Gönderen: adalarpostasi | 10 Mart 2012

ADALAR POSTASI-2679: ada’daki ev…


* * *

ADALAR’da TARİHTE O GÜN:

19 Ekim 1914 Pazartesi günlü, Merkez Dersaadet’de şimdilik inşaat malzemeleri ticaretiyle iştigal etmek üzere Büyükada Levazım-ı İnşaiye Anonim Osmanlı Şirketi adıyla bir şirket teşkiline izin verilmesine dair…

* * *

ADALAR’da BİR GÜN:

 Fotoğraf: Ugo Antonio Corintio, Büyükada sokaklarında, 2012.


* * *


ADALAR’da HAVA DURUMU:

10 Mart 2012 Cumartesi
Büyükada’da HAVA DURUMU*
Çok bulutlu
4/11ºC
%72-88 nem
Poyraz, KD 26km/sa
Gündoğuşu 06:26… Günbatışı 18:03…


* * *
Cicely Mary Barker, The Dandelion Fairy.


__________________________________________

1- Sevil Selin Sezer Aygün: “ADALAR POSTASI‘nı tek bir mail adresi ve tek bir facebook hesabından takip etmekteyim. Bu mail adresim dışında yazılan yazılar sorumluluğumda değildir…”

2- Serap Uzunlar: “Naçizane şiirlerimi, gözlemlediğim aksaklıkları, iyi-kötü paylaşımları, —yayımcılar engellemediği sürece— ADALAR POSTASI’nda  yayımlamaya devam edeceğim…”

3- Semih Aygün: “Sayın ADALAR POSTASI, yazılanların büyük bölümünü okuyor ve mümkün olduğunca da takip ediyorum. Her iki tarafın da doğru bulduğum ve bulmadığım düşünceleri var ve bu son derece olağan bir durum…”

4- Deniz Toprak: “Yazıların yayımlanmaması için ADALAR POSTASI’na da temennilerde (!!!) bulunmanız anlamsız ve iddialarınız dayanaksız. Ya soruların muhatapları hakaretten vazgeçerek cevap vermeli, ya da Deniz Toprak imzalı yazılar için, yazdıklarının arkasında duran Deniz Toprak şikâyet edilmeli. Tek güvencemiz olan adalet derse ki; soru sordun, suç… Boynum kıldan ince, ama şükür ki dimdik… Tek derdinizin, soruları kesmek, gündemi değiştirmek olduğu son derece açık ama bence nafile…”

5- Zeynep Alpar: “Kendi adıma, bu tartışmayı önemsiyorum, çünkü Adalar’la, Ada’ya sahip çıkmakla ilgili. Kişiselleşse de, kişileri de bu eksen üstünden tanımak bence süper oluyor. Kimilerinin nasıl yan çizdiğinin böyle ortada olması harika bir şey bence…”

6- Sevil Selin Sezer Aygün: “Ada’daki ev…”

7- Buket Uzuner, Büyükada’da bir Edebiyat Vakfı kurmayı istediğini de söyledi…

8- Selim İleri: “Hangi Büyükada?…”

9- Adalar Belediyesi: “Mart ayı Meclis toplantısı tüm Meclis üyelerinin katılımıyla yapıldı…”

10- Şükrü Abanoz: “Meclis üyelerininin tam kadro katıldığı toplantıya bazı Meclis üyelerinin toplantıyı terk etmesi damgasını vurdu…”

11- Kuşlar Âlemi‘nden…

12- Yüzler Defteri‘nden…

)O(

_____________________________________________
From: SEVİL SELİN SEZER AYGÜN
Subject:
Date: March 9, 2012 10:16:10 AM GMT+02:00

Merhaba,
ADALAR POSTASI‘nı tek bir mail adresi ve tek bir facebook hesabından takip etmekteyim. Bu mail adresim dışında yazılan yazılar sorumluluğumda değildir.
Bahsedilen davalarla ilgili yasal süreç devam ettiğinden, davalar hakkında şu an konuşmayı uygun bulmuyorum.
Yargı süreci sonunda, sonuç her ne olursa olsun, ADALAR POSTASI‘nda —konunun bahsi geçmesinden sebep— cevap hakkımı kullanmak isterim.
Süregelen tartışmaların dışında kalmak istediğimi belirtir, yasal vasisi olduğum annem hakkında da, onun adını rencide edecek yazı yazılmamasını önemle rica ve tavsiye ederim.

_____________________________________________

From: SERAP UZUNLAR 
Subject: cevap 
Date: March 9, 2012 12:17:10 PM GMT+02:00 
Cevap…
Sn. Berksan, 
Öncelikle, internet gibi erişilebilirliği kolay olan bir ortamda, alenen kimlik bilgilerinin yayımlanması, güvenlik açısından doğru değildir. Size önerim, kimlik görüntünüzü ADALAR POSTASI‘ndan kaldırmanızdır. Kimliğimin açık halini —yayımlanmamak kaydıyla— ikna olması için talebi olduğu taktirde ADALAR POSTASI‘na gönderebilirim. 
Önceki yazılarınızda, “Orman işgalcileri var, 2B istismarcıları var,” derken, demek Selin’lerin evini kastediyordunuz!?
Onların taşınmazının tapusu, bildiğim kadarıyla çok uzun yıllar önce dedeleri tarafından alınmış. 4 tarafı evlerle çevrili, bir cennet ada. Bahçesinde İbrahim Amca’nın diktiği envai çeşit meyve ağaçları, herkesin gözünü alan muhteşem mimozaları, özenle korunmuş büyütülmüş bir kaç çam ağacı… 
Kendilerini savunabilecek yetide olanları, lafla savunmak bana düşmez, o yüzden çok bir şey yazmayacağım bu konuda. Ama umut ederim ki, bahçedeki yeşilliğin korunabilmesi için, çevresindeki betonarme binalar gibi binalar dikilmemesi için, burası yine onların olur. Çünkü başkalarının eline geçerse, bunca yıldır emekle korunan ağaçların da ‘seferi’ olmasından korkarım. Naçizane şiirlerimi, gözlemlediğim aksaklıkları, iyi-kötü paylaşımları, —yayımcıları engellemediği sürece— ADALAR POSTASI’nda  yayımlamaya devam edeceğim…

_____________________________________________
From: SEMİH AYGÜN 
Subject: İsmimin geçmesi sebebiyle cevap vermek istiyorum 
Date: March 9, 2012 1:09:58 PM GMT+02:00 
İsmimin geçmesi sebebiyle 
cevap vermek istiyorum… 
Sayın ADALAR POSTASI
Yazılanların büyük bölümünü okuyor ve mümkün olduğunca da takip ediyorum. Her iki tarafın da doğru bulduğum ve bulmadığım düşünceleri var ve bu son derece olağan bir durum. Sayın Ömer Faruk Berksan adlı kişinin, muhtemel yanlış yönlendirme ve eksik bilgiler neticesinde olduğunu düşündüğüm, şahsım ve ailemle ilgili son derece tutarsız ve bizim adımıza aslında herhangi bir önem arz etmeyen nitelik ve seviyedeki tespitleriyle ilgili yorumu sizlere bırakıyorum. Ancak şunu da çok açık ve kesin olarak ifade etmeliyim ki, bu tutarsız ve gerçek dışı yorumlarla ilgili tüm haklarımın sonuna kadar takipçisi olmak adına, gerekli işlemleri derhal başlatıyorum. 

Sözkonusu şahısların iddialarında bahsi geçen ve aslında bu tartışmanın bence temelini oluşturan konuyla ilgili ancak çok kısa ve yüzeysel bir yorumda bulunabiliyorum. Çünkü konuyla ilgili şikâyetlerimiz neticesinde süreci devam eden çok sayıda dava var. Biri 60, bir diğeri de 50 yıldan daha uzun süre önce tarafımızca satın alınmış, kesinlikle tapulu —yani asla işgal değil— taşınmazlarımızla ilgili sanıyorum 2-3 yıl önce açılan davalar ve bu davalarla ilgili itirazlar da halen yargıda ve yargı süreci devam ediyor. Bu süre içerisinde bazı ailevi sorunlar ve acılarımız sebebiyle Büyükada’dan uzak kalmak zorunda kaldık. Hatta uzak kaldığımız evimizin bir bölümünü de, yasal prosedür gereği kira olarak görünmesi gerekse de, ihtiyaç duyduklarına inandığımız bir anne-oğula bilâbedel tahsis ettik. Büyükada’ya gidebildiğimizde, biz onlara misafir oluyoruz. Yokluğumuz sürecinde bazı kişilerin uygulamaya çalıştığı bizce doğru olmayan bazı girişimleri sebebiyle de gerekli şikâyetlerimizi, gerekli yargı makamlarına ilettik ve onlarla ilgili süreçler de halen devam ediyor. Hatta bu süreçlerde, bazı görevliler için, yetkili üst amirleri soruşturmaya gerek görmese dahi, aynı süreçler idare mahkemelerine taşınarak sürüyor ve dediğim gibi de tüm şikâyet ve itirazlarımızla ilgili yargı süreci halen ve eksiksiz devam etmekte. 

Bu süreçler içerisinde, muhatap olarak bizlerin karşısında olan insanların, aslında belli kültürel birikim ve tecrübeye sahip oldukları düşünülen insanları, belki de iyi niyetlerini kullanarak yanlış bilgi ve eksik belgelerle yönlendirmeye çalışmalarını doğru bulmuyor ve bu konuda en başta Sayın Berksan olmak üzere ismi aleni ya da gizli her ne şekilde olursa olsun geçen herkesi naçizane ancak şimdilik uyarmayı gerekli görüyorum. 

Çünkü konuya nasıl ve neden dâhil edildiğimiz meselesi bir tarafa, Sayın Ömer Faruk Berksan’ın yakinen tanıdığını düşündüğüm Büyükada Orman İşletmesi Şefi Sayın Yüksel Özcan Bey’de, benim hem güncel kartvizitim, hem sabit hem de 24 saat açık GSM numaralarım mevcut olduğu gibi hatta sürekli irtibatta olduğumuz ortak dostlarımız da var. Şimdi bir anda neden benle ilgili ve her yerde de mevcut olan iletişim bilgilerini bu kadar önemsediğinizi anlayabilmiş değilim. İsterseniz tüm iletişim bilgilerimi Yüksel Özcan Bey’den de temin edebilirdiniz, benim adıma hiçbir sakınca bulunmadı ve bulunmuyor. Zaten şirketime ait bilgiler de söylediğiniz gibi internette mevcut, ancak bu arada referanslarımız arasında olduğunu belirterek bahsetmiş olduğunuz firma, referanslarımız arasında şimdilik bulunmadı ve bulunmuyor. Sanıyorum ortak hizmet aldığımız bilişim sayfasındaki diğer firma referanslarıyla karıştırdınız. Küçük bir not olarak belirtmek istedim. 

Daha önce benim ve ailemin, bilerek ya da bilmeyerek adının geçmiş olduğu yazılara, dava sürecini son çare olarak da olsa etkileyebilmek adına bir girişim olarak dâhil edilmediğimiz düşünce ve temennisinde olduğumu ve zaten bunun kesinlikle başarılı bir girişim olamayacağını ifade etmek isterim. 

Değerli ADALAR POSTASI, cevap hakkı olarak mektubumun yayımlanması konusunda göstereceğinizden emin olduğum hassasiyet sebebiyle şimdiden teşekkür ederim. 

Saygılarımla, 

İyi çalışmalar… 

Semih AYGÜN 
Genel Koordinatör 

MAVİ IŞIK İNŞAAT 
Tel : +90 (216) 481 81 13 
Fax : +90 (216) 481 55 92 
_____________________________________________
From: DENİZ TOPRAK 
Subject: Peynir Gemisi 
Date: March 9, 2012 4:51:50 PM GMT+02:00 
Peynir Gemisi…
Asıl meseleyi, böyle ıvır zıvırla örtemezsiniz. Yüksel Özcan’a da bir sürü soru sordum, Ömer Faruk Berksan’a da. Sen ister bana saldır, ister hayalindeki yeldeğirmenlerine. Boş hepsi, hikâye. Bak ne diyorum ben, bütün sorularım var ADALAR POSTASI’nda. Kime sorduysam, çıksın muhatabı desin ki BU YALAN, ya da BU İFTİRA… Buna sen de dahilsin, diğerleri de. Onun bu meselesi varmış, bu şunun adına yazmış falan boşver sen. 
Hakkında gazetelerde çıkan haberleri sordum, rahatsız oldun… Herkese açık İTO kayıtlarını sordum, rahatsız oldun… Asıl garip olanı, ben YÜKSEL ÖZCAN’a sordum, ÖMER FARUK BERKSAN olarak nedense (???) sen rahatsız oldun…  
Yine tekrar ediyorum; 
[…] Tut ki senin dediğin gibi olsun, farz et ki benim başka meselem bulunsun; soru sormama engel mi o zaman bu? Meselem olsa da sorarım ben merak etme. Hatta meselem olsa daha da çok sorarım. “KİM SORUYOR“dan başka cevap veremeyenler, “NE SORUYOR?” konusunda neden bu kadar PISIRIK acaba? “NE SORUYORSUN?” diyebiliyor musun, cevap verebiliyor musun, gerisi boş laf, gerisi hikâye… […] 
Cem Karaca – Peynir Gemisi 
Laf ile peynir gemisi 
Yürür mü a canım yürür mü 
Öküz altında buzağı 
Büyür mü a canım büyür mü 
Eşme eşeleme toz olur 
Deşme deşeleme söz olur 
Gelen ağam giden paşam 
Ver şu ineği bende sağam  
Alan razı satan razı 
Yok mu eden doğru kelam 
Ne sihirdir ne keramet 
El çabukluğu marifet 
Sabrın sonuda selamet 
Doğdun sabret ölürsün sabret 
Bağdattan geri dönmez mi 
Yapılırsa yanlış hesap 
Bağdatı bilmem çarşıya 
Uymuyor evdeki hesap 
Suya gider susuz gelir 
Bankalardan faiz gelir 
Bu değirmenin suyu nerden 
Nerden akar nerden gelir 
Karacam olma avanak 
Çuvala sığıyor mızrak 
Dön önüne haline bak 
Bir mum alda derdine yak 
Daha önce de hep böyle olmuş, artık olmasın… Bir meseleyi, başka bir meseleyle kapatmış hep uyanıklar. Hep unutturmuşlar benzer taktiklerle… 
Benim, sen de dahil, tanıdığım, tanımadığım ama adı geçen hiçkimseyle şahsi bir sorunum yok, zaten neden olsun? Sana da sordum, başka bir ilişkiniz var mı diye, yoksa yok dersin, olmayan neden gocunsun? 
Özetle; ben Deniz Toprak olarak yazdıklarımın arkasındayım ve arkasında olacağım. Kimle ne meseleniz varsa sizin, gidin onlarla halledin. Kimseyi başka işlere alet etmeyin… Benim sorularımın cevabı değil bu yazdıkların. Bu sebeple ben daha önce de sorduklarımı her yerde tekrar sorarım. 
Bak al sana bir soru daha, hem sana, hem —aslında aynı şey— Yüksel Özcan’a; Bana göre bir sürü zırva var son yazılanlarda ama yine de anlamsızca anlattığınız yer ormansa mesela, sizin dediğiniz gibi işgal varsa, neden hâlâ ikâmet eden var —ya da var mı— orada? Yine benim dediğim gibi oldu işte, bu taraftan bakmayı deneyenler görüyor bunu, ortaya attığınız bu hikâyede bile ya doğru olmayan bir şeyler var ya da görevini yapmamış Yüksel Özcan. Ormansa orman yapsın. Neden yapmamış ya da yapmıyor o halde? Benim bunu sormuş olmam, bir başkasıyla şahsi meselem olmasını mı gerektiriyor sence? Yüksel Özcan neden yapması gereken görevi yapmıyor? Ve neden Ömer Faruk Berksan, Yüksel Özcan’a soru sorulmasından rahatsız oluyor? 
Yazıların yayımlanmaması için ADALAR POSTASI’na da temennilerde (!!!) bulunmanız anlamsız ve iddialarınız dayanaksız. Ya soruların muhatapları hakaretten vazgeçerek cevap vermeli, ya da Deniz Toprak imzalı yazılar için, yazdıklarının arkasında duran Deniz Toprak şikâyet edilmeli. Tek güvencemiz olan adalet derse ki; soru sordun, suç… Boynum kıldan ince, ama şükür ki dimdik… Tek derdinizin, soruları kesmek, gündemi değiştirmek olduğu son derece açık ama bence nafile…

_____________________________________________

Peki ya ADALAR POSTASI’nda seyredenler 
ne der?
)O(

From: ZEYNEP ALPAR 
Subject: seyredenler ne der sorusunu cevaplamak istiyorum! 
Date: March 9, 2012 11:30:22 PM GMT+02:00 

“seyredenler ne der” 
sorusunu cevaplamak istiyorum!… 
Kendi adıma, bu tartışmayı önemsiyorum, çünkü Adalar’la, Ada’ya sahip çıkmakla ilgili. Kişiselleşse de, kişileri de bu eksen üstünden tanımak bence süper oluyor. Kimilerinin nasıl yan çizdiğinin böyle ortada olması harika bir şey bence :) 
Taraflar tartışmaya devam etmek istiyorsa ve siz de bunları yayınlamaktan yorulmuyorsanız, lütfen bu konu ADALAR POSTASI‘nda yer almaya devam etsin. neticede, isteyen okur istemeyen okumaz ama internette insanların kendi ağzından çıkanları okuyabileceğimiz bir kaynak olması kanımca çok değerli. Seyredenlerden biri olarak görüşüm budur, Adalar’ın gerçek dertlerini, sırf bugünü değil yıllar sonrasını da etkileyecek gerçek meselelerini gündeme getirenlere selam olsun! 
Zeynep Alpar, Heybeliada.

[11.3.2012 01:01’de tesadüfen ve de iyi ki her nasılsa spam klasöründe yakaladık, Sn. Nazife Akgün’ün aslında ADALAR POSTASI’nın bu sayısında yer alması lüzum eden yazısını; böylelikle bu sayının yayımından neden sonra —aslen ADALAR POSTASI-2680’de yayımlanmak üzere— şimdilik güncel bir ek olarak gecikmeli de olsa bu sayıya da ekliyoruz… )O(] 

From: NAZİFE AKGÜN 
Subject: Bilip bilmeden konuşanlara ve yazanlara duyuru
Date: March 10, 2012 3:48:36 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Bilip bilmeden konuşanlara 
ve yazanlara duyuru!…

Tüm ADALAR POSTASI dostlarıma selamlar,

Siz bilip bilmeden konuşan ve yazanlara açılamadır…

Ben ve benim gibi Adalar’da 650 civarında insan gidip Devlet’in tapusundan onlarca yıl önce yerler almış, üstünde evleri var, orada yaşamları, anıları, geçmişleri ve gelecekleri var. Sonra ülkemizde hep çalıyı tepesinden sürekleriz ya; Orman Genel Müdürlüğü’nce “Yok kardeşim ben tapu filan dinlemem, zamanında her ne kadar Tapu’ya şerh koymadımsa da sen burayı para verip Devlet’in tapusuna güvenerek alıp, burada bir yaşam kurdunsa da Adalar SİT alanı olması nedeniyle buraları ormandır,” diye hakkımızda tapu iptal davaları açıldı.

Demokrasi, insan hakları, doğa ve çevre savunmak öyle birilerinin yaşam hakkını tüm geçmiş ve geleceğini elinden almak için yapılmaz. Zengin her koşulda yaşamını sürdürür; o kaçak yapar ‘köşk’ olur, bizim kendi halinde tapulu arsalar üzerinde yıllar önce yapılmış evlerimiz ‘gecekondu’ olur. Öğretmenin köşkü olmaz, evi olur orada yaşayan hayat vardır. İnsanlık vardır. Duygu ve düşünce vardır. Öğrendikleri ve öğretecekleri vardır.

Bizim anayasadan doğan mülkiyet hakkımız, kişilik haklarımız ne oluyor? Kim bu soruna çare bulacak, sesimizi kim duyacak?

Unutulmasın ki ben kişi olarak tüm yasal olmayan işlere karşıyım ama adamına göre ya da kesesine göre değil. Hiç kimseyi bir diğerinden ayırmadan adaletle ve eşitlikle.

Bahçemdeki sayısız ağacımı kucağımda taşıyarak diktim, herbir santimetrekare toprağa yemedim yedirdim, bir çocuk gibi baktım o bahçeye.

Şimdi Devlet’in kurumları arasındaki çatışmadan mağdurum. Üzgünüm, kızgınım.

Burası benim emeğim, 46 yıldır çalışıyorum; önce anlayın, dinleyin yüreğiniz ve beyninizde bir kez daha objektif olarak yorumlayın sonra da, yine istediğiniz gibi yorum yaparsınız. Yorum yapmak en kolayı.

Sorumsuz olarak bilip bilmeden yazılanlar da beni daha çok üzüyor.

Sorunumuzun Merkezi Hükümet tarafından acilen çözülmesini bekliyoruz. Bu 2B Yasası’yla mı olur başka bir yasayla mı olur bilemem! Sadece bir talebim var; gençliğimizi ülkemizin sorunları nedeniyle yaşayamadık, orta yaşta yaşamsal sorunlar ağır bastı şimdi bari BIRAKIN DA RAHAT ÖLELİM!

Evet şimdi sıcak evlerinde bilgisayarları başından bilip bilmeden konuşup, yazan-çizenler, bir kez daha düşünmenizi bekliyorum.

Gerçekten, insanı seven, saygı göstermesini bilen demokrasi ve insan hakları için mücadele vermiş ve vermekte olan tüm insanlara sevgilerimle,

Nazife Akgün


_____________________________________________
From: SEVİL SELİN SEZER AYGÜN 
Subject: ADA’DAKİ EV 
Date: March 9, 2012 11:03:10 AM GMT+02:00 
ADA’DAKİ EV…
Resimdekiler; rahmetli anneannem Leman Atalay; rahmetli dedem İbrahim Atalay; sevgili annem Gönül (Atalay) Sezer; hasreti içimi yakan, yokluğunu her an hissettiğim sevgili babacığım rahmetli Nuri Sezer… 
Evimizin çardağında, 1968… 
Büyükada Tepeköy’de evimiz. Anneannem doğma büyüme Adalı. Dedem askerlik için Adalar’a gelmiş, anneanneme ve Ada’ya aşık olup, bir daha ayrılamamış. 
1950’lerde dedem kendi arsasını almış, tapusu var. Ev yapmış arsasına. Dedemin arsasının etrafındaki parsellerse, sonradan Yunanistan’a göçen Rum asıllı vatandaşlarınmış. Giderlerken dedeme emanet etmişler. Dedem de emanete sahip çıkmış, sahipleri gelene kadar korumak için, meyve ağaçları, çiçekler, mimozalar… yeşertmiş de yeşertmiş. 
Dedemin arsasının hemen bitişiğindeki parsel satılığa çıkmış; 1960’larda annem almış arsanın tapusunu. Yine uzun süre bahçe olarak kullanmış dedem annemin arsasını da… 
Babam da aslında Adalı sayılır. 14 yaşında Heybeliada Deniz Lisesi’ne gelmiş… Yıllarca ülkesine hizmet etmiş, Deniz Albayı olarak emekli olmuş. O da, dedemin anneanneme aşık olduğu gibi hem Büyükada’ya, hem de “Adalı anneme” aşık olmuş.… 
Sonradan annem ve babam, annemin tapulu arsasına küçücük bir ev yaptı. Evin kabası bitince, babam kendi elleriyle içini boyadı, fayansları ve marleyleri döşedi. O yüzden hâlâ fayansların bazıları çıkmış ve kırılmış, marleylerin bazı yerleri yapışkanından ayrılmış; amatör ama sevgi dolu eli değdiği için hâlâ öyle de duruyor. Yani diyeceğim o ki, hiç lüks değildir. Ama biz çok severiz evimizi… Hele de bahçesini…

Ailemizin de her aile gibi, atlattığı badireler olmuştu. Bu badireleri hep Ada’daki evimiz sayesinde atlatabildik. Kimi zaman okul masrafımı çıkarttı, kimi zaman her şeyden kaçıp, sığındığımız, bizi hayata bağlayan bir yer oldu Ada’daki evimiz ve bahçemiz.

Çok sıkıntılı bir devrede, hastalıklarla, maddi sıkıntılarla uğraşırken; annem satalım Ada’daki evi dedi bir gün. Babam olmaz dedi, ölürüm Ada’ya gidemezsek —ki yeni bypass geçirmişti o dönem… Bir daha hiç düşünmedik Ada’daki evimiz için öyle bir şey…

Çocukluğum, ergenliğim, üniversite yıllarım, iş hayatına atılmam, evlenmem… Hep Ada’daki evimiz eşlik etti bu zamanlara…

Ada’daki evimiz, bahçesinde beslenen sokak kedileri, kargaları, martıları, kirpileri, kaplumbağaları…Bizim aile fertlerinden olan kedi ve köpeklerimizle birlikte uyum içinde… Evet, aile fertlerinden olan kedi ve köpeklerimiz, şimdi Ada’da sonsuz uykudalar. Tabiki evimizin bahçesinde… Hep yanımızda…

Bir süredir annem rahatsızdı, kas-kemik rahatsızlığı, vücudunu rahat kullanamıyor, haretleri sınırlı. Ada’daki, evde geçirebildiğimiz süre 3 ayla sınırlı kalmaya başladı. Annem rahatsızlanınca, babam baktı hep ona. Annemin mevcut rahatsızlığına bir de alzheimer eklendi… Sonra babam da kanser oldu. Gidemedik 2 yaz Ada’ya, evimize. Babam, kemoterapi bir bitsin, kendimi Ada’daki evimize, bahçemize atacağım derdi..

Babamın sağlık durumu, 2010 yılının Ekim ayında ağırlaştı. Hastanedeki çareler tükenince, 19.10.2010’da babamı eve geri getirdik. Kendi hastalığı sebebiyle, güncel hayatla pek ilgilenemeyen annem, babamı iyileşmeden eve getirdiğimizi görünce, felç geçirdi.

26.10.2010 tarihinde babamı kaybettim. Tek vasiyeti Ada’ya gömülmekti. 28.10.2010 tarihinden beri de Ada mezarlığında, evimizi gören, evimizin hizasında bir mezarda şimdi.

Annemse Ada’ya gidemiyor artık.. Ama Ada hep ağzında, hep hatıralarında…

Ekim 2010’da bilmeden başka birşeyler daha yaşamış aslında ailemiz. Evimizin tapusu alınmış da başkası üzerine geçirilmiş… Meğerse 2008’de dava açılmış da —bizler nelerle uğraşırken, başkaları da bizle uğraşırmış arkamızdan— 2009da sonuçlanmış. 2010’da da tapumuz bizden alınmış. 

Ve hiç haberimiz yok. 2009 yılında sonuçlanmış dava, 2 sene sonra temyize gitti. Normalde temyiz süresi 15 gündür. Normal olmayan bir şeyler var demek ki. 
Yasal süreç bitmedi henüz… 
Ada’daki evimiz hatıralarla yüklü, manevi değeri paha biçilmez. 
Acaba ileride çocuklarım Ada ve Deniz de atalarından miras evlerinde bizimki gibi yaşanmışlıklar, mutluluklar biriktirebilecekler mi?…

Evimizin maddi değerini hiç sorgulamadım. “Bir lokma, bir hırka” yeter bana. Ama bu evin manen öyle bir değeri var ki… Yine de hayırlıysa gelsin geri… Şer olacaksa gitsin gelmesin, hatıraları nasılsa içimde saklı. 

Nasıl olsa ben de, vakti geldiğinde, Büyükada mezarlığında olacağım, sevdiklerimin yanında, sevdiğim topraklarda…
_____________________________________________
GerçekGündem, 10.3.2012 
New York’ta Kadınlar Günü 
Programın konuğu Türk yazar Buket Uzuner oldu. 
NEW YORK (A.A) – Ünlü yazar Buket Uzuner, Amerika Türk Kadınlar Birliği (ATKB) tarafından New York’ta düzenlenen Dünya Kadınlar Günü programına katıldı. 
Türkevi’nde düzenlenen programa konuşmacı olarak davet edilen Buket Uzuner, Türklerde romanın sadece 150 yıldır varolduğunu, bundan önce bulunmayışının nedeninin kadının sosyal hayatta yer almamasından dolayı olduğunu belirterek ”Türkiye’de kadın sorunu yok, erkek sorunu var” diye konuştu. 
Yurt dışında ne zaman bir edebiyat toplantısına katılsa kendisine edebiyat yerine, Türkiye ile ilgili siyasi soruların yöneltildiğini, bu anlamda yazarların diplomat gibi görev yaptıklarını anlatan Uzuner, ”Bana en son Finlandiya’da Türkiye’de edebiyatla ilgili soru yöneltiğinde çok duygulandım ve sevindim” diye konuştu.

Kadınların artık kendi hayatlarını kendilerinin kurmak istediklerini belirten Uzuner, hem Türkiye’de hem de dünyada en büyük sorunun hala kadın-erkek sorunu olduğunu ve bütün sorunların bir anlamda buna bağlı olduğuna inandığını ifade etti.

Uzuner şöyle konuştu: 

“Bana sorarsanız Türkiye’nin en büyük sorunu kadın-erkek sorunu, bu sorun çözülmediği sürece hiçbir sorun çözülmez, çünkü ben samimi olarak bütün sorunların buna bağlı olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de kadın sorunu yok, erkek sorunu var” dedi. 
Kadınların siyasette ve parlamentoda en çok temsil edildiği ülkelerin başında gelen Finlandiya’da bile kadın sığınma evlerinin varlığına işaret eden Uzuner, kadın-erkek meselesinin çok önemli olduğunu vurguladı.

Çocukken peri masallarının ilgisini çekmediğini, bu masalları erkek çocuklarının da okumadığını anlatan Uzuner, ”Büyüdüğümde denizaltı kaptanı ve astronot olmak istiyordum ve gerçekten de bir gün Dolunay Denizaltısına binerek bu hayalimi gerçekleştirdim” dedi. 

Son kitabının daha yeni çıktığını ve kitabın Türk geleneği Kamanlık’la (Şamanlık) ilgili olduğunu anlatan Uzuner, Büyükada’da bir Edebiyat Vakfı kurmayı istediğini de söyledi. […]

_____________________________________________
Zaman, 10.3.2012 
Selim İleri
Hangi Büyükada?…
Dergâh Yayınları’nın verimi On Dokuzuncu Asır Biterken/ İstanbul’un Saltanatlı Günleri’ni çok severek okudum. 
Geçen yıl başlamıştım, şuydu buydu, araya işler, başka kitaplar girdi. Her zamanki dağınıklığımla, kitabı bir süre ‘kaybettim’. Sonra ortaya çıktı ve bu kez kesintisiz okudum.  
İstanbul’un Saltanatlı Günleri on altı mektuptan oluşuyor. Mektupların çoğunu Georgina Adelaide Müller kaleme almış. Bir iki mektup da “Alman asıllı İngiliz filoloğu ve oryantalist Max Müller’in” kaleminden. 
Karıkoca Müller çifti, 1894’te İstanbul’a gelmişler. Oğulları Wilhelm İngiliz Büyükelçiliği’nde sekreter; onu görmeye gelmişler. Tabiî İstanbul’u da gezmek, tanımak istiyorlar. Dönem, II. Abdülhamid dönemi. Bn. Müller “İstanbul’da keyifle geçirdiğim güzel günler,” diyor. (Eseri dilimize Hamdiye Betül Kara kazandırmış.) 
Wilhelm, annebabasına yazdığı mektuplarda Boğaziçi’nin görkemli güzelliğini, “İstanbul’un içindeki ve çevresindeki tarihî anıtları” övgüyle anlatmış. Bununla birlikte, Bn. Müller ‘gördüğü’ İstanbul karşısında şaşkınlığını yenemiyor. 
Bn. Müller’in, Sultan Hamid konusundaki düşünceleri de müstebit, Kızıl Sultan Abdülhamid imajıyla uyuşmuyor. Bir bilgilendirişi enikonu ilgimi çekti. Yakın dönem tarihimiz üzerine yazılmış eserlerin çoğunda, Abdülhamid’in iyi bir eğitim görememiş olduğu belirtilir. İddiaya göre yabancı dil bilmemektedir. Bn. Müller’in tespiti bambaşka: 
“Selâmlık’tan sonra Sultan tarafından özel olarak dâvet edildiğimizden bahsetmiştim. Bize bir veya iki oda gösterilerek, pahalı halılar dışında gayet sade döşenmiş olan, Haşmetli Majesteleri’nin, Teşrifat Nâzırı’nın, İngiliz elçisinin, Baştercüman’ın bulunduğu odaya girdik. Sultan, kendisi çok iyi Fransızca bildiği halde, Türkçe dışında bir dil konuşması, hatta anlıyor görünmesi âdaba uymadığından tercüman aracılığıyla konuşmak gerekiyordu.” 
Bn. Müller, geçmişin İstanbul’una gelen pek çok yabancı gezgin gibi, Prens Adaları‘yla ilgilenmiş. Bin sekiz yüzlerin sonundaki peyzajı özellikle anlatmış. 
Önce, bu adaların Bizans imparatorlarının “en sevdiği mesire yerleri” olduğunu söylüyor. Dokuz ada ve dördünde “hâlâ ikâmet” edilmekte. Ötekiler kayalık. Ne var ki kayalıkların bazılarında “manastır harabeleri” göze çarpıyormuş. 
Georgina Adelaide Müller, Bizans dönemine ilişkin başka bilgi vermiyor. 
Yaşamın sürdüğü dört adada “çok sayıda Yunan manastırı” varmış. Bu manastırlar etkinliklerini sürdürüyor. Zaten Müller çiftinin kılavuzları Yunanlı bir aile. Hafif öğle yemeğinden sonra Büyükada gezilecek. Bn. Müller, Büyükada’nın Prens Adaları arasında en büyük ada olduğunu söylüyor. 
1894’ün Büyükada’sı çamlık. Diyeceksiniz ki, günümüzün Büyükada’sında da çam ağaçları göz okşar. Ama o günlerde, adanın ortası silme çam ağaçlarıyla donanmış. Hemen hemen hiç yerleşim alanı yok. Derin vâdiyle ikiye bölünmüş iki tepe. 
Müller’ler kılavuzlarının eşliğinde, kuzeydeki büyük tepenin çevresinde, “güzel bir araba gezintisi” yapıyorlar. Manzara, bir uçtan bir uca Anadolu yakası. 
Araba sonra Ada’nın içlerinde yol alıyor. Bahçeler, boyuna bahçeler. Bahçelerin ortasındaysa güzel köşkler. Bn. Müller köşkler üzerinde fazla durmamış. Onun gönlünü bahçelerdeki güller çekmiş: “Bu bahçelerdeki gül bolluğunu daha önce hiçbir yerde görmemiştim, burada sanki tropikal iklimdeymişçesine her şey yetişir gibi görünüyordu.” 
Bn. Müller Heybeli’ye, Burgaz’a uğramadıklarını yazıyor. Sadece önlerinden geçmişler. Hem Burgaz hem Heybeli yine hep delicesine çamlık. “Adalar’ın havası yumuşak; İstanbul ve Tarabya’ya nazaran sakin.” 
Bu yumuşak hava bana Aşk-ı Memnu’un Büyükada sayfalarını hatırlattı. Nihal’le Behlûl’ün birlikte gezindikleri, tabiî yine çamlık Büyükada. 
Halid Ziya eşsiz romanı için başlıca üç dış mekân seçmiştir: Boğaziçi, Beyoğlu ve Büyükada. Üçü de çağın yeniliklerine alabildiğine açık, ‘alafranga’ mekânlar. Ama Beyoğlu’ndan bile alafranga olanı Büyükada’dır. Orada âdeta bir Avrupa romanı yaşanır. 
Aynı yaklaşımı Yakup Kadri’nin Kiralık Konak romanındaki, o kadar etkileyici Büyükada gezintisinde de yakalamak olası. Gerçi Hakkı Celis, romanın baş kişisi, Avrupaî, alafrangalaşmış insan ilişkilerini yadırgar ama, yadırgayışının özünde kendi çekingenliği, utangaçlığı yatmaktadır. 
Aşk-ı Memnu on dokuzuncu yüzyılın sonundaki Büyükada’ysa, Kiralık Konak’taki de yirminci yüzyılın hemen başlangıcında bir Büyükada panoramasıdır. Her ikisinde de, İstanbul’un varlıklı seçkin tabakası kozmopolit bir yaşayış içindedir. 
Bu sereserpeliğe Mehmed Rauf’un bazı hikâyeleriyle iz sürebiliriz. Hemen hepsi ‘Büyükada aşkları’ çerçevesindeki hikâyelerin kişileri şairler, sanatkârlar, zengin aile kızları. Mehmed Rauf bazan kırık bir romans söyler, bazan bu romansı ironiyle donatır. Fakat Büyükada hep pek şık, pek hoppadır. 
Unutamadığım bir başka Büyükada, Abdülhak Şinasi Hisar’ın Ali Nizamî Bey’in Alafrangalığı ve Şeyhliği romanında. Hisar, alafranga Büyükada’nın köşklerini, bahçelerini, meşhur Nizam Caddesi’ni harikulâde ‘resimlendirdikten’ sonra, oradaki yaşam biçimine alıp götürür bizi. 
Şaşırtıcı olan, bu yaşam biçimindeki derin ikiliktir. Her şeyiyle, giyim kuşamı, oturup kalkması, zevkleri, konuşması, çapkınlıklarıyla alafranga Ali Nizamî Bey’in yaşlıca annesi, handiyse kokot Büyükada’da yaşadığının bile farkında olmayan ‘alaturka’ bir hanımdır. Öyleyken, Büyükada köşkünde sanki iki ayrı hayat yaşanmaktadır… 
Sâmiha Ayverdi’nin Büyükada’sını elbette unutmadım. İstanbul için yazılmış en güzel eserlerden biri olan İstanbul Geceleri’nin “Adalar-Kadıköy” bölümü, Bn. Müller’in anmadığı bazı Bizans sahneleri çizer: 
“(…) tarihi çok eskiden değil, beş altı asır evvelinden yoklayacak olursak, Marmara’nın bağrında açan bu kokulu, renkli, teravetli çiçeklere, Bizans’ın yüz karası diyebiliriz.” 
Ayverdi, Bizans’ın öteki yüzünü, madalyonun tersini görmektedir: Zulüm ve işkence. En sevilen mesire yerleri bir yandan da Bizans’ta iktidar kavgalarının kurbanlarına sürgün yeri olmuştur. 
“Yeryüzündeki manastır ve zindan diyarlarının belki en korkunçları arasında sayılan bu küçük toprak yığınları,” diyor Sâmiha Ayverdi, “tahtından cellâd pençesine düşen sayısız imparatorlar, ana ve babaları tarafından gözleri oydurulmuş prensler, saçları traş edilip vücutları dağlanan prensesler, kamçılanan rahipler, dört atlı zafer arabaları bir zamanlar dükler ve patrikler tarafından idare edilmiş başı taçlı, eli âsalı kraliçelerin hazin âkıbetlerini görmüştür.” 
İstanbul Geceleri’nin yazarı Adalar’ın hâlâ ölüm soluduğu kanısındadır. Asıl bu sebeple, “Türk’ler” Adalar’ı bir türlü benimseyememişlerdir. Evet, Adalar, özellikle Büyükada hoştur; yollar tertemiz, bahçeler çiçek içinde, sonra köşkler, “tepelere kadar tırmanan çamlar”, “İstanbullu’nun ileri ve gözde bir sayfiye yeri olan Adalar”, bütün bu güzellikler “ne çare ki” şehre bir türlü “yerli çeşni ile” katılamamış… 
Sâmiha Ayverdi’nin yorumu beni hep düşündürttü. Aklımdan çıkarmaya çalışıp, gördüğüm, hatırladığım, anılarla bezenmiş Büyükada’yı birkaç kez yazdım. Hemen hepsinde cana yakın benim Adalarım, Büyükada’m. Fakat Yarın Yapayalnız‘da öyle değil, çok kasvetli, çok hüzünlü, gönül acılarıyla donanmış Büyükada…


_____________________________________________

Adalar Belediyesi, 5.3.2012

http://www.adalar.bel.tr/haberler/hbr232.asp

MART AYI MECLİS TOPLANTISI YAPILDI

Adalar Belediye Meclisi’nin Mart ayı olağan toplantısı 5 Mart Pazartesi günü yapıldı. Sağlık sorunları nedeniyle başkan yardımcılığı görevini bırakmak zorunda kalan Dursun Özdemir’in yerine CHP Meclis Üyesi Ali Tokdemir göreve başladı.

Adalar Belediye Meclisi’nin 6. seçim dönemi 3. toplantısı Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu başkanlığında başladı. Tüm Meclis üyelerinin katıldığı toplantıda Başkan Dr. Mustafa Farsakoğlu tarafından görevde kaldığı sürece yaptığı hizmetlerden dolayı Dursun Özdemir’e teşekkür plaketi verildi. 9 gündem maddesinin görüşüldüğü toplantıda; Plan Proje Müdürlüğü’nün Heybeliada Çam Limanı’ndaki futbol sahasına Lefter Küçükandonyadis isminin verilmesi hakkındaki teklif görüşülerek Hukuk Komisyon’una havale edildi.

_______________________________

AdaGazetesi, 6.3.2012
Şükrü Abanoz

http://ada-gazetesi.com/wp/?p=3895

Mart ayı Meclis Toplantısı’nda 
Meclis üyeleri salonu terk etti!… 

Mart ayı Belediye Meclis Toplantısı 05/03/2012 günü saat: 14.00’de Meclis salonunda yapıldı. Meclis üyelerininin tam kadro katıldığı toplantıya bazı Meclis üyelerinin toplantıyı terk etmesi damgasını vurdu.

Toplantı saatinde başladı, Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu, Meclis açılış konuşmasında Dursun Özdemir’e bir plaket verdi, toplantıya geçildi. Söz alan Bülent Mısırlıoğlu, Akıllı Yaşam Derneği adı altında bir derneğin faaliyet gösterdiğini, böyle sosyal oluşumların desteklenmesi gerektiğini ancak Belediye’nin içinde bulunduğu sıkıntılar nedeniyle bir Kent Konseyi üyesi olarak böyle çifte standartların yapılmaması gerektiğini, ayrıca muhtarlarımızın ecrimisin ödemeleri yüzünden çok sıkıntı içinde olduğunu bunun yer probleminden kaynaklandığını böyle problemler varken muhtarlara yardım edilmesi gereken bir ortamda bu uygulamanın yapılmasını çifte standart olarak görüyorum, tekrar söylemekte fayda var böyle sosyal girişimlerin desteklenmesi gerekiyor ancak çifte standart yapmadan…

Söz alan Raffi Araks, bahsedilen yerle kendisinin ilgilendiğini, ucube bir yere çok emek verip tertemiz bir yer yaptıklarını, Belediye’nin kasasından hiç para harcanmadığını, burasının sadece kültür sanat değil iç hizmetler binası olarak kurulduğunu ve bütün Meclis üyelerinin bunu kabul ettiğini, gelecekte annelerimizin, babalarımızın, dedelerimizin faydalanacağı bir yere hiçkimsenin itiraz edeceğini sanmadığını, bu zamana kadar böyle bir projenin yapılmadığını, ilk olarak Adalar Belediyesi’nin bunu başardığını, buradaki amacın Amerika şartlarında 52 yaş üstü, Avrupa şartlarında 60-65 yaş üstü kadın ve erkeklerin alzheimer veya buna benzer hastalıklarla ideal bir şekilde nasıl yaşamaları gerektiğini, nasıl beslenmeleri gerektiğini günlük bir trafik sağlamaları için bu derneği kurduk, ancak bazı kişiler buna Bülent Mısırlıoğlu da dahil bizi mahkemeye vermesi ve bizi halka karşı eleştirmesi sebebiyle Bülent Mısırlıoğlu’nun özür dilemesi gerektiğini söyledi…

Raffi Araks bu sözleri üzerine söz alan Bülent Mısırlıoğlu’nun kürsü konuşmasını video bölümünden izleyebilirsiniz… [http://ada-gazetesi.com/wp/?p=3895]

Daha sonra söz alan Oktay Altın’ın konuşmasında Meclis karıştı, Oktay Altın ve Ercan Akpolat’ın Meclis önergelerini siyasi bir şov olarak gören ve burasının bir belediye meclisi olduğunu hatırlatan başkan böyle bir önergenin kabul edilmeyeceğini ancak oya sunmak için yine de kabul ettiğini belirtti, oylamada çok ilginç olaylar yaşandı, bununla ilgili video görüntülerini video bölümünden izleyebilirsiniz… [http://ada-gazetesi.com/wp/?p=3895]

Yapılan oylamada ilk önce önergeyi kabul eden başkan daha sonra anlaşılamayan bir sebeple önergeyi reddetti, ikazlar üzerine teker teker Meclis üyelerine oylarını soran başkan çekimser kalan Meclis üyesi Aykut Mutlu’ya dönerek çekimser kalamayacağını ya ‘evet’ yada ‘hayır’ diyeceğini söylemesi Meclis’te gülüşmelere sebep oldu, bunun üzerine “Öyleyse red edeyim,” diyen Aykut Mutlu’ya “Öyleyse red edeyim olmaz,” dediği sırada BÜLEN MISIRLIOĞLU, OKTAY ALTIN ve ERCAN AKPOLAT halkın iradesine engelleme var gerekçesiyle salonu terk ettiler… 

Gündemin diğer maddelerinin görülşülmesi ve Lefter Küçükandonyadis’in adının Heybeliada Çam Limanı futbol sahasına verilmesi önerisi görüşüldükten sonra toplantı sona erdi…

Belediye Başkanı’nın gündeme almamak için çok uğraştığı ve Aykut Mutlu’yu oy kullanmak için zorlamasına neden olan ve zorla gündeme aldırmadığı OKTAY ALTIN ve ERCAN AKPOLAT’ın soru önergesini aşağıda yayımlıyoruz…

Gündeme alınmayan soru önergesi;

Şubat 2012 ayı Belediye Meclisi olağan toplantısının 1. oturumunda Belediye Başkanı’nı gündeme ilave etmek üzere oylamaya sunduğu ilave gündem maddeleri oybirliğiyle gündeme ilave edilmiştir.

Gündeme ilave edilen maddeler incelendiğinde görülmektedir ki, ilan edilen gündem maddesi göstermelik, ilan edilmeyen ve Başkanlık Teklifi olarak gündeme ilave edilenler ise Borçlanma Kararı olarak bütçeyi ve taşınmaz tahsisleri istenmesi de İmar konularını içeren önemli konulardır.

Yine de Belediye Kanunu’nun 21. ve 24. maddesi ve Meclis Çalışma Yönetmeliği’nin 21. maddesi gereğince benim de üyesi olduğum İhtisas Komisyonları’nda görüşülmesi ve raporlanması gereken bahse konu gündem maddelerindeki borçlanma ve taşınmaz tahsisleri işlemleri komisyonlarda görüşülüp tartışılacak olması nedeniyle gündeme ilave edilmesinde bir sakınca görmeyip olumlu oy kullanmış idim.

Ancak hukuka aykırılığı konusunda hiçbir şüphem olmayan bir durum yaratılarak Meclis Başkanı tarafından teklifler komisyonlara havale edilmek yerine, teklif karar şeklinde oylamaya sunulmuş ve oy çokluğuyla karar alınmıştır.

Burada alınan kararların niteliğinden çok beni yaralayan, üzen hukuka aykırılığın bu kadar aleni ve gereksiz şekilde uygulanması olmuştur.

Pazartesi günü Komisyonlar’a havale edilen tekliflerin Cuma gününe kadar Meclis üyeleri tarafından değerlendirilmesi ve ihtisas komisyonu raporunun oylanmasıyla karara bağlanması mümkün iken, bundan imtina edilerek, uyarılara rağmen teklifler üzerinde tartışmadan, değerlendirme yapılmadan teklif karar alınmasını iyi niyetli olarak değerlendirmem mümkün değildir.

Yukarıda belirttiğim nedenlerle Belediye Başkanı tarafından gündeme ilave edilmesi istenen tekliflerin detaylarının tek tek okunması, Meclis üyeleri tarafından istenebilecek açıklamaların yanıtlanması ve ardından tekliflerin oylamaya teker teker sunulması halinde irademi ortaya koyacağımı, 


Bu usul uygulanmaz ise Başkan’ın gündeme madde ilavesi tekliflerinin Şubat 2012 ayı 1. oturumunda yaşandığı gibi art niyetli olması ihtimaliyle olumlu oy kullanmayacağımı, teklifimin tutanaklara geçirilmesini ve uygulanmak üzere başkanlık makamına havalesini arz ederim. 

*

5393 Sayılı Belediye Kanunu 

Madde 21– Her ayın ilk günündeki belediye meclis gündemi, belediye başkanı tarafından belirlenerek en az üç gün önceden üyelere bildirilir ve çeşitli yöntemlerle halka duyurulur. Her ayın ilk toplantısında belediye başkanı ve meclis üyeleri belediyeye ait işlerle ilgili konuların gündeme alınmasını önerebilir. Öneri, toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla kabul edildiği takdirde gündeme alınır.

İmar konularıyla yıllık bütçe dışında kalan gündemdeki diğer konularla üyelerin teklifleri, toplantıya katılanların salt çoğunluğunun kabulü hâlinde komisyonlara havale edilmeksizin belediye meclisince görüşülerek karara bağlanabilir. 

Madde 24– Belediye meclisi, üyeleri arasından en az üç en fazla beş kişiden oluşan ihtisas komisyonları kurabilir. Komisyonların bir yılı geçmemek üzere ne kadar süre için kurulacağı aynı meclis kararında belirtilir.

İhtisas komisyonları, her siyasî parti grubunun ve bağımsız üyelerin meclisteki üye sayısının meclis üye tam sayısına oranlanması suretiyle oluşturulur. İl ve ilçe belediyeleri ile nüfusu 10.000′in üzerindeki belediyelerde plân ve bütçe ile imar komisyonlarının kurulması zorunludur. Meclis toplantısını müteakip imar komisyonu en fazla on iş günü, diğer komisyonlar ise beş iş günü içinde kendilerine havale edilen işleri sonuçlandırır. Komisyonlar kendilerine havale edilen işlerle ilgili raporlarını bu sürenin sonunda meclise sunmadıkları takdirde, konu meclis başkanı tarafından doğrudan gündeme alınır.

İhtisas komisyonlarının görev alanına giren işler bu komisyonlarda görüşüldükten sonra belediye meclisinde karara bağlanır. 

Mahalle muhtarları ve ildeki kamu kuruluşlarının amirleri ile ildeki kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, üniversiteler, sendikalar ve gündemdeki konularla ilgili sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, oy hakkı olmaksızın kendi görev ve faaliyet alanlarına giren konuların görüşüldüğü ihtisas komisyonu toplantılarına katılabilir ve görüş bildirebilir. Komisyon çalışmalarında uzman kişilerden yararlanılabilir. Komisyon raporları alenîdir, çeşitli yollarla halka duyurulur ve isteyenlere meclis tarafından maliyetlerini aşmamak üzere belirlenecek bedel karşılığında verilir.

Belediye Meclisi Çalışma Yönetmeliği 

İhtisas komisyonlarının oluşumu
Madde 2– Meclis, görev süresi bir yılı geçmemek üzere, nisbî çoğunlukla en az üç, en çok beş üyeden oluşan ihtisas komisyonları kurabilir. Büyükşehir belediyelerinde bu komisyonlar en az beş en çok dokuz üyeden oluşturulur. Meclis, komisyonlara üye seçiminden önce kurulacak komisyonu ve üye sayısını belirler. İl ve ilçe belediyeleri ile nüfusu 10.000 in üzerinde olan belediyelerde plan ve bütçe komisyonu ile imar komisyonunun kurulması zorunludur. Komisyonlar, her siyasî parti grubunun ve bağımsız üyelerin meclisteki üye sayısının meclis üye tam sayısına oranlanması suretiyle oluşturulur. İhtisas komisyonlarına siyasi parti grupları aday gösterebileceği gibi, üyeler de o partiden aday olabilir. Birden fazla komisyonda görev almak mümkündür.

Komisyonların toplam üye sayısının meclis üye tam sayısından fazla olduğu durumlarda komisyona üye veremeyen siyasi partilerin üyeleri ile bağımsız üyeler meclis kararıyla komisyonlarda görev alabilirler.

Komisyon üyeliklerinde eksilme olduğu takdirde süreyi tamamlamak üzere yeni üye seçilir. Komisyon toplantılarına üst üste üç defa mazeretsiz olarak katılmayan üyenin üyeliği meclis kararı ile düşürülebilir.

İmar ve bütçeye ilişkin konular hakkında meclis tarafından karar alınmadan önce ilgili komisyonlarda görüşülmesi zorunludur. 

İhtisas komisyonları toplantılarını, meclisin toplantı süresinde veya müteakip günlerde yapar. İmar ve bayındırlık komisyonu en fazla on iş günü, diğer komisyonlar ise beş iş günü toplanarak kendisine havale edilen işleri sonuçlandırır ve raporunu meclise sunar. Rapor, Kanun’da öngörülen sürenin sonunda meclise sunulmadığı takdirde, konu meclis başkanı tarafından doğrudan gündeme alınır.

İhtisas komisyonları toplantılarına Kanun’da belirtilen kişi, kurum ve kuruluşların katılımına ilişkin usul ve esaslar hakkında Meclis önceden genel bir karar alabileceği gibi herhangi bir komisyon toplantısı için ayrıca bir karar da alabilir. Meclis’in bir karar almadığı durumlarda komisyon uygun gördüğü takdirde katılım için gerekli tedbirleri alır. Komisyonlar üyeleri arasından bir başkan ve bir başkan vekili seçer. İhtisas komisyonları üye tam sayısının salt çoğunluğu ile toplanır ve katılanların salt çoğunluğu ile karar alır. Komisyonlar çalışmalarında uzman kişilerden de yararlanabilir. Komisyon raporları alenîdir, çeşitli yollarla halka duyurulur ve isteyenlere belediye meclisi tarafından belirlenecek bedel karşılığında verilir. Gerektiğinde bir konu meclis başkanınca birden fazla komisyona havale edilebilir.

Rafi Araks’ın suçlamalarına Bülent Mısırlıoğlu’nun verdiği cevap ve Belediye Başkanı Dr.Mustafa Farsakoğlu’nun çok ilginç oylaması’nı videolardan izleyebilirsiniz… [http://ada-gazetesi.com/wp/?p=3895]

_______________________________


Kuşlar Âlemi’nden… 
мιѕѕ.fsn. ツღ ‏ 

@_mizmiz_

— Ben Fenerbahçe vapurunu severdim, sen Paşabahçe vapurunu :)

[Bense her ikisini de lakin en çok Paşabahçe vapurunu severdim, yazık ki onca çabamıza rağmen bugün seferde değil her ikisi de!… )O(]


http://pic.twitter.com/YS3MgIJC

_______________________________


Yüzler Defteri’nden…

Şahika Savran, Ozgun Ozturk aracılığıyla 

http://www.dr.com.tr/Kitap/Vapurlara-Kusmek/Turker-Ayyildiz/Edebiyat/Turk-Oyku/urunno=0000000378987

Vapurlara Küsmek 

Yazar: Türker Ayyıldız 
Vapurlara Küsmek, 2011 Orhan Kemal Öykü Ödülü Birincilik Ödülü’nü kazanan Türker Ayyıldız’ın ilk öykü kitabı. Capcanlı dil lezzeti, yalın anlatımı ve öykülemedeki akıcılığıyla büyük kentlerde olduğu kadar, şehirde geçen olaylarda bugünün çürüyüşüne, geçmişin duyarlılıklarıyla ışık tutarken, insan olma üzerine sorular sordurup, ipuçları da sunuyor. Öykücülüğümüzün bu yeni üyesine ‘hoş geldin’ derken, edebiyatımıza taze kan aşılamanın da haklı kıvancını yaşıyoruz. 
 “… O gece sandalın içinde sabaha kadar sallandı yıldızlar. Çok uzun zamandır bu şehirde yıldız görmemiştim. Bir tanesi usulca kayıverdi. Heyecanlandım, tutmak için dilekler aradım. Yoktu, tutacak dileklerimi düşürmüştüm. ‘Aldırma Payidar,’ dedim. Aldırmadım. Sonra ayın önüne bulut geçti, yakamoz kayboldu. Bir kirpi gibi kapandım tarihe…” 
Yazar:Türker Ayyıldız Sayfa Sayısı: 104 Dili: Türkçe Yayınevi: Marjinal Kitaplar

Vartan Derya ve Dov Asa, Tekin Uykusuz‘un fotoğrafını paylaştı.

BURGAZADADA İKİ GÜN EVVELKİ DOLUNAY.

Süleyman Durmuş


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: