Gönderen: adalarpostasi | 25 Mart 2012

ADALAR POSTASI-2687: asıl mesele faytonların olması ya da olmaması değil, nasıl ol(durul)ması gerektiğidir!…

Büyükada’da faytonlar dün bugün ve daima!…

* * *

ADALAR’da TARİHTE O GÜN:

28 Nisan 1915 Çarşamba günlü, Ceyhun Vapuru eski süvarisi Güverte Kıdemli Yüzbaşısı Büyükadalı Nizameddin b. Halim Kaptan’ın icra-yı tekaüdüne dair…

* * *

ADALAR’da BİR GÜN:

Fotoğraf: Müjgân Demir (8.10.1930-26.3.2008) de ADALAR POSTASI’ndaydı, 9.6.2005.
henüz yıkamış olduğu balkonun taşları ıslaktı kurumamıştı daha… “kızım aman sakın balkona çıkma düşersin sonra,” demeye kalmadan, ana sözü dinlemek nedir bilmeyen 3 yaşındaki o yaramazın kayıverdi ayağı bir anda… derken başladı avazı çıktığı kadar ağlamaya… annesi kızgınlıkla aldırmazdan geldi evvela… ağlaması dinmek bilmeyen kızına endişeyle yaklaştı neden sonra… “çiğdem canım kızım nen var? söyle bir yerini mi incittin, acıyor mu yoksa?”… küçük kız hıçkırıklar içinde hayır anlamında iki yana salladı başını yalnızca… bitmek bilmeyen bir senfoniye dönüşünce ağlaması bir kez daha yineledi sorusunu anası… yine aynı cevabı alınca da “kızım peki neden ağlıyorsun o halde?” diye sordu şaşkınlıkla… gözyaşları içinde hıçkırarak “düşenin dostu olmazmış,” dedi kızı… “bak ben senin dostunum ya kızım,” diye teselli etti kızını anası… 
canım dostum seni çok ama çok özlüyorum…
)O(

* * *


ADALAR’da HAVA DURUMU:

26 Mart 2012 Pazartesi
Büyükada’da HAVA DURUMU*
Çok bulutlu
7/15ºC
%69-85nem
Poyraz, KD29km/sa
Gündoğuşu 06:57… Günbatışı 19:22…


* * *

Cicely Mary Barker, The Larch Fairy.


__________________________________________

1- İstanbul Adaları’nda Trafik Canavarının Usulsüz Seyrine Seyirci Kalmayacağız!…  Faytonlarımızı da Vermeyeceğiz!…

2- Kadir Topbaş: “Halk ne istiyorsa o olur. ‘Adada fayton azaltılmasın’ deniyorsa veya ‘elektrikli olmasın’ deniyorsa, evet…”

3- Yağmur Atsız: “Adalar’a elektrik bataryalarıyla çalışan sessiz ve çevre dostu taşıtlar getirilmek istenmesi üzerine ansızın ‘fayton aşkları’ (!) kabaran vicdansız ve iz’ansızlara soruyor”muş!…

4- Emine Çiğdem Tugay: “Asıl mesele faytonların olması ya da olmaması değil, nasıl ol(durul)ması gerektiğidir!…”

5- Özcan Yüksek: “Atların son aşkına bakar gibi…”

6- Arif Kızıldağ: “(°:°) Üzerimizde uygulanan deneyler aynı sıcak süt kazanına düşen iki kurbağa teorisine benziyor…”

7- Avni Kurtuldu: “CHP Adalar ilçesi kongresindeki konuşmam…”

8- Selçuk Aral: “Büyükada’nın İdris-Efendi Fayton Yarışları uluslararası oluyor!…”

9- Nokta Çelik: “Ada’da yaşamayı düşünen ve fikrimi soran arkadaşıma mektup…”

10- Tesbihağacı…

11- Eda Elif Tibet: “Sizlerle Burgaz Adası için çektiğim küçük bir video klibi paylaşmak isterim…”

12- Kuşlar Âlemi‘nden…

13- Yüzler Defteri‘nden…

)O(

_____________________________________________
_____________________________________________
BeyazGazete, 25.3.2012

Büyükada’da faytona veda 

Adalar’da, esnaf ve vatandaşlar ne istiyorsa o yönde hareket edeceklerini belirten Topbaş, “Faytoncuların da talep ettiği şekilde, ahırlar yetmediği için sayılarının azaltılması söz konusu.” dedi. 
Eski Vatikan Türkiye Temsilcisi Georges Marovitch’in Saint Esprit Kilisesi’nde düzenlenen cenaze törenine katılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, törenin ardından Adalar’da faytonların kaldırılmasıyla ilgili soruları cevapladı. Faytoncuların talebi doğrultusunda çalışmalar yapıldığını ifade eden Topbaş, “Orada esasında faytoncuların da talep ettiği şekilde, ahırlar yetmediği için sayılarının azaltılması söz konusu. Bu, geçmişten beri sayın Çoşkun başkanımızın talebiyle bize gelmişti. Kalktığı zaman elektrikli olur olmaz o farklı bir şeydir. Böyle bir şey olursa, esnafı da mağdur etmeyi düşünmeyiz. Biz orada halkın hizmetindeyiz. Halk ne istiyorsa o olur. ‘Adada fayton azaltılmasın’ deniyorsa veya ‘elektrikli olmasın’ deniyorsa, evet,” ifadelerini kullandı. 
Haftasonları adalarda insan hareketliliği yaşandığını belirten Topbaş, “Orada halka hizmet vermek gerekiyor. Eğer elektrikli faytonla destek verilecekse, faytoncuları ortak edecek bir sistem de konulabilir. Esnafın mağdur olmasını asla istemeyiz. Azalttığımızda, eğer mevcut faytonlar yeterliyse hiç gerek yok. Elektrikli sistem koymaya da gerek yok. Biz orada insanlar için varız,” diye konuştu.

Eski Adalar Belediye Başkanı Coşkun Özden ise faytonların denetlenmesi ve rehabilite edilmesi noktasında, belediye başkanlığı döneminde çalışmalar yapıldığını anlattı. Faytonların azaltılması için faytoncu esnafının talebi olduğunu hatırlatan Özden, “Yani faytonlar 180’e indirilip daha düzgün bir şekilde rehabilite edilip, denetlenip, Adalar’a yakışır bir şekilde düzenlenecekti. Faytoncu esnafının ve halkın arzuları dışında hiçbir şey olmaz. Faytonların bir miktar azaltılıp denetlenerek çalışmasıdır benim şahsi düşüncem. Akülü araçlar da elektrikli araçlar da buraya girerse Adalar araç cehennemine dönüşür,” şeklinde konuştu.

  <!–

Medya365, 25.3.2012 

http://www.medya365.com/haber-Topbas-faytoncu-esnafini-magdur-etmeyiz-26899.html 
Topbaş: Faytoncu esnafını mağdur etmeyiz


_____________________________________________

StarGazete, 25.3.2012
Yağmur Atsız 

Atlara ve vicdânen sakatlara dâir

[…]
NOT: Adalar’a elektrik bataryalarıyla çalışan sessiz ve çevre dostu taşıtlar getirilmek istenmesi üzerine ansızın “fayton aşkları” (!) kabaran vicdansız ve iz’ansızlara soruyorum:
O faytonları çeken zavallı atların bir deri bir kemik “süründürülmesi” ve istisnâsız hepsine kırbaçla eziyet edilmesi şimdiye kadar hiç umurunuzda olmadı da şimdi mi “an’aneperver” kesildiniz, a riyâkârlar?
Adalar’da sürekli oturanlarınız arasında bile o zavallı bîçâre canlıların hangi şartlarda “barındığı”nı gidip kendi o körolası gözlerinizle kaçınız yerinde gördü?
“Ada romantizmi”ymiş!!! 
Romantizminiz batsın!
Zahmet edip o atların tir tir titreyen bacaklarına, orasından burasından çiviler fışkıran “ustaca” vurulmuş nallarına, sıskalıkdan her biri teker teker sayılabilen kaburgalarına bir gözatın da “şâirâne” duygularınız biraz daha artsın! 
Sevişirken de teneşir tahtasına uzanın! Romantik olur!
Ben sizin romantizminizin yedi ceddine…
Adalar Postası · Adalar, İstanbul 
Müracaat adresiniz yapayanlış! Aslen bizzatihi sorumluluklarında olan düzen-nizam-intizamı sağlayamayıp da traji-komik bir biçimde bihaber oldukları “hayvan hakları”nın, “kültür ve tabiat varlıklarının korunması” kisvelerinin ardına saklananlara… Velhasılı bu deveyi güdemeyenlere, atı süremeyenlere asıl o sorumsuz sorumlulara sorun sorularınızı zira sorunun asıl kaynağı orada!… Denetim kimin sorumluluğunda? UKOME, İBB, Adalar Belediyesi masal misal… Adalar’ın Kentsel SİT dokusuyla bütünlüklü Osmanlı’dan günümüze motorlu taşıtların her türlüsüne katiyetle ırak, faytonların “klak kluk” sesleriyle arşınlanan yollarının atlara kıyamadan faytonlarına dahi binemeyen, kırbaçlayan faytoncuların yakasına on parmağıyla sarılıp hesap soran mukimlerinden hesap sormak boş kere boş zira! Adalar’a akülü fayton kisvesiyle trafik peşi sıra imar ve turizm canavarını çıkartmak suretiyle yağmalamak hevesindekilere tüm bu olup bitenden bihaber olarak taraf olacağınıza!…
)O(
İSTANBUL ADALARI’nda TRAFİK CANAVARININ USULSÜZ SEYRİNE SEYİRCİ KALMAYACAĞIZ! FAYTONLARIMIZI da VERMEYECEĞİZ! 
Çetin Şengül 
atları özgür bırakın faytonları siz sürün. hayvana siddete son
Timur Erdemli Abone · Hacettepe Üniversitesi
Birdenbire fayton aşkı tutan ahlaksızlara az bile söylemişsiniz, yüzbin kerre teşekürrler..
Zeki Yeşilgül · Üst Düzey Yorumcu · Elazığ
Ağzınıza sağlık.İnanın 75 milyonun duygularını paylaşmışsınız.Sizi kutluyorum ve inancım odur ki, Allah bu acıma duygunuzdan dolayı sizi herşeyden koruyacaktır.Saygılar.

_____________________________________________



ADALAR POSTASI sandığından…

Sözde hayvan haklarını savunurken yazıktır ki   
insanlıktan dahi nasibini alamamış olanlara 
anlamazlar ya…
)O(

ADALAR POSTASI-2525/3-6 (6.12.2010):

From: VİVİAN HERMAN
Subject: FAYTON sevdalılarına
Date: December 6, 2010 11:14:42 AM GMT+02:00
To: adalar.postasi.1@gmail.com

FAYTON sevdalılarına…

Sayın Emine Çiğdem Tugay,
ADALAR POSTASI’nı devamlı okumaya çalışıyorum. Çalışmanızdan dolayı sizlere teşekkür ederim.
ADALAR POSTASI-2524(5.2.2010)‘da yazdığınız yazıda fayton Adalarımızda olmazsa olmazlardan demişsiniz, bunu bizler de istiyoruz… Yalnız Ada faytoncuları bu kadar istendiklerini bildikleri için mi tüm bu rezalet ve kepazelikleri yapıyorlar? Haberlerde dinledim. Amerikalı bir turiste cinsel istismar yapılmış. Kim tarafından: FAYTONCU! “Kendini bilmez bir faytoncu”… Geçen senelerde yine buna benzer olaylar oldu. Hiçbir önlem alındı mı? Bu arada ada halkı ayağa kalktı yazıları falan da YALAN, ada halkı faytonculara karşı ayağa falan kalkamaz… Kalkanın ayağını kırarlar, yalan mı? 
Sizler devamlı ada sorunlarıyla uğraşıyor ve inanılmaz faydalı işler yapıyorsunuz. Yine teşekkür ederim. Yalnız faytoncuları savunmayın… Bu adanın sembolü olabilir fakat bu kadar pislik ve hayvan sevgisinden yoksun insanlar topluluğunu korumayın. Yaz günlerinde fayton sıraları uzayıp giderken o hayvanların kaç tur attığını ve ne kadar zayıf ve bakımsız olduğunu hiç gördünüz mü? İçlerinden tabii iyi niyetliler çıkacaktır. Bunlara saygı duyarım. Fakat kendi aralarında çürük olanları ayıklamak yerine hiç ama hiçbir işe karışmadıklarına şahit olmuyor musunuz? Yollarda pisliklerin olması kafalarına göre istedikleri yerde durup atların dinlenmesi diyerek bira vs. içmeleri sizce doğru mu? İnanın bunlar atları için mola vermiyorlar sadece kendi rahatları için yapıyorlar… Dikkat edin bir araçta bira içenleri görünce alkollü içecekten dolayı trafikten ceza yazılıyor… Ada’da içki içen faytoncuya ceza mı yazılacak bunu kime söylesem güler. Şunu çok merak ediyorum. Emniyet yoldan geçen birçok insanın kimlik kontrolünü yapıyor… Gerçekten faytoncuları hiç kontrolden geçiriyorlar mı? Belki içlerinden sabıkalı, aranan kişiler vardır… Dikkatimi çekti. Emniyet sanırım kontrol ediyordur. Narkotik polisinin sanırım ilgi alanındadırlar. Öyle fayton kullanıyorlar ki içkili desem içkili değiller ama pis pis sırıtarak gülmeleri acaba başka madde mi kullanıyorlar diye düşündürüyor insanı… 
Özetle ben faytoncuları savunmuyorum… Ne zaman onları savunurum biliyor musunuz? Kılık kıyafet düzgün olur, etraflarını temiz tutarlar o zaman… Hiç gördünüz mü bilmem ama Büyük Kulübün (Kahve Dünyası) önünden müşteri almak için sıralı bekleyen faytonlar, sizce nostaljik mi yoksa AT sidiklerini kokusuyla oradan geçmek mi? Neden bir çözüm üretilmez? Çünkü karışanı kaçırıyorlardır. Ne demek istediğimi okuyanlar anlarlar. Faytoncular meydanı inanılmaz pislik içinde kokuyor ve sonuç hiç… Çözüm bulsunlar… Lodos esince Eski Büyükada fırını (Dolce pastanesi) ve civarı, Poyraz esince arka taraflarda oturuyor veya çalışıyorsan bu kokuları çekmek durumundasınız… Bunun adı NOSTALJİ ise sorun bitmiştir. Tekrar söylüyorum bu faytoncuların hepsi böyle değildir… Ama temizlensinler…
Saygılarımla,
Vivian Herman

işte asıl mesele
faytonların olması ya da olmaması değil, nasıl ol(durul)ması gerektiğidir…


Sayın Vivian Herman, nam-ı diğer ‘genel sohbet’ 
ve/veya asıl isminiz her neyse,
Ne şahsım ne de ADALAR POSTASI, ne faytonları ne de faytoncuları, ne savunuyor ne de koruyoruz!


Elbette şahsım adına samimiyetle şunu da itiraf etmeliyim ki; Bedri Rahmi Eyuboğlu’nun, 447 Tırnak Numaralı Beyaz At* şiirindeki misali çoğu ne yazık ki gayetle bakımsızlıkla hor görülüp zora koşulan amansız bırakılan atların o içler acısı haline yüreğim sızladığından, çok zorda kalmadıkça pek sevdiğim faytonlara da binmemeye gayret ediyorum. 
Lakin işte asıl mesele faytonların olması ya da olmaması değil, nasıl ol(durul)ması gerektiğidir ki… Bu minvalde akıntıya kapılıp sürüklendiğimiz, Adalar’da faytonların olması/olmaması nafile ‘sohbeti’ yerine olsa olsa her nedense-nasılsa asıl bu düzen ve intizamı sağlayamayanların, sorumluluğu taşıyamayıp topu birbirlerine atanların varlığı sorgulanmalıdır naçizane acizane fikrimce. Anımsayacaksınız, Viyana’daki faytonların/faytoncuların fotoğraflarını ibret olsun diye ADALAR POSTASI’na göndermişti vaktiyle Arif Çağlar… Viyana’daki faytonlar/faytoncular ile Adalar’dakilerin kıyasından ziyade düzen, nizam, intizamı sağlaması lüzum edenlerin kıyaslanarak ivedilikle gereğini gereği gibi yapmaya davet olunmaları lüzum etmektedir!
Hipokrat yemini eden hekimler arasından dahi cinsel istismar yapanlar çıkabiliyor, o vakit şüphesiz ki hekimliğin, tıbbın toptan kaldırılması değil o hekimin kanunlar çerçevesinde hak ettiği cezayı almasının sağlanması gerektiği misali faytoncuların da faytonların da belirli kanun/kaidelere tabi tutulup kati surette denetlenmesi ve gerektiğinde bu doğrultuda cezalandırılması sağlanmalıdır.
Aslında tüm bunları,
yayımlanan mektubunuz peşi sıra “ya bu deveyi güdersin ya bu diyardan gidersin! ya bu faytonları adam edersin ya bu faytonları adam edersin!” başlığı altında da anlatmıştım gerçi ya gereğince anlaşılmamış zaar… O halde tekrar: […] Adalar’ın kentsel dokusuna uygun olmayan ve dahası ‘güvenlik’ de dahil ciddi surette türlü soruna neden olabilecek tramvay nevii bir toplu taşımacılık yerine ve kesinlikle Adalar’ın olmazsa olmazı ve fekat bir türlü gereği gibi zapt-ı rapta alınıp işletilmesi akıllara ziyan bir kifayetsizlikle becerilemeyen faytonların gereği gibi bir düzen, nizam ve intizamla çalıştırılması sağlanmalı. Son zamanlarda çokca dile/yazıya getirilen biçarelik karşısında faytonlardan vazgeçilip yerine alternatif aranması son derece sakıncalı… […]

Faytonlar Adalarımız için ‘nostalji’ değil SİT Alanı bütünü çerçevesinde kentsel dokunun ‘kültürel bir değer’ olarak düzen ve korumaya alınması lüzum eden olmazsa olmaz bir unsurudur. Adalar’ın Kentsel SİT Alanı bütünü içinde her ne bahaneyle olursa olsun bir parçayı çıkarıp akla esen bir diğerini koymak tüm dokunun bozulmasına sebep olmaktadır! Tıpkı doğal ortamda yer alan yaşam zincirine dışarıdan aslen o ortamda yaşamayan bir canlının bir başka yerden getirilip konulduğunda, bilimsel olarak kanıtlanmış olduğu gibi geri dönüşümü hayli güç sorunlara neden olması misali…

O halde bir kez daha ve önemle “İşte asıl mesele faytonların olması ya da olmaması değil, nasıl ol(durul)ması gerektiğidir!” Bilmem bu sefer anlatabildim mi?

Konuya dair ADALAR POSTASI’nda vaktiyle yayımlanan bir kaç name bu bölümü müteakiben ekte…

ADALAR POSTASI’na ilgi ve teveccühünüze teşekkürlerimizle…

Bir tuhaf ada sahillerinden selam ve sevgiler,

Emine Çiğdem Tugay
)O(
*
447 Tırnak Numaralı Beyaz At

Ama sen çoktan miadını doldurmuş
447 tırnak numaralı beyaz bir atmışsın
Ama senin iler tutar tarafın kalmamış artık 
Ama sen tökezliyormuşsun
Sağ böğründe sızı sol böğründe yara
Üç buçuk senedir sakatmışsın
Ama seni insanca değil 
Hayvanca değil
Bilmem nece yüklemişler
Vurmuşlar yokuşa
Ciğerlerin ateş alev tutuşa

Ama sen kaç defa artık yeter demişsin
Böyle yaşayacağına geber demişsin
Bir çifte daha sallamışsın boşuna
Sonra boş bir çuval gibi yolun ortasına serilmişsin
Kaskatı kesilmişsin ama becerip ölememişsin
Gözlerinden yaş boşanmış: Ter demişler
İnim inim inlemişsin geber demişler
Derin derin çekince içini
Kalp musibet, eşekten beter demişler
Basmışlar kırbacı, muştayı, sopayı
Ne güçmüş haketmek Allahım bir avuç arpayı
Bel kemiğin çentik çentik
Külbastıya dönmüş sağrıların
Sen 447 tırnak numaralı beyaz bir atsın
Çoktan miadını doldurmuş
Kimin umrunda ağrıların

Ama yağmur yağıyormuş
Seller akıyormuş
Arab kızı damdan bakıyormuş
Seni görünce başlamış bağırmaya
Anne anneciğim nolursun
Şu ata söyle bana beyaz bir tay doğursun
Anası ömründe beyaz tay görmemiş
Arabacıya seslenmiş:
Bu atın tayı beyaz mı olur
Bir kadına bakmış arabacı bir ata
Bir tövbe estağfurullah çekmiş
Tayına, tavanına, kızına kısrağına

Beyaz atın tayı beyaz mı olur
Ah gözünü sevdiğim beyaz at
Hanım hanımcık taylardan vaz geç de başka bir şey doğur

İnsan gücünün başa çıkamayacağı
Bir milyar beygir kuvvetinde olsun
Bir tay ki yüreği taş kesilmiş insanlardan
Kahrolan sülâlenin hesabını sorsun.

Bedri Rahmi Eyuboğlu
ADALAR POSTASI sandığından…
ADALAR POSTASI (15.4.2006):
From: EMİNE ÇİĞDEM TUGAY
Subject: ADALAR POSTASI: siz hic olu bir at gordunuz mu? 2
Date: April 15, 2006 8:10:07 PM GMT+03:00
siz hiç ölü bir at gördünüz mü? -2
Bugün saat 18:15‘te Büyükada Türkoğlu Sokak’ta can çekişiyordu zavallı bir at…
Hemen eve koşup Adalar Belediyesi Veteriner Hekimi Fahri Dal’ı (0532 245 10 47) aradım. Telefonu defalarca çaldırdım ancak açan olmadı! Tekrar tekrar denedim yine de ulaşamadım.
Ardından Adalar Belediyesi Veteriner Hekimliği’ni (0216 382 78 34) sonra Adalar Belediyesi’ni (0216 382 78 51-56, 382 80 50, 382 78 09-10) aradım fakat hiçbir telefona cevap verilmedi!
Çaresiz Büyükada Karakolu’nu (0216 382 50 10) aradım. Polis memuru Şükrü Bey de veteriner hekime ulaşmaya çalışacağını ve ekip göndereceğini söyledi. O sırada hiç değilse ata su götüreyim diye yanına gittiğimde bu defa yolun karşı tarafında kaskatı kesilmiş bir halde yerde yatmaktaydı! Son bir umutla belki canlanır diye suyu yüzüne doğru döktüm. Nafile!
Eve dönüp Büyükada Karakolu’nu arayıp atın ölmüş olduğunu haber verdim. Şükrü Bey de ne Veteriner Hekim’e ne de Belediye’ye ulaşamadığın söyledi. Belediye’yi aramayı sürdüreceğim dedi.
Fotoğraf çekmek için tekrar gittiğimde (18:25) polis ekibi de gelmişti!
Büyükada Türkoğlu Sokak’ta, 15/04/2006 18:25.
Saat 19:15 at halen yolun kenarında, Polis Karakolu’nu tekrar aradım. Şükrü Bey çıkmış; Vahit Bey kendisini aradığında belediyeye ulaşamadığını söylemiş. Belediye’ye ulaşılamaz olmasının isyanıyla Kaymakam Bey’i mi arayayım diye sorduğumdaysa Belediye’nin 382 68 03 no’lu telefonunu aramamı söyledi. Aradığımda meşguldü. Birazdan tekrar aradım. Polis’in şimdi aradığını, haberlerinin olduğunu ancak haftasonu olması nedeniyle işçi bulunmadığını dolayısıyla da atı nasıl kaldıracaklarını bilemediklerini söyledi!!! Atın ruam olabileceğini derhal kaldırılması lüzum ettiğini söyleyerek ısrar ediyorum!!!

Saat 19:30 yoldan çocuklar, hayvanlar geçiyor… At halen yolun kenarında boylu boyunca uzanmakta… Yüzünde anlaşılmaz bir tuhaf ifade! Halimize gülüyor mu ne?
Saat 19:51 at kaldırılmış mı diye bakmaya gittim. Bu defa atın başında genç bir faytoncu.
— “At senin mi?” diye soruyorum.
— “Değil! Arabalar geçerken çarpmasın diye kenara ittim abla,” diyor.
Kimin atı olduğunu bilip bilmedigini soruyorum.
— “Özer’in atlarından, dört tane aldı böyle… İyi at, yarış atı bu aslında.”
Neden ölmüş sence diye soruyorum.
— “Dişi at olsa kurtarılırdı erkek olunca zor. Çok çalıştırıyorlar sonra su veriyorlar daha da koşsun diye… Şişip kaskatı kesiliyor böyle…”
Emine Çiğdem Tugay
)O(
ADALAR POSTASI (15.4.2006):
From: YÜKSEL ÖZCAN
Date: April 15, 2006 8:54:20 PM EEST
Subject: RE: ADALAR POSTASI: siz hic olu bir at gordunuz mu? 2
Merhaba Emine Hanım,
Benim aylardır düşündüğüm konuyu çok acı bir şekilde ekranlara taşıdınız.
Dünyanın en güzel en faydalı hayvanı ama ne yazık ki köpek ve kedileri koruyanlar faytonculuğu cahil ve katillerin eline bırakmışlar.
Kış boyunca ormanlarda dolaşan, açlıktan kemikleri çıkmış atlar faytonlara koşuluyor ve ona binerek zevk-ü sefa eden hayvanseverler mi hatalı bilmem ama.
Bildiğim bir şey var. Atlar perişan!
Ben yapabildiğim kadar projelerimi yapacağım atların bu sahipsizliklerine son vermek için uğraşacağım. Yazın kosup kışın ormana salınmayacaklar artık.
Çok üzüldüm.
Atlar insanlara en yakın en faydalı dostturlar. Tarih onlarla yazılmıştır.
O kadar asildirler ki, ölü halleri bile gülmekte.
Yüksel ÖZCAN
ADALAR POSTASI (15.4.2006):
From: ARİF ÇAĞLAR
Date: April 15, 2006 9:39:21 PM EEST
Subject: RE: ADALAR POSTASI: siz hic olu bir at gordunuz mu? 2
Budapeşte, 15 Nisan 2006
Sevgili Çiğdem,
Buralarda da şehirlerde fayton var ama henüz sokakta at ölüsüne rastlamadım. Fayton konusuyla ilgili olarak geçenlerde Viyana’da bir fayton fotoğrafı çekmiştim, bir de oradaki faytoncuların kethüdasını. Her iki fotoğrafı da ekte gönderiyorum.
Budapeşte, Berlin, Sevilla ve daha nice Avrupa şehrinde, hemen hemen hepsinde gördüğüm fayton ve arabacı tipleri hep birbirine benziyor. Hiçbiri senin gönderdiğin fotoğraf kadar etkileyici değil. Böyle etkili sahnelere hasret insanları “maceraya yolculuk” adı altında büyük paralara seyahate çıkarıyorlar buralarda, Camel sigarası reklâmı misali. Bence İstanbul Adaları’nda yılkı atları, ormanlarında açlıktan ölmüş at iskeletleri, sezonda tehlikeli fayton seferleri, Vahşi Batı’daki gibi atları son nefesine kadar zorlayan, yorgun ata su verip çatlatan cesur, cahil, cürretkâr arabacılar, bu arabacıların ahır ve ev bütünü olarak kullandıkları artık tarihte kalmış ve unutulmuş yoksul mekânlara, ancak flimlerde görülebilecek sahnelere real time yolculuk, sezon sonunda ruam tespiti ve büyük at telefatı v.s. Bütün bunları hayat-i hakikide yaşamak bizim Adalar’da mümkün. Bir turizmci bu sahneleri pazarlayabilir, eli kulağındadır. Bu turizme engel olmak istiyorsak birşeyler yapmamız lâzım ama ne?
Sevgiler,
Arif
Hamiş: At cenazesini kaldırıp nereye götürüyorlar acaba? Şimdi de bu soru aklıma takıldı. Hayvanın canlısıyla tuhaf bir ilişki içindeki dünyanın hayvan ölüsüne gösterdigi ilgi ve mahareti merak ettim doğrusu.
ADALAR POSTASI (16.4.2006):
From:  EMİNE ÇİĞDEM TUGAY
Subject:  ADALAR POSTASI: peki ya kahrolan sulalesinin hesabini kim soracak simdi?
Date:  April 16, 2006 12:43:44 AM GMT+03:00

peki ya kahrolan sülalesinin hesabını kim soracak şimdi?

Cânım at insafsızların elinde can çekişerek çatladı gitti, bir başka deyişle nalları dikti!
Hâlen Türkoğlu’nda uzanmakta boylu boyunca ebedî uykusunda…
Gözünün feri gitti amma ve lakin yüzünden o tuhaf ifade silinmedi!
İlgisiz ilgililer yataklarında mışıl mışıl uyumakta! Sözümona bir kepçe operatörü aranmakta!
Neden sonra Türkoğlu’na vardıklarında, halimize gülüyor bulacaklar onu yolun kenarında!
Peki ya yüreği taş kesilmiş insanlardan kahrolan sülalesinin hesabını kim soracak şimdi?
Ah gözünü sevdiğim canımın içi cenazeni kaldırırlar elbet  de ne zaman, ne şekilde ve nereye bilmem ki!
Bir gün yolun yine bu cehenneme düşerse eğer aman unutma sakın,
Varacağın mahal Ada değil asla, Viyana olsun emi!
Emine Çiğdem Tugay
)O(

_____________________________________________

Atların son aşkına bakar gibi… 


Fotoğraf: Özcan Yüksek, 24.3.2012
Atların özgürlük sevincini izledim öğleden sonra, iki heybesi olan adada.
Fotoğraf: Özcan Yüksek, 25.3.2012

Atların son aşkı. Atları evcilleştirmişsin. Şimdi git! Git başımdan, diyorsun. İşim bitti! Dön artık! Bana yük oluyorsun diyorsun. Nasıl geri dönecek? Diyorsun ki, üç bin küsur yıl önceki insanın sorumluluğunu ben alamam. Atlar, o vahşi özüne nasıl geri dönecek? Herkesin başının çaresine baktığı bir çağda yaşıyoruz yanıtını veriyorsun belki de. Oysa atlar için şu sıralar aşk vakti. Dün adada atlar koklaşıyordu. Atların son aşkına bakar gibi izledim onları.

_____________________________________________

From: ARİF KIZILDAĞ 
Subject: (°:°) üzerimizde uygulanan deneyler ayni sicak süt kazanina düsen iki kurbaga teorisine benziyor…
Date: March 24, 2012 11:40:10 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

(°:°) üzerimizde uygulanan deneyler aynı sıcak süt kazanına düşen iki kurbağa teorisine benziyor… 

Yakın geçmişten bugüne kadar Adalar’da faytonlarla ilgili birçok yazı yazıldı, birçok söz söylendi. Bundan sonraki zamanlarda yazıların miktarı daha da artacak ve tonu daha da sertleşecek gibi geliyor. Doğrusu neyse o olsun. Yalnız bu işin bir çok ilginç tarafları var. Örneğin faytoncuların kendilerinden ses çıkmaması. Halk arasında bir deyim var: “Kürdün eşşeği çamura saplandı mı, sahibinden güçlü kimse çıkmaz”. Madem durum böyleyse, neden bu işin ilk sahipleri, kendi işlerine bu kadar sahip çıkmazlar? Bu iş sonuçta onların ekmek parası. Yani herkes kanserin ne kadar kötü bir hastalık olduğunu bilir ama kimse o hastalığı bir kanserli kadar hissedemez. 
Sonra, Adalar Belediyesi, Sağır Sultan’ın duyduklarına, Dilsiz Hüsrem’in çıgırtkanlıklarina neden bu kadar sessiz kaliyor? 
Adalar’da arabacılık, ev geçindirmek için yapılan bir iş kolu olduğundan, yönetme ve geliştirme alanlarında olduğu gibi fazladan bir eğitim ya da bilgiye ihtiyaç yok. Hayvanlara gösterilen ilgi de o ayarda kalmaya muhtaç görünüyor. Sahip olduğunuz bir şeyi verebilirsiniz, olmayanı veremezsiniz. Çekirdekten yetişme bile dense faytonculukta bilgi eksikligi oldukça fazla. Zira atların sağlık durumu, ahırlarin ilkel konumu ve şimdiye kadar gerçekleştirelemeyen modernizasyonu. Şöyle bir ütopik düsünceye gidilinebilinir mi? Örneğin: Ahırlarla ilgilenen kurum buraların yeniden yapılandırılması ve modernizasyonunu gerçekleştirsin ve eski sahiplerine belli taksit aralıklarla geri ödemesi yapılır şekilde teslim etsin? 
Belediyenin asıl yapması gereken şeylerden bir tanesi: Fayton ücretlerini kontrol altında tutması. Yapılan fiat listelerine pek uyulduğunu zannetmiyorum. Biz camiyi çalmadan kılıfı ayarlamaya meyilli bir ticari anlayışına sahip olduğumuza defalarca sahip olmuşumdur. Dürüst bir oyun çıkartmaktan çok, nasıl yapar da arkaya geçer iki puan alırımın hesabını daima ön planda tutuyoruz. İşte tüm bu konularda hem Adalar Belediyesi, hem de fayton sahipleri üzerlerine düşen görevleri yerine getirmede hem insanca, hem de profesyonelce davranmalılar. 
Faytonculuk Adalar’da bir sektördür. Her sektörde olduğu gibi faytonculukta da ileriyi görme ve yakalama yolları aranmalıdır. Bunları faytoncuların yapabileceklerini zannetmiyorum. Onlara yol gösterebilecek, Adalar’ın iyiliğini isteyenlerin yön vermeleri gerekmektedir. 
Adalar’da, bildiğim kadarıyla, kişi Adalı olsa bile fayton sahibi olmak herkese tanınmış bir hak değildir. Yani bir kota miktarı var. Güzel bir fikir. Sayın Önay Yılmaz, 24 Mart 2012 tarihli Milliyet Gazetesi’nde yazdığı yazısında: “Adalar’da 86 faytonun kamulaştırılması ve ilk aşamada 40 adet araçla başlamak üzere elektrikli taşımacılığa geçiş yapılması yönündeki kararı, Adalıların tepkisiyle karşılaştı,” diyor. Adalar’da 86 taneden çok daha fazla fayton olduğunu düsünüyorum. Bu miktar ne olursa olsun, tüm fayton sahiplerini bilinçlendirip, düzenli bir eğitime gidilmesi gerekir. Bu durum okyanusta birkaç damla örnegi de olsa, ileriki zamanlarda hem iç, hem de dış turizmden nasiplerini alacaklardır… 
Adalar Belediyesi’nin görevlerinden bir tanesi de Adaları hem ülke içinde hem de ülke dışında tanıtıcı faaliyetlerin başında kendisini göstermesi ya da bu tür yapılanmaları meydana getiren yapılara öncü ya da birinci yardımcı olması gerekir. Bunların hepsi iyi niyet talepleri elbette. En azından olumlu düşünme şekillerimizi kaybetmeyelim çünkü üzerimizde uygulanan deneyler aynı sıcak süt kazanına düşen iki kurbağa terosine benziyor. ADALAR POSTASI’nda çabalarına ara vermeden devam edenlerin varacakları sonucu büyük bir merak ve saygıyla takip ediyorum. Yani o süt kazanının sıcaklığı içersinde bunalıp pes edenlerle, pes etmeyip sonuna kadar direnenler gibi. 
Adalar’ın şehirleştirilmesi projesi dün ortaya çıkan bir anlayış degildi. Er ya da geç şehirleşme gerçeklesecek. Adalar’ın dünü ile bugününe dikkatli baktığımızda bu farkı görüyoruz. Örnek mi? Lido!!! Ama yapabileceklerimizle bunun önüne geçilinebilecek mi? Zannetmiyorum! Zira senelerden beri Adalar’da her yönetim aldığı yönetim devriyle, devrim yaparak değil, geçmis yönetimlerin ayak izlerine basarak yollarına devam etmişlerdir. Görünen köy kılavuz ister mi? Aynı yolu takip ederseniz ayni adrese varırsınız demeye gerek yok sanırım. 
Dikkat edersek, birden bire uygulanabilen hareketler içerisine dahil olmuyoruz. Yapılan her hareket yavaş yavaş ifa ediliyor. Zaten aceleye de gerek yok. Halkın, şiddetli tepkisinin çekileceği korkusu varsayıldığından dolayı… 
Adalara motorlu araçları sokmanın asil amacı, Adalar’ın geri kalan kısımlarını da binalaşmaya açmak içindir. Bütün Adalıların bu fikre ve buna benzeyen tüm fikirlere istisnasiz karşı çıkmaları gerekir diye düşünüyorum. Belki de yanılıyorum. ümit ederim yanılıyorumdur da… Bunun böyle olmadığını yetkililerin ağzından duymak benim gibi düşünenleri ferahlatacaktır… 

Arif KIZILDAĞ

_____________________________________________
From: AVNİ KURTULDU
Subject: CHP Adalar ilçesi kongre konuşmam
Date: March 24, 2012 11:21:23 PM GMT+02:00
To: adalarpostasi@gmail.com

CHP ADALAR İLÇESİ KONGRESİ’ndeki KONUŞMAM…

Sayın divan, kıymetli misafirler, değerli CHPli arkadaşlarım,
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Konuşmama Uğur Mumcu’nun bir sözüyle başlamak istiyorum. “İnsanlar sadece söylediklerinden değil, sustuklarından da sorumludurlar.” Bu söze bir cümle de ben ekleyecektim: Bazı insanlar da susturduklarından sorumludurlar. Ancak Sayın Divan Başkanım konuşmalara süre sınırlaması koymadığı için ilave ettiğim cümleyi çıkarıyorum ve Sayın Divan Başkanı’na teşekkür ediyorum. Bu arada TBMM bulunan milletvekili arkadaşlarımıza da AKP’nin Meclis’teki konuşma sürelerini yarıya indirmek istemesine karşı verdikleri mücadele için teşekkür ediyorum.

Tam 10 yıldır Edison’a hiç hak etmediği halde küfür edip duruyoruz. Aslında Edison’un da icat ettiği ampulün de bu işte hiçbir suçu yok. Asıl suçlu ampule elektrik verenlerdir. AKP Hükümeti, 10 yılda yasamayı, yürütmeyi, yargıyı, medyayı, iş dünyasını, polis teşkilatını ele geçirmiştir. TSK’yı terör örgütü ilan etmiştir. Genel Kurmay Başkanı’nı Silivri’ye tıkmıştır. 4+4+4 bahanesiyle eğitim birliği yasasını yok etme peşindedir. AKP tek tip bir sünni-dindar ve kindar gençlik oluşturma peşindedir. Aynı AKP iktidarı Sivas katliamı sanıklarını zaman aşımı bahanesiyle serbest bıraktırmıştır. Sanık avukatlarını ise Meclis’e taşımıştır.

Eperyalizm, AKP-Fethullah ve yerli işbirlikçiler eliyle T.C’yi ele geçirmiş durumdadır. Türkiye’de düşmeyen tek kale; Emperyalizm’e karşı verdiği mücadele neticesinde kurulmuş olan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu antiemperyalist ve emek eksenli CHP’dir. Türkiye’nin kurtuluşu CHP iktidarındadır. Ancak bağımsız bir CHP iktidarındadır. CHP, ABD’den, AB’den, Soros’dan, Fethullah’dan uzak durmak zorundadır. Bu güçlerin desteğiyle iktidara gelecek CHP’nin bugünki AKP iktidarından farkı olmaz. Olsa olsa AKP’nin devamı niteliğinde bir iktidar olur. ABD bugün Dünya’nın bir numaralı emperyalist ve terörist devletidir. AB emperyalizmin Avrupa ayağıdır. Soros emperyalizmin dünya içindeki ajan provakatörüdür. Fethullah ise Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Atatürk’e karşı düşman nesiller yetiştiren ABD’nin ve CIA’nin piyonudur.

Faşist AKP iktidarının uygulamalarına bir örnek de İBB ve AKP’li ilçe belediyelerinden vermek istiyorum. İBB ve bazı AKP’li ilçe belediyelerinde Belediye-İş Sendikası’na bağlı işçilere baskı yapılarak hükümet yanlısı Hak-iş Sendikası’na geçişi sağlanmaktadır. Dünya’nın hiçbir demokratik ülkesinde işçilerin sendika seçme hakkına müdahale edilemez. Bu faşist bir uygulamadır. Bu İBB’de de faşizmdir, AKP’li ilçe belediyelerinde de faşizmdir, Adalar ilçesinde de faşizmdir. (Öyle değil mi Sn. Dündar Tıraş, öyle değil mi Sn. Arif Aydın?)

Söz Adalar ilçemizden açılmışken biraz da Belediyemizden bahsedelim. Adalar ilçemiz 1984 yılından beri Belediyedir. Yine 1984 yılından bu yana birinci derece SİT alanı ilan edilmiştir. Yani bir tek çivi bile çakamazsınız. Ama ne yazık ki 25 yıllık sağ iktidarlar eliyle Adalar ilçemiz kaçak inşaat cenneti haline getirilmiştir. Son üç yıllık CHP iktidarı kaçak inşaatlara savaş açmış durumdadır. Doğrudur, hiç kimsenin kaçaklara karşı söyleyecek bir şeyi olamaz. Ancak Belediyemiz, Sosyal Demokrat Belediyecilik anlayışıyla hareket ederek kaçaklarla ilgili öncelik sırası yapmak zorundadır. Eğer siz en son yıkmanız gereken yeri en önce yıkmaya kalkarsanız sorarlar size; mahkeme kararıyla kaçakları sabitlenmiş olan su sporları kulüplerine niçin dokunmuyorsunuz? Eğer siz garibanın gecekondusunu başına yıkarsanız sorarlar size, kaçak olduğu mahkeme kararıyla tespit edilmiş olan ve yıkım kararı çıkmış olan ve yıllardır oturduğunuz kaçak binayı neden yıkmıyorsunuz diye. Kınalıada’nın, Burgazada’nın, Büyükada’nın böğrüne bir hançer gibi saplanmış olan kaçak iskeleleri sorarlar size. Eğer siz en son yıkmanız gereken işyerlerini insanların başından aşağı indirirseniz size, üç defa üst üste mühürlediğiniz buna rağmen gözlerinizin önünde inşaatı devam eden ve kaçak olduğu mahkeme kararıyla tescil edilmiş olan LİDO’yu sorarlar, kaçak ve ruhsatsız işletilen MİGROS’u sorarlar. Hem de Belediye Meclis salonunda sorarlar, hem de kendi partinize mensup Belediye Meclis üyesi tarafından sorulur size bu soru. Ama siz cevap vermezsiniz.

Son günlerin popüler sorunlarından bir tanesi de fayton sorunudur. Belediye Başkanımız, İBB Meclis toplantısında UKOME’nin Adalar ilçesinde faytonlarla ilgili aldığı karara karşı soru önergesi vermiş. Ancak Başkanımız Ağustos 2009 tarihinde Ada Vakfı’yla birlikte hazırlayıp Başbakan’a sunduğu 88 maddelik “Adalar için öncelikli beklentilerimiz” başliklı raporda yazılanları unutmuşa benziyor. O raporda faytonların sayısının azaltılması ve ada içi ulaşımının elektrikli faytonlarla yapılması önerilmekteydi. Bu doğrultuda Adalar halkı akülü faytonla ilk kez Belediye Başkanımız sayesinde tanışmış oldu. (Divan Başkanı aldığı işaretler doğrultusunda müdahale etmeye ve tarafsızlığını bozmaya başladı. Konuşmamı bitirme doğrultusunda baskı yaparak mikrofon kapatıldı.) Konuşmam kesildiği ve konuşmama süre kısıtlaması getirildiği için en başta Uğur Mumcu’nun konuşmasına eklediğim ve sonradan çıkardığımı söylediğim cümlemi tekrar ilave ediyorum ve teşekkürümü geri alıyorum. “Bazı insanlar susturduklarından da sorumludurlar.”

Müsaadenizle yarım kalan konuşmama buradan devam ediyorum…

Belediyemiz hep kötü işler mi yapmıştır. Bazı güzel yaptığı şeyler de var elbet. Örneğin Türkiye’de milyonlarca insanın hiç duymadığı ve kelime anlamını bile bilmediği bir konuda Adalı bir çok kişi doktora tezi yapabilecek düzeydedir: MOBBİNG! Bu konu yargı aşamasında olduğu için daha fazla konuşmam doğru olmaz.

Yargı aşamasında olduğu için fazla detayına girmeden sormak istiyorum. Medyaya yansıyan silahlı otel baskınının neresinde yer alıyorsunuz?

Güzel yapılan işlerden bir tanesi de naylon poşete son kampanyası! İyi güzel de esnafın dükkânının önüne kaplattığınız plastik kaplamalar ne oluyor? Belediye binasını plastik kutuya benzetirken aklınız neredeydi?

CHP emek eksenli emeğe saygılı bir partidir. CHP’nin geleneğinde partiye emek vermiş insanlara saygı vazgeçilmezdir. Buradan yola çıkarak işbaşına gelenler kendilerinden önce görev yapmış partililere teşekkürü bir borç bilirler. Bu plaketle olur, teşekkür yemeğiyle olur. Ama sahte belge düzenleyerek parti emekçilerini il disiplin kuruluna sevk etmek yoluyla teşekkür etme CHP geleneğinde yoktur. Demek ki sağ siyasi parti geleneğinde bu işler böyle oluyormuş.

Siyasi partiler yasasına göre parti içinde yapılan her türlü oylamaların sayım ve dökümüne hile karıştıranlar 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırırlar. 5 Şubat tarihinde yapılan Nizam Mahallesi delege seçiminde 51 oy alanlar tutanağa delege seçilmiş gibi gösterilirken, 56 oy alanlar gözardı edilmişlerdir. Dolayısıyla seçim sonuçlarına hile karıştırılmıştır. Olay yargıya intikal ettirilmiştir.

Kısa bir süre önce iskele meydanına bir pankart asılmıştır. “Adalarımızı ve Başkanımızı çetelere teslim etmeyeceğimiz.” Fakat her nedense iki saat sonra pankart kaldırılmıştır. Buradan sormak istiyorum o pankart hangi amaçla ve kim tarafından astırılmıştır ve hangi amaçla kim tarafından kaldırılmıştır?

Buradan sormak istiyorum, Sn. Dündar Tıraş 1.5 yıldır yapmadığınız örgüt toplantısı yapmaya ne zaman başlayacaksınız? Önümüzdeki 2 yıl içinde örgüt toplantısı yapmayı düşünüyor musunuz? Yoksa örgütten kaçmaya devam mı edeceksiniz?

Arkadaşlar gelişi faul, duruşu faul bir yönetim partiyi 2 yıl taşıyamaz. Maalesef böyle bir yönetim ve anlayış bizi yerel seçimlere götüremez.

_____________________________________________

From: SELÇUK ARAL
Subject: Büyükada’nin Idris-Efendi Fayton Yarislari Uluslararasi Oluyor!
Date: January 13, 2011 12:47:18 AM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com
Kinaliada.net, 13.1.2011
Selçuk Aral

Büyükada’nın İdris Efendi Fayton Yarışları
Uluslararası Oluyor!

Sevgili Okurlarim!
Duyduguma —beni cok sevindiren bir habere— göre, cok kisa bir zaman sonra: Bu yil ilki Eylül ayinda, Istanbul’un Avrupa Kültür Baskenti olusu kutlamalari kapasaminda, Adalar Binicilik Ihtisas Kulübü tarafindan düzenlenen (bugüne kadar tekrar yapilsin mi? – kalsin mi? sorusuna cevap bekleyen), Büyükada – Idris Efendi – Fayton Yarislari’nin (Adalar Müzesi’nin acilisiyla ayni güne raslamasina ragmen) gerek sokaklari dolduran Adalilar tarafindan coskuyla karsilanmasi ve gerekse müsabakalara katilimin beklenenin cok üzerinde (10 yerine 62 fayton) olmasi üzerine ilerdeki senelerde de organize edilmesine karar verilmis. 
Ayrica yarismalarin hem internasyonal bir karakter kazanabilmesi (yabanci ülkelerden gelen ekipler icin seyahat kolayligi, ekip elamanlarinin yillik izinlerinde katilabilme imkani vs.) hem de yagisli gecmesi mümkün olan Eylül ayi rizikosuna girmemek icin bundan böyle yarislarin her yil Agustos ayinin ilk Cumartesi günü yapilmasi büyük bir cogunlukla (sadece tek bir red oyu) kararlastirilmistir. 
Red oyunu veren Adalar Yük ve Yolcu Tasima Federasyonu Baskani Sayin Tarik Ürkmez (Is mevsiminin ortasinda böyle yaris olmaz, mutlaka bizden de bazi arkadaslar yarislara katilmak isteyeceklerdir, payton bizim ekmek paramiz, is saatinde hele Cumartesileri , hayatta yaris olmaz, bu tarihte bizim üyelerden kimse ne yarismalara katilabilir, ne de yarisa katilmis arkadaslarini tezahüratla destekleyebilir, bu yarismalar bundan böyle Adali Faytoncular olmadan yapilacagi anlamina gelir) diyerek yarisma tarihindeki degisiklige itiraz etse de, organizasyon komitesi (faytoncularin son yillarda Ada’yi istila eden Arap turistler tarafindan yeterince kazanc sagladiklarini, senede bir gün calismamamakla top atmayacaklarini) öne sürerek oy-cogunluguyla tespit ettigi tarihten vazgecmemistir. 
Yarismalara daha 7 aydan daha uzun zaman olmasina ragmen Yunanistan’dan 3 (Atina-Selanik-Girit), Bosna, Makedonya, Arnavutluk, Bulgaristan (2x) toplam 9 ekip yazili olarak kayitlarini yaptirip, gerekli harci/ücreti kulüp muhasebesine yatirmislardir. 
Ayrica gelen bir son dakika haberine göre Rusya’dan da kadinlardan olusan bir ekibin —sayet pürüzler cözülebilirse— yarismalara katilabilmesi mümkün gibi gözükmektedir. 
Buradaki hallolmasi gereken tek problem kadin yarismacilarin müsabaka esnasinda giydikleri formalarda yatmaktadir. USA’nin hemen hemen bütün eyaletlerinde Rodeo veya milli günlerde yapilan müsabakalara basariyla katilan Rus ekip (2 sarisin kiz) yarismalar esnasinda cheerleader (pon-pon kizlar) kostümü tasidiklari icin kendilerine IBB tarafindan özel müsade almak icin calismalar henüz devam etmektedir. 
Aslinda Büyükada’nin Fayton-Festivali basta faytoncular olmak üzere, faytona binen-binmeyen, (altinda mazotlu-benzinli-elektrikli arabasi olanlar da dahil) bütün Ada ahalisinin bütün yil özlemle bekledigi bir gündür. 
Müsabakanin yapilacagi günün bir aksam evvelinden itibaren (basta iskele ve civari olmak üzere) yarisma güzergahindaki (Saatkulesinden–Lunapark’a kadar) tüm yollar kapatilarak parkur haline getirilir, cadde ve sokaklar seyyar saticilardan arinarak (yarismaya katilan uluslarin milli bayraklariyla dösenerek) süslenir. 
Yarismanin en birinci kurali gerek müsabakalarin tehlikeli olmasindan dolayi (faytonun devrilme, beygirlerin tökezlenme vs.), gerekse (atlari yani hayvanlari asiri yüklememek icin) yarismalar esnasinda faytonun icersinde yolcu bulunmasinin yasak olmasidir. 
Yani bir ekip, 2 HP (bir cift at’tan) ve iki yarismaci (her birisinin vücut agirligi 60 kg’dan az olmayan iki insandan) olusur. Sayet iki yarismacinin toplam agirligi 120 kg’i asarsa ögle birakilip bir degisiklik yapilmazsa da: Sayet daha az yani daha hafif oldugu taktirde eksik olan miktar hesap edilerek (kum torbalariyla) ilave edilir. 
Ayrica yarismalar dört tekerlekli faytonlar icin gecerlidir. Iki tekerlekli (1 HP tek beygir) binek tip faytonlarin müsabakalara katilmalari men edilmistir. 
Ekibin birinci yarismaci dizginleri elinde bulundurdugu, faytona yön ve tempo (hiz-hizli veya yavas) verdigi gibi genel anlamda atlarin da her seyinden sorumludur. Otamatik olarak takimin (ekibin) kaptanidir. Sag kolunda (dirsekle-omuz arasinda) üzerinde mensubu oldugu ekibin armasini yani islenmis kollugunu tasir. Bu yüzden halk arasinda kendisine kolcu lakabi takilmistir. 
Yarisma esnasinda kamci kullanmak, atlara herhangi bir seyle vurmak kesinlikle yasaktir. Aksini yapan (faul kabul edilir hakemin sari bayragi yukari kalkarak arabanin cam silecegi gibi saga sola hareket eder) yarismacilar birinci defasinda eksi 200 metre mesafe (veya gerekirse + 1 dakika oldugu yerde bekleme) ile cezalandirilir, tekrari halinde (yukari kalkan kirmizi bayrak) müsabakadan diskalifiye edilirler. Havada kamci saklatmak serbesttir. 
Kirmizi bayrakla cezalanmis ekibin her iki üyesi de bir sene sonraki yarismaya katilabilme hakkini kaybeder. Hakem kararlarina uymayip rezalet cikaran (hakaret, saldirma vs.) yarismacilarin cezalari bögle durumlarda (ömürboyu müsabakalardan men gibi) daha da agirlastirilir. 
Yan-yana oturan faytonculardan ikincisinin, atlara kumanda etmesi yasaktir, kendisinin sadece arabanin (tamamen veya acil durumlarda) durdurulmasi icin yan tarafinda bulunan el frenini saga (frenleri sIkIstIrir) veya sola (frenleri bosaltir) dogru cevirmesi serbesttir. 
Asistan-Kaptanin esas görevi faytonun sürücüsüne yol göstermektir. Önünde (dizlerinin üzerinde) acik duran harita-plan veya krokilere bakarak arkadasini (mesela, sag veya sol viraj geliyor, yavasla) gibi uyarilarla ikaz eder. Navigator veya GPS kullanmak kesinlikle yasaktir. 
Asistan-Kaptan daha cok faytonun (atlar haric) her seyi ile sorumludur. Faytonun nizami ölcülerde (ve agirlikta) olmasina bilhassa dikkat eder. Tekerlekleri yaglamak, fren balatalarini denetlemek isi onun en önemli görevlerinin basinda gelir. 
Kaptanin acil durumlar haricinde yerinden kalkmasi yasak iken asistant-kaptan yarisma esnasinda faytonun her tarafinda (önde-arkada-yanda) hareket etmesi serbesttir. 
Bu müsadeden istifade ederek fayton süratle viraja girerken (aynen kotra veya yelken yarislarinda oldugu gibi) karsi tarafta disari dogru uzayarak (yatarak) dengeyi saglar (devrilmeyi önler). 
Müsabakalar baslamadan once, üc kisiden olusan teknik komisyon tarafindan, yarismalara katilacak atlar muayene edilerek (vücutlarinda kamci izi olup olmadigina bakilir) kontrolden gecirilir. 
Üzerinde yarasi-beresi bulunan atlar müsabakalardan men edilir. Sadece faytonun sahibinin veya üyesi bulundugu kulübün logosunun dövme olarak bulunmasina müsade edilse de: Sözü gecen dövmenin eni ve boyu 5 cm’yi (toplam 25 cm² ) asmamasi gerekir. 
Yarisi kazanan faytoncu ödül olarak Altin Kamciyi bir yil boyunca (gelecek sene yapilacak yarismaya kadar) tasima ve kullanma (yazili ve görsel medya, televizyon, gazete/mecmua dahil, sinema ve kitap haric) hakkini kazanir. Yarismalari üc sene pes-pese (veya toplam bes kere) kazanan yarismaci altin kamcinin sahibi olur. 
Hosca ve dostca kalin sevgili Okurlarim! 
Selcuk Aral (13. Januar 2011, Pforzheim – Germany) 
NOT: Bu yazida okudugunuz hicbir seyin asli-astari yoktur. Sadece Büyükada’daki faytonculardan bir kisminin trafik terbiyesine (yukardaki fotografta görüldügü gibi) dikkati cekebilmek icin derlenmistir. 
Selamlar…

_____________________________________________

Nokta Çelik, 25.3.2012


Ada’da yaşamayı düşünen ve fikrimi soran arkadaşıma mektup 


Çiğdemciğim selam,
Ben hayatımdan memnunum. Deprem riski dışında burada ev sahibi olmamak için bir neden yok bence. Şahsen ben istiyorum. Olumlu yanlarını az-çok biliyor, tahmin/hayal ediyorsundur, ben çok basit günlük yaşam pratiğiyle ilgili birkaç şey söyleyebilirim:
– Daimi ulaşım sıkıntısı: Vapur-motor saatlerine tâbisin. Ekim-Haziran arası kış tarifesi pek kullanışsız, son vapur Kabataş’tan 23:00’te, Büyükada’dan 20:00’de.
Ayrıca vapurun sabit süresi tezcanlıları rahatsız edebilir. Kınalı-Burgaz neyse de Büyükada için yarım saat – 45 dk. daha eklemek gerek. Ama Büyükada ve Heybeliada’nın Kabataş’a motor seferi var ve Bostancı motorları daha sık.
– Pahalılık: Neredeyse HER ŞEYİN İstanbul’dan pahalı olduğu bir semt burası. Ama İstanbul’dan alışveriş yapmak da yorucu. Kabataş’a gelirken benim güzergahımda sadece Dia var. Maalesef private label dolu evim:)) Bostancı da pek farklı değil, bilesin. Adalar arası ulaşım da ciddi sınırlı olduğundan alışverişe başka adaya gitmek hiç pratik değil.
– Sağlık hizmetleri: Acil durumlarla ilgili olumsuz hikâyeler var, dr. vs. sorunlu.
– Sosyal sıkıntılar: Gece hayatın bitecek, film festivali zamanı İstanbul’da kalman gerekecek, arkadaşların ziyaretine gelmeyecek, hava ısınsın da öyle gelelim diyecek ama yaz mevsiminde hafta sonları haberli/habersiz bi’ dolu insanı ağırlaman gerekecek vs.
Kendi kendine yetiyorsan, sorun yok. Adalı bir aile bana birkaç sene sonra kaçarak İstanbul’a dönenler olduğunu söylemişti, uyaran eksikliği zamanla sorun olabilir.
– Privacy: Burası çok küçük bir yer. Mesafeli olmak gerektiğinde her zaman kolay olmuyor. Vapur servis gibi. Herkes herkesin nerede oturduğunu neredeyse biliyor. “Kaçak et kesmek” biraz güç:)) Privacy senin için çok çok önemliyse bir daha düşün derim.
– Taşınmak/ yeni eşya almak: Tek kelimeyle kabus! Bu nedenle kiralık evler genelde eşyalı. Kitaplarımı kargo yapayım demiştim, adalara kargo paketi 5 veya 10 kg ile sınırlı, şimdi hatırlayamadım. Bu nedenle valiz valiz taşımak zorunda kaldım, işkenceydi.
– Lokasyon: Yaz-kış oturanların iskeleye yakın olması iyi olur. Adalılar torbalı, zembilli olur derler. Her gün sabah akşam uzun mesafe yürümek / yokuş çıkmak yorucu olacaktır. Hele 23:00 vapurundan inince… – Isınma: Doğalgazlı bir ev düşünmelisin. Buradaki evler genelde yaz için yapılmış olduğundan büyük pencereli, yalıtım ve ciddi rutubet sorunları olabiliyor. Heybeliada’da aylık 750 tl doğalgaz masrafı olan birisiyle sohbet etmiştim.
– ATM olmaması: İstanbul’da para çekmeyi unutur ya da vapura yetişmek için çekemezsen burada sadece Denizbank ATM’si var. Ve alçaklar ortak ATM olarak her çekimden 5 tl ücret alıyorlar.
– Tamirat, tadilat meselesi: Ustaların sayısı az, servis ücretleri yüksek, mesai saatleri enteresandır. Genelde hafta sonları çalışmazlar. Geleceklerini söyleyip gelmezler. DIY konusunda kendini aşmaya hazır ol:) Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Başta da söylediğim gibi hayatımdan memnunum. Senin gibi bir komşum olsun isterim:)
Sevgiler,
Nokta

_______________________________

Tespihağacı…

not edemeden kaynağını, sanal âlemde yitirdim yine…
arıyorum halen!
)O(

ADALAR POSTASI (18.12.2005)

Faik Yaltırık- Asuman Efe- Adnan Uzun, İstanbul Adaları’nın Doğal ve Ekzotik Bitkileri, İstanbul (1993)126, res.25b:
Meliaceae Familyası’ndan 
Melia azedarach L. – Tesbih Agaci 
Chinaberry, bead tree, Persian lilac, pride-of-India 
Küçük bir ağaç veya büyük bir çalıdır. Çift katlı tüysü olan yaprakları büyüktür. İlkbahar-yaz aylarında ortaya çıkan küçük ve kokulu çiçekleri salkım durumunda kurullar oluşturur. Leylak rengindedir. Sürgünlerde uzun zaman kalabilen ve demetler oluşturan meyveleri boncuk gibidir ve sarı renklidir. Birçok değisik toprak tiplerine uyum gosterebilir.
Tesbih Ağacı’nın (Melia azedarach), zehirli olan meyvelerinden yapılan konsantrasyonların, Ege Bölgesi’nde nohutun ana zararlısı olan Nohut Sineği larvalarına (Liriomyza cicerina) karşı etkili olduğunu biliyor muydunuz?
)O(


ADALAR POSTASI (25.5.2005):

Tesbih Ağaçları çiçek açtı! 

Ada sokaklarında insanın adeta aklını başından alan bir rayiha var şu günlerde… Akasya çiçekleri yerlerini Tespihağacı’nın (Melia azedarach) o güzel çiçeklerine bıraktı! Tespihağacı deyip geçmeyin; zehirli olan meyvelerinden yapılan konsantrasyonlar, Ege Bölgesi’nde nohutun ana zararlısı olan Nohut Sineği larvalarına (Liriomyza cicerina) karşı kullanılmaktaymış! Yolunuz Adalar’a düşerse eğer mutlaka o büyülü rayihanın içinden geçiverin!
)O(
[…]

_______________________________

From: EDA ELİF TİBET 
Subject: Eda Elif Tibet yeni bir mesaj gönderdi! 
Date: March 25, 2012 11:35:22 PM GMT+03:00 
Merhabalar, 
Sizlerle Burgaz Adası için çektiğim küçük bir video klibi paylaşmak isterim. Burgaz Adası diğer adalar kadar turistik ve kalabalık olmayarak belki de kendini hem doğa hem de yaşam açısından en çok koruyan ada olmuş gibi gözüküyor. Diliyorum ki Büyükada’da çok geç olmadan böyle bir dönüşüm yaşar… 
Sevgilerimle, 
Eda Elif Tibet
Görsel Antropolog&Belgesel Yapımcısı

  

A Hidden paradise behind the shores of Istanbul…

24 March 2012

_______________________________


Kuşlar Âlemi’nden… 
Twitter, 25.3.2012 20:27
Elif Sezgin ‏ 
@ecif 
Fuu is looking for a new friend II 

Twitter, 25.3.2012 21:50
Fatih Yıldız ‏ 
@FatihYldz01

Assos – Büyükada – Dubai hattında, mekân hazırlıkları..

http://twitpic.com/919pbk

From: YASEMİN DİNÇ
Subject: yasemin dinç (@dincyasemin) Tweetlerinden birini yanıtladı!
Date: March 26, 2012 12:07:56 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

dincyasemin
yasemin dinç

@ADALARPOSTASI Gelişmelerden haberdar ederseniz her zaman yanınızdayız.Adaların simgesi göz ardı edilmemelidir.

Twitter, 25.3.2012 16:55

RoseSea

@RoseSea_

@ Büyükada Mimozalar

http://instagr.am/p/ImQm1ZAN0A

_______________________________


Yüzler Defteri’nden…

FaceBook, 26.3.2012

Selah Ozakin 



bak işte mevsim bahar
tomurcukları ha patladı ha patlayacak
kızıl karanfillerin adalarda valse durur artık
sarısı şaha kalkmış mimozalar
ah benim kırçıl bağrım
eğer sana yabancı durumaktaysa bu gelen bahar
telaşlanma sakın
hatta gururlan
çünkü bütün yeni baharların toprağında
seninki gibi eskimiş nice yürek var


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: