Gönderen: adalarpostasi | 17 Nisan 2012

ADALAR POSTASI-2691: bir yokmuş… bir varmış… belediyesi’nce adalar’a trafik canavarı çıkartılmış!…

* * *

ADALAR’da TARİHTE O GÜN:
 
30 Ocak 1916 Pazar günlü, Heybeliada’daki Hızır-İlyas (Aya Yorgi) Manastırı’nın çevresindeki arazide hakkı olmadığına dair…

* * *

ADALAR’da BİR GÜN:

 
 
Fotoğraf: Ugo Antonio Corintio, Büyükada’da 2012.
 
* * *

 

 
ADALAR’da HAVA DURUMU:
 
17 Nisan 2012 Salı
Büyükada’da HAVA DURUMU*
Parçalı bulutlu
11/21ºC
%50-78nem
Keşişleme, GD 16km/sa
Gündoğuşu 06:23… Günbatışı 19:44…
 
 
* * *

Cicely Mary Barker, Dog-Violet Fairy.
 
 
__________________________________________

2- Kurullar Dairesi Başkanlığı: “İstanbul Adaları’nda motorlu araç kullanılmaması ve fayton ulaşımının sürdürülmesine ilişkin iletilen ilgi başvuru…”

3- Kebir Ünal: “Sadece Adalar’da oturmakla ‘Adalı’ olunmuyor maalesef. Neredeyse tamamımız ‘çakma Adalı’ olduk. Müstesna istisnalar da mevcut elbette ama…”4- Nurten Tütünkardeş: “Devamlı Adalar’da oturanlar diğer Ada’ya okula veya İstanbul’a işe gidenler için toplu taşıma bence çok gerekli mesela nostalji tramvayı?…”

5- Deniz Toprak: “Adalar Motorlu Araç Trafiğine Açılsın Kampanyası!…”

6- Cüneyt Özdemir: “Adaları faytonculardan raylı sistem kutarır!…”

7- Selçuk Esenbel: “Sevgili Cüneyt Bey, Bir Radikal okuyucusu olarak her zaman yazılarınızı ilgiyle takip ederim. Son 3 Nisan 2012 tarihli Adaları faytonculardan raylı sistem kutarır başlıklı yazınızı okudum. Ada’da yaşayan birisi olarak, raylı sistemin yardımcı olmayacağını bir çok kişi gibi ben de düşünüyorum…”

8- Haluk Direskeneli: “Saat meydanında bir masa arkasında 4 adam, ‘imza verin, faytonumuza sahip çıkın!’ Niye imza vereyim? Atlara kötü davranıyorsunuz, onlara eziyet ediyorsunuz, ortalık at pisliği, belki de elektrikli arabalar konsa daha iyi olur, diye aykırı tavir verdim…”

9- Murat Başbay: “Yıllardır duyarız Adalar’da fayton sayısı azaltılacak yeni düzenlemeler gelecek diye…”

10- Ahmet Toruş: “Ada’nın faytonlarını tartışmadan önce bir durup düşünelim derim. Fayton Ada’nın simgesi mi? Simgesi ise Ada’ya katkıları nedir?…”

11- Mehmet Yılmaz: “Bunları yapmak yerine faytonları yasaklamak daha kolay geliyor belli ki. Faytonlar, Büyükada toplumsal kültürünün ve tarihinin ayrılmaz ve olmaz ise olmaz parçalarıdır. Faytonlara dokunmayınız!…”

12- Özlem Yüzak: “Dünya böyle doğal yerleri korumak için elinden geleni yaparken, motorlu, akülü araçları devreden çıkarmanın planlarını yaparken, onların yerine bisikletleri, atlı arabaları gündeme getirirken bizim tam tersini yapıyor olmamız utanç verici değil mi?…”

13- Emel Oktay: “Yazık o atlar o kadar eziyete yorulmaya kırbaçlanmaya layık değil lütfen biraz empati yapın ve duyarlı olalım!…”

14- Melisa Kesmez: “Ezcümle, fayton tıkırtılarının ardında büyük bir fayton sıkıntısı olduğu aşikâr. Görünen o ki, en büyük dert bugüne kadar yetkililerin elini pek taşın altına sokmayıp faytoncuları denetim konusunda kendi ‘muz cumhuriyetlerinde’ bir başlarına bırakmış olması ve bundan mütevellit bir düzen olmayışı. ‘Biz faytona ne zaman bindik, en son ne zaman’ diye içleneceğimiz günler yakın mı bilinmez ama Ada yollarında akülü araçlar tahayyül etmek başımı ağrıtıyor…”

15- Selçuk Esenbel: “Sevgili Melisa Kesmez, Radikal hafta sonu nüshasında hazırladığınız Faytonlar Ada’dan Giderse… yazısı için çok teşekkür ederim. Ada’da yaşayan bir sakin olarak, ilk defa hem doğru hem de duyarlı bir yazıyı kaleme almışsınız. Adalar’da fayton ulaşımı eğer faytoncuların da istediği gibi iyileştirme (temizlik/veteriner/faytoncu özlük işleri…) yapılması gereken, son derecede kıymetli bir İstanbul yaşam kültür mirasıdır. Dünyanın her yerinde bu tür motorsuz eski zaman usulü yaşama saygı gösteren yerler Yavaş Yaşam Kentleri adında kıymet kazanıyorken…”

16- Trafik Canavarı, Belediyesi’nce Ada’ya çıkartılmıştır!…

17- Serap Uzunlar: “Çam keseli ağacın çığlığı…”

18- Murat Başbay: “TC Kültür ve Turizm Bakanlığı Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulu’nun 31.3.1984 tarihli 2234 numaralı kararı uyarınca ‘Doğal ve Kentsel SİT Alanı Bütünü’ ilan edilmiş olan İstanbul Adaları’nın, 1/1000 ölçekli imar planları da henüz ikmal edilmediğinden, doğal ve kentsel dokusunu tahrip ederek elde kalan sayılı kültür ve tabiat varlıklarından Adalar’ın da elden çıkmaması için 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası kapsamında söz konusu projenin gerçekleştirilmesine engel olunması tüm Adalılar’ın görevidir…”

19- Deniz Toprak: “Adalar’da son durum…”

20- Arif Çağlar: “Büyükada’da Seferoğlu adıyla anılan bölgedeki ağır fiziki tahribatla ilgili olarak İAKTVK Derneği’nden 4 Mart 2012 tarihinde 3 kamu kuruluşuna dilekçe gönderilmişti. İlk cevap Kaymakamlık’tan gelmişti ve bunu Engin Damcı açıklayıcı bir yazısıyla birlikte ADALAR POSTASI-2681/6 (14.3.2012)‘de yayımlamıştı. Üç gün önce diğer iki adres olan Koruma Kurulu ve KUDEP’ten de yanıt geldi. Bunları ilgili dilekçelerle birlikte ibret-i âlem için Adalar âleminin bilgisi olsun diye ADALAR POSTASI’na gönderiyorum…”

21- Mesut Gökbayrak: “Adalar’da baz istasyonlarıyla ilgili bir mücadele yürütüyoruz. Bu mesajı alan bütün dostlarımdan bir ricam olacak. İTÜ Elektrik Mühendisliği’nde okuyan ya da orada akademik çevrede görev yapan birisiyle görüşmem lazım…”

22- Ali Fuat Tolga: “Adalar Yönetim Planı için Sivil Girişim Grubu adıyla oluştuğu iddia olunan bir grup öncülüğünde 25.03.2012 Pazar günü Heybeliada Halki Palas Oteli’nde yapılan ‘Adalar Yönetim Planı’ konulu toplantı hakkında Adalar Kent Konseyi Başkanı olarak yayınladığım yazıya Adalar Vakfı Başkanı Halim Bulutoğlu cevabi bir yazı yayımlamıştır. Bu yazıya cevap vermek ihtiyacı içinde olmadan ancak sadece kendileri bir şey yaparsa yaptıklarının doğru ve hayırlı olduğu sanısı içinde bulunan bu şahıslara ve/veya kuruluşlara doğru olan davranışın ne olduğunu ve yaptıkları bütün bu girişimlerin çıkar amaçlı olduğunu bir kez daha anlatma gereğiyle sizleri tekrar bilgilendirmek istedim…”

23- Baki Nedim Baltacı: “Pendik İlçesinde gittiğim bir grev ziyaretinde Adalar Gençlik Kolu Başkanı Mehmet Bölük’le karşılaştım. Bölük, bana ‘Gel ağabey, seni Ada’ya götüreyim,’ diyerek beni misafir etmek istedi. Hemen o akşam gittiğimiz Büyükada hayatımda dönüm noktası olacaktı. Bir müddet gizlendiğim Büyükada’nın…”

24- Aleksandros Massavetas, Atina’da İstanbul-Olmayanların Şehri adlı kitabının tanıtımında yaptığı konuşmada, İstanbul’dan göç eden Rumlar ile Yunan gençleri İstanbul’da yaşamaya davet etti…

25- Yorgo Kırbaki: “Yosif ve Niko… Heybeliada’nın en sevilen, nevi şahsına münhasır iki kardeşi. Önce Yusuf’u kaybettik şimdi de Niko’yu…”

26- Selin Aygün: “Ömer Faruk Berksan isimli hiç tanımadığım zat, ne hikmetse, ne beklentisi varsa, bizim bu davamızı, sanki annem suçluymuş gibi işgalciymiş gibi sanki yerimizi kaybetmişiz gibi kirli sorular yöneltmişti. Hani annemin adını zikredip, Nadire Gönül Atalay Sezer’e —haddini bir hayli aşarak— “işgalci misiniz” diye sorduğu yer işte burası. Cevap veriyorum. Hayır değiliz. Sizi kandırmışlar. Çünkü…”

27- Erkan Gürpınar: “Büyükadamızdaki kızıl çam ağaçları, tırtıllar yüzünden ayakta ölüyor… ”

28- Fatih Çekirge: “Lefter’in sokağını niye böldünüz?…”

29- Adalar Müzesi‘de Edebiyat Atölyesi, 20 Nisan 2012’de…

30- ADALAR POSTASI‘na yollanan 7. yaş tebrikatı…

31- Kuşlar Âlemi‘nden…

32- Yüzler Defteri‘nden…

)O(

_____________________________________________
_____________________________________________
ADALAR POSTASI-2684 (21.3.2012)‘te yer alan 

İstanbul Adaları’nda 
Trafik Canavarının 
Usulsüz Seyrine 

Seyirci Kalmayacağız!…
Faytonlarımızı da Vermeyeceğiz!…
başvurumuza dair
TC Kültür ve Turizm Bakanlığı 
Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü
Kurullar Dairesi Başkanlığı’ndan 
gelen bilgi…
)O(

From: KURULLAR DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Subject: basvurunuz
Date: April 2, 2012 4:41:26 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com







From: KURULLAR DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Subject: basvurunuz
Date: April 2, 2012 4:41:59 PM GMT+03:00
To: emine.cigdem.tugay@gmail.com

_____________________________________________

From: KEBİR ÜNAL
Subject: FAYTONLAR
Date: April 3, 2012 1:45:10 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

FAYTON MESELESİ

Sadece Adalar’da oturmakla ‘Adalı’ olunmuyor maalesef. Neredeyse tamamımız “çakma Adalı” olduk. Müstesna istisnalar da mevcut elbette ama onların da mantıklı sesleri hemen herkesin yüksek sesle üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri tekrarlamaları arasında duyulamamakta.
Birileri faytonlar kalkacak/azaltılacak diye bir bomba atıyor, sonra tozun dumanın içinde sap saman birbirine karışıyor. Yerine ne konacağı belli olmadan, onun üzerine kafa yormadan biri nostaljiden, öteki pis kokudan bahsediyor. Ortada ise çözüme etki edecek hiçbir şey kalmıyor. Akülü faytonlar denen araçlar sanki zembille inmiş her derdin devası gibi algılanıyor.
Kaç kişiliktir? Fayton gibi dört kişilikse toplam talebi karşılayamayacak. Daha çok yolcu alıyorsa hat olarak mı çalışacak? Dolunca mı kalkacak? Tek binmek istersem veya zorundaysam diğer 7 yolcunun parasını vermek zoruna kalırsam maliyet artmayacak mı? Ev ev mi dolaşacak? Ben misal Maden’e nasıl giderim de sen Nizam Köprüsü’ne nasıl gidersin?
Yıllardır faytoncuların bulaştığı suçlar veya diğer olumsuzluklar için mesela asayiş konusunda ne yapıldığını merak ediyorum. Buyurun bir gece yarısı noter huzurunda fayton ahırları mevkiini beraber basalım. Kaç silah, kaç uyuşturucu, kaç malum işlerle uğraşan yabancı uyruklu kadınla karşılaşacağız bakalım. Her suç için potansiyel suçlu olarak —çoğu da haklı nedenlerle— gördüğümüz faytoncuların arasından, yukarıdaki olumsuzlukları ayıklamak konusunda gösterilmiş ne kadar çaba var, ben şahsen merak ediyorum. Kendi kaderine bu anlamda toptan terk edilmiş Adalar’da, bakalım bu konularda büyük bir olay ne zaman patlak verecek de konu edilerek müdahale edilecek hep beraber göreceğiz.
Faytonların sayısının azaltılarak, ehli kişilerce yürütülmesinin sağlanması herkesin talebidir. Ancak bunun kaldırılması veya belli bir alanla sınırlandırılması Adaların olmazsa olmazlarıyla oynamak olur. Bunun da sonu gelmez. Sarı öküz hikâyesine döneriz. Merak edenler mutlaka okusun, rahatlıkla Google’dan da bulunabilir bu hikâye… Dün vapurlar, bugün faytonlar, yarın da herhalde çamlar, mimozalar veya erguvanlara el atılacaktır. Ben bunu şahsen 10 yıl içinde mümkün görüyorum. Beyzadelerden biri balkonunda kahvaltı ederken tozlanan çamların verdiği rahatsızlık yüzünden sayılarının azaltılması veya toptan kaldırılmalarını üst makamlardan halledebilir ve biz sadece kendi aramızda konuşup kendimizi rahatlatırız.
Faytonların bir bölümünün yerine konması planlanan akülü araçların ise sırf akülü olmaları üzerinden çevre dostu olduklarından evliya aracı ilan edilecekler nerdeyse. Benzinli de olsa bunu absorbe edecek bir orman zaten mevcut. Bunun akülü olmasından ziyade yaratacağı trafik beni endişelendiriyor. Herkesin çok sevdiği bisikletlerin Adaları son yıllarda ne hale getirdiğinden bahseden yok. Bisiklet trafiği yüzünden her yaz 10-15 kişinin öldüğü ve yüzlercesinin de yaralandığı konuşulur ama net bir açıklama yapan yok. Elbette akülü araçlar da buna sebep olur demiyorum ama trafiğini hayal ettiğimde fayton işini beceremeyip, bu garabete razı edildik konumuna düşmeyecek miyiz? Ölümü göster sıtmaya razı et durumu yani. Zaten ağaçlar nedeniyle verimli kullanılamayan kaldırımlar daracık yollara bisikletler, resmi araçlar, yayalar, faytonlar ve akülü araçları tıkıştıracaktır. Her yıl katlanan ziyaretçi sayısını da eklersek ortaya hoş bir manzara çıkmayacaktır.
Vaktiyle Milli Eğitim bakanlarından biri okullar olmasa bakanlığı ne güzel yönetirdim demişti. Bu durum da ondan çok farklı değil. Sen güzelliğinle baş edeme, yönetimini becereme, ondan sonra şöyle indirelim, böyle kaldıralım meselelerinde düğümlen.
Bu noktada kritik soru ise kim yönetemiyor sorusu. Yazının başında çakma olarak adlandırdığım biz Adalılar bu sorunlara karşı yıllarca duyarsız kalarak mevcut iradelerde bir baskı hissettiremediğimiz için birinci suçlu konumundayız. Diğerleri ise figüran. Ama başrol oynuyorlar.
Bir de bu işten kimler nemalanacak onu bir tarafa not edin. Kimler akülü araçlara ne zamandan beri ne kadar yatırım yaptı ve bekliyor ortaya çıkacaktır ama kimse bunu başımıza geldikten sonra yüksek sesle konuşamayacak. Hep beraber görecek ve sonuçlarına katlanacağız.
Ya da başka bir bakış açısıyla malzeme buysa sonuçlarına katlanmalıyız da diyebiliriz. Adalıların hak ettiğinden fazlası için bu kadar kafa patlatmak yersiz.
Vapurlar konusundaki süreç iyi bir örnek. Bu kadar önemli bir konuda Adalılar olarak ciddi bir tepkiyi organize edemedik.Yeni vapurlar için oy kullandırıldı, vapurlar günlerce Büyükada İskelesi’nde denendi, benim gibi pek çok Adalı girip, gezdi, beğendi. Neredeyse 2 saati bulan Kabataş hattını bir, bir buçuk saate veya Bostancı Hattı’nı 15-20 dakikaya indirir diye beklerken motörlere mahkum edildik. Bir de sürekli olarak anonslarda “Bizi tercih ettiğiniz için teşekkür ederiz,” diyorlar. Şaka gibi! Vapur, deniz otobüsü, jet ski, var ve ben rahatsızım da seni mi tercih ediyorum yani.
Bu konuya daha sonra dönmek üzere geçen haftalardaki bir tespitimi de son olarak paylaşmak isterim. 16.03.2012 Perşembe günü saat 10:20 seferini Adalar- Kadıköy- Kabataş olarak yapan Emin Kul gemisine bindim ve tam olarak saat 12:10’da nihayet 1 saat 50 dakikada Kabataş’ta indim. Bu süre herhalde Ankara’ya gitmek için yeter bir süre. Peki biz ne yaptık ve yapıyoruz? Ayıptır artık. Veya anlayacakları dilden söylersem günahtır yani. Çarklı ilk gemilerle yarışacak mübarekler.
Bu arada ben de tarafım. Babam 30 yıldan fazla süre arabacıların dernek başkanlığını yaptı. Bu yazıya reddiye yazacaklar oradan başlayabilir.
Ben bu yazıyla kendimi bir nebze olsun rahatlattım. Peki siz ne yaparak rahatlatacaksınız?

Saygılarımla,

Çakma Adalılar’dan
Kebir Ünal
_____________________________________________

From: NURTEN TÜTÜNKARDEŞ 
Subject: RE: ADALAR POSTASI-2689: her iki manada akla boku karıştıranlara… ağanın gözü ata tımardır!… http://adalar-postasi-guncel.blogspot.com/2012/03/31-2689.html
Date: April 3, 2012 11:20:06 AM GMT+03:00
Nostaljik gezi yapmak isteyenler için fayton güzel de devamlı Adalar’da oturanlar diğer Ada’ya okula veya İstanbul’a işe gidenler için toplu taşıma bence çok gerekli mesela nostalji tramvayı?
Selamlar…
 



nostalji: Geçmişte kalan güzelliklere olan özlem duygusu ve bu duygunun baskın bir duruma gelmesi, geçmişseverlik, gündedün.
 
Adalar’da fayton ‘nostalji’ değil de kanun hükmüyle de bağlanmış ve fekat sorumsuz sorumlularınca akıllara ziyan bir vaziyette TrafikİmarTurizm Canavarı’nı Adalar’a da çıkartmak hevesiyle kasten düzen, nizam, intizamı sağlanmayan geleneksel bir yaşam biçimidir gerçekte…
)O(

 

_____________________________________________

From: DENİZ TOPRAK 
Subject: biz de alıyoruz Adalar’da pis kokular…
Date: April 4, 2012 1:34:27 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Biz de alıyoruz Adalar’da pis kokular… 

Destek olan, bahtsız Adalar’ın makus talihini kırmak için kampanyaya katılan herkese teşekkür ederim.




ADALAR POSTASI-2666/7 (20.2.2666):

From: DENİZ TOPRAK
Subject: ADALAR MOTORLU ARAÇ TRAFİĞİNE AÇILSIN!…
Date: February 17, 2012 9:43:37 AM GMT+02:00

ADALAR MOTORLU ARAÇ TRAFİĞİNE AÇILSIN!…

… hepimiz kazanalım yani. Değil mi?
Bu sebeple bir kampanya başlatmaya karar verdim:
ADALAR MOTORLU ARAÇ TRAFİĞİNE AÇILSIN kampanyası…

UKOME, Pinokyo, … 

Ama ben vazgeçtim kampanyadan. Oysa ilk kez birileri (2 kişi) benim fikirlerimi kendilerine yakın hissedip yanımda yer almışlardı. Gerçi kampanya son derece salakçaydı… Ama yine de destek olanlara teşekkürler.
Yahu…
Eyy benim gibi sivri zekâlıların benzer fikirlerini beyinlerinde taşıyan ıslah edilesi ukalalar. Adalar’da keyif çatma vakti geldi de mi türediniz arsız otu gibi ortalıkta?
Mesela sen;
Derdin nedir senin Pinokyo?
Ne? Atlar mı?
Yok artık… Bu burunla mı? Oha be Pinokyo…
Hayvan sevgisi apansız depreşen iki yüzlü Pinokyo…
Kebapçıda süt kuzusunu mideye indirirken kemik bekleyen sokak köpeğini tekmeleyen Pinokyo… Ağustos sıcağında kapısının önüne 1 kap su bırakmaya üşenen Pinokyo…
Yokuş çıkmaya üşenip, elde sigara, keyifle bindiği faytonun atlarına timsah gözyaşı döken Pinokyo… Aya Yorgi’ye eşek sırtında çıkan Pinokyo…
Kebap kokusuyla mest olup, atların kokusunu o koca burnuyla karşı sahillerden dahi alabilen koca burunlu Pinokyo…
Kendi arabasının egzoz dumanından rahatsız olmadığındandır ki, araçlar da yasaklansın diyemeyen Pinokyo…
Ağaç katliamına, imar canavarına, Adalar’ın kanını emen sorumsuz sorumlulara, faytonu da bu kirli senaryonun parçası haline getiren rant avcısı Ada sevdalılarına sesini çıkarmayan Pinokyo…
Kimbilir hangi Pısırık Adaseverler Derneği’nin nedense (!!!) sus pus üyesi Pinokyo…
Mangalda balık çevirmeye geldiği Adalar’da “yazık şu atlara” nutukları atan, attan başka hayvan tanımayan at gözlüklü hayvansever Pinokyo…
Madem ki atların kokusu rahatsız ediyor seni, o zaman gelme bir daha bok kokan Adalar’a, ha eğer bok aramaya geliyorsan da gelmene hiç gerek yok aslında taa buralara…
Aslında emin ol ki, biz de alıyoruz Adalar’da pis kokular, hem de boktan beter kokular…
Bu sebeple de diyoruz ki; faytonlar yok edilmesin, artık ıslah edilsin… 
Sen de yalancısın Pinokyo ama yine de istemem yasaklanasın, uzun burnundan olasın. Dilerim ki sen de akla fikre kavuşasın, ıslah olasın… Rantçı sülüklerin ekmeğini yağlamak için kullandığın burnunu, bugüne kadar zerre umursamadığın Adalar’a sokmayasın…
Bu arada bilmiyorum, UKOME ne? Tanımam, bilmem, yorum da yapmak istemem. Acep UKOME’nin Adalar’da ne işi ola ki? Trafikle falan varsa bir ilgisi, mesela sorsak cevap verir mi; Mesela nerede benim vapurum ve aslında daha da önemlisi koskoca İstanbul’da yok olan NEDEN SADECE BENİM VAPURUM? Adalar’a nasıl gidiliyor biliyor musun? Yazın ada motoruna bindin mi sen hiç, ya da kış sabahı iptal olan seferlerle Ada’da kaldın mı hiç? Deniz ambulansı bulunamadığı için 30 dk. iskelede bekleyen hastayla göz göze geldin mi hiç? Ya sen Adalar’ı gördün mü hiç??? Sen önce Adalar’a bir gelebil de, sonra karar verirsin bizim faytona mı yoksa pisiklete mi bineceğimize. 
“Elim ayağım tutuyorsa faytona binmiyorum, atlara kamçı sallayan faytoncunun yakasına yapışıyorum, atları sokaklara terk edenlere lanet ediyorum, görevini yapmayan görevlilerden, eğitimsiz faytoncuya can teslim edenden, uygar barınaklar teşkil etmeyen belediyelerden, barınaklar için yer göstermeyen orman işletmelerinden, Adalar’ın içine edip “aslında bu kokan at pisliği” diyen sülüklerden hesap sorulsun istiyorum”san eğer VAZGEÇME. Ceplerini şişirmek için kültürünü yok etmek isteyenlere İZİN VERME. ISLAH ET ama ASLA YOK ETME…
Fayton yok olursa, sıra önce bisiklette, sonra da…

_____________________________________________

Radikal, 3.4.2012
Cüneyt Özdemir

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1083751&CategoryID=97

Adaları faytonculardan raylı sistem kutarır

Günlerdir Adalar’daki fayton konusunu milletçe tartışmamızın birkaç nedeni var. İlki Adalar dediğimiz yer sadece Adalar’da yaşayanları değil İstanbulluları ve Türkiye’yi ziyaret eden turistleri yakından ilgilendiriyor. İkinci neden ise Adalar’daki fayton rezaletinin artık görmezden gelinemeyecek noktaya gelmiş olmamız. Geçen hafta Adalar’da bir fayton turuna çıktım, inanın en son Abu Dabi’deki dünyanın en hızlı roller coaster’ına bindiğimde bu kadar heyecanlanmıştım. Sanki Ada’nın genelinde bir fayton yarışları düzenlenmişti ve faytoncular zayıf atları kamçılayarak birbirleriyle yarışa tutuşuyorlardı. Üstelik sağda solda yayalar, bisikletlilerle blade runner filmlerini aratmayan postmodern bir yarış ortamı oluşmuştu. Arabaların eskiliğini, adanın at boku kokusuyla taçlandırılmış olmasına değinmiyorum bile. Böylesine kaotik bir trafik ortamını daha önce Hindistan’ın Delhi şehrinde görüp şaşrmıştım! Gelin görün ki Türkiye’nin en iyi örgütlenmiş çalışan kesimi Ada’daki faytoncular olduğu için hiçkimse ses çıkartamıyor. Adalar’da inisiyatif tamamen faytoncuların eline geçmiş durumda. Adalar Belediye Başkanı çaresizliğine bahane olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin vurdum duymazlığını gösteriyor. Ada’da yaşayanlar mutsuz, gelen turistler mutsuz, hatta faytoncular ‘bile’ mutsuzken biz dışardan gazel okuyanların tartışa tartışa gelebildiği yer ‘Faytonlar kalksın mı kalkmasın mı?’ Peki adaların gerçekten başka bir çözüm ihtimali yok mu? Gelin yeni bir şey konuşalım. Mesela Adalar’da raylı sistem bir çözüm olabilir mi? Geniş tren yollarından bahsetmiyorum, yolun karşılıklı iki yanından geçen hafif hatta o çok sevdiğiniz şekilde nostaljik tramvaylarla bir sistem kurulamaz mı? Faytonlar da tümden kalkmasın, kontrol altına alınıp azaltılsın yeter. Bu konuya kafa yoran ada sakinlerinden Yalım Eralp de bunun iyi çözüm olacağına inananlardan. Mesela Büyükada’da büyük tur, küçük tur şeklinde sekiz çizen hatta tepedeki Aya Yorgi’ye çıkışı da kolaylaştırmayı sağlayan feniküler sistemiyle desteklenmiş bir raylı sistem pekâlâ Ada’yı faytoncu zulmünden kurtarabilir. Biliyorum hâlâ herkes şimdiki durumu görmezden gelmeyi tercih ediyor ancak bu durum sürdürülebilir değil.

_____________________________________________

From: SELÇUK ESENBEL
Subject: FW: Adalar ve Faytonlar
Date: April 4, 2012 7:22:30 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.comSevgili Çiğdem,
Cüneyt Özdemir’e böyle bir yazı yazdım.
Haber vereyim dedim.
Sevgiler,
Selçuk




From: SELÇUK ESENBEL
Subject: Adalar ve Faytonlar
Sent: Wednesday, April 04, 2012 6:52 PM
To: cuneyt.ozdemir@radikal.com.tr

Adalar ve Faytonlar…

Sevgili Cüneyt Bey,
Bir Radikal okuyucusu olarak her zaman yazılarınızı ilgiyle takip ederim. Son 3 Nisan 2012 tarihli Adaları faytonculardan raylı sistem kutarır başlıklı yazınızı okudum. Ada’da yaşayan birisi olarak, raylı sistemin yardımcı olmayacağını bir çok kişi gibi ben de düşünüyorum. Sorunumuz aslında, bir SİT alanı olan tarihi kültürü ve yaşam biçimiyle İstanbul’umuza zengin bir boyut getiren Adaların son yıllarda, özellikle havaların ısınmasıyla, bir turizm alanını dönüşmesidir. Faytonların sayılarının artması, özellikle belli saatlerde yaşanan yoğunluk, büyük sayıda yerli ve yabancı turist ağırlıklı nüfusun getirdiği bir baskının sonucu. Geçmişte olabildiği gibi Adalar Belediyesi’nin sokakları erken saatlerde yıkaması, 2000 yılında yapıldığı gibi faytonların yenilenmesi için kredi sağlanması, faytonların temiz tutulmasının denetlenmesi, faytoncuların yaşam koşullarının iyileştirilmesi, yetkin arabacıların kullanılması gerekir. Bizler için bu 19uncu yüzyılın hâlâ süregelmiş olan atlı arabayla ulaşım kültürünü iyileştirmemiz ve muhafaza etmemiz, onun yanında veya yerinde yeni bir motorize ray trafiği yaratacak olan tramvay sistemi yerine, daha doğru bir çözüm ve ihtiyaçtır diye düşünüyorum. Sonuçta, mevzuu, geçmişten gelen bir kültürün ıslah edilmesi olmalı, hemen bizde maalesef çok görüldüğü gibi yeni bir teknolojik araç/tramvaydan sonra kısa bir zaman içinde motorize araçlar ve bunun getireceği olumsuz sonuçlar olmamalı. Atlarla ilgiliyse de doğrusu kentleşmiş insanların neden birdenbire at pisliğine tepki duyuyorlar —tabiiki caddeler yıkanmalı— şahsen anlamıyorum. Bu da doğanın bir parçası. Hayvanlar kışın otlamaları için ormana bırakıldığında, şehirden gelenler neden ormanda atlar var gibi hayretler içinde anlaşılmaz tepki gösteriyorlar. Durum, acaba, insanlarımız fazla mı şehirleşti ve dolayısıyla doğa/hayvanlarla içiçe olan Ada yaşamını anlamıyorlar mı? diye düşünüyorum.

Bisikletçiler ise, elbette İstanbul gençligi ne yapsın, betonlaşan bu korkunç kentimizde, biraz nefes biraz keyif almak icin kızlı erkekli bir tek Adalar’da gezebiliyorlar. Belediyelerimiz keşke onlara nefes alabilecekleri daha çok yeşil alan yaratabilmiş olsaydı…Baharda bu doğal olarak artıyor. Burada, benim müşahade ettiğim sorun, insanlarımızın iyi bisiklet binmesini bilmemeleri, özellikle kızlar bu konuda gerçekten kendilerine zarar verecek ölçüde tecrübesiz. Acaba, onlara, bisiklet kiralayan dükkânlarda basit bir resimli şema ile bisiklet kullanımında güvenli ve tehlikeli davranışlar pamfleti dağıtılabilir mi? Örneğin, en büyük sorun, özellikle genç kızlarımızın bisikletin frenini tutmaları gerektiğini bilmeden, bu aletin hızlanacağını ve kontrolden çıkacağını algılayamamaları… Ben artık aleni bir şekilde, sözle uyarma adetini edindim.

Düşüncelerimi paylaşma vesilesi olduğu icin sabrınıza şimdiden teşekkür ederim.

Sevgiler ve saygılar,

Prof. Dr. Selçuk Esenbel
Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü

_____________________________________________

From: HALUK DİRESKENELİ
Subject: Prinkipo
Date: April 4, 2012 7:35:21 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Prinkipo…

Değerli arkadaşlarım,
Dün saat 16:00 sularında Mavi Marmara motoruyla Prinkipo adama gittim.

Saat meydanında bir masa arkasında 4 adam, “imza verin, faytonumuza sahip çıkın!”

Niye imza vereyim? Atlara kötü davranıyorsunuz, onlara eziyet ediyorsunuz, ortalık at pisliği, belki de elektrikli arabalar konsa daha iyi olur, diye aykırı tavır verdim.

CHP parti meclisi tonunda cevap geldi.

Atlara daha iyi davranılması için altyapı çalışmaları yapılacak.

Buyur burdan yak, bekledigim cevap gelmedi, gelen cevap beni tatmin etmedi.

Faytona bindim faytoncuya sordum, umursamaz cevap verdi, “umrumda değil başka iş yaparım zaten bıktım yoruldum,” dedi.

Faytonların hepsinin arkasında “Faytonunuza sahip çıkın” diyor.

Sahiden sahip çıkmalı mıyız? Bizim arka çayırda 2 zayıf yılkı atı vardı.

Bahçede arka çayırda çimler yeşermiş ağaçlar çiçek açmış.

Çatı tamiri tamam içeri yağmur suyu girmemiş evi havalandırdım ama gece kalmaya imkân yok hava soğuk.

Aşağıya indim çarşı Konak esnaf lokantasında 3 kap yemek yedim.

Kumsala yürüdüm kıyıda banklarda oturdum saat 19:00 vapuruyla anakıtaya döndüm.

Ada güzel Mayıs ayında ortalik daha ısınınca umarım daha uzun yatılı kalmaya geliriz.

Selam ve saygılar,

_____________________________________________

From: MURAT BAŞBAY 
Subject: [SON LİMAN GAZETESİ] SİZCE KİM HAKLI?
Date: April 4, 2012 11:24:52 PM GMT+03:00
To: SON LİMAN GAZETESİ

SİZCE KİM HAKLI? 

Yıllardır duyarız Adalar’da fayton sayısı azaltılacak yeni düzenlemeler gelecek diye. Ne AKP’li ne de CHP’li belediye başkanları Adalar’da faytonların yaratmış olduğu çevre kirliliğine bugüne kadar çözüm bulamamışlardır. Peki ya faytoncular; onlarda durumlarından şikâyetçiler. Faytonculara bir dokunan bin ah işitiyor. Kışın yemciye, malzemeciye borçlanan, yazın da kazandığı üç beş kuruşla yaşamını idame ettirmeye çalışan faytoncular aslında daha nezih çalışma ortamı istiyorlar. Zannediyor musunuz ki at pisliği, elverişsiz ahırlar, belediyenin temizlemekten aciz kaldığı at meydanı onların çok hoşuna gidiyor. Kıt-kanaat geçinmeye çalışan bu insanlar aslında aç kalmama mücadelesi veriyorlar. Düşünsenize sadece ata bir sancı iğnesi yapmanın maliyeti 225 tl. Faytoncunun bir faytonu koşabilmesi için en az 8 atının olması lâzım. Her at en az 3-4 milyar lira değerinde. Beş yıl sonra bu atlar ölüyor. Faytoncuların şikâyetleri, isyanları Ummana ulaştı ama ne hikmetse üçyüz metre ilerdeki belediyeye bir türlü ulaşamıyor. Yine faytoncuların hazırlamış oldukları projeler kişisel kavga ve çekişmelerden dolayı göz ardı edilerek raflarda bekletiliyor. Ada halkı artık “atlı faytonları” istemiyor. [!?] Pisliğinden bıkmışlar. Adalar Belediye başkanı, faytoncuların ölen atları denize attıklarından dert yanıyor. İyi de kardeşim sana sormazlar mı sen ne iş yaparsın o zaman diye? Aslında nedeni belli. Faytoncuların oy kullanabilen nüfusu aşağı yukarı 1200-1300 kişiye ulaşmış. Yani Adalar’ın duyarsız zenginleri nüfus sayımlarında Adalar’da sayılmayıp, İstanbul’daki evlerinde kendilerini saydırınca, bunların oyu daha da güçlü hale geliyor. Eh, önlerinde hangi siyasi duracak? Zaten seçilmenin yolu faytoncu oylarından geçiyor. Büyükada’nın Sedefadası’na bakan yüzünde at ahırları başlıyor. Sıra sıra. Her yer açık kahverengi at pisliği içinde. İnsanlar onun içinde yürüyorlar. Biraz ilerde solda orman kenarında atçıların kaldığı barakalardan oluşan getto. İnanılmaz bir görüntü. Prefabrik barakaların önünde pantalonsuz çocuklar pislik içinde koşturuyor, ağaçtan ağaca çekilmiş iplerde çamaşırlar asılmış. Bazı barakaların yanında çöp tepeleri. Gelelim Heybeliada’ya, buradaki ahırlar çok daha kötü durumda. İnsanlar buradan geçerken hem gözlerini hem de burunlarını kapayarak geçiyorlar. Adalılar’ın kimisi at pisliği kokusundan muzdarip, kimisi nostaljik buluyor. Ada’dan ayrı kalırlarsa o kokuyu özlüyorlarmış, falan. İnsan nelere alışıyor demek ki? İsteyen istediği şeyi koklasın ama bu hayvanlara yapılan eziyete neden kimse değinmiyor? Atların artık yorgunluktan diz kapakları soyulmuş. Hayvanların dili yok ki şikâyet etsin. İstanbul’un yanında, bu kadar gözler önünde böyle bir trajedi nasıl devam edebiliyor, anlayamadım.

Murat Başbay
4 Nisan 23:24

_______________________________

From: AHMET TORUŞ
Subject: Ahmet Toruş senin bağlantına yorum yaptı.
Date: April 5, 2012 10:50:15 PM GMT+03:00

Ada’nın faytonlarını tartışmadan önce bir durup düşünelim…

 

Ada’nın faytonlarını tartışmadan önce bir durup düşünelim derim. Fayton adanın simgesi mi? Simgesi ise Ada’ya katkıları nedir? (Turizm açısından, sosyal açıdan, hizmet açısından… Fayton sahipleri ne kadar Adalı’dır? Yaptığı işin farkında mıdırlar? (Kullandıkları aracın tarihçesini veya evveliyatı hakkında bilgileri var mı, hiç bundan 50-60 sene öncesinin faytoncuları hakkında (Rum faytoncular) yani bu işin ustaları hakkında, tanıdıkları bilgi aldıkları kimseler mevcut mu? Hangi açıdan bakacağız bu olaya,1) Adalı olarak bakacaksak (hangi Adalı) esnaf mı?
2) 50-60 yıldır Ada’ya gelen yazlıkçı mı?
3) Ada’da çalışan işçi mi? Memur mu?
4) İstanbul’da çalışıp Ada’da yaşayan ve Ada’ya katkı sağlayan işçi, memur, yönetici veya işveren mi?

HANGİSİ?

Fayton bunlardan hangisine yeteri kadar hizmet veriyor!!!

______________________________

Hürriyet,9.4.2012

Mehmet Yılmaz 

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/20303142.asp

[…]

Yönetemiyorsan yasakla! 

TÜRKİYE’de kamu yönetiminin, yönetemez hale getirdiği meseleleri çözmek için sonunda yasaklama yoluna gitmesi yeni bir durum değil. Bu topraklarda Osmanlı’dan beri kamu yönetimi böyle işliyor. Bunun son örneklerinden birini de Büyükada’da yaşıyoruz. Büyükada’nın martıları kadar doğal bir özelliği olan faytonlar yasaklanacak, yerlerine pille çalışan ve golf sahalarında kullanılanlara benzer araçlar konulacakmış!

Gerekçe; atlara iyi bakılmıyormuş, kirlilik yaratıyormuş, faytonlar eskiymiş vs! Kaymakamlıkların ve belediyelerin elinde, böyle durumlarla mücadele etmelerine olanak sağlayacak geniş bir mevzuat var aslında. Atlara iyi bakılmıyorsa, bakılmalarını sağlarsınız, bakmayanları ruhsat iptali dâhil cezalandırırsınız. Kirlilik yaratıyorsa temizlersiniz, kirletmenin önlenmesi için gerekli önlemleri geliştirir, uygularsınız.

Faytonları, halka temiz hizmet vermek için bir program dâhilinde yeniletirsiniz, buna da yetkiniz var.

Bunları yapmak yerine faytonları yasaklamak daha kolay geliyor belli ki. Faytonlar, Büyükada toplumsal kültürünün ve tarihinin ayrılmaz ve olmaz ise olmaz parçalarıdır. Faytonlara dokunmayınız!

______________________________

From: ÖZLEM YÜZAK 
Subject: yazim
Date: April 11, 2012 11:09:34 PM GMT+03:00
To: emine.cigdem.tugay@gmail.com

Cumhuriyet, 11.4.2012
Bilgi Toplumuna Doğru

Özlem Yüzak

Vahşi Kentleşme… Adalar ve Faytonlar…. 

Büyük resmin küçük parçalarından biri bu da… Böyle görmezsek gerçeği anlamamız mümkün değil. Hızlı kentleşme, rant arayışındaki tırmanış, küreselleşmenin değerler zincirinde yol açtığı yozlaşma, siyasetçi baskısı…Yaşadıklarımız bu dörtlemenin ürünüdür çoğu zaman.. Vur deyince öldür misali Türkiye’nin hemen her akarsuyunun üzerine inşa edilmeye çalışılan HES’ler, adım başı yükselen AVM’ler, kentsel dönüşüm adı altında insanların yıllardır yaşadıkları yerlerden adeta sürülmeleri…Hepsi büyük resmin küçük parçaları…

Tabii ki bu rantsal dönüşümden 15 milyon nüfuslu İstanbul’un tam orta yerinde inci gibi duran, üstelik SİT alanı statüsündeki Prens Adaları’nın nasibini almayacak olması şaşırtıcı olurdu. Gelelim konuya…Yakın zamanda medyaya yansıyan tarafı ‘Adaların simgesi faytonların sayısının azaltılarak yerine akülü faytonların konulacağı’ haberiyle oldu. Gerekçe sokakların at pisliğinden yürünmez halde oluşu, atlara eziyet edilmesi, fayton kuyruklarında uzun bekleyişler, fayton sürücülerinin disiplinsizliği.. Yanlış mı? Hepsi doğru. Peki bunlar düzeltilemez miydi? Zor muydu? Peki neden düzeltilmedi? Bunun sorumlusu kim? Adalıların sanal alemdeki haberleşme ağı olan ADALAR POSTASI 7 yıldan beri sıklıkla bu konuyu gündeme getirip sorumluları göreve çağırıyor. Adalar Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği ilgililere dilekçe gönderip yazılı gerekçelerini istiyor… Hatta duyarlı bir Adalı dostumuz Viyana’daki faytonları inceleyip, at pisliklerinin etrafa dağılmasını önleyecek torbalardan örnekler yaptırıp Adalar Belediye’sine götürdü, bizzat belediye başkanına verdi. Ciddi miktarlarda hibe edeceğini söylemesine karşın bir yanıt alamadı. Adalar’daki ulaşımdan asıl sorumlu olan birim İstanbul Büyükşehir Belediyesi. Bir şekilde yerel belediye durumdan dışlanmış durumda. Bu da ciddi bir hata. İstanbul Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) Adalar’daki fayton taşımacılığına ilişkin bir rapor hazırladı. Rapora göre, Adalar’daki faytonlar turistik ve nostaljik araç olması gerekirken toplu ulaşım aracı olarak kullanılıyor.
 Ayrıca fayton ücretleri yüksek bulundu. Atların sağlık, bakım ve beslenme ihtiyaçlarının karşılanmadığına dikkat çekildi.. Atların yüzde 30’nun barınaklardan yoksun olduğuna vurgu yapıldı… 

İşte bu rapor doğrultusunda yeni kararlar alındı.

Yoksa büyük resim başka bir şeyi mi anlatmaya çalışıyor? Yoksa asıl amaç Adalar’ın arka taraflarını, ormanı da imara açmak mı? Bir düşünün; böylece akülü araçlarla her yere ulaşım çok daha kolay hale gelmeyecek mi? Adalar şehirleştirilmek isteniyor dostlar. Asıl amaç bu. 2 yıl önce bizzat Başbakan Recep Tayyip Erdoğan beraberinde ünlü müteahit Ali Ağaoğlu’yla gelip motorlu bir araçla Büyükada’yı dolaşıp turizm merkezi ilan etmemiş miydi? Şimdi sıra planların aşama aşama uygulamaya sokulmasında… Bezdirme, bıktırma, sürece yayma, dinleyip bildiğini okuma… Hepsi var planda… Akülü araç ise sadece bir başlangıç. Düşünün bir… Akülü araçların sayısı arttıkça trafiği kontrol altına almak için trafik lambalarının yerleştirileceğini, akülü araçların bir noktadan sonra motorlu araçlara dönüşeceğini… Çam ormanlarının arasında lüks sitelerin inşa edileceği bir dönem bekliyor bizi…Yetkililer şimdi bu sözleri duysalar gülüp geçerler… Ama gözlerimizin içine baka baka da bildiklerini yaparlar. Örnek mi? Büyükada’nın tam da merkezinde sahile inşa edilen kaçak Lido inşaatı. Açılan davalara, mühürlenen inşaata ve yürütmeyi durdurma kararına karşın bitirildi, dairelerin çoğu satıldı bile…

Vahşi kapitalizmin en güçlü örneklerinden biri uygulanıyor yanı başımızda dostlar. Böyle olmasıydı atlarının pisliğini alttaki hazneye tekme atarak caddeye boşaltan, daha fazla turist gezdirip para kazanacağım diye atlarını çatlatarak öldüren, ada halkına kötü davranan “faytoncu terörüne” dur denilip çeki düzen verilirdi… Böyle olmasaydı bisiklet kiralama işi bir kurala düzene bağlanır, onlarca insanın daha ilk kez tanıştıkları bisikletle yaptıkları kazaların hatta can kayıplarının önüne geçilebilirdi.

Evet büyümenin, değişimin önüne geçilemez. İstanbul’un hızlı büyümesinden yanı başındaki Adalar’ın etkilenmemesi söz konusu olamaz. Ancak büyüme kontrol edilebilir, Adalar’ın son derece özgün doğal ve kültürel kimliği korunabilir. Gelen ziyaretçilerin buna uymaları, saygı göstermeleri sağlanabilir. Bu mümkün…

Dünya böyle doğal yerleri korumak için elinden geleni yaparken, motorlu, akülü araçları devreden çıkarmanın planlarını yaparken, onların yerine bisikletleri, atlı arabaları gündeme getirirken bizim tam tersini yapıyor olmamız utanç verici değil mi?

*Meral Okay’a… ‘Ben toprak sevmem, su severim! Beni yaksınlar, küllerimi de götürüp Gökova’ya bıraksınlar…’ demişti sevgili Meral Okay. Sonsuzluğa uğurlanırken bile saldırı durmadı dinci sitelerde. O, omuzlarda Zincirlikuyu’da toprağa verilirken ben Gökova’nın mavi sularına bir demet kır papatyasını bırakıyor olacağım. Bu ülkeye kattıkların için teşekkürler sevgili Okay…

______________________________

From: EMEL OKTAY
Subject: !
Date: April 11, 2012 2:37:41 PM GMT+03:00
Hemen konuya girmek istiyorum. 08.04.12 Pazar günü Heybeliada’daydım. Hava gezmek için harikaydı ama ben ve arkadaşlarım o gün ızdırap oldu fayton atlarını gördük ve yıllardır faytoncularla konusuyoruz bu BU YARALI BAKIMSIZ ATLARIN, İNSANLAR EĞLENSİN DİYE BU ACINASI KÖLELİKLER NEDEN? Cevapları biz çok iyi biliyoruz. Sadece koca bir YALAN! Turistler çok mu memnun sanıyorsunuz onlar bu atların bu perişan hallerinden hiç memnun değil! LÜTFEN BU ACIMASIZLIĞA BİR DUR DEĞİN ADALAR’A BU PERİŞANLIĞI GÖRMEYE DEĞİL BİRAZ RAHATLAMAYA GİDELİM. Yazık o atlar o kadar eziyete yorulmaya kırbaçlanmaya layık değil lütfen biraz empati yapın ve duyarlı olalım!

______________________________

Radikal, 15.4.2012
Melisa Kesmez 

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1084968&CategoryID=82 

‘Faytonlar adadan giderse ne yazlıkçı gelir ne de turistler’ 

Adalar’da atlı faytonların yerini ‘akülü’ olanların alması kararı hem Adalılar hem de İstanbullular tarafından tartışılıyor. Faytoncular ve esnaf, akülü faytonların turistleri kaçıracağı görüşünde. 

İstanbul bu, ne kadar sevsen de, ölüp bitsen de aşkından, an gelir şurana basar, nefes aldırmaz. İşte o zaman biraz ara vermek gerekir bu gelgitli ilişkiye. İlk fırsatta atlarsın bir ada vapuruna, birkaç çay içimlik zamanda varırsın Adalar’a… Adalar nefestir, mavi gökyüzüyle uzaktan nanik yapar İstanbul’un üzerine çöreklenen hastalıklı sarı renge. Ne korna sesi, ne egzoz dumanı. Adaya bir ayak basmana bakar iyileşmen. Lakin İstanbullu’nun buhranlarına ağaçlı yolları, çam ormanları, uyuşuk kedileri ve fayton sesleriyle iyi gelen Adalar’ın sakin mizacına gölge düşüren bir hadise yaşandı birkaç hafta önce. Ulaşım Koordinasyon Merkezi’nin Adalar’daki fayton taşımacılığının düzenlenmesiyle ilgili raporu üzerine patlak veren olaylar, arkasından çıkan “Adalar’da artık atlı faytonlar kullanılmayacak” haberleri üzerine epey karıştı ortalık. Buna göre, Heybeliada, Büyükada ve Burgaz olmak üzere üç adada bulunan 226 faytonun 86’sı kaldırılacak ve yerine 40 adet elektrikli fayton koyulacak. Karar sahiplerinin gerekçeleri var: Yüksek fayton ücretleri, atların bakımının ihmal edilmesi, barınak sorunu ve çevre kirliliği…

Faytoncular elbette karara tepkili. Çoluk çocuk bu işten ekmek yiyor, başka da iş gelmiyor ellerinden. Esnafsa tedirgin haliyle; kararın Adalar’ın turistik imajını lekeleyeceğini ve günün sonunda bu kararın kendilerine iş kaybı olarak döneceğini düşünüyor. Hem yerlisi hem ziyaretçisi ada sevdalıları ise —son zamanlarda çığırından çıkan düzensizlik yüzünden haklı olarak kararı destekleyenler olmakla birlikte— ada sokaklarında akülü araçların dolaşacağı düşüncesine dahi tahammül edemez vaziyette. Henüz uygulamaya dair bir adım atılmış değil. Karar kâğıt üzerinde bekliyor. “Seçimlere kadar rahatız,” diyenler de var, yarın öbür gün işini kaybetme korkusuyla gözüne uyku girmeyenler de. Konunun muhataplarından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın bir çift sözü oldu mevzu hakkında; faytoncu esnafını mağdur etmeyeceklerini söyleyen Topbaş, esnaf ve vatandaş ne istiyorsa o yönde hareket edeceklerini belirtse de, faytonların azaltılmasına ve yerine akülü araçların getirilmesine karşı çıkanların tedirginliği baki. Konu hakkında herkesin bir fikri var. Peki, bu karar gündeme gelir de, ada sokaklarında bir anda akülü arabalar belirirse bundan en fazla mağdur olacak faytoncular ve ada esnafı ne düşünüyor, sormak icap etti.

‘Çözüm kaldırmak değil’ 
Hüsnü Bey, 1993’ten beri Adalar’da faytonculuk yapıyor. Diyor ki: “Fayton Ada’yla artık özdeşleşmiş bir şey. Faytonsuz bir Ada düşünülemez. Faytonlar giderse ne turist gelir, ne yazlıkçı.” “İşinizden olursanız bir güvenceniz var mı?” diye soruyorum. Cevabı hazır: “Ne yaparız bilmiyorum. Bir güvencemiz yok. Çoluğumuz çocuğumuz bu işe bakıyor. Çoğunluk arabacı burada ailesiyle yaşıyor. Yine de Allah büyüktür.”

Ufuk Bey geliyor yanımıza, “Ben 20 senedir Ada’da faytonculuk yapıyorum,” diyor, başlıyor anlatmaya: “Dedikleri elektrikli sistem gelirse Ada biter. Ne güzelliği kalır, ne anlamı. Eğer bu işi elimizden alırlarsa yapacak hiçbir şeyimiz yok.” “Atların sağlıksız olduğu söyleniyor” diyorum. Sıkıntının Ada’da atlara 7/24 bakacak, sürekli görev başında bir veteriner olmamasından kaynaklandığını söylüyor ve ekliyor: “Herkes kendi hayvanının bakımını üstleniyor. Bilen de var, bilmeyen de. Biz elimizden geldikçe yardımcı olmaya çalışıyoruz herkese. Yine de yeterli değil.”

Zafer Bey, doğma büyüme Adalı. 36 yaşında. 20 yaşından beri bu işi yapıyor. “Eğer yetkililer gelir, düzenli olarak tetkik yapıp sorunları belirlerlerse bir iyileştirme olur. Çözüm faytonları kaldırmak değil,” diyor. Faytonlar gider ve yerine akülü sistem gelirse Adalar’ın özünden çok şey yitireceği konusunda çoğunlukla hemfikir: “Hiçbirimiz akülü araçların gelmesini istemiyoruz. Fayton haricinde bir alternatif burası için abes olur. Adanın doğallığı bozulur. Fayton hem bizim hayatımızın hem de Ada’nın bir parçası. Çoğumuzun güvencesi yok. Gerekirse başka bir iş bulunur elbet, ekmek bir şekilde kazanılır ama iş işten geçmiş, olan Ada’ya olmuş olur.”

‘Muz cumhuriyeti kurmuşuz’ 
Adnan Bey, uzun yıllardır faytonların idari müdürü olarak görev yapıyor. Doğma büyüme Adalı, 50 yaşında. İşin aslını bir de ondan dinliyorum: “Bize Büyükşehir Belediyesi tarafından resmi bir tebligat gönderildi. Buna göre faytonların 86’sının kaldırılması, 40 tane de elektrikli aracın getirilmesi planlanıyor. Topbaş kimseyi zor durumda bırakmayacağız diyor ama nasıl olacak bu? Eğer karar uygulanırsa 86 faytoncu işsiz kalacak. Hepimiz faytonculukla geçinen insanlarız, çoluğumuz çocuğumuz bu işten ekmek yiyor. Akülü araçlar Ada’yı bitirir. 100 yıllık bir tarihi ortadan kaldırmak demek bu.” Atların durumunu ona da soruyorum, sağlık hizmetinin eksikliğinden dert yanıyor: “Biz atlarımıza kendimiz bakıyoruz. Veteriner var ama daha çok köpeklere bakıyor. 24 saat başvurabileceğimiz bir yer yok.”

“Fayton sayısı çokmuş” diyorum, karşı çıkıyor: “Yaz aylarında bu kadarı bile ihtiyacı karşılamıyor.” Peki çözüm ne diye soruyorum, tez elden cevap veriyor: “Elbette sorunlar var. İş onları tespit edip iyileştirmekte. Denetleme yok, yaptırım yok. Denetlemedikten sonra akülü sistem de sorun çıkarır. Muz Cumhuriyeti kurmuşuz burada. Başımızda kimse yok. Gübreyi de yola döküyoruz, kırık arabayla da yola çıkıyoruz. Sonra günün birinde gelip “kaldırıyoruz,” diyorlar. O da tek başına bu işle baş edemiyor. Emniyeti, belediyesi, zabıtası, kaymakamlığı bu işe birlikte el atmalı. 100 yıllık bir tarihi bıçak gibi kesemezsiniz. Faytonculuk biterse, Ada biter. Ada faytondur, bisiklettir, yaya yoludur.”

‘Ne gerekiyorsa yapacağız’ 
Adnan Bey’le konuşurken yanımıza kızı Simge geliyor. 25 yaşında, bankacı. Masadaki kâğıtları gösteriyor: “10 bine yakın imza topladık. Hedefimiz 30 bin,” diyor ve devam ediyor: “Burada bir rant kavgası var ve biz Ada sakinleri olarak bu işten zararlı çıkacağız. Arabalar fazla geliyor diyorlar ama hafta sonu burada araba bulamazsınız yoğunluktan. Faytonculuk Ada hayatının bir parçası. Bir zincirin parçası. Siz faytonu kaldırırsanız, esnaf da bundan zararlı çıkar. İnsanlar buraya faytona binmeye geliyor sonuçta.” Yeni nesil Adalı olarak Simge de bir sistemin eksikliğinden yakınıyor “Özellikle son iki yıldır işbirliği için uğraşılıyor Ada’da. Bir düzenleme gelsin diye. Siz hiçbir kural koymadan, bir sistem getirmeden, bir gün çıkıp “Sen hatalısın, ben bu faytonları kaldırıyorum,” diyemezsiniz. Madem burada bir sorun var, bunun için kurallar koy, bizi de uymaya mecbur et. Yavaş yavaş Ada da İstanbul gibi bir yer olacak bu gidişle. Bunun olmaması için ne gerekiyorsa yapacağız.”

Market sahibi Mehmet Bey de başka bir taraftan bakıyor meseleye. “Önemli olan faytonun kalkması ya da kalkmaması değil, faytonu kullanan kişilerin eğitilmesi. Sonuçta fayton gitsin, yerine akülü araba gelsin, o araçları kullanacak kişileri eğitmedikçe sorun ortadan kalkmayacak, aynen devam edecek. Sorun fayton değil, faytonun üzerindeki kişiler. İnsan yani. Atlar değil,” diyor.

Ezcümle, fayton tıkırtılarının ardında büyük bir fayton sıkıntısı olduğu aşikâr. Görünen o ki, en büyük dert bugüne kadar yetkililerin elini pek taşın altına sokmayıp faytoncuları denetim konusunda kendi “muz cumhuriyetlerinde” bir başlarına bırakmış olması ve bundan mütevellit bir düzen olmayışı. “Biz faytona ne zaman bindik, en son ne zaman” diye içleneceğimiz günler yakın mı bilinmez ama Ada yollarında akülü araçlar tahayyül etmek başımı ağrıtıyor.

100 yıllık bir ada geleneği 
Faytonların ‘artık akülü olacağı’ söylentisi Adalar’da özellikle faytoncular ve turistlerin azalacağını düşünen esnaf arasında tedirginliğe yol açmış durumda. Yaygın görüş, ‘100 yıllık faytonculuk biterse ada da biter’ şeklinde…

______________________________

From: SELÇUK ESENBEL
Subject: FW: Faytonlar tesekkur
Date: April 15, 2012 1:09:09 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Sevgili Çiğdem,
Gene hafta sonu, Adalar faytonlarla ilgili bir mektup döşendim. Daha önceki Cüneyt Özdemir’e idi. Bu hafta Melisa Kezmez’in yazısını beğendim. En azından, gazeteciler, konuyla ilgili insanlar var fark etsinler diye yazıyorum. Size de bir kopya yolladım.
Sevgiler,
Selçuk




From: SELÇUK ESENBEL 
Subject: Faytonlar tesekkur
Sent: Sunday, April 15, 2012 2:04 PM
To: kesmezmelisa@yahoo.com.uk

Sevgili Melisa Hanım,
Radikal hafta sonu nüshasında hazırladığınız Faytonlar Ada’dan Giderse… yazısı için çok teşekkür ederim. Ada’da yaşayan bir sakin olarak, ilk defa hem doğru hem de duyarlı bir yazıyı kaleme almışsınız. Adalar’da fayton ulaşımı eğer faytoncuların da istediği gibi iyileştirme (temizlik/veteriner/faytoncu özlük işleri…) yapılması gereken, son derecede kıymetli bir İstanbul yaşam kültür mirasıdır. Dünyanın her yerinde bu tür motorsuz eski zaman usulü yaşama saygı gösteren yerler Yavaş Yaşam Kentleri adında kıymet kazanıyorken biz bazı çevrelerin, hiç sonuçlarını düşünmeden sadece yeni rant kapılarını açacak ve olan toplum kültürümüzü bozacak motorlu/elektrikli tramvay/finüküler gibi bazı girişimcilere iştah kabartacak önlemleri öne sürmeleri, kaç zamandır mevzuu hakkında gerçek koşulları bilmeyen kamuoyunu yanıltıyordu. Ada sakinleri olsun ziyarete gelen turistler olsun, insanlar, faytonla gezinti ve ulaşımı sevdiği için oradalar. Tramvay veya motorize araca binmek isteyenler veya atları sevmeyenler,  bu tür motorize ulaşımın mevcut olduğu başka yerlere özgürce gidebilir. Bundan 10 yıl kadar önce, faytonların boyanması ve tamiri için uygun şartlarda kredi verilmişti. Arabacılarin yaşam koşullarının iyileştirilmesi, zaten Belediye’nin her gün yıkanmasını eskiden olduğu gibi sağlaması gereken şekilde sokakların tekrar sabahları yıkanması, hatta düzgün kurumsal yapılaşma oluşturulsa, atların dışkılarından İsveç’teki gibi enerji üretimi tesisinin kurulması gibi yapılacak çok güzel şey varken, birileri kolay para kazansın diye motorize araç/tramvay ihalelerinden konuşmak gibi geçmiste kalması gereken bir anlayış. Dünya’da bugün artık modern olmanın, geçmişten geleni düşünmeden bozmak yerine, bozmadan iyileştirme olduğu idrak edilmiştir. Bizde de vakti geldi diye düşünüyorum.
Sevgiler ve saygılar,

Prof. Selcuk Esenbel

______________________________

Subject: trafik canavarı belediyesi’nce ada’ya çıkartılmıştır!
Date: Wed, 4 Apr 2012 13:36:27 +0300
To: ADALAR POSTASI

trafik canavarı belediyesi’nce ada’ya çıkartılmıştır!… 

From: MARAL YILMAZ
Subject: Şu anda adalar belediyesinin yanında park halinde taksi dolmuş beklemektedir
Date: April 4, 2012 12:55:43 PM GMT+03:00


From: MEHMET GÖZGÜCÜ 
Subject: Re: trafik canavarı belediyesi’nce ada’ya çıkartılmıştır! 
Date: April 4, 2012 1:42:46 PM GMT+03:00 
To: adalar.postasi@gmail.com 

ÇOK DEĞERLİ ADALAR POSTASI……………………!
DEMEK ONLAR ADALARIMIZIN O GÜZELİM FAYTONLARINI YOK ETMEK İÇİN BU YÖNTEMİ GELİŞTİRMİŞ OLMUYORLAR MI DİYE SORMADAN GEÇEMİYOR VE HER ZAMAN YANINIZDA OLDUĞUMU BELİRTİP SONSUZ BAŞARILARLA DOLU SAYGIN SEVGİLERİMİ DE BUNLARA EKLİYORUM…………………..
MEHMET GÖZGÜCÜ
 
From: NEZİH BAYRAKTAR 
Subject: Re: trafik canavarı belediyesi’nce ada’ya çıkartılmıştır! 
Date: April 4, 2012 2:01:26 PM GMT+03:00 
 
Daha özensiz çirkin bir adada yaşayacağız maalesef! Bu kadar mı hoyrat yöneticilik yapılır? Bu kadar mı estetikten uzak olunur? Kendimi bu vurdumduymazlık karşısında çok aciz hissediyorum. Biraz güzel örneklere bakılsa yurtdışındaki ne olur sanki… Üzülüyorum ve dünya mirasını korumaya çalışanlara karşı utanmadan bunları bize layık görenlere inat UTANIYORUM!!!
KUSURA BAKMAYIN YÖNETİCİLERİMİZİN KÜLTÜRÜ BURAYA KADAR!!
From: SERAP UZUNLAR 
Subject: Re: trafik canavarı belediyesi’nce ada’ya çıkartılmıştır! 
Date: April 4, 2012 2:04:00 PM GMT+03:00 
 
Ah… Bu da nedir? O zaman sevgili Belediye, anlaşalım seninle… Bu dolmuş sadece yürümekte zorlanacak olan yaşlıları ve yürümesine engel bedensel engeli olanları taşısın. Bu çirkin aracın Ada’ya çıkması üzerine, görev dışı zamanlarda da görevde olmayan görevsizlerin binerek Adalarda fink attığı çirkin araçlardan da 3-5 tanesi eksilsin… Diğer araçlar da öyle zevattı, zerzavattı taşımasın… O zaman bir şey demeyeceğim ben bu beter duruma… Biz trafik istemiyoruz dedikçe, dalga geçer gibi yaptığın bu davranışı mazur göreceğim. Tamam mı? Belediye personeli diye görev dışı zamanlarda araçların hiç biri kullanılmasın ve sayısı da azalsın. Bu çirkin dolmuşu da sadece yaşlılar ve yürümesine engel bedensel engeli olanlar kullanabilsin…
 
From: UGO ANTONIO CORINTIO 
Subject: RE: trafik canavarı belediyesi’nce ada’ya çıkartılmıştır! 
Date: April 4, 2012 2:09:16 PM GMT+03:00 
 
Normaldir… zira Allah’ın vermiş olduğu bütün güzellikleri, tabiat dahil, bozmak için ne mümkünse yapılıyor!!!!! 
Selam ve sevgiler,
Ugo
 
 
From: DENİZ TOPRAK 
Subject: Ynt: trafik canavarı belediyesi’nce ada’ya çıkartılmıştır! 
Date: April 4, 2012 2:57:51 PM GMT+03:00 
 
Bak, gördünüz mü? 
 
 

Sülün Osman 

Vikipedi, özgür ansiklopedi 
Osman Ziya Sülün, (d.1923 ö. 1984) Dolandırıcılar kralı “Sülün Osman” olarak Türk tarihine geçen bir kişidir. Osman Ziya Sülün, 1923’te İstanbul’da doğdu. Adını duyurduğu ilk “işini” 1948 yılında Fatih’te yeni tuttuğu evin sahibini dolandırarak yaptı. 1950 ve 60’lı yıllardaki “işleriyle” ün kazanan “Sülün Osman”, tramvay, Galata Kulesi, kent meydanlarındaki saatler, şehir hatları vapurları gibi kamu mallarını saf vatandaşlara ‘satarak’ ya da ‘kiraya vererek’ efsane haline geldi. Galata Köprüsü’nü satmak üzereyken tesadüfen yakalandı. Ölümüyle ilgili kesin bilgi olmamakla birlikte, polisin tahminlerine göre 1984’te Beyoğlu’nda sürekli kaldığı otelde kalp krizinden öldü ve kimlik taşımadığı için kimsesizler mezarlığına gömüldü. 
 
Demek ki Sülün Osman gerçekten ölmemiş…
 
Sonunda Adalar’ı da satmış birine belli ki. 
 
Alan adam da kafasına göre bina dikiyor, dolmuş çıkartıyor. 
 
Ama uyarmak lazım Adalar’ı satın aldığını sanan adamı, kandırıldığını söylemek lazım. “Adalar senin değil” demek lazım… 
 
“Her kimsen kandırmışlar seni hemşerim, Adalar’ı satın almadın, Adalar senin değil aslında. DUR!”
 
From: HANDAN ALTINELLER
Subject: Re: trafik canavarı belediyesi’nce ada’ya çıkartılmıştır! 
Date: April 4, 2012 4:31:46 PM GMT+03:00 
 
Yazıklar olsun diyorum, ellerim kırılsaydı da oy vermeseydim diyorum, artık Ada’da yaşanmaz diyorum. Vah ki vah.. vah benim güzel Ada’m.. Daha neler gelecek başına kimbilir? İğrenç ötesi…
 
From: CELAL KARACA  
Subject: Büyükada – Taksim seferleri başlıyoooorrrrr… 
Date: April 4, 2012 4:52:00 PM GMT+03:00 
 
Büyükada – Taksim seferleri başlıyoooorrrrr… 
Artık ne söylenir bilmiyorum… Bence TIR veya metrobüs getirmek lazım… Vur dedik ise böyle bir araç alternatif sunulursa çok güleriz… Bu araçla Büyükada-Kartal seferi mi yapılacak?… Veya Büyükada-Taksim seferi mi? Denizde gideni varsa tercihimizdir… Haydi hayırlısı…
From: METİN KARADAĞ 
Subject: Re: trafik canavarı belediyesi’nce ada’ya çıkartılmıştır! 
Date: April 4, 2012 2:24:42 PM GMT+03:00 
 
ADALARDA TOKi BLOKLARI ARASINDA MEKiK DOKUMAK iCiN Mi, LAZIMMIS?
 
From: ŞİRİN KAHRAMAN
Subject: RE: trafik canavarı belediyesi’nce ada’ya çıkartılmıştır! 
Date: April 4, 2012 5:16:11 PM GMT+03:00 
Peki ada olmanın ne özelliği kaldı, bu motorlu araç sayılmıyor mu ? Bence elektrikli çalışıyor diye bunu motorlu araçtan saymayanın bir sağlık kontrolünden geçmesi gerekiyor… Hem göz hem akıl sağlığını kontrol etmek lazım …!!! Çok net açık açık soruyorum kimin bundan ne çıkarı var açık açık söylesin… (söylemeye yürek ister )



From: HABİB KENT
Subject: Re: trafik canavarı belediyesi’nce ada’ya çıkartılmıştır!
Date: April 5, 2012 11:03:41 AM GMT+03:00
Rezalet, önce vapurlarımız sonra bakir koylarımız (çoğuna derme çatma, gecekondu ‘plajlar!??’ kondurulmuş), sonra ağaçlarımız, şimdi de faytonlarımız kim bunlar ya?
 
From: HALUK DİRESKENELİ 
Subject: Re: adalar’da taksi dolmuşun işi ne?…
Date: April 6, 2012 10:27:32 AM GMT+03:00
Tebrikler… Sağolun varolun…
 

 
From: MEHMET GÖZGÜCÜ
Subject: Re: Fwd: adalar’da taksi dolmuşun işi ne?…
Date: April 6, 2012 11:24:36 AM GMT+03:00
ÇOK DEĞERLİ ADALAR POSTASI…………………………………..!
AŞAĞIDAKİ KAYGILARINIZA AYNEN KATILARAK BU KONUYU ANLAYACAĞINA İNANDIĞIM HERKESE İLETİYOR VE SONSUZ BAŞARILARLA DOLU SAYGIN SEVGİLERİMİ DE TEŞEKKÜRLERİMLE KABUL EDECEĞİNİZE İNANIYORUM…………………………………………………………………….
MEHMET GÖZGÜCÜ
From: SERAP UZUNLAR
Subject: ADALARDA ARABA İSTEMİYORUZ…
Date: April 6, 2012 5:12:56 PM GMT+03:00
ADALAR’DA ARABA İSTEMİYORUZ…
Araba severiz vesselam biz
Gelişmişlik göstergesi der bineriz
Parayı bulduk mu bir araçla da yetinmeyiz
İkişer üçer alır ortalıkta gezeriz
Hatta gün gelir suyunu da çıkarırız
Adaları bile arabayla donatırız.
Kim miyiz biz?
Sorulur mu ayıp, haydi bulun siz…!


From: EMİNE ÇİĞDEM TUGAY
Subject: adalar’da dolmuşun işi ne?…
Date: April 6, 2012 9:19:54 AM GMT+03:00
To: Ertugrul Gunay ertugrul.gunay@kulturturizm.gov.tr, ozelkalem@kulturturizm.gov.tr, TC KULTUR ve TABIAT VARLIKLARINI KORUMA GENEL MUDURLUGU kurullardairesi@kultur.gov.tr, belediye@adalar.bel, Belediye Başkanı belediyebaskani@adalar.bel.tr, Baki Ergök bekirergok@istanbul.gov.tr, Derviş Ahmet Set dervisahmetset@istanbul.gov.tr, Ahmet Arabacı adalar@istanbul.gov.tr
Ertuğrul Günay / Kültür ve Turizm Bakanı 
TC KÜLTÜR ve TURİZM BAKANLIĞI 
Atatürk Bulvarı No:29 
Opera 06050 Ankara 
Tel: 0312 311 19 32 
Faks: 0312 311 14 31 
 
TC KTVK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 
KURULLAR DAİRESİ BAŞKANLIĞI 
KÜLTÜR ve TABİAT VARLIKLARINI KORUMA YÜKSEK KURULU 
II. Meclis Binası yanı Ulus Ankara 
Tel: 0312 310 53 64 
Faks: 0312 310 91 12 
 
A. Metin Yıldırımlı / 5. İKTVKK Müdürü 
İSTANBUL 5 NUMARALI KÜLTÜR ve TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KURULU Hobyar Mahallesi Büyük Postane Cad. Eski Sümerbank Binası 
Sirkeci İstanbul 
Tel/Faks: 0212 528 31 13 
 
Bekir Ergök / İstanbul Vali Yardımcısı 
Fevzi Güneş / İstanbul Vali Yardımcısı 
Derviş Ahmet Set / İstanbul Vali Yardımcısı 
İSTANBUL VALİLİĞİ 
Ankara Caddesi, Cağaloğlu 
Fatih 34410 İstanbul 
Tel: 0212 455 59 00 
Faks: 0212 512 20 86 
 
Ahmet Arabacı / Adalar Kaymakamı 
ADALAR KAYMAKAMLIĞI 
Çankaya Caddesi No:44 
Büyükada 34970 İstanbul 
Tel/Faks: 0216 382 60 17 
 
Mustafa Farsakoğlu / Adalar Belediyesi Başkanı 
ADALAR BELEDİYE BAŞKANLIĞI 
Altınordu Caddesi No:21 
Büyükada İstanbul 
Tel: 0216 382 78 50 (dahili 184) 
Faks: 0216 382 67 85 
 
Sami Yılmaztürk / TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Sekreteri TMMOB MİMARLAR ODASI İSTANBUL BÜYÜKKENT ŞUBESİ 
Yıldız Sarayı Dış Karakol Binası Barbaros Bulvarı 
Besiktaş 34349 İstanbul 
Tel: 0212 227 69 10 
Faks: 0212 236 85 28 
 
Saltuk Yüceer/ TMMOB Mimarlar Odası Anadolu I. Büyükkent Bölge Temsilciliği Yönetim Kurulu Başkanı 
TMMOB MİMARLAR ODASI ANADOLU I. BÜYÜKKENT BÖLGE TEMSİLCİLİĞİ 
Rıhtım Caddesi İskele Sokak No:27 
Kadıkoy İstanbul 
Tel: 0216 348 14 05 
 
Arif Çağlar / İAKTVKD Başkanı 
İSTANBUL ADALARI KÜLTÜR ve TABİAT VARLIKLARINI KORUMA DERNEĞİ (İAKTVKD) 
Güzeller Sokak No:30 
Büyükada 34970 İstanbul 

6 Nisan 2011

TC KÜLTÜR ve TURİZM BAKANLIĞI’na,
TC KTVK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ KURULLAR DAİRESİ BAŞKANLIĞI KÜLTÜR ve TABİAT VARLIKLARINI KORUMA YÜKSEK KURULU’na,
İSTANBUL 5 NUMARALI KÜLTÜR ve TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KURULU’na,
İSTANBUL VALİLİĞİ’ne,
ADALAR KAYMAKAMLIĞI’na,
ADALAR BELEDİYE BAŞKANLIĞI’na,
TMMOB MİMARLAR ODASI İSTANBUL BÜYÜKKENT ŞUBESİ’ne,
TMMOB MİMARLAR ODASI ANADOLU I. BÜYÜKKENT BÖLGE TEMSİLCİLİĞİ’ne,
İSTANBUL ADALARI KÜLTÜR ve TABİAT VARLIKLARINI KORUMA DERNEĞİ’ne,

İSTANBUL ADALARI’nda TRAFİK CANAVARININ USULSÜZ SEYRİNE SEYİRCİ KALMAYACAĞIZ! 

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul V Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 25.12.2009 tarih ve 2232 sayılı kararı uyarıncaİstanbul ili, Adalar ilçesinde Motorlu Taşıt kullanımına ilişkin; bütün yolların prensipte yaya yolu olarak belirlendiğine, bu nedenle ilçenin kültür kimliği ve diğer özelliklerinin korunmasının bir gereği olarak Adalar genelinde motorlu taşıt trafiği olamayacağına ve Adalar’ın bu önemli özelliğinin kısmi bile olsa bozulamayacağına,” işaret edilmiştir.

Bu karara uymayanlar hakkında 2863 sayılı kanun uyarınca yasal işlem yapılmasına, karar gereğinin Kaymakamlık ve Belediye tarafından yerine getirilmesine oybirliğiyle karar verildi”ğindendir ki gereğinin gereği gibi yapılması gereğiyle yukarıda 4.4.2012 tarihinde Adalar Belediyesi bahçesinde park halinde fotoğrafı görülen “%100 elektrikli (!) taksi dolmuş”un ivedilikle bağlanarak Adalar’dan çıkartılmasıyla tarafıma bilgi verilmesini önemle arz ederim.

Kaygılarımla,

Emine Çiğdem Tugay
)O(
Türkoğlu Sokak No:26
Büyükada 34970 İstanbul
emine.cigdem.tugay@gmail.com

______________________________

From: SERAP UZUNLAR
Subject: ÇAM KESELİ AĞACIN ÇIĞLIĞI
Date: April 4, 2012 11:58:07 AM GMT+03:00

ÇAM KESELİ AĞACIN ÇIĞLIĞI 

Dalıma yerleşmiş, yuvasını kurmuş böcek
Tepe sürgünlerimi yiyerek;
Hakimiyet kuruyor yavaş yavaş tüm tepelerde
Oysa zafer kazanılmıştı ya sözüm ona çam keselerde
Ey, zafer sarhoşluğuna düşen gafil,
Uyan da bak, yeniden doğuyor böcek, kaldım ben kafîl!!!

______________________________

From: MURAT BAŞBAY
Subject: [SON LİMAN GAZETESİ] ADALAR’DA CİNAYET!
Date: April 5, 2012 12:00:48 AM GMT+03:00
To: SON LİMAN GAZETESİ

ADALAR’DA CİNAYET! 

Adalar’da uygulanmak istenen 1/1000’lik imar planıyla turizm çok büyük bir darbe alacak ve ilçemizin hiçbir özelliği kalmayacaktır. Bu plan adeta Adalar’ı imha planıdır. Türkiye’nin ve İstanbul’un en sakin, en şirin ve en nezih ilçesi olan Adalar’da 2007’den beri oyunlar oynanıyor. Plan değişikliği adı altında Adalar’ın doğal yapısı bozulacak, vahşi betonlaşma nedeniyle çok ciddi sorunlar ortaya çıkacaktır. TC Kültür ve Turizm Bakanlığı Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulu’nun 31.3.1984 tarihli 2234 numaralı kararı uyarınca “Doğal ve Kentsel SİT Alanı Bütünü” ilan edilmiş olan İstanbul Adaları’nın, 1/1000 ölçekli imar planları da henüz ikmal edilmediğinden, doğal ve kentsel dokusunu tahrip ederek elde kalan sayılı kültür ve tabiat varlıklarından Adalar’ın da elden çıkmaması için 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası kapsamında söz konusu projenin gerçekleştirilmesine engel olunması tüm Adalılar’ın görevidir. Bir an önce birleşerek bu plan karşısında ortak karşı tavır sergilemek hepimizin onuru, namusudur. Haydi, pankartlarımızı hazırlayıp meydanlara inelim. Rantçılara, tarih düşmanlarına fırsat vermeyelim.

Murat Başbay
5 Nisan 00:00

 

______________________________

From: DENİZ TOPRAK
Subject: Adalar’da son durum…
Date: April 6, 2012 5:16:46 PM GMT+03:00

Adalar’da son durum…

 

 

 

_____________________________

From: ARİF ÇAĞLAR 
Subject: Seferoğlu dilekçelerine yanıtlar
Date: April 13, 2012 8:06:23 PM GMT+03:00

 

 

Seferoğlu dilekçelerine yanıtlar…

Büyükada’da Seferoğlu adıyla anılan bölgedeki ağır fiziki tahribatla ilgili olarak İAKTVK Derneği’nden 4 Mart 2012 tarihinde 3 kamu kuruluşuna dilekçe gönderilmişti. İlk cevap Kaymakamlık’tan gelmişti ve bunu Engin Damcı açıklayıcı bir yazısıyla birlikte ADALAR POSTASI-2681/6 (14.3.2012)‘de yayımlamıştı. Üç gün önce diğer iki adres olan Koruma Kurulu ve KUDEP’ten de yanıt geldi. Bunları ilgili dilekçelerle birlikte ibret-i alem için Adalar âleminin bilgisi olsun diye ADALAR POSTASI’na gönderiyorum. 

Arif Çağlar

İSTANBUL ADALARI
KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI
KORUMA DERNEĞİ
Sayı : 117
Konu: Seferoğlu mevkii topografisinde ağır fiziki tahribat, denizin doldurması ve kaçak iskele
Büyükada, 4 Mart 2012
ADALAR KAYMAKAMLIĞI’na,
İstanbul Adalar İlçesi, Büyükada Nizam Mahallesi, Nizam Cad., 29 pafta, 127 ada, 1 parsel sayılı yerdeki hafriyat ve inşaat faaliyetinin ve sorumlularının yürürlükteki Nazım İmar Planı ve Koruma Bölge kurulu kararlarına uymadığı ve ayrıca Kıyı Kanunu’nu da ihlâl ettikleri görülmektedir.
1. gurup eski eser binanın koruma alanı ve korusunu teşkil eden arazinin topografyasını ağır fiziki tahribatla değiştirerek korunması gerekli olan tabiatı ve tabii halini tahrip ve tadil eden bu eylemin bir inşaat ruhsatnamesiyle yapılıp yapılmadığı hususu ekteki fotoğraflardan da anlaşılabileceği gibi çok şüphe çekicidir.
Dolayısıyla yukarıda adresi verilen arsada derin hafriyat ve kıyının ve denizin işgali ve talanıyla tahribine cüret eden mülk sahibi ve sorumlu fen işleri yetkilileriyle müdahaleye vazifeli kılınmış ancak vazifelerini ihmal eden kamu görevlileri hakkında başlatılacak hukuk safahatına delil ve belge olması amacıyla Kadastro Müdürlüğü’nüzün kıyıdaki kamu malına işgal ve tecavüzü tesbit ederek tarafımıza bilgi verilmesini, ayrıca Kıyı Kanunu 15. maddesi gereğince bu tecavüzcüler hakkında yasal işlemlerin başlatılmasını emir ve müsaadelerinize saygılarımızla arz ederiz.
Arif Çağlar
(Başkan)
 Ek: Dernek mühürlü ağır fiziki tahribat ve kaçak yapılaşmaya ait fotoğraflar
Adres: İSTANBUL ADALARI KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA DERNEĞİ e-posta: adalarkoruma@adalarkoruma.org
elektronik ağ: www.adalarkoruma.org
Güzeller Sokağı No. 30 Büyükada – İstanbul

 



İSTANBUL ADALARI
KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI
KORUMA DERNEĞİ
Sayı : 115
Konu: Seferoğlu mevkii topografisinde ağır fiziki tahribat, denizin doldurması ve kaçak iskele
Büyükada, 4 Mart 2012
İSTANBUL BÜYÜK ŞEHİR BELEDİYESİ 
İMAR VE ŞEHİRCİLİK DAİRE BAŞKANLIĞI                               
KORUMA UYGULAMA VE DENETİM MÜDÜRLÜĞÜ’ne (KUDEP),
İstanbul Adalar İlçesi, Büyükada Nizam Mahallesi, Nizam Cad., 29 pafta, 127 ada, 1 parsel sayılı yerde geçerli SİT kaideleri ve Koruma Kurulu karar ve ilkeleriyle bağdaşmayan ağır fiziki tahribat, kazı ve yapılaşma, sahilin doldurulması ve ayrıca kazıklar çakılarak iskele inşaatı yapıldığı görülmektedir. Kıyı kanunu ve 2863 sayılı kanuna karşı yapılan bu kaçak yapılaşma ne yazık ki Adalar Belediyesi’nin ruhsatıyla ve Kurulunuzun adı ve izni olduğu söylenerek yürütülmektedir.
1. gurup eski eser binanın koruma alanı ve yeşil korusunu teşkil eden arazinin topografyası değiştirilmekte ve korunması gerekli olan tabiatı ve tabii hali tahrip ve tadil edilmektedir. Oysa böyle bir tahribatın bir inşaat ruhsatnamesi ile yapılamayacağı bilinmektedir. Araziyle bütünlüğü olan yanmış 1.gurup tarihi köşk ile doğal çevresinin korunması ve bu korumanın fiilen gerçekleştirilmeden diğer inşaat olanaklarına izin verilmemesi gerektiği halde koruma usul ve esaslarına aykırı olarak koruma alanının talan ve tahribine göz yumulmaktadır.
Arazide öncelikli olarak yapılması gerekli olan işin plan ve projelendirme sırasına göre yanmış ancak restitüsyon ve restorasyon projeleri onaylanmış ahşap köşkle çevresinin imarı olmalıydı.
Derneğimiz tüzüğünde belirtilen amaçları doğrultusunda bu tür uygun olmayan davranışların yakın takipçisidir. Bu nedenle:
Korunmasında söz ve selâhiyet sahibi olmanız itibariyle Adalar Belediyesi marifeti ve yardımlarıyla tarihi ve tabii dokunun yok edilmesine kalkışılan bu fiili durum karşısında kaçak yapılaşmayla kaçak kazıya ve kıyının doldurularak yer kazanılmasına, kazıklar çakılarak iskele yapılmasına, müdahale ve yasal işlemlerin başlatılması hususunu saygılarımızla bilgilerinize sunar, tahribatın durdurulması konusundaki girişimlerinizi derneğimize bildirmenizi arz ederiz.
Arif Çağlar
(Başkan)
Eki: dernek mühürlü fotoğraflar
Adres:
İSTANBUL ADALARI KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA DERNEĞİ
elektronik ağ: www.adalarkoruma.org
Güzeller Sokağı No. 30 Büyükada – İstanbul

 


İSTANBUL ADALARI 

KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI
KORUMA DERNEĞİ
Sayı : 116
Konu: Seferoğlu mevkii topografisinde ağır fiziki tahribat, denizin doldurması ve kaçak iskele
Büyükada, 4 Mart 2012
İSTANBUL V No.lu 
KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA 
BÖLGE KURULU MÜDÜRLÜĞÜ’ne,
İstanbul Adalar İlçesi, Büyükada Nizam Mahallesi, Nizam Cad., 29 pafta, 127 ada, 1 parsel sayılı yerde hava fotoğraflarında görüldüğü gibi sahilin doldurularak arazi kazanılmasına gidildiği, diğer taraftan da kazıklar çakılarak iskelelerin uzatıldığı anlaşılmaktadır. Motorlu araçlar cümlesinden olmak üzere Adalar’da olmaması gereken ağır iş makineleri ve dinamitle müdahele marifetiyle hız ve zaman kazanılarak yapılan kaçak ve ruhsat harici işler, Adalar Belediyesi’nin lojistik destek izniyle bu inşaat mahallinde Büyükada’nın topografisinde ağır fiziki tahribata, denizin doldurmasına ve kaçak iskele yapımına yol açmışır.
Adalar’a Kurulunuzun adı da kullanılarak yapılan bu ağır fiziki müdahale ve tahribatın yasal karşılığının verilmesi konusundaki başvurumuzu dikkate almanızı ve elinizde en son tasdik etmiş olduğunuz inşaat izni ve vaziyet planı örneklerinden birer suretin eksiksiz olarak en kısa zamanda derneğimize posta yoluyla yollamanızı bilgi edinme hakkımıza dayanarak rica ederiz.
Arif Çağlar
(Başkan)
Ek: dernek mühürlü fotoğraflar
Adres: İSTANBUL ADALARI KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA DERNEĞİ e-posta: adalarkoruma@adalarkoruma.org
elektronik ağ: www.adalarkoruma.org
Güzeller Sokağı No. 30 Büyükada – İstanbul

 

 

_____________________________

From: MESUT GÖKBAYRAK
Subject: [BURGAZADA’YA BAZ İSTASYONU İSTEMİYORUZ!!!]
Date: April 6, 2012 6:48:52 PM GMT+03:00
To: BURGAZADA’YA BAZ İSTASYONU İSTEMİYORUZ!!!

BURGAZADA’YA BAZ İSTASYONU İSTEMİYORUZ!!!

Arkadaşlar herkese selamlar. Adalar’da baz istasyonlarıyla ilgili bir mücadele yürütüyoruz. Bu mesajı alan bütün dostlarımdan bir ricam olacak. İ.T.Ü Elektrik Mühendisliği’nde okuyan ya da orada akademik çevrede görev yapan birisiyle görüşmem lazım. Adalar’da kaçak ve yasal prosedürün dışında ki baz istasyonlarını tespit etmemiz lazım ve bu işle İ.T.Ü Elektrik Mühendisliği ilgileniyor. Eğer bir bağlantınız ya da yardımcı olabileceğiniz bir konu olursa nolur haberim olsun. Bu da benim Telefon Numaram: 0554.220.10.40
Tekrardan hepinize teşekkür ederim.
İyi günler…
Mesut Gökbayrak
6 Nisan 18:48
_____________________________
From: ADALAR KENT KONSEYİ 
Subject: DUYURU 
Date: March 22, 2012 8:01:39 PM GMT+02:00 
To: …

DUYURU…

10.04.2012

Değerli Adalılar ve
Adalar Kent Konseyi’nin değerli katılımcı kuruluş temsilcileri,

ADALAR YÖNETİM PLANI İÇİN SİVİL GİRİŞİM GRUBU adıyla oluştuğu iddia olunan bir grup öncülüğünde 25.03.2012 Pazar günü Heybeliada Halki Palas Oteli’nde yapılan “Adalar Yönetim Planı” konulu toplantı hakkında Adalar Kent Konseyi Başkanı olarak yayınladığım yazıya ADALAR VAKFI BAŞKANI HALİM BULUTOĞLU cevabi bir yazı yayımlamıştır. Bu yazıya cevap vermek ihtiyacı içinde olmadan ancak sadece kendileri bir şey yaparsa yaptıklarının doğru ve hayırlı olduğu sanısı içinde bulunan bu şahıslara ve/veya kuruluşlara doğru olan davranışın ne olduğunu ve yaptıkları bütün bu girişimlerin çıkar amaçlı olduğunu bir kez daha anlatma gereğiyle sizleri tekrar bilgilendirmek istedim.

Sayın Bulutoğlu’nun cevabi yazısının ilk bölümünü oluşturan kent konseylerinin kuruluşu ve yasal konumu hakkındaki görüş ve mütalaalarına katıldığımı ifade etmek isterim. Kent konseyleri maalesef Avrupa uyum yasaları doğrultusunda 08.10.2006 yılında aceleye getirilerek çıkartılan 26313 sayılı yönetmelikle belediyeler tarafından kuruluşları yapılmakla görevlendirilen kurumlardır. Gaye, özetle; sivil toplum kuruluşlarının yerinden yönetim anlayışı içinde yönetime katkıda bulunmasını temin etmektir. Ama 26313 sayıyla çıkartılan kent konseyi yönetmeliği tamamen bu anlayışın dışında kurgulanmış ve konsey yapısı belediye başkanlığına bağımlı ve güdümlü bir hale getirilerek konseyde sivil toplum kuruluşlarından ziyade bölge milletvekilleri, il genel meclis üyeleri, belediye meclis üyelerinin de bulundurulmasıyla konseyin yapısı tamamen devlet erki anlayışıya kurumsallaştırılmaya çalışılmıştı. Adalar Kent Konseyi, 2007 yılında bu yönetmelikle hayata geçirildi. Bu ilk toplantının divan başkanlığını da belediye başkanı adına vekili olarak ben yönettim ve bu çarpık durumu da toplantı başında katılımcılarla paylaştım. Sonradan bu yönetmeliğin hatalı olduğu ve kent konseylerinin yapısı içinde bölge milletvekillerinin, il genel meclis üyelerinin, belediye meclis üyelerinin bulunamayacağı ve kent konseyi başkanının da otomatikman, belediye başkanı veya vekili olmasının işin ruhuna aykırı olduğu fark edilerek yönetmeliğin bu maddeleri Danıştay 8. Dairesi tarafından iptal edildi ve yerine 06.06.2009 tarihinde 27250 sayılı Kent Konseyi Yönetmeliği çıkartıldı.

Bu yönetmelikle kent konseyi yapısı biraz daha sivilleşmiş, başkanın genel kurul katılımcıları içinden aday gösterilerek seçilmesine olanak sağlamış oldu ancak kent konseylerinin yaptırım ve icra gücü ihmal edildiğinden muhtar ve etkili hale gelmesi tam anlamıyla temin edilemedi. Kent konseyleri işlevselliği ve hükmî yapısı bakımından belediye başkanlarının iki dudağı arasında bırakılmış oldu. Kent konseylerinin belediyelerle bağları bu esaslar çerçevesinde düzenlenmelidir. Bu yönetmeliğin değişmesi için gerekli çalışmalar tarafımızdan yapılmaktadır ve İçişleri Bakanlığı’na da rapor olarak sunulacaktır.

Bu özet bilgi paylaşımından sonra, Sayın Halim Bulutoğlu’nun gönderdiği yazıyla ilgili ilk düşüncemi şöyle ifade edebilirim: Halim Bulutoğlu bu yazıyı yazmakla benim anlatamadığım bir çok tutarsızlığı ve gizli arzuları çok net ortaya koymuştur, kendisine teşekkür ederim.

Gelelim, Sayın Bulutoğlu’nun kendi ruh hali içindeki saptama ve ifadelerine karşı açıklama ve cevaplarıma;

* Yazısının 7. paragrafında;
“… Adalar’da Kent Konseyi kuruluşuna ilişkin ilk toplantıya Adalar Vakfı vesile olmuştu…” diye yazmış. Şansa bakın ki benim kendisi ve vakıfla ilgili öne sürdüğüm bir tespiti daha başlangıçta itiraf etmiş. Adama sormazlar mı senin Adalar Vakfı olarak ve Halim Bulutoğlu olarak bu işler üstüne vazife mi? Sen Vakfı’nın çalışma ve faaliyetleriyle ilgilensene. Niye uğraşıyorsun üstüne vazife olmayan işlerle. Yoksa bunlardan bazı imkânlar çıkartma arayışımı seni hep bu uyanık işlere yönlendiriyor. Madem kuruluşuna vesile oldunuz, niye yıllardır Kent Konseyi’nde yoksunuz?

* Yazısının 9. paragrafında;
“… Adalarımızda yerel siyasetin son 10 yıldır önemli figürlerinden dönemin Belediye Başkan yardımcısı Bülent Mısırlıoğlu ve Meclis üyesi Ali Tolga, o zaman da Konsey’de en etkili aktörlerdi, 29 Mart 2009 seçimlerinden sonra Belediye yönetimi değişip yeni dönem başladıktan sonra da…” Bulutoğlu bu ifadesiyle ve bu devrik anlatımıyla benim ve Bülent Bey’in Belediye’de görevliyken Konsey’de etkili olduğumuzu ve yeni Belediye yönetimi döneminde de bu etkimizi devam ettirdiğimizi söylemeye çalışmış. Belediye Meclis üyeliği yaparken yeni kurulan bir kurumda etkin olmak işin ruhuna çok uygun bir durum. Ancak ne benim ne Bülent Bey’in Kent Konseyi’nin kuruluşunu yapıp hayata geçirdikten sonra Konsey çalışma ve yönetimiyle en ufak bir ilgimiz olmadı. O süreçte Kent Konseyi Başkanı, Meclis üyesi olan Sayın Adnan Demir idi. Bu husus merak ediliyorsa ona sorulup öğrenilir. Ayrıca yine Vakfınızın yönetim kurulu üyesi olan Sayın Demir yürütme kurulu başkanı olarak sadece ilk toplantıya katıldı ve bir daha Adalar Kent Konseyi’yle ilgili hiçbir toplantıya ve genel kurula katılmadı. Yürütme kurulu iki yıl boyunca bütün çalışmalarını başkansız olarak sürdürdü. Vakfınız da ikinci genel kuruldan sonra bir daha genel kurullara temsilci göndermedi. 29 Mart 2009 seçimlerinden sonra etkili olmaya gelince; Sayın Bulutoğlu bu hususu biraz düşünse herhalde bu satırları bu ifadeyle yazmazdı. Zira; bir insan 10 yıl süreye Belediye Meclis üyeliği ve bu süreler içinde de Belediye başkanvekilliği gibi kamu önünde olan bir görevi yürüttükten ve bu görevlerden fiilen ayrıldıktan sonra, eğer Konsey delegasyonunu oluşturan sivil toplum kuruluşları, muhtarlar, kaymakamlık temsilcileri nezdinde Başkanlık seçimine aday gösterilebiliyorsa, üstelik bu seçimi de yeni seçim kazanmış olan muzaffer bir Belediye Başkanı’na karşı oyların %75’ini alarak kazanıyorsa, demek ki bu insan 10 yıl içinde yüklendiği görevleri tarafsız, dürüst ve adilane yaptığı için her türlü kesimden ve siyasi eğilimden oy ve destek alarak halâ gündemde oluyor, itibar görüyor ve onun ifadesindeki gibi etkin olabiliyor.

* Yazının 10. paragrafında;
“… 29 Mart’tan önce Kent Konseyi, Belediye yönetimi için aykırı ses çıkarmaması gereken bir organdı. 29 Mart’tan sonra ise bu defa yeni yönetime karşı olan bir organ olarak konum değiştirdi,” şeklindeki ifadesiyle okuyanları yanıltmaya çalışarak özetle; 29 Mart’tan önce Belediye yönetiminin bizlerde olduğunu dolayısıyla Kent Konseyi’nin, Belediye’ye karşı problem yaratmadığını ancak 29 Mart’tan sonra ise Sayın Farsakoğlu belediye başkanı olduğu ve yönetim değiştiği için Konsey’in Belediye yönetimine karşı tavır aldığını ima ediyor.

Yine yazısının 16. paragrafında;
“… Vakıflarını (Adalar Vakfı), Kent Konseyi’nde temsilen yönetim kurulu üyesi Teoman Göral’ın bulunduğunu ayrıca Vakfın Başkan yardımcısı Ö. F. Berksan’ın da çeşitli derneklerin temsilcisi olarak Kent Konseyi’nde yer aldığını ve devamla Vakf’ın birçok üyesinin de Kent Konseyi üyeleri arasında olduğunu,” bizzat Halim Bulutoğlu söylüyor. Bunlar doğru sözlerdir zira Yürütme Kurulumuzda da Vakıf üyesi ve sempatizanı kişiler mevcut olabilir, bu demek oluyor ki; Adalar Kent Konseyi, 29 Mart’tan sonra da Adalar Belediyesi’ne karşı tavır alacak bir yönetim oluşumuna sahip değil. Zaten seçim sonucu oluşan Yürütme Kurulu da birleşik bir yapıya sahip değil, üyelerin kişilikleri itibariyle de kimseye taraf olması da karşı olması da mümkün değil. Bence asıl olan, bu ifadeleriyle Sayın Bulutoğlu’nun taraf olduğu ve kendilerinden olmayanı veya güdümünde olmayanı kabullenemediği gerçeğidir. Sayın Bulutoğlu’nu ve onun gibi düşünenleri bu görüşe ve taraf olmaya iten gerçek sebebin, aslında benim şahsiyetimle ilgili bir durum olduğunu düşünüyorum. Zira onların pek hoşlanmadığı yönümün kimsenin adamı olmayacağımın ve güdüm altına alınamayacağımın bilinmesidir. Ayrıca Kent Konseyi başkanlığım süresince Belediye’ye karşı hiçbir menfi tutum içinde olmadım. Ancak Belediye Başkanı şahsıma ve konseye karşı menfi tavır ve tutum içinde oldu ve olmaya da devam ediyor. Bu hususta kimlerin etkisinde kaldığı da belli.

* 12. paragrafta;
“Benim, Kent Konseyi’ne Belediye’nin yer vermediğinden şikâyetçi olduğumu,” mektubumdan öğrendiğini ve devamla “oynamaya gönül olmayınca yerim dar denirmiş, Belediye ellerinde olduğunda yapılanın ne olduğunu merak ettiğini,” yazmış… Bir kere ben şikâyetçiyim diye bir ifadede bulunmadım. İfadem aynen şöyle “Hatta, Adalar Belediyesi’nin —yer yokluğunu öne sürerek Adalar Kent Konseyi’ne, Belediye hizmet binasında yer vermezken— Adalar Vakfı’na binada yer vermesi düşüncelerimizi kuvvetlendirmekte ve bu bağın ilişkisi bakımından da düşündürücü gelmektedir.” Bu ifadeyle o yazımda; bir Belediye, Kent Konseyi’ne yer vermezken bir Vakf’a ve (Akıllı Yaşlanma isimli bir derneğe) nasıl yer verir diye hesap sordum. (Eğer bu konu çok merak ediliyorsa Belediye’den yer talebimize cevap alınmayınca İçişleri Bakanlığı’na yaptığımız şikâyet üzerine İstanbul Valiliği’nden gönderilen 2011-36319 sayılı yazı alınıp okunsun. Yazı Kent Konseyi web siteden de görülebilir). Ayrıca bu konuda cevaben yazdığı “Adalar Belediyesi’nin, Belediye binasında Kent Konseyi’ne yer vermeyip de Adalar Vakfı’na yer açtığı ise hayal ürünü. Sözünü ettiği yer Adalar Belediyesi Çınar Müze alanı ise orası müzenin kullanımında ve Adalar Belediyesi de müzenin kurucu ortağı…” şeklindeki ifadesi de tamamen saptırmadır. Adalar Vakfı’nın bulunduğu yer Adalar Belediyesi’nin uhdesinde olan yerdir, gerisi boş laftır.

* Gelelim “Belediye ellerinde olduğunda yapılanın ne olduğunu merak ediyorum,” sorusunun cevabına;
Adalar Kent Konseyi 14.04.2007 tarihinde kuruldu, o tarihte yürürlükte olan K. K. Yönetmeliği gereği Belediye Başkanı’nın başkanlığında yönetilen bir kurum olduğundan tabiî ki görevde bulunduğumuz bu süre içinde bir sorun yoktu. Sorun 29.03.2009 tarihinde Belediye Başkanlığı’na Sayın Mustafa Farsakoğlu’nun gelmesi ve akabinde 06.06.2009 tarihinde değişen Kent Konseyi Yönetmeliği’yle Konsey Başkanı’nın üyeler arasından seçilmesiyle başladı. Konsey Başkanlığı’nı bizzat Belediye ve Adalar Vakfı tarafı elde edemeyince Kent Konseyi, Belediye’ce yok sayıldı, tamamen dışarıda tutuldu. Ne bütçeden ödenek verilmesi, ne yer tahsisi, ne sekretarya hizmeti sağlanması, ne de Konsey genel kurulunda alınan ortak görüşlerin Meclis gündemine alınıp değerlendirilmesi gibi yönetmelik gereği sağlanması ve yapılması mecbur tutulan konular Adalar Belediyesi tarafından yerine getirilmedi. Sayın Bulutoğlu bu durumu sanki bilmezmiş gibi akıl karıştırmaya çalışıyor. Ayrıca Belediye Başkanı’yla olan yakın ilişkisi ve bağı ve menfaatleri Bulutoğlu’nu, Kent Konseyi’ne karşı olmaya mecbur ediyor ve devamlı olarak Konsey’in etkisizleştirilmesi için gizli açık gayretlerini esirgemiyor. Ancak unutmasın ki Adalılar neyin ne olduğunu gayet iyi biliyor.

* 13. paragrafta;
“Kent konseyleri, yerel yönetimle birlikte çalışması gereken sivil yapılar. Bu uyum olmazsa istense de başarılı olunamıyor. Kent Konseyleri’nin icra faaliyetleri ancak yerel Belediye’yle birlikte gerçekleşebiliyor,” diye görüş bildirmiş. Bu yönetmelik gereği olan bir durum. Ancak bunu belirtmekteki kastı; Belediye’nin istemediği ve söz sahibi olamadığı bir Kent Konseyi yönetimi oluşursa uyum da, uygulama da olmaz. Bu tespiti belirtip devamındaki 14. paragrafta; “İşte bu nedenle; 2011 yılında yapılacak Kent Konseyi genel kurulu öncesi, Ali Tolga’yı telefonla arayıp dostça bir uyarıda bulunmuş ve yeni dönemde başkanlığa aday olmayacağını duymuştum, ama fikrini değiştirmişsin. Gel bu fikrinden vazgeç, gereksiz bir inat yüzünden iki yıl kaybedildi, bir iki yıl daha kaybedilmesine izin verme. Geçen dönemin etkin siyasi aktörlerinden biri olarak senin aday olman zaten yanlıştı, gel bu yanlışta ısrar etme,” dediğini yazıyor. Doğrudur, bana böyle bir telefon açma ihtiyacında bulundu ve konuşma içeriği aşağı yukarı yazdığı gibi gerçekleşti ama bana konuşmanın sonuna doğru “Sen Adalar’ın önünü tıkıyorsun,” dediğini ya unuttu ya da atladı. Ben de kendisine “Adalar’ın önünü tıkayan iki şey var, biri Adalar Vakfı diğeri de sensin,” diye cevap verdim. Ben önceki yazımda aramızda geçen bu konuyu bilerek aktarmadım, onun yazdığı iyi oldu. İyi oldu çünkü orada veremediği cevapları belki şimdi verir.

Şimdi ben Sayın Bulutoğlu’na soruyorum;
Benim için söylediğin “Geçen dönemin etkin siyasi aktörlerinden biri olarak senin aday olman zaten yanlıştı, gel bu yanlışta ısrar etme,” uyarını bana yapma gereğini gördün de yasa ve yönetmelik gereği başkanlığa aday olmaması gereken Belediye Başkanı M. Farsakoğlu’na aday olmaması için neden uyarıda bulunmadın? Ya da neden cesaret edip Adalar Vakfı’ndan birini her iki seçim de de karşıma Konsey Başkanlığı için aday göstermedin veya sen aday olmadın? Herkes tarafından malum olduğunuz sebebiyle kazanamayacağınızı bildiğin için mi? Ayrıca, benim başkan olmamın sence veya sizlerce mahsuru nedir? Benim yetersiz olduğumu mu, taraf olduğumu mu düşünüyorsunuz? Yoksa kontrolümün zor olduğunu mu biliyorsunuz? Ben Ali Tolga olarak Adalar’ın önünü ne şekilde tıkıyorum, bu kanaate nasıl ve hangi sebeple ve hangi veriyle vardın? Acaba Ali Tolga olarak Adalar Vakfı’nın faaliyet alanı dışı çalışmalarının mı önünü tıkıyorum. Adalar Kent Konseyi ile Konsey’e kimin başkan olup olmayacağı seni neden bu kadar ilgilendiriyor? Sen 10 senedir Ada’da var olan bir kişi olarak kimin başkan olup olmayacağına karışma hakkını kendinde nasıl görüyorsun? Bu gücü nerden alıyorsun, arkanda kim veya kimler var? Benim veya benim yapımda birinin Konsey’e başkan olmasını istememen veya istememeniz, menfaati Ada için diye diye planladığınız ve duyurduğunuz bazı işleri açığa çıkartır diye mi? BÜTÜN bu soruların cevabını o zaman alamamıştım, belki bu vesileyle verirsin… ama bu soruların bence tek cevabı var… O da Ali Tolga’yı güdümünüzde tutamayacağınızı iyi bilmeniz. Benim yerime, Belediye’nin ve bağdaşık Adalar Vakfı’nın güdümüne girecek bir başkan bulma ve yönetim oluşturma düşüncenizi zaten Ada’da bilmeyen yok. Kent Konseyi Başkanlığ’ını ve yönetimini ele geçirme ve meydanı boş bularak istediğiniz gibi at koşturma imkânını ben varken yakalayamayacağınızı iyi biliyorsunuz.

* Diğer yazdıklarına ve bilhassa 25 Mart 2012 tarihinde Halki Palas Oteli’nde yapılan meşum toplantıyla ilgili yazdığın boş methiyelere bire bir cevap yazacak değilim. Benim burada ortaya koymaya çalıştığım ve anlamak istediğim husus; Adalar Vakfı, kuruluş amacı doğrultusunda faaliyet gösterirken, Halim Bulutoğlu’nun 2003 yılından itibaren yönetim kuruluna dahil olmasıyla Vakf’ın kuruluş gayesi olan “Adaların Tabii ve Tarihi Değerlerini Koruma ve Turizmi Geliştirme” amacından farklı olarak birden Adalar’ın imar planlaması, Adalar’ın yönetim planlaması, Adalar’da yaşam konularında çalışmalar yapılması, Adalar Belediyesi için stratejik plan hazırlanması işlerine girilmesini nasıl izah ediyorsunuz? Sitenizde yayımlanan 15.06.2003 tarihli Adalar Vakfı Bildirgesi’nde tek tek maddelenen 10 yıl sonraki Adalar’ın ne şekilde olması gerektiği yönündeki çalışma ve hedeflerden hangilerine ulaştınız? Bu hususlarda Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bilgi ve rapor sunuyor musunuz? Bugün Adalar’ın 2014 yerel yönetiminin nasıl olması gerektiğinin planlanmasına nasıl ve niye gelinmiş olduğunun cevabı nedir. Ben bu sorularımın cevaplarını biliyorum, bilmeyen ve öğrenmek isteyenler www.adalaryonetimplani.org sitesinden öğrenebilirler. Bu sitedeki bilgilerin bir kısmını buraya alıntı yapıyorum. Sitede alttaki giriş yazısının devamında Halim Bulutoğlu Bey’in konuyla ilgili açıklamalarını da bulabilirsiniz. Böylece “Bir Sivil Girişim Grubu” diye tanımlanan ve takdim olunan girişimcilerin kim ve kimler olduğunu anlarsınız.

Adalar Yönetim Planı İçin Sivil Girişim Hakkında: İstanbul Adalar bölgesi sakinleri, günlük yaşamlarında hem korunması hem de iyileştirilmesi gerekenlerin farkındadır. Bürokratik yönetim anlayışlarının motivasyon kırıcı engellerinden olsa gerek, Adalar’daki yaşamın iyileştirilmesine ilişkin girişimlere umutla bakılmaz. Çoğu zaman da tanımlanan sorunların çözüm yolları kamuya havale edilir. Bazı sorunların çözümü de dört yılda bir yapılan seçimlerde aranır. Oysa özellikle de Adalar ölçeğindeki yerleşim birimlerinde doğrudan bireylerin katılımıyla oluşturulacak sivil girişimler bu günden başlayarak yaşam alanlarına etkili bir biçimde müdahale edebilir. Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma Kanunu’nun değişen maddeleri nedeniyle Adalar gibi SİT alanlarında merkezi ve yerel yönetimlere bir yönetim planı oluşturma görevi veriliyor. Adalar’ın bugününü ve geleceğini belirleyecek bu planın, kapalı kapılar ardında sadece bürokratlar ve teknokratlar tarafından hazırlanması yerine tüm Adalılar’ın katıldığı ortak bir sivil girişimle yerel olarak oluşturulması gerektiğini düşünüyoruz. Bu kapsamda “Adalar Yönetim Planı için Sivil Girişim” Grubu, İstanbul Adalar Bölgesi’nde mevcut sorunların katılımcı yöntemlerle çözümü için kuruldu ve yol haritası niteliğinde sivil bir yönetim planı oluşturulmasını teşvik edecek bir platform olarak çalışmalara başladı. Amacımız sadece ortaya bir plan çıkarmaktan ibaret değil! Bu sürecin sonunda ortaya çıkacak plana sahip çıkıp, bu çerçevedeki uygulamaları izlemek de hedeflerimiz arasındadır. Grubun ana amacı, Alan Yönetim Planı sürecinin şeffaflığını ve tüm paydaşların katılımlarını sağlamaktır. Ortaklaşılan vizyon ve misyon çerçevesinde mevcut sorunların çözümü için belirlenecek hedeflere yönelik somut faaliyetlerin planlanmasını ve hayata geçirilmesini teşvik etmektir. 


Uzun erimli bir sürecin başında olduğumuz göz önünde tutulursa, bu girişimin benzeri çalışmalar için değerli deneyimler kazandırması dileğiyle…”

Yukarıdaki alıntıdan da anlaşılacağı gibi “Amaçlarının sadece bir plan ortaya koymaktan ibaret olmadığını asıl hedeflerinin ortaya çıkacak plana sahip olup bu çerçevedeki uygulamaları izlemek!! olduğunu,” ifade ediyorlar. Ne diyelim hayırlısı!… Belki kısmet olur da planı da kendileri uygularlar.

* Bulutoğlu, cevaben gönderdiği yazının sonlarında “Eğer (plan) çıkarsa, Adalar Yönetim Planı’nı Adalar Vakfı uygulamayacak. Belediye yönetimi bu planı uygulamalarında rehber olarak kabul edecek. Biz de elimizden geldiği kadar Adalar’ın korunup gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlayacak bu ve benzeri işlere katkı sunmaya devam edeceğiz,” diyor, biz de ne diyelim?… Allah sizden razı olsun! Ve devamında toplantının oldukça verimli ve başarılı geçtiğinden de bahis ediyor. Bakınız ne şans ki, Adalar’ın yönetim planının bütün hatlarını ve uygulama şekillerini Adalar Vakfı ve Sayın Bulutoğlu tespit etmiş ve bu mektupla da Ada kamuoyuna açıklamış oldu. Daha başka ne denir, elinize ağzınıza sağlık. Bir koltuk da Başkan’ın yanına koyun ve Adalar’ı güzelce birlikte idare edin.

* Yazısındaki diğer tutarsızlıklara gelince, ―yalan deme nezaketsizliğini göstermemek için bu ifadeyi kullanmaktayım;
“5366 sayılı kanunun Adalar’da uygulanması için çok uğraştıklarını yine Halki Oteli’nde toplantılar düzenlediklerini ve mektupta bahis edilen bir çok kişiyle birlikte ―sonradan sahtekâr olduğu ortaya çıkan― Eminönü Belediyesi Başkan danışmanının bu toplantıya davet ettiklerini ve bunun hatalı olduğunu kabul ettiğini beyan ederek,” ancak “Bu kişiye Belediye’de odalarının yanında oda verip danışman olarak ortaya salan dönemim Belediye başkanı ve yöneticileridir,” diye yalan yazma cesaretini utanmadan gösteriyor. Adı geçen şahsı Adalar’a getiren ve onun Başkan danışmanı olarak işe alınmasını öneren ve bu hususta Başkan’a baskı yapan bizzat başta Halim Bulutoğu olmak üzere devrin Adalar Vakıf yöneticileridir ―ki yazısında bunu itiraf etmektedir. Bu baskı üzerine Başkan tarafından bu şahsın danışman olarak işe alınması için konuyu Belediye Meclisi’ne getirilmek istenmesine devrin yöneticileri olarak başta ben, Yiğit Uzunhasan, Ömer Çolak ve Bülent Bey karşı çıkmış ve danışman alınmak isteniyorsa Başkan bizzat yetkilidir, konu Meclis’e gelirse ret olunur diye Başkan’ı uyarmış ve bunun üzerine yine Vakf’ın bastırmasıyla Belediye nikah salonunda Adalar Vakfı’nın hemen tüm yöneticilerinin katıldığı ve o şahsın da Divan’da yer aldığı toplantıda Vakf’ın baskıları Adalılar, Sivil Toplum Kuruluşu önderleriyle, Meclis üyelerinin karşı görüşlerinin ağır basması ve malum şahsın maskesinin orada düşürülmesiyle bu konu orada kapanmıştır, bu anlattığımı o toplantıda bulunan Adalılar dünmüş gibi hatırlarlar.

Halim Bey’in diğer saptırması ise söz konusu “Halki toplantısının Adalar Kent Konseyi’ne haber verilmesi işini Heybeliada Gönüllüler Derneği Genel sekreteri ve aynı zamanda Kent Konseyi Yürütme Kurulu yedek üyesi olan Teoman Sunar üstlenmiş ve Kent Konseyi yürütme ve kurucu üyelerini tek tek arayarak bu görevi yerine getirmiştir…” demekte. Bu ifadenin ne kadar doğru olduğuna en dürüst cevabı Teoman Bey verecektir. Teoman Bey sadece beni arayarak bir toplantı düzenlendiğini ve bu toplantı için konsey delegasyonuna çağrı iletilmesi için mail adreslerini alıp alamayacaklarını sormuş ve ben de Mürsel Hanım’la görüşür ona bilgi veririm diye cevaplamıştım. Bu konuşma da ne ben, ne Kurul üyelerine sözlü bir çağrı olmamıştır. Ayrıca Yürütme Kurulu üyelerine tek tek sormamla kendilerine hiçbir çağrı iletilmemiş olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca hangi gayeyle yapıldığı meçhul olan ve toplantıya katılanların çoğunun Ada dışından geldiği bir toplantı bizim ilgi alanımız olmayacağı gibi Kent Konseyi çatısına taşınmayan bir organizasyon bizce şüpheli, geçersiz ve kötü niyetlidir. Övündüğünüz bu toplantıda Belediye Başkanı Sayın Farsakoğlu’nun katılmasından dolayı rahatsızlık duyulduğu ve eleştirildiğinin, katılanlar tarafından ifade edildiğini de bilmeni isterim.

* 25 Mart Halki Palas Oteli toplantısında, Belediye Başkanı Farsakoğlu’nun Kent Konseyi ve şahsımla ilgili olarak konuştuklarını, Kınalıada merkezli olup internet üzerinden yayın yapan www.ada-gazetesi.com’daki video kaydından dinledim. İnsan tribünlere oynayınca oyununu şaşırırmış. Ne diyeyim Allah, Başkan’a zeval vermesin, başınızdan eksik etmesin… Onu, Ömer Beyin ihtizarına havale ettim.

* Halim Bey son paragraftan önce “Ali bey, Kent Konseyi’nin görevlerini sıralamış ve bunların yasayla verildiğini söylemiş. Sonra da eklemiş: Başka hiçbir kimse ve kurum bu görev alanlarına giren herhangi bir konuda toplantı düzenleyemez, fikir beyan edemez, yorum yapamaz, zinhar çalışma grubu vs kuramaz…” Benim bu şekilde yazdığımı ifade ederek; Ali Bey, Kent Konseyi başkanı değil de, belediye başkanı, ya da kaymakam olsaydı vay halimize, herhalde ağızlarımızda bantlarla dolaşmak zorunda kalırdık diye de konuyu bağlamış. Halim Bey’in yaptığı bu üçüncü saptırma, yanıltma, doğrusu ona yakışmış.

Değerli Adalılar,
Yazdığım yazının doğrusu ve aslı aynen şöyledir: “… Kent Konseyi Yasası ve yönetmelikleri hatırlatılarak devamla —Bu bakımdan; Sözde Sivil Girişim Grubu’nca ilan olunan toplantının Ana Başlığını ve gündemini oluşturan konular, KENT KONSEYİ’NİN GÖREVLERİ İÇERSİNDE bulunup bu konularda toplantı talep edilmesi sadece Kent Konseyi katılımcı kurum ve kuruluşlarınca istenir ve Yürütme Kurulu’nca hazırlanan gündeme alınarak görüşülür. Bunun dışında hiçbir STK, Dernek veya Vakıf’la bu örnekteki gibi Sivil Girişim Grubu adıyla oluşan bir oluşum, Kent Konseyi görevleri arasında bulunan konularda toplantı düzenleyemez, düzenlenene de katılamaz. Saptırma, kandırma, yanıltma, uyutma ve uyutarak yönetme bu beylerin ihtisas alanı, bu alan benim tarzım pek değil. Ayrıca, dürüst de değiller, benim halisane düşüncemi yazının devamında sunmuyor. Devamla şöyle yazmışım: “Ayrıca; Kent Konseyi Başkanı olarak her vesileyle; sivil toplum kuruluşlarının yerinden yönetim anlayışı çerçevesinde görüşülmesini istedikleri herhangi bir konuyu Yürütme Kurulu’na bildirmeleri halinde gündeme alınacağını ve bunu öneren STK’nın başkanı veya katılımcı temsilcisini Divan Heyeti’ne alarak toplantıyı bu anlayış içinde yürüteceğini ifade etmiş biri olarak, bu yapılanları kasıtlı ve alternatif arayışlı bulduğum düşüncesini sizlerle paylaşmak isterim…” söylediğim de yazdığım da bu.

Şimdi Halim Bulutoğlu’na son bir hatırlatma: 2008 yılında Adalar Vakfı olarak Belediye Meclisi’nden geçirmek istedikleri Adalar Kent Müzesi projesi için Belediye Meclisi’nin iktidar ve muhalefet kanatlarında bulunan hemen tüm Meclis yapısının Adalar Vakfı’nın bu projesine sıcak bakmadıkları ve hatta bazı üyelerin bu projeye başka nedenlerden güvenmedikleri bir süreçte Meclis üyeleri Ali Tolga ve Bülent Mısırlıoğlu olarak, bir konuyu bilmeden peşin hükümle ret etmenin doğru olmayacağı ve bir projeyi hayata geçirmeye çalışan bir kuruluşu en azından dinlemek ve öyle karar vermenin doğru olacağı düşüncesiyle Meclis üyeleri arkadaşlarımızın da onayını alarak, H. Bulutoğlu’nu Meclis toplantı gününde ve birkaç saat önce Meclis salonuna konuyu detaylı olarak Meclis üyelerine anlatması ve sorularımıza cevap vermesi için davet ettik. Ben, Bulutoğlu’nu kürsüye yanıma davet ederek konuyu anlatmasını rica ettim, Meclis üyeleri çeşitli sorular yönelttiler oldukça uzun bir toplantıdan sonra Halim Bey’i yolcu ettik. Ben arkadaşlarıma hitaben Adalar Vakfı’nın bu projesini Meclis olarak kabul etmemiz doğru ve hakkaniyetli olacaktır diye görüşümü ifade ettikten sonra Bülent Mısırlıoğlu da aynı görüşte fikirlerini söyledi ve öğleden sonra yapılan Meclis oturumunda 2.609.915TL bütçeli 2010 Ajansı’ndan proje bütçesinin %60’ını talep ettikleri Müze-Taş Mektep projesi oy birliğiyle kabul edildi. İşte yaklaşık 4 sene evvel hiçbir kimsenin, görüşün ve fikrin tesirinde kalmadan genelde Adalılar’ın sıcak bakmadığı bu Vakf’a ait müze projesinin Belediye’den geçmesini, bugün beğenmedikleri o Meclis yapısı ve B. Mısırlıoğlu- A.Tolga ikilisinin gayretleri hayata geçirdi. Halim Bey o günleri şimdi hatırlamaz, geçmişe vefa duymaz, planlarının ve menfaatinin doğrultusunda yoluna devam eder.

SONUÇ OLARAK: 25 Mart 2012 Pazar günü Halki Palas Oteli’nde bir Sivil Girişim Grubu tarafından organize edildiğini ifade ettikleri ancak Adalar Vakfı’nın gündemi ve çok daha önceki yıllarda açıklamış olduğu öngörüleri ve planlamaları doğrultusunda yapılan bu toplantıyla ilgili olarak 23 Mart 2012 tarihinde yayımlamış olduğum yazının son satırına kadar sahip çıktığımı bildiriyorum. Toplantıyı düzenleyenler, yapanlar ve sahip çıkanlar ne derse desinler, bu toplantı Adalar Kent Konseyi ve katılımcı temsilcilerinden kasıtlı olarak kaçırılmış bir toplantıdır. Bir grubun, Adalar’ın geleceğine sahip çıkma, Adalar’ın gelecek yönetim planını oluşturma gibi bahanelerle kendi ideolojileri ve çıkarları doğrultusunda toplantılar düzenlemesinin, bir çeşit toplum mühendisliği yapmasının, savunulacak hiçbir yönü olmadığı gibi Adaları ilgilendiren bir konuda Adalar Kent Konseyi’ni devre dışı tutarak toplantı düzenlemek, doğru olmayan, kuşku yaratan ve yasal hiçbir sonuca ulaşması mümkün olmayan bir duruma neden olmaktadır. Bu saatten sonra söylenen sözler, hiçbir kanaati değiştirmez. Bu toplantıyı düzenleyen zihniyet iyi niyetten yoksun olduğunu göstermiş adeta deşifre olmuştur. Kendi ellerinde ve inisiyatiflerinde olmayan ve gizli planları için kullanamadıkları Adalar Kent Konseyi’ni dışta tutma gayretlerini Adalılar çok iyi değerlendirecektir. Israrla her yerde ve her zaman söylediğim hususu bir kez daha tekrar ediyorum, böyle bir toplantıya gerek duyuluyorsa bu toplantı Adalar Kent Konseyi çatısı altında yapılmalıdır. Bunun aksini çeşitli bahaneler ileri sürerek anlatmaya çalışmak tüm Adalıları kandırmak, aptal yerine koymaktır. Bir yerde Kent Konseyi yasa ve yönetmeliklere uygun olarak kurulmuşsa, seçimle göreve getirilmiş Yürütme Kurulu ve Başkanı varsa. Yasalara ve hemşerilik bilincine sahip ve saygılı olan herkes yapmayı düşündüğü çalışmaları gizlemeden, saptırmadan bu Konsey’in çatısına taşır. Bunları yapmayan ve üstüne bu davranışlarına kılıf uydurmaya çalışanların ya gizli gündemleri vardır ya da emelleri farklıdır.

Ve son olarak Halim Bey’in merak ederek yazısında sorduğu, “Kent Konseyi var da bugüne kadar ne yaptınız?” sorusunun cevabı olarak: Adalar Kent Konseyi’nin benim başkanlığımda ikinci dönemi 26/07/2011 tarihinde başladı. O tarihten bugüne kadar geçen 9 ayda Adalar Belediyesi’nin maddi manevi bütün engellemelerine rağmen, sekretaryası olmadan, bütçesi olmadan, yeri yurdu olmadan —yapılan harcamalar Yürütme Kurulu’nca karşılanarak— ekte sunduğum çalışmalar hayata geçirilmiştir. Ayrıca Kent Konseyleri icra organı olmamasına ve yönetmelikle yaptırım gücü verilmemesine rağmen yapılan yanlış ve hatalı iş ve işlemlerle Ada Halkı adına mücadele etmek için gerekli çalışmalar da kurulumuzca yapılmıştır ve yapılmaya da devam edilecektir. Merak edenlerin bilgisine sunulur.

Ali F. TOLGA
Adalar Kent Konseyi Başkanı

* * *

ADALAR KENT KONSEYİ’NİN (unutmalar saklı olarak önemli) FAALİYETLERİ: 

1) Belediyece yapılan kaldırım ve bordür yapım işi harcamaları için bu hizmetten yararlanan gayrimenkul sahiplerine tahakkuk ettirilen katılım payı uygulaması genel kurul gündeminde görüşülerek konu hakkında alınan ortak görüş belediye meclisine gönderildi.

2) 30.01.2011 tarihli genel kurulda Adaların Sağlık Sorunları gündemde görüşülerek, oluşturulan ortak görüş gereği için belediye meclisine gönderildi.

3) 2011/ Ağustos ayı başında İstanbul Valiliğinden alınan randevu ile yeni seçilen kent konseyini takdim etmek ve belediye ile olan durumları bizzat arz etmek üzere İstanbul Valisi sayın Hüseyin Avni Mutlu ile görüşüldü.

4) Büyükada 21 ada 27 parsel de yapılan (LİDO) inşaatlar ile ilgili kamuoyunda oluşan ve kurulumuza iletilen tereddütler ve olumsuzluklar üzerine Adalar Kent Konseyi Çevre Çalışma Grubu tarafından idari mahkemede Dava açılmıştır.

5) Adalar Kent Konseyi Çevre Çalışma Grubu tarafından, Büyükada Çarşı ve iskele etrafındaki dükkanların önüne konan plastik kaldırım döşemeleri için kurula yazı yazılmıştır. Kurul izni alınıp alınmadığı sorulmuş ve bu hususun düzeltilmesi sağlanmıştır.

6) Büyükada Belediye Zabıtası önünde saat kulesinin yanında konuşlandırılan HSBC bankasına ait bankamatik için kamuoyu reaksiyonları göz önüne alınarak durumun yasal mevzuatını sorgulamak üzere Anıtlar Kuruluna yazı yazılmıştır ve neticede Bankamatik kaldırılmıştır.

7) 2011/Eylül ayı genel kurulunda, kamuda kullanılan motorlu araçların fazlılığı konusu gündemde incelenerek, kamuda kullanılan araçların akülü araçlarla değiştirilmesi hakkındaki rapor ortak görüş olarak kabul edilerek, görüşülmesi için belediye meclisine iletildi,

8) 2011/Eylül ayı genel kurulunda, Adalara özgü yaşam koşullarına aykırı ve düzensiz olarak huzuru ve yaşam kalitesini bozacak şekilde konuşlandırılan ve izin verilen seyyar satıcıların kaldırılması hakkındaki rapor görüşülerek ortak karara dayalı kabul olunan rapor belediye meclisine gereği için iletildi.

9) Adalar belediyesi tarafından ihale edilen 2012-2014 çöp ihalesine ait ilan ve dosyadaki hatalar Adalar kent konseyi Çevre Çalışma Grubu tarafından 3.11.2011 tarihinde belediye meclisine iletildi ve ihale iptal edilerek hatadan dönüldü ve belediyenin yeniden zaman kazınılması sağlandı.

10) Büyükada iskele çıkışındaki korkulukların yıkılması nedeniyle halen ilgililer tarafından yapılmadığı ve tehlike arz ettiği gerekçesiyle, yapılması hususunda İst Büyük Şehir Beld.Başkanlığına yazı yazıldı.

11) Adalar 1/5000 ölçekli nazım imar planları için konularında uzman kişilerden kurul oluşturularak planlar incelendi. Planların geneli üzerinde yapılan incelemede tespit olunan müktesep hakların ihlali hususu başta olmak üzere oluşan rapor doğrultusunda süresi içinde İst Büyük Şehir Belediyesine İtiraz edildi. Ve son aşamada Bölge idare mahkemesine dava açıldı.

12) Adalar Kent Konseyi Çevre Çalışma Grubu tarafından Prof. Dr. Ahmet Ercan beyin sunumunda Adalar ve Deprem semineri düzenlendi.

13) Adalar Kent Konseyi Temiz Deniz Çevre Çalışma Grubu organizasyonunda Prof. Dr. Orhan Kuralın sunumunda Temiz çevre adlı seminer düzenledi.

14) 2012/Ocak ayı genel kurulunda, Büyükada ve Heybeliada muhtarlıklarının muhtarlık binası yeri sorunları gündemde görüşülerek Raporu karara bağlandı ve belediye meclisine sunuldu.

15) 2012/Ocak ayı genel kurulunda, Adalardaki temizlik ve çöp sorunu gündemde görüşülerek Raporu karara bağlandı ve belediye meclisine sunuldu.

16) 2012/Ocak ayı genel kurulunda, adalar ve deprem raporu gündeme alınarak görüşüldü , karara bağlandı ve belediye meclisine sunuldu.

17) 2012/Ocak ayı genel kurulunda Kadın Meclisi – Kadın ve Çevre Bilinci Çalışma Grubu tarafında hazırlanan Ekolojik ve ekonomik El emeği Pazar projesi gündemde görüşüldü ve ortak görüşle kabul olunarak gereği için belediye meclisine sunuldu.

18) Adalar Orman İşletme şefliği ile birlikte 18 Mart Çanakkale Şehitleri anısına ağaç dikim etkinliği yapıldı.

19) Bunların dışında Adalar kamuoyu tarafından kurulumuza bildirilen olumsuzluklar incelenerek gereği için Belediyesine ve gerekli makamlara arz ile bildirildi. 20) Adalar kamu oyunun bilgilenmesi için web sitesi yayına sokuldu ve hemen tüm çalışmalar ve yazışmalar orada yayınlandı. Ali F.TOLGA Adalar Kent Konseyi Başkanı

_____________________________

From: BAKİ NEDİM BALTACI 
Subject:
Date: April 6, 2012 10:40:30 PM GMT+03:00

KENAN EVREN’E İTHAF OLUNUR

Annem: “Ev sarıldı evladım,” dedi; “Faşistler mi?” diye sordum. Annem “yok sivil, asker, polis,” diye cevapladı. Yatağın içinde çıplaktım. Karnımda içindeki iltihabı boşaltmak için direnler konmuştu, burnumda da sonda vardı. Gece yarısı gelen bu ani ziyaret karşısında şaşırmıştık. Devletin beni koruması gerekirken güvenlik güçlerinin gözaltına almaya niyetlenmeleri hiç hoş değildi. Annem “Belki götürmezler yaralısın oğlum,” derken hukukçu olan ablam bağırdı: “Deli misiniz siz, zaten bunlar öldürmek istemedi mi, Nedim’i,” arkasından da “Hemen çatıya saklan,” direktifiyle de beni hareketlendirdi. Göztepe’de üç katlı ahşap bir binada oturuyorduk. Yaptığımız birkaç saniyelik mini toplantı sonucunda saklanmak için en müsait yerin çatı olduğuna karar verdik. Tavan arasındaki bir delikten çatıya çıkarak kiremitlerin üzerine yüzükoyun yattım.Yağan sicim gibi yağmur evin içindeki ayak seslerini duymamı engellemekteydi. Kulağımı kiremitin altındaki galvaniz saça yaslayarak evin içini dinlemeye başlamıştım ki aşağıdan gelen annemin sesi yaşadığım gerilimi de sonlandırmış oldu, “Evladım dama çıkış yok, kiremit aktarırken merdiven kullanırız.” Annemin bu cevabından gelenlerin her tarafı aradıklarını, sıranın çatıya geldiğini anlamış oldum. Burnumda ve karnımda takılı bulunan sonda ile drenin yerlerinden oynamasına rağmen adamlar gidinceye kadar pozisyonumu bozmadan bekledim. Fakat devamlı bu şekilde gerilim içerisinde yaşamam yaralarımın iyileşmesini de geciktiriyordu. İşin kötü olan tarafı legal durumdaydım yani istenildiği zaman avlanılabilecek pozisyondaydım.
1979 yılı Ekim ayında evimden muhtarlığa giderken kurşunlanmıştım. Üç tanesi batın bölgesinde olmak üzere toplam yedi kurşun yarası almama rağmen Numune Hastanesi’nin cerrahi ekibinin iyi iş çıkarması sonucunda yaşamla bağlantımı devam ettirebilmiştim. Prof. İsmail Uman ve öğrencileri saatler süren ameliyatımda karaciğer, mide ve bağırsaklarımı kesip biçerken gösterdikleri maharetle beni yaşama döndürmekle kalmamış,yakınlarımı da çok sevindirmişlerdi. Reanimasyon servisinde ölümle yaşam arasındaki mücadelem devam ederken bir gece yarısı dört kişi odama girerek yattığım şilteyi yana çevirmek suretiyle seruma ve oksijen tüpüne bağlı mekanizmaları yerlerinden çıkartarak yeni bir şok yaşamama neden olmuşlardı. Servis hemşiresinin “Deli misiniz siz buraya giremezsiniz,” diye haykırarak en öndeki katil adayının yüzüne tırnaklarını geçirmesiyle başlayan mücadelesi odaya giren hastane görevlilerinin saldırganları püskürtmesiyle sonuçlanmıştı. Hemşire “Kaçmasın bunlar, polis çağırın,” diye haykırarak personele talimat verirken, saldırganlardan birinin elindeki telsizi göstererek “Gerek yok, biz polisiz,” diyerek kapıya yönelişini kanım donarak izlemiştim. Şeytana sormuşlar “Mesleğin ne?” diye, cevabı kısa olmuş “Şeytanım,” demiş. Acaba bu akşam da eve gelenler şeytanlardan oluşan bir ekip miydi?
İsmail Cem çok iyi arkadaşımdı. İki günde bir ziyaretime gelirdi. O gece de baskından beş saat öncesine kadar bizdeydi. Tabii ki gecenin bu saatinde onu arayamazdım. Ablamın önerisi gayet anlaşılabilinir gibiydi. “Koskoca CHP’nin İl yöneticisisin, sabah ne yap yap İl Merkezi’ne git, basın toplantısı yap, teşhir et bu herifleri göreceksin geri adım atacaklar.” Sonuç olarak onun dediğini yaptım. Ertesi gün değişik yollardan İl Merkezi’ne ulaştım. Biraz sonra il saymanı Faruk Balcı geldi. Durumu anlattım. Çok kızdı, siyasi şube müdürünü aramak için hemen telefona sarıldı. Ben, “Faruk telefonu bırak, önce Bülent Bey’e haber verelim, basını falan da çağıralım,” dememe rağmen o beni dinlemeden ısrarla müdüre bağlandı. Faruk bilgisayar kağıtlarını satan büyük bir firmanın sahibiydi. Daha sonra Türkiye’de ilk defa bu kağıdın fabrikasını da o kurmuştu… Kayışdağı, Ümraniye, İçerenköy’ün önemli bölgelerini içine alan Şerifali Çiftliği’nin sahibinin de torunuydu. Çok sayıda önemli insan danışmanıydı. Deniz Baykal yakın dostuydu. Hemen hemen ilin bütün masraflarını o karşılardı. Partinin güç kaynağı gibiydi. Biri resmi, iki özel olmak üzere üç korumayla dolaşırdı. Haksız da sayılmazdı. Cinayetlerin sıradanlaştığı günlerde CHPliler birbiri arkasına kurşunlanıyordu. Öldürülen Beyoğlu İlçe Başkanı, Pendik Belediye Başkanı’na ilaveten İl Başkanı’nın özel koruması da yakılarak öldürülmüştü. Eyüp Gençlik Kolu Başkanı’nın boynundan vurulmasına benim de yaralanmamı eklersek göreve talip olmanın tehlikeli olduğu bir dönem yaşanıyordu. CHP giderek yalnızlaştırılıyordu. Parti kendi yöneticilerine dahi sahip çıkamayacağı bir konuma getirilmek isteniyordu. Faruk’la Anadolu yakasını temsilen İl’de bulunuyorduk. Aramızda politik bir rekabet olmasına rağmen okul arkadaşlığımıza dayanan bir sevgi de vardı. Faruk gücünü kullanan bir arkadaştı. Gözaltına alınanlar için devamlı o devreye girerdi. Biraz sonra bağlanan siyasi şube müdürüyle on dakikalık konuşmasında devamlı öfkesini seslendiren Faruk, sonunda rahatlamış bir şekilde ahizeyi kapattı. Bana dönerek “Adama dediklerimi duydun, zannedersem bir müddet gelmeyecekler ancak sadece o kadarını garanti etti. Durum farklı, senin için bir yerlerden çok sıkıştırdıklarını söyledi,”. Ben lafını keserek Bülent Bey devreye girsin diyecek oldum. Faruk “Saçmalama, iki sefer de onu öldürmek istemediler mi? Bana kalırsa durumunu yeniden gözden geçir.” Evet İl saymanı Faruk Balcı’nın söyleminden çok şey çıkarmam mümkündü. Evime Faruk’un korumalarıyla gidip geldiğim kaotik günlerden sonra Pendik İlçesinde gittiğim bir grev ziyaretinde Adalar Gençlik Kolu Başkanı Mehmet Bölük’le karşılaştım. Bölük, bana “Gel ağabey, seni Ada’ya götüreyim,” diyerek beni misafir etmek istedi. Hemen o akşam gittiğimiz Büyükada hayatımda dönüm noktası olacaktı. Bir müddet gizlendiğim Büyükada’nın sakin ve steril ortamında geçirdiğim günler yaralarımın iyileşmesini de hızlandırmıştı.
Evet, polis kimliğiyle iş tutan cinayet müfrezesinin şahsıma giriştiği ikinci eylem de boşa çıkmıştı. Başka bir deyişle şeytanın mesleğini yapmasını ‘hemşire’ engellemişti. Muhakkak poliste, silahlı kuvvetlerde kendi halkına karşı yabancılaşan bu güçlerin kapsama alanından uzaklaşabilmenin bir yolu olmalıydı ama nasıl?
Baki Nedim Baltacı

_____________________________

From: AHMET TANRIVERDİ 
Subject: FW:
Date: April 6, 2012 11:39:34 AM GMT+03:00

İstanbul’a sevdalı Yunan ve Rum gençlerden “geri dönün” çağrısı 

 

Yunan gazeteci-yazar Aleksandros Massavetas, Atina’da İstanbul-Olmayanların Şehri adlı kitabının tanıtımında yaptığı konuşmada, İstanbul’dan göç eden Rumlar ile Yunan gençleri İstanbul’da yaşamaya davet etti. Değişime direnen ve geçmişe takılan Rumlara eleştiriler yönelten Massavetas, “Zamanın dışında kaldığınızın farkına varın,” dedi. 
Yunanistan’da son yıllarda artış gösteren İstanbul’u ilişkin kitaplara bir yenisi daha eklendi. Bizans, Rum azınlık ve tarihi eserlerini konu alan kitaplardan ayrılan yeni çalışma, geçmişten günümüze İstanbul’a çok yönlü bir projektör tutuyor. İstanbul’da 8 yıldır Yunan ve yabancı medya kuruluşları için haber peşinde koşturan genç yazar Massavetas, bu süre zarfında şehri karış karış dolaşarak edindiği izlenimleri, tarihi bilgiler ve anılarla harmanlayarak, 668 sayfalık İstanbul kitabında okura zengin bir içerik sunuyor. Geçmişte şehrin çok kültürlü yaşamında önemli yer tutan ve bugün sayıları azalan Rum, Ermeni, Musevi, Levanten ve Rus bütün farklı dinden azınlıklara kitabında yer veren Massavetas, günümüz İstanbul’unu oluşturan Türkleri nazara veriyor. Kaybedilenlerden çok günümüz İstanbul’una ve değişen Türkiye’deki fırsatlara yoğunlaşmak gerektiğine dikkat çeken yazar, çektiği fotoğraflar ve şehrin kimliğini ve yapısını ortaya koyan baharat kokulu haritalarla kitabını renklendirmiş.

Atina’daki Pataki Yayınları’ndan çıkan İstanbul-Olmayanların Şehri adlı kitabın tanıtımı, nüfusunun önemli bir kısmını İstanbul’dan göçe eden Rumların oluşturduğu Palio Faliro Belediyesi’nin etkinlik salonunda tanıtıldı. Etkinlikte Atina-İstanbul hattında mekik dokuyan İstanbul kökenli yazar ve akademisyenlerden Herkül Millas, Boğaziçi Üniversitesi’nde doktorasını yapan Haris Theodorelis-Rigas, Atina Üniversitesi’nde doktora öğrencisi olan Nikolaos Nikolayidis ve kitabın yazarı Aleksandros Massavetas birer konuşma yaptı. Etkinlik öncesi müzisyen Sofia Lambropulu kanunuyla dinleyenlere güzel dakikalar yaşattı. İstanbul konulu kısa bir film gösterimi de dinleyenlerin beğenisini kazandı.

GENÇLERDEN DEĞİŞİME DİRENEN RUMLARA ELEŞTİRİ 
Tanıtımda yaptığı konuşmada kendini ‘yeni İstanbullu’ olarak tanımlayan Massavetas, İstanbul’da yaşamayı ayrıcalık olarak gören ve Yunan gençler tarafından oluşturulan yaklaşık 100 kişilik ‘genç İstanbullular kulübü’ kurduklarını söyledi. Ailesinin kökeninin İstanbul’a dayanmadığını hatırlatan Massavetas, “Biz İstanbul’da kalmaya niyetliyiz. İstanbul’da yaşamayı seçtik. Çünkü bizi etkiledi,” ifadelerini kullanıyor. Kitabı hazırlarken sadece Bizans’ı, Rum azınlığı ve kiliseleri yazma hatasına düşmediğini belirten Aleksandros Massavetas, “İstanbul tek yüzlü bir şehir değil. Burada Türkler, Rumlar, Museviler, Ermeniler, Ruslar da yaşıyor,” dedi.Yaşlı Rumların ufku açık gençlerden pek hazzetmedikleri tespitinde bulunan genç yazar, İstanbul ve Yunanistan’daki bir kısım Rumların geçmişe ve hatıralarındaki olumsuzluklara takıldıkları eleştirisinde bulundu. Massavetas, “Bu kişiler zamanın dışında kaldıklarının da farkında değiller,” dedi.

TÜRKİYE DEĞİŞTİ, DİRENEN AİLELERİNİZE RAĞMEN DÖNÜN
Bugünkü Türkiye’nin 1980′ler ve 2003′lü yıllardaki Türkiye’yle âlâkasının olmadığını belirten Massavetas, Türkiye’nin olumlu anlamda çok değiştiğini, açılımlar gerçekleştiğini ve tam anlamıyla bir fırsatlar ülkesine dönüşme yolunda emin adımlarla ilerlediğine dikkat çekti. Türklerin önemli bir bölümünün son dönemde Rumları kucaklayarak destek olduğuna atıfta bulunan Massavetas, Rumlara ve Yunan gençlere İstanbul’a dönmeleri çağrısında bulundu. Massavetas, şunları söyledi: “Rumların Yunanistan’da veya Avrupa’da doğan ve yaşayan çocukları, atalarının ülkesine ve İstanbul’a dönmeleri gerekir. Bir nevi hapiste yaşama anlayışı sona ermeli. Onlara seslenmek istiyorum: Şimdi İstanbul’a dönme zamanı. Bu ufuk açık. Siz İstanbul kökenliler, çok kolaylıkla Türk pasaportu alabilirsiniz. Bu hayalinizi gerçekleştirin.”
Gençlerin Türkiye’ye dönme planlarına en yakınlarının bile olumsuz yaklaşmasının ve direnmesinin mümkün olduğunun altını çizen Massavetas, “Eğer aileleriniz Türkiye aynı, değişen bir şey yok derlerse inanmayın. Kulaklarınızı tıkayın. Biz gençlere Türkiye’deki durumu sorun,” dedi. Türkiye’de fırsatların çok fazla olduğunu söyleyen Massavetas, İstanbul’da yaşayan Rum gençlerin azınlığın kabuğunu kırması ve Türk toplumuna açılması konusunda var olan çeşitli fırsatları değerlendirdiklerini söyledi.
MİLLAS: KİTABI BEĞENDİM 
Zaman gazetesi yazarı Herkül Millas ise “Kitabı beğendim. İstanbullu olmama ve orada doğmama rağmen —ki sık sık İstanbul’a gidiyorum— beni etkiledi. Massavetas, “Hem yabancı hem de 8 yıldır İstanbul’da ikâmet ediyor. Hem yabancı hem de içeriden biri olarak İstanbul’u tanıdığı için bu kitabı kaleme alması önemli bir ayrıcalık,” dedi.
Yaptığı konuşmada,Yunanların İstanbul’a dair yazdıkları kitaplara teknik ve usul açısından eleştiriler yönelten Millas, “Yunanistan’da yazılan bu tip İstanbul kitapları ilgimi çekmiyor. Çünkü belli bir nostaljiyle yazılıyor. Yazarları çocukluk yıllarını bulmak istiyor. Kayıp cennet özlemi ve bir zamanlar ne güzeldi romantizmiyle kaleme alınıyor. Gerçeği ve özü anlamaya engel oluyor. Orada daha çok yazarın duygularını okuyoruz,” ifadelerini kullandı. Bu tip kitapları yazan Yunanlar’da çoğu zaman ideolojik taraflarının ağır bastığını anlatan Herkül Millas, “Bu kitaplarda Bizans’ı, Yunanları, okulları, kiliseleri vs görüyorlar. Ancak İstanbul’un çok zengin tarihini, yönlerini ve diğer halklarını görmüyorlar. Bu kitaplarda daha çok şehrin Osmanlı öncesi geçmişine bir özlem ve romantizm var. İstanbul’un bir yanı okura adeta dayatılıyor,” diye devam etti.
Bu tip kitaplarda tespit ettiği üçüncü yanlış tarzın ise İstanbul’un sadece doğu ağırlıklı tarafıyla gösterilmesi. Kapalı çarşısı ve hamamlarıyla oryantalist bir bakış açısı sergilendiği değerlendirmesinde bulundu.Aleksandros Massavetas’ın İstanbul-Olmayanların Şehri adlı kitabını yukarıdaki hatalara düşmediği için beğenerek okuduğunu anlatan Millas, “Çok dengeli. Ayrım yapmaksızın şehirde yaşayan bütün insanları anlatıyor. Kitap, kozmopolit bir hayatı anlatıyor. Farklı kesimler, birlikte bir yaşamı paylaşıyorlar,” dedi.

_____________________________

Hürriyet, 15.4.2012

Yorgo Kırbaki 

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/20342196.asp

Bir Niko göçtü bu diyardan 

Yosif ve Niko… Heybeliada’nın en sevilen, nevi şahsına münhasır iki kardeşi. Önce Yusuf’u kaybettik şimdi de Niko’yu… Heybeliada artık biraz daha fakir… 

Bugün Ortodoks dünyasının Paskalya Bayramı. Kırmızı yumurtalar, bir zamanlar İstanbul’umda mis gibi kokan sakızlı paskalya çöreği için yazmayı düşünüyordum ki, hemşerim Niko’nun yaklaşık bir ay önce öldüğünü öğrendim.

Niko Alyanak, soyadı gibi yanakları al al olan Niko, birkaç yıl önce aramızdan ayrılan Yosif ile birlikte Heybeliada’nın sembolü iki kardeşti.

Yosif ki herkes onu Yusuf diye bilirdi, bohem bir tipti, iyi içerdi. Keyfe geldi mi piste çıkar oynardı. Gömleğinin düğmeleri yarıya kadar açıktı. Niko daha muhafazakârdı. Kahkahası bile daha ölçülü. Gömleğini yakasına kadar düğmelerdi.

Demirci, su tesisatçısı, bisikletçiydi Alyanak kardeşler. Her zaman nazik, her zaman işlerinin erbabı.

Pazarları Aya Nikola Kilisesi’nde ayin okurlardı. Niko’nun sesi çok güzeldi. İş paydosu iskeleye inerler ya hemen bitişikteki kahvede ya da az ilerde Gürsel Başak’ın lokantasında otururlardı. Türkiye’de olup biteni, Yunanistan’da olup biteni bahse girerim adada en iyi Yosif ile Niko bilirdi.

Tertemizdi evleri. Bulaşıktı, yemekti, süpürmekti bütün işleri bölüşmüştü iki kardeş. Evde kadın yoktu ama üstleri başları temiz paktı. Gömlekler ütülü. Tıraş da sinek kaydı. Aşklarını, gönül maceralarını da hiç duymadım.

Kışın, Atina’ya gelirlerdi, bir hafta bilemediniz 10 gün… Atina’da vakitlerini yine adalıları ziyaret etmekle ya da adalıların mekânlarında geçirirlerdi. Sonra da “E sıkıldık biz burada. Ada bizi bekliyor” deyip dönerlerdi.

Zıt yaratılışları vardı. Birbirlerine takılırlardı hep. Kavga bile ederlerdi ara sıra. /Birkaç yıl önce Yosif göçtü gitti. Tek başına kaldı Niko. Zordu yalnızlık. Buna rağmen yine soba kuruyor, yine musluk onarıyor, yine kilisede koroyu aksatmıyordu.

Heybeliada sakinleri ailesi oldu. Özellikle de sağ olsun ada sakini Taci Bey ve eşi hayırlı evlat gibi baktı Niko’ya.

KAPTAN YASLI ÇALDI DÜDÜĞÜ

Böbreklerinden hastalandı. Diyaliz gerekti. Taci Bey, Niko’yu sırtında taşıyıp iskeleye götürdü defalarca. Durumu ağırlaşınca Balıklı Rum Hastanesi’ne yattı. Doktorlardan izin alıp tekerlekli sandalyeyle de olsa bazı hafta sonları yine de Heybeliada’ya geliyordu. İskelede çayını içiyor, yanaşan vapurları seyrediyordu.

Geçen mart ayında söndü mumu. Adaya götürdüler. İskeleye yanaşırken vapur, kaptan yaslı çalmış düdüğü. Aya Nikola Kilesi’nin çanı cevap vermiş aynı makamda.

Adalalılar, Türk’ü, Rum’u, Ermeni’si omuzlarında taşımışlar cenazeyi kiliseye kadar. Dini ayine katılmışlar hepsi ve sonra mezarlığın yolunu tutmuşlar.

Nevi şahsına münhasır insanlar vardır. Yosif ile Niko da öyleydi. Eminim öbür dünyada yine beraberler, yine aynı evi paylaşıyor, yine birbirlerine takılıyor, yine aynı şarkıları söylüyorlar.

Heybeliada önce Yosif’i şimdi de Niko Alyanak’ı kaybetti. Ada artık daha fakir…

_____________________________

From: SELİN AYGÜN
Subject: hayırlı hırsız!
Date: April 16, 2012 11:32:31 AM GMT+03:00

Hayırlı hırsız! 

Benim ailem ne çok çekti hırsızlardan. Çeşitli şekillerde hırsızlıklar yaşadık… İşyerimize hırsız girdi, bir yerde emaneten duran eşyalarımız çalındı, biz Ada’dayken şehirdeki eve,ş ehirdeyken Ada’daki eve hırsız girdi, arabadan eşyalarımız çalındı… Bazı hırsızlıklar ailemizin hayatının akışını etkiledi, bazıları sadece mahremiyetimize uzanan el olarak canımızı sıktı. Bazı hırsızlıkların faili belli, bazıları meçhuldü.
Ah benim merhametli ailem. Faili belli olanlar için hırsıza acıyıp da hiçbir şey yapmadılar. Bunları neden anlattım? Çünkü son dönemde hayatımıza yine bazı hırsızlık olayları girdi. Ama bu sefer ne babam yanımda, ne annem beni yönlendirebilecek durumda… Kararlar bana ait, vicdan kısmı da bana ait..
Bu hırsızlıktan biri hayırlı bir hırsızlık. Failini bulsam ödül bile vereceğim. Hırsızlığın hayırlısı olur mu demeyin, bakın şöyle oldu…
Ada’daki evimize hastalıklardan dolayı ailem ve dolayısıyla ben bir süre gidemedik. Sonra babamın vefatı… Adadaki ev, en son babamın bıraktığı gibi içim elvermedi gitmeye, hazır değilim diyordum…
Bir gün bir komşu aradı. —Komşularımız durumları biliyor. İletişim bilgilerimiz filan da var neyse ki kendilerinde… Evin bahçesinden birilerinin çıktığını görmüş, şüphelenmiş. Başka bir komşumuza da rica ettim, eve gitti baktı. Cam kırılmış. Evin bir bölümüne girilmiş. Anladım ki bu bir işaret. Ada’daki eve gitmem gerekiyor artık. Hırsız ne mi almış, kap kacak, kıyafet, erzak… Ah be hırsız! Belli ki ihtiyacı var.
Allah kimseyi başkasının malına göz koyacak durumlara düşürmesin!
Ada’daki eve bu hırsızlık sayesinde yeniden gittik.
Başka bir komşumuz dedi ki: Evde birilerini oturtsanız, siz yokken hem göz kulak olur, hem de benim tanıdığım, ihtiyacı olan birileri var, evlerinden çıkartılmış, zor durumdalar…
Velhasıl, komşumuzun bahsettiği yaşlı anne ve yetişkin oğlundan oluşan bu aileyi eve yerleştirdik. Daha eve taşınalı 1 gün olmuştu ki biri gelip “Çıkın buradan, burası bizim artık. Size 3 gün süre,” demiş… Gözdağı vermeye çalışmış!!!
Ne oluyor ya?
Bahsedilen yer devletimiz tarafından onaylı tapusu bulunan, ailemin 70 yıldır yaşadığı ikâmetgahı! Meğerse evi boş gören biri —belki de araştırılıp kolay lokma diye değerlendirildi, hasta ana-babasıyla uzun saçlı tek kızları var ya, sindiririz, korkuturuz, ezeriz düşüncesiyle zaar— çeşitli usulsüzlüklerle tapumuzu iptal ettirmiş.
Hem de taa 2 sene önce…
Eve girmek için fırsat kolluyorlarmış meğer. Hem de anlaşılan o ki, tam da o sene yerleşeceklermiş. Özel mülkiyetimizi, mahremiyetimizi, özel eşyalarımız ve kutsal hatıralarımızı hiçe sayıp.
İşte bu sebepten ‘hayırlı hırsız’ dedim ilk hırsıza. Sayesinde haberdar olduk işte arkamızdan çevrilen filmlerden. Ve yargıya başvurduk! Adalet hepimize lazım.
ADALAR POSTASI’nın geçen sayılarından birinde; Ömer Faruk Berksan isimli hiç tanımadığım zat, ne hikmetse, ne beklentisi varsa, bizim bu davamızı, sanki annem suçluymuş gibi işgalciymiş gibi sanki yerimizi kaybetmişiz gibi kirli sorular yöneltmişti. Hani annemin adını zikredip, Nadire Gönül Atalay Sezer’e —haddini bir hayli aşarak— “işgalci misiniz” diye sorduğu yer işte burası.
Cevap veriyorum. Hayır değiliz. Sizi kandırmışlar. Çünkü TAPU İPTAL DAVASI’nı Yargıtay BOZDU! Hatta o soruların sorulduğu tarihte bile karar bozulmuştu bile. Ailem hırsızlara merhamet gösterirdi ama herkes merhameti hak etmiyor.
Layıklarını bulana kadar devam… Adalete inancım tam.
“Sınavdan atılmak… Sinemadan atılmak… Tiyatrodan atılmak… Maçtan atılmak… Okuldan atılmak… Kabullenemediğimiz bir durumdur.” Peki ya “Ada’dan atılmak… Belki ileride görevden atılmak!…” Adalete inancım tam. Hem hukuki, hem ilahi…

 

_____________________________

From: ERKAN GÜRPINAR
Subject: Büyükadamızdaki kızıl çam ağaçları, tırtıllar yüzünden ayakta ölüyor…
Date: April 16, 2012 4:41:26 PM GMT+03:00

Büyükadamızdaki kızıl çam ağaçları, tırtıllar yüzünden ayakta ölüyor… 

14 Nisan 2012 Cumartesi günü grup halinde yürüyüşümüzde, gördüğümüz manzara bizleri adeta ürküttü, dehşete düşürdü… Hiristos’taki Yetimhane civarı ve Aşıklar Gazinosu çevresindeki çam ağaçlarının büyük bir bölümünü, tırtıl dediğimiz zararlı haşerelerin istila ettiğini gözlemledik… Adeta ağaçlar ayakta ölüyor… Tırtılların yaptıkları el büyüklüğündeki kozalar ağaçların dallarının kurutmuş ve gövdeye doğru inmekteydi… Tüm ormandaki çam ağaçları tehdit altındadır… Bunlarla mücadele için Adalar Orman İşletme Şefliği’nin bu konuda alternatif bir tırtıl türü ürettiklerini ve bu iki yaratığın birbirlerini yok ettiklerini okumuştum… Acaba kazanan taraf zararlı tür mü oldu?… Üç kuşak Büyükadalı olan ailemden annemden öğrendiğime göre: o yıllarda belediye zirai mücadele için adeta seferberlik ilan etmiş… ve Adalı vatandaşlardan yardım istenmiş. Toplanacak her bir koza başına belirli bir ücret tespit edilerek, halkın mücadeleye katılması sağlanmış… Büyükadamızın en büyük serveti olan kızıl çam ormanlarını korumak her bir Adalı’nın görevi olmalı bence.. .ve daha fazla vakit geçmeden Büyükada Belediyesi bu konuda daha titiz bir çalışma içine girmelidir…
Saygılar, sevgiler….
Erkan Gürpınar…

 

_____________________________

Hürriyet, 17.4.2012 

Fatih Çekirge 

Lefter’in sokağını niye böldünüz?

BAHAR rüzgârının martı kanatlarına dolduğu saatlerde buldu beni…
Büyükada’nın Fıstık Ahmet’i.
Ada tarihinin duvarlarına çizildiği lokantasında…
Oturdu masaya “Çok üzgünüz” diye hem anlattı hem de yazdı.
Lefter’in oturduğu sokağa Nurettin Sözen zamanında adı verilmiş.
Bunun için büyük mücadeleler olmuş.
Şimdi baktım, o efsanenin adı sanki bir sokağa yetmezmiş gibi…  Yıllar önce adının verildiği sokağın ismi ikiye bölünmüş.
Yüz metresi ‘Palamut’ geri kalan elli metresi ‘Lefter’ olmuş.
Üstelik Palamut Sokağı tabelasının altında hâlâ ilk törenin yapıldığı gündeki Lefter Sokağı tabelası da duruyordu.
Ben bunu sorunca apar topar Lefter tabelası kaldırıldı. Böylece Lefter Sokağı’nın elli metresi Lefter geri kalan yüz metresi Palamut oldu.
Dün adalıların bana, “Ağabeyimizin adını sokaktan aldılar mı” diye sorması üzerine başlattığım kısa araştırma sonucunda neler neler yaşandı.
Bunların bütün detaylarını daha sonra aktaracağım (Şu anda saat 18.00). Bu kısa değişikliği yapıyorum ve sabah saatlerinde yazdığım yazıya geçiyorum.
Yanımızda, şair Ataol Behramoğlu, Nino Varon, ressam Sali Turan, Berç Toroser, koyu bir ada sohbetindeyiz.
 Sonra Akrep Nalan o tertemiz kalbiyle katıldı aramıza.
Fıstık Ahmet Tanrıverdi’nin, oracıkta bulduğu beyaz bir kâğıda yazdıklarını aynen aktarıyorum: “Meclis üyemiz Nedim Baltacı’nın önerisiyle Palamut Sokağı’nın adı Fenerbahçeli Lefter olarak değiştirilmişti.
Sokak tabelası , Lefter’in de bulunduğu bir törenle çakıldı.
Ancak, 2012’nin 12 Nisan günü sokaklara numarataj yapılırken Fenerbahçeli Lefter Sokağı, tekrar Palamut Sokağı olarak değiştirildi.
Bir Adalı ve GS’li eski bir sporcu olarak…
Bu değişikliği kınıyorum.
Sokağa, futbola, ada’ya sokak hayvanlarına sevgisini vermiş olan ağabeyimizin ismini tekrar sokağa vermelerini hassaten rica ediyorum.”
Evet…
Büyük Ada Lefter’inin sokağını istiyor.
Aslında, bu olayda kesinlikle bir kötü niyet olduğunu düşünmüyorum.
Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın da böyle bir karar aldığını sanmıyorum
Olsa olsa bir dikkatsizlik var. Ve muhtemelen düzeltilecektir.
Ama o kadar göz göre göre yapmışlar ki…
Palamut Sokağı tabelasını, Lefter Sokağı tabelasının üzerine çakmışlar.
Bu yüzden de Adalılar daha çok üzgün.
Fenerbahçelisi, Galatasaraylısı, Beşiktaşlısı ağabeyleri Lefter için Kırgınlar.
Ve o sokağın önünden geçtikçe daha da kırılıyorlar.
Futbolunun zirvesindeyken bile adadan ayrılmayan Lefter o kadar çok seviliyor ki…
Nasıl sevilmesin…
Çünkü Büyükada bir sevgi adasıdır.
Büyükada bir zenginliktir.
Lefter’iyle, İrene’siyle, Ahmet’iyle, Aynur’uyla, Nisno’su, Berç’iyle, Behramoğlu’suyla bu coğrafyanın zenginliğidir.
İşte buradan bütün adalılar ve bütün sporseverler adına sesleniyorum:
“Geri verin efsanenin adını o sokağa!”
SAAT 18.15 SONRASI
Palamut Sokağı ile Lefter Sokağı tabelalarını fotoğraflayıp bana gönderen adanın gizli ve yerleşik tarihçisi Fıstık Ahmet aradı: “Lefter’in töreni yaptığımız ve oturduğu evin sokağındaki eski mavi tabelayı bugün kaldırmışlar. Yüz elli metrelik sokağın da elli metresini ağabeyimize vermişler. Eğer o yaşasaydı ve bunu görseydi ‘Alın benim ismimi oradan’ derdi.”

_____________________________

From: ADALAR MÜZESİ
Subject: Müze’de Edebiyat Atölyesi – 20 Nisan 2012
Date: April 17, 2012 3:54:37 AM GMT+03:00

_____________________________

Adeta Nisan 1 şakası!

7 yaşında ADALAR POSTASI…

ADALAR POSTASI
aslında hiç kimse… aynı zamanda siz… herkes… hepimiz!
gerçekte 1 nisan 2005’ten beri sanal alemde bir haberleşme ağı sadece…
7 yaşındayız böylece!
kutlu olsun!
 
1 Nisan 2005’te 30 kişiyle başladığı seferine 1 Nisan 2012’de 857 abone, FaceBook’ta 787 arkadaş, 56 abone, Twitter’da 171 takipçisiyle;
http://adalar-postasi.blogspot.com adresinin 15.038 kere tıklanması suretiyle, 
Sevgili Metin Karadağ maharetiyle Kent Duyuruları ve Kent Haberleri‘nde de yer alarak kendine ve kentine duyarlı 67.080 kişi ve kurumun bilgisine ulaşan ADALAR POSTASI’nda
seyreden tüm okur ve yazarlara candan teşekkürlerimizle, 
daha nice seferlere…
Hristos eteklerinden selam ve sevgiler,
ADALAR POSTASI adına
Emine Çiğdem Tugay
)O(
 
From: HANDAN ALTINELLER
Subject: Adalar Postasının 7.yaşı kutlu olsun!
Date: April 1, 2012 1:38:51 PM GMT+03:00

ADALAR POSTASI’nın 7. yaşı kutlu olsun! 

Sevgili Emine Çiğdem Tugay,
ADALAR POSTASI’nı gece gündüz demeden, ailenizde ağır hastalıklar var iken, doğruluktan şaşmadan, tamamen tarafsız bir şekilde bizim sesimiz olur iken ve bu yüzden olmadık saldırı ve sataşmalara maruz kalırken, doğrusu bizler size yeterince destek olamamışken yine ve yine yeniden ve yeniden çıkarmaktan yılmadınız ve yılmayacağınıza da inancımızı pekiştirdiniz. Bu vesileyle ADALAR POSTASI”nın 7.yaş gününü kutlar, tüm gücümüzle yanınızda olduğumuzu bildiririz.
Nice 7 senelere!
Handan Altıneller
SELİN SEZER

Nice seneler ADALAR POSTASI… 

Adaların son dönem tarihini en iyi yansıtan kaynaksın ve hatta en güçlü STKsın sen. Postaya kayıtlı olanlar dışında da bir çok kişi takip ediyor seni. Gücün tartışılmaz.
From: NUR BAYSAL
Subject: Nur Baysal (@fanuba) Tweetlerinden birini yanıtladı!
Date: April 1, 2012 2:56:36 PM GMT+03:00

Nice 7 yaşlara!…

@ADALARPOSTASI Nice 7 yaşlara, nice Adanın, ada olarak kalması uğraşlarına, nice değerlerimize sahip çıkabilmelere el ele, birlikte!
Nur Baysal
From: GÜZİN YILMAZ 
Subject: NİCE MUTLU YILLARA ADALAR POSTASI!
Date: April 1, 2012 4:46:04 PM GMT+03:00

NİCE MUTLU YILLARA ADALAR POSTASI!

ADALAR POSTASI yıllar önce ilk gözüme iliştiğinde “burada farklı bir şey var” demiş ama ne olduğunu hemen bulamamıştım. Sonra bunun yüksek kalite olduğunu farkettim. O kadar unutmuşuz ki bu kavramı artık, bir yerde rastlayınca hemen hatırlayamıyor ve neredeyse afallayıp “Burada bir şey var ama ne? Neydi bu ya?” diye kafamızı kurcalıyoruz. Bu yüksek kalitenin içinde neler yok ki: Bilgi, görgü, nezaket, cesaret, güven veren bir dürüstlük ve açık sözlülük, hak geçirmeyen bir adillik, görev ve vefa bilinci, çalışkanlık, derinlik, renklilik, yaratıcılık, sırasında önem verilen değerler söz konusu olduğunda en uyuşuk insana bile “Tamam, ben de varım, sen nereye ben de oraya ADALAR POSTASI!” dedirten motive edici tatlı —ama hiç de hafife alınmaması gereken— bir efelik.
Bütün bunları bizlere cömertçe sunan sevgili, sayın, çok değerli Emine Çiğdem Tugay’a binlerce teşekkürler ve ADALAR POSTASI’na nice mutlu yıllar!
From: ORHAN BURSALI 
Subject: Re: ADALAR POSTASI-2690: adeta nisan 1 şakası! 7 yaşında
ADALAR POSTASI… http://adalar-postasi-guncel.blogspot.com/2012/04/1-2690.html Date: April 1, 2012 9:24:06 PM GMT+03:00
ADALAR POSTASI demek Adalar demek, özellikle de Büyükada…
Çiğdem’e teşekkür, daha yüz yıl bu gazeteyi götürür inşallah…
From: MAHİRE TANIŞ 
Subject: Adalar Postası 7. Yılı kutlu olsun.
Date: April 3, 2012 12:48:01 AM GMT+03:00

ADALAR POSASI 7. yılı kutlu olsun!…

ADALAR POSTASI’nın 7. yılını kutluyorum. Çiğdem’e çok teşekkürler.

From: ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ 
Subject: başarılar dileriz
Date: April 3, 2012 7:17:41 PM GMT+03:00

başarılar dileriz…

ADALAR POSTASI’nın yeni yaşını kutlar, yayın hayatında başarılar dileriz.
Adalar Kültür Derneği
Yönetim Kurulu

 

From: UGO ANTONİO CORİNTİO 
Subject: 
Date: April 4, 2012 2:14:52 PM GMT+03:00 
 
Sevgili Çiğdem Hanım, 
Biraz da geç olsa, lütfen mazur görün, ADALAR POSTASI’nın 7. yaş gününü en samimi ve içten hislerimle kutlar, sıhhat, neşe vede muvaffakiyet dolu nice yıllar dilerim! Bu arada fotograflarımı ADALAR POSTASI’nda yayımladığınız için size ayrıca teşekkürü bir borç bilirim! 
Selam ve sevgilerimle, 
Ugo 

 

_____________________________

 
Kuşlar Âlemi’nden… 



Twitter, 14.4.2012 00:01

Atlas Dergisi

@AtlasDergisi 


Nükleer santraların kapatılması için Büyükada’da biraraya gelen sanatçılar, vatandaşların da katılımıyla ilginç bir şenlik düzenledi.

Twitter, 12.4.2012 14:23
Gamze Reisoğlu ‏
@Melisoli
Büyükada şikâyeti…


Twitter, 15.4.2012 22:46

tolga teoman ‏ 

@dengeproblemi

büyükada bugün bi ara böyleydi

http://instagr.am/p/Jc9MADmvmw

Twitter, 16.4.2012 16:39

TurkishEmbassyParis

@TurquieParis

15-25 Kasım 2012 tarihlerinde Büyükada’da düzenlenecek çeviri atölyelerine ilişkin ayrıntılı bilgi ve başvuru formu : http://www.tedaproject.gov.tr/TR/ana-sayfa/1-52672/20120416.html

Twitter, 16.4.2012 18:13

ADALAR POSTASI ‏

@ADALARPOSTASI

Büyükada’da Nilüfer Sokağı’nın tesmiyesi!
Beyoğlu’nda da Şehbender’i Şeyhbender, Nur-u Ziya’yı da Nuri Ziya yapmışlardı bu minvalde!
)O(

http://pic.twitter.com/9vLabGkZ

Twitter, 17.4.2012 10:01

♕ ipek bozkurt ♕ ‏

@ipekbozkurt

Bozuk hoparlörlerden “Sayın Adalılar, Büyükada sakinlerinden İpek Bozkurt vefat etmiştir,” deseler üstüme alınıp tabuta girmem! Duyulmuyor ki!

_____________________________

 
Yüzler Defteri’nden…
 
 
Bu sefer de Yüzler Defteri’nin karman çorman sayfalarında dolanmaya zaman yetmedi! Bir dahaki sefere… Bu köşede yer almasını arzu ettiklerinizi doğrudan yollayabilirsiniz ADALAR POSTASI’na adalar.postasi@gmail.com
)O(

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: