Gönderen: adalarpostasi | 06 Şubat 2012

ADALAR POSTASI-2656: lido ve seferoğlu korusunun katledilen ağaçlarına ithafen…

Heybeliada Çam Limanı.

* * *

ADALAR’da TARİHTE O GÜN:

1 Ağustos 1912 Perşembe günlü, Heybeliada’da Çam Limanı cihetindeki vakıf araziden üç buçuk dönümün ifraz edilerek hastahane inşasıyla Mekteb-i Harbiye adına kiralanmasına dair…

* * *
ADALAR’da BİR GÜN:

Fotoğraf: @Yiğit_1907, Adalar, 6.2.2012.

* * *


ADALAR’da HAVA DURUMU:

7 Şubat 2012 Salı
Büyükada’da HAVA DURUMU*
Yağmurlu
7/9ºC
%59-92 nem
Gündoğusu, D 29km/sa
Gündoğuşu 07:09… Günbatışı 17:26…


* * *

Cicely Mary Barker, The Lords-and-Ladies Fairy.

__________________________________________



1- Serap Uzunlar: “LİDO ve SEFEROĞLU korusunun katledilen ağaçlarına ithafen…


2- Begüm Yavuz: “Adalar’da günlerdir delege seçimleri, ilçe kongreleri ve 2 yıl sonra yapılacak yerel seçimlere hazırlık çalışmaları yapılıyor, hepimiz ideolojilerimiz doğrultusunda çalışıyoruz…”


3- Erkan Gürpınar: “Büyükadamızda, kışın kaderine terk edilen cefakâr fayton atlarımız, açlıktan çöp konteynırlarında yiyecek ararken…”


4- Reha Sayın: “Mavi Marmara’nın aymazlığı…”


5- Ertuğrul Günay: “SİT Alanları yeniden düzenlenecek!…”


6- Sosi Cindoyan: “O patika yol nerede?…”


7- Mehmet Esen, son dönemde Burgazada’daki muhalif kimliğiyle sosyal medyada gündem yaratıyor. Bir bakıyorsunuz Adalar Belediyesi’nin keyfi uygulamalarına karşı çıkıyor, bir bakıyorsunuz…”


8- Oktay Altın: “Büyükada sahilinde hiçbir onarım gerekmemesine rağmen, kamyonlarla rahatlıkla moloz olarak ifade edilebilecek, muhtemelen hafriyat çıkması olan taşlar ve taş parçaları dökülmek suretiyle kıyı çizgisini yaklaşık 1 metre geçen bir döküm işlemi gerçekleştirilmektedirKıyı Kanunu’nun Uygulanması’na dair yönetmeliğin 5. maddesine açıkça aykırı olan bu işlemi hangi yasal mesnede dayandırmaktasınız?…”

9- Sinan Çağlar: “Siz her şeyi bozuyorsunuz!…”

10- Andromahos Rokas: “Heybeliada’da bayram havası eserdi!…”

)O(

_____________________________________________

From: SERAP UZUNLAR 
Subject: LİDO ve SEFEROĞLU korusunun katledilen ağaçlarına itafen…. 
Date: February 6, 2012 2:06:11 PM GMT+02:00 
LİDO ve SEFEROĞLU korusunun katledilen ağaçlarına ithafen…

Lido, 16.2.2011.

Lido, 24.3.2011.
Sükût ikrardan gelir 
Bir sabah kalkarsın 
Bakarsın ki gidici ağaçlar! 
Sorarsın Sorumsuza; ne olacak onlara? 
Der ki; halloldu sorunlar, görüştük makamımda. 
Bir sabah kalkarsın 
Bakarsın ki gitmiş ağaçlar! 
Sorarsın Sorumsuza; ne oldu ağaçlara? 
Sessizlik… Anlarsın ki ikrar sebeptir sükûta…
Serap Uzunlar


Seferoğlu Korusu, 27.4.2005. 


Seferoğlu Korusu, 21.4.2011.

_____________________________________________

From: BEGÜM YAVUZ 
Subject: bâki kalan bu kubbede bir hoş SADÂ imiş… 
Date: February 6, 2012 10:39:35 AM GMT+02:00 
bâki kalan bu kubbede 
bir hoş SADÂ imiş… 
Sevgideğer saygıdeğer ADALAR POSTASI,  
Yıllardır biz ADAlıların sesini birbirimize duyurdunuz, emek verdiniz, sağolun… 
Adalar’da günlerdir delege seçimleri, ilçe kongreleri ve 2 yıl sonra yapılacak yerel seçimlere hazırlık çalışmaları yapılıyor, hepimiz ideolojilerimiz doğrultusunda çalışıyoruz… Gözden kaçırılmaması gereken birkaç noktayı özellikle gençlere hatırlatmakta yarar var diye düşünüyorum… Her göreve gelinebilir, seçilirsiniz, atanırsınız vesaire ama önemli olan ‘İNSAN’ olabilmek, insanımsılıktan kurtulabilmektir… Saygının, toleransın olmadığı yerde öfke ve kavga ön plana çıkar ve saygısız olanın kendisi kaybeder. Kurumun içinde görev almış halen görevde bulunan seçilerek bu görevlere gelen kim olursa olsun önce saygılı olacak terbiyeli olacak, kendi tarafındakine saygısı olmayanın karşısındakine hiç saygısı olmaz ve herzaman kaybeder. Hepimiz ölümlü olduğumuzu unutmadan bu kubbede bırakacagımız bir hoş sadâ için yaşadıgımızı keşke hiç unutmasak!…
Siyasi görüşü ne olursa olsun ADA VAPURU’ndaki yolcuyuz hepimiz… Kaderbirliği yapıyoruz! 
Sevgi ve dayanışma dileklerimle, 
Begüm Yavuz 
Türk Kadınlar Birliği Adalar Onursal Başkanı 
10. Dönem CHP İstanbul İl Genel Meclis Üyesi 
_____________________________________________

From: ERKAN GÜRPINAR  
Subject: Büyükadamızda, kışın kaderine terk edilen cefakar fayton atlarımız, açlıktan çöp konteynırlarında yiyecek ararken…
Date: February 5, 2012 8:44:24 PM GMT+02:00 

Büyükadamızda, 
kışın kaderine terk edilen cefakâr fayton atlarımız
açlıktan çöp konteynırlarında yiyecek ararken…
ADALAR POSTASI’nda, emeği geçen arkadaşlarımın dikkatine…

31 Ocak 2012 tarihinde Büyükada Tepeköy Nevruzmevki Sokak’ta çektiğim fotoğraftaki tespitime göre: yazın, adamızın sembolü olan faytonlara koşulan cefakâr atlarımız, sahipleri arabacılar tarafından sezon sonunda başıboş ormana kaderlerine terk ediliyorlar. Kışın sert soğuk ve karlı olduğu bu günlerde, hayvanlar açlıktan çöp konteynırlarında atıklar arasında yiyecek bulmaya çalışıyorlar. Bu tip görüntülerde kedi ve köpeklerin olmasına alışmıştık ancak bu görüntü bana çok acı geldi… Geçmiş yıllarda adamızda böyle bir olaya hiç şahit olmamıştım… Hava karardığında belki barınacakları bir yer de yok sanırım… Aslında bu konuda gerçek duyarlılığı Belediye’nin göstermesi gerekir sanırım…

Saygılar sevgiler,
Erkan Gürpınar
_____________________________________________
FaceBook, 6.2.2012
Reha Sayın 

https://www.facebook.com/photo.php?fbid=359266300769946&set=a.178673552162556.45521.100000597384601&type=1&theater

MAVİ MARMARA’NIN 
KIŞ ORTASI AYMAZLIĞI…

Kamu hizmeti mi yapıyorlar? Yoksa kâr amaçlı bir şirket mi? Bu ikilem içinde bulunan Mavi Marmara yine yapacağını yaptı! Burgazada-Bostancı arası seferlerinden karşılıklı olarak tam dört seferini iptal etti. Üç seferin de saatlerini değiştirdi. Kimdir bunlar bu gücü kimden alıyorlar? Kabahati, onlarda ararsak büyük yanılgıya düşeriz. Adalar Belediyesi olarak bu kadar sessiz kalır, sana oy veren halkını korumazsan; bunlar da, Adalar’da SİT alanlarına iskele kurarlar, balıkçı teknesinden bozma teknelere yolcu taşırlar, keyfi zamlar yaparlar, müşteri veli nimettir demeyip, Bostancı İskelesi’nde müşteri döver sonra da tutuklatırlar… Sanırım artık uyanma zamanı geldi de geçiyor bile… Kimsenin bu çileyi Adalılara çektirmeye hakkı yok!!!

Reha Sayın

_____________________________________________
FaceBook, 6.2.2012
Sami Yılmaztürk 
SİT Alanları zaten bir süredir yeniden düzenleniyor. Geç kalmış bir haber. Kurullar SİT derecelerini düşürmeye, SİT alanından çıkarmaya, olmadı İstanbul’da örneklerini gördüğümüz gibi olmazsa da oldururuz diyerek saray üzerine otel, majik sineması, emek sineması taksim, AKM projeleri zaten yeni düzenleme olarak gündemimizde idi. Yeni bir şey yok, bakanın açıklamasında!…

_____________________________________________


AdaGazetesi, 6.2.2012

Sosi Cindoyan
O PATİKA YOL NEREDE?

Kınalıada Nar Çiçeği sokağındaki dairemin tam karşısından denize inen bir yokuş var. İnsan eliyle, düşüncesizlikle oluşan bir yokuş. Bu dünyada insanoğluna verilen görevlerden bir kısmı da Allah’ın bize bahşettiği güzelliklere güzellik katmak, doğayı korumak, sevgisizlikten, yalandan, dolandan, riyadan, menfaatçilikten uzak kalmaktır. Oysa bizler her nedense ‘yaptım oldu’ zihniyetiyle güzeli bozmakta pek yetenekliyiz. Evinin içini temiz tutup da sokağı kirletenlerin, komşusuna adeta eziyet çektirenlerin, saygı neymiş, ayıp neymiş, tüm kibarlık gerektiren duygulardan bihaber yüzleri kızarmayan insanların sayısı neden git gide arttı acaba?
Şu benim karşımdaki yokuşa baktığımda, Tekinay sokağından Nar çiçek sokağına uzanan dik yokuşun yerinde, gölgesinde belki de şimdi iki bank koyabileceğimiz bir ağaç ve yeşillikler arasından kıvrılıp iki sokağı birbirine bağlayan patika bir yol hatırlıyorum. O ağacın altı belki de Kınalıadamızın en serin yerlerinden biriydi. O PATİKA YOL NEREDE ŞİMDİ?
Şimdi o ağaç kesilmiş, yeşillikler tamamen yok olmuş, patika yolun yerine sevimsiz bir yokuş oluşmuş durumda. Zift üstüne ziftle de beslendiğinden, hafif kambur bir görüntü veriyor. O patika yolun üstüne iki bina inşa edilmiş olsaydı, eh! Burası da arsaymış meğer diyecektim, fakat oradaki doğa bu şekilde katledilmedi.Yolun alt kısmındaki iki bina yıkılıp tekrar inşa edildi. Aynı yolun üst kısmında da sağlı sollu iki yeni bina inşa edilince patika yol acımasızca ada coğrafyasından silindi. Dört binanın toprağı ve molozu o yola dökülünce, ne görüntüye önem verildi, ne kesilen ağaca, ne yeşilliklere, ne oksijen azalmasına, ne de insana, yeter ki kamyonlar dolusu toprak taşınmasın, masraf azalsın.
Bunları yapabilmek için izin alındı mı? Kim izin verdi? Yasal olan nedir? Kim gördü? Kim görmezlikten geldi? Yoksa güzeli çirkinleştirmek, yeşili katletmek yasal mıdır? Bilen var mı?

_____________________________________________

Exopolitan, 6.2.2012 
(Özel Röportaj)

Mehmet Esen: “Tüpçü kazanacak diye asgari ücretli adamın 16 TL’sini gasp ettirmem!” 
Meddahlık geleneğinin önemli isimlerinden Mehmet Esen, ada hayatını, sosyal medyayı ve değişen mizah anlayışını Exopolitan’a anlattı. 
Mehmet Esen, son dönemde Burgazada’daki muhalif kimliğiyle sosyal medyada gündem yaratıyor. Bir bakıyorsunuz Adalar Belediyesi’nin keyfi uygulamalarına karşı çıkıyor, bir bakıyorsunuz Ada’da yüksek fiyata satılan tüplerin fiyatlarını indiriyor. Şimdilerde maaşını üç aydır alamayan Burgazada’nın temizlik işçileriyle omuz omuza verdi ve onların sorununu twitter’dan gündeme taşıdı. Biz de Esen’le Burgazada’da bir gün geçirdik. Ada hayatını, internetin hayatımızı nasıl etkilediğini, değişen toplumsal yapıyı ve tabii ki mizahı konuştuk. 
Neden bu işlerle uğraşıyorsunuz? 
Benim yapım böyle; haksızlığa tahammülüm yok. Burada bunlar var ama diğer tarafta Cihangir’de yaşıyorum ve Beyoğlu Belediyesi’nden de hiç memnun değilim. Orada da eleştirilerimi dile getiriyorum. 
Burgazada’da ciddi sonuçlar aldınız. Neler oldu? 
Evet. Aygaz bütün Adalar’da fiyat düşürdü. Kimse yüksek fiyata tüp satamaz; sattıkları an bayilikleri ellerinden alınacak. İşte Denizbank’ın kötü panoları vardı, onları kaldırttım. Bunları hep yazarak, konuşarak yaptık. Uçağa Pegasus’a bindim, orada problemler yaşadım. Onları yazdım, onlarda bir düzelme oldu. Pegasus’un sahibi benim twitlerim üzerine 5N 1K’ya çıktı açıklamalar yaptı. En son mesele, Adalar Belediyesi’nin temizlik işçilerine üç aydır maaşlarını vermemesi. İşi taşeron bir firmaya vermişler. Ben de onları yazmaya başladım. Şimdi o da basına yansıdı. 
Bütün bunları sosyal medya üzerinden yapıyorsunuz. Sosyal medyanın yeni çağın demokrasi alanı olduğunu düşünüyor musunuz? 
Kesinlikle. Sosyal medyanın yalansız olduğunu ve basının çok önüne geçtiğini düşünüyorum. Takip eden kişi sayısına baktığımız zaman, bir gazete kitlesi gibi insanlar görüyoruz. Onlara doğru bir şeyi, yalansız anlattığınız zaman, söyledikleriniz karşı tarafa çok güzel geçiyor. Bir anda milyon kişiye ulaşabiliyoruz. Retweet durumunda hiçbir şey gizli kalmıyor. Şikâyet ettiğim kurumlarla ilgili bir şey yazdığım zaman genel müdürler bile arıyor, konuşup izahat vermeye başlıyor. Doğru konuştuğunuz zaman doğru sonuçlar alıyorsunuz. 
Herkesin sosyal medya konusunda bir aydınlanma süreci oluyor. Siz buranın bir güç olduğunu ne zaman fark ettiniz? Twit atmakla Meddahlık arasında bir benzeşim kuruyor musunuz? 
Meddah zaten yanlışa “hayır” diyen, kendi ışığını sakınmadan harcayan bir sanatçı. Burada da aynı şeyi yapıyorum. Ama büyük bir güç olduğumuzu anlamam ilk olarak “İnternetime Dokunma” yürüyüşüyle başladı. 
Ada’da kapalı bir hayat var. Esnaf sayısı az, hamaliye ve benzeri masrafları oluyor. İnsanlar “bir gün sıra bize de gelecek” diye düşünüyor mu? 
Haksızlık yapan insanlarda böyle bir his var tabi. Ama haksızlık yapıyorsa bunun karşılığını vermek zorunda. Tüpçü kaybedecek diye 800 TL asgari ücret alan bir adamın ayda 16 TL’sini gasp ettirmem ben. Adam iki tane tüp kullanıyor ayda, tüpçü kazanacak diye buna izin verilemez. 16 TL, 20 ekmek demek ve 800 TL asgari ücretle geçinen biri için bu para çok önemli. 400 TL emekli aylığıyla geçinen bir aile için çok çok daha önemli. Ben bunu yaparken, esnafı da mağdur ettirmedim, onlara da bir alternatif sundum. Onların kış günü mağdur olmaması için Aygaz onlara kira yardımı ve çalıştırdığı personelin maaşının karşılığı olarak tüp vermeye başladı. Ben kimseyi mağdur etmek istemiyorum ama kimseyi enayi yerine koydurtmam. Ada içinden bundan rahatsız olup tehdit eden de oldu ama cevaplarını aldılar. 
Ada’nın insan profili nasıl? Ada hayatının içine dahilsiniz. Bercuhi Berberyan Burgazada Sevgilim adlı kitabında, Ada’nın bir eşitlik hissi yarattığını söylüyor. Katılıyor musunuz? 
Katılıyorum. Burada güzel ilişkiler olduğuna inanıyorum. Ada’da sınıfsız bir toplum da var. Arkadaşın bakkal dükkânında kahvaltı yapıyorum, balıkçılar insanları davet ediyorlar. Ada’da yaşamak başlı başına bir erdem. Kendiyle kalabilen insan ancak adada kalabilir. Şehir, insanı kendinden uzaklaştırır. Hemen çıkıp kalabalığa karışırlar. Ama adalı insan yalnız kalabilen insandır. 
Klasik medyanın baskı altında kaldığına inandığınız varsayımıyla bir soru soracağım. İnternet’in de baskı altına alınabileceğini düşünüyor musunuz? 
Böyle korkularım var ama geri teper diye de düşünüyorum. Sonunda İran’da da baskı var ama İran sineması diye bir şey de var. Öyle tokatlar atıyorlar ki! Ne kadar baskı olursa tepki de o kadar büyük olur. Devletin bunun farkına varması lâzım. 
İlk defa meddah olarak ne zaman sahneye çıktınız? 
1980 yılında Erol Toy’un “Düş ve Gerçek” isimli tek kişilik oyununda meddah gösterisi yaptım. Rejisini Münir Özkul yaptı. 
Şimdi Meddah 2012’yi oynuyorsunuz. Bu süreçte sizin değişim çizginiz nasıl gerçekleşti? 
O zamanki cesaretime hayret ederek bakıyorum. Münir Özkul’un rejisinde çalışmak için şimdi 100 kere düşünürdüm. Gençliğin cahil cesaretiyle başlamışım. Yaptığın iş dipsiz bir kuyu; çıkıp doğaçlama yapıyorsun, o an ağzından bir şey çıkıyor. Espri yapacaksın, bir şeyler paylaşacaksın. Büyüdükçe küçülüyorsun. Senden bir karakter çıkıyor ve “bu benden nasıl çıktı” diyorsunuz. 
90’lı yıllarda çok popülerdiniz. O günlerden bugünlere bakınca, mizahın durumu nasıldı ve şu an neredeyiz? 
1980’den sonra büyük bir baskı geldi ve insanlar apolitik işler yapmaya başladı. 1993’te Türkiye’ye politik tavrım ve eleştirilerimle döndüm. Fakat 80 kuşağı diye apolitik bir kuşak var. Onlar sahneye çıkmaya başladı ve tabii ki sistem onlara yol açtı. Örneğin Cem’de benim çok emeğim vardır ama apolitiktir. Ben bu konuda eleştirilerimi getirdim zaten. Bu arkadaşların problemi apolitik olmak. Altyapısı olmayan insanlarda para beraberinde korku da getiriyor. Bu arkadaşlar tanışmadıkları paralarla tanıştılar. Servet büyüdükçe korkuları arttı. Mafyadan, devletten insanlar bunların tepelerine binmeye başladı. O servetleri koruma adına korumalı evlerde oturup, korumalarla gezmeye başladılar. Bir komedyenin korumayla dolaşması ve izole bir hayat sürmesi bana komik geliyor. Cem böyle bir adam oldu. Ata öyle değil mesela, ben çok severim. İnsanların içindedir. En sonunda Cem Yılmaz gitti, Demirel’in elini öptü. “Ben hakkımı helâl etmiyorum sana,” dedim. O, eski cumhurbaşkanı, başbakan diye gitti elini öptü. Benim gözümde Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan’ı astıran adamdır. Demirel onun oyununa gidebilir ama benim kapımın önünden geçemez, elini sıkmam öyle bir adamın. 
Bu durum seyircide bir fark yarattı mı? Sizin izleyicinizde farklı bir beklenti oluştu mu? 
Bir dönem oldu o. Ama hayat onları da tokatladıkça, onlar da bizim düşüncemize dönmeye başladı. Benim twitter’da 22 bin takipçim var ve ben bir takım şeyleri değiştirebiliyorum. Birinin 200 bin, birinin 500 bin, birinin bir milyon takipçisi var ve hiçbir şey yazmıyor. Bugün öğretmenler kadro bekliyor, öğrenciler tutuklanıyor, yazılmamış bir kitaptan dolayı gazeteciler tutuklanıyor, bir şey söylemiyor. Bunlar yüzünden devlet komedi yapmaya başladı. Ben de “devlet komediyi bize bıraksın” diyorum. Geçen bir davada şöyle yazdım: “Eğer tiyatro seviyorsanız ve paranız yoksa, bu mahkemelerden birine gelin. Devlet sizi güldürecek.” Yarın onlar cezalandırılacak. Sıra onlara da gelecek çünkü. Devlet “gözünün üstünde kaşın var” deyip insan tutukluyor.
_____________________________________________

AdaGazetesi, 6.2.2012
Şükrü Abanoz

http://ada-gazetesi.com/wp/?p=3036

Şubat ayı Meclis Toplantısı gergin geçti!… 

Şubat ayı Meclis toplantısının Belediye’nin resmi sitesinde yer alan bir tek gündem maddesiyle başlaması beklenirken, başkanlık teklifi olarak yaklaşık 1.400.000TL borçlanma yetkisi ve taşınmaz tahsisleri istenmesi gibi çok önemli olduğu anlaşılan teklifler oylanarak gündeme ilave edildi. Ardından önergelerin dinlenilmesine geçildi, Oktay Altın, Bülent Mısırlıoğlu ve Ercan Akpolat Tarafından verilen önergeler başkanlık makamına yazılı olarak cevaplandırılmak üzere sevk edildi.

Dikkate değer olduğunu düşündüğümüz ve Büyükadalılar’ın takip etmekte olduğunu bildiğimiz Oktay Altın tarafından verilen iki önergeyi aşağıda bilgilerinize sunuyoruz.

Adalar Belediye Encümeni tarafından 22.11.2011 tarihinde yapılmış olan bir toplantı sonucunda 480 sayılı kararla Büyükada 223 ada, 37 parsel sayılı 289 m²lik yüzölçüme sahip arsada demonte malzemeyle 242 m²’lik alanda depo olarak kullanılmak üzere muvakkat yapı yapılmasına karar verilmiştir. 


İstanbul İmar Yönetmeliği’nin 11. maddesi bu kapsamdaki yapılara sınırlamalar getirmiştir. Şöyle ki; 


11.02.3. Muvakkat yapıların yükseklikleri tabii zeminden (6.50)m.’yi, inşaat alanı (250)m2’yi geçmemek, en az bahçe mesafelerini korumak, mümkün mertebe sökülerek başka bir yere nakli mümkün olan malzemeden ve buna müsait bir sistemde inşaa edilmek şartıyla imkân nispetinde mevcut ve müstakbel yol güzergâhlarına tesadüf ettirilmemek suretiyle imar planı tatbikatına kadar, sahiplerinin isteği üzerine belediye encümeni kararıyla muvakkat yapı yapılmasına izin verilebilir. Bu yapıya ilişkin projede İstanbul İmar Yönetmeliği 3.03 ve 4.02 maddelerinde sayılmış bulunan komşu parsellere asgari uzaklık şartının ihlal edildiği, aynı zamanda projede bu mesafenin ölçülendirilmediği de görülmektedir. 


Bu durumda encümen kararında ve belediye tarafından verilmiş olan muvakkat yapı izninde usulüne uygunluk şartına uyulmadığı görülmektedir. 


Bu belirlemeler altında yapılan yapının projesinin yeniden incelenerek yapının uygunluğu durumunda yasal mesnedinin tarafıma bildirilmesini, yapının İstanbul İmar Yönetmeliği hususlarına aykırılığının anlaşılması durumunda yasal mevzuatın başlatılarak tarafıma bildirilmesini rica ederim. 


Önergemin yazılı olarak yanıtlanması maksadıyla Başkanlık Makamına havalesini arz ederim. 


Oktay ALTIN 

Büyükada sahilinde hiçbir onarım gerekmemesine rağmen, kamyonlarla rahatlıkla moloz olarak ifade edilebilecek, muhtemelen hafriyat çıkması olan taşlar ve taş parçaları dökülmek suretiyle kıyı çizgisini yaklaşık 1 metre geçen bir döküm işlemi gerçekleştirilmektedir. 


Kıyılara dökülen bu döküntülerin kıyıdaki doğal yaşamı etkileyip etkilemediği konusunda risk analizi çalışması yapılmış mıdır? 


Bu alana dökülen taş ve taş parçalarının kaynağı nedir? 


Bu alanda nasıl bir düzenleme yapmayı öngörmektesiniz? 


KIYI KANUNUNUN UYGULANMASINA DAİR YÖNETMELİĞİN 5. maddesine açıkça aykırı olan bu işlemi hangi yasal mesnede dayandırmaktasınız? 


Bu işlem için kamu gideri yapılmış mıdır? 


Kamu gideri yapılmamış ise bu döküntüleri taşıyan hafriyat kamyonlarının, çalıştırılan iş makinasının ücretleri ile ana kara adalar geçişlerine ait giderleri kim tarafından hangi yollarla karşılanmaktadır? 


Yukarıda bahsedilen konularda tarafıma açıklayıcı bilgi, belgeleri ile mesnetlerinin sunulmasını rica ederim. 


Önergemin yazılı olarak yanıtlanması maksadıyla Başkanlık Makamına havalesini arz ederim. 


Oktay ALTIN 

Önergelerin ardından borçlanma yetkisiyle ilgili madde görüşülecekken Başkan, üyelere söz vermeyerek maddeyi teklif karar olarak oylamaya geçti. Meclis üyeleri teklifin Bütçe Komisyonu’nda görüşülmesi gerektiği ikazlarına rağmen Başkan’ın teklifi komisyona göndermemesi şaşkınlık yarattı.

Meclis üyesi Oktay Altın, Belediye Kanunu ve bunu düzenleyen Meclis Çalışma Yönetmeliği’nin bütçe ve imarla ilgili hususların ihtisas komisyonlarında görüşülmeden karara bağlanamayacağı hükmüne karşı işlem yürütüldüğünün ve oyunun bu nedenle red olacağını kayıtlara geçirilmesi amacıyla ifade ettiğini söyledi. Bunu takiben Bülent Mısırlıoğlu, Ercan Akpolat ve Akif Şekerci de kayıtlara geçirilmesi talebiyle red oyu vereceklerini ifade ettiler.

Bu ikaz ve itirazlara aldırmayan Başkan, oy çokluğuyla teklifin kabul edildiğini açıkladı. İmarla ilgili hususlarda da aynı tavrı sergileyen Belediye Başkanı’nın komisyonlara gönderilip Cuma günü karara bağlanması mümkün olan bu teklifler için neden bu kadar acele ettiği kanun ve yönetmeliğe karşı işlem yürütmek için ne gerekçesi olduğu izleyeciler tarafından anlaşılamadı.

Başkan, her zamankinin tersine bir tutumla, bu toplantıda Meclis üyelerinin maddeler hakkında görüş bildirmelerine izin vermedi, hatta maddelerin birinde söz istemek için elini kaldıran Hıdır Uvaçin’e “Anlaşılmayan bir şey mi var,” şeklinde çıkışması üzerine Hıdır Uvaçin’in konuşmaktan vazgeçtiği izlendi.

Sayın Belediye Başkanı’nın, bu toplantıda aşırı derecede gergin olduğu, Meclis üyelerinin söz alma isteklerine kayıtsız kaldığı bu toplantının en önemli izlenimleri olarak kabul edilebilir.

_____________________________________________

“Siz her şeyi bozuyorsunuz!…”

Sinan Çağlar, 1.2.2006

Büyükada sakinlerinden Sevgili Sinan Çağlar, 2006 yılında Adalar’ı hallaç pamuğu gibi atan ‘doğalgaz tahribat çalışmaları’nı konu alan Siz Herşeyi Bozuyorsunuz! adlı kitabını neşrettiğinde 6 yaşındaydı daha! Canavar kepçe ve greyderlerin, devasa kamyonların tahribatından nasibini alan yıkık dökük duvarların, yaralı bereli ağaçların, devrilmiş elektrik direklerinin hesabını soruyordu! Çamur deryası içinde yüzmeye mahkum edilen, düşe kalka, çukurlara bata çıka evine ulaşmaya gayret eden bizlerin hakkını arıyordu! Küresel ısınmaya neden olan üstüne üstlük de piyasada bulunmayan doğalgazı nafile yere hizmet diye sahnelemeye heves eden zihniyetle savaşıyordu!

Derken geçenlerde Sevgili Ugo Antonio Corintio’nun Büyükada sahillerinin dolduruluşuna dair fotoğrafları ulaştı ADALAR POSTASI’na! Bilmem başkaca bir şeyler yazmaya gerek var mı, “SİZ HER ŞEYİ BOZUYORSUNUZ!”dan gayrı!…
)O(

ADALAR POSTASI-2649/2 (30.1.2012):

dol
dur
MA!…
Fotoğraflar: Ugo Antonio Corintio, Büyükada sahilleri, 28.1.2012.

_______________________________
FaceBook, 6.2.2012
Stelio Devekuzu (11.6.2010)

Heybeliada’da 
BAYRAM HAVASI ESERDİ!… 

Fotoğraf: Niandros Adası.

Yorgos Nusis: Burası Niandros adası, bizim Adalı balıkçıların kiralayıp da balık tuttuğu, Büyükada’nın arkasındaki küüçk ada. Bizim Adalılar oraya kürek çeke çeke gidip orada birkaç gün kalıp balık avlarlardı ve yine küreklerle İstanbul’a gidip balıkları satarlardı ve sonra yine Ada’ya dönerlerdi. Hayatları böyle geçerdi. 
Andromahos Rokas: Genellikle bu iş kış aylarında, yani Ada’da iş bulamadıklari zaman olurdu, tek meslek balıkçılıktı, zor şartlar altında, bazı zamanlar aç susuz boş dönerlerdi. Bir iki gün dinlendikten sonra, hababam aynı yola devam, kayıklar balıkla dolu döndüklerinde Heybeliada’da BAYRAM HAVASI ESERDİ! Balıkların bir kısmını kendilerine ayırır, geri kalanı Ada’da zengin ailelere satar, geri kalanı da İstanbul’da pazarlanırdı. 
Hasan Cevad Özdil: Biraz güneş açtı mı da ağları tamir ederlerdi sahil boyunca.


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: