazada’da çıkan yangında adanın tamamına yakın ormanlık arazisi yanmış, müdahalede zorluklar yaşanmıştı. Neyse ki bu kez korkulan olmadı, yangına ilk müdahale alevlerin yükselmesinden beş dakika sonra yapıldı, 15 dakika içinde uçaklar yangına su serpmeye başladı. Ve 1 saat içinde de yangın tamamen söndü. Yangının bu kadar kısa sürede söndürülmesi merak uyandırdı.

Diğer tarafta OGM’nin yaptığı ve 4 TARAFI SUYLA ÇEVRİLİ KARA PARÇASINDA 3 SAAT DEVAM EDEN YANGINDAN bahseden RESMİ AÇIKLAMA…

http://web.ogm.gov.tr/birimler/bolgemudurlukleri/istanbul/Dokumanlar/2012_yangin.mht

İSTANBUL ORMAN BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ 2012 YILI ORMAN YANGINLARI

İLİ: İSTANBUL
İLÇESİ: ADALAR
KÖYÜ: HEYBELİADA
MAVKİİ: ÇAMLİMANI
TARİH: 17.06.2012
GÜN: PAZAR
SAAT: 14:40
İLK MÜDAHAE SÜRESİ: 10 DAKİKA
DEVAM SÜRESİ: 3 SAAT
YANAN ALAN: 3 Ha

Hatta bırak yangını; bak işte, Yüksel Özcan bize verirken talkını;

http://adalarkentkonseyi.com/page4.1.08.html
[…] Yüksel Özcan, görev emri olmadan hiçbir resmi araç göreve çıkamaz. Bu her resmi kurum için geçerlidir ve ayrıca bu kurumlar için çok önemli bir husustur. Bunlara ait araç çizelgesi ve görev emri kayıtları anlık işlenir. Orman İşletmesi’nde görev yapan araçların bu şekilde olduğu ve araçların kaç kilometre yaptığı dahi kayda alınır, araçlar boş yere göreve çıkmazlar. Eğer tabii ki bu şekilde bir trafik varsa araçların görev emri bulunmadan kullandırılmaması gerekir diye sözlerini tamamladı. […]

Bak bakalım nasıl yutmuş salkımı…

Ya da İstanbul V Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 30.07.2009 tarih ve 1942 sayılı kararında; SİT ALANINA, HERHANGİ BİR İZİN VE RUHSAT ALINMADAN YAPILDIĞI belirtilen ve hatta 775 sayılı GECEKONDU KANUNU kapsamında değerlendirilen tesislere GECEKONDU diyen İstanbul 2. İdare Mahkemesi 31.05.2011 tarih ve 2010/2358 esas, 2011/1201 karar sayılı kararının,

ADAKULE’yle ilgili sebebini, sonucunu, nedenini, nasılını, Adakule’de leylek fotoğraflayan Adalar Orman İşletme Şefi Yüksel Özcan’a HİÇ SOR(A)MASAK MI yani?

Şimdi; kendisine sorulan sorulara, bence pek yakışıksız cevaplar verdiği için;

ADALAR POSTASI-2362 (31.12.2011)‘de
Yüksel Özcan: “CESARETSİZ”
Yüksel Özcan: “YALANCI”
Yüksel Özcan: “SAHTEKÂR”
Yüksel Özcan: “YÜZÜNE TÜKÜRÜLECEK”
Yüksel Özcan: “UTANMAZ”
Yüksel Özcan: “YÜZSÜZ”
Yüksel Özcan: “DÜZENBAZ”

Koskoca Adalar’da, Devlet’in bir kurumunu, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nı temsil etmesi için görevlendirilen Yüksel Özcan’ın satırları bunlar.

diyerek sıfatını tamladığımız Adalar Orman İşletme Şefi Yüksel Özcan’a bu konularla ilgili sorular soran ve hatta tüm bu soru cevapları yayımlayan ADALAR POSTASI ve okur/yazar postacıları mı ADALAR ORMAN İŞLETMESİ’NİN VAR OLAN İTİBARINI ZEDELEDİ yani???

Vallahi almadı bu işi benim ne kalın kafam, ne de kıt zekâm!…

______________________

Twitter, 28.9.2012
ADALAR POSTASI
@ADALARPOSTASI

Adalar’a köprü möprü istemeyzük!

)O(

arkitera.com/haber/index/depic.twitter.com/rR7TxiiJ

* * *

Adalar’a köprü möprü istemeyzük!

Arkitera, 28.9.2012

Kaynak: Şahin, T., 2012. Osmanlı’nın Çılgın Projeleri, Yitik Hazine Yayınları, İstanbul.

http://www.arkitera.com/haber/index/detay/10159

Osmanlı’nın Çılgın Projeleri:

Heybeliada-Büyükada Köprüsü

Döneminin baş mimarı Sarkis Balyan Sultan Abdülaziz’e Heybeliada-Büyükada arasında ulaşımı sağlayacak bir köprü projesi önermişti.

Adalar uzun seneler ulaşım zorluklarından dolayı sadece dini ziyaretlerin yapıldığı bir alan, balıkçı ve yazlık konut işlevleri üstlenen bir bölge olarak kalmıştı. 1850’lerde buharlı geminin yaygınlaşmasıyla bu alanda Müslüman nüfus artmış ancak bu da birçok problemi beraberinde getirmişti. Ana sorunlardan biri ise adaların birbirleriyle olan ulaşım sorunuydu. Şirket-i Hayriye isimli şehiriçi vapur seferleri yapan firma, adalara sefer sayısını arttırarak bu probleme çözüm arayışlarında bulundu. Özellikle iki büyük ada olan Heybeliada ve Büyükada arasındaki bağlantı önem kazanmıştı. Mimar Sarkis Balyan ise Dolmabahçe Sarayı’nın yapımı sürerken, bu probleme ilişkin Abdülaziz’e bir köprü projesi sundu. Teklif 1.200 metre uzunluğunda bir asma köprüydü. Köprü 5-5,5 metre genişliğinde inşa edilcek, geçiş parası olarak da bir kuruş alınacaktı. Günde 300 kişinin geçeceği tahmin edilen köprünün maliyetini 50 sene sonra amorti edeceği öngörülmüştü.

Köprü ütopik bir projeydi ve hayata geçirilemedi. Maddi sıkıntılar bir kenara bırakılırsa o dönemin teknolojik bilgi birikimi doğrultusunda 1.200 metre uzunluğundaki bir köprü projesi rafa kaldırılmaya mahkumdu.

_______________________

From: DENİZ TOPRAK
Subject: AMAN HAA!!!
Date: September 19, 2012 5:41:06 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

AMAN HAA!!!

2010 yılında;

http://www.adalar.bel.tr/icerik2010.asp?PostID=112

HEYBELİADA SANATORYUMU İÇİN BİRARAYA GELİNDİ

17.02.2010

2005 yılında faaliyetine son verilen Heybeliada Sanatoryumu’nun binaları ve arazisinin katma değeri yüksek bir yatırım projesiyle değerlendirilmesi için Adalar Belediyesi ve Adalar Vakfı tarafından, T.C. Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı işbirliğiyle, ilgili bakanlıklardan, çeşitli uzmanlık alanlarından ve Adalar’dan davetli katılımcıların yer aldığı arayış toplantısı düzenlendi.

Adalar’a Heybeliada Sanatoryumu’nu altyapısı ve binalarıyla yeniden kazandıracak verimli ve kârlı bir yatırım projesinin gerçekleşmesi için birlikte çaba harcamak, Adalar’ın gelecek vizyonuyla çelişmeyen örnek olacak bir tesisin kurulmasını sağlamak amacıyla, 17 Şubat 2010 Çarşamba günü Heybeliada Halki Palas Otel’de düzenlenen toplantı, “Eski Heybeliada Sanatoryumu Hangi Konsept ile Yatırıma Açılmalı” konulu çalıştay için hazırlık toplantısı niteliğindeydi.

Toplantıya, Adalar Kaymakamı Salih Keser, Belediye Başkanı Mustafa Farsakoğlu, Taha Tosun, Serdar Turaç, Emrah Akar, İlker Öz, Oktay Varlıer, Dr. Murat Yüksel, Ali Öz, Ömer Faruk Berksan, Sevim Çavdarlı, Halim Bulutoğlu, Erol Yazman, Münevver Öztürk, Dursun Özdemir, Kaya Sönmez, Gülşen Erçetin, Ercan Akpolat, Sumru Süslü, Aslı Barışkan, Ali Tokdemir, Yahya Bayrak, Süleyman Durmuş, Teoman Çınar katıldı.

Heybeliada Halki Palas Oteli’nde gerçekleştirilen toplantı öncesinde Heybeliada Sanatoryumu ve bölge katılımcılar tarafından gezildi ve yerinde incelendi.

Sahi ne oldu sonra?

Gezdiniz, dolaştınız, tek satır bir şey üretemeden geri mi geldiniz? Keşke üretebilecek nitelikte birilerini gönderseydiniz.

Ya da, ürettiklerinizi kimseler bilmesin mi istediniz?

Gittiniz, gördünüz de, bir şey demeyecek misiniz kurumlar, kuruluşlar ya da neye göre davetliyse (!!!) işte tüm katılımcılar…

“HEYBELİADA SANATORYUMU’nun binaları ve arazisinin katma değeri yüksek bir yatırım projesi ile değerlendirilmesi için” biraraya gelindikten sonra; AMAN HAA!!!

Sanatoryum’un hemen önünde aniden kuruyuveren yüzlerce çamın hemen ardından aniden kül oluveren Sanatoryum’a komşu Çamlimanı’ndan sonra, sağlık tesisi kisvesine bürünmüş turizm ticarethanesi falan zırvasıyla yeni yeni tezgahlar çıkmasın Heybeliada’da bir de karşımıza…

AMAN HAA!!!

* * *

Twitter, 24.9.2012
ADALAR POSTASI
@ADALARPOSTASI

@heybelideolmus Adalar’dan sorumlu AKP İstanbul Milletvekili “Heybeliada Senatoryum Kompleksi Uygun bir Proje ile” senato Mu Yapmayı Düşünüyormuş? sAnatoryum!

__________________________

From: DENİZ TOPRAK
Subject: Hangi KIZILAY???
Date: September 21, 2012 3:56:12 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Hangi KIZILAY???

Her iki yazının başında da aynı tarih: 10 EYLÜL 2009 Perşembe…

Bir bu var elde;

http://www.kizilay.org.tr/kurumsal/haber.php?t=Haberler-Turk.Kizilayi.Sel.Bolgesindeki.Yaralari.Sariyor

Türk Kızılayı Sel Bölgesindeki Yaraları Sarıyor

10/09/2009

Türk Kızılayı 140 personeli ile Tekirdağ, Silivri, Çatalca, Sultangazi, Küçükçekmece, Başakşehir, İkitelli, Halkalı ve Tuzla’da selden etkilenen on binlerce ihtiyaç sahibinin yaralarını sarıyor. Kızılay ekipleri, bir yandan ihtiyaç sahiplerinin sıcak yemek, kumanya, gıda, su, battaniye ve hijyen malzemesi gibi temel ihtiyaçlarını karşılarken, bir yandan da uzman psikologları aracılığıyla psikososyal destek veriyor. Türk Kızılayı Tıp Merkezleri’nde görevli sağlık ekipleri tarafından da alanda sağlık taramaları gerçekleştiriliyor…

Bir de bu, aynı tarihte ADAKULE’de;

ADALAR POSTASI-2309/5c (11.9.2012):

http://adalaradakule.com/content/view/41/1

Kızılay Genel Başkanı Adakuleyi ziyaret etti

10 Eylül Perşembe Günü Büyükada’ya gelen Kızılay Genel Başkanı Tekin Küçükyalı Adakule’yi ziyaret ederek Yangın Gözetleme Sistemi ve Ada ormanları hakkında bilgi aldı. 177 Heliportu’nu da inceleyen Kızılay Genel Başkanı, yangın takip sistemi hakkında ayrıntılı bilgilendirildi. Adakule kapsamındaki araştırma istasyonları hakkında da bilgiler aldı. Ziyaretten oldukça memnun ayrılan Başkan, güzel manzara karşısında hayranlığını gizlemedi. Çalışmalarından dolayı orman idaresini kutlayarak Adakule’den ayrılıp diğer programlarına katılmak üzere Büyükada Kızılay Şube Merkezi’ne döndü.

Yüksel Özcan

* * *

Tarih aynı ama ya Kızılay???

Daha önce soru sormadan cevap veren ve kendisini Kızılay’ın Adalar Şubesi Başkanı olarak ifade eden ÖMER FARUK BERKSAN’a şimdi açıkça soruyorum o halde;

Eğer aynen senin dediğin gibi;

ADALAR POSTASI-2647/1(26.1.2012):
From: ÖMER FARUK BERKSAN
Subject: Serap Uzunlar’a açık mektup
Date: January 26, 2012 2:51:33 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

[…] Hele Kızılay’ın Adalar Şubesi Başkanı olarak, Kızılay Yönetim Kurulu üyeleriyle birlikte Yüksel Özcan’la kulede çekilmiş resimlerimizi, suçlayıcı bir ithamla yayınlatmanızdan [Sayın Deniz Toprak’ın, ADALAR POSTASI-2639/10 (17.1.2012)‘da yayımlanan yazısı kastediliyor zaar] sonra temsil ettiğim kurum adına da bir iki cümle söyleme mecburiyetinde kaldım […]

[…] Adalar’da görevini hakkıyla yapan, bilgili yöneticilere o kadar ihtiyacımız var ki, bırakın işini elinden geldiğince tam yapan Yüksel Özcan’ı, yarım yapanı bile böylesine haksız yere suçlayıp, yıldırıcı olunmasını kabul edemiyorum. Onları bağrımıza basarak teşvik etmenizi o kadar arzu ederdim ki […]

[…] Biz Kızılay Yönetimi olarak Adalarımız’da önce Kaymakamımızı, sonra Belediye Başkanımızı ziyaret ettik. Hem kendimizi tanıttık, hem de Adalar’la ilgili bir felaket durumunda tavsiyelerini aldık, hassas yerleri inceledik. Bu kabilde yaptığımız ziyaretlerden birini de Sayın Yüksel Özcan’a yaptık. O da büyük bir nezaketle bize yardımcı oldu. Kendi sorumluluk alanındaki Adalar’ı yakından tanıttı. Bu kutsal görevde çekilen fotoğraflarımızı anlamadan, dinlemeden lekeleyecek bir dille medyaya taşımak, yayınlatmak, sadece Yüksel Özcan’ı değil, Ülkemizin en güzide kurumlarından biri olan Kızılay’ı ve şahsımızı da haksız şekilde etkilemiş oldu […]

ise de, inan biz hâlâ anlayamadık O TARİHTE SİZİ ORAYA ÇIKARAN KUTSAL GÖREVİ!

Kızılay gibi ―ki o Kızılay, senin olduğu kadar benimdir, bizimdir de― bir kuruma değil ki oradaki atıflar. Bu sebeple bu meselede Kızılay isminin ardında senin ne işin var?

Haa, bu arada da;

http://www.kizilay.org.tr/kurumsal/sayfa.php?t=9

Türk Kızılayı afetlerde ne yapar?

Türk Kızılayı yurdumuzda ve dünyanın herhangi bir yerinde meydana gelen doğal afetler sonrası, devlet kurumlarına destek görevi görerek afetzedelere,
• Acil barınma
• Acil beslenme
• Kısmi sağlık hizmetleri sağlar.

mış.

Özetle Ömer Faruk BERKSAN;
Sözkonusu Kızılay’sa, ben benimkiyle GURUR DUYUYORUM, ya sen seninkiyle???

________________________

From: ADALAR KENT KONSEYİ
Subject: ADALAR KAMUOYUNA DUYURU
Date: September 28, 2012 6:17:43 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

ADALAR KAMUOYUNA DUYURU!

Bizler, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 76. maddesi ve 26313-27250 Resmi Gazete sayılı Kent Konseyi Yönetmeliği’yle Belediye işbirliğine dayalı olarak ilçemizde faaliyette bulunan sivil toplum kurumlarının (STK), kamu kurumlarının, muhtarlıkların, vakıfların, siyasi partilerin temsilcilerinin katılımlarıyla 26.07.2011 tarihli Genel Kurul toplantısında yapılan seçim sonucunda “ilçemizin sorunlarıyla ilgili görev yapmak amacıyla,” göreve getirilen Adalar Kent Konseyi’nin Yürütme Kurulu üyeleriyiz.

Belediye Başkanı Sayın Mustafa Farsakoğlu’nun gerek 07.07.2009 tarihinde Genel Kurul’ca seçilen 1. dönem, gerekse 26.07.2011 tarihinde Genel Kurul’ca seçilen 2. dönem Kent Konseyi Yürütme Kurulları’na karşı yasa ve yönetmelikleri hiçe sayarak takındığı olumsuz tavır nedeniyle yasanın istediği işbirliği kurulamamakta ve Konsey olarak ilçe ve ilçe halkımıza vereceğimiz hizmetler engellenmeye çalışılmaktadır.

Yasa ve Kent Konseyi Yönetmeliği gereği olarak belediyelerin, kent konseylerine sağlaması gereken imkânların hiçbirinin Adalar Belediyesi’nce Konseyimize görev süremiz içinde sağlanmadığı bir gerçektir. Bunun yanında; Kent Konseyi Yürütme Kurulu’nun çalışmaları ve işlemlerinin yürütülmesi için gerekli olan harcamaların belediyelerin bütçesinden ödenek ayrılarak karşılanması hakkındaki yönetmelik hükmü de Adalar Belediyesi’nce hiçbir şekilde yerine getirilmemiş ve 3 yıldır yapılan çalışmaların tüm harcamaları yürütme kurulu üyelerince karşılanmıştır. Ayrıca resmi yönetmelik gereği kent konseyi genel kurullarında alınan kararların belediye meclisinde gündeme alınarak görüşülmesi hususu da hiçbir zaman yerine getirilmemiştir.

İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü’nün 11.08 .2009 tarihli 20928 sayılı talimatlarının 5. maddesinde yer alan ve valiliklerden sağlanmasının takibini istediği; “Kent Konseyi kararlarının internet ortamında duyurulması ve belediye meclisinde öncelikle görüşülerek karara bağlanmasının büyük önem taşıdığı,” hakkındaki yazılı talimatına dahi uyma zorunluluğunda hiçbir zaman bulunulmamıştır.

Kent Konseyi Yürütme Kurulu olarak nezaket ve makama saygı çerçevesinde Adalar Belediye Başkanlığı’na yapmış olduğumuz bütün resmi başvurularımıza verilen cevaplarda bir tek olumlu gelişme yaşanmadığı gibi bu süreç içinde İçişleri Bakanlığı, İstanbul Valiliği ve son olarak da Başbakanlık makamlarımıza yaptığımız duyuru ve şikâyetlere rağmen de istenilen işbirliği maalesef sağlanamamıştır.

Bütün bu olumsuz durumlara rağmen İlçemizin korunması, halkımızın refahı, mutluluğu ve hemşerilik bilincinin gelişmesi için yaptığımız ÇALIŞMALARI ve zorunlu olarak kalem aldığımız AÇIKLAMALARIMIZI siz değerli hemşerilerimizle paylaşmak istiyoruz.

ADALAR KENT KONSEYİ ÇALIŞMALARI (2011-2012)

  1. Belediye tarafından yapılan kaldırım ve bordür döşeme işi harcamaları hakkında, hizmetten yararlanan gayrimenkul sahiplerine tahakkuk ettirilen katkı payı uygulaması hususu, 30.01.2011 tarihli Kent Konseyi Genel Kurul’da görüşülerek, konu hakkında alınan ortak karar Belediye Meclisi’nde görüşülmek üzere Belediye Başkanlığı’na gönderildi.
  2. Yine, 30.01.2011 tarihli Genel Kurul’da “Adalar’ın sağlık sorunları” gündemde görüşülerek alınan ortak görüş kararı Belediye Meclisi’nde görüşülmek üzere Belediye Başkanlığı’na gönderildi.
  3. Büyükada 21 ada 27 parsel’de yapılan Terrace-Lido inşaatıyla ilgili kamuoyunda oluşan ve kurulumuza iletilen olumsuzluklar üzerine, Kent Konseyi Çevre Çalışma Grubu tarafından idari mahkemede dava açıldı.
  4. 2011 Ağustos ayında İstanbul Valiliği’nden alınan randevuyla hem yeni seçilen Kent Konseyi Yürütme Kurulu’nu takdim etmek hem de Belediye’yle yaşanan olumsuzlukları arz etmek üzere Sayın Vali Hüseyin Avni Mutlu’yla görüşüldü.
  5. Kent Konseyi Çevre Çalışma Grubu tarafından İstanbul 5 No’lu Anıtlar Yüksek Kurulu’na yazılı olarak yapılan müracaat neticesi Büyükada çarşı ve iskele etrafındaki işyerleri önlerine konulan plastik kaldırım döşemeleri işlemi durduruldu ve bu itirazımızla döşenenlerin bir kısmı da söküldü.
  6. Kamuda kullanılan motorlu araçların fazlalığı ve çevreye verdiği rahatsızlığı konusu, Konsey Genel Kurul gündeminde görüşülerek kullanılan araçların yerine ihtiyaç tespiti yapılarak bunların akülü araçlarla değiştirilmesi hakkındaki rapor ortak görüş kararıyla Belediye Meclisi’nde görüşülmek üzere Belediye Başkanlığı’na gönderildi.
  7. 2011 Eylül ayı Genel Kurulu’nda gündeme alınan, “Adalara özgü yaşam koşullarına uymayan, düzensiz, huzuru ve yaşam kalitesini bozacak şekilde her geçen gün artan seyyar satıcıların meydanlardan kaldırılması hakkındaki rapor”, ortak görüş kararı olarak Belediye Meclisi’nde görüşülmek üzere Belediye Başkanlığı’na gönderildi.
  8. Adalar Belediyesi tarafından ihale edilen 2012-2014 yıllarına ait Temizlik İhalesi; “ilan ve ihale dosyasında yapılan hataların” Adalar Kent Konseyi Çevre Çalışma Grubu tarafından tespit edilerek bu hususta hazırlanan rapor 03.11.2011 tarihinde Belediye Meclisi’ne gönderildi ve ihale, ihale saatinden önce iptal edilerek hatadan dönüldü.
  9. Büyükada İskelesi çıkışındaki korkulukların lodos fırtınası dolayısıyla yıkılması nedeniyle uzun süre açıkta kalan ve tehlike arz eden alan için ilgililerin dikkati çekildi ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na yazı yazıldı.
  10. Adalarımızın, 1/5000 ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planları için uzman kişilerden bir kurul oluşturularak planlar incelendi. Planların geneli üzerinde yapılan incelemelerde tespit edilen müntesip hakların ihlali başta olmak üzere oluşan 19. maddeden ibaret itiraz İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na süresi içinde sunuldu. İtirazlarımız İBB Meclisi’nce süresi içinde Meclis gündemine alınmaması nedeniyle Yürütme Kurulumuz adına Başkan Ali F. Tolga oluruyla İBB’ne karşı dava açıldı. Dava sürecinde plan üzerindeki tespitlerimizin 7 maddesinin İstanbul Büyükşehir Meclisi’nce kabul gördüğü ve plana işlendiği hususu İBB avukatı tarafından mahkemeye sunuldu. Kalan diğer maddeler için idari mahkemede açılan dava devam etmektedir ve bilirkişi aşamasındadır.―SİT derecelerinin I. dereceden III. dereceye düşürülmesi sonucu doğal yaşam alanlarının ve kıyılarımıza kaplayan büyük parsellerin imara açılması en önemli itiraz maddesidir.
  11. Kent Konseyi Çevre Çalışma Grubu tarafından Prof. Ahmet Ercan’ın sunumunda Adalar ve Deprem konulu seminer düzenlendi.
  12. Kent Konseyi Temiz Deniz Çevre Çalışma Grubu tarafından Prof. Orhan Kural’ın sunumunda Temiz Çevre konulu seminer Adalı öğrencilerimizin yararına yapıldı.
  13. 2012 Ocak ayı Genel Kurulu’nda, Büyükada ve Heybeliada’daki muhtarlık binaları sorunları ve çözümü hakkındaki rapor, ortak görüş kararına bağlandı ve Belediye Meclisi’nce görüşülmek üzere Belediye Başkanlığı’na gönderildi.
  14. 2012 Ocak ayı Genel Kurulu’nda, Adalar’daki Temizlik ve Çöp Sorunları raporu, ortak görüş kararına bağlandı ve Belediye Meclisi’nce görüşülmek üzere Belediye Başkanlığı’na gönderildi.
  15. 2012 Ocak ayı Genel Kurulu’nda Adalar ve Deprem konulu raporu, ortak görüş kararına bağlandı ve Belediye Meclisi’nce görüşülmek üzere Belediye Başkanlığı’na gönderildi.
  16. 2012 Ocak ayı Genel Kurulu’nda, Kadın Meclisi, Kadın ve Çevre Bilinci Çalışma Grubu tarafından hazırlanan ve Adalı kadınlarımıza ekonomik katkı verecek olan Ekolojik ve Ekonomik El Emeği Pazarı Projesi, ortak görüş kararına bağlandı ve Belediye Meclisi’nce görüşülmek üzere Belediye Başkanlığı’na gönderildi.
  17. Adalar Orman İşletme Şefliği işbirliğiyle “18 Mart Çanakkale Şehitleri anısına” Büyükada Orman Şehitliği’nde; “Adalı merhum sporcular anısına” ise Burgazada’da ağaç dikme etkinliği düzenlendi.
  18. Kamuoyu bilgilendirmek üzere Adalar Kent Konseyi web sitesi kuruldu. Yapılan tüm çalışmalar ve yazışmalar bu sitede yayımlandı. ―> www.adalarkentkonseyi.com
  19. Kent Konseyi Çevre Çalışma Grubu tarafından Büyükada 21 ada 27 parsel’de yapılan Terrace-Lido inşaatıyla ilgili kamuoyunu bilgilendirmek ve yapılan yanlışlıkları protesto etmek amacıyla basın açıklaması yapıldı.
  20. Kent Konseyi Çevre Çalışma Grubu tarafından kamuoyunda tepkilere neden olan Seferoğlu arsasındaki ağaç ve yeşil katliamıyla başlayan inşaat faaliyetlerinde, arsa üzerine kurulan beton santrali, kıyı şeridinde yapılan beton yığını bina görüntüsüyle ilgili “Adalar’da Betonlaşmaya Hayır” sloganıyla basın açıklaması ve siyah çelenk etkinliği yapıldı.
  21. Büyükada, 127 ada 1 parsel Seferoğlu’nda yapılan inşaat faaliyetlerinin imar mevzuatına uygun olarak yürütülmediği hakkında kamu oyunda oluşan tereddütler, Konsey Yürütme Kurulu gündemine alınarak, bu inşaatla ilgili doğru bir kanaate varmak için Adalar Belediye Başkanlığı’ndan ve Anıtlar Kurulu’ndan, inşaata ait verilen ruhsat, proje vs gibi belgeler yazılı olarak istenmiş ancak ilgili makamlardan herhangi bir belge alınamaması üzerine durum Başbakanlık Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu’na şikâyet edilmiştir.
  22. Yürütme Kurulumuzca, 1/5000 ölçekli Adalar İlçesi Koruma Amaçlı Nazım İmar Planları için İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na karşı açılan iptal davasında, İstanbul 6. İdare Mahkemesi’nin 04.06.2012 tarihli duruşmasında “Dava konusu taşınmazın mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesine karar verilerek,” bilirkişi ücreti olan toplam 3.448,50TL’nin tebliğ tarihi olan 27.06.2012 tarihinden itibaren 20 gün içersinde yatırılması istenmiştir. Bunun üzerine; Kent Konseyleri’nin özerk bütçesi olmadığından, Yasa gereği Kent Konseyleri’ne Belediye bütçesinden ödenek verilmesi gerektiğinden, Adalar Belediyesi’ne yazılı olarak müracaatta bulunularak bu bedelin ilgili mahkeme veznesine yatırılması istendi. Ancak olumlu bir yanıt alınamadığından son gün Yürütme Kurulu üyeleri ve bazı STK temsilcileri tarafından bu bedel toplanarak mahkemeye yatırılmıştır.

Adalar kamuoyuna saygıyla duyurulur.
27 Eylül 2012

ADALAR KENT KONSEYİ
YÜRÜTME KURULU

________________________

DenizHaber, 19.9.2012

http://www.denizhaber.com/HABER/30354/4/heybeliada-tekne-kaza-hapis.html

Ağır Ceza Mahkemesi’nde…
TEKNE KAZASINDA İŞ ADAMINA 6 YIL HAPİS

Heybeliada Çamlimanı plajı açıklarında 2 Eylül 2011 tarihinde meydana gelen tekne kazasında işadamı Ali Küçükoğlu’na 6 yıl hapis cezası verildi.

Heybeliada Çamlimanı plajı açıklarında 2 Eylül 2011 tarihinde meydana gelen tekne kazasında işadamı Ali Küçükoğlu’nun ölümüne, 5 kişinin de yaralanmasına neden olan 38 yaşındaki İlker Yiğit Hepkeskin 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Savcının 20-25 yıl hapis cezası istediği Hepkeskin, ifadelerinde alkol almadığını, teknesinin ise arıza yaptığını belirtmişti. Bilirkişi heyeti ise tutuklu sanığı 110 promil alkollü, kontrolsüz ve aşırı sürat yapmaktan tam kusurlu bulmuştu.

Kartal 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde önceki gün görülen karar duruşmasında mahkeme heyeti, Hepkeskin’in 5 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verdi. Suçu bilinçli taksirle işlediğine kanaat getiren mahkeme heyeti, Hepkeskin’in cezasında artırım yaparak 7 yıl 6 ay hapis cezasına çıkardı. Ceza sanığın iyi hali deneniyle 6 yıl 3 aya indirildi.

_________________________

Adalar’da Davulcu’ya kız, Filmci’ye ev vermeyoz!

Twitter, 20.9.2012

ADALAR POSTASI
@ADALARPOSTASI
@MVCHO Şayet çekimler için son zamanlarda usulden olan usulsüzlük misali Ada’ya motorlu araç çıkartmayacaksanız RT’leyelim…)O(

― Murad Çobanoğlu
@MVCHO
@ADALARPOSTASI izinlerini cok önce almıştım, eski bir hemşerinizi olarak adaya zarar vermeyi en son ben isterim…

ADALAR POSTASI
@ADALARPOSTASI
@MVCHO İstanbulunKenteselDoğalDokusuYitipGittiğindenAdalarıTercihEdenFilmEkipleriKamyonlarıÇıkartırkenDokuyuTahripEttiklerindenBihaberler:(

― Murad Çobanoğlu
@MVCHO
@ADALARPOSTASI biz o ekiplerden değiliz… Gerekli hasssiyeti gösterdiğimizden emin olabilirsiniz…

ADALAR POSTASI
@ADALARPOSTASI
@MVCHO demektir ki sözkonusu film çekimi için Adalar’a motorlu taşıt çıkartmayacaksınız, öyle mi? )O(

― Murad Çobanoğlu
@MVCHO
@ADALARPOSTASI tam olarak değil ama bası boş sekilde dolaşmayacak! Cevreye en az zarar veren araçlar kullanılacak!Bu konuda biz de hassasizm

__________________________

From: DENİZ TÜFEKÇİ
Subject: Ali Şenalp’in yazdıkları üzerine yanıt hakkım
Date: September 21, 2012 6:20:09 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Ali Şenalp’in yazdıkları üzerine yanıt hakkım…

ADALAR POSTASI okuyucularına bir hatırlatma;

8 Eylül 2010 tarihinde, Anayasa referandumu öncesinde gazeteci yazar Sayın Yımaz Özdil’in bir yazısını sizlerle ADALAR POSTASI kanalıyla paylaşmıştım.

Referandumdan bir hafta sonra kendisinin “Yetmez ama Evet”çi olduğunu saklamayan, referandumda “EVET” oyu verdiği anlaşılan sayın Ali Şenalp, ismimin baş harflerini yazıp, kısaltarak bir kısım tespitlerde bulunmuş.

Farkettim ki Sayın Ali Şenalp, ilettiğim yazının benim tarafımdan yazılmadığını anlayamamış. Biraz dikkat etse yazının yazarının Sayın Yılmaz Özdil olduğunu en başta görecekti. Resim de o kanaldan gelmişti.

Yani “DET” dediği ben yalan filan yazmıyorum. Kimseye “OHA” da demedim ama yazıyı doğru dürüst okumadan benim hakkımda bu kadar kesin yargıya varan kişiye acaba ne demek lazım, onun takdirini okuyucuya bırakıyorum.

Zaten geçen iki yıl kimin yalan söylediğini, kimlerin yalanlara kandığını hepimize göstermiştir. Kananlara yazı ekindeki “beyin” resmi hediye olsun.

Üşenmeden bir sayfadan fazla yer tutan yazıyı kalem alırken, Sayın Ali Şenalp anlaşılıyor ki uyarılmasına karşın resimdeki “beyin kullanma” işlevini ne yazık ki yerine getirememiş.

Sayın Ali Şenalp gibi yapıp adını kısaltıp “AŞ kendini AŞ”… “Bu AŞ hangi AŞ” gibi onun kendince alay etme yöntemlerine sığınmayacağım. İyi ki ikinci adım Emin değil, Ümit olmamış, “DET” yerine “DÜT” mü diyecekti!!!

ADALAR POSTASI bu tür pespayeliğe belki “düşünce, eleştiri özgürlüğü” gibi gerekçelerle izin verse de, ben okuyucularına olan saygımdan dolayı o uslubu benimsemeyeceğim.

Sayın Şenalp yeldeğirmeniyle savaşmış. Çünkü yazarı ben olmadığım bir yazı için benim kişiliğime de saldırmaktan utanmamış, o yazıyı sadece paylaştım, ama her satırının bugün de altına imzamı atarım.

Aradan bu gün tam iki yıl geçti. Geçen tam iki yılda ne olduğunu 2-3 basit örnekle aktarayım.

* 7 TİPli öğrencinin katilleri referandumda evet oyu verenlerin oylarıyla serbest bırakıldı.
* Hizbullah sanıkları başta olmak üzere bir çok eli kanlı katil serbest bırakıldı.
* Somut hiçbir delil olmadan hâlâ yüzlerce gazeteci, asker, bilim adamı, çoğu sol görüşlü insanlar başta Silivri olmak üzere cezaevlerinde yatıyor.
* Hukuk adına her gün teröristi serbest, teröristi yakalayanı infaz eden kararlar alınıyor.

Başınızı ağrıtmayayım, her gün gazetelerde okuyorsunuz, yukarıdaki 4 madde bile tabloyu özetlemeye yetiyor.

Sayın Ali Şenalp’e yazısının sonundaki satırı hatırlaması için sözlerini kopyalıyorum.
Bakın ne demiş;
“Şimdi, bir referandum baskısı olmadan (seçim/oylama) açıkça tartışabiliriz. DET’in söyledikleri mi doğru, yoksa yeni bir anayasa yapabilmek için yeni imkânlar mı doğdu. Ben buradayım, bekliyorum…”

Sayın Ali Şenalp, orada mısınız?

1- Bireysel özgürlükler alanı ne kadar gelişti acaba?

2- Kolektif özgürlük alanı ne kadar gelişti acaba?

3- Etkin başvuru yolları ve hak arama özgürlüğü alanı ne kadar gelişti acaba?

4- Askeri yargı alanının daralması ve komutanlara yargı yolunun açılmasının sonuçları nasıl oldu acaba? Daha birkaç dakika önce hiçbir delile dayandırılmadan, TÜBİTAK tarafından bile sahte olduğu tespit edilen belgelerle 20 yıl hapse mahkum edilen ordu mensuplarını görüyorsunuz değil mi?

5- Yargı sisteminde demokratik değişiklikler, geçen sürede sizi ne kadar menun etti acaba? Mustafa Balbay’lar, Tuncay Özkanlar, Doğu Perinçekler, biraz da verdiğiniz evet oyu sayesinde 16 celse duruşmadan uzak tutuluyor, kendilerini savunamıyorlar, bunu biliyor musunuz?

Eğer olup bitenden memnunsanız, diyecek bir şey yok. Herkes kim olduğunuzu, neyi özlemiş olduğunuzu, neden yana olduğunuzu görmüş olur.

Yok, vermiş olduğunuz oydan dolayı pişmanlık duyuyorsanız, çıkın mertçe yazdıklarınızdan dolayı 7 TİPli öğrencinin ailelerinden, arkadaşlarından, içerideki gazetecilerden, ODA TV başta olmak üzere basın emekçilerinden özür dileyin.

Benden bir şey dilemenize gerek yok. Hatanızı kabul edin, ben de bir dost kazanmış olayım.

Orada kimse var mı?

Deniz Tüfekçi

* * *

EK1: 10 Eylül 2010 tarihli yazı

From: DENİZ TÜFEKÇİ

Subject: Fw: Yeni başlayanlar için referandum… – Yılmaz ÖZDİL
Date: September 8, 2010 2:50:27 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Valla OHA ARTIK…

Yeni başlayanlar için referandum… Madde madde…

Aylardır anlatılıyor… Hâlâ “hangi maddeleri oylayacağız?” diyen var.

İzah edeyim.
¡
Memur maddesi: Kamu Personeli Seçme Sınavı yapıldı, dini imanı dilinden düşürmeyen cemaatçi arkadaşların soruları arakladığı, kul hakkı yemeye utanmadıkları ortaya çıktı.
¡
Eğitim maddesi: Üniversite sınav sorularının takunyalılara sızdırıldığı, kendi dershanelerine servis edildiği, milyonlarca evladımızın geleceğini çaldıkları ortaya çıktı.
¡
Güvenlik maddesi: Polis Akademisi sınavında soruların zimmete geçirildiği, tarikatçılara ezberletildiği, uzun lafın kısası, hırsızların polis olmaya çalıştığı ortaya çıktı.
¡
Eşitlik maddesi: TRT’ye personel almak için sınav yapıp, sonuçları internetten yayınladılar, ancak, torpil taleplerini silmeyi unuttular, böylece, kazanan isimlerinin yanında “şu müdür tanıyor, bu müdür kefil” gibi notların düşüldüğü ortaya çıktı.
¡
İşçi hakları maddesi: AKP’li belediye itfaiyeye alınacak üç personel için sınav yaptı, yüzlerce aday “belgen eksik” diye sınava sokulmadı, “prosedürü uyguladık” dendi, sonuçlar bi açıklandı, başkanın oğlu ve kayınbiraderiyle, zabıta müdürü oğlunun kazandığı ortaya çıktı.
¡
Ekonomi maddesi: Kamu bankası sınav yaptı, müfettişler aldı, boru değil, müfettiş bu, sahtekârları yakalayacak, 80 puan alanlar girecekti, 70 alanlar dolduruldu, rezalet ortaya çıkınca, bilgisayarın hata yaptığı söylendi… Bir başka kamu bankası müfettişler aldı, sınavı hazırlayan özel üniversitenin aynı soruları daha önce bir başka kamu kurumunun sınavında sorduğu ortaya çıktı, suçüstü enselenen üniversite “ayy çok pardon” dedi.
¡
Sağlık maddesi: Sağlık Bakanlığı Unvan Sınavı yapıldı, 20 soru iptal edildi, 17 sorunun cevap şıkları değiştirildi, zaten 50 soru vardı birader, belli ki unvanı yükseltilmek istenenler buna rağmen becerememişti, sonuçlar bir hafta geç açıklandı, rezaletin ayyuka çıktığı ortaya çıktı.
¡
Spor maddesi: Çok örnek var, birini anlatayım, Menderes Üniversitesi Beden Eğitimi Yüksek Okulu’nda sınav yapıldı, kazananların listesi açıklandı, sonra o liste indirildi, başka liste asıldı, kazanıp kayıt yaptıranlara “siz kazanamadınız” dendi, kazanamayanlar kayıt edildi, savcı “oha artık” demek zorunda kaldı, mahkemenin yürütmeyi durdurduğu ortaya çıktı.
¡
Sendika maddesi: Eğitim Kurumu Müdürlüğü sınavı yapıldı, soruların iktidara yakın bi sendikanın çalıştayında sorulan sorular olduğu, o sendikadan olanların kazandığı ortaya çıktı.
¡
Din maddesi: Diyanet İşleri Başkanlığı vaizlik, Kuran kursu öğreticiliği, müezzinlik sınavı yaptı, başarılı olan adaylar başarısız ilan edildi, başarısız denilen adaylar mahkemeye başvurdu, olmayacak duaya amin denildiği, sınavın iptal edildiği ortaya çıktı.
¡
Netice itibariyle…
¡
Son 4-5 senede, vatandaşların geleceğiyle alakalı olup, seçenekli şıkları bulunan her sınavda, hukuken tespit edilmiş “yamuk” olduğuna göre, pazar günü cevabı aranması gereken asıl soru şudur… Hukuk sınavı referandumda katakulli olmayacağının garantisini kimse verebilir mi?
a, evet
b, hayır

EK 2: 20 Eylül 2010 tarihli Sayın Ali Şenalp’in yazısı

From: ALİ ŞENALP
Subject: Re: ADALAR POSTASI-2490: pala’ya elveda…
Date: September 20, 2010 12:14:12 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi.1@gmail.com

(Bu yazıda, yazana kolaylık sağlaması ve önemine (!) atfen bir kısaltma kullandım: DET. Yani Heybeliadalı, postamızda yol arkadaşımız, Deniz Emin Tüfekçi)

*** *** ***

OHA: Büyükbaş hayvanları durdurmak için kullanılan seslenme.(Dil Derneği Türkçe Sözlük)

Bu yukarıdaki sesleniş bana ait değil. DET’e ait.

10 Eylül tarihli postamızda böyle sesleniyor, okuyuculara…

Bunu da, referandumda değişecek maddeleri hâlâ anlamamış olanlara hitaben söylüyor.
Yani DET’in anladığı gibi anlamadıysanız –Dil Derneği Türkçe Sözlüğün tanımıyla- büyükbaş hayvan sınıfına giriyorsunuz…

Buyurun bakalım…

Şimdi ben DET’in anladığı gibi anlamadım (Bu yüzden DET tarafından büyükbaş hayvan kategorisine sokulduğumu görüyorum).

Çünkü DET, düpedüz yalan yazıyor…

Değişiklik maddeleri –şimdi değişmiş olan maddeler, yani DET’in ve partidaş militanlarının söylediği şekliyle, başımıza şeriatı getirecek olan, sivil darbeyi yapacak olan maddeler- hiç de DET’in anlattıklarıyla alakalı değil…

DET, açıkça demagoji yapıyor. Üstelik dayanağı olmayan yalanlar söylüyor…

Ha, bir de şirinlik olsun diye gönderdiği bir bayram kartı var. Beynimizi kullanmadığımızı, eğer kullanırsak “hayır” dememiz gerektiğini söyleyen bir kart…

DET, beynimizi de nasıl kullanmamız gerektiğini bizlere söylüyor…

Pes yani…

(Belki biliyorsunuzdur bu DET, Adalarımıza Belediye Başkanlığı için aday adayı olmuştu. Ya olsaydı, nasıl bugünü arardık, tahmin edebiliyor musunuz? Kötünün kötüsü var…)

DET’in yazdıklarıyla konunun uzaktan yakından bir alakası yok,

Burada tartışmaya davet ediyorum:

1- Bireysel özgürlükler alanı
2- Kolektif özgürlük alanı
3- Etkin başvuru yolları ve hak arama özgürlüğü alanı
4- Askeri yargı alanının daralması ve komutanlara yargı yolunun açılması
5- Yargı sisteminde demokratik değişiklikler,
açılarından önerileri ve referandum sonuçlarını tartışabiliriz.

Tabii ki, benim de “yetmez ama evet” derken kastettiğim birçok eksikliğin bulunduğu idi.
“Hayır” diyen arkadaşların savunabilecekleri çok daha iyi argümanları olmasına rağmen bu denli yalan ve demagoji çamuruna saplanmış olmalarını anlayamıyorum.

Yetersizlikleri olsa da, bu değişiklikler ‘yeni anayasa’nın yapılabilmesine olanak verecek.

Şimdi yenisini konuşmamız, tartışmamız ve tabii ki uzlaşmamız gerek…

DET bunu bilmiyor. “Evet” diyenleri insanlık sınırının ötesine gönderiyor.
Doğrudan ‘hayvan’ diyerek ötekileştiriyor…

Hoş, ben hayvanların –insan kategorisi de dâhil- her türünü severim…

Şimdi, bir referandum baskısı olmadan (seçim/oylama) açıkça tartışabiliriz. DET’in söyledikleri mi doğru, yoksa yeni bir anayasa yapabilmek için yeni imkânlar mı doğdu.

Ben buradayım, bekliyorum…

*** *** ***

Bu arada yazılacak ‘Adalar Müzesi’ açılışı, Kınalıada’da ‘Hrant Dink Çocuk Parkı’ gibi konular vardı. Bu DET yüzünden çok uzattım, sabırları zorlamayayım…

Herkese selamlar,

Ali Şenalp

______________________________

ADALAR POSTASI
@ADALARPOSTASI
@ozcanyuksek @EkenGuven HeybeliadaÇamLimanı’ndakiYananOrmanToprağınıSürmüşlerMi? bkz! ADALAR POSTASI-2703/8(18.9.2012)

Heybeliada Çam Limanı

ormanını da toprağını da bellemişler gibi!?…

ADALAR POSTASI-2700/84 (29.6.2012)‘de de yayımlandığı üzere Heybeliada Çam Limanı orman yangının hemen ertesinde

[…]

Twitter, 17.6.2012 16:12
Güven Eken ‏
@EkenGuven
Heybeli’nin yanması felaket. Eğer sonrasında yanan orman tabanı sürülürse daha büyük felaket olur. Heybelililer, aman dikkat! @ozcanyuksek

Twitter, 17.6.2012 18:31
Güven Eken ‏
@EkenGuven
@ozcanyuksek Yangın ağaçları öldürür. Sürmek bütün ormanı. Kısa sürede ormanı sürmek için gelecekler. Engel olmalısınız.

[…]

diye uyarmıştı Güven Eken.

* * *

Twitter, 16.9.2012 5:26

Hurricane_Evrim

@EvrimKural

Heybeliada, İstanbul

pic.twitter.com/XUs9fkDE

* * *

Halbuki bu fotoğrafta yanan Heybeliada Çam Limanı ormanlık alanındaki toprak bellenmiş gibi görünmekte!

Umarız gözlerimiz bizi yanıltıyordur! Ne dersiniz Sevgili Heybeliler?
)O(

* * *

Diye sormuştuk!

Cevap yok!

Geçelim mi?

)O(

______________________________

Twitter, 24.9.2012
Birge Elif
@birgeelif
@heybelideolmus @ADALARPOSTASI heybeliada’ya acilen 24 saat hizmet verebilecek sağlık kuruluşu lazım!

______________________________

From: DUYGU ÇELİKKOL
Subject: Duygu Çelikkol(@Digiduu) Tweetlerinden birini yanıtladı!
Date: September 25, 2012 9:20:42 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Twitter, 24.9.2012
Duygu Çelikkol
@Digiduu
Günaydın :) @ADALARPOSTASI @heybelideolmus Heybeliada tepesinde bayraksız bir direk neden durur? Merak ettiğim bir konu. Teşekkürler

______________________________

From: DAMLA ÇAKIR ESMER
Subject: Damla Çakıl Esmer(@MaisonDeSante) Twitter’da senden bahsetti!
Date: September 25, 2012 4:38:42 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Damla Çakıl Esmer
@MaisonDeSante
@ADALARPOSTASI 30 EYLÜL SAAT 14:00 GALATASARAY LİSESİ ÖNÜ TAKSİM İSTANBUL #ölümyasasınahayır

* * *

From: ADALAR POSTASI
Subject: şehr-i istanbul sokaklarında her dem beraberdik!…
Date: September 27, 2012 6:03:33 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

şehr-i istanbul sokaklarında her dem beraberdik!…

Şehr-i İstanbul sokaklarında her dem beraberdik!
30 Eylül 2012 Pazar günü saat 14:00’te de Galatasaray Lisesi önünde buluşalım yine!
)O(

ÖLÜM YASASINA HAYIR!… BİR ŞEY YAPMALI!…

http://www.youtube.com/watch?v=baCO3GUM3hQ&feature=youtu.be …

imzalayalım!… imzalatalım!…

http://www.sessizkalmasucaortakolma.com/dilekce/dilekce_detay.asp?id=1311 …

http://www.thepetitionsite.com/206/056/800/demand-turkish-government-to-stop-the-death-law/ …

* * *
şehr-i istanbul sokaklarında her dem beraberdik!…

* * *

ADALAR POSTASI-2400/14 (2.4.2010):

Edmondo de Amicis (çev. Beynun Akyavaş), İstanbul (1874), Ankara (1993)116-122:

KÖPEKLER

[…] O zaman İstanbul en merak uyandırıcı tuhaflıklarından birini daha kaybetmiş olacak: köpekler. Burada, kalemimi biraz kendi haline bırakacağım, çünkü mevzu buna değer. İstanbul köpeği pek bol olan bir yerdir. Herkes gelir gelmez farkına varır bunun. Köpekler şehrin, daha az kalabalık, ama birincisinden daha az garip olmayan ikinci halkını meydana getirir. Türklerin köpekleri ne kadar sevip koruduğunu bütün dünya bilir.

Bunu Kuran’ın hayvanlara karşı da olmasını emrettiği merhamet hissiyle mi, yoksa köpeklerin de bazı kuşlar gibi uğurlu olduğunu sandıkları için mi yaptıklarını anlayamadım. Belki, Peygamber köpekleri sevdiği, belki mukaddes tarihleri bu hayvanlardan bahsettiği, belki de bazılarının iddia ettiği gibi, Fatih Sultan Mehmed’in Topkapı’da açılan gedikten, arkasında bir sürü erkan-i harb köpekle beraber, şehre muzaffer girmesi yüzündendir. Şu bir vakıadır ki, bu hayvanları içten severler. Birçok Türk beslenmeleri için kabarık meblağlar vasiyet eder. Sultan Abdülmecid bunların hepsini Marmara’da bir adaya sürdüğü vakit, halk sızlanıp mırıldanmış, köpekler geri dönünce de bayram etmistir. Hükümet hoşnutsuzluk yaratmamak için bu hayvanları hep rahat bırakmıştır.

Bununla beraber, Kur’an’a göre, köpek murdar bir hayvan olduğundan ve Türkler evlerinde barındırdıkları takdirde evlerinin kirleneceğini zannettiklerinden, İstanbul’daki bu bir sürü köpeğin hiçbirinin sahibi yoktur. Köpeklerin hepsi birden, tasması, vazifesi, ismi, meskeni, kanunu olmayan büyük bir serseriler cumhuriyeti teşkil ederler. Her şeyi sokakta yaparlar. Kendilerine sokakta oyuklar kazarlar, orada uyurlar, orada yer içerler, orada doğarlar, yavrularını orada emzirirler, orada ölürler ve hiç değilse İstanbul’da, hiçkimse köpekleri dolaşırken veya yatarken rahatsız etmez. Köpekler yolun sahibidir. Bizim şehirlerimizde atlara ve insanlara, köpekler bir kenara çekilip yol verir. Burada köpekleri ezmemek için insanlar, atlar, develer, eşekler şöyle bir kavis çizerler. İstanbul’un en kalabalık yerlerinde, sokağın ortasında halkalanıp yatan dört veya beş köpek yarım gün boyunca bütün bir mahalle halkının kıvrıla kıvrıla yürümesine sebep olur. Bu Pera ile Galata’da da böyledir. Yalnız burada köpeklere ilişilmemesinin sebebi pek de duyulan saygıdan değildir. O kadar çok köpek vardır ki, yolunuzdan uzaklaştırmak istediğiniz takdirde, evden çıktığınız dakikadan döndüğünüz dakikaya kadar tekme atmaktan, bastonla vurmaktan başka bir şey yapamazsınız. Olsa olsa, sokakta, rüzgâr gibi giden ve yolunu değiştirmesi artık mümkün olmayan dört atlı bir arabayı gördükleri zaman kıpırdamak zahmetine girerler. Bazıları son ana, atların ayakları başlarına bir parmak yaklaşıncaya kadar bekledikten sonra ağır aksak kalkar ve dört parmak öteye, hayatlarını ucu ucuna kurtarabilecek bir mesafeye gidip tembel tembel kıvrılırlar.

Tembellik İstanbul’daki köpeklerin alâmet-i farikasıdır. Sokağın ortasında dizi veya daire halinde beş, altı, on köpek oturur, hayvandan çok süprüntü yığınına benzeyen bir şekilde testekerlek yatar, bir hareketin ve sağır edici bir gürültü patırtının içinde günlerce uyurlar. Bunlara yağmur da, güneş de, soğuk da vız gelir. Kar yağdığı zaman karın altında kalırlar. Yağmur yağınca tepelerine kadar çamura gömülürler; öyle ki, ayağa kalktıkları vakit, artık ne gözü, ne kulağı, ne de burnu seçilebilen balçıktan yapılmış köpeklere benzerler. Bununla beraber, Pera ile Galata’da İstanbul’dakinden daha az uyuşuk davranırlar. Çünkü orada daha zor yiyecek bulurlar. İstanbul’da pansiyondadırlar; Para’da ve Galata’da alakart yerler. Köpekler sokakların canlı süpürgesidir. Domuzların bile yemeğe tenezzül etmediği şeyler bunlara şekerleme gibi gelir. Taş hariç, her şeyi yerler ve midelerinde ölmeyecek kadar bir şeyler olunca yeniden devrilip yatar, açlıktan uyanıncaya kadar uyurlar.

Hemen daima aynı yerde uyurlar. İstanbul’un köpek halkı da beşer halkı gibi mahallelere ayrılmıştır. Her bölge, her sokak bunlara mesken olmuş veya daha ziyade, oradan hiç ayrılmayan ve aralarına yabancıları sokmayan, akraba yahut arkadaş belli sayıda köpek tarafından ele geçirilmiştir. Köpekler bir çesit zaptiye hizmeti görürler. Muhafız kıtaları, ileri karakolları, nöbetçileri vardır; devriye gibi dolaşır, teftiş ederler. Aç kaldığı için komşularının müstemlekelerinde dolaşmak tehlikesini göze alan köpeğe eyvahlar olsun! Canavar gibi bir sürü çoban köpeği tepesine çullanır, yakalarlarsa gebertirler. Yakalayamazlarsa mahalle hudutlarına kadar deli gibi kovalarlar. Hududu aşmazlar: düşman memleketine hemen her zaman korkuyla karışık bir saygı gösterilir. Bir kemik, güzel bir dişi, bir arazi ihlali yüzünden yaptıkları meydan muharebesi ve göğüs göğüse çarpışma hakkında fikir vermek mümkün değildir. Her dakika, bir araya karmakarışık toplanmış köpeklerin ortasına çılgın gibi atılan ve bir toz bulutu içinde kaybolan bir köpek sürüsü görülür. Havlama, hırlama, bir sağırın bile kulak zarını patlatacak öfkeli bağırmalar duyulur. Sonra alay dağılır ve azalan tozun içinde yere uzanmış muharebe kurbanları görülür. Aşklar, kıskançlıklar, düellolar, kan, kırılmış ayaklar, yırtılmış kulaklar her gün görülen hadiselerdendir.

Bazen bir dükkânın önünde o kadar çok köpek toplanır ve öyle gürültü patırtı ederler ki, dükkâncıyla çırakları ellerine sopa ve iskemle alıp kendilerine yol açmak için usulüne göre bir huruc hareketi yapmak mecburiyetinde kalırlar. İşte o zaman kafa, sırt, karın nerelerine gelirse vururlar ve gökkubbeyi çökertecek bir uluma duyulur. Bilhassa Pera’da ve Galata’da, zavallı hayvanlar o kadar hırpalanırlar ve dövülmeye o kadar alışmışlardır ki, bir değnek gördükleri, bir bastonun veya bir şemsiye ucunun kaldırım taşına vurduğunu işittikleri anda kaçarlar yahut kaçmaya hazırlanırlar. Hatta uyuyormuş gibi göründükleri zaman bile hemen daima bir gözlerini aralık bırakır ve gözbebeklerinin görünmeyen bir noktasıyla sopaya benzeyen herhangi bir seyin en ufak hareketlerini uzaktan uzağa ve uzun uzun dikkatle takib ederler. İyi muamele görmeye pek alışık olmadıklari için yanlarından geçerken bir tanesini okşamanız on tanesinin zıplayarak, tatlı tatlı havlayarak, kuyruğunu sallayarak peşinizden koşmasına ve âlicenap hâmilerini sevinç ve minnet yaşlarıyla dolu gözlerle sokağın başına kadar geçirmelerine yeter. Bir köpeğin Pera’daki ve Galata’daki hâli, başka söze lüzum yok, bir örümceğin Hollanda’daki hâlinden beterdir. Örumcek Hollanda’da hayvan hükümdarlığının en fazla eziyet gören yaratığıdır.

Köpekleri bu kadar bedbaht görünce, insan öbür dünyada onlar için de bir mükâfat olmadığını düşünemez. Köpekler de, İstanbul’da başka her şey gibi, aklıma tarihi getiriyordu: bunlar, erguvan renkli örtüleri ve incili tasmalarıyla, Bayezid’ın, Keşiş dağındaki has ormanlarda koşan meşhur av köpekleriydi. Ne büyük bir içtimai mevki farkı! Kötü kaderleri kısmen çirkinliklerine bağlıdır. Bunların hemen hepsi çomar veya kurt kopeği cinsindendir. Kurda da benzerler, tilkiye de, veya daha ziyade hiçbir şeye benzemezler. Tesadüfi birleşmelerin çirkin mi çirkin meyveleri olup üzerlerinde acayip renkli benekleri vardır. Kasap köpeği denilen köpeklerin boyundadırlar ve kadidi çıkmış bu hayvanların yirmi adım öteden kaburga kemikleri sayılabilir. Sonra, çoğu, sıskalıklarından başka, dövüş ede ede öyle bir hale gelmiştir ki, yürüdükleri görülmese telef edilmiş köpeklerin iskeleti oldukları sanılabilir. Aralarında kuyruğu kesik, kulağı kopuk, tüyü yolunmuş, boynunun derisi yüzülmüş, bir gözü kör, iki bacağı topal, yaralı bereli, üstüne sinek üşüşmüş, velhasıl canlı bir köpek ne kadar rezil edilebilirse o kadar rezil olmuş köpekler vardır. Bunlar muharebenin, açlığın ve güzel aşk tanrıçasının sahici kurbanlarıdır. Kuyruğun lüks bir uzuv olduğu söylenebilir; cemiyet hayatı içinde kuyruğunu iki aydan fazla bütünüyle muhafaza eden İstanbullu bir köpek nadiren görülür. Zavallı hayvanlar! Taşdan bir kalbi bile merhamete getirecek haldedirler. Bununla beraber, bazen o kadar garip bir şekilde ısırılıp örselenmişlerdir ki, yalpalaya yalpalaya, sallana sallana yürürler, gülmemek mümkün değildir.

Uğradıkları en büyük felaket ne açlık, ne muharebe, ne de sopadır. Galata ve Pera’da bir müddetten beri yerleşen gaddarca bir adettir. Ekseriya, gece, sakin Peralılar cehennemi bir gürültüyle uyanıp yataklarından fırlayarak pencerelere koşuyor ve aşağıda, sokakta, hoplayan, zıplayan, deli gibi dönen ve kafasını duvarlara vuran korkunç bir köpek dansı görüyorlar. Sabah şafakta, sokak cesetten geçilmiyor. Gece çalışan mahalle doktoru veya eczacısı, köpek milleti tarafından rahatsız edilmek istemediği için zehirli et dağıtarak bir hafta başını dinliyor. Bu yüzden ve başka sebeblerden Pera ile Galata’da köpek sayısı devamlı olarak azalıyor: ama neye yarar! Bu zaman zarfında İstanbul’da, Türk şehrinde yiyecek bir şeyler bulamayıncaya kadar çoğalıp artarak, yavaş yavaş karşı sahile göç ediyor ve muharebelerin, kıtlığın ve zehirin aile içinde meydana getirdiği boşlukları dolduruyorlar. […]

* * *

From: ADALAR POSTASI
Subject: çanlar canlar için çalıyor!…
Date: October 1, 2012 10:38:19 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

― ÇANLAR KİMİN İÇİN ÇALIYOR?

― ÇANLAR CANLAR İÇİN ÇALIYOR!

30 Eylül 2012 Pazar günü saat 14:00’te Galatasaray Lisesi önünde “ÖLÜM YASASINA HAYIR!…” diye haykırmak üzere buluşalım öyleyse!
)O(

Hiç kimse bir Ada,
kendi başına bir bütün değildir;
her insan [can] Kıt’anın bir parçası,
bütün’ün bir bölüğüdür; Deniz
senin ya da dostlarından birinin evini,
dağlık bir burnu, bir balçık topağını alıp
götürse Avrupa o denli küçülür;
herhangi bir kimsenin [canın] ölümü de
beni eksiltir, çünkü ben insanlık’la [tabiat’la]
ilgiliyim; öyleyse adam gönderip, çanlar kimin için
çalıyor, diye sordurma; onlar senin için çalıyor!…

John Donne

* * *

ÖLÜM YASASINA HAYIR!… BİR ŞEY YAPMALI!…

http://www.youtube.com/watch?v=baCO3GUM3hQ&feature=youtu.be …

* * *

İMZALAYALIM!… İMZALATALIM!…

http://www.sessizkalmasucaortakolma.com/dilekce/dilekce_detay.asp?id=1311 …

http://www.thepetitionsite.com/206/056/800/demand-turkish-government-to-stop-the-death-law/ …

* * *

İstiklâl Caddesi, 30.9.2012.

* * *

Taksim, 30.9.2012.

https://www.facebook.com/photo.php?fbid=10151169828910912&set=oa.325343157564680&type=1&theater

______________________________

From: TARIK KONAL
Subject: “DİL BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN”
Date: September 25, 2012 7:51:56 PM GMT+03:00

“DİL BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN”

Bilmiyorum Osmanlıca
Ne Arapça ne de Farsça
Anadilim Türkçe gülüm
Kökten sürme yüzyıllarca.
Ulusçuyuz ötesi yok
Türkçe sözün bitesi yok
ATATÜRK’ün ölesi yok
Dilde devrim yaşadıkça.

Celal Ertuğay

* * *

26 Eylül 2012

Saygın Arkadaşlarım, Dilkardeşlerim.
Bugün 26 Eylül 2012.
Ülkesini yabancıların elkoymasından kurtaran bilge devrimci
ATATÜRK’ün Türkçemizi de bağımsızlığa kavuşturmasının
80. yıldönümü bugün. Bugün Dil Bayramı!
Bu, çok anlamlı Ulusal Kıvanç Günümüz kutlu olsun!
Göktürk Yazıtlarını yazanları, Kaşgarlı Mahmut, Dede Korkut,
Yunus Emre, Karamanoğlu Mehmet Bey,
Pir Sultan Abdal, Dadaloğlu, Karacoğlan, Agop Dilâçar,
Nâzım Hikmet, Nurullah Ataç, Ceyhun Atuf Kansu,
Cahit Külebi, Emin Özdemir, Yaşar Kemal, Ali Püsküllüoğlu,
Mehmet Başaran, Talip Apaydın, Oğuz Tansel,
Fazıl Hüsnü Dağlarca, Ömer Asım Aksoy’u
―adını anamadıklarımın da saygın adlarının ATATÜRK’ün adının
içinde yaşadığını varsayarak― sevgiyle saygıyla esenliyorum.

Erinç, gönenç içinde olmanızı dilerim.

Bilge Önder ATATÜRK’ün Dil Devrimi er’i.
Tarık KONAL

______________________________

From: AYSEL DURGUN
Subject: Yaşam hakkını savunmak için basın açıklamasına çağrı
Date: September 26, 2012 6:35:34 PM GMT+03:00
To: Osman Bahadır
Cc: adalar.postasi@gmail.com

BASIN AÇIKLAMASINA DAVET….

yoktu yarınları onların
çünkü onlar
suç taşıyan sandık gibi karanlıktılar….

Hasan Hüseyin

* * *

Maltepe ilçe sınırlarında yapılmakta olan deniz dolgusu, bütün karşı çıkmalara rağmen devam ediyor.

Bizler;
İnsanca, güvenilir, sağlıklı, kimlikli alanlarda yaşama hakkımızı sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz.

Seçim meydanlarında halkı kandırarak göz boyayan projelerle iktidara gelenlere karşı; evlerimizi, derelerimizi, kıyılarımızı, emeğimizi ve dünyamızı terk etmeyeceğiz.

Bu mücadelede rant hırsına karşı “yaşamdan, adaletten, dayanışmadan ve eşitlikten yana olan herkesi BASIN AÇIKLAMAMIZA davet ediyoruz.

MALTEPE YAŞAM VE ÇEVRE PLATFORMU

Tarih: 30 Eylül 2012 Pazar

Saat: 16:00

Yer: Maltepe Meydanı

______________________________

From: DUYGU ÇELİKKOL
Subject: Duygu Çelikkol(@Digiduu) Twitter’da senden bahsetti!
Date: September 27, 2012 10:27:24 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Twitter, 27.9.2012
Duygu Çelikkol ‏
@Digiduu

Adaların ormanlık alanlarında yaşayan bu böcekler ile uzun zaman mücadele edilmiş @ADALARPOSTASI http://www.iudergi.com/tr/index.php/orman/article/viewFile/8202/7620
ADALAR POSTASI tarafından retweetlendi

______________________________

From: ADALAR MÜZESİ
Subject: Kent Müzelerinde Sözlü Tarih Uluslararasi Semineri
Date: September 27, 2012 11:59:13 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Kent Müzelerinde Sözlü Tarih Uluslararası Semineri

________________________

From: MÜRSEL POLAT
Subject: ADALAR KENT KONSEYİ BAŞKANI
Date: October 5, 2012 4:39:56 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Konu: Adalar Kent Konseyi Başkanlığı’ndan istifam hak.

05.10.2012

Değerli Yerel Basınımız aracılığıyla
ADALAR KAMUOYUNA ve ADALI STK’LARA DUYURUDUR

Adalar Kent Konseyi’nin 07.07.2009 tarihli (1. dönem) ve 26.07.2011 tarihli (2. dönem) Genel Kurul toplantılarında yapılan başkanlık seçimleri sonucunda yüklenmiş olduğum Adalar Kent Konseyi Başkanlığı görevini aşağıda açıkladığım nedenlerle 23.09.2012 tarihi itibariyle istifa ederek bırakmış bulunmaktayım.

Şöyleki;

  1. 1. Dönem başkanlık seçimlerine katılan ve başkanlık seçimini kazanamayarak bu durumu bir onur meselesi haline getiren Belediye Başkanı Sayın Mustafa Farsakoğlu’nun Konsey çalışmalarına iştirak etmeme, işbirliğinde bulunmama, dışlama ve engelleme girişimlerini 3 yıl süresince ısrarla sürdürmesi ve bu menfi tutumunu her türlü girişimlerimize rağmen değiştirmeden devam ettirme anlayışı içinde olması,
  2. Kent Konseyi Yönetmeliği hükümleri gereği olarak belediyelerin, kent konseylerine sağlaması gereken vecibelerin üç yıllık başkanlığım süresince hiçbir şekilde yerine getirilmemesi ve hiçbir desteğin verilmemesi,
  3. Adalar Belediye Başkanlığı’nın, Adalar Kent Konseyi’yle yasa ve yönetmelik gereği kurması istenen işbirliğinin 1. ve 2. maddedeki nedenlerle sağlanmaması üzerine çeşitli defalar Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı, İstanbul Valiliği gibi üst makamlara yapmış olduğumuz yazılı başvurulara ve şikâyetlere rağmen bugüne kadar istenen seviyede bir işbirliğinin kurulmasının ilgili makamlarca dahi sağlanamaması,
  4. 3. maddede sözü edilen, üst makamların duruma müdahalesizliğini de lehinde bir mülahaza olarak gören Adalar Belediye Başkanlığı, Yönetmelik gereği Eylül ayı içinde yapılması gereken Konsey Genel Kurul Toplantısı için yazılı olarak yaptığımız yer tahsisi talebimize hiçbir şekilde cevap vermeyerek engelleyici tutumunu yasanın amir hükmüne rağmen devam ettirmiş olması, Tekit yazımız ve ısrarlı sözlü başvurularımız üzerine de ilgili müdürlüğünce Başkan’ın yer tahsis etmeyeceği kararının tarafımıza ifade edilmiş olması. ―Genel Kurul Toplantısı bu gerekçeyle Konsey Yürütme Kurulu kararıyla iptal edilmiş ve durum kamuoyuna yazılı olarak duyurulmuştu.
  5. Adalar’ın imar açısından geleceği için çok önemli olan 1/5000 ölçekli Koruma Amaçlı İmar Planları’na, Belediye olarak hiçbir itirazda bulunulmaması üzerine Konsey Yürütme Kurulumuzca yapılan çalışmalar sonucu tespit olunan menfi durumların düzeltilmesi için İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) itirazda bulunulmuş, itirazımızın süresi içinde Meclis gündemine alınmaması üzerine de Kent Konseyi olarak İBB’ye karşı dava açılmıştır. Bu dava sürecinde mahkemenin bilirkişi tayinine karar vermesi ve 3.450TL bilirkişi ücretinin verilen süre içinde ödenmesinin istenmesi üzerine, Konsey Başkanlığı olarak Yürütme Kurulu kararı doğrultusunda bu paranın ―yönetmelik gereği― Belediye’ce ödenmesi istenmiş ve bu isteğimiz de karşılanmamıştır. (Bu hususta, ilgili yasa ve yönetmelik, Konsey’in çalışmaları için gerekecek harcamalarının Belediye Başkanlığı’nın bütçesinden ödenek ayrılmak suretiyle karşılanacağını hükme bağlamıştır). Söz konusu bilirkişi ücreti bazı STK’lar, Muhtarlar ve Yürütme Kurulu üyelerince karşılanarak Adalar için çok önemli olduğunu düşündüğümüz bu davanın devamı sağlanabilmiştir.

Yukarıda özetlemeye çalıştığım ve üç yıl müddetince devam eden bu ve bu gibi olumsuzluklar, Konsey Yürütme Kurulumuzun birlikte karar alma, birlikte hareket etme kabiliyetini azaltarak Kurul’un iç dayanışmasını zayıflatmış ve hizmete devam edecek güç ve şevkin azalmasına yol açmıştır.

Sonuç olarak bu nedenlerle; Başkanlık görevimi, yasa ve yönetmeliklere uygun olarak ve Adalarımıza yarar sağlayacak bir randımanla ve inançla devam ettirebilmem imkânsız hale gelmiş bulunmaktadır. Bu anlayışla, görev heyecanımın ve mesuliyet duygularımın bir anlamı kalmadığını düşünerek istifa kararımı yerine getirmiş bulunmaktayım.

Durumu, Adalarımızın değerli basını aracılığıyla saygıdeğer hemşerilerime arz ederim.

Ali Fuat Tolga

________________________

Twitter, 5.10.2012
ADALAR POSTASI
Belediye Anonsu: “KTVKK kararı gereğince Adalar’da sağlık raporlular haricinde elektrikli motosiklet kullanımı yasaklanmıştır toplatılacaktır.”

________________________

StarGazete, 6.10.2012
DHA

http://haber.stargazete.com/guncel/prof-ercandan-rahatlatan-deprem-aciklamasi/haber-694988

Prof. Ercan’dan rahatlatan ‘deprem’ açıklaması

Yalova’da olası Marmara depremiyle ilgili açıklama yapan Jeofizik Yüksek Mühendisi Prof. Dr. Ahmet Ercan, yaptığı iki araştırma sonrasında 2029 ile 2045 yıllarından önce deprem beklemediğini söyledi.

Yalova Belediyesi’nin düzenlediği bisiklet festivaline katılmak üzere kente gelen Prof.Dr. Ahmet Ercan, depremle ilgili açıklamalarda bulundu. Depremin tarihi ve şiddetine yönelik 2 ayrı kestirim yaptığını belirten Prof. Dr. Ercan, “İstanbul Depremi diye bir deprem yok. Beklenen deprem Marmara depremidir,” dedi. 1999 depremi sonrasında birçok deprem kestirmecinin ortaya çıktığını, bir çok deprem tarihinin gündeme getirildiğini belirten Prof. Dr. Ercan, “Bunların hiçbirinin bilimsellikle alâkası yoktur. Ben, iki deprem kestirimi yaptım. Birisi gerginlik birikiminden, birisi de 4 bin yıllık depremsellikten olan araştırmalarımdır. Gerginlik birikimi kestirimine göre, 2029 yılından önce deprem olmaz çıktı. Depremsellikte ise 2045 yılından önce olmaz çıktı. Mühendislik olarak, bunların güvenilirlik derecelerine baktığımda, Marmara Denizi’nin tamamının, tek bir deprem bölgesi olarak ele alınması gerekmektedir. 1999 yılındaki Gölcük Depremi, aynı anda bizim beklediğimiz Marmara Depremi’dir. Gölcük Depremi’nde bizim beklentimizin üzerinde bir gerginlik boşalması oldu,” diye konuştu.

‘DEPREM SİVRİADA İLE KÜÇÜKÇEKMECE ÖNÜNDE OLUR’

Depremin düzeltilmiş büyüklüğünün 7,5 yüzey dalgası büyüklüğü ise 7,8 olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ercan, “Boşalan gerginlik miktarı 132 atom bombasına denktir. 180 kilometrelik bir bölümü de kırmıştır. Yani bu fay, Armutlu açıklarına kadar kırılmıştır. Yalova’da da balık kılçığı biçiminde bir kırık oluşmuştur. Birisi Yalova önünden geçti. Diğeri ise Çiftlikköy’den, Bostancı istikametine kırıldı. Bir tanesi de Adaları kıstırdı. Hem doğu, hem de batısından Heybeliada’ya kadar kırdı. Şimdi gerginlik, Heybeliada’nın olduğu yerden doğu batı yönünde İstanbul’a doğru basınç uyguluyor. Yalovalıları korkutmak gibi bir niyetim yok ama gerçekleri de söylemem gerekiyor. 1894 Adalar Depremi’nin benzerini bekliyorum. Aşağı yukarı depremin olacağı yer Sivriada ile Küçükçekmece’nin önü olacaktır. 7 ile 10 kilometre derinlikte meydana gelecektir. Büyüklüğü de hiç beklendiği gibi değil. 6,4 ile 6,7 arasında bir büyüklük olabilir. Daha büyük bir deprem olması benim açımdan çok şaşırtıcı olur. Bu oranda bir gerginlik birikimi yok ki 8 veya 8,5 gibi uçuk bir deprem üretsin. Kurgular hep çok büyük deprem olacak, 200 bin, 500 bin kişi ölecek dese de bunlar bilimsel dayanağı olmayan, çığırtkanca açıklamalardır,” dedi.

Olası depremin, tek bir deprem olmayacağını ve bir deprem içinde 2 ile 3 deprem olacağını kaydeden Prof. Dr. Ercan, “Marmara Ereğlisi’nin önünde de denizden 10 ile 15 kilometre içerde olacak. Bu da Yalova’ya 15 kilometre yaklaşacak anlamına geliyor. Bu da depremin, Yalova’dan 45 kilometre açıkta olması demektir. Gölcük Depremi kadar uzakta ama bu kez kuzeyde bir deprem olacak. Bu deprem, hem kuzeybatıdan, hem de doğu batı doğrultusunda Yalova’yı vuracak. Yalova, Gölcük Depremi’ni atlattı ama Kuzey Marmara Depremini bekliyor. Ben Yalova odaklı bir deprem beklemiyorum. Marmara Depreminde Yalova’da bir kırık oluşmayacak belki ama sarsıntı Yalova’yı da etkisi altına alacak. Kocaeli, Bursa ve Orhangazi’yi de etkisi altına alacak. ‘Biz depremi atlattık’ diye bir olay yok. Bu etki altında olacak her yerde güçlendirilmemiş, mühendislik hizmeti almamış kötü yapılarda yıkım olacaktır” diye konuştu.

“İNŞALLAH İLE ALLAH KORUSUN İLE YAPI KURTULMAZ”

Türkiye’nin, deprem konusunda ciddi bilgi birikimi kazandığını belirten Prof.Dr. Ercan, “Yapı, inşallah ile Allah korusun ile kurtulmaz. Yapı, mühendislik bilgisi ile kurtulur. Bu uyduruk lafları bir yere bırakıp bilimden faydalanmak gerekiyor. Türkiye, büyük bir atılım başlattı. 1999 Depremi’nden beri hiçbir şey yapmadık sözü fevkalade yanlış. 1999 depreminden beri Türkiye Cumhuriyeti çok şey yapmıştır. Her şeyden önce basınımızla biz depremciler arasında imzalanmamış bir sözleşme ile bilgi akışı başladı. Biz basın yolu ile tüm bildiklerimizi anlattık. Bugün sıradan bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olan Ayşe Hanım, yurtdışına gidip Amerika’daki ‘Catherine’ye kırık nedir, nasıl işler, kaç türlüdür, atım nedir onu anlatır. Deprem bilinci yok lafı Türkiye’de doğru değil. Ayşe Hanımın sadece yapısının durumunu ya da iyi yerde olup olmadığını bilmeye ihtiyacı var” açıklamasında bulundu.

“TOKİ, TÜRK MUCİZESİDİR”

Kentsel Dönüşüm ve TOKİ’yle ilgili konuşan Prof.Dr. Ercan, “1999 depreminden sonra yapılan en önemli işlemlerden bir tanesi, deprem vergisinin konmasıdır. İnsanlar hala bu vergiyi ödüyor. Bunun arkasından Ak Parti hükümeti geldiğinde, fonda 12 milyar dolar para vardı. O fondaki paralarla Yalova’da ve diğer deprem bölgelerinde, deprem konutları yapıldı. Sağlam yerlerde sağlam konutlar yapıldı. Dünyanın hiçbir yerinde 2 yıl ödemesiz, 20 yıl vadeyle, faizsiz, ayda 100 lira ile ev sahibi olan yok. Bu, TOKİ’nin Türk mucizesidir. Biz hep yermeyi biliyoruz, övmeyi bilmiyoruz. Deprem, siyasi konu yapılamaz. Kentsel dönüşüm, siyasi malzeme yapılamaz. Kentsel dönüşüm tasarısı Türkiye’nin en büyük tasarısıdır. Türkiye bununla büyük bir çağ atlayacaktır. Bilimsel olarak yönetim çok büyük aşama kaydetti. ‘Afet Yasası’ çıktı. Yönetim, bilim adamlarının görüşlerini aldı. Bu çok önemlidir. Sen sağcısın, solcusun, inanırsın, inanmazsın demeden herkesin görüşü alındı. Kentsel Dönüşüm yönetmeliği ile ilgili incelemelerimiz devam ediyor. İçinde bazı eksiklerin olmasına rağmen, bu eksiklerin de yeni bir yönetmelikle giderileceği kanısındayım. Kentsel dönüşüm bir devrimdir. Daha yasa çıkmadan da bu bir “Rant Yasasıdır’ demek hatadır. Kentsel Dönüşüm Yasası’na direnmemek gerekiyor. Kentsel Dönüşüm Yasası’nın en önemli getirilerinden birisi de sadece yapıya değil yerin yapısına da bakılmasıdır. Türkiye’de yıkılan her 5 yapıdan 1’i yer bozuk olduğu için yıkıldı” dedi.

________________________

Hürriyet, 7.10.2012

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/21642453.asp

Heybeliada Ruhban Okulu’nun bilinmeyen hazinesi

Heybeliada Ruhban Okulu’nun 80 binden fazla esere sahip kütüphanesinde, dünyanın en eski matbu kitaplarından bazıları bulunuyor.

Heybeliada’da 8’inci yüzyılda kurulan Aya Triada manastırının bünyesindeki okulun bodrum katında yer alan kütüphane, beş salondan oluşuyor.

Gönüllülerin bugünlerde hummalı bir tasnif çalışması sürdürdüğü kütüphanede, çok sayıda dini, felsefi ve edebi eser yer alıyor.

Bir rafın sadece İncil ve Tevrat baskılarına ayrıldığı kütüphanenin son salonunda, dünyanın en eski matbu eserleri yer alıyor.

Yüzlerce yıllık kitapları haşerelere karşı, okulun bahçesinden toplanan ve küçük bez torbalar halinde raflara konan lavantalar koruyor.

528 YILLIK MATBU ARISTOPHANES – FOTO GALERİ

Kütüphane sorumlusu Yannis Ananas, koleksiyonlarında hemen hemen her dilden kitap bulunduğunu ancak İngilizce, Fransızca, Latince ve Eski Yunanca’nın ağırlıklı olduğunu söyledi.

Kütüphanede Türkçe eserin çok az olduğunu ancak önemli miktarda Osmanlıca kitap ve dergi bulunduğunu belirten Ananas, bunların tasnifinin sürdüğünü kaydetti.

Ananas, kütüphanenin, içerdiği yazma eserler dışında, en değerli parçasının dünyanın en eski matbu kitapları arasında yer alan, Aristophanes’in komedilerinin 1484’de basılmış bir nüshası olduğunu ifade etti.

Yannis Ananas ayrıca ilk matbu İncil ve Tevrat nüshalarından bazılarının da koleksiyonları içinde önemli yer tuttuğunu vurguladı.

Ortodoks aleminin ilk ilahiyat fakültesi

Fener Rum Patrikhanesi Bursa Metropoliti, Heybeliada Aya Triada Manastrı’nın Başrahibi Prof. Dr. Elpidophoros Lambriniadis de kütüphanelerinin alanında dünyanın sayılı kütüphaneleri arasında yer aldığını bildirdi.

Prof. Dr. Elpidophoros Lambriniadis, “Sadece bizim kütüphanemizde bulunan, başka hiçbir yerde bulunmayan kitaplar uzun bir liste oluşturuyor,” dedi.

Heybeliada Ruhban Okulu’nun bir ilahiyat fakültesi niteliği taşıdığını vurgulayan Lambriniadis, “Patrikhanemiz bu okulu 1844’te kurduğunda Ortodoks dünyasında başka ilahiyat fakültesi yoktu. Okulumuz bu alanda ilkti. Bu nedenle kütüphanemiz de değerli kitaplarla ve el yazmalarıyla dolu,” diye konuştu.

Heybeliada Ruhban Okulu’nun bir manastır bünyesinde kurulduğunu hatırlatan Lambriniadis, “Manastır, Patrik Fotius zamanında, 8’inci yüzyılda kuruldu. Bütün manastırlarda olduğu gibi burada da çok önemli bir kütüphane vardı. Aslında okulun bu manastırda kurulmasının nedeni de bu zengin kütüphaneydi,” ifadesini kullandı.

El yazmaları Patrikhane’de

Manastır kütüphanesinin, okulun kurulmasıyla birlikte daha da zenginleştiğine işaret eden Lambriniadis, “İlahiyatla, din öğrenimiyle ilgili dünyadaki en önemli ve kıymetli kitaplar buraya gönderildi, burada saklandı. Burası gerektiği kadar güvenli olmadığı için el yazmalarını patrikhanede saklıyoruz,” dedi.

Kitaplara PDF olarak internetten ulaşılabilecek

Geçen Eylül ayında manastırın başrahipliğine atandığından bu yana birkaç depoda tasnif edilmemiş kitaplar bulduğunu ifade eden Lambriniadis, Selanik Üniversitesi’nden gelen gönüllü öğrencilerin bunları tasnifte kendilerine yardım ettiğini söyledi.

Lambriniadis, kütüphanenin dijital hale getirilmesini de planladıklarını belirterek, “Bütün kütüphaneyi PDF formatında dijital hale getireceğiz. Bu büyük bir proje, zamana ihtiyaç var. Sponsor da bulundu. Henüz para akışı başlamadı ancak bir iki ay içinde başlayacak. İnşallah en kısa zamanda kütüphanemizi internet üzerinden herkese sunabileceğiz,” diye konuştu.

“Kütüphane Türkiye’nin değeri”

Kütüphanelerinin önemli bir el yazması kaynağına sahip olduğunu ancak bunlardan yaklaşık 300 tanesinin bugüne gelebildiğini anlatan Lambriniadis, şunları kaydetti:

“Kitaplarımızın çoğu 18’inci ve 19’uncu yüzyıla ait. Fakat sadece bizim kütüphanemizde bulunan, dünyada başka hiçbir kütüphanede bulunmayan kitaplar uzun bir liste oluşturuyor. Bu değer, bu hazine, bu kültür sadece bize ait değil, Türkiye’ye ait, Türkiye’nin zenginliği, vatanımızın zenginliği. Bu kütüphane hepimizin kütüphanesi, Türkiye’nin kütüphanesi. Ancak keşke okulumuz açık olsaydı da bu kütüphaneden Ruhban Okulu öğrencileri de faydalanabilseydi.”

Araştırmacılara ve öğrencilere açık

Kütüphanenin araştırmacılara ve öğrencilere açık olduğunu ifade eden Lambriniadis, “Bize başvurup kütüphane sorumlularıyla görüşür, kataloğa bakarlar, istedikleri kitap kendilerine getirilir,” dedi.

________________________

From: YUSUF BAHAR
Subject: Adalar Spor :2 – Valide Tayfun:0
Date: October 8, 2012 7:59:16 AM GMT+03:00
Cc: adalar.postasi@gmail.com

Adalar Spor 1.Amatör 14.Gurup’ta 5’de 5 yaparak liderliğini perçinledi…

Adalar İlçesini, 1.amatör liglerde temsil eden tek takım olan Adalar Spor Kulübü 14.Gurup 5.Hafta karşılaşmasında rakip Valide Tayfun’u Beylerbeyi 75 sahasında 2-0 yendi. 5. haftayı puan kaybı yaşamadan geçen yeşil-beyazlı ekip 5 maçta 5 galibiyet alarak 15 puanla liderliğine devam ediyor. Adalar Spor ’un golleri 11.dakikada Onur Karapınar ve 82.dakikada ikinci yarıda oyuna giren Selçuk Aknarcı’dan geldi.

Adalar Spor: İrfan Dilber, Doğan Tilov, Ercan Öztürk, Fırat Menez, İlyas Çelebi, Fatih Akpınar, Semih İnal, Cemalcan Köselerden, Gökalp Erdoğan, Onur Karapınar, Sercan Elkılıç (Timur Şengül, Hilmi Karadeniz, Burak Çanak, Orhuncan İlbuğa, Emre Edebali, Selçuk Aknarcı, Furkan Beg)

Valide Tayfun: Furkan Emre Bursalı, Hüseyin Tuncer, Cemalcan Oral, Yunus Emre Seymen, Murat Yücebaş, Berkay Ayhan Kocoğlu, Onur Hübey Genç, Eniscan Hamamcı, İsmet Akçaya, Ünsal Ertezük, Sercan Celal Gül(Utkucan Çelik, Kubilay Yılmaz, Cemil Yıldız, Yusuf Akdamar, Ahmet Deniz Yalçın, Cihan Bulun, Abdullah Aksu

________________________

From: GIOVANNA GROLLO
Subject: Giovanna Grollo’dan yeni mesajınız var
Date: October 9, 2012 12:02:57 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

FaceBook, 8.10.2012 23:32
Giovanna Grollo

belki siz bir sey yapabilirsiniz
https://www.facebook.com/home.php#!/media/set/?set=a.10151448031092729.584486.824482728&type=1

7 Ekim · Heybeliada Çam Limanı’nda çekildi
Bu resimleri çekip ve paylaşmayı istemezdim!… Burası Çam Limanı Heybeli… Sezon bitmiş… Her şey talan edilmiş… Çöpler bırakılmış… Tek söz: REZALET!!!!!!! Adalar Belediyesi nerde????

* * *

From: GIOVANNA GROLLO
Subject: Heybeli Çam Limanı 07.10.2012 ÇÖPLÜK
Date: October 9, 2012 12:22:06 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Sayın Yetkili,
Resimler kendiliğinden konuşuyor. Yorum eklemeye gerek yok diye düşünüyorum.
Giovanna Grollo

Heybeli 7 Ekim 2012

_____________________________

From: SELİN AYGÜN
Subject: Adalar Adliyesi taşınacakmış…
Date: October 9, 2012 1:02:51 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Adalar Adliyesi taşınacakmış…

* * *

Hürriyet, 8.10.2012
A.A

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/21648890.asp

Dünyanın en büyük adliyesi ocak ayında açılıyor

Türkiye’nin en büyük kamu binası olan dünyanın en büyük adliyesi İstanbul Anadolu Adalet Sarayı, Ocak 2013’te hizmete girecek.

Yapımı 2006 yılında başlayan adliye sarayı 126 dönümlük araziye kurulurken, 80 dönüm üzerine inşaat yapıldı. 5 ana bloktan oluşan adliyede, 16 kat olan B blok 135 bin metrekare, 12 kat olan A Blok 100 bin metrekare, 9 kat olan D blok ile 7’şer kat olan C ve E blok ise 20’şer bin metrekare olacak.

Anadolu yakasının adliyelerini bir araya getirecek adliye binasında 326 savcı odası, 298 mahkeme salonu, 51 icra dairesi yer alırken, 500 ve 180 kişilik 2 tane konferans salonu, 2 bin 600 araçlık otopark, 2 bin 200 kişilik yemekhane ve 180 kişilik kreş bulunuyor.

DÜNYANIN EN BÜYÜK ADLİYE SARAYI / FOTO GALERİ

Adliyede, ağır ceza mahkemesi salonları 100, diğer mahkeme salonları ise 50 metrekare olarak inşa edildi. 80 kişinin sığabileceği ağır ceza mahkemelerinde kamera sistemi de kuruldu. Duruşma salonlarının tamamının ise koridorlara bakan yan cepheleri cam duvar.

Binanın her tarafında güvenlik kamera sistemi kurulurken, kullanılan mobilyaların tümü cezaevlerindeki mahkum ve tutuklular tarafından üretildi. Ayrıca bina, İstanbul ve Boğaz figürlerinin yer aldığı cini panolarla süslendi.

Günlük sirkülasyon 45 bin kişi

Dünyanın en büyük adliyesi olarak inşa edilen binada, 550’si hakim ve savcı olmak üzere 5 bin kişi çalışacak. Bu sayının 4 binini dev yapıyı temizlemek ve güvenliğini sağlamakla görevli personel oluşturacak. 4 bin 600 odanın yer aldığı binadaki günlük vatandaş sirkülasyonunun ise 45 bin kişi olması bekleniyor.

350 milyon liraya mal olan Türkiye’nin en büyük kamu binası İstanbul Anadolu Adalet Sarayı’nın 3 ana girişi bulunuyor. Metro bağlantılı binada, PTT, banka şubeleri, kuaför, spor salonu ile doktor ve hemşirelerin bulunduğu sağlık odaları da yer alacak.

Yapımı tamamlanan adliye sarayı için, peyzaj çalışması ve mobilyaların yerleştirmesinin ardından temizlik, yemekhane ve güvenlik gibi birimlerdeki ihale sürecine geçilecek. Adalet sarayı Ocak 2013’te açılacak. Kadıköy, Üsküdar, Ümraniye, Kartal, Pendik, Tuzla, Sultanbeyli ve Adalar adliyelerinin taşınması da ocak ayı içinde tamamlanacak.

Mahkeme Yönetimi Destek Projesi kapsamında Türkiye’de 21. pilot adliye olarak seçilen binada, ön büro sistemi olacak. Vatandaşlar ve avukatlar işlemlerini ön büroda yapacak. Hakim ve savcının yanına her zaman giremeyecek.

38 yıllık yarışmacı mimar

Binanın projesini 11 ayda tamamlayan 38 yıllık mimar Haldun Erdoğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yarışma sürecini şöyle anlattı:;

“Adliye binası benim daha önceden Kadıköy Adliyesi için yaptığım çalışmanın devamı niteliğinde oldu. Kadıköy Adliyesi için bir yarışma açıldı. Ben 48 kişiden birinci oldum. Projenin uygulanmasından vazgeçildi. İstanbul’da Anadolu ve Avrupa yakasındaki adliyeleri tek bir merkezde toplama düşüncesi gelişti. Bu doğrultuda böyle bir büyük bina yapılması gündeme gelmiş oldu. Kadıköy Adliyesi yarışmasının birincisi olduğum için beni de bu yarışmaya davet ettiler. Yarışmanın jürisinde üniversitelerden, bütün adli mercilerdeki birimlerden yetkililer yer adlı. Yarışmaya 5 mimar davet edildi. 35 kişilik jürinin değerlendirdiği projeler arasında benim projem birinci oldu.”

“Yarışma projesi de dahil projeyi 11 ay gibi kısa bir sürede bitirdik” diyen Erdoğan, projenin 15 kişilik ekiple hazırlandığını anlattı.

İhalenin ardından alanda yapılan kazı çalışmalarında çok ciddi granit blokların oluştuğu bir zeminle karşılaşıldığını ifade eden Erdoğan, patlayıcılar kullanılarak hafriyat yapıldığını söyledi. Erdoğan, “Bu zaman aldı. Bina, yaklaşık 3 yıl sürede bitecekti. Kazının uzun sürmesi de binanın teslimin gecikmesine neden oldu” dedi.
Erdoğan, “Dünyanın en büyük adliyesi olduğu söyleniyor ama benim bu konuda kesin bilgim yok. Ama bu kadar büyük kamu yapısı da yok diye biliyorum. Bunun bir benzeri de yok. Olağanüstü büyüklükte bir bina. Tamamen konsept çalışması yaptık. 4 futbol sahasına tekabül ediyor” diyen Erdoğan, projede kalem, duruşma salonu ve hakim odasının ilişkisi kurulduğunu anlattı.

Halk ve personel koridorla ayrıldı

Bu binaya özgü olarak halk koridoru ve personel koridorunun kesin bir şekilde birbirinden ayrıldığını vurgulayan Erdoğan, “Bir kadın ‘hakim odamın kapısını açıp da adres soranlar var’ demişti. Bu etkili oldu” dedi.

Binanın hukukçuların ofisi olduğu düşüncesiyle modern çizgiler taşıyan çevreye uyumlu, akıllı bir bina tasarladığını söyleyen Erdoğan, binada son teknolojiyi yansıttıklarını belirtti.

Bursa Merkez Hükümet Konağı ile Ankara’daki Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın kendi projeleri olduğunu belirten Erdoğan, “Yarışmacı kökenli bir mimarım. Yaklaşık 70’e yakın yarışmaya girdim. 23 tane de çeşitli büyüklükte derecelerim var” dedi.

_______________________

From: HASAN CEVAD ÖZDİL
Subject: İlt: KURBAN BAĞIŞI HK.
Date: October 9, 2012 2:20:08 PM GMT+03:00
To: istanbul.zicev@gmail.com

Kurban ve/ya maddi bağış yapmak isteyenler için:

Kısa adı ZİÇEV olan vakfımız, bir zamanlar yöneticiliğini de yaptığım KÂR AMACI GÜTMEYEN bir kuruluştur.
H. Cevat Özdil

* * *

ZİHİNSEL YETERSİZ ÇOCUKLARI YETİŞTİRME VE KORUMA VAKFI İSTANBUL ŞUBESİ

Armağanevler Mah. Neyzen Tevfik sokak. No:20 Ümraniye / İSTANBUL Posta Kod: 34770
Tel: (216) 412 63 80-81 Fax.(216) 412 63 82

Sayı : 2012 / 54 28/09/2012
Konu: Kurban Bağışı Hk..

Değerli Vakıf Dostumuz,
Her yıl, Kurban Bayramı nedeniyle yapılan kurban bağışlarını en iyi şekilde değerlendiren Vakfımız bu yıl da hazırlıklarına başlamıştır.

Aşağıdaki açıklamalarımız doğrultusunda Kurban bağışı yapmak için vakfımızı arayacağınızı umar, saygılar sunarız.

İrtibat Telefonu : 0216 412 63 80- 81
Nilgün KAFKASLI ŞAHİN
ZİÇEV İst.Şb.Yön.Krl.Bşk.

KURBANLIK BAĞIŞLARINDA:
1- Kurban talimatınız veçhile satın alınıp, size vekaleten dini usullerle kesilecektir.
2- Kesilen Kurbanın tamamı vakıf öğrencilerinin ihtiyacı için kullanılmak üzere buz odasında muhafaza edilecektir.

KURBANLIK BAĞIŞI YAPANLARA:
1- Vakfımıza bağışlanan kurbanların kurban derisi makbuzu kesim sonrası yazı ekinde bağışçıya gönderilecektir.
2- Dana kesimi istenmesi durumunda 7 pay birleştirilip kesim yaptırılacaktır.

KURBAN FİYATLARI :
KOÇ ADET : 550 TL
DANA PAYI : 650 TL olduğu araştırmamız sonucu ortaya çıkmıştır.

KURBAN BAĞIŞI VE BAĞIŞ YAPABİLECEĞİNİZ :
ZİHİNSEL YETERSİZ ÇOCUKLARI YETİŞTİRME VE KORUMA VAKFI İSTANBUL ŞUBESİ BANKA HESAPLARI:

T.C.ZİRAAT BANKASI A.Ş. ÜMRANİYE ŞUBESİ Şube Kodu : 717
Hesap No: 2237624-5002 IBAN: TR38 0001 0007 1702 2376 2450 02

TÜRKİYE İŞ BANKASI ÜMRANİYE SANAYİ SİTESİ ŞUBESİ Şube Kodu : 1239
Hesap No: 78891 IBAN: TR19 0006 4000 0011 2390 0788 91

YAPI VE KREDİ BANKASI A.Ş. ŞENESENEVLER ŞUBESİ Şube Kodu : 396
Hesap No: 84014877 IBAN: TR93 0006 7010 0000 0084 0148 77

TÜRKİYE GARANTİ BANKASI A.Ş. BOSTANCI ŞUBESİ Şube Kodu : 746
Hesap No: 6299417 IBAN: TR46 0006 2000 7460 0006 2994 17

FİNANSBANK A.Ş. ÜMRANİYE SİTE YOLU ŞUBESİ Şube Kodu : 00952
Hesap No: 32355266 IBAN: TR42 0011 1000 0000 0032 3552 66

NOT: 19 EKİM 2012 Cuma günü saat 15:00’a kadar bildirmenizi önemle rica ederiz.
Havalelerde İSİM ve KURBAN BAĞIŞI olduğu belirtilmesi önemle rica olunur.
Vakfımıza, 903 sayılı kanun 4. Maddesi uyarınca ve T.C.Bakanlar Kurulunun 18.02.1987 gün ve 87/11519 sayılı kararı ile Vergi muafiyeti tanınmıştır.
Vakfımız, T.C. Bakanlar Kurulu’nun 14/06/2010 gün ve 2010/587 sayılı kararı ile, izin almadan yardım toplayabilen Kuruluşlardan sayılmıştır.

e-posta: istanbul.zicev@gmail.com web adresi: www.zicev.org.tr

_____________________________

From: SERAP GÜRE
Subject: BURGAZADASI etkinligine ada sakinlerini davet ediyoruz
Date: October 9, 2012 9:14:15 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

BURGAZADASI ETKİNLİĞİ

CEMSİNAN DELİDUMAN

CERN ÜYESİ TEORİK FİZİKÇİ

HİGGS PARÇACIĞI NEDİR?

*

ESMERAY

CADININ BOHÇASI

TEK KİŞİLİK GÖSTERİ

Yer: Burgazadası, İndos Cafe

Gün: 13 Ekim 2012 Cumartesi

Saat: 13:30 – 17:30

_____________________________

From: TOLGA BEKTAŞ
Subject: Tolga Bektaş’tan yeni mesajlarınız var
Date: October 9, 2012 10:37:29 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

https://www.facebook.com/events/407854235932608

Tolga Bektaş, 9 Ekim 2012 22:07

Merhabalar. Arka Güverte’nin 3. Gezelim Görelim Etkinliği: Orhan Türker’in rehberliğinde düzenlediğimiz Heybeliada Rum Kültürü gezisinin ikincisini 13 Ekim Cumartesi günü yapıyoruz. Saat 9:30’da Luz Kafe önünde toplanarak, önce Aya Yorgi Manastırı ardından Terki Dünya Manastırını geziyoruz. Tanıtıma yardımcı olursanız seviniriz. Etkinlik ücretsizdir. https://www.facebook.com/events/286393658137930

GEZELİM GÖRELİM 3
13 Ekim Cumartesi, 09:30 – Terk-i Dünya-HeybeliAda’da

Bahriye sınırları içinde kalması nedeniyle özel izinle gezilen Aya Yorgi (Saint George) Manastırı ve Kilisesi ile Arsenios Manastırı ve Aya Spridon Kilisesi’ni (Terk-i Dünya) Orhan Türker rehberliğinde gezeceğiz. 13 Ekim Cumartesi günü saat 9.30’da Luz Kafe (İGDAŞ’ın yanı) önünde toplanıyoruz. Gezimiz ücretsizdir.

* * *

Zeynep Şebnem Çağlayan Copyright: zşebnemç PHOTOGRAPHY

Arka Güverte oluşumunun 13 Ekim’de düzenlediği; Aya Yorgi (Saint George) Manastırı ve Kilisesi ile Arsenios Manastırı ve Aya Spridon Kilisesi ‘ni (Terk-i Dünya) özel izinle ve Orhan Türker rehberliğinde gezdik. Emeği geçen herkese teşekkürler. Selamlar…

* * *

Arka Güverte, 13.10.2012
Tolga Bektaş

Ada Ütopyalarımız gerçekleşmeye başladı mı acaba ?????

_____________________________

Yalovamız, 10.10.2012

http://www.yalovamiz.com/news.php?id=20074&t=Adalar+Seferi+Sadece+Pazar+G%C3%BCnleri+Yap%C4%B1l%C4%B1yor

Adalar Seferi Sadece Pazar Günleri Yapılıyor

Dentur Avrasya tarafından yapılan Yalova-Adalar gemi seferleri kış tarifesine geçilmesi nedeniyle sadece Pazar günleri yapılacak.

Mayıs ayında başlayan Yalova-Adalar gemi seferleri yaz boyunca oldukça ilgi gördü. Ramazana kadar günde 2 sefer olan Adalar seferleri, Ramazan nedeniyle günde bir sefere indirildi. Sonbahar’la birlikte Kış tarifesine geçen Dentur Avrasya, 1 Ekim 2012 tarihinden itibaren Yalova-Adalar seferlerini haftada bire düşürdü. Sadece Pazar günleri yapılacak olan seferler saat 11:30’da Yalova’dan kalkışla Adalar, dönüş ise 18:00’de Adalardan kalkışla Yalova olarak uygulanacak.

_____________________________

From: AYŞEGÜL ÇETİNKAYA

Subject: BASIN DAVETİ – ADA EVLERİ POLİSAN İLE ÇOK DAHA ÇEKİCİ!
Date: October 11, 2012 2:29:01 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

BASIN DAVETİ

ADA EVLERİ POLİSAN İLE ÇOK DAHA ÇEKİCİ!

Yaklaşık 10 yıldır belediyelerle ortak boyama kampanyaları yürüten ve bugüne kadar Mardin, Malatya, Erzurum, Bitlis, Burhaniye, Isparta, Kadıköy, Pendik, Beyoğlu gibi birçok il ve ilçenin çehresini değiştiren Polisan Boya, güzelliğiyle ünlü Ada evlerini daha da güzelleştirecek!

Polisan Boya’nın kurumsal sosyal sorumluluk projeleri kapsamında yürüttüğü çalışmayla Büyükada’daki Şehit Recep Koç Caddesi üzerindeki tüm binalar Polisan Boya’yla boyanıyor. Polisan ve Adalar Belediyesi işbirliğiyle yapılan “Evlerimiz Gülümseyecek, Adalarımız Güzelleşecek” boyama kampanyasının Adalar Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu ve Polisan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Necmettin Bitlis’in katılımıyla gerçekleşecek olan açılışında siz değerli gazeteci dostlarımızı da aramızda görmek isteriz.

Birlikte olmak dileğiyle…

PROGRAM:
Tarih: 13 Ekim Cumartesi
Saat: 13:00
Yer: Büyükada Recep Koç Caddesi

NOT: Katılımcılar için Maltepe eski İDO İskelesi önünden saat 12:00’de motor kaldırılacaktır.

Detaylı bilgi için:
Ayşegül Çetinkaya Koca
Bir İletişim
Medya Direktörü
Tel: 0216 465 88 17
GSM: 0505 577 35 92

* * *

Adalar Belediyesi, 19.10.2012

http://www.adalar.bel.tr/icerik.asp?PostID=130

Ada Sokakları Renkleniyor

Polisan ve Adalar Belediyesi işbirliği ile yapılan “Evlerimiz Gülümseyecek, Adalarımız Güzelleşecek” kampanyası kapsamında Büyükada’daki Şehit Recep Koç Caddesi’ndeki binalar Polisan Boya ile boyanacak. Örnek bir sokağın güzelleştirilmesi ile başlatılan projenin devamı, Ada sakinlerine Polisan liste fiyatı üzerinden yüzde 50 indirim ve kredi kartına 12 taksit avantajı ile sağlanacak ödeme kolaylığı ile devam edecek. Boyama kampanyasının açılışı Adalar Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu ve Polisan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Necmettin Bitlis’in katılımıyla gerçekleşti. Adalar Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu, bakımsız binaların boyanarak yepyeni bir görünüme kavuştuğunu ifade ederek Adalar’ı herkesin örnek olacağı, beğeneceği bir yerleşim yeri haline getirmeyi, bunu gelecek kuşaklara taşımayı hedeflediklerini söyledi. Etkinlikte Adalar Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu, Polisan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Necmettin Bitlis, Polisan Holding CEO’su Erol Mizrahi, davetliler ve Ada halkının katılımı ile örnek bir ev boyandı.

_____________________________

From: DENİZ TOPRAK
Subject: Gökçe’nin Büyük olanı… İsimler farklı, Hikâye aynı…
Date: October 11, 2012 2:35:43 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Gökçe’nin Büyük olanı… İsimler farklı, Hikâye aynı…

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1103605&CategoryID=77&CMessageID=1089154&CRes=1#fc1089154

Radikal, 11.10.2012

Ömer Erbil

Gökçeada’ya kıydılar

‘Adanın balkonu’ denilen Eski Bademli, köyün ortasına kurulan otelle mücadele ederken, bölge ticaret ve turizm alanı yapılıverdi.

Eski Bademli, diğer adıyla ‘adanın balkonu’… Ovaya hâkimiyeti, denize terastan bakışı ve gün batımında seyir yeri olmasıyla ünlü köy, yeni yapılaşmanın tehdidi altında. Köyde geçen yıl birdenbire altı katlı Masi Club Oteli’nin inşaatı başladı. Köylü ne olup bittiğini anlayana kadar inşaatın kabası bitti. Köylüler otel inşaatının yapıldığı bölgenin sit alanından çıkarıldığını, inşaatın komşu parselleri de işgal ettiğini, deprem yönetmeliğine aykırı ve inşaat ruhsatından iki kat daha fazla yapıldığını hep sonradan öğrendi. Burası aslında sit alanıydı. Köylüler taş evlerini onarmaya kalksalar koruma kurulu “Dur!” diyordu. Aynı kurul şimdi niye yoktu?

Bölge halkı valilik, belediye, koruma kurulu, bakanlık gibi hemen her yere başvurarak inşaatın durdurulması için mücadeleye başladı. Dernek kurup dava açtılar. Mahkeme bilirkişi gönderdi, köylülerin haklılığı ortaya çıktı. İnşaatı mühürleme ve yıkım kararı çıktıysa da Gökçeada Belediyesi bu kararları bir türlü hayata geçirmedi. Şimdi de Çanakkale İl Genel Meclisi’nden yeni bir karar çıkartarak bölgeyi ticaret ve turizm alanı ilan ettiler. Böylece hem oteli kurtardılar hem de yenilerinin yapılmasının önünü açtılar.

Ada sakinleri tepkili

Eski Bademli, Gökçeada’ya bağlı tarihi bir Rum köyü. Sit alanıydı fakat 2004 yılında, bir bölümü koruma dışına çıkarıldı. 2011 yılında başlayan Masi Club Otel’in ek bölümünün inşası, en fazla iki katlı taş yapılardan oluşan köyün denize kıyısı olan tarafında yükseliyor ve ada sakinleri bu duruma tepkili.
Şimdi yaşananları bir de onlardan dinleyelim. Gökçeada’yı Koruma Derneği Başkanı Stelyo Berber, bu yapının bir şekilde yönetmeliklere uygun hale getirildiğini söylüyor: “Kılıfına uydurmuşlar ve koskoca bir tarihi mahvediyorlar. Sonuçta kâğıt da kalem de belediyenin elinde. Adanın en eski yerleşim bölgesine bütün dokuyu bozacak bir bina diktiler. Bu geri alınması gereken bir hata.”
İmros Gönüllüleri’nden Arif Ertik, otelin ilk önce 2000’de ev olarak tasarlandığını ama sonradan otele dönüştürüldüğünü belirterek “Yıl 2010 oldu. Yılmaz İnşaat, ‘Benim zaten imar iznim var, neden burayı genişletmiyorum?’ dedi ve Gökçeada’nın tahribatı başladı. 150 kişi imza topladık. Şikâyetlerde bulunduk ama süreç, çıkarlar doğrultusunda ilerliyor. 1800’lerden kalan tarihi çeşmeyi yıktılar, yol yaptılar” diyor.

Sözde çevre düzeni

Gökçeada Gönüllüleri Derneği’nin çağrısı ise şöyle:
“Bademli Köyü, tarihi evleri, Gökçeada’ya has bitki örtüsü ve topografik yapısıyla günümüzde giderek azalan korunabilmiş yerlerden biri. İki yıl önce köyün önünde, belediye tarafından yapımına izin verilen bir otel inşaatı başladı. O güne kadar sit bölgesi olarak biliniyordu. Araştırmaya başladığımızda yapılan binanın verilen ruhsata göre değil inşaat şirketinin isteğine göre özel kurallarla yapıldığı, inşaat alanı olarak kendi arsası dışında yanındaki arsalara tecavüz ettiği, balkon olarak projelendirilen bölümleri kapatarak oda yaptığı, iki kat fazla inşa ettiği ve en önemlisi statik olarak tehlikeli ve deprem yönetmeliklerine uygun kolon ve kesit kullanılmadığı gibi kanunsuzluk ve uygunsuzluklarla karşılaştık. Bütün bu söylediklerimiz, bu haksızlığa karşılık açtığımız davalarda mahkemenin görevlendirdiği bilirkişilerce tespit edildi. Fakat Gökçeada Belediyesi’nin kasıtlı olarak görevini yapmaması yüzünden bina için mühürleme ve yıkım kararı çıkmasına rağmen otel açılamadı ama neredeyse yapımı bitti. Şimdi bu kanunsuzluk ve uygunsuzluk abidesini legal kılmak ve yanına bunun gibi birçok ucube yapmak için belediye, valilik ve bazı kurumlar harekete geçti. Bu bölgeyi ticaret ve turizm alanına çevirerek en az beş katlı binalar yapabilmek için dayanaksız bir 1/25000 ölçekli çevre düzeni planı hazırladılar. Bunu Çanakkale Valiliği ve İl Genel Meclisi’ne onaylattılar. Bu plan bir ay süreyle askıda kalacak yani itiraz varsa yeniden incelenecek ve kanunsuzluğu ortaya çıkacak. Eğer itiraz yoksa o doğal bölge taş yığınları ile kaplanacak. Günümüze kadar korunabilmiş olan tüm dengeler bozulacak. Bu bina ve uygulama diğer kötü niyetli kişi ve oluşumlara örnek oluşturacak.”

Adanın kaderi değişiyor

Binayla ilgili tespitler üzerine inşaat resmen mühürlendiyse de aslında devam ediyor. Belediye binayı kanun ve kurallara uygun hale getirmek için yeni kararlar alıyor, itiraz edilince yenilerini çıkarıyor. Son olarak da, sadece bu yapıyı kurtarmak değil, benzerlerine de yolu açmak üzere bölgeyi ticaret ve turizm alanı olarak tanımlayıp beş katlı binalar yapmanın yolunu açan bir 1/25000 ölçekli Çevre Düzeni Planı hazırlanıp Çanakkale Valiliği ve İl Genel Meclisi’nin onayından geçirildi.

_____________________________

From: KENAN KEDİKLİ
Subject: kenan kedikli(@kenankedikli) Twitter’da senden bahsetti!
Date: October 11, 2012 6:40:23 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

kenan kedikli
@kenankedikli
@ADALARPOSTASI BALIK STOKLARI AÇISINDAN GELENEKSEL ve KIYI BALIKÇILIĞININ ÖNEMİ gelbalder.org/showthread.php…

* * *

Gelbalder,

Yakup Erdem

Balıkçılık Sektörü ve Balık Stokları Açısından Kıyı Balıkçılığının Önemi

1- Kıyı Balıkçılığı nedir?

Balıkçılık; açıkdeniz, kıyı ötesi ve kıyı balıkçılığı olmak üzere üç ana sınıfa ayrılır.

Bu sınıflandırmanın temeli balıkçı teknelerinin avlandıkları saha ile barındıkları liman arasındaki mesafe yani “balıkçılık menzili”dir. Balıkçılık menzili kullanılan av araçlarından çok teknelerin kapasitesini ve avlanan balıkların muhafaza şeklini etkiler. Yani hem kıyı, hem kıyı ötesi hem de açık deniz balıkçılığında paraketa kullanılabilir, fakat kıyıda paraketa kullanan tekne 5-10 m arasında boya sahipken, açık deniz tekneleri 80 m ye kadar olabilir.

Kıyı balıkçıları günübirlik av yapıp, avladıkları ürünü hiçbir işleme tabi tutmadan taze olarak limana getirirler. Oltalardan trol ve gırgıra kadar her türlü av aracını kullanabilirler. Tekneleri, güverte üstü ve köprüüstü donanımları nispeten basit olup, kullandıkları av araçları diğerlerine göre daha küçük boyutlarda ve düşük kapasitelidir.

Açıkdeniz tekneleri ise aynı av araçlarının daha büyük kapasitelilerini kullanırlar. 3-6 ay denizde kalacak şekilde yakıt ve su deposu, kumanya ve yedek parça stoğuna sahip olurlar. Avladıkları balıkları tuzlayarak, kurutarak, konserve ederek veya derin dondurarak işleyebilirler ve yüzlerce ton ürünü depolayacak büyük ambarları bulunur. Bu durum açık deniz teknelerinin masraflarının karşılanması için daha verimli av sahalarında çalışmalarını ve daha çok balık avlamalarını zorunlu kılar.

2- Ülkemizde Balıkçılığın Durumu

Av sahalarının limanlara uzaklığı bakımından hemen hemen tüm balıkçılığımız kıyı ve kıyıötesi balıkçılığı kapsamına girer. Fakat kullanılan teknelerin büyüklük ve kapasiteleri açık deniz tekneleri seviyesindedir. Dün basit donanımlara sahip 20-24 m boyunda teknelerle avlanan balık bugün 50 metreyi aşan boydaki uzay teknolojisine sahip teknelerle avlanmaya çalışılmaktadır. Bu mesnetsiz büyüme, gerek endüstriyel balıkçılar arasında, gerekse endüstriyel balıkçıyla kıyı balıkçıları arasında acımasız bir rekabete neden olmuştur.

Su ürünlerinin değerlenmesi, talebin artması, takımların yüksek kapasiteli olması ve yüksek kazançlar nedeniyle hem yerleşik türlerin hem de göçmen balıkların stokları blinçsiz ve ölçüsüzce sömürülmeye başlanmıştır. Balık avcılığı 1980 li yılların ortasında sahip olunan bilgi ve yetenekler ölçüsünde erişebileceği en yüksek miktara ulaşmış ve sonraki yıllarda bazı türlerin stokları tükenmiş ve genelde av miktarı giderek azalmıştır.

3- Sorunların Temel Nedenleri

Balıkçılar yaptıkları aşırı avcılık için; ben avlamasam başkası avlar, biz avlamayalım da Yunan mı avlasın, yunuslar da aşırı çoğaldı, masrafların karşılanması gerekiyor, bu tekneden kaç boğaz doyuyor biliyor musunuz… gibi pek çok geçersiz bahane arkasına sığınmıştır. Getirilen düzenlemelere riayet edilmemiş, siyasi ve maddi güçlerini, siyasetçi, bilim adamı ve bürokratların zaafiyetlerini kullanılarak sınırlamalar sürekli delinmiş veya engellenmiştir. Kişisel hatalar, yanlış yatırımlar, kötü işletmecilik ve para yönetimi nedeniyle meydana gelen maddi kayıplar ucuz kredi ve teşvikler, yakıt sübvansiyonu gibi doğrudan ve dolaylı desteklerle savuşturulmuştur. Böylece tüm ülkeye ait doğal kaynakları tüketen araçların maddi külfeti de vatandaşın sırtına yüklenmiştir. Balıkçılığa aktarılan bu kaynaklar belli grupların daha da güçlenmesine ve haksız isteklerinin durdurulamaz hale gelmesine neden olmuştur.

Bu gidişin yanlış ve yapılanın bir tür harakiri olduğu bugün bile hala anlaşılamamıştır. Daha düşük maliyetle daha “uygun” kazanç elde etmenin yollarını aramak yerine, hâla teknelere ve ağlara boy verilmeye, ambarlara binlerce beygir gücünde makineler, köprü üstüne karşılığında aylarca çalışılan çeşit çeşit cihazlar doldurulmaya devam edilmektedir. Sonuç olarak sahip olunan maddi gücün kat kat fazlası risk ve borç hanesine yazılmaktadır.

4- Kıyı Balıkçılığının ve Hedef Türlerinin Gerilemesi

Yeni av sahaları ve stoklar devreye sokulamamasına rağmen büyüyen takımlar, artan tekne ve balıkçı sayısı ve doğal ve insan eliyle oluşan bozulmalar büyük balıkçının eskiden yüzüne bile bakmadığı balıkların ve avlakların peşine düşmesine neden olmuştur.

Kör kıyıda avlanan algarna, şebeke, trol ve gırgırlar, ince balığı alabilmek için daraltılan gözler, şalvar donam ve yumtar ipi gibi gırgırı trolleştiren uygulamalar dip balıklarının yavru ve erişkin stoklarını iyice baskı altına almıştır. Sardalya, istavrit ve hamsi gibi yem balıklarının aşırı avlanmasının da etkisiyle avcı balıklar ve dülger, bakalyaro, trança, kalkan, kırlangıç, çivisiz kalkan, iri mercanlar, köpek balığı ve camgözler, levrek ve benzeri pek çok değerli tür dolaylı olarak tükenmiştir. Hatta bu türlerden bazıları belli avlaklarda hiç görünmez olmuştur.
İşte bu noktada, kıyı balıkçısının hedef türleri olan bu balıkların azalması veya yok olması, diğer balıklar yönünden ise av miktarı ve kazanç olarak trol ve gırgırla rekabet edememesi nedeniyel pek çok geleneksel balık avlama yöntemi ve kıyı balıkçılığı gerilemeye başlamıştır.

Bu gün olta balıkçısından, trol ve gırgırına kadar her şey kıyı balıkçısının yok oluş sürecini hızlandırmakla beraber, esas sorun yasaların yetersizliği veya uygulama ve denetlemenin yetersizliğidir.
Bir türlü engellenemeyen yasa dışı balıkçılık, 1996 dan beri uygulanmaya çalışılan fakat ancak son birkaç yılda sabitlenebilmiş yeni ruhsat meselesi, kıyı balıkçısının rekabet gücünü iyice azaltmıştır. Neticede meslek değiştirme gibi nedenlerle yüzlerce yıllık bilgi ve geleneğe sahip kıyı balıkçılığı, tekne bakımı gibi baba mesleklerinde yeni nesillere tecrübe aktarımı durmuştur.
Bu gün eline tokmak alan kalafatçı, bir hızar veya kaynak makinesi sahibi olan tekne yapımcısı, fırça tutmayı beceremeyenler boyacı olarak sektöre hizmet vermektedir.

5- Neden Kıyı balıkçılığı Korunmalı ve Geleneksel Balıkçılık Teşfik Edilmelidir?

Kıyı balıkçılığı ve geleneksel balıkçılık desteklenmeli ve geliştirilmelidir;

1- Çünkü kültürel bir değerdir.
İnsanlık tarihi kadar eski yöntem ve araçların korunması, kar edemese bile devlet tarafından subvanse edilmesi gerekir.
Modern anlayışla düzenlendikten sonra, dalyancılık, manyatçılık, ığrıp ve tratacılık, sepetçilik, volicilik, dip ağcılığının ekosisteme zararı olmaz.

2- Daha fazla insana ekmek kapısı, iş kapısıdır.

3-5 kg balıkla üç hanenin kursağına sıcak çorba girer.

3- Daha kaliteli üretim yapılır.
Kıyıbalıkçılığı ve geleneksel yöntemler bin yılların tecrübesiyle ortaya çıkmış, doğayla barışık yöntemlerdir. Daha iri balıkları, daha ulaşılmaz avlakları, daha dar alanları hedefler. Genelde seçici yada seçiciliği düzenlenebilen av araçlarıyla uygulanır. Avlama zamanını, ağ gözünü, ağ boyut ve miktarını doğru ayarlamak kolaydır. Bu düzenlemeler için yeterince deneyim mevcuttur.

4- Av baskısı düşüktür.
Bir av seferinde yakalanan balık miktarı ekolojik dengenin tolere edebileceği sınırlarda kalır.

_____________________________

From: ZEYNEP ALPAR
Subject: Heybeliada Sağlık Ocağı’nda doktor nasıl olmaz?
Date: October 12, 2012 12:22:20 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Heybeliada Sağlık Ocağı’nda doktor nasıl olmaz?

Sevgili ADALAR POSTASI takipçileri,

Heybeliada’da çok temel bir insan ve vatandaş hakkını, sağlık hizmeti alma hakkımı nasıl kullanamadığımı anlatmak için yazıyorum size. Haftaiçi bir günde sağlık ocağında doktor olmaması belki basit geliyor kulağa ama ada gibi imkânların o sağlık ocağından ibaret olduğu bir yerde hayati önemi var aslında!

Geçen hafta Perşembe gecesi, 1,5 yaşındaki bebeğimin ateşi biraz yükseldi. Ertesi gün, 5 Ekim Cuma sabahı ateşi yükselmeye devam ediyordu, sabah 9 buçuk gibi alıp Heybeliada Sağlık Ocağı’na götürdüm. Bizim doktorumuz Erhan Şuben izindeymiş ―gayet normal, hakkıdır elbette― yerine bakan doktor Özdoğan Bey 10:30 gibi gelirmiş, dedi hemşire hanım. Neden mesai saati başlarken değil de o kadar geç geliyor anlamadım ama neyse, o saatte tekrar gelmek üzere ayrıldık sağlık ocağından. Tekrar gittiğimizde, sağlık ocağına gelmesi gereken, Büyükada Toplum Sağlığı Merkezi doktoru Özdoğan Bey’in hastalandığı ve o gün gelmeyeceği söylendi bize. Özdoğan Bey bunu bizim sağlık ocağına bildirme gereği duymamış herhalde, hemşire hanım doktor gecikince arayıp öğrenmiş durumu. Büyükada’daki sağlık merkezinin haberi varmış ama doktor göndermemişler.

Bunun üzerine Büyükada’yı aradım, haftaiçi bir günde sağlık ocağında doktorun mutlaka orada olması gerektiğini söyledim, burada doktor olmamasının ne gibi bir haklı nedeni olabilir ki? Ya bebek havale filan geçirirse, bunu kim telafi edebilir? Heybeli’de sağlık ocağına gelen bu kadar insanı doktorsuz bırakmaya, riske sokmaya kimin nereden hakkı var? Büyükada’da görüştüğüm yetkili, Dr. Adil Bey, bana tamamen hak verdiğini ama yeni doktor görevlendirebilmeleri için buraya gelmeyen doktor Özdoğan Bey’in onlara rapor göndermesi gerektiğini, doktorun da bu raporu göndermediğini söyledi.

Bunun üzerine Sağlık Bakanlığı’nın iletişim merkezi SABİM’e telefon ettim (Alo 184). Şikâyetinizi alalım diyorlar, amacım şikâyet etmek değil ki, görevine gelmeyen doktor ya da onun yerine başkasını göndermeyenler hakkında bakanlığın sonradan yapacağı işlemin benim çocuğumun ve başkalarının hastalığına o acil durumda ne faydası var? Kendilerine buraya hemen doktor gönderilmesini söyledim, talebim buydu, başvurumu işleme koydular ama bir şey yapamazlarmış… Bu arada bebeğimin ateşi 38,5’a çıktı, yükselmeye devam ediyordu. Kendi bildiklerime göre ateş düşürücü kullanıp, buradaki hemşirenin de tavsiyesiyle çocuğu sık sık yıkayarak ateşini düşürmeye çalışıyorum ama bir süre sonra yine yükseliyor. Büyükada’ya götür diyorlar, hasta çocuğu vapurla Büyükada’ya götür getir, azalan sefer saatleriyle 3 saat sefil olacak, onun yerine doktorun buraya gelmesi gerekmez mi? Ayrıca ben de 8 aylık hamileyim ve oğlumu etkileyen hastalığı ben de geçirmekteydim o sırada. Belediye başkanımızın adadan adaya geçmekte çekinmeden kullandığı deniz ambulansıyla Büyükada’daki Toplum Sağlığı Merkezi’ndeki doktorlardan birini buraya göndermek 10 dakika. Bunun yapılmasına hiçbir prosedür, yasa, mevzuat engel olamaz! Bunu Büyükada’daki yetkililere de söyledim, haftaiçi bir günde mesai saatinde sağlık ocağında doktor bulunması benim yasal hakkımdır, 1,5 yaşında ateşli hastalık geçiren bir çocuğun doktorsuz bırakılmasının bir açıklaması olamaz ve eğer bugün Heybeliada’ya doktor gönderemezseniz mahkemeye giderim, dedim.

Yine Büyükada’yı arıyorum, saat 2, personel dairesiyle görüştüklerini az sonra doktor göndereceklerini söylüyorlar. Geldiğinde haber vermek için telefon numaramı alıyorlar. Ses seda çıkmıyor. Bütün çabalarıma rağmen, 5 Ekim 2012 Cuma günü Heybeliada A.S.M’ye doktor gelmiyor.

Bir umutla buradaki askeriyenin revirine gidiyoruz. Bebeğin ateşi olduğunu ve sağlık ocağında doktor olmadığını söylediğim halde, “Sivillere bakmıyoruz,” diyorlar ―saat 16. İnsanlığı ve vicdanı bu kadar olanın doktorluğuna nasıl güveneceğiz zaten…

Bu arada oğlumun durumu biraz daha düzelince, kalkıp karşıya geçmeyelim diyoruz, fakat geceye doğru ateşi hızla yükselip 39,5’u buluyor. Bunun üzerine yine askeriyeye gidiyoruz, nöbetçi sağlık personeli muayene ediyor ama konuyu anlamadığını söylüyor, karşıya geçmemizi öneriyor…

İşte, acil bir durumda bu adada sağlık hizmetinden ne kadar faydalanabildiğimizin örneği budur. Oğlum şimdi iyileşti sayılır, bir fırsat bulduğumda Büyükada’ya geçip mahkemeye şikâyette bulunacağım elbette. İnsan haklarımız tehlikeli bir şekilde gasp ediliyor, “prosedür, mevzuat, sistem” tarafından! Ya da, Heybeliada’ya Pazartesi’nden beri Büyükada’dan gelmekte olan Dr. Adil Bey’den, Özdoğan Bey’in o gün raporunu akşam saat 5’te gönderdiğini öğreniyorum. Bence çok korkunç bir sorumsuzluk bu! Ama mesele sadece Özdoğan Bey’in rapor göndermemesi değil! Sisteme göre, rapor gönderilmedikçe o doktor burada görev başında sayıldığı için yeni görevlendirme yapılamıyormuş, peki ya görevli doktor rapor falan gönderemeyecek kadar hastalanırsa ya da başka geçerli mazeretleri olursa? Mesela görevli doktor tutuklanacak olsa biz burada doktorsuz mu kalacağız bu sisteme göre?

Ricam, bu tür olaylarla karşılaştıkça en azından SABİM alo 184’ü arayarak haklarımızı korumanızdır… Sağlıklı günler…

Zeynep / Heybeliada

_____________________________

T24, 13.10.2012
Vedat Özdan

http://t24.com.tr/yazi/melce-i-udeba-tarihi-iskele-kitapcisi-buyukada/5749

Melce-i Üdebâ, Tarihi İskele Kitapçısı, Büyükada

Büyükada’da iskele girişinde hemen sağda köşede beş adım eninde, üç adım boyunda, küçük bir kitabevi vardır. Ön tarafındaki gölgelikte “İksidas Kitabevi, Since 1917” yazar.

Aşağıdaki satırları, İstanbul’a dönmekle Ada’da bir gün daha kalmak arasında kararsız kaldığım bir sonbahar günü sabahında;

Akşamdan kalma zakkum ağaçlarının altından, yaklaşan mevsimin soğuğunu, yiyecek verecek ve başını okşayacak insan kıtlığını henüz tecrübe etmemiş; ama güne serçe cıvıltıları ve seher güneşiyle başlamış, mutlu ve enerjik, yavru sokak kedilerinin oyunlarını izleyerek indiğim çarşıda;

Belki ilgimi çekecek bir kitap bulur ve bir gün daha kalırım umuduyla girdiğim;

Bulduğum ve aksanından merak ederek nereli olduğunu sorduğum, güleryüzlü ve iyi kalpli hemşehrimin tatlı bir heyecanla beni de davet ettiği…

Ve kendi elleriyle yaptığı köpüklü sabah kahvesini, üzerinde büyük bir zevkle içtiğim o küçük masanın kenarındaki sandalyeye oturmuş…

Orta yaşlı, hafif kilolu ve yorgun görünen bir kadınla, kitabevinin yeni sahibi olduğunu öğrendiğim Micail Paşa’nın ayakta çekilmiş fotoğrafının arkasında gördüm:

Sayın Beyefendi,

Eşime ve şahsıma çok kibar ve dostane yaklaştınız. Bir turist olarak çok memnun oldum. Biz de sizlerle burada misafirimiz olarak şeref duymak isteriz. Çayınıza ve keklerinize teşekkürler.

Yaşasın insanlık.

Yaşasın barış.

Yaşasın güzel yürekli insanlık ve insanlar

Saygılarımla,

Helmut Strunz

Meisenheim

Çektiği fotoğrafı zarfa koymadan bir kartpostal gibi göndermiş olan Helmut Strunz, fotoğraftaki, benim de üzerinde kahve içtiğim masanın kenarında oturan Ankara kökenli kadının Alman eşiymiş.

Adını hatırlayamadığını tahmin ettiğim Micail’in nazik davetine, biraz da Helmut Strunz’un isteğiyle icabet ederek oturmuş ve anlaşılıyor ki, o kısacık zaman diliminde yaşananlar bu duygu yüklü satırlara vesile olmuş.

O satırlar ki, Gotik kilisesi, mimarisi ve şehir dokusuyla adeta Romantic Road’un Orta Çağ’dan kalma küçük şehirlerinden farksız Meisenheim’den, şu adresle ulaşmış İksidas Kitabevi’ne:

Türkei, Istanbul Büyükadada sahilde kitapçı dükkanı olan beyefendiye vermenizi rica ederim.

İksidas Kitabevi, 1917 yılında Nikolaki İksidas tarafından başta eczane olarak kurulmuş. Altı ay sonra da kitabevine dönüşmüş.

Küçük olduğundan mı, yoksa uzunca bir süre Ada’nın tek kitapçısı olmasından mı bilinmez, yıllarca isimsiz kalmış. O gün bugündür, hacmen küçük bu mekân, Büyükada’yı seven yazarlar için gönlü geniş bir sığınak olmuş.

Bay Nikolaki her zaman çok temiz ve şık giyinen gerçek bir İstanbul beyefendisiymiş. O küçük mekâna takım elbise giymeden ve kravat takmadan geldiği vaki değilmiş. 1966 yılında vefat edince, kitabevini 1992 yılına kadar oğlu Hrisafi İksidas yönetmiş. Daha sonraki yıllarda yönetimi kızı Vasiliki İksidas almış ve nihayet 2011 yılında Bay Micail Paşa’ya devretmiş.

Uzunca bir süre isimsiz yaşayan kitabevinin hikâyesini şöyle anlatıyor Micail Paşa:

Burası her zaman Ada’nın uğrak yeridir. Bir zamanlar emanetçisiydi. Sonra santralı oldu. Ada’nın 026 numaralı telefonu buraya aitti. Şimdi de telefon numaramızın son üç rakamı 026’dır. O zamanlar herkeste telefon olmadığı için insanlar zorda kalınca gelip buradan telefon ederlerdi. Dışarıda jetonlu telefon yok. Para da almak ayıp. Tabii uzun konuşmalar da olurdu ara sıra. Hrisafi’nın bir kardeşi vardı, Yorgo diye. Lafı uzatan oldu mu hemen aşağıya yaptırdığı mandala ayağıyla basar ve telefonu keserdi. Sonra da gülümseyerek “Yaa Büyükada’da telefonlar hep böyle kesiliyor,” derdi. Herkes anlardı ne olduğunu.

Eskiden buraya insanlar çok değerli eşyalarını, parasını, ziynetini emanet ederdi. Raflarda kutular, poşetler durur, kimse içinde ne olduğunu dahi merak etmezdi. Bir zamanlar bu dükkândan 20-25 kadar çocuk ekmek yerdi. O zamanlar yabancı gazeteler ve dergiler gelirdi ve çocuklar evlere bu dergileri ve gazeteleri götürürlerdi. Üç-beş kuruş da harçlık alırlardı.

Ada’da herkesin çok güzel hatıraları vardır burasıyla ilgili. O nedenle biz burayı hiç başka tür bir dükkâna dönüştürmeyi düşünmedik. Bize, komşu esnaf geliyor ve “Siz enayisiniz. Burayı kitapçı yerine başka şeyler yapsanız para basarsınız,” diyor. Para her şey demek değil. Burası bize tarihiyle ve anılarıyla birlikte emanet edildi.

Micail Paşa, Hatay’ın Altınözü ilçesinin, eski adı Cunta, yeni adı Tokaçlı köyünden. Altınözü’nün Saraylı Mahallesi ve birkaç köyü Ortodoks Hristiyan’dır. Yaz aylarında dünyanın bin bir yerinden memleketi ziyarete gelenlerle Ortodoks Hristiyan nüfus beş bine kadar çıkar.

Aklıma Cunta takılıyor. 1980 darbesini düşünüyor ve bir alâkası olabilir mi diye soruyorum.

Micail Paşa:

“Bizim aile köken olarak Ayvalık tarafından. Cunta, sanırım Cunda Adası’ndan geliyor. Ama benim nüfus cüzdanında Yonta yazıyor.”

Gülümsüyor Micail Paşa.

Sohbetimiz devam ederken sık sık telefon geliyor ve birileri uğruyor kitabevine. Telefonu “Kalimera” diyerek açıyor. Kimileriyle Rumca konuşuyor, kimileriyle Arapça, kimileriyle yöresel aksanlı Türkçe’siyle. Gelenler de Kalimera (Rumca, günaydın) diyor. Ayrılırken “hayırlı günler” demeleri çekiyor dikkatimi.

Kızı Eleni ve oğlu Engin’den bahsederken bir başka gülümsüyor Micail:

“Ben”, diyor, “Hayata Amik Ovası’nda pamuk işçiliğiyle başladım. Onları yetiştirmek için her türlü işi yaptım. Her zaman çocuklarıma ‘Aslınızı unutmayın, bir gün kuru ekmek ve soğana muhtaç olsanız bile Tanrı’ya şükredin. Onu da bulamayan var,’ derim.”

O gün, Adalı bir Ortodoksun vefat ettiğini öğreniyorum. Saat ikide cenazesi varmış. Biraz da telaş ondanmış.

Mevtanın yoksul eşi görünüyor kapıdan ve yaptıkları için Micail’e şükran, hüzün ve yaş dolu gözlerle bakarak “Yaptıklarını biliyorum. Allah senden razı olsun…” diyor.

Aya Dimitri’de papaz yardımcısıymış Micail Paşa. “Zengine yardım eden çok olur. Fakire yardım etmek lazım,” diyor.

Ada caddelerindeki at pisliğinden duyduğum rahatsızlıktan bahsediyorum bir ara. Devam ediyor:

Bir zamanlar (1970’lerin başı diye hatırlıyor) bu iskelede Polis Hilmi dururdu. Kılığını kıyafetini beğenmediği insanları aynı vapurla geri gönderirdi. Ada çok nezihti. Yine bir zamanlar Turgay Zileli diye bir kaymakam vardı. İlk onun zamanında, pislik yerlere dökülmesin diye atların arkasına torba bağlandı. O zamanlar utanma vardı. Pislik dışarıya mı döküldü, hemen inip süpürge ve faraşla toplarlardı. Ada hiç böyle pis kokmazdı o zamanlar.

Aklıma rahmetli babamın fötr şapkalı, rugan ayakkabılı ve takım elbiseli siyah-beyaz fotoğrafları geliyor. Elimde duran yeni aldığım kitaba bakıyorum bir süre. Raflardaki kitaplara takılıyor gözlerim.

Kitap soran, harita almak isteyen, plajın yolunu merak eden değişik milletlerden tür tür insana mükemmel Arapçası, Rumcası, bir kaç kelimeden oluşan İngilizce’siyle ve olanca kibar ve dostane ses tonuyla yardım ediyor Micail. Sonra bana dönüyor. “Buraya sık sık başka ülkelerden birileri gelir ve isim sorarlar. Sabah da Atina’dan birisi uğradı ve birisini sordu. Öğlen saat ikide cenaze var. Gel orada tanıştırayım dedim,” diyor ve gülümsüyor.

Zaman zaman artan müşteri trafiğiyle kesilen sohbetimiz masanın diğer ucundaki genç delikanlıyla devam ediyor. Onun da Antakyalı olduğunu öğreniyorum.

“Ruhban Okulu’ndayım. Bir gün bizim oraya da gelin. Beklerim,” diyor ve cep telefonunu veriyor.

“Gelirim, mutlaka gelirim, çok merak ediyorum Ruhban Okulu’nu,” diyorum.

Kitabevinin hikâyesinden, fotoğrafın arkasından okuduklarımdan, Antakya’nın iyiliksever ve tok gönüllü esnafını hatırlatan mimiklerinden, aksanından, davranışlarından, cenazeyle ilgili gelen telefonlardan ve anlattıklarından etkilendiğimi görünce bir olay daha anlatıyor Micail:

Bir gün bir adam geldi. Yanında da oğlu vardı. Çocuk Türkçe bilmiyor. Adamın Türkçe aksanından anladım hemen Rum kökenli olduğunu. Nerelisin, diye sordum ‘Ben İmroz’luyum (Gökçeada)’ dedi. Kendisine bizim burada da bir İmrozlu var, isterseniz sizi tanıştırayım, dedim. Güldü. ‘Bir zamanlar burada bir yeğenim vardı. Ama öldü’ dedi. Adı ne diye sordum. ‘Adı Dimitri’ydi’ dedi.

Profesör Dimitri ölmedi, halen yaşıyor, dedim. İnanmadı. Hemen telefona sarıldım. ‘Bay Dimitri burada bir misafiriniz var. Hemen gelmenizi çok isterim’ dedim. O da hemen geldi. Birbirlerini gördüler ve ağlayarak sarıldılar. Elli yıldır birbirlerini görmemişler. Onlar birbirlerine sarılırken ben de onların fotoğraflarını çektim. Sonra kahve yaptım. Onlar kahvelerini içip sohbet ederlerken ben de şu karşıdaki fotoğrafçıya gittim. Hemen fotoğrafları yaptırdım. Ayrılırken bana da sarıldılar. Çok teşekkür ettiler. Fotoğrafları verdim. Çok mutlu oldular…

“Hayatı hep, ihtiyacımız olmayan şeyleri istemek, satın almak ya da elde etmek üzerine” kurguladığımıza dair düşünceler; “mutlu olmanın yolunun hayatı yavaşlatmaktan, istekleri azaltmaktan, paylaşmak ve yardım etmekten geçtiğini” söyleyen bir dostumun gözleri geliyordu aklıma.

Bir süre sessizlik oldu. En üst rafta duran çerçevelenmiş bir “levha” takıldı gözüme. Ayağa kalkıp baktım ve “Melce-i Üdebâ ne demek,” diye sordum.

Uzandı ve levhayı bana verdi. “Çelik Gülersoy’u tanır mısın” diye sordu. “Bilirim, ama tanışmadım rahmetliyle,” dedim. “Buraya sık gelirdi. Bir gün bana buranın neden bir adı yok,” dedi ve sonra da ‘Sana bir ad önereceğim,’ dedi ve birkaç gün sonra da bunu getirdi.”

Tarihi İskele Kitapçısı

Büyükada

MELCE-İ ÜDEBȂ

İsim babası olduğum bu mekânın,

(Eskiden, yani “edvârı saadette, ediplere sadece yağmurlu günlerde vapur beklerken bir “manevi sığınak” olduğunu tahmin ederdim. Şimdilerde ise, insan mahşerine ve aşırı güneşe karşı, kalem erbabına bir moral barınağı oluyor).

Tarih boyunca müdâvimleri ve mültecileri (tahmin ve karine ile!): Faik Ali Ozansoy, Ziya Paşa, Ziya Gökalp, Ahmet Refik, Tahsin Nahit, Yahya Kemal, Reşat Nuri Güntekin, Yunus Nadi, Yakup Kadri, Halil Nihat Boztepe, İbrahim Alâaddin Gövsa, Orhan Seyfi, Nurullah Ataç…

İmza

Çelik Gülersoy

Not: Bu yazı için Micail Paşa’nın iznini aldım. Kitabevinin ismini neden İksidas koyduğunu sorduğumda “Aileye ve kitabevinin mazisine hürmetten,” dedi. Melce sığınak, barınak; Üdebâ ise edipler, yazarlar demekmiş. Aldığım kitap Orhan Pamuk’un “Saf ve Düşünceli Romancı” kitabıydı. Orhan Pamuk’un da İksidas’a uğradığını öğrendim. O gün Ada’da kaldım. Kitabı çok beğendim. Günü okuyarak, ara ara her insanın en “edvârı saadeti” olan çocukluk günlerime dönerek ve bu yazıyı nasıl yazacağımı düşünerek geçirdim.

_____________________________

From: TUGAY KARTAL
Subject: Tugay Kartal’dan yeni mesajınız var
Date: October 13, 2012 1:00:30 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

1 beygir gücünde!…

Adalar’a 1 beygir gücünde motorsuz lastik tekerlekli polis aracı önerimdir! :)

https://www.facebook.com/photo.php?fbid=283863658389167&set=a.256502294458637.52118.200234886752045&type=3&theater

_____________________________

Sabah, 13.10.2012

http://www.sabah.com.tr/Gunaydin/Magazin/2012/10/13/heybeliadaya-kar-makyaji

Heybeliada’ya kar makyajı

Yılmaz Erdoğan’ın yönettiği ‘Kelebeğin Rüyası’ filmindeki kış sahnelerinin çekimi için Heybeliada, kar makineleri yardımıyla beyaza büründü!

FİLMİN İKİNCİ DURAĞI
Başrollerini Kıvanç Tatlıtuğ, Belçim Bilgin ve Mert Fırat’ın paylaştığı ‘Kelebeğin Rüyası’ isimli sinema filminin çekimlerinin bir bölümü Zonguldak’tan sonra Heybeliada’da yapıldı. Dönem filminin 1942 yılı kışını yansıtan sahnelerinin çekimlerinde Belçim Bilgin ile Zeynep Farah Abdullah rol aldı.

ERDOĞAN’IN TEŞEKKÜRÜ
BKM Film ekibi, kar makineleri yardımıyla saatler süren bir çalışmanın ardından Heybeliada Senatoryumu’nun bahçesini beyaza buladı. Başarılı geçen çekimlerin ardından Yılmaz Erdoğan, ada halkına teşekkür etti: Heybeliada çekimleri de tamamlandı. Tüm adalılara, faytonculara, o güzel atlara, keseböceklerine selamlar!

_____________________________

Haber 7, 14.10.2012

http://www.haber7.com/ic-politika/haber/939991-kilicdaroglu-ali-topuzun-partisine-katilacak

Kılıçdaroğlu, Ali Topuz’un Halki Palas’taki doğum günü partisine katılacak…

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Ali Topuz’un doğum günü merasimine katılacak…

Kılıçdaroğlu, Ali Topuz’un doğum günü partisine katılacak. CHP Lideri Kılıçdaroğlu bugün saat 13:45’te Esenboğa Havaalanı’ndan Sabiha Gökçen’e hareket edecek. Kılıçdaroğlu, Büyükada Halki Palas’ta eski CHP yöneticilerinden ve eski Bakanlardan Ali Topuz’un yaşgünü kutlamasına katılacak. Kılıçdaroğlu, kutlama sonrasında saat 20:10’da Sabiha Gökçen Havaalanı’ndan Ankara’ya hareket edecek.

_____________________________

Malatya Güncel, 16.10.2012

http://www.malatyaguncel.com/yayindan-kaldirilan-dizinin-oyunculari-kaderine-terk-edildi-101615h.htm

“Eylül’de Gel” dizisinin ekibi halen Heybeliada’da yaşam mücadelesi veriyor!…

Yayından kaldırılan dizinin oyuncuları kaderine terk edildi

Geçtiğimiz ay büyük umutlarla ekranlara gelip, yeterli reyting almadığı gerekçesiyle 2. bölümün ardından yayından kaldırılan Eylül’de Gel dizisinin ekibi halen Heybeliada’da yaşam mücadelesi veriyor.

Konusu 1950’li yılların Büyükada’sında geçen dizinin, 2 hafta önce final yaparak ekranlara veda etmesinin ardından yapımcı şirket tarafından kaderlerine terkedilen oyuncuların bir kısmına ada halkı sahip çıkarken, ekibin geri kalanı adanın ormanlık kısımlarında, zor şartlarda hayata tutunmaya çalışıyor.

Ekibin dramı yürekleri dağladı

1950’li yıllarda Büyükada’da yaşayan bir Rum balıkçı ve Türk kızı arasındaki aşk hikâyesini dönemin siyasi atmosferi ve popüler şarkılarıyla harmanlayarak ekranlara taşıyan ve çekimleri Heybeliada’da gerçekleştirilen dizi, reytinglerde yaşanan hayal kırıklığının ardından 2 hafta önce final yaparak ekranlara veda etmişti. Dizinin yayından kaldırılmasının ardından yapımcı şirket tarafından ortada bırakılan oyuncular ve set ekibinin kumanyaları kısa sürede tükenirken, aç kalan oyuncuların bir kısmına ada sakinleri yardım eli uzattı.

Ada sakinleri seferber

Heybeliada’nın en eski sakinlerinden Mahinur Kalyoncu, yaşanan dramı, “Onları bulduğumuzda perişan haldeydiler. Açlıktan bilinçlerini yitirmiş bir kısmı, Firuzağa kahvesi zannederek adadaki balıkçı kahvesine sığındılar. Kahvenin bahçesinde onlara kulübe gibi bir şey yaptık. Geri kalanlarına da biz kapımızın önüne yiyecek bir şeyler koyarak elimizden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyoruz…” sözleriyle anlatırken, yetkililerin konuya olan duyarsızlığından şikâyetçi oldu.

“Mahsule dadanıyorlar”

Set ekibi ve oyuncuların bir kısmının insanlardan ürkerek adanın ormanlık kısımlarına çekildiğini belirten bir başka ada sakini ise, “Gece kümeslere girip tavuklarımıza saldırıyorlar. Meyve ağaçlarını talan ediyorlar. Durumlarına üzülmemek elde değil ancak bizim de sabrımızın bir sınırı var. Böyle giderse çekip vurmak zorunda kalacağız,” diyerek kış iyice bastırmadan önce derhal soruna bir çözüm bulunması gerektiğini vurguladı.

Eylül’de Gel son 1 yıl içinde yayından kaldırılan 37. dizi olurken, ekranlara veda eden diğer yapımlardan bazıları ise şöyle:

Aslı ile Kerem: Başrol oyuncuları tekme tokat kavga etti. Yönetmen setteki herkese meydan dayağı atılmasını emredince yapım şirketiyle ipler koptu.

Ferhat ile Kerem: Türk ahlak yapısına uygun olmayabileceği sebebiyle RTÜK tarafından kaldırıldı.

Şirin ile Aslı: Dijital platformda bir süre yayınlandıktan sonra rekor transfer ücretiyle internet üzerinden yayın yapan xhamster.com’a geçti.

Ferhat, Leyla, Kerem, Mecnun, Aslı, Şirin ve Batuhan: Friends dizisinin yapımcısıyla mahkemelik olunca proje askıya alındı.

Araba Sevdası: Uyarlama senaryoların artık sonuna yaklaşıldığını müjdeleyen yapım, sadece 27 dakika içinde yayından kaldırılarak bir rekor kırdı.

Anadolu Yakası: Bağdat Caddesi’nde bir yukarı bir aşağı dolanmak dışında genel olarak pek bir şey olmadığı için konu sıkıntısına düşüldü. 3. bölümde Bostancı sahilinde final yaptı.

Aboli: Mahkemelik.

Baboli: Mahkemelik. (Davalar birleştirildi, Ağır Ceza mahkemesine alındı)

Memoli: Gururla devam ediyor.

Ahmet K (Bir Yozgat Polisiyesi): Bir bölüm yayınlandı. Onu nasıl başardığı bile halen merak konusu.

Taht Oyunları: Tarihi dizi olarak tasarlanan proje, yapım bütçesinin sadece 12 dakikalık bir giriş bölümü çekmeye yetmesi nedeniyle askıya alındı.

Teneşir ve Lav Akıntısı: STV’de yayınlanan dizi, aşırı ibret yüklemesi nedeniyle yayına girişinin 2. haftasında yükselerek göğe erdi. Akıbeti bilinmiyor.

Osmanlı Nasıl Düştü?: Dizi ekibinden 3 kişinin linç edilmesi üzerine yayına bir süre ara verildi.

Arka Dörtlü: Lise dizisi olarak yayına başladı, 2 yıl içerisinden oyuncuların mezun olmalarının ardından efendi gibi sona erdi. Türünün ilk ve tek örneği.

Siyah Şov: Pascal Nouma’nın sunmaya çalıştığı program, 2. bölümde Pascal’ın konukları sıra dayağına çekmesinin ardından rafa kaldırıldı.

Kavak Yelleri Resurrection: Yurt çapında düzenlenen yoğun protesto gösterileri nedeniyle henüz fikir aşamasındayken yayından kaldırıldı.

Kardiyoloji Kliniğinde Değişen Bir Şey Yok: İlk kez açık kalp ameliyatının gösterildiği doktor dizisi, hayatını kaybeden hastanın yakınlarının şikayeti üzerine yayından kaldırıldı.

Unchain My Heart: Nostaljik şarkıdan dizi yapma konsepti bu kez elde patladı.

Aşiret: Ağa dizisi olarak düşünülen proje, ağa rolü oynayabilecek hafif esmer, kirli sakallı ve kızgın suratlı oyuncuların tamamının diğer ağa dizilerinde istihdam ediliyor olması nedeniyle rotasını Soner Arıca’ya çevirdi. Elbette olmadı..

Çarkıfelek: En son geçen hafta yayındaydı ancak haber yayına hazırlandığı sırada durumu nedir bilinmiyor. (ZAYTUNG)

_____________________________

From: SERENAD DEMİRHAN
Subject: serenad(@zserenad) Twitter’da senden bahsetti!
Date: October 17, 2012 11:47:32 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

@ADALARPOSTASI Heybeliada’da Ustura Kemal Protestosu: imedya.com/haber/13937/us…

* * *

http://imedya.com/haber/13937/us…

Ustura Kemal‘e protesto

Geçtiğimiz hafta Salı gününden Pazar gününe kaydırılan Show TV’nin iddialı dizisinin yayın günü yine değişti. Tekrar salı gününe alınan dizinin çekildiği Heybeliada’dan ise diziye protesto var: Heybeliada bir film seti değil koruma altındaki tarihi bir semttir!

Heybeliada sokakları ve atmosferinin kullanıldığı dizinin çekim koşulları, Adalılar’ın tepkisine neden oldu. Adalar’da yasak olan yüksek tonajlı kamyon ve otomobilllerin kullanılmasının verdiği rahatsızlığı anlatan Adalılar, Belediye’ye bir şikâyet dilekçesi yazdı ve dizi ekiplerinin Ada’yı özensizce kullandığına ve ekipmanlarının Adalılar’a zarar verdiğine dikkat çekti.

Adalar’da çekim yapmanın maliyeti oldukça düşürdüğünü bildiklerini belirten Adalılar, dizi ekibinin tüm yemeğini ve malzemelerini zaten yanlarında getirdiğinin ve Ada esnafının da bundan bir fayda sağlamadığının altını çiziyor.

Bir Adalı’nın, dizi atmosferi için yere dökülen kum yüzünden yaralandığı bilgisi de verilen metindeki talepler ise şöyle:

“Adamızın huzur ve günlük işleyişine olduğu kadar, Koruma Kurulu’nun ilgili kararlarına da aykırı ve yetki aşımı niteliğindeki uygulamalara hemen son verilsin,”

“Doğrudan Heybeliada üzerine yapılan filmler dışında, çekim yapan ekiplere müsaade edilmesin,”

“Dizi ekipleri yalnızca en zorunlu bir-iki aracı Ada’ya çıkarsın ve en kısa sürede çekimlerini tamamlayıp Ada’dan ayrılmaları şart koşulsun, sokakların film ekipleri tarafından çirkinlik anıtı depolar olarak kullanılmasına engel olunsun ve tüm bunlar sürekli denetlensin,”

Belediye’nin bu talebe cevabı ve sürekli yayın günü değiştirilen Ustura Kemal isimli dizinin akıbeti merakla bekleniyor.

_____________________________

From: SOSİ CİNDOYAN
Subject: Sosi Cindoyan’dan yeni mesajlarınız var
Date: October 17, 2012 12:50:59 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

AdaGazetesi, 17.10.2012
Sosi Cindoyan

http://www.ada-gazetesi.com/uzun-lafin-kisasi.html

UZUN LAFIN KISASI

Sayın okurlarımız,

Ben kısaca yazayım, bu kez tamamlayıcı yorumları siz yapın.

08.10.2012 tarihinde saat 09:20 vapuruyla Kınalıada’dan Kabataş’a gitmek üzere iskelede bekliyorum. Hava hafif lodos, vapur her zamanki gibi zor yanaşıyor, iskele veriliyor, vapura giriyorum ki… merdivenlerin önünde yerde bir sedye, sedyeye bağlı hasta bir adam. Şaşırmamak mümkün değil, Kabataş’a yanaşıyoruz, adam hâlâ merdivenlerin önünde, yerde, sedyeye bağlı yatıyor.

Ada’dan hastaları taşımak için yeterli olmasa bile farklı imkânlar var. Kaptanın da bu hastanın durumundan haberi yoktu herhalde.

12.10.2012 saat 18:40’ta, sakin bir havada, Kabataş’tan Kınalıada’ya kalkan vapur, Ada’ya varınca, herhalde, Kınalıada Su Sporları Kulübü’nün limanını iskele sanıp, neredeyse limana bağlı tekneye çarpacak kadar yaklaşması ve yolcuların paniğe kapılmasının nedeni ne olabilir?

Kınalıada, Kınalı Çarşı Caddesi, Futbol sahasına giden ağaçlıklı yolda, İSKİ döküm kanalizasyon kapağının deliklerini sarı bir maddeyle iyice tıkamanın anlamı nedir? Yağmur sularının birikmesini mi istemişler? Başka bir nedeni varsa helal olsun çünkü ben anlayamadım.

Kalın sağlıcakla,

Sosi Cindoyan

_____________________________

Hürriyet, 17.10.2012
Gökhan Kimsesizcan

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/21710739.asp

Seneye evleniyor

Eski bakan Kemal Derviş ile Neslihan Taki’nin oğlu Erol Derviş, bir buçuk yıldır birlikte olduğu turizmci sevgilisi Işıl Külte ile ağustos ayında nişanlandı.

Büyükada’daki Aya Yorgi’de Işıl Külte’ye evlenme teklif eden Derviş, önümüzdeki yaz da evleneceğini söyledi. Erol Derviş, 2002’de İstanbul sosyetesinin en güzel kızlarından Yasemin Kozanoğlu ile nişanlanmıştı. Ancak daha nişanın üzerinden saatler geçmeden Kozanoğlu’nun nişanı attığını açıklaması gündeme bomba gibi düşmüştü. Nişanın ertesi günü de Kozanoğlu’nun bir başka adamla, Derya Danacı’yla Marmaris’e tatile gitmesi o dönem gazete manşetlerinden inmemişti. Kozanoğlu, bu hafta sonu kaçamağının ardından nişanlısı Erol Derviş’ten ayrıldığını açıklamıştı.

_____________________________

From: AVNİ KURTULDU
Subject: Patlıcan oturtma
Date: October 4, 2012 8:26:03 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi.1@gmail.com

PATLICAN OTURTMA!…

4 + 4 + 4’e takılan zihniyet memura 4 + 4 zam yaparken, bir yıl içinde doğalgaza ⁒55, elektriğe de %40 zam yaparak adeta yıllar öncesinin “zam, zulüm, işkence işte MC” sloganını hatırlattı bizlere.

A’dan Z’ye zam furyası içinde Eylül ayının şampiyonu PATLICAN oldu!

Bu kadar zam furyası içinde UKOME (Ulaşım Koordinasyon Merkezi) boş durur mu? Trene, otobüse, metroya, deniz otobüsüne, vapura ve özel motorlara zammı yasladı.

UKOME’nin yaptığı zamlarla Adalar şehir hatları vapurları ve özel deniz motorları jeton fiyatları 4 TL’den 5 TL’ye çıkarılırken adeta patlıcanla yarış halinde duygusu verdi bizlere.

Yaklaşık iki misli mesafe olan Boğaz hattı 2 TL civarındayken, deniz yolundan başka ulaşım alternatifi olmayan Adalar halkına bu yapılan “zam, zulüm ve işkence” anlamı taşımıyor mu sizce?

Herhalde Adalılar’ın deniz yolundan başka alternatifleri yok, seve seve 5 TL’yi verip binip oturacaklar motora, vapura diye düşünüyor büyüklerimiz. Ya da Adalılar’ın zam şampiyonu patlıcana ulaşamayacaklarını düşünen büyüklerimiz ‘patlıcan oturtmayı’ hazır olarak sürüyorlar önümüze!

Büyüklerimiz Adalar’ı turistik alan olarak düşünürlerken Ada halkının tamamını da turist zannediyorlar herhalde. Oysa Ada halkımız günübirlik olarak Bostancı veya Kabataş’a geçerken ekmek parası peşinde, turistik gezide değil!

Adalılar olarak yetkililerden beklentimiz Ada halkını yerli ve yabancı turistlerden ayırması ve ayrıcalıklı ulaşım tarifesini uygulaması.

Yapılan bu haksız zamlar bizim için zulüm ve işkencedir. Tamam patlıcandan vazgeçtik ama “zam, zulüm, işkence”ye de son verilsin.

Avni KURTULDU

_____________________________

From: AVNİ KURTULDU
Subject: Aday belirleme
Date: October 10, 2012 11:50:07 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi.1@gmail.com

KENDİ ADAYIMI KENDİM BELİRLEMEK İSTİYORUM

Şeffaf ve katılımcı yönetim anlayışını hakim kılmak için;

27 Ekim 2013 tarihinde yapılacak olan yerel seçimlerde, CHP üyesi olarak ilçemizde, partimizi temsil edecek yerel yönetici adaylarımı kendim belirlemek istiyorum.

Tüm parti üyelerinin katılımıyla yapılacak olan önseçim ve kamuoyu yoklamasıyla adayların belirlenmesi, parti içi demokrasinin işleyişi, demokratik saygı ve dayanışmanın gereğidir.

Üyelerin ve seçmenin özgür iradesiyle belirlenecek adayın yüzü örgütüne ve ada halkına dönük olacaktır.

“Kendi adayımı belirlemek istiyorum,” diyorsan 17 Ekim 2012 Çarşamba günü saat 19:00’da Büyükada Milano Restaurant ‘da buluşalım.

_____________________________

From: ARİF ÇAĞLAR
Subject: Fwd: bir fotoğraf
Date: October 19, 2012 3:18:28 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Fotoğraf: Sinan Çağlar, Viranbağ, 30.1.2012.

* * *
Viranbağ
Adalardan yaza ettik de veda
Sızlıyor bağrımız üstündeki dağ,
Seni hatırlıyoruz Viranbağ!

Yine bir sofrada şen şakraktık,
Gün denizlerde sönerken baktık
Ve çobanlar gibi dallar yaktık.

Biz şen, onlarsa muammalıydı,
Birinin sözleri imalıydı,
Birinin gözleri hummalıydı.

Acı duymuş diye aşkın tadını,
Hepimiz sevdik o solgun kadını,
Ve o gün rahibe koyduk adını.

Uyuduk kırda, gezindik dağda,
O yazın, ah o engin çağda,
Geçti en son gün Viranbağ’da.

Yahya Kemal Beyatlı

_____________________________

From: AVNİ KURTULDU
Subject: 29 Ekim Halk Töreni
Date: October 22, 2012 11:41:50 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi.1@gmail.com

29 EKİM HALK TÖRENİ

Anıtkabir ziyaretini, devlet törenini yasaklayanlara inat 29 Ekim’de Ankara ULUS’a gidemeyecek Adalı dostlarımız saat 10:00’da Büyükada saat meydanında “Halk Töreni” için buluşuyoruz.

Avni Kurtuldu

_____________________________

From: SEMİHA BALTACI
Subject: CUMHURİYET BAYRAMI
Date: October 23, 2012 4:56:04 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

CUMHURİYET BAYRAMI

29 EKİM PAZARTESİ AKŞAMI SAAT 19:00’DA BÜYÜKADA RECEP KOÇ CAD. NO: 32’DEKİ CUMHURİYET BAYRAMI ŞÖLENİNE TÜM ADALILARI BEKLİYORUZ.

SEMİHA BALTACI – NECATİ ÖNEL

_____________________________

From: ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ
Subject: BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN
Date: October 23, 2012 11:11:21 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

Bugün tek bir bayrak altında, tek bir vatanda, birlik ve beraberlik içinde yaşamamızı sağlayan başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm gazi ve şehitlerimizin aziz hatıralarını minnet ve rahmetle anıyor, mübarek Kurban Bayramımızı ve Cumhuriyet Bayramımızı en iyi dileklerimizle kutluyoruz.

Adalar Kültür Derneği Yönetim Kurulu

_____________________________

From: NEDİM HAZAR
Subject: İlginizi çeker düşüncesiyle
Date: October 24, 2012 12:01:50 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

* * *

ADALAR POSTASI

@ADALARPOSTASI
“Burgazadası’nda Yeniden Kostüm Partisi”ne davetlisiniz!… )O( pic.twitter.com/vA35xWBF

* * *

ADALAR POSTASI
@ADALARPOSTASI
Burgazadası 1943teki Kostüm Partisi şöyleydi… 28.10.2012de nasıl olacak peki? Hazırlanın haydi!… 16-22:00 İndosCafe pic.twitter.com/oorcn1nn

Burgazada, 1943.

_____________________________

From: ARIS KYRIAZIS
Subject: TEBRIK
Date: October 24, 2012 3:49:40 PM GMT+03:00

TEBRİK

İYİ BAYRAMLAR MUTLULUKLAR DİLERİM.
ARIS

_____________________________

From: CAN ÖZ
Subject: bayram msj.
Date: October 24, 2012 10:02:28 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

HAYIRLI BAYRAMLAR

Mübarek Kurban Bayramı’nın, ülkemiz, milletimiz ve tüm dünya için hayırlara vesile olmasını temenni eder, başta bizlere ülkemizin en önemli emaneti olan şehit yakınlarımız ve gazilerimiz olmak üzere tüm sevenlerime selam ve sevgilerimi sunarım HAYIRLI BAYRAMLAR

_____________________________

From: MEHMET GÖZGÜCÜ

Subject: Vahap Munyar
Date: October 25, 2012 10:55:47 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Hürriyet, 24.10.2012
Vahap Munyar

http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/21774342.asp

Büyükada’daki yetimhane Dünya Çevre Merkezi olacak

Coca Cola CEO’su Muhtar Kent’in onarımı için yoğun çaba gösterdiği Büyükada’daki 200 yıllık ahşap Rum Yetimhanesi binası Dünya Çevre ve Hoşgörü Merkezi olacak. Hüriyet Gazetesi yazarı Vahap Munyar, ABD’de katıldığı toplantının ardından izlenimlerini yazdı…

DOĞAN TV Holding ile TimeWarner’ın CNN Türk ortaklığının American Turkish Society (ATS) tarafından ödüllendirildiği töreni ardından New York’ta Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) öncülüğünde kurulan Dünya Türk İş Konseyi’nin (DTİK) toplantısına da katıldım.

DEİK Başkanı Rona Yırcalı, DTİK İcra Başkanı ve The Coca-Cola Company CEO’su Muhtar Kent, DTİK Yönetim Kurulu üyesi ve Western Union CEO’su Hikmet Ersek, Yönetim Kurulu Üyesi Celal Seçilmiş ile Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in konuştuğu toplantıyı DTİK Yönetim Kurulu üyesi ve Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç da izledi.

Muhtar Kent, toplantının bitiminde Çin’e uçmadan önce White&Case Türkiye Ortağı ve Uluslararası Yönetim Kurulu üyesi Aslı Başgöz ve Rona Yırcalı’nın da aralarında bulunduğu bazı DTİK yöneticileriyle bir süre sohbet etti.

Sonradan edindiğim bilgiye göre, Muhtar Kent’in Büyükada’daki 200 yıllık ahşap Rum Yetimhanesi binasının onarımı konusundaki girişimleri de gündeme geldi. Kent, 2010 yılında tapusu Fener Rum Patrikhanesi’ne geçen dünyanın ikinci büyük ahşap yapısı Rum Yetimhanesi’nin onarımı için 1 yılı aşkın süre önce kolları sıvamıştı.

Maliyeti 60-70 milyon dolara uzanacak onarım için bir yandan Patrikhane kaynak yaratmaya çalışırken, diğer taraftan Muhtar Kent, The Dow Chemical’ın Yunan asıllı CEO’su Andrew Livers ve Aslı Başgöz gibi yakın dostlarıyla birlikte gerek Yunanlı şirketlerin, gerekse uluslararası dev grupların destek vermesini sağlamak üzere görüşmeler yapıyordu.

Kent, oluşacak fon için daha çok dünyadaki çevreyle ilgili olanlar dahil, önemli vakıfları da harekete geçirmek üzere girişimlerde bulunuyordu. Bana aktarılan en önemli mesaj, Rum Yetimhanesi’nin onarım sonrasındaki işlevine dönüktü: “Yetimhane, onarımdan sonra Dünya Çevre ve Hoşgörü Merkezi olacak…”

Hükümetin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’inin kararına uyarak tapuyu Fener Rum Patrikhanesi’ne vermesi sonrasında Başbakan Tayyip Erdoğan dünyanın ikinci büyük ahşap binasının onarımıyla ilgili girişimleri yakın izlemeye aldı. AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış da Yetimhane’nin onarımı konusundaki çalışmalara desteğini hep hissettirdi.

1898-1899 döneminde otel olarak planlanan binanın mimarlığını Alexandre Vallaury üslenmişti. 1902’de bir Rum bankerin eşi olan Eleni Zarifi’nin satın adlığı bina, Sultan Abdülhamid’in izniyle Rum Yetimhanesi’ne dönüştürülmüştü. Yetimhane, 1964’te boşaltılmıştı.

Muhtar Kent, DTİK’in New York’ta öğleden sonra gerçekleşen toplantısından hemen önce sabaha karşı 03:00’te Meksika’dan Atlanta’ya dönmüştü. Sabah 09:00’da Atlanta’da Coca-Cola’nın merkezinde bazı görüşmeler yapmış, sonra New York’a 2 saat süren uçuş sonrası varıp, saat 14.00’te DTİK toplantısına yetişmişti. Aynı gün saat 18:00’de Pekin’e doğru yolla çıktı.

Pekin’de Çin’in önde gelen üniversitesi Tsinghua’nın Danışma Kurulu toplantısına katılan Kent’in böylesine yoğun trafiği arasında Büyükada’daki Rum Yetimhanesi’nin onarımı konusunda önemli rol oynaması, onun farkını ortaya koyuyor…

_____________________________

From: ARİF ÇAĞLAR
Subject: Adalar’da Seyyar Satıcı Siyaseti
Date: October 25, 2012 12:43:40 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Adalar’da Seyyar Satıcı Siyaseti

Fotoğraf

Eskiden Adalar’da seyyar satıcı yoktu, bir iki tane üç tekerlekli arabada ıvır zıvır satan, bir iki kuruyemişçi, o kadar. Son 10-15 yılda herşey gibi Adalar’ın bu hali de bozuldu, şimdi seyyar satıcıdan geçilmiyor. Şu andaki Belediye yönetimi bunun önünü alır sanıyorduk, nafile.* İstanbul’un diğer semtlerinde seyyar satıcılar azaltılıp kaldırılırken Adalar’da hiç olmamış ve Adalar’ı çirkinleştirmekten de başka işlevi olmayan bu sefaletin nasıl işlediği ve geliştiği, kimin hangi nedenle buna izin verdiği ya da göz yumduğu sadece bir merak konusu olmanın ötesinde Adalar’ın doğal ve kentsel yapısının korunabilmesiyle de yakından ilgili. Bu nedenle Adalar Belediyesi’ne aşağıdaki dilekçeyle birkaç soru sorduk. Bakalım ne yanıt gelecek. Bu konuyla Ada esnafının da ilgilenmesi gerekiyor ve belki de ilgileniyordur ama nasıl ilgilendiğini bilmiyoruz, en azından ben bilmiyorum.

İşin bir de şöyle bir yanı var: Büyükada Lunapark Meydanı da seyyar satıcı doldu. Arap turistler at, eşek, fayton fotoğrafı çekerken, Avrupalı turistler ―Yunanistan’dan gelen eski Adalılar dahil― doğal güzelliğin içine mezbelelik nasıl kurulur, onun fotoğrafını çekiyor. Geçenlerde bu seyyar satıcılar daha yenilerde başlarından geçen bir olayı anlattı: Adalar Belediyesi Lunapark Meydanı’ndaki seyyar satıcı tezgâhlarından vergi (işgaliye) alıyormuş, seyyar satıcılar da uzun zamandan beri bunu ödüyorlarmış. Adalar’a tayin olan yeni Orman İşletmesi şefi tezgâhların kurulu olduğu alanın ormana ait olduğunu ve derhal boşaltılması gerektiğini söylemiş. Seyyar satıcılar vergi ödeyerek işgal ettikleri yerde işe devam edebilmek için Belediye’ye gitmişler ve “Biz Belediye’ye vergi ödüyoruz, Orman şefi bizi buradan nasıl atar?” diye şikâyet etmek istemişler. Belediye memurları, işte şimdi dikkat, burası işin püf noktası: “Oraya Belediye ve Orman değil AKP bakıyor,” demiş. Birkaç gün sonra AKP’li birileri gelip seyyar satıcılara o alanda satışa devam edebileceklerini ve Belediye’ye de hiçbir şey ödemeleri gerekmediğini söylemiş. Ve şu anda bu şekilde de seyyar satıcı işgal ve satışına devam ediliyor.

Elbette Adalar’da anlatılan birçok şey gibi bu da yalan yanlış olabilir. Ben de zaten bu hikâyenin doğru olduğuna pek inanmadım. Bizim ahali böyle fantezileri nereden çıkarır, niye uyduruk şeyler anlatır, benim bir türlü çözemediğim ayrı bir konu. Türkiye’de kendinden menkul bir seyyare siyaset yapılıyor, bunun tezgahı da var ama siyaset seyyar satıcı tezgahına düşecek bir karabasan olmamıştır herhalde. Herhalde.
Arif Çağlar

* Seçimlerle yönetime geldikten hemen sonra düzenlediği ilk sözümona kültür festivalinde Belediye Atatürk Meydanı’na Osmaniye’den kilim sergisi ve tezgahı açtırdı göçebe çadırı altında. Belediye Başkanı’nın Osmaniyeli olduğunu Adalılar en geç o zaman öğrenmiş oldu. Osmaniye’nin Karatepe kilimlerinin kültür hayatımızda önemli ve ilginç bir yanı vardır, kaybolan bu özel kilim dokumacılığını yıllarca Karatepe kazısını yöneten Halet Çambel yok olmuşken yeniden canlandırmıştı ve bu önemli ayrıntıyı kilimleri satan Karatepeli biliyordu. Kilim tezgahının yanı sıra hiç değilse işin bu yanına değinilseydi İstanbul ve Adalar’la Halet Çambel üzerinden bir ilişki kurulacaktı ama bu da eksikti, tek bağlantı yeni belediye başkanının Osmaniyeli olmasıyla kaldı.

* * *

İSTANBUL ADALARI
KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI
KORUMA DERNEĞİ

Sayı: 133
Konu: Adalar İlçesi’nde seyyar satıcılar

Büyükada, 16 Ekim 2012

ADALAR BELEDİYE BAŞKANLIĞI’na,

Adalar İlçesi’nde ve özellikle Büyükada’da son birkaç yıl içinde seyyar satıcı sayısı artmış, seyyar satıcı tezgahları Büyükada’da Atatürk Meydanı, Luna Park Meydanı ve bazı sokakları kaplamıştır. Dükkan kirası ödeyen esnafa karşı haksız bir rekabet oluşturması bir yana ekteki fotoğraflardan da görülebileceği gibi meydan ve sokaklarımızı istila eden ve Adalar’ın güzellik ve huzurunu bozan bu seyyar satıcı işgal ve çirkinliğine belediyemizin niçin göz yumduğu anlaşılmamaktadır. Bu durumun açıklığa kavuşturulması için aşağıdaki soruların yanıtlarını derneğimize iletminizi diliyoruz.

1. Seyyar satıcılar hangi belediye kararı ve iznine ne şekilde bağlı olarak sokak ve meydanları işgal etmektedir? Bu karar, izin, kural ve koşulların tam metni hangisidir?

2. Belediye bu uygulamayla şimdiye kadar son üç yıl içinde ne kadar gelir elde etmiş, seyyar satıcılara sağladığı işgal ve tezgah tahsisiyle ne kadar masraf etmiştir?

3. Luna Park Meydanı’nındaki seyyar satıcı tezgahları Orman İşletmesi denetimindeki arazi üzerinde olmasına rağmen Belediye bu seyyar satıcılardan hangi tarihler arasında ne kadar gelir temin etmiştir? Şu anda bu meydandaki seyyar satıcı tezgahlarıyla ilgili uygulama nedir?

4. Belediye yönetimi ve meclisinin Adalar İlçesi’ndeki seyyar satıcılık konusunda ileriye dönük aldığı karar ve plan hangisidir?

Bu soruların yanıtlarını derneğimize eksiksiz olarak iletmenizi istiyoruz.

Arif Çağlar
(Başkan)

Adres: İSTANBUL ADALARI KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA DERNEĞİ
e-posta: adalarkoruma@adalarkoruma.org elektronik ağ: www.adalarkoruma.org
Güzeller Sokağı No. 30 Büyükada – İstanbul

büyükada seyyar satıcı mezbeleliği 2012-10-03 07.56.50

büyükada seyyar satıcı mezbeleliği 2012-10-10 07.53.35

_____________________________

From: RESUL CAN
Subject: Resul Can’dan yeni mesajınız var
Date: October 25, 2012 4:41:35 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

BİZE,
ULUSAL VE DİNİ BAYRAMLARIMIZI
TÜRK BAYRAĞI ALTINDA,
ÖZGÜRCE KUTLAMA OLANAĞINI VE ONURUNU VEREN
ULU ÖNDER ATATÜRK VE SİLAH ARKADAŞLARINI BİR KEZ DAHA MİNNET VE ŞÜKRANLA ANARAK;
KURBAN BAYRAMINIZI ve 29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMINIZI EN İÇTEN DİLEKLERİMİZLE KUTLAR,
AİLENİZLE VE SEVDİKLERİNİZLE BİRLİKTE
SAĞLIK, HUZUR VE MUTLULUK DOLU,
KEYİFLİ BİR BAYRAM GEÇİRMENİZİ DİLERİZ.
SAYGILARIMIZLA…
AYŞE CAN & RESUL CAN
ULAŞ DEVRİM CAN & BENGÜ EVRİM CAN

_____________________________

Sabah, 25.0.2012
Gül Kireklo

http://www.sabah.com.tr/Yasam/2012/10/25/sanslinin-oykusu-huzunlu-basladi-mutlu-sonla-bitti

‘Şanslı’nın öyküsü hüzünlü başladı mutlu sonla bitti

Yeşilçam’dan fırlamış acıklı bir terk ediliş filmi gibi… Bu kez başrolde bir insan değil tay var. Sakat doğması… Annesinden koparılışı… Zamanla güzel bir kısrağa dönüşmesi… Ve sıcak bir yuva… İşte “Şanslı”nın hikâyesi

Babası safkan bir Arap atıydı. Onlarca yarış kazanmıştı. Annesi ise Büyükada’da bir arabacı atı. Geçen nisan ayında bu aşk meyvesini verdi. Çektiği arabanın yükü ile karnında taşıdığı yükün ağırlığına dayanamayan kısrak, Ada halkının gözleri önünde doğum sancıları ile arazide yere düşüverdi. Çok geçmeden doğum gerçekleşti. Tay annesinin karnından doğar doğmaz gözlerini açmıştı ama bir aksilik vardı. Ayağa kalkamıyordu. Annesi öpse, koklasa da yavrusunu ayağa kaldıramıyordu. Doğası gereği her doğan tay bir saat içinde ayağa kalkar ve annesini emmeye çalışırdı. Ada halkı meraklı gözlerle kısrak ve yavrusunu izliyordu. Ama tay saatler geçmesine rağmen ayağa kalkamamıştı. Acımasız arabacı tayın öleceğine inanarak, tam da bu anda anne kısrağı yerden kaldırıp, yavrusunun yanından uzaklaştırdı. Yavrusunu bırakmak istemese de anne kısrak, arabacının itmeleriyle yavrusunu terk etmek zorunda bırakıldı.

BÜYÜKADA’DA AMELİYAT EDİLDİ
Tay yapayalnızdı arazide. Ada halkı ise şaşkın. Ne dedilerse de kötü kalpli arabacıyı durduramadılar. Doğumu izleyenler arasında bulunan Plato Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Aslı Ülker Sayın, Yoga Öğretmeni Nilgün Çevik, Beslenme Uzmanı Ümit Gürel, Ressam Michael Tchernega bu acımasızlığa dayanamadı. Tayı kucaklayıp, Nilgün Çevik’in evine götürdüler. Hemen bir veteriner aramaya koyuldular. İmdatlarına İstanbul Veliefendi Hipodromu’nda veteriner olarak çalışan Ayşe Yetiş ile diğer veteriner arkadaşı Anıl Dal yetişti. Onlara tayı iki saat aralıklarla biberona süt koyup beslemelerini ve ateşini ölçmelerini söylediler. Ateşi normaldi. Ama tay ayağa kalkamıyordu. Veteriner Ayşe Yetiş, ilk vapura atlayıp, Büyükada’ya geldi. Tayı muayene ettiğinde ayak tendonlarında kopma olduğunu fark etti. Muhtemelen arabacı anne kısrağı çok çalıştırmıştı. Bu da anne karnında yavrunun sakat olmasına neden olmuştu. Tayın ayaklarını sargıyla sarıp, ilaç tedavisine başladı. Ayşe Yetiş’e göre tayın yaşama şansı çok azdı. Aylar geçti, tay ayağa kalkamasa da yaşama tutunmaya çalıştı. Veteriner Ayşe Yetiş ve Anıl Dal, haziranda tayı ameliyat etmeye karar verdi. Ameliyat yine Büyükada’da gerçekleştirildi ve çok başarılı geçti. Yaşamaz denilen tay hayati tehlikeyi atlatmıştı. Üstelik ameliyattan kısa bir süre sonra yürümeye başlamıştı. Tüm yaşananlardan sonra insan ailesi, adını “Şanslı” koydu. Doğduğunda kestane rengi olan tüyleri aylar ilerledikçe babasının asilliğinden gelen ırkıyla kır bir kısrağa dönüşüyordu. O artık 6 aylık olmuştu. Herkesin “Ne güzel bir tay” dediği “Şanslı” adına sosyal paylaşım sitesi Facebook’ta bir sayfa oluşturuldu. Artık “Şanslı”nın hikâyesini Türkiye dışında Amerika dahi biliyordu. Öyle ki Amerika’da bir çocuk dergisi “Şanslı”nın hikâyesini haber yapmak istiyordu. Fakat bir sorun vardı. Aylardır bir apartmanın teras katında bakılan Şanslı, artık yürüyebiliyordu ve yaşamını arazide sürdürmesi gerekiyordu. Çok geçmeden Büyükada’da bir otel sahibi “Şanslı”ya otelin bahçesinde bakabileceğini söyledi. Hemen burada samanlarla küçük bir padok oluşturuldu. Ama buradaki alan da “Şanslı” için yeterli değildi. Sıcak yuva arayışı sürüyordu.

İNSAN AİLESİ BURUKTU…
“Şanslı”nın insanlara yakın olmasından yola çıkılarak, Düzce’de restoran ve at biniş hizmeti veren Binef At Çiftliği’nden gelen teklife sıcak bakıldı. Burası çocukların oyun oynadığı, ailelerin yemek yemeye geldiği bir yerdi. Böylece “Şanslı” insanlardan hiç kopmayacaktı. Binef At Çiftliği’nin yöneticisi Murat Seyok ile irtibata geçildi. Ve geçtiğimiz günlerde Büyükada sakinleri, “Şanslı”yı yeni yuvasına götürmek için tören havasına büründü. Faytonlar eşliğinde Büyükada’dan çıkarılan “Şanslı”, önce tekneye bindirildi, sonra da bir kamyonla Düzce’ye götürüldü. “Şanslı”nın insan ailesi buruktu. 6 aydır üzerine titredikleri yavrularından ayrılıyorlardı. “Şanslı” ise artık yeni yuvasında. Çevresindeki atlara alışmaya çalışıyor.

İNSANI ANN ESİ BELLEDİ
“Şanslı” yaşam yolunda çevresinde hep insanları gördü. Onu biberonla besleyen gruptan Nilgün Çevik’in annesi olduğunu sanıyordu. Veteriner Ayşe Yetiş’e göre annelerinden ayrı büyüyen taylar insana daha yakın oluyordu. Çevik’in Ada adlı köpeğini de dost olarak görüyordu. Onunla oyunlar oynuyordu.

* * *

Sabah, 7.11.2012

Gül Kireklo

http://www.sabah.com.tr/Yasam/2012/11/07/sansli-cizgi-roman-kahramani-olarak-cocuklara-ulasacak

‘Şanslı’ çizgi roman kahramanı olarak çocuklara ulaşacak

Yeşilçam filmlerini hatırlatan acıklı bir terk ediliş öyküsünün kahramanıydı “Şanslı” adlı tay. Babası safkan bir Arap atı olan “Şanslı”nın annesi Büyükada’da bir arabacı atıydı. Geçen nisan ayında, Ada halkının gözleri önünde dünyaya geldi. Ama ayağa kalkamadı. Sahibi de saatlerce ayağa kalkamayan tayın yanından anneyi uzaklaştırdı. Doğumu izleyenler arasında bulunan öğretim görevlisi Aslı Ülker Sayın ve arkadaşları sahiplendi tayı. Ve Şanslı’nın SABAH’ta yayımlanan hikayesini okuyan İstanbul-Küçükçekmece Belediyesi Bilge Çocuk Dergisi Yöneticisi Tayfun Ercan derginin aralık sayısında da kendisine sahip çıkan kadını annesi belleyen Şanslı’nın hikayesini çizgi roman olarak çocuklarla paylaşmaya karar verdi. Dergide çocuklara merhametin ne demek olduğunun anlatılacağını söyleyen Ercan, “Çocuklar, Şanslı’nın hayatında hem sevgiyi, hem merhameti bulacaklar” dedi. Ayak tendonlarında kopma olduğu anlaşılan ve ameliyatla iyileşen Şanslı ise artık çok sağlıklı.

_____________________________

RadikalBlog, 25.10.2012

Melis Özpınar

http://blog.radikal.com.tr/Sayfa/biz-bu-memleketi-seninle-sevdik-lefter-2954

“Biz bu memleketi seninle sevdik Lefter”

Geçtiğimiz yaz Adalar Vakfı ve Adalar Belediyesi’nin kurduğu Adalar Müzesi, 13 Ocak 2012’de kaybettiğimiz efsanevi Fenerbahçeli futbolcu Lefter Küçükandonyadis için memleketi Büyükada’da bir yıl süreyle ziyaret edilebilecek bir sergi açtı. 85 yaşında hayata gözlerini yuman ve yaşamının neredeyse tamamında olduğu gibi son günlerinde de Büyükada’da yaşayan Lefter, sadece Fenerbahçelilerin değil, tüm futbolseverlerin kesişen kümesiydi.

Adalar Vakfı Başkanı Halim Bulutoğlu ve Adalar Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu, Lefter’e gönülden bağlı isimler arasında yer alıyor. Serginin açık kalacağı 1 yıl içerisinde Lefter anısına çeşitli etkinlikler düzenlemeyi sürdüreceklerini söyleyen bu iki isim, diğer projeler arasında önümüzdeki yıllarda da devam edecek Lefter Kupası ve benim yazıma konu olan Lefter kitabını örnek gösteriyorlar.

“Biz bu memleketi seninle sevdik Lefter” isimli kitabın giriş kısmında Bulutoğlu ve Farsakoğlu şöyle diyor: “(Lefter) Adalar Müzesi’nin destekçilerindendi. Türkiye Milli Takımı’nın 50 kez giydiği formasını, sergilenmek üzere müzemize bağışlamıştı. 2012 sergilerimizi 2011 yılı sonunda kararlaştırmıştık. Ama O’nun kaybıyla sergi programımızı da değiştirdik. 2012 Büyükada sergimizi Lefter’e ayırma kararı verdik.”

Kitabı hazırlamak için Orhan Pamuk’tan, Egemen Bağış’a; Hıfzı Topuz’dan Cengiz Çandar’a, pek çok isimden görüş alınmış, önceki söylemleri derlenmiş, arşivleri istenmiş, Lefter için yazılan şiirler bir araya getirilmiş ve nihayetinde İslam Çupi’nin, Metin Oktay’ın, Bedri Rahmin Eyüboğlu’nun Lefter’de buluştuğu bir kitap yaratılmış. Az yazılı, bol görselli ve gayet tabii sarı-lacivert kapaklı bu kitabın, Lefter’i tanıma fırsatı bulamamış ve sahada izleyememiş sonraki nesiller için çok daha değerli olduğu görüşündeyim.

Rumca dua ederdi,

Türkçe söverdi,

Biz onun adına Lefter dedik

İçimizdeki insan sıcaklığıydı.

Küratör Ersin Salman “Çocuğun Adı Lefter” şiirinde böyle der. Ama daha da güzeli var: “Lefter adı bizim hayatımızda sadece bir futbolcunun adı olarak iz bırakmamıştır. O sahiden dünyanın bütün dillerinde özgürlük, insanlık, kardeşlik, eşitlik anlamına gelmiştir. Holiganizmin, etnik ayrımcılığın, barbarlığın kolayca kıramadığı bir çetin ceviz olmuştur aynı zamanda.”

Zira, yer yerinden oynasa bile “futbolla yatıp futbolla kalkan” ülkemizde, diğer sorunların mahiyeti ve ehemmiyeti fark etmeksizin her zaman gündemin en tepesine kurulan tek bir madde varsa, o da futboldur. Bunun en son örneğini daha geçtiğimiz haftalarda pek çoğu tarafından ikinci efsanevi Fenerbahçeli futbolcu olarak nitelendirilen Alex de Souza meselesinde çok net gördük. Hem de Suriye’yle savaşa girmek üzere olduğumuz trajik bir gündem söz konusuyken Türkiye’de, sosyal medyada, yazılı basında, sokak muhabbetlerinde, dost sohbetlerinde, günlerce Alex de Souza konuşuldu. Bu sürecin ardından Alex de Souza bugüne kadar Türkiye’de hakkında en fazla haber yapılmış futbolcu olma unvanını kazandı. Aynı zamanda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ülkeden ayrılmasından önce yoğun ve karmaşık gündemi arasında görüşmek için 2 saat ayırdığı, özel olarak vedalaştığı futbolcu olarak ta gündeme oturdu. Dahası da var. Ülkeden ayrılırken Sabiha Gökçen Havaalanı’nda taraftarlar için özel bir alanın tahsis edildiği ve havaalanının panayıra çevrildiği, kulelere meşaleler fırlatıldığı tek isim yine bu futbolcu oldu.

Görünüşe göre 1959 yılında da durum pek farklı değildi. Spor yazarı, spiker Necati Karakaya Adalar Müzesi’nin Lefter kitabında şöyle aktarıyor: “Mahşeri bir kalabalık, caddeler taşıyor…Yaşlı bir Karslıyla konuşuyorum. ‘Buraya İsmet Paşa geldi. Böylesine kalabalık olmadı. Çünkü Demokrat Partililer gelmedi. Buraya Celal Bayar geldi. Böyle bir kalabalık olmadı. Çünkü Halk Partililer katılmadı. Lefter için tüm partililer geldi. Bütün Kars burada’ ” diyor.

10 numara

Fenerbahçeliler için 10 numaralı forma özeldir, ama Lefter daha da özeldir. Öyle ki bugün top koşturan futbolculardan yöneticilere kadar herkes Lefter söz konusu oldu mu tüm egolarından sıyrılıyorlar. Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım “Hakkını helal et demişsin Lefter Ağabey, Türk futbolunun Ordinaryüsüne hakkım helal olsun!” diyor. Taçsız Kral Metin Oktay “Onunla bir takımda yan yana oynamam mümkün olsa bir sezonda 50 gol atmam işten bile değil!” diyor.

Lefter’in torunu Özlem Katmer’in 6 Ekim’de Habertürk Gazetesi’ne verdiği röportajında “Türk futbolcular dedemi bir kere ziyaret etmezken Alex onu dedesi gibi sevdi. Dedem de ona üçüncü torunum derdi” diye bahsettiği, 10 numaralı formanın yakın dönemdeki bir diğer sahibi Alex de Souza kitapta “Ben bu formayı ve bu pazubandı Lefter’den ödünç aldım. 10 numaranın ve kaptanlığın daimi sahibi Lefter’dir” diyor.

“Lefter; onurlu bir biçimde ama her “öteki” gibi anlaşılmadan son yolculuğuna uğurlandı.”

Pek fazla özel hayatından, azınlık olmanın zorluklarından, geçmiş acılarından, 6-7 Eylül’den, Varlık Vergisi’nden, Kıbrıs Harekatı’ndan konuşmazmış Lefter. Az konuşan Lefter, Siyaset Bilimci Dr. Herkül Millas’a göre Lefter “onurlu bir biçimde ama her “öteki” gibi anlaşılmadan son yolculuğuna uğurlandı.” Millas, Lefter’in kamera karşısında bazı konuları konuşmak istememesinin ne anlama geldiğini “çok az insanın doğu yorumladığına inanıyor.”

1950-1960’lı yıllara damgasını vuran Lefter, Türk Milli takım formasını 50 kere giyen bir Rum’du. Lefter’in milli formayı o dönemde en çok giyen futbolcu olmasının yarattığı rahatsızlıklara değinenlere rastlıyoruz. Gazeteci Yalçın Doğan Adalar Müzesi’nin Lefter kitabında dönemin iktidarının “Bunca Türk varken milli formayı en çok giyen bir Rum olabilir mi” düşüncesiyle yeni bir maç düzenleyerek milli formayı bir başka idol olan Turgay’a 51. kez giydirdiğinden bahsediyor.

Lefter tüm bunlar hakkında ne düşündü, güldü mü, içerledi mi bilemeyiz. Fakat bildiğimiz tek şey, futbol hayatında olduğu gibi cenazesinde de herkesi birleştirdiğiydi. Bakıldığında tüm bu nedenlerden dolayı Lefter meselesi, bir futbol meselesi değildir. Türkiye’de her kesimden insanı birleştiren ortak tutku olarak futbol, doğru kullanıldığında ve doğru kişiler tarafından taşındığında etkili bir araçtır. Lefter bunun bir örneğidir. Yazının başında sadece Fenerbahçelilerin değil, tüm futbolseverlerin kesişen kümesi dediğimiz Lefter aslında Türkiye’deki insani duygularımızın da kesişen kümesidir.

“Ötekine” tahammülümüzün giderek azaldığı, Hrant Dink için yürüyenler hain, Türk çocuklar gibi Kürt çocuklar da ölmesin diyenler PKK-sever, Musevileri savunanlar Müslüman düşmanı, Müslümanlığın arkasında duranların köktendinci ve potansiyel terörist olarak etiketlendiği bir devirde Lefter gibiler değerlidir, Lefter gibiler daimi olarak 10 numaradır.

Akıllara kazınan en güzel Lefter şiirinin sahibi kuşkusuz Bedri Rahmi Eyüboğlu’dur. Hadi İstanbul Destanı’yla bitirelim:

İstanbul deyince aklıma

Stadyum gelir

Kanımın karıştığını duyarım ılık ılık

Memleketimin insanlarına

Daha fazla sokulmak isterim yanlarına

Ben de bağırırım birlikte

Avazım çıktığı kadar

Göğsümü gere gere

Ver Lefter’e yaz deftere

_____________________________

From: ERDEM ÖZDEMİR
Subject: Erdem Özdemir(@drerdemozdemir) Twitter’da senden bahsetti!
Date: October 26, 2012 8:36:13 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Twitter, 26.10.2012
Erdem Özdemir
@drerdemozdemir
@ADALARPOSTASI @JLivingston10 @sinemmakbulutt tüm Adalı dostlarıma mutlu bayramlar, Heybeliada’dan selam ve sevgiler

_____________________________

From: AVNİ KURTULDU
Subject: Yaşasın 29 Ekim
Date: October 27, 2012 9:34:20 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi.1@gmail.com

Yaşasın 29 Ekim!

İzin Verirsen 29 Ekim e Vermezsen de ………..!

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına Devlet erkanı tarafından izin verilmiyor.

Gerekçe İSTİHBARAT !

Kutlamalar sadece Devlet Erkanı tarafından resepsiyonel olarak yapılacaktır. Örneğin Amasya Valiliğinin Pastane resepsiyonu !

Cumhurun kendi bayramını kutlamasına yasak getiren zihniyet pastane resepsiyonu ile Cumhuriyeti itibarsızlaştırmaya çalışmaktadır.

Cumhuriyet istihbaratlara rağmen ve de kimseden izin alınmadan kurulmuştur.

Emperyalizmin işgalinde, küllerinden doğan bir milletin özgürlüğünü tüm dünyaya ilan ettiği gün olan 29 Ekim ‘ i kutlamaya hiçbir düzmece istihbarat engel olamaz.

Avrupa emperyalizminin ” Türkiye Cumhuriyetini kuranlar mezarlarında ters dönüyor olabilirler ” söylemlerine karşılık biz Cumhuriyet sevdalıları diyoruz ki : ” Cumhuriyet yolunda ters yöne dönenleri düzeltmek boynumuzun borcudur ”

Emperyalizme uşaklık edenlere rağmen ; emperyalizme karşı kurulmuş olan cumhuriyeti ” izin verseler de 29 Ekim’ e vermezlerse de………” büyük bir coşkuyla kutluyoruz !

İstihbaratçılara inat , pastane resepsiyoncularına inat , işbirlikçilere inat yaşasın 29 Ekim Cumhuriyet bayramı.

Avni KURTULDU

_____________________________

MedyaTava, 27.10.2012

http://www.medyatava.net/haber.asp?id=97933

NTV’NİN YENİ BELGESELİ İÇİN BURGAZADA’DA KOSTÜM PARTİSİ DÜZENLENİYOR

© MEDYATAVA- NTV’de Vadi Seçim Kürsüsü ve Yeşil Kürsü gibi belgeselleri çeken Nedim Hazar ve ekibi ada ve kadın konulu yeni belgesel – dizi için Burgazada’da parti düzenliyor.

Belgesel dizi’de metropolün küçük bir modeli olarak ya da kentten kaçan kadınların sığınağı olarak ada,
yalnız kalanların ve yalnız kalmak isteyenlerin mekanı olarak ada,doğup büyüdüğü köydeki yaşantıyı arayan kadınların yeri olarak ada yer alacak.

Afganistan’da moda kursları veren bir Amerikalı kadın, gazeteci kocasının uğruna adaya yerleşip kocası öldükten sonra adada kalmayı tercih eden bir dul, Erzincanlı bir Alevi, Samsunlu bir Rum, faytoncu oğlunun atlarına bakmak üzere Muş’tan gelen Kürt teyze gibi renkli, ilginç kişilerin günlük hayatını yakın takibe alacak olan bu belgesel dizinin çekimleri Burgazada’da 28 Ekim’de başlıyor. Parti’de Murat Meriç eski 45’likler konsepti ile çalacak.

_____________________________

From: SUAY KARAMAN
Subject: 29 EKİM 2012
Date: October 28, 2012 2:05:10 AM GMT+03:00
Bcc: adalar.postasi@gmail.com

CUMHURİYETİMİZİN 89. YILI KUTLU OLSUN.
Y A Ş A S I N C U M H U R İ Y E T…

S U A Y

_____________________________

From: MEHMET GÖZGÜCÜ
Subject: Kutlama
Date: October 28, 2012 5:38:46 AM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

ŞANLI CUMHURİYETİMİZİN 89. YILI HEPİMİZE KUTLU OLSUN!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
MEHMET GÖZGÜCÜ

_____________________________

From: KENAN KEDİKLİ
Subject: kenan kedikli(@kenankedikli) Twitter’da senden bahsetti!
Date: October 28, 2012 8:33:37 AM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

kenan kedikli
@kenankedikli
@ADALARPOSTASI Bazı Güncel Masallar Üzerine #balıkçılık gelbalder.org/showthread.php…

_____________________________

From: ORHAN SİLİER
Subject: Arka Güverte Geniş Katılımlı İki Ayda Bir Yapılan Değerlendirme Toplantısı 4 Kasım 15.00 Gencay Kafe’de
Date: October 28, 2012 9:35:41 PM GMT+02:00
Bcc: adalar.postasi@gmail.com

Arka Güverte

Geniş Katılımlı İki Ayda Bir Yapılan Değerlendirme Toplantısı

4 Kasım 15.00 Gencay Kafe’de…

Sizi Arka Güverte Grubu’nun bir toplantısına davet etmek için rahatsız ediyorum. Bu çağrı size başka bir kanaldan da gönderildi ise, verdiğim rahatsızlık için özür dilerim.

Eğer Arka Güverte hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığınızı düşünüyorsanız, bu durumda özet bilgiyi www.arkaguverte.org adresinden edinebilirsiniz.

Yalnızca 7-8 aydır, Nisan 2012’den beri var olan, bu, küçük, ancak yaratıcı ve dinamik grup hakkında bilgi almak, Grubun yaptığı çalışmalar üzerine eleştirilerinizi dile getirmek, Heybeliada ve Adalar’da sivil toplumun yapabileceği işler ile ilgili önerilerinizi iletmek, Gruba üye olmak ya da yalnızca Grupla tanışmak için, iki ayda bir yapılan bu toplantıya katılabilirsiniz.

Toplantı gelecek Pazar günü (4 Kasım) saat 15:00-17:00 arasında Gencay Kafe’de yapılacaktır. Toplantıya uygun bulduğunuz diğer Adalıları da birlikte getirebilirsiniz.

Görüşmek dileği ve saygılarımla.

Arka Güverte üyesi Orhan Silier

_____________________________

Sabah, 28.10.2012
Erhan Öztürk

http://www.sabah.com.tr/Yasam/2012/10/28/taseron-odemedi-copler-yigildi

Taşeron ödemedi, çöpler yığıldı

Adalar Belediyesi’nde temizlik işlerinde çalışan işçiler, taşeron firmadan aylardır maaşlarını alamadıkları gerekçesiyle çöpleri toplamayarak eylem yaptı. Bunun üzerine Adalar Belediyesi, Büyükada, Kınalı, Burgaz ve diğer adaların çöplerini toplayan 46 işçinin tebligat yapmadan işlerine son verdi. İki aydır alınamayan çöpler nedeniyle Adalar’ın tüm sokakları adeta çöp dağlarına dönüştü. Bazı vatandaşlar sabahları vapur ve motorlarla İstanbul’a gelirken kendi çöplerini Bostancı’ya getirip, çöp konteynerlerine atıyor. 2009 yılından bu yana çöp ihalelerinin bir türlü düzenli yapılamadığı Adalar’da ihale dosyalarının Kamu İhale Kurumu (KİK) tarafından inceleme altına alındığı belirtildi.

* * *

Arka Güverte, 11.11.2012
Abdullah Onay

https://www.facebook.com/groups/arkaguverte/

Bazılarımız biliyor bazılarımızın da haberi yok. Adalar Temizlik İşçileri 5 aya yakın zamandır ücretlerini alamıyorlar. Geçen gece köpeklere yemek dağıtımına çıktığımız ekibin telefon konuşmalarından anlaşıldı ki, koğuşta akşam yemekleri de yoktu. Belki böyle durumlarda dayanışma içerisinde olmalıyız diye düşünenlerle bir şeyler yapabiliriz.

* * *

Abdullah Onay: “Bugün toplandık 1000 lira civarında bir para toplandı. İhtiyaçlarını sorduk, Ada Market’ten temin ettik, sağolsun Ada Market de indirim yaparak verdi. Yarın akşam üstü erzağı koğuşa teslim edeceğiz. Katılmak isteyenler gelebilir. Muhtemelen toplanan paranın bir miktarı kalacak, bitince erzak desteğini sürdüreceğiz.

* * *

Süleyman Durmuş: “Arkadaşlara duyurulur son kayıt budur. Birleşip imece yaptık. Temizlik işçilerine karınca kararınca. Sorumlu Abdullah Onay Bey’dir. Tahsilat görevi bana verildi yine kusura bakmayın. İmeceye katılmak isteyen gelsin efendim… :)

_____________________________

RadikalBlog, 28.10.2012
Cengiz Özdemir

http://blog.radikal.com.tr/Sayfa/heybeliada-sanatoryumunda-bir-hayaletin-son-dort-gunu-3314

Heybeliada Sanatoryumu’nda Bir Hayalet’in Son Dört Günü

Geçtiğimiz günlerde Ressam bir arkadaşımın profilinde paylaştığı Hayalet Oğuz Belgeseli ile uzun süredir unuttuğum bir dostumla yeniden karşılaşmışcasına sevindim. İsmail Sancak ve Hakan Demiralay tarafından çekilen belgeselde Hayalet Oğuz lakaplı, Oğuz Haluk Alpçetin’in oldukça sıradışı kişiliği, ağırlıklı olarak sanatçı dostlarının tanıklıklarına dayanarak tanıtılıyor. Ancak onunla ilgili en değerli tanıklık kuşkusuz Türk Edebiyatının lirik kraliçesi Tezer Özlü’nünkilerdir. Tezer Özlü gerek Eski Bahçe, Eski Sevgi’de gerekse Çocukluğumun Soğuk Gecelerinde Hayalet Oğuz’dan sıkça bahsetmiş, onunla olan en özel anlarını bile okuyucu ile paylaşmaktan çekinmemiştir. İşte onlardan bir kaçı:

Oğuz, İstanbul’da yaşadı. Oğuz bir dönemi yaşadı. Yeryüzünde belki de hiç kimsenin yaşayamadığı gibi. Tek bir sandalye sahibi olmadı. Bir-iki giysisi temizleyicide durur, kirlenince yenilerini satın alır, iç çamaşır ve çoraplarını en yakın çöp tenekesine atardı. Ev almadı, ev kiralamadı, eşya almadı, eşya tamir ettirmedi, belki de tek bir mobilya mağazasına girmedi. Pasaport almadı, karı almadı, karı boşamadı, kimseyi gebe bırakmadı, resmi dairelere girip çıkmadı…

Oğuz’u, ilkokulu bitirdiğim yıl Fatih’teki evimizin balkonundan ağabeyimin odasına bakınca görmüştüm. İncecik bir adam, yatakta uyuyordu. Zayıflıktan ölmüş gibiydi. Yüreğim burkuldu. Anneme koştum:

Anne, içeride yatan adam zayıflıktan ölecek, dedim. Oğuz, 21 yıl sonra, 1975 Eylül ayında öldü. 21 yıl süreyle birbirimizi çok sık gördük. Aynı evlerde yaşadık, aynı çevrelerde dolaştık. Aynı kitapları okuduk. O, özellikle yeni çıkan telif kitaplarını ilk günden edinirdi. Ya yazar ona vermiş, ya da Oğuz satın almıştı bile.Çoğunlukla da elinde bir İngilizce polisiye roman bulunurdu. Türkçeye çeviri ve derleme olarak yüze yakın kitap kazandırmıştı. Adını hiçbir zaman çevirmen, yazar, ozan, şunu yaptı, buna çalışıyor, bunu hazırlıyor… gibilerden kullanmadı. Yazın çalışmalarında tam bir fabrika işçisiydi. Sığınabileceği bir köşede çalışır, çalışması bitmeden kazanacağı parayı çekmiş, bitirmiş, sayfalarca çeviri bedeli de borçlu kalmış olurdu. Yüzlerce film senaryosu yazdı Yeşilçam’’a. Bunların tümünün adını bile bilmez, filmleri de görmemiştir. Parasını alınca da dar paçalı bir blucin, bir kazak, bir montgomeri ya da mevsime göre yeni bir gömlek satın alırdı…

İyi bir yemek yer, ardından Kulis, Papirüs gibi barlara uğrar, barmenlere önceki içki borçlarını öder, yanındakilere içki ısmarlar, oracıkta rastgeldiği bir iki dostuna: -Şu paramı saklayıver, sonra senden isterim, hepsini bitirmeyeyim, der, belki o gece Klüp 12’de bir şişe viski açtırır, geceyi bir bar kadınının yanında, kadına dokunmadan sızarak geçirir, ertesi gün bir Bafra sigarası alacak parası kalmadan, gene Taksim-Beyoğlu çevresinde yaşamına başlardı.

Kurbağa bacağı, mantar turşusu gibi garip yiyecekler severdi. Beyoğlu’na gelen ilginç filmleri de ilk gören o olurdu. Çok ender insanda rastlanan bir zekası vardı…Oğuz yaşamının çeyrek yüzyılını elliye yakın dostunun evinde geçirdi. Oğuz aylarca da benimle kaldı. Onun konukluğu bir kelebek gibiydi. İnsana kendini hiç belli etmemeye çalışır, hiçbir özel isteği olmaz, ince ve sevimli bir sesle konuşur, eve gelirken çiçekler ve pasta getirir, bana Alman eğitiminden geçtiğim için, Mutti, derdi…Kimsenin görmesine olanak vermeden hemen giyiniverir, azalmış saçlarını özenle tarar, kolonya sürer, bir bardak çayını kendi koyup, Bafra sigarasına başlardı.

Oğuz, yanında kaldığı dostlarına aldığından çok daha fazlasını verdi. Dostluk, güleryüz gösterdi onlara. Akıllıca yapılmış şakaları ve bulunmaz kişiliğiyle öylesine yeri doldurulamaz bir insandı ki, onu tanımış, onunla birlikte günler, geceler geçirmiş olmayı, erişilebilecek mutlulukların en büyüklerinden sayıyorum. (Eski Bahçe- Eski Sevgi)
Çocukluğumun Soğuk Gecelerinde ise şöyle bahsediyor Hayalet Oğuz’dan: “hayaletle yatmak kelebekle yatmak gibidir. İnsanın bacağına ya da organına değer. Hiç sesi çıkmaz. Heyecanlendığı anlaşılmaz. Boşaldığı ıslaklığından belli olur. Öylesi dostluklar vardır. O dostla konuşmak, o dostla yolda yürümek, bir lokantada yemek yemek, o dostla yatmak. O dosttan gizlenecek, o dosttan saklanacak, o dostla paylaşılmayacak hiçbir oldu yoktur. Hayalet bu dostlardandır”

Bir Kelebeğin Son Beş Günü
Hayalet Oğuz 1975 yılının sonbaharında rahatsızlanır. Henüz 46 yaşındadır. Yıllardır içtiği Bafra sigaraları ciğerlerinde onulmaz yaralar açmış ve nihayet Demir Özlü, Tezer Özlü gibi dostlarının zoruyla doktora gitmiştir. Akciğer kanseridir. O ise sadece “çok hastaymışım” diyerek etrafı telaşlandırmamayı yeğler. Haberi aldıkları o günü, yani 13 Eylül 1975 gününü Tezer Özlü şöyle aktarıyor: “Ölmeden beş gün önce Bulvar kahvesinde oturuyorduk. Oğuz: E.’ye uğradım. Sen benden daha önce gebereceksin, çok seviniyorum dedi, diye gülerek anlattı. Hepimiz gülüştük. İnsanın, kendi ölümü üzerine, ölmeden dört gün önce şaka yapabilmesi üstün bir zekanın bile işi değil. Ölmeden dört gün önce, insanın hastaneye tıraşlı bir yüzle gitmesi için, Cağaloğlu’nda para araştırması inanılır gerçek değil.”

Tezer Özlü o gece hepbirlikte Balık Pazarındaki Degüstasyona gittiklerini aktarıyor. Bu onların son akşam yemeği olur. Tıpkı İsa ve Havarileri gibi et yer ve şarap içerler. Ancak yedikleri İsa’nın etini simgeleyen komünyon ekmeği değil, salçalı dana rostosudur. Çünkü Hayalet ağzının tadını bilir. Hiçbiri Hayalet’in öleceğine ihtimal vermiyordur. Hatta o kadar ki Tezer Özlü ile “senin ölüm ilanını ben yazacağım” diyecek kadar ti’ye almışlar birbirlerini. Degüstasyon’dan çıkarken kapıda karşılaştığı Ali Poyrazoğlu’nun yanağından bir makas almayı da ihmal etmez. Tezer Özlü Tünele doğru yürürken Hayaletin nasıl heyecanlı olduğunu şu cümlelerle aktarıyor: “Erken çıkmıştık lokantadan. İstiklal Caddesi kalabalıktı gene. Havasız ve pisti her zamanki gibi. Oğuz heyecanlı idi. Sanki önemli bir olay onu bekliyordu. Erken yatmak, bir an önce hastaneye gidip, yerine uzanmak istiyordu. Ama bu gidiş hastaneye, ölüme falan değil de, hiç çıkmadığı bir Avrupa yolculuğu, ya da sevdiği bir kadınla buluşacağı sabahı bekleyiş gibiydi….Tünel’e doğru yürüyecekti. Otuz yıldır yaşadığı bu caddede son yürüyüşü olacaktı bu, yorgundu. Ağabeyimin evinde uyuyacaktı, yanında pek tanımadığı bir üniversiteli genç kalacaktı. Bu çocuk onu sabah Ada vapuruna bindirecekti. Ve Oğuz dört gün sonra akciğer kanserinden boğularak ölecekti. Kırk altı yaşında ve kırk altı kilo olarak.”

14 Eylül Sabahı Hayalet Oğuz refakatçısı olan üniversite öğrencisi ile birlikte muhtemelen Sirkeci Vapur İskelesine geldi ve büyük olasılıkla Şehir Hatlarının bahçe sınıfı vapurlarından birine (Paşabahçe ya da Fenerbahçe) binerek Heybeliada’ya doğru yalnız başına yola çıktı. Bahçe sınıfı vapurlar, özellikle yaz aylarının bittiği dönemde adalardan eşya taşındığından tercih edilirdi. Çünkü bu vapurlar diğerlerine göre çok daha büyük ve hızlı idi. Hayalet Oğuz hiçbir zaman bavul taşımadığı için, her zamanki küçük çantası omuzunda vapurdan indiğinde herhalde çok yorgundu ve nefes almakta zorlanıyordu. Yanında büyük olasılıkla sadece pijama ve terlik vardı. Günlerden Salı olduğu ve okullar açıldığı için büyük olasılıkla ada sakin günlerinden birisini yaşıyordu. Hayalet, Sanatoryuma çıkan dik yokuşu çıkmayı göze alamadığından bir faytona binmeyi tercih etmiş olmalıdır. Sanatoryumda refakatçisiz, bakıcısız geçen son dört gününde sık sık sanatoryumun tam karşısına denk gelen Büyükada, Dil burnu mevkiini seyrettiğini düşünebiliriz. Tabii son günlerinde yataktan çıkacak taakati kaldıysa. Hayalet tıpkı bir kelebek gibi çok kısa süren yaşam öyküsünü sessiz ve yalnız bir bir biçimde, lakabına yakışacak şekilde noktalandırdı. Hiçbir şeyden şikayet etmedi, hiç kimseye yük olmadı ve Neyzen Tevfik’giller familyasının son üyesi olarak aramızdan sessizce ayrıldı. 46 yaşında ve 46 kilo ve tarih 17 Eylül 1975 Cuma idi.

Ertesi gün kalkan cenazesi ise Özlü’nün deyimiyle “eğlentili” geçmişti. Şişli Camii imamı annesinin adını sorunca birden bire hiç kimsenin onun ailesi ya da nereden geldiği hakkında bir fikir sahibi olmadığı anlaşıldı. Ailesi yoktu. Cenaze işlemlerini Sinematek derneği yaptırmıştı. Dostlarından biri anne adı olarak “Havva’dır” diye bağırınca sorun çözüldü..!

Tutunamamayı değil Tutunmamayı bir yaşam biçimi haline getiren bu sıradışı karakter öldükten sonra, Tezer Özlü ağabeyi Demir Özlü’nün evinde onun eşyalarını ve eşyalarının arasında bir notunu bulur. Bu not onun bütün hayatının özeti gibidir: “Daktilo otelde, gömlek temizleyiciden alınacak… Ayaspaşa’dan Levent’e… Levent’ten Ayaspaşa’ya”

_____________________________

From: HABERTÜRK
Subject: Bayram Kutlaması
Date: October 29, 2012 9:48:56 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Sayın ADALAR POSTASI,

89. yılında Cumhuriyeti bizlere armağan eden Mustafa Kemal Atatürk’ü saygıyla anıyoruz. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun.

Saygılarımızla,

haberturk.com ekibi

_____________________________

From: ARKA GÜVERTE SEYİR DEFTERİ
Subject: Arka Güverte – 4 Kasim 2012 Pazar günü saat 15:00’te Gencay Cafe’de bulusuyoruz
Date: October 31, 2012 1:27:31 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Arka Güverte – 4 Kasım 2012 Pazar günü saat 15:00’te Gencay Cafe’de buluşuyoruz…

Sevgili Dostlar,
Birçoğunuzun bildiği gibi, 2012 baharından beri, Heybeliada’da yaşayan ve Ada’yı derinden seven insanların oluşturduğu Arka Güverte adında yeni bir sivil girişim olarak, Adamız’da güzel şeyler yapmaya çabalıyoruz.

Belki Tarih ve Kültür gezilerimize, belki uzun soluklu Sözlü Tarih çalışmamızın ilk aşamalarına veya Ada’daki diğer resmî ve sivil oluşumlarla birlikte düzenlediğimiz çevre ve müzik festivaline, sinema günlerine… katılma fırsatı buldunuz. Belki de girişimden ilk kez bu mesajla haberiniz oluyor.

Kimiz? Amacımız ne? Hangi ilkelere bağlıyız? Nasıl çalışıyoruz?… Bu ve benzeri sorulara samimiyetle cevap verebilmek arzusuyla, küçük bir broşür hazırladık. Ekte paylaşıyoruz.

Etkinliklerimiz hakkında daha ayrıntılı bilgi sahibi olmak isterseniz arkaguverte.org sitesini ziyaret edebilirsiniz.
Sizi, gerek Arka Güverte’nin kendi rotasındaki çalışmalardan, gerekse Heybeli başta olmak üzere tüm Adalar’daki kardeş gemilerin etkinliklerinden daha düzenli ve kapsamlı olarak haberdar edebilmek için iletişim listemizi güncelledik. Ada’daki çalışmalarımızla ilgileneceğini düşündüğümüz dostları ekledik listeye. Yine de, eğer Arka Güverte’nin etkinliklerinden elektronik posta ya da sms aracılığıyla haberdar olmayı arzu etmiyorsanız, bu mesaja kısa bir cevap yazarak bize bildirmeniz yeterli.

4 Kasım 2012 Pazar günü, geçtiğimiz dönem çalışmalarımızı birlikte değerlendirmek ve yaklaşan kış aylarında Adamız’da yapabileceklerimiz hakkında hep beraber fikir üretmek için 2 Aylık Olağan Toplantımızda buluşuyoruz. Eleştirilerini, tavsiyelerini, niyetlerini, fikirlerini… paylaşmak ya da sadece bizlerle tanışmak isteyen herkesi, saat 15:00’te Gencay Cafe’ye bekliyoruz.
Görüşmek ümidiyle…
Saygılar, sevgiler…

* * *

* * *

FaceBook, 6.11.2012

Arka Güverte

https://www.facebook.com/groups/arkaguverte/

Arka Güverte, Heybeliada Gencay Cafe’de idi.

_____________________________

From: MEHMET BAHADIR ER
Subject: Mehmet Bahadır Er(@mehmetbahadirer) Twitter’da senden bahsetti!
Date: October 31, 2012 6:45:50 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Mehmet Bahadır Er
@mehmetbahadirer
@ADALARPOSTASI Adalar Belediyesi’nin söküp yenilemediği çocuk parkları için imza toplayalım. Adalı çocukların oyun parkına ihtiyacı var.

* * *

Son Liman Gazetesi, 15.11.2012

Murat Başbay

:)

_____________________________

YurtHaber, 1.11.2012

http://yurthaber.mynet.com/detay/yalova-haberleri/yalova-adalar-seferleri-gecici-olarak-durduruldu/507438#

Yalova-Adalar seferleri geçici olarak durduruldu

Dentur-Avrasya tarafından Mayıs’ta başlayan ve Ramazan ayıyla birlikte günde tek sefere düşürülen Adalar-Yalova seferleri geçici olarak durduruldu.

Hizmete giren Yalova-Adalar gemi seferleri mayıs ayından temmuza kadar günde 2 sefer olarak gerçekleştirildi. Yalovalıların yanı sıra çevre ilçelerden gelen vatandaşların da ilgi gösterdiği seferler ramazan ayı ile birlikte tek sefere düşürüldü. Ardından hafta sonu tek sefer olarak yapılmaya devam eden seferler rantabl olmadığı gerekçesi ile geçici olarak durduruldu. Şirket sonbaharın gelişi ile birlikte Adalar’a talebin azalmasının seferlerin durdurulmasında etkili olduğunu duyurdu.

Yalova Belediye Başkan Yardımcısı Ahmet Özsümer, Dentur Avrasya yetkilileri ile bugün yapılacak olan görüşmeler neticesinde Yalova-Kabataş-Bostancı seferlerine başlanabileceğini söyledi. Dentur-Avrasya yetkililerinin bugün Yalova Belediyesi’ne gelerek konuyla ilgili görüşme yapacağını dadile getiren Özsümer, “Adalar seferlerine talebin azalması ve masrafları karşılayamayacak duruma gelmesi üzerine seferler geçici olarak durduruldu. Ancak yetkililerle görüşerek Yalova-Kabataş-Bostancı hattında sefer yapma kararını büyük oranda aldık. Bugün yapılacak görüşmeden net bir sonuç çıkacak” diye konuştu.

* * *

Yalova77, 6.11.2012

http://www.yalova77.com/haber/9023/ADALARA-PAZAR-GUNLERI-TEK-SEFER.html

ADALAR’A PAZAR GÜNLERİ TEK SEFER

Dentur-Avrasya tarafından geçici bir süreliğine durdurulan Adalar-Yalova seferlerinin yeniden başlatıldığı bildirildi. Yalova’dan Adalar’a Pazar günleri tek sefer düzenlenecek.

Yalova-Adalar arasında kesilen deniz ulaşımı yeniden başladı. Bir süre önce talep olmamasını gerekçe gösteren Dentur-Avrasya gemi seferlerini geçici olarak durdurmuştu. Ancak yeniden karar değişikliğine giden şirket, yeni bir açıklama ile seferleri sürdürmeye karar verdiğini duyurdu. Buna göre Yalova-Adalar arasında pazar günleri saat 11:30’da gidiş 18:30’da ise Adalar’dan Yalova’ya dönüş olarak tek sefer gerçekleştirilecek.

_____________________________

Milliyet- Magazin, 5.11.2012
Damla Yur

http://magazin.milliyet.com.tr/tarihi-kosk-edebiyat-evi-oldu/magazin/magazindetay/05.11.2012/1621885/default.htm

Tarihi köşk Edebiyat Evi oldu

Büyükada’da mülkiyeti Maliye’ye ait tarihi köşk “Edebiyat Evi” oluyor. Köşkte dünyanın dört bir tarafından Türkiye’ye gelen yazar, şair ve edebiyat insanı ile çevirmenler ağırlanacak

Büyükada’nın en güzel tarihi yapılarından biri olan “2. Grup Tarihi Eser” statüsündeki ev, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü ile Adalar Belediyesi arasında imzalanan işbirliği protokolü uyarınca restore ediliyor. Restorasyonun tamamlanmasının ardından köşk Edebiyat Evi (Yazarlar ve Çevirmenler Evi) olarak faaliyete geçecek. Büyükada’nın Maden Mahallesi’nde bulunan köşkün restorasyon giderleri Adalar Belediyesi tarafından karşılanacak. Ayrıca İl Özel İdaresi fonlarından da destek verilecek.

Edebiyat etkinlikleri

İstanbul Valiliği tarafından onaylanan fon başvurusu doğrultusunda yapının restorasyonuna Mimar Sinan Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi uzmanları da destek verecek. Restorasyon çalışmaları için titiz bir plan hazırlanırken, elektrik ve sıhhi tesisat işlemleri için de uzman bir ekipten hizmet alınacak. Projenin kısa bir sürede tamamlanarak köşkün Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü’ne teslim edilmesi amaçlanıyor. Adalar Belediyesi, adadaki birçok tarihi köşk ve yapıyı benzer amaçlarla değerlendirerek kültür hayatının hizmetine sunmayı planlıyor.

Köşkte dünyanın dört bir tarafından gelen edebiyatçı, şair ve yazarlar Türk aydınlarıyla buluşma imkânı bulacak. Türk edebiyatının küresel düzeyde tanıtımı, küresel edebiyatın da Türk kültürel üretimiyle kaynaşması projenin temel hedeflerinden. Söyleşiler, münazaralar, şiir okuma matinelerinin de düzenleceği etkinlikler kapsamında, genç edebiyatçı adaylarının uluslararası edebiyat çevreleriyle tanışmaları da sağlanmış olacak. Köşkün bahçesine kafe de açılacak.

_____________________________

Aksiyon, 5.11.2012

Mine Çaha

http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-34012-mahrumiyet-adalari.html

Mahrumiyet ‘Adalar’ı

Bizans döneminde imparatorluğu tehdit eden prenslerin sürülüp tecrit edildiği, hapishaneleri ve manastırlarıyla meşhur Adalar, sanki aynı kaderi bugün de yaşıyor. Adalılar sağlık, eğitim ve çevreye kadar birçok sorunla karşı karşıya…

Şehrin gürültüsünden, kalabalığından kaçmak isteyenlerin hafta sonunu huzurla geçirebileceği yerlerin başında Marmara’nın motorlu araç girmemiş adaları gelir. Burada kâh faytonla 18. yüzyıl yolculuğuna çıkar, ahşap evler arasında eskileri tahayyül edersiniz kâh bisikletle ormanda gezintiye çıkar, eş dostla güler eğlenirsiniz. Baharda giderseniz erguvanlar, leylaklar, narçiçekleri size ‘cennet bahçesinden’ manzaralar sunar. Öğle vakti karnınız acıkınca da denize nazır bir yerde balık yer, keyfinize cila atarsınız.

Adalarda turist olmak güzeldir, hâsılı kelam! Peki ya yerlisi olmak? Ada sakinleriyle konuşup biraz dertleştik ve gördük ki Bizans dönemi tecrit ve sürgün yeri olarak kullanılan adalar bugün de İstanbul’un ötelenmiş çocuklarını andırıyor. Ada yerlilerinin sağlık, eğitim ve tek ulaşım aracı faytonlarla ilgili ciddi sıkıntıları var. Bunun yanında demografik yapının giderek değişmesi bazı uyum problemlerini getirmiş. Anadolu’dan aldığı göçle nüfusun artması sonucu yerliler, adalara verilen önemin azalmasından, artan çevre kirliliğinden şikâyetçi.

Kurumsal anlamdaki boşlukların başını sağlık çekiyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) Adalar ilçesini oluşturan Büyükada, Heybeliada, Burgazada ve Kınalıada’da yazık ki bir tane donanımlı acil servis bulunmuyor. 14 bin nüfusu bulunan dört adaya bu ihtiyacı karşılaması için yalnızca bir deniz ambulansı tahsis edilmiş. 65 yıldır adada yaşayan esnaf Hasan Özgür durumun vahametine işaret ediyor. Bir kalp krizinde hastayı hemen ‘karşı tarafa’, Bostancı yahut Maltepe’ye gönderdiklerini anlatıyor. “Adamın krizi gelmiş, bekler mi?” diye soruyor. İki kişiden fazla acil vaka olsa, birinin beklemek zorunda kalınacağını hatırlatan Özgür “Çünkü deniz ambulansında iki kişilik teçhizat var.” diyor. Kırtasiye dükkânı işleten Affan Dinçay da aynı soruna örnek veriyor: “Kırk yaşlarında bir arkadaşımız kalp krizinden öldü nitekim. O sırada deniz ambulansı yoktu. Başka bir hasta taşıyormuş karşıya, geç geldi. Birkaç dakikada oldu her şey, müdahale edecek kimse yoktu.”

Esnafın sözünü ettiği eksikliği yerinde görmek için Adalar ilçesinin merkezi Büyükada’daki sağlık kuruluşunu ziyaret ediyoruz. Burası hastaneden ziyade sağlık ocağını ya da polikliniği andırıyor. Çocuğunu getiren Halis-Tülay Çınarcı çiftiyle karşılaşıyoruz. Hastanenin araç gereçlerinin yetersizliğinden dert yanıyorlar: “Oğlumuz kusuyordu, karın ağrısı vardı, daha önce de gelip röntgen çektirmiştik. Uzman doktorumuz olmadığı için karşıdaki bir hastaneye gittik. Baktık ki çekilen röntgenlerden doktorlar bir şey anlamıyor. Röntgen cihazları bozukmuş.” Adalar Belediye Başkanı Mustafa Farsakoğlu, sağlık konusundaki sıkıntıları doğruluyor. 2006’ya kadar Heybeliada’da hizmet veren 660 yataklı araştırma-eğitim hastanesi kapatılmış. Burgazada ve Kınalıada’daki sağlık ocakları da aile hekimliği uygulamasından sonra kaldırılıyor. Neticede dört adanın donanımlı bir hastanesi yok.

Ada halkının sorun yaşadığı bir diğer alan; eğitim. Velilerin çoğu çocuklarını ilköğretimi tamamlamadan İstanbul’un kıyı şeridindeki okullara gönderiyor. Büyükada’da hâlihazırda iki ilköğretim okulu var. Heybeliada’daki subay yetiştiren Deniz Lisesi ve Büyükada’da yeni açılan İmam Hatip Lisesi’ni saymazsak 14 bin nüfuslu Adalar’da lise ve meslek yüksekokulu düzeyinde eğitim kurumu yok. Diğer adalarda da ilköğretim kademesinde okullar mevcut; fakat veliler bilgisayar, projektör, çöp kovası, masa örtüsü gibi araç gereçleri ve sınıf temizliği maliyetlerini kendilerinin karşıladığını belirtiyor. Çocuğu ilköğretim birinci sınıfta okuyan Aynur Çiftçi hayli dertli: “Sene başından beri okula 350 lira katkı payı verdim. Her veliden toplanıyor bu paralar. Onun dışında bir de araç gereçler için harcama yapıyoruz. Üstüne sınıfların temizlik masraflarını yine biz karşılıyoruz. Okula hiçbir şekilde yardım gelmiyor.” Genel anlamda eğitim kalitesinden de memnun değiller. Örneğin Nazmiye Köse dördüncü sınıftan itibaren kızını okuldan almış ve Bağdat Caddesi’ndeki bir okula göndermiş. Kızı şimdi liseye gidiyormuş. Köse, “Kızım eve gelince derslerin boş geçtiğini söylüyordu. Okulda hiçbir şey öğrenmiyordu. Ben de aldım. İlköğretimde okuyan bir kızım daha var, onu da dördüncü sınıftan itibaren almayı düşünüyorum.” diyor. Büyükada İlköğretim Okulu Müdürü Muzaffer Kaygusuz’a velilerin dile getirdiği sorunları aktarıyoruz. Ama müdür beye göre okulun hiçbir eksiği yok, her şey dört dörtlük…

Prens Adaları’nın durumu araştırmacıların da dikkatini çekmiş olacak ki, geçen ay adalıların sorunlarını ve toplumsal yapısını da içeren bir rapor açıklandı. ‘Adalar İlçesinde Toplumsal Yapı ve Göç’ isimli rapor Maltepe Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Belma Akşit ve eşi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Bahattin Akşit imzasını taşıyor. 200 ada sakiniyle görüşülerek hazırlanan rapora göre adalılar eğitim konusundaki şikâyetlerinde pek haksız sayılmaz. Genel eğitim düzeyinin düşük olduğu göze çarpıyor: Yüzde 35’i ilkokul ve ortaöğretim, yüzde 30’u lise ve meslek okullarından mezun. Yüzde 5,4’ü hiç okula gitmemiş. Üniversite düzeyinde eğitim alanların oranı yüzde 28.

Dikkati çeken diğer bir nokta Anadolu’dan aldığı göç sonrası demografik yapının değişmesiyle sosyal ve kültürel anlamda yaşanan uyum problemleri. Örneğin ada sakinlerinden biri göçle gelenler üzerine şunları söylüyor: “Buraya Anadolu’dan gelen arkadaşlar, kendi kültürlerini de getirdikleri gibi adapte olmakta zorluk çekti. Onun için ada yavaş yavaş bozulmaya başladı. Ben de Anadolu çocuğu sayılırım, köy gibi yerde büyüdüm. İnsanların kendi kültürlerine sahip çıkmaları çok doğal ve güzel, onu yadsımıyorum, eleştirmiyorum; ama yaşanan yerde insanlarla uyum sağlanması çok önemli. O uyumu maalesef gösteremediler.”

Raporda isim belirtilmediği için düşüncelerini daha rahat ifade eden adalılara “Sonradan yerleşenlerle uyum problemi var mı?” diye sorduğunuzda hemen ifade etmekte zorlansalar da kültürel farklılıkların sorunları artırdığını ifade ediyorlar. Göçle gelenlerin bir kısmının çevre bilinci ve duyarlılığına sahip olmadıklarını vurguluyorlar. Söz konusu rapora yansıyan bir başka şikâyet şöyle: “Adalı dediğin zaman adanın ne olduğunu bilmeniz lazım. Ada demek çevre demek, yeşil demek, deniz demek. Eğer bunlara karşı bir sevginiz varsa, sokak köpeklerini, kedilerini seviyorsanız o zaman insanı da seviyorsunuz. Adada olabilmek, yeri kirletmemektir, yasalara uygun hareket etmektir, insanca yaşamaktır. Buranın tarihine, kültürüne sahip çıkmaktır. Ama maalesef bu bahsettiğim kriterlerde insan çok az adada.”

‘Adalı olmak’ herkese göre farklı bir anlam taşısa da üç noktada fikir birliği var; ada halkına ve çok kültürlü yapısına saygı duymak, çevre bilincine sahip olmak ve uzun süredir adalarda yaşıyor olmak. Rapora göre, ‘doğma-büyüme adalıyım’ diyenlerin oranı sadece yüzde 15. 1940-1980 arası göç edenlerin oranı yüzde 36. Aslında bu yıllar Türkiye genelinde kırdan kente göçün başladığı dönem. Dolayısıyla İstanbul’un da en çok göç aldığı yıllara karşılık geliyor. Adaların en çok göç aldığı dönem, 1980’lerden sonrasına tekabül ediyor. Bu kesim, tarım işçiliğinin ve hayvancılığın giderek kısırlaşması, işsizlik sorunu ile kırsal alanda artan nüfusla geçinemez duruma gelip göç etmek durumunda kalanlar. Zaten yüzde 34’lük dilim, nitelik gerektirmeyen mesleklerde, inşaat ve restorasyon çalışmalarında, bahçe işlerinde ve ev içi hizmetlerde çalışıyor veya faytonculuk yapıyor.

Adalar nüfusunun yarıdan fazlası bugün Türkiye’nin hemen her bölgesinden göçle gelen insanlardan oluşuyor. Yüzde 47’si kendini İstanbul doğumlu olarak belirtiyor. Sonradan gelenler Van, Erzincan, Trabzon, İzmir, Malatya, Sivas, Rize, Erzurum gibi geniş bir yelpazeden oluşuyor. Göçmenler genel anlamda kendini adalı hissediyor; çünkü yaklaşık yüzde 50’lik dilim kendini ‘Adalıyım’ şeklinde tanımlıyor. Yerliler çok fazla dile getirmek istemeseler de adalı saymadıkları insanlar için ötekileştirici ifadeler kullanıyor ve eğitimsizliklerine vurgu yapıyor. Örneğin faytoncular, onlara göre adaya sonradan göç eden kesim. Esnafla görüştüğünüzde ilk sözleri “Faytonculardan çok çekiyoruz.” oluyor. Onlardan bahsederken, ‘ada kültürünü bilmeyen, hayvan haklarını hiçe sayan topluluk’ yorumunu yapıyorlar. Atlara iyi muamelede bulunmadıklarını iddia ediyorlar. At dışkısından kaynaklanan kötü koku ve çevre kirliliği de ortak şikâyetlerden. Adalılara göre, atlar düzenli veteriner kontrolünden geçmiyor ve şap denilen bulaşıcı hastalığa yakalanıyor. Yaklaşık bin at var ve yılda iki yüzü bu hastalıktan ölüyor.

Esnaf Hasan Özgür, faytoncuların müşteriye karşı tutumunu eleştiriyor ve atlarda hijyen sorunu olduğunu söylüyor: “Belediye denetimle ilgilenmiyor. Arabacılar buranın yerlilerini almıyor, turistleri alıyor. Aldıkları zaman da ağızları bozuk, küfürlü konuşuyorlar. Benim kızım karşıda oturuyor, hafta sonu bize geldi. Birkaç faytoncu yerli diye almamış, birine binmiş 25 lira isteyince kızım fazla bulmuş, faytoncu buna karşılık kötü konuşmuş.” Faytoncularsa eleştirileri kabul etmiyor. Ücretlerin belediye tarafından belirlendiğini ve sabit olduğunu söylüyorlar. Hayvanların hastalıklı olup olmadığını soruyoruz. 6 ayda bir kontrolden geçirdiklerini, aşılarının yapıldığını, hiçbir hastalık olmadığını belirtiyorlar.

Adalardaki faytonlardan sorumlu, Arabacılar ve Motorsuz Kara Taşıt Vasıtaları Esnaf Odası Başkanı Hüseyin Çülban, disiplin yönergesine, denetim yapacak ve cezai yaptırım uygulayacak mercilere ihtiyaçları olduğunu doğruluyor. Çülban, “Binin üzerinde at var. Bu konuda donanımlı, kalıcı veterinerliklerimiz olsa daha sağlıklı olurdu. Adalar Belediyesi’nin veterineri var ancak bu talebimiz yerine getirilirse çok daha sağlıklı hizmet verme imkânımız olur. Bunu Büyükşehir Belediyesi’nden talep ettik.” açıklamasını yapıyor. Esnaf Odası, İstanbul Ulaşım Koordinasyon Müdürlüğü’ne (UKM) kılık kıyafet ve disiplin konusunda cezai yaptırım uygulama ehliyeti olan yönergeyi taslak hâlinde sunmuş ancak taslağın aylardır UKM’den geçmesi bekleniyor. Sonraki aşama ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin desteği. Atlara kötü muamele yapıldığı iddiasını da kabul etmeyen Çülban şunları söylüyor: “Büyükada’da 140 ahırımız var. Büyükşehir Belediyesi ahır ihtiyacımızın bir kısmını karşıladı; fakat 85 ahır daha gerekiyor. Bizim faytonları kaldırıp Adalar’ın kültürünü yok etmek yerine kılık kıyafet ve genel anlamda disiplini sağlayıcı yönetmeliğe ihtiyacımız var.”

Adalar Belediye Başkanı Farsakoğlu, fayton denetimi ile ilgili yetkinin UKM’de olduğunu fakat çevre temizliği konusu üzerinde durduklarını kaydediyor. Ancak bu noktada şöyle bir açık ortaya çıkıyor. Temizlik için bütçe ve kadro tahsisi, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TUİK) nüfus kayıtlarındaki verilerine göre yapılıyor. TUİK’teki nüfus 31 Aralık 2011 itibarıyla 13 bin 883 olarak kayıtlı. Bütün bir yıl bu rakama göre kadro veriliyor. Yazın Adalar’ın nüfusu 75-80 bine kadar çıkabiliyor. Hafta sonu da eklenirse rakam 100 bini buluyor. Mevsimlere göre değişen nüfus dolayısıyla yerel hizmetler yetersiz kalıyor.

Yerel hizmetlerin çoğunda sıkıntı yaşayan Prens Adaları halkı bugün bir nevi tecrit hayatı yaşıyor. İstanbul’un bir ilçesi konumunda olmasına rağmen sağlık, eğitim ve faytonlar konusunda Büyükşehir Belediyesi’yle irtibatsızlık var. Sosyal hayatta yaşanan problemlerin üzerine kültürel sıkıntılar da eklenmiş. Dolayısıyla Adalar halkı turist akınına uğrayan ve zengin tarihî dokusuyla dikkat çeken bölgeye daha fazla özen gösterilmesini talep ediyor.

_____________________________

FaceBook, , 6.11.2012
Reha Sayın

https://www.facebook.com/media/set/?set=a.521285294568045.134244.100000597384601&type=1

ADALAR BELEDİYESİ’NİN BURGAZADASI’NDAKİ YENİ ÇÖP İSTASYONU…

HAYIRLARA VESİLE OLSUN! YORUM YAPMADAN YAYINLIYORUM. MEVKİ; KUMBAROS’UN ÜSTÜ. ÇÖPLER DENİZE…

Gemilerden Kaynaklanan Kirliliğin Önlenmesine Ait Uluslararası Anlaşma MARPOL uyarınca; Ege Denizi, Marmara Denizi ve Karadeniz dâhil olmak üzere bütün Akdeniz özel bölgedir.

_____________________________

From: UĞRAŞ SALMAN
Subject: yeni bir siyaset mümkün
Date: November 7, 2012 1:01:13 PM GMT+02:00
To: emine.cigdem.tugay@gmail.com

YENİ BİR SİYASET İÇİN ADALAR’DA BULUŞUYORUZ…

Günümüz iktidarı, gittikçe artan bir otoriterleşme ve muhafazakarlaşma eğilimiyle toplumu kuşatırken, karşısında yine eski dünyanın zihniyetiyle hareket eden bir muhalefet bulunuyor. Böyle bir Türkiye’de yeni bir siyasete; özgürlükçü, eşitlikçi, ekolojist, katılımcı, toplumsal ve onarıcı adaletten yana bir mücadele anlayışına olan ihtiyaç her geçen gün artıyor.

Bizler gerçek özgürlüğün, gerçek eşitliğin, gerçek adaletin, gerçek demokrasinin ve doğayla uyumlu bir yaşamın mümkün olduğuna inanıyoruz.

Bizler gücümüzü, yalnızca yaşadığımız toprakların tarihinde değil, insanlık tarihinde de benzer umutları yeşertmek için türlü fedakarlıklara katlanmış insanların yarattıkları gelenekler, fikirler ve değerlerden alıyoruz.

Bizler bütün dünyada adaletsizliğin derinleştiği, şiddetin yükseldiği, demokrasinin tahrip edildiği bir zamanda, iklim değişir, doğa tahrip edilir, ekolojik yıkım insan uygarlığını ve hatta üzerinde yaşadığımız gezegenin varlığını tehdit ederken, bu seçeneğin demokratik, özgürlükçü ve ekolojist bir seçenek olması gerektiğini düşünüyor ve herkesin eşit, herkesin farklı olduğu, çoğulcu “YEŞİL VE SOL” bir siyasi partiye ihtiyaç duyuyoruz. Böyle bir siyasi seçeneğin yaratılmasının hayati öneme sahip olduğunu düşünüyoruz.

Yeni bir siyaset için bir araya geldik. 11 Kasım’ da Adalar’da buluşuyoruz.
Ada usulü hem biraz sohbet etmek ve hem de karşılıklı düşüncelerimizi paylaşmak için sizleri de aramızda görmek ve hal’leşmekten mutluluk duyarız..

YER: Büyükada Prinkipo Restaurant-Fıstık Ahmet’in Yeri
TARİH: 11 Kasım 2012 Pazar
Saat: 15:00’dan itibaren istenildiği kadar süreli,

Toplantı irtibat için:
Sennur Baybuğa-Tel: 05323375420
sennurbaybuga@hotmail.com

Destek sitesi:
www.yenisiyaset.biz

Bilgilendirme
www.edpyesiller.org

Facebook:
https://www.facebook.com/edpyesiller.bulusmasi?ref=tn_tnmn

İletişim
edpyesiller@gmail.com

* * *

_____________________________

From: TARIK KONAL
Subject: “BAŞŞAĞLIĞI DİLERİM.”
Date: November 9, 2012 9:17:32 PM GMT+02:00

BAŞŞAĞLIĞI DİLERİM

10 Kasım 2012

Saygın Arkadaşlarım,
Ulusumuzun Kurtarıcısı, Devletimizin Kurucusu, Bilge Önderimiz
Kemal ATATÜRK ‘ü, bedensel varlığının aramızdan ayrılışının
74. yılında sonsuz bir saygı, sevgi, özlemle anıyorum.
Başta siz dostluklarından onur duyduğum, aydınlıktan, bilimden, sanattan,
uygarlıktan yana olan, onun yolundan yürümeyi ilke edinmiş
saygın arkadaşlarıma, ulusumuza, tüm insanlığa “başsağlığı” dilerim.

Tarık KONAL

_____________________________

From: ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ
Subject: ATA’MIZI SAYGIYLA ANIYORUZ
Date: November 9, 2012 9:41:47 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

ATA’MIZI SAYGIYLA ANIYORUZ
ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ YÖNETİM KURULU

_____________________________

İSTANBUL ADALARI

KÜLTÜR ve TABİAT VARLIKLARINI KORUMA DERNEĞİ’nden

haberler…

From: Engin DAMCI
Subject: Yanlış Görülenler…
Date: November 11, 2012 4:08:47 PM GMT+02:00
Cc: adalar.postasi@gmail.com

Adalar İlçesi’ndeki seyyar satıcılara dair…

İSTANBUL ADALARI
KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI
KORUMA DERNEĞİ

Sayı: 133
Konu: Adalar İlçesi’nde seyyar satıcılar

Büyükada, 16 Ekim 2012

ADALAR BELEDİYE BAŞKANLIĞI’na,

Adalar İlçesi’nde ve özellikle Büyükada’da son birkaç yıl içinde seyyar satıcı sayısı artmış, seyyar satıcı tezgahları Büyükada’da Atatürk Meydanı, Luna Park Meydanı ve bazı sokakları kaplamıştır. Dükkan kirası ödeyen esnafa karşı haksız bir rekabet oluşturması bir yana ekteki fotoğraflardan da görülebileceği gibi meydan ve sokaklarımızı istila eden ve Adalar’ın güzellik ve huzurunu bozan bu seyyar satıcı işgal ve çirkinliğine belediyemizin niçin göz yumduğu anlaşılmamaktadır. Bu durumun açıklığa kavuşturulması için aşağıdaki soruların yanıtlarını derneğimize iletmenizi diliyoruz.
1. Seyyar satıcılar hangi belediye kararı ve iznine ne şekilde bağlı olarak sokak ve meydanları işgal etmektedir? Bu karar, izin, kural ve koşulların tam metni hangisidir?
2. Belediye bu uygulamayla şimdiye kadar son üç yıl içinde ne kadar gelir elde etmiş, seyyar satıcılara sağladığı işgal ve tezgah tahsisiyle ne kadar masraf etmiştir?
3. Luna Park Meydanı’nındaki seyyar satıcı tezgahları Orman İşletme’si denetimindeki arazi üzerinde olmasına rağmen belediye bu seyyar satıcılardan hangi tarihler arasında ne kadar gelir temin etmiştir? Şu anda bu meydandaki seyyar satıcı tezgahlarıyla ilgili uygulama nedir?
4. Belediye yönetimi ve meclisinin Adalar İlçesi’ndeki seyyar satıcılık konusunda ileriye dönük aldığı karar ve plan hangisidir?
Bu soruların yanıtlarını derneğimize eksiksiz olarak iletmenizi istiyoruz.
Arif Çağlar yerine
Engin Damcı
(Başkan Yad.)

Adres: İSTANBUL ADALARI KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA DERNEĞİ
e-posta: adalarkoruma@adalarkoruma.org elektronik ağ : www.adalarkoruma.org
Güzeller Sokağı No. 30 Büyükada – İstanbul

* * *

Adalar İlçesi’nde kamu görevine tahsis edilmiş motorlu araçların kullanımına dair…

İSTANBUL ADALARI
KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI
KORUMA DERNEĞİ

Sayı: 127
Konu: Adalar İlçesi’nde kamu görevine tahsis edilmiş motorlu araçların kullanımı

Büyükada, 7 Ekim 2012

T.C. İSTANBUL İLİ ADALAR İLÇESİ KAYMAKAMLIĞI’na,

İstanbul ili Adalar ilçesi doğal, tarihi ve kültürel değerleri nedeniyle 1984 yılında Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu tarafından doğal, tarihi ve kentsel SİT alanı ilan edilmiş ve 16.6.1999 tarih ve 11012 sayılı İstanbul III Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Kararı’yla da Adalar’daki bütün yolların yaya yolu olduğu karara bağlanarak zorunlu bazı kamu hizmetleri gören ambulans, itfaiye, güvenlik, zabıta, orman işletmesi, temizlik hizmetleri için kullanılanılanlar dışında motorlu taşıt trafiği yasaklanmıştır.

Sadece kamu kuruluşu görevi için hizmet görmesi gereken bu araçların yasaya aykırı şekilde özel amaçlı olarak kullanıldığı izlenimi veren birçok olgu Adalılar arasında eleştiri ve infiale ve hatta kimi zaman bu davranışı gösteren kamu görevlileriyle tartışmaya neden olmaktadır. “halka hizmet” gibi belirsiz ve son derece istismara açık bahanelerle tanıdık, eş ve dost kişilerin nakledildiği, çarşı ve pazar alış-verişlerinin kamu hizmetine ayrılmış araçlarla yapıldığı, devriye geziliyormuş süsü verilerek iskele civarından ve iskele civarına yolcu nakledildiği görülmekte ve ayrıca yukarda sözü edildiği şekilde motorlu araç trafiğinin son derece sınırlanmış olması gereken Ada yollarında yüksek hızda araç kullanıldığına, gereksiz yere korna çalarak (özel amaçlı olarak nakledilmek istenenleri evlerden çağırmak için de dahil olmak üzere) gereksiz rahatsızlık verildiğine, indirip bindirmelerde, beklemelerde aracın motorunu durdurmayarak gereksiz egzoz gazı ve motor gürültüsü çıkartıldığına ve üstelik bununla da sorumsuzca enerji israfına neden olunduğuna tanık olunmaktadır.

Yasa ve kuralların uygulanması ancak denetimle mümkün olabileceği için
1. kamu hizmetleri için kullanımına izin verilen motorlu araçların denetiminin hangi yönetmelik ve kurallara bağlı olarak ne şekilde yapılmakta olduğunun ve
2. 16.6.1999 tarihinden bugüne kadar Adalar’da kamu araçlarının usulsüz kullanımının resmi tespitinin yapılıp yapılmamış olduğunun, yapılmışsa bu tespitlerin kopyasının
derneğimize yazılı olarak bildirilmesini diliyoruz.

Arif Çağlar
(Başkan)

Adres: İSTANBUL ADALARI KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA DERNEĞİ
e-posta: adalarkoruma@adalarkoruma.org elektronik ağ : www.adalarkoruma.org
Güzeller Sokağı No. 30 Büyükada – İstanbul

* * *

Adalar İlçesi’nde motosiklet kullanımına dair…

İSTANBUL ADALARI
KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI
KORUMA DERNEĞİ

Sayı: 128
Konu: Adalar İlçesi’nde motosiklet kullanımı

Büyükada, 7 Ekim 2012

ADALAR BELEDİYESİ’ne,

Ada yollarında giderek artan sayıda elektrikli ve sıvı yakıtlı motosiklet kullanıldığı görülmektedir. Ancak çok özel hastalık ya da bedensel özürlülük hallerinde belediye tarafından verilen ruhsatla sınırlı şekilde kullanılması gereken bu araçların ruhsata neden olan tıbbi raporluların dışında kullanıldığına ve hatta eşya ve yolcu nakli yapıldığına tanık olunmaktadır.
Belediyemiz tarafından verilen ruhsatların
1. hangi sınırlama ve kurallarla geçerli olduğunun,
2. özel kişi ve işletme olarak (ayrı ayrı belirtilerek) hangi gerekçeyle verildiğini belgelerinin kopyalarıyla birlikte ve
3. bu araçların verilen izne uygun kullanımının belediyemiz tarafından ne şekilde denetlendiğini
yazılı olarak derneğimize bildirilmesini diliyoruz.

Arif Çağlar
(Başkan)

Adres:
Adres: İSTANBUL ADALARI KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA DERNEĞİ
e-posta: adalarkoruma@adalarkoruma.org elektronik ağ : www.adalarkoruma.org
Güzeller Sokağı No. 30 Büyükada – İstanbul

* * *

Adalar İlçesi’ndeki başıboş hayvan sorununa dair…

İSTANBUL ADALARI
KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI
KORUMA DERNEĞİ

Sayı: 130
Konu: Adalar İlçesi’nde başıboş hayvan sorunu

Büyükada, 14 Ekim 2012

ADALAR BELEDİYE BAŞKANLIĞI’na,
Daha önce de bildirmiş olmamıza rağmen Ada sokak, cadde ve yeşil alanlarında ve hatta bahçelerinde dolaşmakta ve çevreyi kirletmekte olan inek ve at gibi büyük baş hayvan sorunu bugüne kadar çözülmüş değildir. Bu hayvanlarla sağlık açısından sorumlu kurum belediye olmayabilir ama çevrenin düzeni ve temizliği açısından sorumlu kuruluş belediyedir.
1. Bu sorunun çözülmesiyle ilgili olarak alınmış bir belediye kararı var mıdır?
2. Bu sorunun bugüne kadar çözülmeyişinin nedeni nedir?
3. Bu konunun denetimiyle ilgili sorumlu ve denetim şekli için uyulması gereken yazılı kural ve yöntem hangisidir?
Bu sorulardaki yanıtların derneğimize eksiksiz olarak iletmenizi istiyoruz.

Arif Çağlar
(Başkan)

Adres: İSTANBUL ADALARI KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA DERNEĞİ
e-posta: adalarkoruma@adalarkoruma.org elektronik ağ : www.adalarkoruma.org
Güzeller Sokağı No. 30 Büyükada – İstanbul

_____________________________

Adalar Belediyesi, 12.11.2012

http://www.adalar.bel.tr/icerik.asp?PostID=140

Adalar Belediye Meclisi Kasım Ayı Toplantısı Yapıldı

Adalar Belediye Meclisi’nin 6’ıncı seçim dönemi 4’üncü toplantı yılı, Kasım ayı toplantısı 5 Kasım Pazartesi günü Adalar Belediye Meclis Salonu’nda yapıldı.

Adalar Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu başkanlığında başlayan toplantıya meclis üyeleri Mehmet Aykut Mutlu, Kaya Sönmez ve Müslüm Şahin dışındaki tüm meclis üyeleri katıldı.

Başkanlık teklifinin gündeme ilavesi oybirliğiyle kabul edilmesinin ardından şu gündem maddeleri görüşüldü.

  • Plan ve Proje Müdürlüğü’nün Burgazada Aile Sağlığı Merkezi Protokolü hakkındaki teklifi görüşülerek Hukuk Komisyonu’na havalesine oybirliğiyle karar verildi.
  • Mali Hizmetler Müdürlüğü’nün Performans Programı hakkındaki teklifi görüşülerek Plan ve Bütçe Komisyonu’na havalesine oybirliğiyle karar verildi.
  • Destek Hizmetleri Müdürlüğü’nün Görev ve Çalışma Yönetmeliği hakkındaki teklifi görüşülerek Hukuk Komisyonu’na havalesine oybirliğiyle karar verildi.
  • Yazı İşleri Müdürlüğü’nün Görev ve Çalışma Yönetmeliği Revizyonu hakkındaki teklifi görüşülerek Hukuk Komisyonu’na havalesine oybirliğiyle karar verildi.

_____________________________

Son Liman Gazetesi, 12.11.2012
Murat Başbay

ADALAR’IN MEŞHUR AYDINLARI (!)

Önce referandumda “yetmez ama evet” diye propaganda yaptılar fakat sonradan AKP tarafından kandırıldıklarını anlayınca halktan özür dileme gereğini bile görmediler. Eeee bunlar aydın büyüklerimiz (!) bizim gibi cahil halktan bir de özür mü dileyecekler. Sonra birileri bunlara yeni misyon yüklediler. Bu aydın büyüklerimiz de (!) şimdi barış, doğa, eşitlik, emek vs. gibi sloganların arkasında asıl niyetlerini gizlemekteler. Nasıl olsa biz salağız onlar aydın (!). Aslında o toplantıya kimlerin katıldığını ve kimleri savunduklarını bilirsek mesele daha kolay anlaşılır. Ne diyelim! Böyle memlekete böyle aydın (!) abiler, ablalar…

Aşağıdaki yazı, bu oluşumun Programatik Belge Taslağı’ndan alınmıştır.

PROGRAMATİK METİN – ANA HATLARI
”Kürdistan realitesi ise Ortadoğu’nun bu dönemdeki önemli bir dinamiğini oluşturuyor. Irak Kürdistanı’ndaki özerk yapıdan sonra Suriye Kürdistanı’ndaki gelişmeler de bu dinamiği güçlendiriyor. Kürt sorununun bölgesel ve uluslararası bir sorun haline geldiğinin bütün işaretleri daha da belirgin hale geliyor.

Hükümet, Kürt sorununun çözümünde demokratikleşme yönünde adımlar atmıyor, Kürt halkının anayasal eşitlik, anadilinde eğitim, demokratik yerel yönetimler, yerinden yönetim ve özerklik gibi taleplerini reddediyor.”

_____________________________

Arka Güverte, 13.11.2012
İpek Thevenon

https://www.facebook.com/groups/arkaguverte/

Adalar’da düzenlenen 3. Waldorf Pedagojisi Semineri…

Değerli Anne-Babalar ve Eğitim Sanatı Dostları,

18 Kasım Pazar günü saat 13:30’da, Heybeliada Hüseyin Rahmi Gürpınar Müzesi’nde, Adalar’da düzenlenen 3. Waldorf Pedagojisi Semineri’yle biraraya geleceğiz.

Eğitim Sanatı Dostları Derneği’nin düzenlediği seminerde, Organik mimari ve Waldorf Pedagojisi uzmanı Sn. Reinhard Coppenrath,

• Çocuğun özvarlığından yola çıkan pedagoji,
• Deneyim kazanma oyunları,
• Pratik sezgi,
• Mimari çocukları nasıl etkiliyor?
konularını ele alacak.

Seminere çocuklarınızla katılabilirsiniz. Biz semineri dinlerken, iki Waldorf Eğitmeni arkadaşımız çocuklarımızla oyun grubu oluşturacak.

Bekliyoruz…

Eğitim Sanatı Dostları Derneği

* * *

_____________________________

AdaGazetesi, 16.11.2012

http://www.ada-gazetesi.com/adalar-toplum-sagligi-merkezinden-duyuru.html

Adalar Toplum Sağlığı Merkezi’nden duyuru

Hepatit A aşısı uygulamasına ADALAR İlçesinde ve tüm yurtta Eylül 2012 tarihi itibariyle Aile Hekimliği Birimleri’nde ücretsiz olarak başlanmıştır.

_____________________________

FaceBook, 3.10.2012

Mürsel Polat

https://www.facebook.com/mursel.polat

Büyükada Nizam Muhtarımız Sayın Şerifali Coşkuner’i canı gönülden kutluyorum!

Bilindiği üzere 1/5000 ölçekli Adalar İlçesi Koruma Amaçlı Nazım İmar Planları, Adalar Belediyesi, Anıtlar Kurulu ve İBB işbirliğiyle yapıldı. Adaları korumaktan uzak, betonlaşmaya yönelik bu plan hakkında Adalar Kent Konseyi dava açtı ve dava bilirkişi aşamasında olup devam etmektedir.

Bu arada…

Flaş Flaş…

Büyükada 126 ada 4 parsel hakkında plan tadilatı teklifi gündeme gelmiş ve buranın ticaret alanına çevrilmesi hakkında İBB yetkilileri Muhtarımızı, Adalar Belediyesi, Anıtlar Kurulu vs bazı kurumları toplantıya davet ediyor.

Sayın Muhtarımız, resmi yazıyla buranın 2.ci bir Seferoğlu olmaması için olumsuz görüşünü İBB yetkililerine gönderiyor.

Ekim ayı Meclis toplantısında Bağımsız Meclis üyesi Bülent Mısırlıoğlu bu konuyu gündeme getirip, Belediye’nin bu konudaki tutumu hakkında görüş beyan etmesini talep ediyor, Sayın Belediye Başkanı, “Gerek biz gerekse İBB bu konuya olumlu bakmıyoruz,” demiş…

Bakalım Belediyemizin görüşü bu konuda nasıl olacak göreceğiz. İBB Meclis gündemini takip ediyoruz…

Sayın Muhtarım helal olsun sana…

* * *

FaceBook, 16.11.2012

Mürsel Polat

https://www.facebook.com/mursel.polat

Büyükada Nizam Muhtarımızın 2. Seferoğlu faciasıyla karşılaşılmasını önlemek amacıyla yaptığı çalışmaya ait İBB Komisyon kararında da yer alan ifadeleri…

Muhtarımız başta olmak üzere bu konuda emeği geçen herkesi kutluyorum.

_____________________________

From: AVNİ KURTULDU
Subject: Ellere var da…..
Date: November 16, 2012 10:27:48 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi.1@gmail.com

ELLERE VAR DA BİZE YOK Mİİİ?

01/10/2012 tarihinde Adalar Belediye Başkanlığı, TMMOB Şehir Plancıları Odası, Şehir Planlama Müdürlüğü ve Büyükada Nizam Mahallesi Muhtarı’nın hazır bulunduğu ilginç bir toplantı yapılıyor. Toplantının ev sahibi Büyükada Nizam Mahallesi 126 ada 4 parsel maliki!

Büyükada Nizam Mahallesi 126 ada 4 parsel maliki hemen yanıbaşındaki 127 ada bilmem kaç parseli (SEFEROĞLU) emsal göstererek 1/5000lik Koruma Amaçlı İmar Planları’nda plan değişikliğiyle “Beni de koruma altına alın,” isteminde bulunmuş bu toplantıda haklı olarak.

Yaklaşık 4.500 metrekare büyüklüğünde ikinci derece kültür varlığı niteliğinde olan ve Kentsel SİT Alanı’nda Büyükada ön görünümünde yer alan bu emsalsiz parsel, maliki tarafından konut alanından TÜCCAR alanına pardon Ticaret alanına dönüştürülmek isteniyor.

Adalar’ın turizm kalitesini yükseltmek isteyenler kervanına katılmak istediğini beyan eden Tüccar-Malik; 126-127 el ele vererek Büyükada’nın sosyo-ekonomik gelişmesine katkı KOYACAKLARINI iddia etmektedir.

Tüccar-Malik’in tespitine göre Büyükada’nın mevcut otelleri talebi karşılayamamakta ve istenilen kapsamda otel yapılmasına uygun tek parselin 126-4 olduğudur. 127 de tamamlanınca Büyükada’nın otel açığı kapatılacaktır. 127’ye yol veren güç haliyle 126’ya da yol verecektir, vermek zorundadır!

İlerde oluşabilecek yeni talepleri de 150ler, 16 lar, 170ler karşılar artık. Herkes birbirini emsal göstererek yakın bir zamanda Büyükadamız çepeçevre otel zinciriyle çevrilir ve biz de sosyo-ekonomik olarak tavan yaparız Allah’ın izniyle.

Ancaaak!

Unuttukları bir şey vardı. Adalar’da yaşayan ve yaşadığı yerin Tarihi ve Doğal SİT Alanı olduğunun bilincinde olan Nizam Mahallesi Muhtarı!

Sevgili muhtarımız Şerif Ali Abimiz İBB’ye çektiği faksla “126 ada 4 parsel üzerinde yapılacak olası plan değişikliği adeta ikinci bir SEFEROĞLU vakası yaratacaktır,” itirazını yapmıştır. Ve bu itirazı dikkate alan İBB Komisyonu ilgili parselin Ticaret Alanı’na dönüştürülmesi istemini reddetmiştir.

İBB verdiği bu kararla aslında SEFEROĞLU’na da dolaylı gönderme yapmıştır. Şerif Ali Abimiz bir taşla iki kuş vurmuştur. 126 no’lu yanlışı durdururken 127’nin de yanlışlığını tescil ettirmiştir. Yüreğine sağlık Şerif Ali Abi!

Avni Kurtuldu

_____________________________

Nice neşeli günler Sevgili Dostum Joy sana!…

Yarı şaka yarı ciddi, “Başıma her ne geldiyse ah şu Heybelilerden geldi,” diye mi başlayayım söze bilmem ki… ;)

5 Ekim sabahı Büyükada’daki evimizin mutfağında kahvaltıyı hazırlıyordum ki aniden akıllara durgunluk verecek denli bir deniz kokusuyla ―zira bizim ev taaa Aşıklar Yolu Mevkii’nde orman kıyısında― pencereden hayretle bakınca kapkara pasparlak tüyleri ıpıslak Poseidon’la karşılaştım şaşa kalarak! Kibarca iliştiği pencerenin kenarından adeta yüreğimin derinliklerine öylesine sevgiyle bakıyordu ki…

“Sen de nereden çıktın yahu,” demeye kalmadan koşar adım yukarıya çıktığımdaysa dost olmuştuk bile! Evin önündeki taşlıkta mukim sürü sepet kediye aldırmaksızın bir hayli zaman muhabbetle oynadık, izzet ikram da derken kapımızı mekân tuttu kendine.

Derken alt bahçeden 11 yaşındaki kocaoğlan Cuma yakarışla oyuna davet etmesin mi kendisini!… Olur şey değil bugüne değin veteriner hekimler de dahil her kim cesaret edebilmiş ki haydut Cuma’nın yanına yanaşmaya! Bir köpeği bahçesine kabulüyse vaki değil! Tüm cesaretimi toplayıp Poseidon’a siper olarak beraberce indik bahçeye Sevgili Cuma’yla oynamaya! Az sonra bizim şaşkın serseri tasallut etmeye yeltenince de elinden zor kurtardım diğerini!… Doğruca çıktık yukarıya evin önüne ya Cuma yalvarıyor yakarıyor yine oynayalım diye Poseidon ise olup bitenden bir hayli şaşkın karalar bağlamış ne yapacağını bilmez bir halde…

O esnada fotoğrafını çekip heyecanla kuzinim ve biraderime yolladıktan neden sonra da birader: “Ben bu hayvancağıza talibim benim için süper olur dosta ihtiyacım vardı, mümkünse Etiler’e alayım,” deyince koşar adım müjdeyi Poseidon’a vermeye çıktıydım oysa çoktan gitmişti! O denli az zaman da geçse tanışıklığımız üzerinden 40 yıllık dostummuşcasına alışıvermişim varlığına! Baka kaldım ardından! Gün içinde defalarla çıktım, arandım tarandım seslendim ya nafile! Kendi gitmiş de gölgesi kalmıştı yalnızca kapı önünde adeta!…

7 Ekim gecesi Eniştem’in 40’ı duasından Ada’ya dönüşte motordan iner inmez karşımda bitiverdi arkadaşlarıyla, denizden henüz çıktığındandır ki kapkara pasparlak tüyleri yine ıpıslak! Gökte ararken yerde bulmanın sevinciyle hasretle sımsıkı sarıldım Poseidon’a! Haydi gel dedim çıkalım eve… Yol boyunca karşılaştığı arkadaşlarıyla güle oynaya derken vardığımızdaysa eve, doğrudan buyur ettim bahçeye…

Cuma da özlemişmiş meğer pek bir sevindi evvela… O da derhal buyur etti verandasına… Minderlerinden birini getirdim kalsın diye yatıya ya kibarca ilişip kıyısına, başını yasladı yalnızca yastığa! Sabah uyandığımızda yattığı yerin çamur ve toz deryası, bir başka deyişle paçalarından adeta toz akmakta olduğunu görünce de doğruca sokup banyoya bir güzel yıkadım, gıkını bile çıkarmadı, usluca yıkandı usul usul, oldu olası su damlasından dahi ödü kopan kuduruk Cuma’ysa gözlerine inanamayıp korkusundan soluksuz en üst katta aldı soluğu!…

Banyodan sonra oyun saati derken uyku vakti!

11 senedir bir başına bizim evi mekân tutan Sevgili Cuma’ysa başladı yavaştan suratını asıp homurdanmaya! Baktım olacak gibi değil arayıp Biraderim’i elini çabuk tutup akşama almaya gelmesini rica ettim berikisini… Zor oldu ayrılık gerçi ya akıllı bıdık şanssız/şanslı kerata az zamanda bir kapı bulmuştu kendisine taa İstanbul’da…

Aradan 4 gün geçti Etiler cihetine düşmüştü doktor randevusuyla o gün yolum, bu vesileyle Poseidon’u da ziyaret edeyim diye biraderin evine gidince bir de ne göreyim? Meğer kız arkadaşı köpekten korkarmış diye bir başına koymuşlar güneşin alnında arka balkona! Akşamdan akşama, arada ne gelen var ne de giden! Aklımı yitirecektim az daha! Tünmüş bir şezlongun üzerine ilk karşılaştığımızdaki gibi dikmiş gözlerini bakmakta yüreğimin taa ardına! Haliyle de çok ama çok üzüldüm vesile olduğum bu duruma!

İtalya seyahatinden dönüşünde biraderimin gereği gibi bakacağı vaadi ve ümidiyle tam 11 gün boyunca soluksuz refakatinde kaldım böylelikle! Veteriner hekime gittik, parazit ilaçlamaları yapıldı, aşılarını oldu; düzelmek bilmeyen dışkısının kıvamı dolayısıyla tahlil gereği derken antibiyotik tedavisi… Her sabah akşam Alkent’in o harikulâde korusunda uzun yürüyüşler yaptık, oynadık birlikte… Öylesine arkadaş canlısı, laftan, halden anlar bir hali vardı ki tüm komşuları dost edindi kendisine öyle ki arkadaşlarının sahipleri diyorlardı ki “Ah! Ne olur her ne vakit isterseniz biz şu apartmanın şu dairesindeyiz, çalın zili de oynasınlar bir güzel yine…” Oysa ki benzeri görülmemiş canavarlıktaki Alkent kedileri, dönemeçlerde çalıların ardına pusu kurup da yoldan geçmekte olan köpeklerin tepelerine pençeleriyle zıplamaktayken biçare bizim Poseidon da aldı tabii nasibini bu vahşetten! İşte o günü, pıssst desen gitmez hışşşşt desen laf dinlemez o canavar kedilerin elinden civardakilerin yardımıyla zor kurtardık bizimkisini!…

Etiler’de kaldığım ilk akşam bizlerle birlikte salonda olmanın da sevinciyle o pek mahir patileriyle durma bir çevirmek suretiyle ağzında tutup kemirdiği oyuncak urganıyla keyifle oynamaktayken sırt üstü adeta yerleri paspaslayıp da paspas üzerinde uyuya kalınca “PasPas” olsun adı dediydi biraderim… Her deyişte ayaklarımız altında eziyormuşcasına suçluluk ve mahçubiyetle “PasPas” diyordum biçare!…

Veteriner hekimi, Golden Retriver ile Labrador kırması olduğu ve henüz 1 yaşına varmadığını varsaydığı PasPas’ın cildindeki hafif kepeklenmeden vesaire çok değil yaklaşık 10 gündür sokağa bırakılmış olduğunu düşünüyordu… Tam o sıralarda şayet hafızam beni yanıltmıyorsa ADALAR POSTASI’nın Facebook’taki sayfasında 5199 sayılı “Sokak Hayvanlarına Ölüm!” yasa tasarısına dair yazışmalara düşülen bir yorumda, adını vermek istemediği bir Heybelili’nin o dünyalar güzeli “Çapkın” adlı siyah yavru köpeğini Büyükada sahiline bıraktığından bahis olunuyordu. Bu bizimkisi olmalıydı!… Tevekkeli değil her karşılaştığımızda denizden yeni çıkmış haliyle yüzüp de Heybeli’ye dönmek istiyordu besbelli… Öylesine eğitimliydi ki… “Gel” desen geliyor, “otur” desen oturuyor, “bekle” desen bekliyor! Tartıya, veteriner hekimin muayene masasına bir hoplayışta kendiliğinden çıkıyor, gıkını çıkarmadan muayenesini, aşılarını oluyor… Aman Sevgili Cuma duymasın sakın ya benim hiç de alışık omadığım bir köpek modeli! Hanımlara özel ilgi ve muhabbetiyse atik ismiyle müsemmaha olduğunun âlâmeti! Bir Pazar kahvesine Bebek’e indik; uslu suslu oturdu kahvehanede masanın dibinde! Arnavutköyü’ne sevgili kuzinime ziyarete gittiğimizdeyse Pablo’yla oyunları hakikaten görülmeye değerdi… Bir başka gün de sevgili yeğenlerim geldiler Paspas’ın ziyaretine!… Ömr-ü hayatımda Cuma’yla yaşamadığımız sosyalliği yaşadık az zamanda Paspas’la böylelikle!…

Eşim o akşam konsere birlikte gittikleri kuziniyle, bizim hart hurt hırt Cuma’nın 11 senedir egemenliğini sürdüğü bahçesine PasPas’ı kabul etmediğinden, biraderimin teklifsiz kendi talebiyle aldığı sorumluluğuysa gereği gibi yerine getiremeyişi üzerine ipiyle kuyuya inişimden pişmanlıkla ne denli üzgün olduğumdan, biçare PasPas’a bir yuva aramak lüzum edeceğine dair dertleşirken; kuzini demesin mi ki “Çok etkilendim hikâyesinden görmeden dahi talibim Joy’a,” diye!…

Ayrılacak olmanın tarifsiz hüznüne rağmen çok ama çok sevindim, şanslı kerata aramaya dahi başlamadan tez zamanda harikulâde bir yuva buluvermişti kendisine… Hele de “PasPas”tan sonra “Joy” diye anılacak olmasına! Duyar duymaz künyesindeki adını derken veteriner hekimine bir koşu karnesini değiştirdim. Hakikaten de neşe getirecekti, kendisine muhabbetle açılan bu yeni gönül kapısına…

Ada’da ilk karşılaşmamız ertesi kendisini misafir ettiğimiz günü de saymazsak son 11 günlük Etiler’deki birlikteliğimiz boyunca 2’şer saatten 2 defa ayrıldıydık yalnızca…

İlkinde apartman kapısına ulaşan ağlayıp yakarmalarına rağmen biçare doktora gidip döndüğümde kapıyı açınca karşılaştığım manzara-i umumiyye şu minvaldeydi: kabloları kemirmesin diye kapısını sıkı sıkıya kapattığım çalışma odasındaki kuşların paketi henüz açılmamış askı/yemlerinin poşetini taşıyıp bir güzel açıp kemik misali kemirmiş birer birer derken böylelikle üzeri silme susam kaplanmış salondaki halının üzerinde işlikten sürükleyerek getirdiği ütünün de kablosunu kemirmiş, yetmedi mutfaktaki rafın üzerinden ödül büsküvilerini indirip patlayasıya piknik yaptıktan neden sonra da akordeon kapısını her nasılsa açtığı küçük odadan çıkarttığı mopla temizliğe girişmiş!

Bir diğer gün bu hal ve vaziyet içinde dahi davetine icabet etmemezlik edemeyeceğim Heybelili dostlarımızın daveti üzerine köşklerinin bahçesindeki nar ağacının dibinde pek keyiften bir öğlen yemeğine gidecekken; sağanak-fırtına uyarısı derken program değişikliğiyle akşam yemeğinde Cihangir’deki evlerinde Heybeli’den gelen narların serildiği o şahane sofranın başında keyifle sohbetteydik hep birlikte; eve dönüşümdeyse ne göreyim! Beni bırakıp da gittin protestosu olarak mutfakta ne kadar sepet varsa sürükleyerek param parça edip araya çeşni niyetine de paketinden çıkardığı tea-light mumları kemirip kemirip bir güzel yaymış salona!

Ertesi günü eşimin kuzini gelip alacaktı Joy’u, elden geldiğince belli etmemeye gayret ediyordum yaklaşmakta olan ufuktaki bu ayrılığı ya ne mümkün! Geldiği günden beri yemeğini verirken bile bir an başından ayrılsam dahi derhal bırakıp ziyafeti peşimden geliyordu gittiğim odaya… Ne travma! Son gün uykusundan bile kalkıp kalkıp da refakat etti bana o odadan o odaya, neden sonra da otururken salonda geldi dibine yattığı ayaklarıma tüm ağırlığıyla ilk defa olarak yasladı başını, hiçbir yere kıpırdamayalım diye! Ağlamaktan alamadım kendimi ya ne çare!

Kuzinimiz geldiğini, bahçede bizleri beklemekte olduğunu haber veriyordu telefonda, Joy da daha ilk görüşte pek bir muhabbetle selamladı kendisini… Az bir tereddütten sonra bindiğimiz arabasıyla yoldan yeni yatağını da alıp vardık Anadolu Hisarı’ndaki evlerine… Üç kat bahçeli müstakil bir ev… Biri tekir 3 kedi… Dahası seneler senesi evlerinin/gönüllerinin kapısını nice kedi-köpeğe açmış harikulâde bir çift… Bahçe katını keşifle pek bir neşeyle oynadı Joy derken kuzinimizin kocasını öyle bir coşkuyla karşıladı ki evvelden tanışıklıkla Heybeli’de her gece mehtaba çıktıklarını düşündük hilafsız! Çocuk doğurmamış kadın halet-i ruhiyesiyle oyuncaklarından kap kacağına az zamanda hazırladığım çeyiziyle verdim oğlumu… Sevgili Kuzin, senelerin deneyimiyle aniden çaktırmadan ayırdıysa da bizi birbirimizden, yol boyunca ağladığım yetmezmiş gibi günlerce kederden hastalanarak hilafsız yataklara düştüm hasretinden! Oğlumu bırakmıştım adeta! Joy’sa oyunculuk merakını bırakarak bahçeye dahi çıkmayıp ayaklarının dibinde öylece oturur olmuş hüzünle… Ayrılık ah ne acı!… Yokluğuma alışması, bundan böyle bir başkaca yere bırakılmayacağına inanması zaman alacakmış gibi…

Haberlerini alıyorum şimdilerde… Evvela bir Bulgar tarihi kitabını yalamış yutmuş sonra da liğme liğme etmiş paspası! Eğitimine ‘pozitif eğitim’ katıyormuş şu günlerde, hem de evde! Çok severim makbulümdür gerçi ya meğer kırma falan değil safkan ‘Düz Tüylü Golden Retriver’mış! Civarda güzel yürüyüşler yapıyorlarmış… Yeni dostlar edinmiş kendine… Parka yaklaşınca arkadaşlarına şöyle bir bakınıp arabanın camından, sevinç ve heyecandan tir tir titremekteymiş oyun aşkına… İlk zamanlarda kendisini protesto eden evin kedilerinden Sacha ve Blackie’ye yavaştan alışmak mecburiyetiyle Ossie’yle belirli bir mesafeden de olsa karşılıklı oturup bakışıyorlarmış!… Az zamanda çok kapı yapmanın getirdiği travmadan terk edileceğim endişesiyle, ayrılık sonrası kaçan neşesi yeni yeni yerine gelmekteymiş Sevgili Joy’un diye duyunca dünkü gün nicedir ADALAR POSTASI’yla paylaşmayı düşündüğüm bu hikâyeyi yazmaya mecalim var mı diye denemek istedim neden sonra anca şu anda ya sevgi dolu bakışlarıyla ısıttığı yüreğim ayrılık acısıyla sızıyor hâlâ…

Nice neşeli günler Sevgili Dostum Joy sana!…

)O(


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: