Gönderen: adalarpostasi | 20 Şubat 2012

ADALAR POSTASI-2666: kaçak terrace-lido inşaatı davası nedir?…

Ada sahillerinde Ada sahillerini bekliyoruz!…

* * *

ADALAR’da TARİHTE O GÜN:

15 Ekim 1913 Çarşamba günlü, Telgraf tellerine temas eden lüküs lambası direğinin Heybeliada’da olduğu ve mahzurunun giderildiğine dair… 


 * * *
ADALAR’da BİR GÜN:

Fotoğraf: Ugo Antonio Corintio, Ada sahillerinde, 2011.

* * *


ADALAR’da HAVA DURUMU:

20 Şubat 2012 Pazartesi
Büyükada’da HAVA DURUMU*
Az bulutlu
1/7ºC
%53-73 nem
Gündoğusu, D 14km/sa
Gündoğuşu 06:53… Günbatışı 17:42…


* * *
Cicely Mary Barker, The Burdock Fairy.

__________________________________________



1- Arif Çağlar: “Kaçak Terrace-Lido inşaatı davası nedir?…”


2- Baki Nedim Baltacı: “Uzun bir süredir verilen mücadele sonucunda kaçak yapı sahipleri için oluşan bir kırılma yaşanmış olup 4. İdare Mahkemesi, Terrace-Lido‘nun ruhsatını iptal etmiştir…”


3- Mahkeme kararının 24 Ocak’ta ulaştığı CHP’li Adalar Belediyesi, 1 hafta daha yıkımı gerçekleştirmezse Belediye hakkında da ceza davası açılabilecek…


4- Celal Karaca: “Baştan şunu belirtmek istiyorum. Çok güzel mücadeleniz var takdir ediyorum.

Bugüne kadar Lido ile ilgili yazılarınızı okumaya çalışıyorum. Ama inanın kafam karıştı…”


5- Ercan Öztürk: “Ada’da tuhaf işler… Geçen yıl ‘görüntü kirliliği’ yaratıyor diye yıkılan 20 yıllık otel inşaatının yerinde şimdi alışveriş merkezi ve rezidans yükselecek. SİT alanı olan bölgedeki inşaat, ada sakinlerini ayağa kaldırdı. Proje mahkemeye taşındı…”

6- Selin Aygün: “Tipi var!…”

7- Deniz Toprak: “Adalar motorlu araç trafiğine açılsın!…”

8- Kemal Kil: “Adalar Orman İşletme Şefliği arazideki tüm anıt ağaçları belirledi ve kimliklerini çıkardı. Kesilen genç meyva ağaçlarının yerine ise…”

9- Leon Troçki’nin yaşadığı Büyükada’daki tarihi köşk, konut olarak kullanılacak. Müze olarak değerlendirilmesi öngörülerek kültürel tesis alanına alınan tarihi yapının sahibi tarafından yapılan başvuruyu değerlendiren Büyükşehir Belediye Meclisi, konut olarak kullanılmasına ilişkin plan değişikliğini onayladı…

10- Avni Kurtuldu: “CHP Adalar’da demokrasi şöleni…”

11- Adalar Belediyesi EMITT Fuarı’ndaydı…

12- Fatih Türkmenoğlu, bu hafta program formatında bir değişiklik yapıyor ve Heybeliada’yı Pelin Batu‘yla birlikte keşfediyor.

13- İpek Bozkurt: “Büyükada’da Dünya Kediler Günü!…”

14- Reha Sayın: “Ada’daki gizli baz istayonlarının yerini soruyorlar…”

15- Hülya Behramoğlu‘ndan Paletteki Düşler

16- 19 Şubat 1994 Adalar Belediye Başkanı ANAP’lı Recep Koç…


17- Ömer Koçsan: “Bugün Büyükada Aya Dimitri Kilisesi’nde Lefter Küçükandonyadis’in 40. gün töreni var. Unutma Fenerbahçeli…” * Fenerbahçe Spor Kulübü: “Lefter Küçükandonyadis’in vefatının 40. günü dolayısıyla Büyükada’da bir tören düzenlendi….

18- Yusuf Bahar: “Adalar Spor, U-16 Takımları arasında grubumuzun lider takımı —imkânları ve gücü ortada— olan bir ekip olmasına rağmen Karayolları’na karşı yüreklerini ortaya koyarak oynayan tüm genç kardeşlerimi yürekten kutluyorum…”

19- Selin Kutucular: “Sedefadası’na sen kimsin dersek? Ne derdi bize?” Gündüz Vassaf: “Benim adımı kimse duymasın derim ben Sedefadası olsaydım. Çünkü o kadar iyi korundum ki…” * Gündüz Vassaf: “Ben Sedef 2010…”

20- Ezginin Günlüğü: “Eksik bir şey (mi) var?…”

)O(

_____________________________________________

From: ARİF ÇAĞLAR 
Subject: Kaçak Terrace-Lido inşaatı davası nedir?
Date: February 20, 2012 1:18:03 AM GMT+02:00 
Kaçak Terrace-Lido inşaatı davası nedir? 
Kaçak Terrace-Lido inşaatı, 12.5.2011.
Kaçak Terrace-Lido davası, kaçak inşaatçının aleyhine sonuçlandı. Kararı idare mahkemesi verdi ve davayı sonuçlandırdı. Koruma Kurulları’nın bağlı olduğu Kültür ve Turizm Bakanlığı karara itiraz etti. Adalar Belediyesi ve kaçak inşaat sahibi de karara itiraz etmiş olabilir, henüz bilgimiz yok. Mahkeme kararlarına itiraz, her türlü hukuk cambazlığı ve yargıyı etkileme eylemi alışık olduğumuz sahnelerdendir. Gelişmeleri göreceğiz, hep birlikte ADALAR POSTASI‘ndan izleriz. 
Ancak bu kararın önemi şurada: mahkemenin görevlendirdiği bilirkişi raporuyla ve incelenen belgelerle inşaatın kaçak olduğu tescil edilmiştir. Üstelik Adalar Belediyesi’nin mahkemeyi yanıltmaya cüret eden aldatıcı dilekçelerine rağmen. 
Koruma Kurulu karşı çıktı mı? 
Hem evet hem hayır. Bu da tuhaf bir durum. Proje baştan beri hatalıydı ve nitekim bu projeye konuyu bilen ve dikkatli bir Koruma Kurulu üyesi karşı çıkmıştı. Oy çokluğuyla izin verilen projede bu üyenin itiraz şerhi vardır. Diğer kurul üyeleri bu şerhte ifade edilen hususları niye dikkate almamışlardır, bilinmez. Kurula gönderilen projede istenilen inşaat hacmiyle ilgili aldatmaca vardı, en eski Lido inşaatı ve şimdikinden bir önce yine kaçak olarak inşa ettirilip yasasızlığı nedeniyle yarıda bıraktırılan Lido inşaatıyla ilgili bilgiler birbirine karıştırılarak kurula iletilmiş, Belediye’nin elindeki bilgiler maniple edilmişti. Bu yanlış bilgiler Kurul’a ihbar edildi. Pek tesiri olmadı ama inşaatçı kaçak imalat konusunda endazeyi şaşınca Kurul projenin düzeltilmesini istedi. İnşaatçı, Belediye’nin ruhsat verdiğini iddia ederek inşaata devam ediyor, inşaatın haddini aştığı Belediye’ye bildirildikçe Belediye, Kurul’un projeyi onayladığını ileri sürüyordu, yapılan işin yasalara aykırı olduğunu bal gibi bilerek. 
Koruma Kurulu’na gidip projeyi incelemek istedik. Koruma Kurulu diye bir şey varsa bu kurulun konuları kamu meselesidir. Koruma Kurulları’nda projeleri inceleyen kurul üyelerinden farklı bir de müdür vardır. Müdür projeyi göstermek istemedi, projenin özel bir şahsa ait olduğunu gerekçe olarak öne sürmeye kalktı ancak bu tavrını resmen sorgulatacağımızı söyleyince projeyi göstermeyi tercih etti. Neyse ki inşaat ve mimari projeden anlayanlarla birlikteydik, projeyi çözümleyebildiler: imalatı süren inşaatın projeye aykırılığı aşikârdı. 
Koruma Kurulu’na yazılan dilekçeler çok geç de olsa hiç değilse bir kere Koruma Kurulu üyelerini inşaatın projeye aykırı imalatını yerinde görmeye zorlayabildi. İnşaat çoktan yükünü tutmuş, proje, yasa, ruhsat, izin ve benzeri hiçbir şeye bakmadan tecavüzü betonlamıştı. 
Koruma Kurulu bütün bilgilere rağmen inşaatı durdurmak için harekete geçmemiştir ve dava da bu nedenle Koruma Kurulu’na karşı açılmış ve kazanılmıştır —Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın karara itiraz nedeni budur. 
Adalar Belediyesi kaçak inşaatı engelledi mi? 
Hem evet hem hayır. Bir tuhaf durum da bu. Terrace-Lido kaçak inşaatı, Adalar Belediyesi tarafından projeye aykırılık nedeniyle iki kez mühürlendi. Bu mühürleme işi de kolay olmadı, işler ayyuka çıkınca ve üstelik imalat geri dönülemez hale geldikten sonra zevahiri kurtarmak kabilinden inşaat mühürlendi ama hangi teşvik ve cesaretse inşaatın sahibi üç yapı tatil tutanağı ve iki mühür fekki yaptı yani mühürlenmiş inşaat devam etti, 2011 yazı boyunca bu tutanak ve mühürlere rağmen inşaata devam ederek binayı bitirdi. Yasanın bu şekilde çiğnenişi belediyenin, savcılığın, kaymakamlığın, zabıtanın ve polisin gözü önünde gerçekleşti. Yasayı çiğneyene karşı devlet otoritesini kim harekete geçirecek, yasayı kim uygulayacak, uzun ve karışık bir konu anlaşılan. Her şey bir yana Belediye’nin yapı tatil tutanaklarını ve mühürünü savunması gerekirdi, yapmadı, kaçak imalat sürdürüldü, Belediye’nin ve herkesin gözü önünde. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi bina bu durumdayken binanın giriş katına bir de Migros mağazası açıldı. Belki de yazılı başvuru nedeniyle olacak Belediye bu mağazayı da mühürledi ama Migros yaz sezonu sonuna kadar kaçak binada çalışmış oldu. 
Bu arada kaçak inşaatçı, Belediye binasının yüzünü de kapladı, anlaşılan Belediye’ye ve halka iyilik yapmak istiyordu. Yardım, fayda, çıkar ve ilişkiler bir yana, yasalar, kamu hakları, Adalar’ın korunması ve betonlaştırılmaması bir yana. 
Adalar Belediyesi, kaçak Terrace-Lido inşaatıyla ilgili olarak Koruma Kurulu’nu yanılttı. Adalar Belediyesi, kaçak Lido inşaatıyla ilgili olarak mahkemeyi de yanıltmaya çalıştı (bkz. Belediye avukatının mahkemeye gönderdiği yazı). Mahkemeyi yanıltma konusunda Belediye’nin ileri sürdüğü iki tez ilginçtir: Belediyemiz kaçak inşaata karşı açılmak istenen davayı mahkemenin reddetmesi için davayı açanların itiraz süresini geçirdiğini mahkemeye bildirmiştir (bu süreler meselesi kaçak işlerin can alıcı noktalarından biridir, ya itiraz süreleri geçirilir ya davalar zaman aşımına uğrar yani işin aslı, meselenin temeli ve içeriği değil bir takım cambazlıklar söz konusudur); ikincisi Belediyemiz mahkemeye hazırlanmakta olan (dikkat: yürürlükte olan değil!) 1/5000’lik planlarda kaçak inşaatın yasallık kazanacağını ileri sürmüştür (bu da bir başka türlü cambazlıktır, bu tür cambazlığın bir başka figürü de imar affıdır ki şimdi de bunu bekliyor olabilirler). 
Sonuç olarak kaçak Terrace-Lido inşaatı konusunda Adalar Belediyesi kamuoyunu yanıltmıştır. Bu konular ADALAR POSTASI’nda yayımlandı, isteyen herkes okumuştur, hâlâ da okuyabilir. [ADALAR POSTASI-2635/10 (11.1.2012)ADALAR POSTASI-2658/1 (9.2.2012)ADALAR POSTASI-2659/1 (10.2.2012)] Adalar Belediyesi niye bunu yaptı, bilmiyoruz. Son belediye seçimlerine şimdiki yönetim “saydam belediye”, “yolsuzlukla mücadele” şiarıyla girmişti ve hâlâ da bu ilkeyi savunuyor. Kaçak Terrace-Lido inşaatında bu ilke, bizzat Belediye tarafından çiğnendi. Kaçak motor iskeleleri konusunda da çiğnendi. Şu anda Seferoğlu faciasında da çiğneniyor. 
Adalar’ın SİT alanı olarak koruma altında olduğunu bazen hatırlayan ve söyleyen Adalar Belediyesi yönetimi, bu korumanın yasal gereklerini yerine getirmiyor. Sadece kaçak Terrace-Lido inşaatında değil birçok başka konuda da görülen ne yazık ki budur. Bu konuda İAKTVKD’nin Adalar Belediyesi’ne ve savcılığa verilmiş dilekçeleri ADALAR POSTASI‘nda yayımlanmıştır, meraklısı okuyabilir. 
İşin şaşırtıcı yanı bu kaçak Terrace-Lido inşaatı proje ve dosyasının şimdiki Belediye Başkanı’nın yönetime gelmesiyle birlikte masasında bulunuyor olmasıdır. Seçimleri kazanmasının hemen ardından dernek adına yaptığımız ilk görüşmede masasının üzerindeki Terrace-Lido dosyasını kendisi işaret etmişti. Belki içinde ne olduğunu kendisi de bilmiyordu. Belediye yönetiminin seçimden sonraki ilk icraatının eski ve metruk Lido inşaatını törenle yıkmak olduğunu da unutmamak gerekir. Eski ve metruk Lido inşaatı yasalara aykırı olduğu için durdurulmuştu. Belediye yönetimi bu yıkımı yasalara uygunluğun gösterisi olarak sundu. Oysa ne yazık ki yeni bir kaçak inşaata yer açılmış oluyordu. Bu arada metruk Lido inşaatının hemen yanındaki Zeki İpekçioğlu’na ait tarihi iki ahşap ev de yıkıldı. Bu tarihi evler de metruk ve yarı yıkık halleriyle pek çirkin duruyordu. Ahşap binalara bakmayan sahiplerini, bunların binaları yıkılmaya bırakışlarını ve ahşap binaların Adalar’dan yavaş yavaş yok oluşunu düşünen azdı. 
Eski kaçak Lido inşaatını yıkan Belediye’nin, yeni kaçak Terrace-Lido inşaatıyla ilgili mahkeme kararından sonra kanun hükümlerini yerine getirmesi bekleniyor. Bakalım ne yapacak? 
Bir de İstanbul Büyükşehir Belediyesi var 
Koruma Kurulu’na, Adalar Belediyesi’ne ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne verilen projelerin örtüştüğünden emin olabilmek için İBB’nin Saraçhanebaşı’ndaki merkez binasına gittik. Burada karşılaşılan sahne de pek bir tuhaftı. Projeyi gösterecek yetkiliyi bulmak kolay olmadı. Sonunda Anadolu Yakası müdürünün odasındaydık ama karşımızda Rumeli Yakası müdürü vardı. “Büyükada Lido” demek yetiyordu, projeyi tanıyorlardı. Demek ki Büyükada’nın, koca İstanbul’da daha inşaat halindeyken bile ün yapmış bir binası olmuştu. Müdür bizi hemen başından savmak için, projeyi gösteremeyeceğini çünkü projenin kendilerinde olmadığını, zaten her projenin İBB’ye verilmesi gerekmediğini ve verilmediğini iddia ediyordu. Bu yalanı yutturabileceğinden o kadar emindi ki bizim yanımızda sözlerini teyid ettirmek için projelerle ilgili memuru çağırttı. Aksilik bu ya memurun doğru söyleyeceği tutmuş, iki kez müdürün kendisine ısrarla sormasına rağmen memur, İstanbul kent sınırları içindeki tüm inşaat projelerinin bir kopyasının eksiksiz olarak İBB arşivinde bulunduğunu söylüyordu. Müdür utanıp sıkılmadan projeyi görmek için yazılı müracaatta bulunmamız gerektiğini söyleyerek topu taça attı. Hemen yerinde ve anında yazılı müracaatta bulunduk, bir süre sonra cevap geldi: projeyi Adalar Belediyesi’nden isteyiniz, deniyordu. Yani, biz size projeyi göstermek istemiyoruz, deniyordu. 
Kamu yönetimi neredeydi? 
Kamu yönetimiyle ilgili tüm merciiler kaçak inşaatla ilgili olarak uyarıldı. İşin en tuhaf yanı kaçak inşaat ne gözlerden ırak bir yerdeydi, ne de gözden kaçabilecek küçüklükteydi. Hem kaçak inşaatın imalatı hem kaçak inşaata Migros mağazasının açılması hem de iki kez mühür fekki, kamu yöneticilerinin hepsinin gözünün önünde cereyan etti. Zamanında müdahele edilseydi, ne kaçak inşaat sahibi gereksiz yere para harcayacak ne de davalarla güç ve zaman kaybedilecekti. Daha da önemlisi böyle bir kaçağa müsamaha gösterileceği, yasaları çiğnemenin engellenmeyeceği garantisiyle ilgili bir güven, bir hissiyat nasıl oluşabilmişti – başlıbaşına ayrı bir merak konusu. Yasa koruyucular bu ayan beyan olayı neden görmüyorlardı, bilmiyoruz. 
Karşı çıkan kim? 
Kaçak Terrace-Lido inşaatına karşı olan çok Adalı vardı ve bunun için de yasaların korunması, SİT yasasının korunması ve nihayet en önemlisi Adalar’ın korunması konusunda biraz olsun duyarlı olmak yeterliydi. Ama para ve ilişkiler gücüyle kaçak iş yapılıyorsa, yurttaşın gücü, kamuoyu, basın, protesto ve en önemlisi hukuk mücadelesidir (bu konuda bkz. Derviş Parlak: Şehrin Hukuku). Tüm yakınma, hayıflanma ve kükremelerin dışında hukuk mücadelesine bir özel şahıs ve bir de dernek girdi, ayrı ayrı. Özel şahısın, özel mülkiyet ve hakları tecavüze uğramıştı, dava açtı. Dernekse sadece Adalar’ın kültür ve tabiat varlıklarını korumak peşinde kamu haklarını savunuyordu, dava açtı. Her iki tarafın avukatı Kemal Kil yeteneği, bilgisi ve çalışkanlığıyla her iki davanın da kazanılmasında en büyük pay sahibidir. Elbette her hukuk mücadelesinde olduğu gibi her iki müvekkilinin de kararlılığı ve yılmazlığı çok önemli bir rol oynamıştır. 
Vakıf ve diğer dernekler ne yaptı? 
Adalar’da, Belediye’yle özel bir ilişkisi ve bağı olan Adalar Vakfı kaçak Terrace-Lido inşaatına karşı çıkmadı. Bu ilgisizlik belki Belediye Başkanı’nın bu vakıfın kurucu üyesi olmasından, belki Terrace-Lido projesinin oluşturulmasında başka bir üst düzey vakıf üyesi olmasından kaynaklanmış olabilir. Adalar’da yüzün üzerinde dernek var ama bunların kaçı Adalar’da kültür ve tabiatın korunmasıyla ilgili bilmiyorum, çok fazla olmasa gerek ama İAKTVKD dışında bu az sayıdaki dernek de hukuk mücadelesine katılmadı. Dernek olmayınca yurttaşın kamu haklarını koruması meselesi savcılığa suç duyurusunun ötesine geçemiyor. Ancak özel olarak ve doğrudan doğruya zarar görüyorsa özel şahsın mahkemeye dava açılması için başvuru hakkı doğuyor. Kaçak Terrace-Lido inşaatında böyle bir şahıs vardı. Dernek olarak da sadece bir dernek vardı. 
Mimarlar Odası’nın tavrı
İstanbul Mimarlar Odası Kadıköy Şubesi’yle Adalar’ın korunması konusunda Dernek olarak zaten ilişkimiz vardı. Oda da belediyelerin yanlışlarına ve yasalara aykırı uygulamalarına karşı çıkan nadide bir meslek kuruluşu olduğu için güven veriyordu. Terrace-Lido projesinin yanlışlığıyla ilgili olarak daha inşaat başlamadan önce üç yazı yayımladıklarını söylüyorlardı. Mimarlar Odası’nın Adaları yakından tanıması ve koruma konusunda destek olması için birlikte çalışmaya başladık, Oda’nın Kadıköy’deki merkezinde yapılan birkaç toplantıya katıldık, yönetimdekilere Büyükada’yı gezdirerek yapılan yanlışları yerinde tanıttık. Başkanları Arif Atılgan, yönetim kurulunda Lido inşaatına karşı dava açma kararı aldıklarını söyledi, İAKTVKD de davaya katılacaktı. Dava açmak için mahkemeye başvurunun yazılı şeklini, bu konuda tecrübesi olan Oda’dan bekledik ama nafile ve üstelik az daha itiraz tarihini kaçırıyorduk. Neyseki bazen böyle itiraz süresini kaçırma olayları olduğu konusunda önceden uyarılmıştık. 12 Mart 2011 tarihinde Mimarlar Odası’nın Adalar Belediyesi’yle birlikte düzenlediği “Adalar’ın Dünü, Bugünü, Yarını” toplantısına İAKTVKD’nin çağrılmayışından durumun ne olduğu anlaşılmıştı. Zaten Mimarlar Odası da bu kaçak inşaata karşı dava açmadı. Ama şimdi mahkeme kararını savunabilir. Hatta tutarlı bir şekilde bu kaçak inşaatın yasalara uygun hale getirilmesini savunabilir, elbette tersini değil. Mimarlar Odası eski başkanı Oktay Ekinci, eski kaçak Lido inşatının Belediye tarafından törenle yıkılışında yasalara karşı yapılan inşaatların yıkılışını savunan ateşli bir konuşma yapmıştı. Tarihin garip bir cilvesi olarak şimdi kendisine yine aynı konuşmayı bir kez daha yapma fırsatı çıkmış oluyor. 
Siyasi partiler neredeydi? 
Kaçak Terrace-Lido inşaatına hiçbir siyasi parti karşı çıkmadı. Parti içinde muhalif sesler olmuş olabilir, önemli olan hiçbir partinin olan bitene parti düzeyinde karşı çıkmamış olmasıdır. Adalar’da örgütlenmiş büyük partilerin, Adalar’ın sorunlarıyla ilgili bu derece açık bir konuda asla hareket etmemiş olmaları onların sessiz bir ittifak içinde olduklarını gösteriyor. Hangi konuda ittifak, bilmiyorum, aslında bilmek de istemiyorum, en azından sessiz kalarak olumlama şeklinde bir ittifak var. 
Adalar’da örgütlenemeyen bir sürü küçük partiyse siyasetin temel konusu olan kamuyla ilgili konuları kendi partisinin programına alıp harekete geçemiyor ve şansını yitiriyor. Kaçak Terrace-Lido olayı —diğer bir sürü kaçak, yolsuzluk ve yasa dışı işte olduğu gibi— aslında siyasi partilerin üstlenmeleri gereken bir olaydı. Partiler kendi içlerinde ilçenin sorunlarını gündeme getirip harekete geçemiyorlarsa siyasi parti olmaktan çıkar başka bir takım işlerin partisi olurlar. Ne yazık ki olan da budur. Belki ilerde bu partiler, belki de düzgün bir başka siyasi parti, siyasetin ne olduğunu öğrenip harekete geçer. Çünkü bu tip işlerin asıl mücadelecisi siyasi partilerdir. Tabii nispeten düzgün işleyen demokrasilerin gelişmiş ülkelerinde bu böyledir. 
Adalılar ne diyor?
Adalılar adına konuşmak kolay bir iş değil, daha doğrusu herkesin lafı kendi tarafına çekerek yapabileceği bir şey, yani yanlış bir şey. Adalar’da ciddi bir kamuoyu yoklaması yapılmadığına göre Adalılar’ın hangi konuda ne düşündüğünü bilmek olanaksız, iddia etmek iyice olanaksız. İşte bu tespiti yapmak önemli çünkü belediye, siyasi partiler, gazeteciler v.s. ve hatta birçok Adalı, “Adalılar” diye söze başlayıp bilgisi ve hakkı olmadığı halde Adalı olan herkesi bağlayıcı her türlü iddiada bulunabiliyor. Dolayısıyla Adalılar’ın kaçak Terrace-Lido inşaatıyla ilgili düşüncelerini öğrenmek ilginç olurdu ama bugün hiçbir kesim ya da yüzdeyi bağlayıcı bir şey söylemek mümkün değil. Ama eğitimi, kültürü ve düşüncesi ciddiye alınacak insanlardan şunları duymak mümkün oldu: 
Eski kaçak Lido inşaatının yıkılmasına sevinenler oldu çünkü bu metruk rezalet, estetik olarak Büyükada’nın ve üstelik herkesin Ada’ya ayak bastığı noktada peyzajı, silüeti, kısacası her türlü görüntüyü bozuyordu. Bu metrukluktan ilham almış bir mülk sahibi de hemen yandaki tipik iki ahşap ada evini korumasız bir biçimde tabiata bırakmıştı, belliydi ki kendiliğinden yıkıldıktan sonra istediği inşaatı yapma fırsatını yakalamış olacaktı. Bu da korumacıların pek iyi tanıdığı, eski bir koruma kurallarından kurtulma taktiğidir. Kısacası bu metruk binalar belediye himmeti ve töreniyle ortadan kalkınca insan eliyle imal edilmiş çirkinlik yok oldu, tabiatın güzelliği ortaya çıktı. Ancak eski kaçak Lido inşaatı 30 yıldır orada her türlü inşaatçıya ve özellikle kaçak inşaatla Adalar’ın yeşilini yiyerek cebini doldurmaya çalışanlar için bir ihtar abidesi olarak duruyordu. Bu çirkinliğin ve yıkık halin ister istemez koruyucu bir yanı vardı. Elbette savunulacak bir şey değil ama şimdiki kaçak inşaatın herkese meydan okuyan halinden cesaret alanları ve alacakları düşündükçe insanın neredeyse bin yasa nasihat yerine bir musibete razı olası geliyor. Yürekler acısı bir durum tabii. 
Yeni kaçak Lido inşaatı başlayınca ve ağır beton kamyonlar Büyükada sahil meydanını harap etmeye başlayınca ve üstelik bir de projenin aykırılığı konuşulmaya başlanınca şöyle tezlere de rastlanmaya başlandı: depreme karşı çok iyi bir bina yapılıyor, en ileri teknolojiyle beton dökülüyor, v.s. Kimilerinde beton özlemi, beton sevgisi gibi betonlaşmış bir durum var anlaşılan. Gelip gören herkesin hayran olduğu, Adalılar’ın oturmaya doyamadığı, İstanbul’un az sayıda kalan ahşap binasının filim dekoru güzelliğinde durduğu Adalar’da yaşayarak betonlu kuvvet gösterisine hayran olabilmek ancak insanın bazı melekeleri yitirmiş olmasıyla mümkündür. 
Bir başka ses de yasa masa önemli değil herhangi temiz bir bina yapılsın peşindeydi. Bu gruptan biri örneğin geçenlerde ADALAR POSTASI-2636/11 (14.1.2012)’de rastladığımız Uvaçin soyadında CHP’li bir belediye yöneticisi inşaatın kaçak olduğu konusunda mahkeme kararı çıktıktan sonra dahi binanın vapurdan seyrinin pek hoş olduğunu ileri sürebiliyordu. Acaba hangi planın peşindeydi, neyi savunuyordu, neyi empoze etmek istiyordu? Bu tür görüşleri nitelemek pek zordur, en azından benim işim olmasın. Kısacası buradaki iddia şudur: olmuş bir kere, zaten her taraf kaçak dolu, sanki Türkiye’de herşey yasalara uygun olarak mı yapılıyor, üstelik güzel bir de bina yapıldı, nesini beğenmiyorlar sanki. 
Bir başka ses de şöyle çıkıyor: bina kaçak maçak ama yapıldı bitti, Belediye’yle kaçak inşaatçı anlaşsın, Migros’un çıktığı yer belediyeye, yani halka tahsis edilsin, kültür merkezi falan yapılır, fena mı, herkese yarar sağlanmış olur. Olmuş bitmiş bir kere. [ADALAR POSTASI-2664/6 (15.2.2012)]. Bu tip yaklaşımla, eski ve pek bilinir veciz ifadeyle söylenecek olunursa “eşkiyanın köye çeşme yapması” savunulmaktadır. 
Bazı Adalılar ise “şimdi ne olacak” sorusunu, tam da ne güzel inşaat bitmişti, ne olursa olsun temiz pak bir bina ortaya çıkmıştı, itiraz edenler varmış, şimdi ne olacak yani, şeklinde soruyor. [ADALAR POSTASI-266/4 (20.2.2012)]. Yani, ey aymazlar, yasasızlığa alışın artık, direnmek beyhude, bari işi zorlaştırmayın, zaten herşey olacağına varıyor ve benzeri laflar. 
Elbette Adalılar denilince böyle konuşanların dışında Adalar’ın ilçe olarak doğal ve kültürel varlıklarıyla zinhar korunmasını düşünen ve isteyenlerin olmadığı sanılmasın. Sesini çıkaran, yanlış işlere dur denilmesini savunan, destekleyen, bunu her şekilde belli edenler olduğu gibi, sessizce aynı cephede olanlar da hiç az değil, belki de yanlışları savunanlardan çok daha fazla. 
Basın ve medyanın bu konuya ilgisi 
En genel anlamıyla basın ve medya bu konuya ilgisiz kalmıştır. Bütün bu kaçak inşaat süreci içinde o kadar çok gazeteci ve medya çalışanının yaşadığı Adalar’da ne olayı merak eden, ne inceleyen, ne destekleyen gazete ve medyaya rastlanmadı. Cumhuriyet gazetesinde Özlem Yüzak’ın kısa bir haberi hariç ulusal medya hâlâ aynı sessizliği sürdürüyor. Belediye ve hükümet iktidarından yana olan ve muhalefet yapan ya da yapmaya çalışan basın ve medya tuhaf bir ittifak içinde, en azından bugüne kadarki sahne bu. 
Ama yerel gazete ve medya, kâğıt ve internet üzerinden olan biteni pekâlâ yansıttı. Ada Gazetesi —Büyükada ve Kınalıada çıkışlı aynı isimli her iki gazete de— kaçak Terrace-Lido inşaatına yer ayırdı. Asıl önemlisi internet üzerinde yayımlanan ADALAR POSTASI en geniş ve kapsamlı şekliyle bütün gelişmeleri en küçük ayrıntısına kadar her zaman Adalılara duyurdu. Adalılar’ın sesi ve tartışma ortamı olarak, hiçbir şekilde taraf tutmadan olayların yansıdığı bu iletişim ortamı Adalılar için bulunmaz bir olanaktır. Adalılar’ın ve hatta Adalar’da otursa da oturmasa da Adaları seven herkesin bu ilçeyi güzellikleriyle korumak için tartışıp, bilinçlenebileceği, sorunları fark edip yansıtabileceği son derece güçlü bir olanaktır. ADALAR POSTASI olmadan İAKTVKD de bu mücadeleyi yürütemez ve bu kararlılığı sürdüremezdi. Çünkü kamuoyu olmadan farkındalık ve sorumluluk, dikkat ve heyecan olmuyor. 
İstanbul’un diğer ilçeleri de buna benzer bir tartışma ortamı, buna benzer bir savunma hattı oluşturabilse bu kentin çehresi değişir. Para ve aldatma gücüyle fütursuzca insanların haklarını çiğneyip hayasızca kamu zenginliğini yağmalayan ve bunu yaparken de aldatma geleneğiyle birlikte zorba devlet refleksini edinmiş yöneticilerin desteğini bulan bir avuç çirkin insan sahneden çekilir. İşte o zaman bu kadar güzel yerde bu kadar çirkin yaşamak biter, doğa ve kültür olarak güzellikleri savunup taşıyanların kurduğu şimdikinden daha güzel bir dünyaya geçilir. 
Arif Çağlar

_____________________________________________

From: BAKİ NEDİM BALTACI 

Subject: Bir Avuç Adalı’nın Zaferi
Date: February 18, 2012 6:35:52 PM GMT+02:00

BİR AVUÇ ADALI’NIN ZAFERİ…


Uzun bir süredir verilen mücadele sonucunda kaçak yapı sahipleri için oluşan bir kırılma yaşanmış olup 4. İdare Mahkemesi, Terrace-Lido‘nun ruhsatını iptal etmiştir.

Ada’nın tarafı olanların yüreğini kısmen de olsa sevinç kaplamıştır. Savcılık şikâyetleriyle ADALAR POSTASI‘nda, Ada Gazetesi‘nde, AdaGazetesi.com’da, söyleşi ve toplantılarda bu olumsuzluğu teşhir edenlerin iddiası bu kaçağın Adalar Belediyesi’nin müsamahasıyla oldu bittiye getirildiğidir. Kaçak yapılaşmanın geldiği nokta 4. İdare Mahkemesi’nin kararıyla çok iyi bir aşamaya gelmiştir. [İstanbul Adaları Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği’nden] Engin Damcı ve Avukat Kemal Kil’in ana motoru olarak başını çektiği dava hepimizin morallerini yükseltmiştir. 

Şu bilinmelidir ki; bu mücadele verilirken yazılı ve görsel medyanın Cumhuriyet Gazetesi de dahil olmak üzere hiçbirinin ciddi katkısı olmamıştır. Bu sevinç paylaşılıyor ise bir avuç Adalı’nın sayesindedir. ADALAR POSTASI, bu ve diğer kaçaklara karşı verilen mücadelenin lokomotifidir. Bu olumlu haberi Cumhuriyet Gazetesi‘ndeki köşesine taşıyan Özlem Yüzak doğru bir iş yaparak kentin yağmalanmasının çok sayıda insana duyurulmasını sağlamıştır. Ekonomideki değerlendirmelerini zevkle okuduğum Yüzak’ın, köşesinin sınırlarını aşarak Belediye’nin kaçak Lido’ya müsamahasından bahsetmesi, cesaret isteyen hayreti şayan bir durumdur. Bu Cumhuriyet Gazetesi için bir ilk sayılmaktadır. Genellikle Cumhuriyet, Adalar-Modalar gibi CHP Belediyeleri’ne ait olumsuzluklarla, kaçaklarla fazla ilgilenmemektedir. Bu anlamda çok sevdiğim ADALAR POSTASI‘nın “Cumhuriyet yazıyor diğerleri nerede?” [ADALAR POSTASI-2665(17.2.2012): Terrace-Lido davasını Cumhuriyet‘ten başka yayımlayabilecek bir tek gazete dahi kalmadı mı bu memlekette?… tüh! tüh! tüh!…] söylemini bir espri olarak kabul etmekteyim.
400 adet yeşil alan plan tadilatıyla Türkiye rekoru kıran Kadıköy, CHP’li belediyesi 2007 TBMM bütçe görüşmelerine alay konusu olarak tarihen tescillenmiştir. Vapurla giderken Moda’da hepimizi selamlayan beton yığını ve İstanbul rezidans kirliliğine bekletmeden onay veren, AKP ile birlikte oybirliğiyle geçiren solcu görüntüsündeki CHPli meclis üyeleri ve belediye başkanlarını, ismi geçen gazete bir gün bile eleştirmemiştir. Özlem Yüzak, bu yazısıyla bir anlamda Cumhuriyet’e de katkı sağlamıştır. Bu gazetede müdür ve birçok üst düzey çalışan arkadaşımızın olmasına rağmen CHPli belediyelerle olumsuz haber devamlı ıskalanmaktadır. Bundan cesaret alan CHPli belediyeler de olumsuzluk üstüne olumsuzluk eklemektedir. Lido, Seferoğlu Korusu, 1/5000’lik planlarda 1. derece SİT alanlarının 3. dereceye alınması vs. listeyi uzatabiliriz. Bu konuda demokrat kamuoyu sıkıntıları olduğu için ismi geçen gazetenin bir şey hak etmediğinin altını çizme gereğini hissettim. Rantiyenin solu sağı olmaz. Özlem Yüzak’ı bu anlamda kutluyorum. Doğrusu iyi iş çıkarmış.
Yazılarımızda defalarca yazdık; Adalar Belediyesi’nin kırmızı balmumu sürerek yaptığı mühürleme işlemleri, kaçağı yapana zaman kazandırmıştır, sonucunda da inşaat tamamlanmıştır. Şimdiki olası bir imar affı her şeyin üstünü örtecektir. Bu yaşananları yok saymayın. Belediye seyrediyor, Kaymakamlık seyrediyor, yazılı ve görsel basının tümü seyrediyor. Bu arada Adalar Kent Konseyi, Mürsel Polat, Murat Pekin’i, savcılığa ilk suç duyurusunu yapanları tebrik etmek gerekir.
Evet, Adalar Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği ve adı geçenleri kutlar, sevgi ve saygılarımı iletirim. 
Baki Nedim Baltacı

_____________________________________________

Terrace-Lido davasını Cumhuriyet‘ten başka yayımlayabilecek bir tek gazete dahi kalmadı mı bu memlekette?” sorusuna cevap tez geldi!…
)O(

soL Portal, 17.2.2012 
(soL – Haber Merkezi)

Adalar’da hukuksuz rezidans neden yıkılmıyor? 


Büyükada’da İnanlar İnşaat ve CHP’li belediye ortaklığıyla büyük bir hukuksuzluğa imza atıldı. SİT alanı üzerine rezidanslar diken şirket, mahkeme kararlarına rağmen inşaatı tamamladı. CHP’li belediye, mahkeme kararlarının ardından yıkması gereken rezidanslar için adım atmadı. 

Adalar’ın tarihi yapısına [kentsel dokusuna] büyük zarar veren İnanlar grubunun SİT alanına yaptığı inşaat mahkeme kararıyla iki ayrı tarihte durdurulsa da CHP’li belediyenin izniyle inşaat sonlandırıldı. Mahkemenin kararının 24 Ocak’ta ulaştığı CHP’li Adalar Belediyesi, 1 hafta daha yıkımı gerçekleştirmezse Belediye hakkında da ceza davası açılabilecek. 

İnanlar-CHP ortaklığı 
İnanlar grubunun Büyükada’ya yaptığı Terrance-Lido rezidans ve ticaret alanlarıyla ilgili soL’a bilgi veren İstanbul Adaları Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği yetkilileri, 2010 yılı itibariyle koruma kurulunun izni ve CHP’li Adalar Belediye’nin onayıyla projeye başlandığını kaydetti. 

Koruma kanununa aykırı projeye iki kez iptal 
Projenin başlamasının ardından hem bir şahsın hem de İstanbul Adaları Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği’nin iptal davası açtığı projede önce şahsın açtığı davada proje hakkında iptal kararı alındı ancak buna rağmen inşaat tüm hızıyla devam etti. 

Derneğin açtığı dava sonrası bilirkişi raporunda, projenin hem 2863 sayılı koruma kanununa hem de 1/5000’lik plana aykırı olduğu tespiti yer aldı. 

Bu raporun ardından 2 Kasım 2011’de projeye ikinci kez iptal kararı verildi. Bu kararların ardından projenin ruhsatsız oluşu tescillenirken, belediyenin bu konuda proje iptali kararı vermesi gerekiyor. Bu kararın ardından ise binanın yıkılması gerekiyor. 

Kaçak binaya bir de Migros açıldı 
Dernekten aldığımız bilgiye göre Belediye’nin eline 24 Ocak’ta ulaşan kararın ardından 1 ay içinde proje iptali ve binanın yıkılması gerekiyor. Bir aylık sürenin dolmasına 1 hafta gibi kısa bir süre kalırken, Belediye henüz yıkım konusunda bir adım atmadı. Üstelik ruhsatı dahi olmayan binaya geçtiğimiz yıl Migros açıldı ancak daha sonra Marken mühürlendi.

Mavi Marmara’nın kaçak iskelelerine göz mü yumuluyor? 
Bu arada Adalar arasında sefer yapan yolcu taşımacılığı firması Mavi Marmara, Büyükada ve Kınalıada’da iki kaçak iskele yaptı. Mahkeme kararlarıyla haklarında yıkım kararı alınan bu iki kaçak iskele hakkında yıkım kararı alınırken buna karşın Belediye yıkım yönünde henüz bir adım atmadı.
_____________________________________________
From: CELAL KARACA
Subject: sonuç ne olacak bilen var mı…
Date: February 17, 2012 10:09:14 AM GMT+02:00
Sonuç ne olacak bilen var mı?… 

Merhaba,
Baştan şunu belirtmek istiyorum. Çok güzel mücadeleniz var takdir ediyorum.
Bugüne kadar Lido ile ilgili yazılarınızı okumaya çalışıyorum. Ama inanın kafam karıştı…
Sadece bir sorum olacak.
Bu işi özet olarak uzatmadan ne olmasını istendiğini anlatır mısınız?…
Bu bina yapıldı… Ağaçlar kesildi veya gönderildi.
Şu andan sonra ne olacak. Yıkılacak mı? Önü kapatılıp kimse oturmaması için duvar çekilip bu bina yasa dışı yapılmıştır bizde böyle mahkum ettik diye herkesin göreceği bir yazı ile dünyaya duyurmak mı isteniyor. Hakikaten sonuç olarak tam ne isteniyor…
Ama sonuç olarak nereye gidiliyor… Bunu bilen varsa onu öz olarak yazsın… Yoksa mahkeme karar verdi şöyle oldu böyle oldu….
Bunca zamandır yapılan itirazlar, mahkemeler vs. sonunda LİDO ne olacağını veya ne olmasını isteniliyor bilen birisi kısa olarak yazarsa sevinirim… Böylece her sayıda aynı tartışmayı okuma istemiyorum…
Yorum değil neticede ne olması gerektiğini bilmek isterim…
Teşekkür ederim..
Celal Karaca

_____________________________________________

From: DENİZ TOPRAK
Subject: BÜYÜKADA’YI KATLETMEK BUDUR
Date: February 17, 2012 3:50:32 PM GMT+02:00
Sayın Ercan Öztürk,
Yaklaşık iki yıl önceki BÜYÜKADA’YI KATLETMEK BUDUR haberinizdeki kaygılı ve son derece haklı satırlarınız için bir Adalı olarak hem gecikmiş bir teşekkür fırsatı bulmuş olduğumu belirtmek, hem de Adalılar’ın haklı hukuk mücadelesinin geldiği nokta ile ilgili bilgiyi, desteğinizden kuşkumuz olmaksızın paylaşmak istedim.

Söz konusu mücadeleyle ilgili son derece detaylı ve doğru bilgiyi, başından sonuna kadar mücadelenin içerisinde yer alan ADALAR POSTASI’nın aşağıdaki bağlantılarında bulabilirsiniz.

Desteğiniz için tekrar teşekkürler.

Adalar’dan saygı ve sevgilerimle…

Deniz Toprak

Akşam, 21.10.2010, 18:12 
Ercan Öztürk 

Büyükada‘yı katletmek budur 
Yıkılan Lido otel yerine 1.derece SİT’e rezidans ve AVM izni 


Ada’da tuhaf işler… Geçen yıl ‘görüntü kirliliği’ yaratıyor diye yıkılan 20 yıllık otel inşaatının yerinde şimdi alışveriş merkezi ve rezidans yükselecek. SİT alanı olan bölgedeki inşaat, ada sakinlerini ayağa kaldırdı. Proje mahkemeye taşındı. 
İstanbul’un cennet mekanlarından Büyükada‘da rezidans polemiği yaşanıyor. Tartışma konusu, 1. derece SİT alanı olan ve 1/1000’lik planı bulunmayan bölgede 20 yıl önce yapımına başlanıp geçen yıl yıkılan Lido Otel’in yerindeki inşaat.
Lido Otel inşaatı, mahkemece durdurulmuş, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da ada ziyareti sırasında, yarattığı görüntü kirliliğine çözüm bulunmasını istemişti. İnşaat geçen yıl Adalar Belediyesi’nce yıkıldı. /Şimdi yerine İnanlar İnşaat tarafından 30 rezidans ve alışveriş merkezi yapılması planlanıyor. Proje için 5 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’ndan izin çıktı. Ancak, Adalar Kent Konseyi Çevre Komisyonu ve bir vatandaş, mahkemeye başvurdu. Belediyenin uygulama imar planı olmayan yere inşaat izni verdiği belirtilerek, durdurulması istendi.
ADA’NIN ÖLÜM FERMANI 
Koruma Kurulu üyesi Kutgün Eyüpgiller, ‘Bu, adaların ölüm fermanına davetiye çıkarır. Yapılaşma koşullarına uygun değil’ diyerek itiraz etti. Mimarlar Odası Başkanı Eyüp Muhçu ise, ‘Uygulama imar planı olmayan Adalar’da yasa uyarınca sadece geçiş dönemi yapılaşma olabilir. Bu ve benzeri bölgelerde inşaat şartları bellidir. Ayrıca arazinin tamamına 5 emsale denk gelecek inşaat yapılması büyük sıkıntılara yol açar’ dedi.
FİRMA: RUHSATLI ALDIK
Adalar Kent Konseyi Çevre Komisyonu Çalışma Grubu yöneticileri ‘Tamamı doğal SİT alanı olan yerde yapılacak proje imar mevzuatlarına aykırı. Turizm lejantı olan alanda AVM veya rezidans yapılması büyük suç. Arazinin tamamına 3 emsal inşaat yapılsa bile 7 bin 500 metrekare hakkı olur. Burada yaklaşık 14 bin metrekare inşaat yapılıyor. Bu şartlar İstanbul’da dahi yok’ diye konuştu.
AVM’yi yapan İnanlar şirketinin bir yetkilisi ise ‘Bölgenin SİT alanı olması sıkıntı yaratmadı çünkü ruhsatı aldık. Bizim için inşaata başlarken 3 şey önemlidir: Mülkiyet, satılabilirlik ve ruhsat. Terrace Lido‘dan sonra Büyükada daha fazla gidilmek istenen bir yer olacak. İşletme için görüşmeler sürüyor. Prensip olarak 2 yıl işin içinde kalacağız’ dedi. Rezidanslar, Ada kültürü ve Lido nostaljisini yansıtmak üzere, yazlık-kışlık olarak planlandı, 2 ayrı stil belirlendi.

Terrace-Lido kaçağının davası sonuçlandı!…
Evveliyatı: 

Sonrası:

_____________________________________________


From: SELİN AYGÜN 

Subject: Tipi var 
Date: February 17, 2012 12:04:10 PM GMT+02:00 

Tipi var!…


Eski aile albümünü karıştırmaya devam ediyorum…

Annem Gönül (Atalay) Sezer ve Teyzem Melek (Atalay) Aydın, 1940’lı yıllar…
50’lerdeki resimde bir de “TİPİ” var önde… 
Çocukluğumda Tipi’nin maceralarını dedemden ayrı, annemden ayrı dinlerdim. Kar ve tipi dolu bir günde, bugün yani, Tipi de anılmak istedi sanırım.. 

Tipi’nin ilginç bir hikâyesi var… Eniştem görev sebebiyle Amerika’ya gitmiş, onun sağ salim dönmesi için de bir kurban adanmış!? Koyun önceden alınmış ve adadaki evin bahçesinde Tipi ile kalmaya başlamış…Ve ikisi dost olmuşlar… Ada’da uzun bir süre birlikte koşturmuşlar. Ne yazık ki, sonradan adağın adandığı gün gelmiş. Bu kısımda detay anlatmak istemiyorum tüm hayvanların yaşam hakkına saygı duyduğumdan ve vejetaryenliği hayvan sevgim sebebiyle seçtiğimden… Neyse işte, Tipi’ye de kemiklerden pay düşmüş… Kuruması için asılmış olan arkadaşının postunu, asıldığı yerden indirip üzerinde üzgün üzgün yatan Tipi, sunulan kemikleri yememiş… Dedem gidip çarşıdan ona başka kemik almış, diğer kemiklerle karıştırıp vermiş…

Tüm aile fertlerinin ortak anlattığı şey şudur ki; Tipi, kemiklerden çarşıdan alınanları seçip yemiş, arkadaşının kemiklerine dokunmamış!…

_____________________________________________

From: DENİZ TOPRAK
Subject: ADALAR MOTORLU ARAÇ TRAFİĞİNE AÇILSIN!…
Date: February 17, 2012 9:43:37 AM GMT+02:00
ADALAR 
MOTORLU ARAÇ TRAFİĞİNE 
AÇILSIN!…
Herkesin bir projesi var ya Adalar için. Ben de kendimce bir takım fikirler ürettim. Hem şu atıl kalmış Adalar’a faydası olsun dedim, hem de bana, eşe, dostai ahbaba. Düşünürken de sordum kendi kendime; yahu bunu nasıl kimse düşünememiş bugüne kadar diye… Malum bu adaların her yanı dağ tepe. Geleni gezeni de çok ama hizmetler biraz eksik gibi hani sanki. Adam gezmeye gelmiş, dağ tepe yürümek zorunda kalıyor. Fayton desen, at falan sevmem ben, binmem faytona. Bisiklet pedalıyla da hiç işim olmaz. Gerçi Adalar’a gelirken bunları bilerek geldim, yani zorla getirmediler beni ama yine de yürümek zorunda mıyım ya? Bu işe bir el atmalı dedim kendi kendime… Yürümesin vatandaş, aracımızla hizmet verelim vatandaşa, hepimiz kazanalım yani. Değil mi? 

Bu sebeple bir kampanya başlatmaya karar verdim:

ADALAR MOTORLU ARAÇ TRAFİĞİNE AÇILSIN kampanyası…

Açılırsa eğer, ki keşke açılsa,
Mesela;
Adalar’da rehberlik, danışmanlık falan yapsam, kiralık, satılık ev arayanlar bulsam. Bindirsem aracıma, dolaştırsam müşteriyi. Hem vatandaşa hizmet etsem, hem de kendim kazansam… 
Ama, 
Büyükada Türkoğlu Sokak başında, 28.4.2011 12:19.
Bunu benden önce düşünen olmuş galiba.

O halde;
Ev kiralayıp satamasam da, ev eşyalarını, esnafın malını taşısam her saat, gece, gündüz. Sınırsız hizmet. Nakliyat işinden kazansam…
Ama, 
Büyükada Saat Kulesi Meydanı’ndan…
23 Nisan Caddesi istikametine, 3.4.2009 12:19.
Bunu benden önce düşünen olmuş galiba.

O halde;
Anlaşıldı. Büyüklerle rekabet zor. Küçük bir araçla ufak tefek işler yapsam. Sokak aralarında, dikkat çekmeden…
Ama, 
Büyükada, 30.5.2008 01:22.
Bunu benden önce düşünen olmuş galiba.

O halde;
Eşya taşımak zor anlaşılan. Daha doğrusu bu işi yapan araç çok demek ki Adalar’da. Böyle küçük, anladığım kadarıyla Adalar’a da uygun bir araçla çarşı pazar işleri, alışveriş servisi falan gibi bir iş yapsam…
Ama, 
Büyükada Kadıyoran Sokağı, 14.6.2008 20:51:13.
Bunu benden önce düşünen olmuş galiba.

O halde;
Kolayı var. Mesela taksi yok Adalar’da. Taksi olarak çalışsa aracım. Binen çok olur bence…
Büyükada Kadıyoran Sokağı, 14.6.2008 20:51:44.
Bunu benden önce düşünen olmuş galiba.

O halde;
Ciddi bir rekabet var sanırım bu araç işinde. Ben günübirlik gelenlerden mi kazansam acaba.
Bindirsem aracıma, dolaştırsam Adalar’ı. Akşama kadar, hatta gece bile…
Bunu benden önce düşünen olmuş galiba.

O halde;
Karar verdim. En iyisi ben Atlara rakip olsam. Büyük tur, küçük, tur, benden hızlısı olmaz. Hem gezmeye gelip aynı zamanda da acelesi olan birilerini bulurum mutlaka…
Ama,
Bunu benden önce düşünen olmuş galiba.

O halde;
At olmadı. Rakibim eşekler olsun o zaman. Yürüyerek zaten gerek yok çıkmaya da, kim, neden çıksın ki Aya Yorgi’ye zavallı eşeğin sırtında, nasılsa araç var altımızda. Emin olun bütün eşekler de çok sevinir buna. Bostancı’daki gibi, Kartal’daki gibi, Mecidiyeköy’deki gibi olsa, herkes Adalar’da da binse aracına, gitse gideceği yere…
Bunu benden önce düşünen olmuş galiba.

O halde;
Dönüşü düşünelim. Aya Yorgi’ye çıkan araç çok. Ben de yukarıda yiyip içenleri yürütmeden araca bindirsem, gece, gündüz, her saat, istedikleri kadar, indirebildiğim kadar indirsem aşağılara.
Ama,
Aya Yorgi’den Lunapark Meydanı’na, 25.5.2005 17:47.
Bunu benden önce düşünen olmuş galiba.

O halde;
Lüzumsuz rekabete girmeye gerek yok. Taşıyalım ama, öyle herkesi taşımayalım o zaman. Ayrıcalıklı, çok çok özel, çok ama çok mühim insanlara hizmet etsem aracımla. VIP servis. Mesela Aya Yorgi’ye götürsem zerzevat peşindeki zevatı, onlar yese içse, hatta bitene kadar beklesem. Zaten aşağıda ne iş olacak. Olursa da beklesin. Gezdire gezdire de indirsem zat-ı muhteremleri dilediklerince, diledikleri yere…
Ama,
Büyükada Aya Yorgi ‘de, 5.5.2010 15:26.
Bunu benden önce düşünen olmuş galiba.

O halde;
Kendisini taşıtan, kendisini taşıtanları taşıyan falan çok buralarda herhalde. Ben kimseyi taşımasam da aracı mı kiralasam. Herkes kullansa hususi araç olarak. İsteyen tahsis ettirebiliyor mu acaba kendisine hususi araç Adalar’da? Nasıl oluyor o iş acaba?…
Ama,
Büyükada Aya Yorgi Kilisesi, 5.5.2010 15:27.
Bunu benden önce düşünen olmuş galiba.

O halde;
İşimiz zor. Bu kadar araç nerede duruyor ki acaba? Aya Yorgi’ye doğru yoğun trafik var. Ama araç park edecek otopark yok. Yukarıda otopark mı işletsem acaba? Ama zor görünüyor. Buradaki araçların tamamına yakını GÖREVLİ’ymiş meğer. Bu sebeple istedikleri yere park ederler herhalde. Yine de denemeye değer…
Ama,
Büyükada Aya Yorgi Kilisesi, 5.5.2010 15:28.
Bunu benden önce düşünen olmuş galiba.

O halde;
Kaçak mı çalışmalı yoksa buralarda. Gözlerden ırak, derin ormanlarda. Trekking falan boş işler, gerek yok. Binsin herkes arabasına, haydi bakalım pikniğe, ormana…
Ama,
Mete Akyol aracıyla Büyükada Yüce Tepe’den dönüş yolunda, 5.5.2010 15:59.
Bunu benden önce düşünen olmuş galiba.

O halde;
Ada’da araç çok demek ki, bize iş yok buralarda. Geri mi dönsem acaba?
Dönüş yolunda da araçlar var sokaklarda, GÖREVLİ yazıyor her bir yanında. Ama burası görev sahası mı ki acaba? Değil sanırım, görev saham değil demiş sanki kabaca…
Ama,
Bu kutsal görevi de üstlenen olmuş galiba Adalar’da.

O halde;
Kutsal görev peşinde koşan hizmet sevdalılarına selam edip devam yola, iskele meydanına. Dedim ya, iş yok bize buralarda. İskele başka bir dünya. Hummalı çalışmalar var burada. Hafriyat, inşaat…
Adamlar çalışıyor gerçekten. İnşaattan, peyzajdan falan anlamam ama, bir sürü kesilmiş ağaç var, odun, kütük mü taşısam acaba kamyonla?
Ama,
Bunu da benden önce düşünen olmuş galiba.

Taşımışlar ağaçları.
PES!!! Hem de ne kamyonu, tekneyle, deniz yoluyla…

Araç kadar söylenti de çok bu Adalar’da. 
Sözüm ona bir kanun varmış, öyle kafana göre binilmezmiş araca.
İstanbul III Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 16.06.1999 tarihli 550 sayılı kararı uyarınca “[…] Adalar’daki bütün yolların prensipte de yaya yolu olması öngörüldüğünden, motorlu araçların kullanılamayacağı, ancak Belediye ve Kaymakamlığın sağlık, itfaiye, temizlik, orman hizmeti, emniyet hizmetleri için kullanılmak üzere kısıtlı miktarda araç kullanılabileceği […]” belirtilmiş olmasına ve “[…] kamuya ait araçların zorunlu olmadıkça trafiğe çıkmaması, trafiğe çıktıklarında yerleşim alanlarında 30 km/saat, yerleşim bölgeleri dışında ise 50 km/saat hızla seyir etmeleri, yasak olan cadde ve sokaklara zorunlu olmadıkça giriş yapılmaması, yolcu ve eşya taşınmaması […]”

falan filan diye söylenti uzayıp gidiyor… Yok daha neler.
Araçlara yasak falan yok Adalar’da. Ya da haberimiz olmadan yasak kalkmış bir ara, kalkmadıysa da kalkar kesin benim kampanyayla: ADALAR MOTORLU ARAÇ TRAFİĞİNE AÇILSIN…

Kim ne derse desin, işte bakın aydınlar da benle aynı fikirde…
“Bir yaz akşamı Büyükada’ya gitmiştik. 1936 yılıydı. İskele’de Atatürk’ü büyük bir kalabalık karşıladı. İçten gelen sevgi gösterileri yaptı. Splendid Oteli’ne gidilecekti. Vapur iskelesine bir otomobil yanaştırmışlar. Ata’nın binmesi için… Oysa, Adalar’da tekerlekli, motorlu araçlarla gezilmesi yasak… Atatürk, otomobili görünce şöyle sordu:

– Ada’da otomobille dolaşmak yasak değil mi?

Sorusunun karşılığını daha beklemeden:

– Kaldırın bu otomobili. /dedi. Sonra, iki dizi halinde sıralanıp kendisine yol açan kalabalığın arasından yürüyerek otele geldi. Herkes yolda Atatürk’e çiçek atıyor, kalabalığı yaranlar eğilip elini öpüyorlardı.”
Haber7, 24.4.2006
Gazeteci Mete Akyol Atatürk’ü anlattı
[…] Atatürk`ü anlamak ve algılamak istemeyenlerin geçmişte olduğu gibi günümüzde de aynı “aymazlığı” sürdürdüklerini savunan Akyol, “Atatürk`ü tanımayan kişiler, onun üstün dehası ve kişiliği ile devrimlerini anlamaktan yoksunluk çekmektedir. […]
Bi dakka, bi dakkaaa…Nerde görmüştüm ben adamı acaba? Yoksa!!! Vesselam Adalılar çok uyanık adamlar ya…

Ruhum kaba benim, sevsem de kızsam da anlatamam süslü satırlarla. Ama çaresiz, telafi ettiğimi düşünüyorum bu şiir kopyalamasıyla.
büyükada aya yorgi yolu’nda, 17/07/2008 23:37.

geçen seçimlerde kalınca yayan,
adaları da
kara arabayı da
chp’li m.farsakoğlu’na kaptırdı ya lan,
adalar’da otomobil yasağı nasılsa koskoca bir yalan
sorumlu zevattan yok ki hiç hesap soran,
böylikle trafik oldu karman çorman
yollar da her an alabildiğine toz duman,
bugünkü gün bostancı motorunda* b.mısırlıoğlu’ylan
hiç utanmadan ayan beyan
arayıp müdür-i orman yüksel özcan
—anlaşılan o ki sözünün ardından dolanan—
bilmem kimin, lunapark meydanı’ndan
aya yorgi’ye çıkartılması için arabaylan
ricada bulunmuş akp’li eski başkan!**
UTAN! UTAN! UTAN!
)O(

* istihbarat, 30.7.2009 perşembe 14:00 büyükada-bostancı motorundan
** adalar eski belediye başkanı coşkun özden 
Güzelmiş, yazanı da yazdıranı da tanımıyorum ama beğendim ben şiiri, 

Saygıyla,

Deniz Toprak
_____________________________________________

Milliyet- Ekonomi, 19.2.2012
Günün Kulisi
Nevin Donat

http://ekonomi.milliyet.com.tr/ada-sahillerinde-5-yildiz/ekonomi/ekonomidetay/19.02.2012/1505051/default.htm?ref=OtherNews

Ada sahillerinde 5 yıldız

Büyükada’da 30 dönümlük araziye 5 yıldızlı otel ve lüks villalar yapılıyor. İstanbul adalarındaki ilk 5 yıldızlı turizm tesisine şimdiden bir çok uluslararası zincir talip 

‘Prens Adaları’nın en büyüğü Büyükada’da 5 yıldızlı bir otel projesinin yapımına başlandı. İstanbul dokuz adaya sahip ve yeni tesis adalar üzerindeki ilk 5 yıldızlı otel olacak. 1970 yılından beri faaliyet gösteren Seferoğlu Turistik Tesisleri bölgesinin yaklaşık 30 dönümlük alanına Akdağ Turizm 5 yıldızlı bir otel projesi inşa ediyor. Akdağ Turizm, 2008 yılında aldığı araziye, 10 blok halinde villalar, sahile 3 katlı bir otel ve arazide bulunan 100 yıllık bir yalının [köşkün] restorasyonuyla birlikte yaklaşık 20 milyon dolarlık bir yatırım yapıyor. Yozgatlı işadamı, Yibitaş’ın eski patronu Erdoğan Akdağ, daha önce yaptığı açıklamada, “Büyükada’da bir otel ve marina [!?] yatırımı yapacağız. Seferoğlu’nun 30 dönümlük yerini aldık. Onaylar bekleniyor,” demişti.

3 Michelin yıldızlı şef! 
TBMM’nin verdiği Üstün Hizmet Ödülü [!?] sahibi de olan Erdoğan Akdağ’ın kurduğu turizm şirketi Akdağ Turizm’in Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı oğlu Bahri Akdağ yapıyor… Bahri Akdağ, Büyükada’ya 3 Michelin yıldızlı bir şef getirmek isteğini geçen yıl açıklamıştı. Edinilen bilgiye göre, 5 yıldızlı otel kompleksinde SPA, marina, plaj ve restoranlar olacak. Denize dolgunun da yapıldığı [!?] görülen tesiste sahil bölümü uzatılacak.

9 adanın 5’inde yerleşim var 
Ada sakini Mehmet Eriş, “İstanbul 9 tane adaya sahip. Ama sadece Büyükada, Burgazada, Kınalıada, Sedefadası ve Heybeliada’da yerleşim var. İstanbul’da adaların bir çok yeri sit alanı ilan edildiğinden dolayı 5 yıldızlı otel projelerinin gerçekleşmesi için arazi bulmak zor. Bu projeye ilk başta ağaçları keserler diye şüpheyle yaklaştık. Her tarafı kapalı olduğundan dolayı pek içeriyi göremiyoruz. Ama projede binalar çok yüksek yapılmadı. Denizden bakılınca adanın silüetini korudular, [!?]” dedi.

Akdağ Turizm’in İstanbul’daki başka bir yatırımı ise açılışı geçen yıl Temmuz’da yapılan Maslak’taki Windowist Tower isimli plaza.

‘Büyükada’daki en büyük yatırım’ 

Adalar Kent Konseyi Hukuk İşleri Başkanlığı [yanı sıra Akdağ Turizm’in] Avukatı [ve dahi İstanbul Adaları Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği’nin kurucu ve yönetim kurulu üyesi olmakla Terrace-Lido davasındaki zaferin de kahramanlarından] Kemal Kil, “Bahri Akdağ’ın başında olduğu yatırımı Büyükada halkı, ilk kez bu denli büyük bir yatırım olduğu için sevinçle [!?] karşıladı. 1970’lerde bu bölge için ‘turizm tesisi olur’ izni çıkmıştı. Zaten bu arazide bir turistik tesis vardı. Anıtlar kurulu projenin adanın siluetini bozmaması için tek büyük bir bina olmamasını istedi. Bundan dolayı 10 ayrı küçük villa tipi binanın yanı sıra sahilde 3 katlı çok büyük olmayan bir otel binası yapılıyor. Bu proje için açılmış hiçbir dava yok. Herşey alınan izinler ölçüsünde [!?] yapılıyor,” dedi.

Zincirlerle görüşüyor
Arazinin içinde bulunan tarihi ağaçların kesilip kesilmediğine [!?] dair soruya ise Kil, “Adalar Orman İşletme Şefliği tüm anıt ağaçları belirledi ve kimliklerini çıkardı. [ADALAR POSTASI-2235/2 (25.2.2009)Adalar Orman İşletme Şefi Yüksel Özcan: … şu anki tesis sahibi firma yetkilisi tarafından, Adalar İlçesi, Meşrutiyet mahallesi, 29 Pafta, 127 Ada, 1 parselde kayıtlı taşınmazın yeşil alanındaki ağaçların röleve planının yapılarak tescillenmesi için 25.12. 2008 İ.Ü Orman Fakültesine başvurulduğu, başvuruyu değerlendiren İ.Ü. Orman Fakültesi Dekanlığı tarafından görevlendirilen iki öğretim üyesi Doçent tarafından hazırlanan mevcut ağaçlara ait x,y,z koordinatlı röleve planı ve raporunun onaylanarak tescillenmiş olduğu tespit edilmiştir. İ.Ü. Orman Fakültesi tarafından onaylı x,y,z koordinatlı röleve plan ve raporunda ağaç nosu, türü, gövde çapı, boy, tahmini yaş, taç genişliği ve diğer açıklamalar bulunmaktadır. Raporda belirtilenler arazide de idaremizce incelenip karşılaştırılarak tespit edilmiştir. Röleve listesindeki ağaçların koordinatları belirtilen yerlerde tamamı metal plakalarla numaralandırılmış olarak mevcut oldukları tespit edilmiştir. İlgili ağaçlar fotoğraflarıyla arşivlenmiştir.] Kesilen genç meyva ağaçlarının [!?] yerine ise ağaç dikilmesi zorunluluğunu getirildi. Binaların anıt ağaçların şekline göre yapılacağı [!?] söylendi” dedi.

Kil, projenin 5 yıldızlı bir otel tesisi olacağını belirterek, “Bir çok uluslararası zincirle görüştüklerini duyduk. Talibi çok. Çünkü İstanbul’un adalarındaki tek büyük turizm yatırımı ve yeri çok güzel. Kendine ait plajı var. Konumu, yeri açısından şu an için benzersiz bir proje,” dedi. 




Twitter, 19.2.2012
Güneş 
@guneself

Büyükada’ya yapılan çirkin oteli “5 yıldızlı otel milyon dolarlık yatırım” diye veren Milliyet’e pes!…



Seferoğlu(Koru)su, 30.11.2011 
)O(



_____________________________________________

EmlakKulisi, 19.2.2012
(Sabah)
[Dikkat! Bu ve benzer haberlerden —kaynak belirtmeksizin— metin kopyalayıp da harmanlayan kimi gazeteler sayesinde aynı yanlışlar yayımlanmak ve dahası yanlışlıklar çorbasına terfi suretiyle yayılmaktadır!… Troçki’nin Büyükada’da ikamet ettiği tarihler ve evler, içinden çıkılmaz bir hal almıştır böylelikle… )O(]

http://www.emlakkulisi.com/leo-trockinin-kosku-konut-oluyor/10990

Leo[n] Troçki’nin köşkü konut oluyor!

Ünlü Sovyet liderlerinden Troçki’nin Büyükada’da 4.5 yıl [?.1.1932-17.7.1933=̴1,5 seneyaşadığı köşk 2011’de korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edilmişti. [‘Korunması gerekli kültür varlığı’ olarak tescili ‘konut’ olarak kullanımına mani mi ki?] Ancak yapılan başvuruyu değerlendiren belediye meclisi köşkün konut olarak kullanılmasına izin verdi

Sovyet devriminin önemli isimlerinden Leo[n] Troçki’nin 4.5 yıl  [?.1.1932-17.7.1933=̴1,5 sene] yaşadığı Büyükada’daki tarihi köşk, konut olarak kullanılacak. Müze olarak değerlendirilmesi öngörülerek kültürel tesis alanına alınan tarihi yapının sahibi tarafından yapılan başvuruyu değerlendiren Büyükşehir Belediye Meclisi, konut olarak kullanılmasına ilişkin plan değişikliğini onayladı.

Rusya’da 1917 yılındaki Bolşevik ihtilalinin önderlerinden Troçki’nin devrim sonrasında 4.5 yıl [?.1.1932-17.7.1933=̴1,5 sene] yaşadığı köşk, müze haline getirilmesi için, 2011 yılında Adalar Nazım İmar Planı’na, “kültürel tesis alanı” olarak işlenmişti. Ancak tarihi yapıyı konut olarak kullanmak isteyen sahibi, belediye imar komisyonuna başvurarak, I. sınıf korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edilen yapının konut dışında başka amaçla kullanılmasının mümkün olmadığını belirterek “Konut Alanı”na alınmasını talep etti.

BELEDİYE ONAYLADI
Başvuruyu değerlendiren İmar ve Bayındırlık Komisyonu, Adalar’a gelen turistlerin de ilgisini çeken 130 ada 3 parsel’deki tarihi yapının konut alanına alınmasını onayladı. Belediye meclisinin onayına sunulan karar kabul edildi.

LEON TROÇKİ KİMDİR?
Troçki, 1924’te Lenin’in ölümünden sonra Stalin’le giriştiği iktidar mücadelesini kaybetti. 1928’de Alma Ata’ya, bir yıl sonra da Türkiye’ye sürüldü. Troçki’nin 1933’e kadar 4.5 yıl [?.1.1932-17.7.1933=̴1,5 sene] yaşadığı Arap İzzet Paşa Köşkü [Troçki, Büyükada’ya ilk gelişinde 7/8.3.1929-1.3.1931 tarihleri arasında Arap İzzet Paşa’nın deniz tarafındaki köşkünde ikamet etmiştir. 1 Mart 1931 günü çıkan yangında köşk zarar görünce Moda’da Şifa Caddesi No: 22’ye taşınmış; ?.1.1932‘de Ada’ya tekrar geldiğinde yerleştiği Hamlacı Sokağı’ndaki bu köşkte ise Fransa’ya gitmek üzere Büyükada’dan ayrıldığı 17.7.1933e değin oturmuştur. )O(olarak da anılan ev, 1931’de çıkan yangında harabeye döndü. 1937’de Mexico City’ye yerleşen Troçki 1940’ta bir İspanyol komünisti olan Ramon Mercader [Raymond/Ramon Mercado] tarafından öldürüldü.

Twitter, 19.2.2012

Burcu Dagurkuden 

@petitcharlotte

Troçki’nin sürgün yıllarında kaldığı evler Belçika ve Meksika’da müzeyken, Büyükada’dakini “konut alanı” yaparak bir ilke daha imza attık!  




ADALAR POSTASI (7.8.2006): Troçki özel sayısı‘ndan…

Büyükada’daki Troçki Evi’nin yaşatılması dileğiyle… 


Troçki, Büyükada’da ilk olarak  ikâmet ettiği Arap İzzet Paşa Köşkü’nün bahçesinde, Fotoğraf: Jean Weinberg.
Pars Tuğlacı, Tarih Boyunca İstanbul Adaları I,   İstanbul (1995)288.

7/8 Mart 1929[1] günü Büyükada’ya gelen Troçki, ilk olarak Çankaya Caddesi’ndeki Arap İzzet Paşa’nın deniz tarafındaki —ki diğeri yolun karşısındadır— köşküne yerleşmiştir.


1 Mart 1931[2] günü çıkan yangında köşk zarar görünce bir süre Savoy Oteli’nde konakladıktan sonra Moda’da Şifa Caddesi No: 22’ye taşınır. 


Troçki’nin Büyükada’da ikinci olarak oturduğu sözkonusu köşk, 14.12.2005.

Ocak 1932‘de[3] Büyükada’ya tekrar döndüğünde ise Hamlacı Sokak’taki Sivastopol Köşü’nde oturmuştur.


17 Temmuz 1933‘de[4] Büyükada’dan ayrılarak Fransa’ya gitmiştir.
)O(
____________
[1] http://www.iisg.nl/archives/nl/files/t/ARCH01483full.php 
[2] age.
[3] Jean Van Heijenoort
[4] http://www.iisg.nl/archives/nl/files/t/ARCH01483full.php


Jean Van Heijenoort (çev. Cengiz Algan), Troçki- Büyükada’da Sürgün adlı kitabının aşağıdaki bölümünde, Hamlacı Sokak’ta yer alan köşkteki yaşantıyı anlatıyor… 

Cumhuriyet-Pazar Dergi 765, (19.11.2000)10-11:

Troçki – Büyükada’da sürgün 

[…] 1 Mart 1931’de Troçki, Büyükada’nın küçük oteli Savoy’a taşınalı yaklaşık dört hafta olmuşken, İzzet Paşa Yalısı bir yangınla hasar gördü. Mart’ın sonunda Büyükada’dan ayrıldı ve Anadolu yakasına, Moda’ya taşındı. Şifa Caddesi 22 numarada oturdu. Son olarak Ocak 1932’de ben Ekim ayında yanlarına katıldığımda Büyükada’ya geri dönmüştü.


O zamanlar tekneyle Pera köprüsünden Büyükada’daki iskeleye, gezintiyi tamamlamak için uğranılan diğer adaları da dahil edersek, bir buçuk saatte gidiliyordu.

Adanın iç kısımları havayı güzel kokularıyla dolduran camlarla kaplıydı. Çoğu zaman deniz ve gökyüzü canlı ve sürekli değişen renklere bürünürdü. Şafak vakti, bu renkler dünyada nadir görülür bir şekilde eflatun ve leylak rengiydi. 

Adaları ve Anadolu yakasıyla Marmara Denizi, bitki örtüsü ve gökyüzüyle Büyükada; bunların hepsi dünyanın en güzel yerleşim yerini oluşturuyordu. 1973’te Büyükada’yı tekrar gördüm. Ada’ya çok daha fazla bina yapıldığı gibi İstanbul’un dış kısımlarını da evler kaplamıştı. Marmara Denizi kirlenmis ve bir çimento fabrikası sürekli bir duman halkasını Asya kıtasından Büyükada semalarına gönderiyordu.

1932’de Büyükada’nın nüfusu esasen Rumlardan oluşmasına rağmen, yönetim Türkler’in elindeydi. Takımadadaki tüm adaların hem Türkçe hem Rumca adları vardı. Rumca’da Büyükada’ya Prinkipo ya da Prenslerin Adası adı verilmiş ki, Bizans İmparatorluğu’nun gözden düşmüş prenslerinin genellikle körleştirilip, rütbeleri söküldükten sonra sürüldükleri bir adaydı.

Troçki’nin kaldığı yalı, evlerin daha seyrek olduğu ve iskeleden yürüyerek on beş dakikada gidilen kuzey kıyısındaydı. Ev kırk ya da elli yıl önce çok sağlamca yapılmıştı. İstanbullu çok önemli bir şahsın yazlık olarak kullandığı bir yerdi. Ev bir tarafta cadde, diğer tarafta deniz olmak üzere ikiye ayırdığı dikdörtgen bahçenin ortasına yapılmıştı. Eve, denize doğru giden, Hamlacı Sokağı adındaki çıkmaz bir sokağın içinden varılmaktaydı. Küçük bir demir kapıdan girildikten sonra sağda dört ya da altı Türk polisinin sürekli durduğu küçük bir karakol bulunmaktaydı. Bahçenin sonunda iri taşlardan sağlamca yapılmış evin özel iskelesine açılan bir kapı vardı. İkinci katta, ortadan geçen geniş bir koridor, deniz manzaralı bir balkona çıkıyordu. Bu koridorun iki tarafındaki duvarlar da kitap ve dosyalarla dolu raflarla kaplıydı. Koridorun solunda Troçki ve Natalya tarafından kullanılan banyo ve hemen sonrasında yatak odaları vardı. Sağda ilk olarak Jan Frankel ve benim yatak ve çalışma odası olarak kullandığımız bir oda, sonra Maria Ilinishna’nın çalıştığı makam odası adını verdiğimiz küçük bir büro ve en son olarak iki tarafı pencereli, büyük ve iyi ışık alan Troçki’nin çalışma odası vardı. Üçüncü katta gazete ve dergi dosyalarının muhafaza edildiği tavan arası ve aşçının uyuduğu bir oda vardı. Evde telefon yoktu. İhtiyaç duyulduğunda on dakika uzaklıktaki Savoy Oteli’nin telefonunu kullanıyorduk. Evin tamamında mobilyalar seyrekçe döşenmişti. Orada yaşamaktan çok kamptaymış gibiydik. Duvarlar kireçle badanalanmıştı. Ama ferah, rutubetsiz ve her yerden ışık alan bir evdi.

Ben taşınır taşınmaz, çabucak ev halkının hayatına uyum sağladım. Hemen alıştığım önemli bir uğraş da balık tutmaktı. İskelede, bahçenin en alt kısmında her biri on altı fit uzunluğunda balık tutmak için, iki tekne vardı. Bir tanesi motorluydu. Saf, genç ve temiz yürekli bir Yunan balıkçısı olan Haralambos, kayıklarla ve olta takımı ile ilgileniyordu. Sabah dört buçukta, hava hâlâ karanlıkken balığa çıkıyorduk. Troçki hızlı ve uzun adımlarla evi iskeleye bağlayan patikadan geçerdi. Bazı zamanlar, ayrıldıktan hemen sonra, Natalya da balık gezilerine katılırdı. Bir ya da iki sekreter ve bir de Türk polis memuru mutlaka gelirdi. Haralambos iskelede her şeyi hazırlamış olurdu ve hemen iskeleden ayrılırken gökyüzü uçuk bir leylak rengi almaya baslardı. Biz olta ve ağlarla bazı zamanlar çok yorucu bir iş olan balık tutmaya başlıyorduk.

Haralambos geliştirdiği birçok teknik aracılığıyla yaptığımız işlere yardımcı olurdu. Bu teknikler yılın zamanına ve balık türlerine göre değişirdi. O zamanlar Marmara Denizi balıkla doluydu ve büyük miktarda balıkla dönüyorduk. En çok, kırmızı tekir balığı ve uskumrunun renk ve biçiminde ama ondan daha büyük bir ton balığı turu olan palamut dediğimiz çok büyük balıklardan vardı; başka tur balıklardan da tabii ki avlamıştık. Ogünlerde, genellikle balık yememize rağmen, baslangıçta yakaladıklarımızın hepsini yiyemedik. Kalanları Büyükada hastanesine verdik.

Bazen Haralambos akşam üzeri istakoz ağlarını denize atar ve sonraki sabah biz de onları almaya giderdik. Bir gün tam otuz tane istakozla dönduk ve Troçki bizden büyük bir gururla onları yemek odasının zeminine sermemizi istedi. Ara sıra da akşamları yem takılı oltaları denize atardık, ama gece boyunca köpekbalıkları bu oltalara takılırdı ve vurmak zorunda kaldığımız yedi fit uzunluğundaki canavarı, oltayı çektiğimizde görürdük.

Bir gün, Büyükada’da periyodik olarak sekreterlik yapan Jeanne Martin, Troçki’ye balık tutarken eşlik etti. Bir ağ dolusu balık tutuldu. Zavallı yaratıklar kayığın içinde çırpınıyordu. Bir doğasever olan Jeanne, kucak dolusu balığı tekrar denize atmaya başladı. Söylemeye gerek yok ki, Troçki böyle bir davranıştan memnun kalmamıştı. Balık tutarken yaşanmış bir başka olay da, adadan çok uzakta, Yalova yakınında motorun arızalanması olmuştu. Bu olay yüzünden Anadolu yakasında çadırı kurmak zorunda kalmışlar ve yıldızların altında uyumuşlardı.

Zaman zaman, balığa çıkmak yerini avlanmaya bırakırdı. Anadolu yakasında, Kartal yakınlarına, kayıkla avlanmaya giderdik. Kayığı sahile çektikten ve Haralambos’a emanet ettikten sonra, sarp ve çalılık bir arazide av köpeğini takip ederdik. Sonunda özellikle bıldırcın avlanmış olurdu. Çok nadir tavşan görürdük. Troçki hızlı ve isabetli ateş ederdi. Ama çok açık ki, bu çesit bir av, Troçki’nin ilgisini balığa çıkmaktan daha az çekiyordu. Av pek bereketli değildi. Gezinti çoğu zaman yalnızca yürüyüşe dönüşürdü. Troçki evdeyken “Mektuba cevap yazdın mı?” gibi iş hakkında sürekli soru sorduğu halde balık tutarken bunlardan söz etmez, aksine av hikâyeleri anlatırdı.

Troçki, Lenin’in bu tür etkinliklerden nefret eden Zinovyev’i ava nasıl sürükleyerek götürdüğünü ve bir ot yığını arkasına saklanır saklanmaz Lenin’in onu botlarından çekmek zorunda kaldığından söz etti. Bunların yanında Anadolu yakasında kıyıda birkaç piknik de yapmıştık. Bir defasında o kadar güneş yanığıyla dönmüştüm ki Natalya, yoğurtla yanıklarımı tedavi etmişti.

Çayı tabaktan içiyor… 
Sabahın erken saatlerindeki balık tutma ya da av işinden sonra, sekizde çay ve keçi sütünden yapılmış peynirden oluşan hızlı, basit kahvaltımızı yapmak için eve dönerdik. Natalya çayı hazırlar ve herkesin fincanlarına doldururdu. Çay çok sıcak olduğunda Troçki, Rus usulüyle çayı fincan tabağına döker ve ondan içerdi. Bu alışkanlık bana Fransa’dan ilk geldiğimde garip gelmişti.

Türkiye’de o zamanlar tatil günü olan Cuma gunleri hariç her sabah, postacı çokça posta getirirdi. Dünyanın her tarafından mektuplar, gazeteler, kitaplar, doküman paketleri gelirdi. Bütün paketler Troçki’ye verilmeden önce açılırdı. O zamanlar, öldürücü bir aletin küçücük bir zarfın içine konma ihtimali olmayacağını düşündüğümüzden mektupları açmadan verirdik. Her gün hayranlardan bazı alıntıları Kutsal Kitap’tan yazılmış mektuplar gelirdi. Diğerleri Troçki’ye sağlığına dikkat etmesi ve ruhunu ferah tutması için dilekler olurdu.

Posta bize iki ya da üç günlük gecikmeyle birlikte Batı Avrupa gazetelerini getirirdi. Troçki düzenli olarak Le Temps ve Die Deutcshe Allgemenie Zeitung gazetelerini, önemli pasajların altını mavi ve kırmızı kalemiyle çizerek okurdu. Bazı makaleler kesilir ve gelecekteki yazılar için dosyalanırdı. Her sabah, hiç degilse başlıklarının ne anlama geldiğini çıkarabildiğimiz Türk gazeteleri de elimize ulaşırdı. Her öğleden sonra birimiz, İstanbul’da çıkan ve bize uluslararası haber ajanslarının raporlarını veren Fransız ve Alman gazetelerini almak için iskeleye gidiyorduk.

Büyükada’daki insanlarla ilişkilerimiz minimum düzeydeydi. Evde kalan Yunan bir aşcı vardı. Sabahları Yunanlı bir temizlikçi kadın gelirdi.

Yemeğe çağırılmayı beklemezdi. Saatinde aşağıya inerdi ve o indiğinde yemeğin hazır olması gerekti. Bir tek kelime bile etmedi, çünkü hiç şikâyet etmezdi. Ama Natalya ve ben çok üzülmüstük.” Açıkcası sistem işlemedi, yardımcı tutulmalıydı.

Ne arkadaşlarımız ne de Türk dünyasında tanıdıklarımız vardı. İlişkilerimiz her ay kirayı ödediğimiz bir Ermeni olan ev sahibimiz ve kırtasiye malzemeleriyle balık takımını aldığımız birkaç dükkân sahibiyleydi. Büyükada’da kaldığım süre içinde, Troçki İstanbul’a bir ya da iki kere bir dişçiyi görmek için gitti. O zaman evin iskelesine gelen bir motorlu tekne kiralamıştık ve bizi doğrudan İstanbul’a götürmüştü.

Troçki’nin Türkiye’de kaldığı tüm zamanlar boyunca Türk yetkililerle hiçbir zorluk yaşamadık. 1920’de Türkiye’nin ulusal bağımsızlık için mücadele ettiği süre boyunca, Kemal Paşa savaş komiseri olan Troçki’nin aracılığıyla Sovyet Rusya’dan silah almıştı. Yıllar sonra, bir Türk ziyaretçi 1933’te Troçki’nin şöyle dediğini rapor etmiş: “Türkiye ile Yunanistan savaşırken Kızıl Ordu vasıtasıyla Kemal Paşa’ya yardım ettim. Yoldaş askerler böyle şeyleri unutmazlar. Stalin’in baskısına rağmen Kemal Paşa’nın beni hapsetmemesinin nedeni budur.”

Kelimeler, belki tam olarak Troçki’nin değildir ama gerçekten Troçki askeri destek sağlamıştı. Ayrıca Rus Devrimi’nin ilk yıllarında Lenin ve Troçki’nin Türk Parlamentosu’nun fahri üyeleri yapıldıklarını duymuştum.

1965 Eylülü’nde, Gerard Rosenthal Büyükada’ya yaptığı yaklaşık iki ay süren ziyareti sırasında meydana gelmiş bir olayı anlattı. Bir gün (1930 başlarında) Kemal Paşa, Troçki’nin o zamanlar yaşadığı İzzet Pasa Yalısı yakınlarında yalısı olan bir devlet memurunu —belki bir bakandır— ziyaret için Büyükada’ya gelmiş. Kemal Paşa, Troçki’ye onu kabul edip etmeyecegini sorması için bir yaverini göndermiş. Troçki görüşmeden kaçınmak için, iyi olmadığı cevabını vermiş. Bunun için en makul neden, Kemal Paşa’nın Türk Komünistleri’ne baskı uygulamasından dolayı, Troçki’nin onunla kişisel bir ilişki kurmak istememesidir. Bildiğim kadarıyla bu, yüksek Türk otoriteleriyle Troçki arasındaki tek görüşme girişimidir.


[…]





ADALAR POSTASI-1571 (13.7.2007)


İlahi Dilek [Zaptçıoğlu], 
Aklımı başımdan aldın “Con Paşa Köşkü satılık!” haberiyle… İşi gücü bırakıp bir kenara, şöyle hızla bir düşündüm de bildiğiniz gibi Con Paşa Köşkü’nün alt parselindeki vaktiyle Troçki’nin oturduğu köşk de denize değin uzanan arazisiyle hani nicedir satılık ya! Acep ADALAR POSTASI olaraktan onu da alsak da parselleri birleştirip (!) Con Troçki Sitesi mi yapsak? O halde 9,5+2,5 = $12.000.000 aranıyor şimdi! Yok küresel ısınma mısınma, sular yükselir de bizim milyon dolarcıklar da su altında kalır derseniz, Ada tepelerindeki emlake yatırım yapalım o halde… Misal pek muhterem Eygi’nin “Acaba bu sayfiye, hava alma, havalanma bölgesinde dinî faaliyeti neviinden hizmet plan ve programını kimler yapacak, kimler uygulayacak,” derdine de derman olup Büyükada Rum Yetimhanesi’ni alıp dinî faaliyet mi yapsak? Ne dersiniz? Heyecan icinde cevaplarınızı beklerim efenim… 
Bu hafta Sayısal 7.000.000 YTL verecek ya ADALAR POSTASI’na! :)
)O( 

Milliyet, 14.8.2002
Önay Yılmaz 

http://www.milliyet.com.tr/2002/08/14/yasam/yas02.html

Troçkist bir alıcı aranıyor 

Ünlü Rus komünist Troçki’nin Büyükada’da kaldığı ev satılık. Ama bir şartla. Evin sahipleri, alıcıların Troçki’nin adını yaşatmasını istiyor 

BÜYÜKADA’DA, harabeye dönen, ünlü Rus siyasetçi Leon Troçki’nin kaldığı ev 2.5 milyon dolara (yaklaşık 4 trilyon 125 milyar lira) satışa çıkarıldı. Evi, arsasıyla birlikte satılığa çıkaran Hanifi ailesi, alacak kişilerden burada Troçki adını yaşatmalarını istiyor. Aile evin Kültür Bakanlığı tarafından satın alınıp Troçki Müzesi’ne dönüştürülmesinden yana.

KEMAL Derviş’in de gençliğinde kıyısından denize girdiği evin harabe görüntüsü, turistleri de üzüyor. Turistler, Troçki’nin sürgünde Belçika’da kaldığı evin devlet tarafından müze haline getirildiğini ve büyük ilgi gördüğünü söylüyor. Üç katlı evin bahçesiyle birlikte toplam kullanım alanı 3 bin 550 metrekare. Kıyıda Troçki’nin yaptırdığı doğal ıstakoz havuzu da hâlâ duruyor.     

Manzara seyredip balık tutmuştu 
Stalin’e ters düşen Troçki, önce Kazakistan, ardından İstanbul’a sürgüne gönderilmişti. Troçki, Büyükada’daki evde, 1932-33 yılları arasında, ikinci eşi Natalia, torunu Sieva ve koruma görevini de üstlenen üç erkek sekreteriyle birlikte yaşadı. Troçki’nin en büyük zevkleri, balkondan manzarayı seyretmek ve Haralambos isimli Rum balıkçıyla balığa çıkmaktı.





ADALAR POSTASI-2491/28 (20.9.2010):

Gazete HaberTürk, 20.9.2010
Düzgün Karadaş
Günay’dan ‘müze olsun’ talimatı
Troçki’nin sürgün hayatı yaşadığı ev, bakanlığı harekete geçirdi
Kızıl Ordu’nun kurucusu ve Marksist teorisyen Leon Troçki’nin 1929-1933 [1932-1933] yılları arasında sürgün hayatı yaşadığı İstanbul Büyükada’daki evinin satışa çıkarılması Kültür ve Turizm Bakanlığı’nı harekete geçirdi. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, evin müzeye dönüştürülmesi için çalışma yapılması talimatını verdi. HABERTÜRK’e konuşan Bakan Günay, “İnceleme yapmalarını, evin mülkiyet durumunu, yasanın özelliklerini çıkarmalarını ve imkân varsa müze yapılmasının değerlendirilmesi gerektiği konusunda arkadaşlarıma talimat verdim,” dedi.
‘ELBETTE FAYDASI OLUR’
Troçki’nin evinin müzeye dönüştürülmesinin Türkiye’ye ciddi katkılar yapacağına ilişkin önerilere katıldığını belirten Bakan Günay, “Troçki’nin kaldığı evin müze olmasının elbette bize faydası olur. Biz, ‘benim benimsediğim bir siyasi çizgi olmazsa, bize faydası olmaz’ yaklaşımı içerisinde değiliz. Troçki, dünyanın tanıdığı bir isim. Onun, gelip birkaç yıl yaşadığı bir evin, İstanbul’un kültür hazinesi içerisine girmesi elbette bize fayda sağlar,” diye konuştu.
‘DEMOKRATİK SOSYALİST’
“Yıllarca solda politika yapmış bir insan olarak Troçki’nin fikirlerine yaklaşımınız nedir?” sorusuna ise Bakan Günay, şu yanıtı verdi: “Ben her zaman demokrasiye inandım. Troçkist veya Leninist olmadım hiçbir zaman. Yaşamım boyunca, 20 yaşında öğrenciyken bile ‘demokratik sosyalizm’ çizgisi dışındaki, demokrasi dışındaki hiçbir yola, yönteme, çizgiye itibar ve intibak etmedim. Çünkü hep halka inandım,” dedi.
ORTAYLI: CİDDİ TURİZM GELİRİ GETİRİR
Troçki’nin evinin müzeye dönüştürülmesine destek verenlerin başında ünlü tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı geliyor. Ortaylı, Troçki’nin Büyükada’da yaşadığı evin müze yapılması halinde, hem Bolşevizm’i daha iyi tanımamızın sağlanacağını, hem de ciddi turizm geliri getireceğini söylemişti.
5 MİLYON EURO İSTENİYOR
Troçki’nin 12 Şubat 1929-17 Temmuz 1933 tarihleri arasında 4.5 yıl yaşadığı Büyükada’daki Arap İzzet Paşa Köşkü olarak da anılan ev, [Troçki, Büyükada’ya ilk gelişinde 7/8.3.1929-1.3.1931 tarihleri arasında Arap İzzet Paşa’nın deniz tarafındaki köşkünde ikamet etmiştir. 1 Mart 1931 günü çıkan yangında köşk zarar görünce Moda’da Şifa Caddesi No: 22’ye taşınmış; ?.1.1932‘de Ada’ya tekrar geldiğinde ise Hamlacı Sokak’taki bu evde oturmuştur. )O(]
2002 yılında 2.5 milyon dolara el değiştirmişti. Yeni sahipleri de aradan geçen 8 yılın ardından evi satışa çıkardı. Eve, 5 milyon Euro, yani yaklaşık 10 milyon TL bedel biçiliyor.

_______________________________

From: AVNİ KURTULDU
Subject: Demokrasi şöleni
Date: February 18, 2012 11:03:15 AM GMT+02:00
CHP ADALAR’DA 
DEMOKRASİ ŞÖLENİ! 
Ocak ayı sonu Şubat ayı başı CHP Adalar ilçesinde coşkulu ve geniş katılımlı delege seçimleri yapıldı. Adalar’da adeta Demokrasi şöleni yaşandı. Gerek oy kullanarak gerekse aday olarak seçimlere katılan ve parti içi demokrasiye katkı sağlayan herkesi kutlarım. Kazanan CHP ve Demokrasi olmuştur.
Bu arada mesnetsiz bir şekilde, aralarında benim de bulunduğum 17 partiliyi il disiplin kuruluna sevk etmeye kalkışarak demokrasi ayıbı işleyen ancak delege seçimlerinde sandık koyma cesaretini göstererek seçimlere katılan ve seçilen Dündar Tıraş’ı da kutlarım. Ancak en kısa zamanda CHP ve AKP yetkililerinin biraraya gelerek ortak üye ve delege tespitlerini yaparak yasal süreci başlatmalarını ve partilerini bu ayıptan kurtarmalarını öneririm. Aksi takdirde her iki partinin de başı belaya girebilir. Bir de tüzük ve yönetmeliklerle üyelere, farklı listelerde isimleri bulunan delege adaylarının oy toplamının tutanağa nasıl geçirileceği ve çizik yiyen adayların nasıl değerlendirileceği anlatılmalıdır. Keyfi uygulamalar seçimlere gölge düşürebilir.
Demokrasi kültürü sandıktan çıkan iradeye saygıyı gerektirir. Demokrasi bir hazım rejimidir. Fakat görülüyor ki bazıları sandıktan çıkan iradeye tahammül edemiyor. Birleşilseydi, şu bununla, bu şununla biraraya gelebilseydi ne güzel biz kazanacaktık diye feryat figan içinde.
CHP ve ülkenin çıkarı delege seçilebilmenin ve parti içi ince hesapların çok önünde olmalıdır, yurtseverlik bunu gerektirir. Delege seçimleri parti içinde kamplaşmalar yaratmamalıdır. Bu seçimler parti içi demokrasiye katkı olarak görülmeli ve seçim sonrası tüm üyeler CHP programı etrafında birleşerek enerjilerini Cumhuriyet ve Demokrasi düşmanlarına karşı kullanmalıdırlar. Yönetime seçilecek arkadaşlar şunu unutmamalıdır, %30’luk bir destek ve karşılarında %70’lik bir denetleyici muhalefet vardır. Eğer uygulamalarda CHP programının dışına taşmalar olursa muhalif listelerde bulunan %70’lik kesim, üyelerin kendilerine verdiği yönetimi denetleme görevini yerine getirmek zorundadır. İktidar kadar muhalefet de demokrasinin temel unsurudur. Seçim sonuçlarını iyi okursanız üyeler bir kesime iktidar görevi verir bir kesime de iktidarı denetleme adına muhalefet görevi verir. Verilen görevleri yerine getirmek demokrasinin gereğidir yoksa birilerinin dediği gibi muhalefet etmek genel politika anlayışı değildir.
Sol anlayışta politika maratondur. Nefes ister.100 metre koşup bir yerlere gelemeyince yarışı bırakmak sağ ve sığ bir anlayıştır.
Her şeye rağmen CHP Adalar ilçesinde bir demokrasi şöleni yaşanmıştır. Yaşayanları ve yaşatanları kutlarım. Partimize ve ülkemize hayırlı olsun.
Avni Kurtuldu

_______________________________

Adalar Belediyesi, 9-12.1.2012
ADALAR BELEDİYESİ 
EMITT FUARI’NDA[YDI]
Dünyanın en büyük 5. turizm fuarı olan ve bu yıl 16.’sı düzenlenen Doğu Akdeniz Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı-EMITT, 9-12 Şubat 2012 tarihleri arasında yine Beylikdüzü TÜYAP’ta yapıldı. 
Türkiye’deki turizmin güç kaynaklarından biri olan bu fuar, yoğun ilgi nedeniyle 11 salon birden kullanılarak 65.000m²’lik bir alanda gerçekleşti. EMITT, her yıl Türkiye’nin turizm hedeflerine ulaşmasında ve dünyadaki en büyük 7. turizm ülkesi konumunda olmasında da etkili bir rol oynuyor. Ekin ve ITE Group tarafından düzenlenen fuara bu yıl, ülkemiz ve dünyanın belli başlı turizm firmaları, otelleri, gıda ve eğlence sektörü temsilcileri, seyahat acenteleri ve 200’e yakın il, ilçe, belde belediyesi ile il kültür müdürlükleri, kalkınma ajansları katıldı.
Fuarın merkezi yerlerinden biri de, 5. salondaki Adalar Belediyesi’nin standıydı. Yerli ve yabancı katılımcılarla ziyaretçilerin hiç boş bırakmadığı standımızın iç ve dış duvarlarında Adalar Kent Müzesi tarafından düzenlenen fotoğraf sergisi yer aldı. Gazeteci-pilot Murat Öztürk tarafından Adalar’ın havadan çekilmiş fotoğraflarından oluşan ”Kuşbakışı Adalar” başlıklı sergi binlerce insan tarafından gezildi.
Fuarı ziyaret edenler, Adalar Standında kalabalık bir grup tarafından karşılandı. Adalar Turizm İşletmecileri Derneği-ATİD’in kurucusu ve Büyükada’da Aya Nikola Restoran-Butik Otel’in sahibi ve işletmecisi Aysel Buluç; Büyükadalı işadamlarından Hayri Özen’in sahibi olduğu Gala Kulüp ve Panorama’nın tanıtım görevlileri; Heybeliada Merit Halki Palas Oteli temsilcileri; Büyükada Adalar Halk Eğitim Merkezi nakış öğretmeni Fatma Gülay Yılmaz ve telkâri öğretmeni Hülya Şalt’ın da tanıtım materyalleriyle hazır bulunduğu stantta ziyaretçilere çeşitli ikramlarda bulunuldu.
Adalar Vakfı ve Adalar Belediyesi’nin ortak eserleri olan Adalar Müzesi Müdürü Hülya Kurt da stantta bulunarak müzenin geçmişi, bugünü, içeriği, yapılan ve yapılmakta olan projeler ve gelecek çalışmalar hakkındaki broşürleriyle ziyaretçileri karşıladı.
DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDAN LEFTER’E SAYGI
Adalar Belediyesi tarafından Lefter Küçükandonyadis için hazırlanan köşe, fuar boyunca yoğun ilgi gördü. Standın girişinde yer alan bu köşede Futbolun Ordinaryüsü, formasıyla gelenleri karşıladı. Ziyaretçiler, Adalar’ın simgelerinden biri olan mimozalar ve mumlarla süslenmiş Lefter’in dev posterinin yanında açılan Onur Defteri’ne, duygu ve düşüncelerini yazarak, Lefter’e saygılarını sundular.
ADALAR BELEDİYESİ CANLI MÜZİK EŞLİĞİNDE KOKTEYL DÜZENLEDİ
Fuar’ın ikinci günü stantta verilen Açılış Kokteyli büyük ilgi gördü. Kokteylde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Kent Orkestrası’na bağlı ‘Nefesli Sazlar Dörtlüsü’ nün, klasik müzik dinletisi fuara bambaşka bir hava kattı. Flütte Ceyda Sağlam, obuada Beste Özensoy, klarnette Merve Nuvasil ve fagotta Hande Everes’in olduğu dinleti Mozart’ın ”Küçük bir Gece Müziği” adlı eseriyle başladı. İki bölümden oluşan dinletide müzisyenler fuara katılanlara klasik müziğin ölümsüz eserlerini sundular.
Bu yıl Heybeliada’daki Merit-Halki Palas İşletme Müdürü Bülent Hasanreisoğlu tarafından üstlenilmiş olan açılış kokteyline yaklaşık 300 kişi katıldı.
Adalar Belediye Başkan vekili Hıdır Uvaçin, Uluslararası İlişkiler, Kültür-Sanat ve Turizm’den sorumlu Meclis üyesi ve Başkan vekili Raffi Hermon Araks ve Meclis üyesi-Hesap Denetmeni Ali Tokdemir’in de katıldığı kokteyl yaklaşık 3 saat sürdü.
Kokteyle, CHP Adalar İlçe Başkanı Dündar Tıraş ve ilçe yöneticileri, Heybeliada Su Sporları Kulübü Başkanı Selahattin Sönmez, İşletme Müdürü Bülent Baviker, Anadolu Kulübü eski Müdürü Gürkan Akbay, Kınalıada’da Ermeni Cemaati kanaat önderlerinden Diyana Kamparosyan, Belediye Başkan danışmanı Nafi Haleva, Hacı Bekir Lokumlarının sahibi Doğan Şahin gibi Adalar’ın tanınmış simaları, işadamları ve Adalar eski Kaymakamı Salih Keser katıldı.
BAŞKAN FARSAKOĞLU ADALAR’I TANITTI
Fuarın son günü Adalar’ı tanıtma çalışmalarını bizzat yürüten Adalar Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu ve Belediye Başkanı Teknik Yardımcısı Mürsel Ayrancı; stanta gelen ziyaretçileri karşılayarak Adalar’ı tanıttılar. Fuara katılımcı diğer belediye yöneticileri tarafından kendi stantlarında konuk edilerek ağırlanan Başkan Farsakoğlu ve refakatindeki heyet, ülkemizin değişik yörelerinin tarih ve kültürel özelliklerini de incelediler. Sarayköy, Erzurum, Kozan, Elazığ, Adıyaman, Osmaniye, Kadirli ve Zeytinli stantlarında ağırlanan Başkan Farsakoğlu ve beraberindekiler fuardan hediyelerle uğurlandılar.

_______________________________

cnnturk,17.2.2012

http://www.cnnturk.com/2012/cnn.turk.tv/02/17/pelin.batu.ile.heybeliada/649609.0/index.html

Hayat Gezince Güzel 
100. bölümü ile ekrana geliyor 

CNN TÜRK’te, Fatih Türkmenoğlu’nun hazırlayıp sunduğu “Hayat Gezince Güzel”, 18 Şubat Cumartesi günü saat 13.15’te, Pelin Batu’yla Heybeliada’da olacak. 

Fatih Türkmenoğlu, bu hafta program formatında bir değişiklik yapıyor ve Heybeliada’yı Pelin Batu ile birlikte keşfediyor. Uzun bir fayton gezintisinden sonra Halki Palas’ta dinleniyorlar. Daha sonra tartışmalı Ruhban Okulu’nu geziyorlar ve adalar manzarasına karşı sohbet ediyorlar. Pelin Batu’yla vedalaşan Türkmenoğlu, Hüseyin Rahmi Gürpınar ve İsmet İnönü’nün evlerini ziyaret ediyor. Ada’nın soğuk günlerde de açık olan küçük bir restoranda yemek yiyor ve Heybeliada’ya yerleşen Fransız bir tarım uzmanı ile konuşuyor.

Hayat Gezince Güzel, Cumartesi günü saat 13.15’te CNN TÜRK’te ekrana geliyor.

YAYIN TARİHİ: 18 ŞUBAT 2011 CUMARTESİ
YAYIN SAATİ: 13.15

_______________________________

Twitter, 17.2.2012 15:58

♕ ipek bozkurt ♕ 
@ipekbozkurt
Büyükada’da Dünya Kediler Günü…

_______________________________

From: REHA SAYIN 
Subject: [BURGAZADA’YA BAZ İSTASYONU İSTEMİYORUZ!!!] 
Date: February 18, 2012 12:16:02 AM GMT+02:00 
SAYIN ADMİN, 
AZ ÖNCE BİR BAŞKA SİTEDEN ADA’DAKİ GİZLİ BAZ İSTASYONLARININ YERİNİ SORUYORLAR BANA… SİZ BUNU DEŞİFRE EDECEĞİNİZİ BU SAYFADA YAZMIŞTINIZ. ARAŞTIRMA SONUCU BU İSİMLER YAZILACAKTI. BİR SONUÇ ALINDI MI? BUNLARDAN BİRİNİN ASSK OLDUĞU SÖYLENİYOR. NE DERECE DOĞRUDUR? SAYGILAR, 
Reha Sayın, 
18 Şubat 00:15.

_______________________________

From: HÜLYA BEHRAMOĞLU
Subject: Fw: DAVETİYE
Date: February 19, 2012 5:11:15 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Büyükada sakinlerinden 
Hülya Behramoğlu’ndan
Paletteki Düşler

Resim Sergisi
24 Şubat-8 Mart 2012
Bindallı Sanat Evi
İstiklâl Cad. Deva Çıkmazı No:7
Beyoğlu İstanbul
Tel: 0212 252 79 66

_______________________________

Twitter, 19.2.2012 00:22

TARIH BUGUN VE YORUM 

@gkhist

19 Şubat 1994 Adalar Belediye Başkanı ANAPlı Recep Koç, Büyükada vapur iskelesinde [!?] uğradığı silahlı saldırıda öldürüldü.

_______________________________

Twitter, 19.2.2012 00:42

Ömer Koçşan 

@omerkocsan

Bugün Büyükada Aya Dimitri Kilisesi’nde Lefter Küçükandonyadis’in 40. gün töreni var.
Unutma Fenerbahçeli.




Fenerbahçe Spor Kulübü, 19.2.2012 


http://fenerbahce.org/fb2008/detay.asp?ContentID=28030


Lefter Küçükandonyadis 
Büyükada’da anıldı…

13 Ocak Cuma kaybettiğimiz “ordinaryüs” lakaplı değerli büyüğümüz Lefter Küçükandonyadis’in vefatının 40. günü dolayısıyla, Büyükada’da bir tören düzenlendi. 


Törene Asbaşkanlarımızda Ali Koç, Nihat Özbağı ve Mithat Yenigün’ün yanı sıra Adalar Belediye Başkanı Mustafa Farsakoğlu ile Lefter Küçükandonyadis’in yakınları, sevenleri ve taraftarlar katıldı. 


Lefter için ilk olarak Aya Dimitri Rum Kilisesi’nde ayin düzenlenirken; efsane isim daha sonra mezarı başında anıldı. Asbaşkanlarımız, Adalar Belediye Başkanı ve Lefter Küçükandonyadis’in yakınları Büyükada Kent Müzesini de ziyaret ettiler ve burada sergilenen efsane futbolcunun milli takım formasını da incelediler. 

 ______________________________

Adalar Spor, 19.2.20212
Yusuf Bahar 

Karayolları – Adalar Spor U-16 Maçı (18.02.2012)

https://www.facebook.com/adalarsporkulubu

Adalar Spor, U-16 Takımları arasında grubumuzun lider takım Karayolları’nın, imkânları ve gücü ortada olan bir ekip olmasına rağmen yüreklerini ortaya koyarak oynayan tüm genç kardeşlerimi yürekten kutluyorum.

Maçın ilk devresinde sakatlanarak oyundan çıkmak mecburiyetinde olan Poyraz Garip arkadaşıma acil şifalar diliyorum.

Yusuf Bahar

 ______________________________

TRT

Büyükada Sofraları-10
Selin Kutucular
Orhan Pamuk’un deyişiyle “özgür ruhlu kalemle” (Gündüz Vassaf), Sonya Sosterman ve Maria Kılıçoğlu’nu ziyaret ediyoruz…
Selin Kutucular: “Sedefadası’na sen kimsin dersek? Ne derdi bize?” 
Gündüz Vassaf: “Benim adımı kimse duymasın derim ben Sedefadası olsaydım. Çünkü o kadar iyi korundum ki…”

Ben Sedef 2010

Doğumum doğanın baş kaldırışı
Akdeniz taşmaz, Marmara’yı aşmaz olaydı
Cilalı taşlarıyla yayalar bana, kara yoluyla ulaşmaktaydı

Sahillerimde saklı unutulmuş dillerle dinler
Fırtınalarla parçalanan kayalarımdan
Kıyılarımda çakıl taşlarından seslenirler

Nice fidan büyüttüm
Kaptan-ı deryalar savaştıkça 
Heder oldu kalyonlarda 
Kala kalmışken kimsesiz tek ağacımla
Güzel bir ormanım mehparenin ışığında

İlk sakinlerim keşişlerim 
Gözlerine mil çekilmiş prenslerim 
Sürgünde Erkekler Manastırı’nda

Kalıntısının önünde yelkenli 
Sularında deniz taksileri 
İskele veriyorum haftasonu aşklarına

1000 yıl anısız yaşandı ıssız topraklarında
Gelip geçerdi balıkçılar martı yumurtası toplayanlar
Fotoğraflarımda mahrumiyet bölgesi
Şehirden kaçan İstanbullu dostlar 
Taşlarınla örülü evlerine yerleşti…

Gündüz Vassaf

 _____________________________

Eksik bir şey (mi) var?…


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: