Gönderen: adalarpostasi | 24 Şubat 2012

ADALAR POSTASI-2669: panço ile reks’in anısına… büyükadalı katile kınama ve dahi bulsun bela ki olsun ceza!…

Büyükada Aya Nikola Kilisesi’nde..

* * *

ADALAR’da TARİHTE O GÜN:

18 Mart 1914 Çarşamba günlü, Büyükada’da Aya Dimitri Kilisesi avlusunda kargir mektep inşasına dair…


* * *
ADALAR’da BİR GÜN:

Fotoğraf: Ugo Antonio Corintio, 2012.

* * *


ADALAR’da HAVA DURUMU:

25 Şubat 2012 Cumartesi
Büyükada’da HAVA DURUMU*
Yağmurlu
3/10ºC
%74-87 nem
Lodos, GB 23km/sa
Gündoğuşu 06:46… Günbatışı 17:48…


* * *

Cicely Mary Barker, The Totter-Grass Fairy.


__________________________________________



1- Deniz Toprak: “Kampı tamam da, ormanı mı kalmış buranın… Biz de, yok şurada ağaçlar kesiliyor, yok burada yeşil katlediliyor falan diye saçmalıyoruz. Neden koruması gerekenler korumuyor diye merak ediyoruz. Baksanıza, kimi kime şikâyet ediyoruz…”

2- Celal Karaca: “Otel diye duyum almıştım…”

3- Dizzy de ADALAR POSTASI’nda!… Bakalım Dizzy ile Dinozoraki nerede, ne zaman, nasıl karşımıza çıkacak bir dahaki sefere?…

4- Irmak Tanış: “Büyükada’da iki tane sokak köpeği, Tepeköy’de bir şahsın bahçesine girip tavuklarını kovalamış; o şahıs da bu iki köpeği silahla vurarak öldürmüş!…”

5- Serap Uzunlar: “Ağaç olmak.. meyve, selvi ya da ne tür bir ağaç olursan ol…”

6- Adalar Belediyesi: “Kaçak yapılaşmayla da mücadelelerinin devam edeceğini altını çizen Farsakoğlu, içinde ikâmet edilen gecekonduların yıkılmayacağını önemle belirtti. [Büyükada’daki Terrace-Lido gece-gündüzkondusunu da bu kapsama alacak zaar!]

7- Nokta Çelik (@noktacelik) adlı kişi Twitter’da ADALAR POSTASI’ndan bahsetti!…

8- Can Tanrıöğen: “Kınalıada Su Sporları Kulübü Spor Okulu minik sporcuları bekliyor…”

9- İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin düzenlediği Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi Uluslararası Müzecilik Çalıştayı’na Adalar Müzesi de katıldı…

10- Selin Kutucular: “Burası Büyükada, ben Büyükada Sofraları programı için Ediz Hun’u ziyarete gidiyorum, sanki bir düşteyim!…”

11- Adalar Spor: “26 Şubat Pazar günü saat 12:30’da Adalar Spor U-16 Takımımızın lig maçını Maltepe Başıbüyük Stadı’nda, Gülsuyu Spor’la yapacaktır…”

12- İlhan Eksen: “Bu yıl Burgazada’da 3. yazını yaşamaya hazırlanan eski bir Ada aşığı olarak İstanbul’da Bir Nihavent Tango adlı kitabımda yer alan ‘Ada vapuru yandan çarklı’ bölümünde yazdıklarımın bir kısmını ADALAR POSTASI’nda paylaşmak isterim…

13- Ezginin Günlüğü: “Hişt!… Hişt!…”


_____________________________________________

From: DENİZ TOPRAK
Subject: Lütfen artık bizi HİZMETSİZ BIRAKIN…
Date: February 24, 2012 3:47:51 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Lütfen artık bizi HİZMETSİZ BIRAKIN!…

BÜYÜKADA ‘ORMAN KAMPI’ derken???

http://www.altinokoz.com/projeler/Buyuk_Ada.aspx

Kampı tamam da, ormanı mı kalmış buranın… Biz de, yok şurada ağaçlar kesiliyor, yok burada yeşil katlediliyor falan diye saçmalıyoruz. Neden koruması gerekenler korumuyor diye merak ediyoruz. Baksanıza, kimi kime şikâyet ediyoruz…

Selim Efe Erdem, “Büyükada’da Harem Selamlık Beach Club”, Radikal (7.8.2005)
Büyükada’da harem selamlık beach club 

Orman İdaresi’ne bağlı dinlenme tesisleri, kamu sosyal tesislerinin satılması ve kiralanması uygulaması kapsamında 2003 yılında ‘Hicaz Turizm’e 10 yıllığına kiralandı.


‘Hicaz Turizm’in 2003’te kiraladığı tesiste bir bölüm harem. Havuza damsız girilmiyor. Karma kısımsa erkeklerden oluşan bir selamlık bölmesine dönüşüyor

Tesisimizde insan üçe ayrılır: Mülkiyeti kamuya ait ‘Büyükada Resort’ta örtülü kadınlar ‘haremlik’ plaj, çiftler havuz ve yalnız erkeklerse ‘karma bölüm’den denize giriyor. Havuzdaki yalnız erkekler hemen uyarılıyor. Kadınlar kısmına yaklaşmak yasak. (Fotoğraflar: Vahap Şatır)

Yıllar sonra denize kavuşan İstanbullular, plajlarda don ve mangal partisi tartışmasından sonra ‘harem-selamlık’ plajlarla da tanıştı. 10 yıllığına ‘Hicaz Turizm’ tarafından kiralanan Büyükada Orman İdaresi dinlenme tesislerinde tesettürlü kadınlar erkeklerin alınmadığı ‘harem’ plajda denize giriyor. Kadın ve erkeklerin bir arada bulunduğu havuzlu plaja ise ‘damsız’ erkekler alınmıyor.
Deniz keyfi için Büyükada’ya giden İstanbulluları, iskelede ücretsiz motor servisleri’ karşılıyor. ‘Büyükada Resort’un servisinde tamamına yakını tesettürlü kadınlar, ‘Seferoğlu Tesisleri’nin motoruna ise mayolu, şortlu yolcular doluyor. Daha sonra herkes kendi yaşam biçimine uygun tesislere yönleniyor. Büyükada Resort tesislerine varıldığında iskelede yolcuları karşılayan görevliler, gelenlerden kıyafete ve girilecek plaja göre ücret alıyor.

Ücretler farklı 
Tesettürlü kadınlar, havuzlu bölüm veya ‘damsız’ erkeklerin kullandığı kıyı yerine, tesislerden 200 metre ilerde, sadece kadınların girebildiği ‘harem plaja’ gitmek için orman içindeki yola yöneliyor. Çift olarak havuzu kullanmak isteyenler kişi başına 10 YTL öderken, ‘havuzsuz plaj’ ücreti 7.5 YTL. Ücretini ödeyip havuzdaki şezlonglara uzanan ‘yalnız erkekler’ görevliler tarafından uyarılıyor; “Bu bölüme damsız girilmez. Yalnız erkekler sadece kıyıdan denize girebilir.”
Bir kamu tesisi olan Büyükada Resort’ta (???) tesettürlü kadınlar sadece kadınlara ait plajdan, çiftler diğer plajın havuzundan, yalnız erkeklerse sadece havuzlu bölümdeki denizden yararlanıyor. […]

http://www.meydansozluk.com/gorsel/asagi+tukursen+sakal+yukari+tukursen+biyik

http://www.emlakkulisi.com/43352_kartal_belediyesi_buyukada_da_iskele_calismasi_yapiyor_
Kartal Belediyesi Büyükada’da iskele çalışması yapıyor!
[…] Kartallılara özel
Alınan bilgiye göre; ‘Kartal Belediyesi Büyükada Sosyal Tesisi’ olarak işletilecek 44 bin metrekarelik alandan sadece Kartallılar yararlanacak. Özellikle sabit ve dar gelirlilere hizmet için düşünülen alana ulaşım motorlarla sağlanacak. Ücrete, Kartal-Büyükada Orman Kampı Plaj Tesisleri arasındaki motor seferleri de dahil olacak…

http://www.altinokoz.com/projeler/Buyuk_Ada.aspx
Kartal Belediyesi Büyükada Sosyal Tesisi
Orman Kampı ve Plaj Tesisi İle Kartallılar Denizle Buluşuyor!
[…] Sosyal Tesiste plajdan, havuzdan, restorandan, gezi alanlarından yararlanırken, ister günü birlik ister daha uzun süreli tatilinizi evinize 30 dk. mesafede yaşayabileceksiniz. […]

Kim plajda neyle dolaşır, ne giyer ya da ne giymez, onu bilemem. Herkesin kendi bileceği iş. Ayrıca Kartal’dan gelip Kartal Belediyesi Büyükada Sosyal Tesisleri’nden faydalanan kimseye de “İyi Eğlenceler” dilemekten başka sözüm yok şahsen. Vermişler Kartal Belediyesi’ne, adı da üstünde zaten, Kartal Belediyesi Büyükada bilmemnesi… Büyükadalılar eğlenecek değil ya…
Ama bir yanlış var gibi…
ELE VERİR TALKINI, KENDİ YUTAR SALKIMI…
Bir taraftan ‘ağaç dikin’ afişleri bastıranlar, börtü böcek reklamıyla orman bekçiliğine soyunanlar, kesilmeden önce ve hatta kesileceğini bile bile ağaç fotoğraflayanlar, adı BÜYÜKADA ORMAN KAMPI diye bilinen ORMAN alanını BETON’a çevirenlere gözlerini mi kapatıyorlar? 
Yanlışlık yok mu bu işte?
Ben vatandaş olarak yapabiliyor muyum Devlet’in ormanında sizin yaptığınız bu işleri? 
Kim izin veriyor buna, kimden izin alınıyor? Yoksa kafanıza göre mi yapılıyor?
Kiralayan, inşaat da yapabiliyor mu ormanda kafasına göre?
Ev sahibinin sesi çıkmıyorsa, yapar tabi, daha neler yapar… Ama ev sahibi de, buralar benim, bütün orman benim, benden başka karışamaz kimse demediyse tabii ki.
Kim buranın ev sahibi?
PES!!! Yine… 
Adalar için hiçbir şey yapmasa daha mı iyi acaba? Yapması gerekeni yapmayıp, yapmaması gerekenleri yapanlar, Adalar için hiç bir şey yapmasanız daha mı iyi acaba? Lütfen artık bizi HİZMETSİZ BIRAKIN… Bırakın ki, ormanın göbeğinde ormanı sosyal tesise çevirenlerden hizmet beklemesin kimse. Kes ağacı, dik binayı, ver dilediğine, kullansın tepe tepe. Zerre kadar faydası var mı ki Adalar’a ya da Adalar’da yaşayan bize? Yine hep size, hep size… Şu İŞLETME’yi ara sıra Adalar için de işletseydiniz keşke… Siz bize hizmet ettiğiniz sürece, ha ormanın göbeği, ha SEFEROĞLU şeyi (???)… Hepsi size…

_____________________________________________

From: CELAL KARACA 
Subject: otel diye duyum almıştım…
Demek değişmiş…
Date: February 24, 2012 1:36:08 PM GMT+02:00
otel diye duyum almıştım… 
Sayın Deniz Toprak,
Aldığım duyum sizin ADALAR POSTASI-2668/2 (24.2.2012)‘da belirttiğiniz gibi ‘cami’ değil ‘otel’ olarak söylemişlerdi. Her kafadan bir ses çıkıyor sanırım. Sizler bizlerden daha faal olduğunuzdan veya Ada’da devamlı bulunduğunuzdan belki sizinki doğrudur. Hayırlı olsun…
Bu sizin gerçek isminiz midir? Önemli mi diye sorabilirsiniz ben kendi ismimi yazmayı tercih ederim…
Saygılar,
Celal Karaca
[…]
ama sizin adınız ne? 
benim dengemi bozmayınız! 
sokaklar şöyleymiş,
ağaçlar böylemiş!…
[…]
Turgut Uyar
sezen’den!…
)O(
_____________________________________________

Sevgili Dizzy de 
ADALAR POSTASI’nda!…

Twitter, 24.2.2012

Elif Sezgin ‏ 

@ecif

Dizzy is on the ferry.
@ Prince’s Islands instagr.am/p/HYx3YIEGIR

Bakalım Dizzy ile Dinozoraki nerede, ne zaman, nasıl karşımıza çıkacak bir dahaki sefere?…
)O(

_____________________________________________

From: IRMAK TANIŞ 

Subject: Öldürülen Köpekler
Date: February 24, 2012 2:40:21 PM GMT+02:00
Katledilen Köpekler!… 
Merhabalar,
Şöyle bir şey var, paylaşmak istedim.
Büyükada’da iki tane sokak köpeği, Tepeköy’de bir şahsın bahçesine girip tavuklarını kovalamış; 
o şahıs da bu iki köpeği silahla vurarak öldürmüş!
Bilgilerinize,
Irmak Tanış
_____________________________________________
From: SERAP UZUNLAR 
Subject: ağaç olmak.. meyve, selvi ya da ne tür bir ağaç olursan ol…
Date: February 24, 2012 6:03:50 PM GMT+02:00
ağaç olmak…
meyve, selvi ya da ne tür bir ağaç olursan ol…

Ağaç olmak zor 
Savunmazsızca iş makineleri karşısında, 

Ağaç olmak zor, 
Şantiyeye dönmüş Adalar’da, 

Ağaç olmak zor, 
Rüzgara dik dursan da, zalim karşında, 

Ağaç olmak zor, 
Kökün Adalarda, gövden çoook uzakta…


Sayın Serap Uzunlar,
İlgisiz ilgililer, sorumsuz sorumlular halen kış uykusundalar zaar!
Onca uyarıyla uyanıp lütfedip de görevlerini yapacaklar beklentisiyle 
bekle allah bekle hakikaten ağaç olduk ada sahillerinde! 
“Vah! vah! vah! Vahada bir başına kaldı ağaç…”
derken;

Seferoğlu (Koru)su, 12.5.2011.
+
yarın vapurla geçerken bir bakın seferoğlu koru-kurusu selvisine
ve dahi lütfen bir fotoğrafını çekip yollayın ADALAR POSTASI’na!
)O(

kıtır kıtır kesilen bilmem kaç ağaçla kaderbirliğinde kurutuldu o ulu selvi de! 
Hayretle…
)O(

_____________________________________________

Adalar Belediyesi, 21.2.2012

BAŞKAN FARSAKOĞLU 
KINALIADA’DAKİ DÜZENLEMELERLE 
İLGİLİ BİLGİ VERDİ 
Adalar Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu, Kınalıada’ya yeni bir çehre kazandıracak düzenlemelerle ilgili olarak 21 Şubat Salı günü Atakan Kıraathanesi’nde Adalılara bilgi verdi. Birim amirlerinin de hazır bulunduğu toplantıda konuşan Farsakoğlu, yapılacak düzenlemeyle, Kınalıada’nın doğal yapısını bozan, içinde yaz-kış ikâmet edilmeyen, görüntü kirliliği yaratan derme çatma yapıların kaldırılarak Adayı hak ettiği güzelliği kazandıracaklarını söyledi.
Kaçak yapılaşmayla da mücadelelerinin devam edeceğini altını çizen Farsakoğlu, içinde ikâmet edilen gecekonduların yıkılmayacağını önemle belirtti. [Büyükada’daki Terrace-Lido gece-gündüzkondusunu da bu kapsama alacak zaar!] Tüm Adalar dolaşılarak sorunların yerinde tespit edilmesinin ardından başlanacak çalışmaların, yaz sezonunun başlamasına kadar tamamlanması hedefleniyor. Adalıların şikâyet, talep ve önerileri doğrultusunda yapılacak düzenlemelere park ve bahçelerden başlanacak.
İkamet edilen gecekondular yıkılmayacak 
Toplantı sırasında, gecekonduların yıkılacağına dair dedikoduların yapıldığının gündeme gelmesi üzerine, konuyla bir açıklama yapan Farsakoğlu; “bizler hiçbir zaman içinde insan bulunan bir yapıyı yıkma anlayışına sahip değiliz.[!] Bazı çok ilkel; ahır gibi tüp deposu gibi Taş Ocakları bölgesinde yer alan gerek belediyenin gerekse vatandaşın yapmış olduğu düzensizlikleri ortadan kaldırıp çok daha güzel bir görünüme kavuşturacağız. Bu anlamda kimsenin her hangi bir kaygısı olmasın ve böyle söylentilere kulak vermeyin “dedi.

_____________________________________________

Kuşlar Âlemi’nden… 
From: Twitter
Subject: Nokta Çelik (@noktacelik) adlı kişi Twitter’da ADALAR POSTASI’ndan bahsetti!
Date: February 24, 2012 5:41:34 PM GMT+02:00
Nokta Çelik @noktacelik adlı kişi ADALAR POSTASI’ndan bahsetti:
noktacelik Nokta Çelik The Nokta Çelik Daily is out! bit.ly/vSIbIu
▸ Top stories today via @smgconnected @adalarpostasi Paper.li tarafından Feb 24, 10:41 AM tarihinde
The Nokta Çelik Daily, 24.2.2012
Nokta Çelik
adalar-postasi-guncel.blogspot.com – Büyükada’da… * * * ADALAR’da TARİHTE O GÜN: 17 Mart 1914 Salı günlü, Büyükada’da Ayadimitri Kilisesi avlusunda yanmış olan mektebin eski arsası üzerinde yeniden inşasına ruhsat verilm…
ADALARPOSTASI

_____________________________________________

Twitter, 23.2.2012 23:44

Can Tanrıöğen ‏ 

@Ctanriogen

Kınalıada Su Sporları Kulübü-spor okulu minik sporcuları bekliyor…

http://kinaliadayuzme.com

_____________________________________________

PressTürk, 24.2.2012

http://www.pressturk.com/kultur-ve-sanat/haber/58097/izmirde-muze-zirvesi.html

İzmir’de müze zirvesi!… 

İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi, Uluslararası Müzecilik Çalıştayı’na ev sahipliği yaptı. 

İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM), Avrupa’nın en eski müzeleri arasında yer alan Lizbon (Portekiz), Bologna (İtalya) ve Amsterdam’dan (Hollanda) gelen konuklar ile Türkiye’nin önde gelen müzelerinden temsilcileri ağırladı.

Avrupa Birliği’nin “Türkiye Kültürlerarası Diyalog – Müzeler Hibe Programı”na kabul edilen ve projenin koordinatörlüğünü üstlenen APİKAM, “Türkiye’de ve Avrupa’da kent müzeciliğinin gelişimi ve sorunları” konulu bir çalıştay düzenledi. […]

İstanbul Oyuncak Müzesi Kurucusu, yazar- şair Sunay Akın, Bologna Müzeler Kurumu Başkanı Anna Dore, Lizbon Kent Müzesi Müdürü Cristina Leite ve proje uzmanı Manuel Pizarro, Bologna Sanayi Mirası Müzesi proje uzmanı Melisa LaMaida’nın da sunum yapacağı çalıştayda Bursa, Adalar, İnegöl, Antalya müzelerinin temsilcileri de kent müzeciliği hakkında bilgiler verecek.

_______________________________
TRT
Büyükada Sofraları-12 
Selin Kutucular 
Burası Büyükada, ben Büyükada Sofraları programı için Ediz Hun’u ziyarete gidiyorum, sanki bir düşteyim!…

_______________________________

Adalar Spor, 23.2.2012 ‎

Haydi Adalılar maça!…

26 Şubat Pazar günü saat 12:30’da Adalar Spor U-16 Takımımızın lig maçını Maltepe Başıbüyük Stadı’nda, Gülsuyu Spor’la yapacaktır. Gelmek isteyen taraftarlarımızın saat 10:45’te Adalar Belediyesi önündeki iskelede olmasını rica ederiz.

İrtibat için Mahir Etişken arkadaşımızla temasa geçilebilinir; 0537 394 66 38.

_______________________________

From: İLHAN EKSEN 
Subject: Ada vapuru yandan çarklı
Date: February 24, 2012 1:12:36 PM GMT+02:00
Değerli ADALAR POSTASI,
Bu yıl Burgazada’da 3. yazını yaşamaya hazırlanan eski bir ada aşığı olarak İstanbul’da Bir Nihavent Tango (Everest Yayınları, 2011) adlı kitabımda yer alan “Ada vapuru yandan çarklı” bölümünde yazdıklarımın bir kısmını, eğer uygun görür ve reklam olarak algılamazsanız, ADALAR POSTASI’nda paylaşmak isterim. Çalışmalarınızda başarılar dilerim.
Sevgilerimle,
İLHAN EKSEN

İlhan Eksen, “Ada Vapuru Yandan Çarklı”, İstanbul’da Bir Nihavent Tango, İstanbul (2011):
Ada vapuru yandan çarklı 

Ben “Ada sahillerinde” kimseyi beklemedim, “Heybeli’de mehtaba” çıkmadım, hiçbir “Mavi gözlü sarışın kız”a “Gel gidelim Ada’ya biz” diyemedim. İstanbul Adaları benim için hiç aklımdan çıkmayan bir düş ülkesiydi. İstanbul’un birçok yerinden, deniz kıyısında dolaşırken ya da bir vapur yolculuğu sırasında mavi gri karışımı bir karartı şeklinde uzakta görülen, gizemli, çekici, değişik bir ülke… Neydi Adalar’ı farklı kılan? Belki Sait Faik’in öykülerine, belki de evimizin radyosundan dinlediğim, dinlemekten sıkılmadığım, içinde sık sık “Ada’nın yeşil çamları”, “Adalardan bir yar gelir bizlere”, “Çamlar arasından süzülürken mehtap” gibi sözler geçen fasıllara, beraber ve solo şarkılara konu olmasıydı. 
Adalarla yakından ilk karşılaşmam annem ve babamla birlikte ellili yılların başında yaptığımız bir vapur yolculuğu sırasında oldu. Mevsim yaz olmalıydı. Gününü kesin hatırlıyorum: Cumartesi idi. Köprü’den kalkan ve Adalar-Yalova seferini yapan bir vapura binmiş, çok hoş yerler olduğunu duyduğumuz Termal’e şelaleleri, havuzları, kaplıcaları görmeye gidiyorduk. Bir de annem kimden duymuşsa Cumartesi günleri kurulan Yalova pazarında sebzenin, meyvenin çok ucuz olduğunu öğrenmişti. Yani amaç hem ziyaret hem ticaretti. Gidişte ve dönüşte Ada iskelelerine uğrayan vapurdan inmeden, iskelelerin ucundan görebildiğim kadarıyla Adalar’ın ne ağaçları, ne evleri Boğaziçi’ndekilere benziyordu. […] 
Dönüş yolculuğumuzu da anımsıyorum: Adalardan binen, güneş altında yanmaktan kıpkırmızı, pancar gibi olmuş, yorgun ama mutlu insanlar, yol boyu biri susunca diğeri başlayan akordeon ve gitar eşliğinde söylenen şarkılar… 
Ada düşüncesini aklıma ilk düşüren hatırladığım kadarıyla mahalledeki Rum arkadaşlarım Dimitro, Haralambos, Manoli olmuştu. Yaz gelince hepsi Pazar günleri ortadan kayboluyor, ertesi gün de “Köye gittik,” diyorlardı. “Ne köyü?” diye sorunca da aceleyle sayıyorlardı: ”Proti, Antigoni, Halki, Prinkipo” diye. Sonra utanıp Türkçe isimlerini söylemeye başlıyorlardı “Kınalı, Burgaz, Heybeli, Büyükada,” diye. Anlattıklarına bakılırsa bambaşka yerlerdi Adalar; bahçeli büyük köşkler, vapur, deniz, orman, eğlence, kız, erkek hepsi birarada… Beyoğlu’nun çamurlu, rutubetli, loş sokaklarında, köhne evlerinde yaşananlardan çok farklı olmalıydı oradaki hayatlar. “Kızlar,” diyorlardı “şortla geziyor, bisiklete biniyor, denize giriyorlar. Gece yarısına kadar kimse eve girmiyor, kız erkek karışık dans etmeye gazinoya, açık hava sinemasına gidiyorlar.” Ergenliğe adım atmak üzere olan bir erkek çocuğu için bütün bunlardan daha çekici ne olabilirdi ki dünyada? 
Sonunda yolunu yordamını öğrendim, ben de gittim Ada’ya. Bir Pazar günü kalabalık bir vapur yüzlerce yolcusuyla birlikte beni de Büyükada’ya indirdi. Yolculuk uzun sürmüştü ama eğlenceliydi. Sezen’in şarkısındaki gibi “simitçi, kahveci, gazozcu” yetmezmiş gibi satıcısı, dilencisi, müzisyeni de eksik değildi vapurun. Güvertelere yayılmış kızlı erkekli grupların akordeon, gitar, hatta ağız mızıkası eşliğinde söyledikleri Fransızca, İtalyanca melodilere, Türkçe ve Rumca şarkılara, kahkahalarına gıpta ederek nasıl geçtiğini anlamadım o yolculuğun. Aslında yolcular da farklıydı. Hele Eyüp vapuru yolcularına hiç benzemiyorlardı. Hatta Boğaz gezintisine çıkanlardan bile daha coşkulu, daha neşeliydi sanki herkes. 
Vapurdan inince karşıma çıkan hafif yokuşu tırmanıp sağa dönen yoldan yürümeye başladım. Yolun iki yanında yer alan, masallardan çıkmışçasına güzel köşklerin arasından şaşkınlıkla ilerlerken sağımdan solumdan vızır vızır geçen faytonlar, bisikletler beni iyice sersemletiyordu. Sağımda, köşklerin bahçelerindeki ağaçların arasından denizi ve uzaktaki İstanbul’u kâh görüp kâh kaybederek yürüdüm, yürüdüm. Giderek o güzel evler seyrekleşti, çam ağaçları çoğalmaya başladı. Kıyıda, çamların hemen önünde denize giren yüzlerce insanın biraz açığından aheste geçen sandallar, burunları havada deniz motorları Lüküs Hayat operetinin en bilinen şarkısının canlanmış hâli gibiydi: 

Yaz gelince Ada’dasın
Mayo giymiş kumlardasın 
Etrafında dolaşır güzel kızlar 
İçin çeker, burnun sızlar… 
Hanım motorda dolaşır 
Hanım serbest kim karışır… 
Benim de içim çekiyordu çekmesine de nedense burnum sızlamıyordu daha!

Sonraki yıllarda Adalar’a daha sık gittim, çoğu zaman da Büyükada’ya. Bir yaz günü de Kınalıada’ya futbol maçı seyretmeye gittim. O yıllarda İstanbul kulüplerinde oynayan meşhur futbolcuların yazları Kınalı ve Burgaz kulüplerinin formalarını giyip adada bir tür ‘şöhretler maçı’ yapmaları gelenek haline gelmişti. Ama benim uğruna İstanbul’dan kalkıp Kınalıada’ya gittiğim o maç daha ilk devre oynanırken deprem olunca yarıda kaldı; çünkü herkes bir an önce şehre dönmek için vapura hücum etmişti. […] 

Büyükada’ya gide gele Nizam’ı, Yörükali’yi, Dil’i, Maden’i öğrenmiş, küçük tura da, büyük tura da çıkmış, Aya Yorgi’ye tırmanıp adak yapmış, papazların özel şarabından içmiştim. Yirmili yaşlarıma geldiğimde, rehberlik yaparken turistleri de götürdüm Büyükada’ya. Onlarla birlikte faytonlara binip turlar yaptık, sonra da kıyıda Tulû Bey’in Kapri lokantasında levrekli, midye tavalı, pilakili, yalancı dolmalı yemekler yedik. Sonraki gidişlerimde şarkılar söyleyen gençler, Rum madamlar, durmadan konuşan Yahudi hanımları göremiyordum artık ama ben de yalnız değildim; kâh arkadaş grubu içindeydim, kâh yanımda sevdiğim vardı. Biraz büyüdüklerinde de çocuklarımı götürdüm Adalar’a. Acele ediyordum bir an önce o güzellikleri görsünler, sevsinler diye. İçimde sürekli bir kaygı vardı; o güzelim çamların, ahşap köşklerin hoyrat bir yangına kurban gitmesinden, yerlerine çirkin beton binalar yapılmasından korkuyordum (Korkularım kısmen gerçekleşti ama geride kalanlar için hâlâ korkmaya devam ediyorum). […]
Adalar, üzerinde yaşayanların sürdükleri batı tarzı yaşam, motorlu araç trafiği olmaması, çam ormanları, sessiz sakin koyları ile nüfusu günden güne artan, yeşil alanlarını, ağaçlarını apartman ve cadde inşaatlarına kaptıran İstanbul’dan kısa süreli de olsa kaçış için çok uygun bir seçenekti. Gençler, liseliler, üniversiteliler keşfetmişti ilk önce Adalar’ın bir özgürleşme alanı olduğunu. “1 Mayıs Bahar ve Çiçek Bayramı” ile “19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı” tatillerinde Adalar’a pikniğe gitmek, ormanında, dağında bayırında dolaşmak, kız erkek çamlar arasında kaybolmak, bağıra çağıra şarkılar söylemek, şarap içip çayırlarda yuvarlanmak, ağaç diplerinde sızmak altmışlı yıllarda yaygınlaşmaya başlamıştı gençler arasında. Hatta bazıları aşklarını da el ele, sarmaş dolaş ‘Adalar’ın ıssız tenha yolları’nda yaşıyorlardı. Ama henüz pek bilen yoktu Adalar’da yaşayan gayrimüslimlerin 1955 yılının Eylül ayının ilk günlerinde, 6’yı 7 Eylül’e bağlayan gece ne korkular geçirdiklerini. Kimse merak da etmiyordu 1964 yazından itibaren Rum nüfusun neden, nasıl hızla azaldığını, o insanların nerelere kaybolduğunu. Sadece apar topar gidenlerin satmak zorunda kaldıkları köşkleri ucuza kapatanlar farkındaydılar olup bitenin. Yalnız köşkler, evler değil dükkânlar, lokantalar, meslekler de el değiştiriyordu Adalar’da. Yakın bir zamana kadar sadece Adalar’a değil, İstanbul’a da rengini, lezzetini veren yan yana yaşama, yeme, içme, eğlenme kültürü yerini hızla bambaşka bir yaşam tarzına bırakıyor, Sait Faik’in öyküleri inandırıcılıktan yoksun masallara dönüşüyordu. 
Adalar’ın başına gelenler sadece “bizden sayılmayan”ların Batı’ya dönük yaşam kültürlerinin şovenizme yenilmesiyle bitmedi. Ülkemizde günbegün gelişen demokrasi kuralları içinde seçimle başa gelen yerel yönetimler engelleyemedi mücevher kadar değerli Ada topraklarının, tepelerinin, bahçelerinin, tarihi binalarının, köşklerinin rant hırslarına kurban edilmesini. Bu uğurda cinayet bile işlendi. 
Bütün bu olanlar bendeki Ada sevgisini söndürmedi, aksine artırdı. İstanbul’da yaşamak zor geldiğinde, iş hayatından bunaldığımda Orhan Veli’nin dizelerine takıldım, 
Gün olur, alır başımı giderim 
Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda
Şu ada senin, bu ada benim
Yelkovan kuşlarının peşi sıra 
diye haykırmak, çekip gitmek geldi içimden. Ama yapamadım. Yine de Ada özlemim azalmadı. 
İstanbul Adaları içinde benim gözdem her zaman Burgaz oldu. Gitmesem de, kalmasam da Burgaz’ı her zaman kendi adam saydım. 2003 yılında geçirdiği, televizyondan gözyaşları içinde seyrettiğim yangından sonra birkaç yıl Burgaz’a gitmeyi, vapur yaklaşırken yanmış tepeleri uzaktan olsa bile görmeyi göze alamadım. Ama artık ilkbahar ve sonbaharlarda mutlaka birkaç kez Burgaz’a gidiyor, Gönüllü ya da Gezinti caddesini izleyip Kalpazankaya gazinosuna kadar yürüyorum. Gazinonun bahçesindeki Sait Faik heykeline bir selam çakıp, aşağıdaki Kalpazankaya’yı görecek bir masaya oturuyorum, sonra da ısmarladığım patates kızartması ve sigara böreğiyle biramı içiyorum gözlerimi Marmara’nın açık mavisine dikerek. Neler neler geçmiyor aklımdan… 
Burgaz’a baharda gidiyorum dememe bakmayın. Daha Mart gelmeden bende bir kıpırdanma, bir sabırsızlık başlıyor, aklım mimozalara takılıyor, “Artık açmıştır, gidip ağacında görmeliyim,” diyorum. İskeleye indiğimde ellerindeki mimoza dallarını satmaya çalışan çocukları, çingene (Roman) kadınları görünce içimi bir sevinç kaplıyor, ‘ömrümün bir baharını daha yaşıyorum’ diye mutlu oluyorum. 
Sonbahardaki Burgaz, diğer Adalar gibi biraz hüzün yüklü oluyor. Ortalık tenhalaşmış, panjurları kapalı, perdeleri çekili evler, bozulmuş bahçeler, yazlıkçılar çekip gidince sahipsiz kalmış kediler, köpekler. Bir avuç Ada halkı artık kışı, sisli, lodoslu günleri bekliyor kaygıyla. Haklı olarak üzülüyorlar yüz elli yıldır Ada kültürünün ayrılmaz bir parçası olan Bostancı’ya gidip gelen sevgili vapurlarının seferden kaldırılıp yerlerine kaba saba, gürültülü motorların (mopur!) konmasına. Örgütleniyorlar, seslerini duyurmaya çalışıyorlar ama nafile… Doğalgaz da gelmiş olsa, musluklardan şarıl şarıl şehir suyu da aksa kış zor geçiyor Adalar’da. Herhalde esas o zaman gerekiyor “Hişt, hişt” sesi duymak ‘Nereden gelirse gelsin; dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, hayvandan, ottan, böcekten, çiçekten. Gelsin de nereden gelirse gelsin!…
“Hişt!… Hişt!…”

Bu güzel hikâyeyi 
ADALAR POSTASI’yla paylaşan 
Sayın İlhan Eksen’e 
1001 teşekkürlerimizle…
)O(

_______________________________

Hişt!… Hişt!…

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: