Gönderen: adalarpostasi | 10 Ocak 2012

ADALAR POSTASI-2635: (m)imar (s)inan ne ekmiş/dikmiş ada sahillerine?… kaçak TL!…

Heybeli’de…
* * *

ADALAR’da TARİHTE O GÜN:

7 Ocak 1911 Cumartesi günlü,  Geçirdiği cinnet dolayısıyla kendisini yaralayan Heybeliada’da oturan Bahriye kaymakamlarından Ali Galip Bey’in evlatlığı Nazife’nin tedavi altına alındığına dair…

* * *
ADALAR’da BİR GÜN:
Fotoğraf: Ugo Antonio Corintio, Büyükada’da, 2011.

* * *



ADALAR’da HAVA DURUMU:

11 Ocak 2012 Çarşamba
Büyükada’da HAVA DURUMU*
Yağmurlu
3-6ºC
%72-81 nem
Yıldız, K 40km/sa
Gündoğuşu 07:28… Günbatışı 16:54…


* * *

Cicely Mary Barker, The Blackthorn Fairy.

__________________________________________


1- Adalar’ı da AKP’ye kazandırmak!…

2- Şinasi Kara: “Adalar’da emlak ve iş sahibi olanlar yörenizin değerlenmesi ve ilerlemesi sizlerin siyasal iradesine bağlıdır…”

3- Şakir Sırmalı: “Seçimlerin yaz ayları dışında yapılması nedeniyle, Adalar Belediyesi’ni seçen, işte bu 14.000 küsur kişilik kış profilinin çoğunluğunun, iş tezgâhlarını Adalar’da kurmuş olan yapsatçı, arsa spekülatörü, emlak komisyoncusu, inşaat malzemecisi, nalbur, müteahhit, esnaf ile bu saydığımız işadamlarının yanında çalışan demirci, marangoz, elektrikçi, tesisatçı gibi zanaatkârlar ve yurdun dört bir bucağından Adalar’a doluşarak yukarıda saydığımız kişilere hizmet veren işçiler, rençberler, ustalar, kalfalar gibi Adalı olmayan kişilerden ve baştan beri saydığımız tüm bu kişilerin aileleri ile yakınlarından oluştuğunu görürüz. Adalar Belediyesi’ni belirleyen, finanse edip seçtirenler, yukarıdaki satırlardan kader birliği içinde bulunduğu kolayca anlaşılan bu kışlık profilin başını çekenlerdir. Bunlar, Adalar Belediyesi’ni oluşturacak kişileri belirlerken elbette ki kendi çıkarlarına hizmet verecek olan kişileri seçeceklerdir…”

4- Jasmine: “Adalar’dan Raffi Hermon Araks nam-ı diğer ‘Çılgın Rafo’ kim?…”

5- Şükrü Abanoz: “Çamur At İz Kalsın‘a cevap!…”

6- Adalar Spor Kulübü: “2011-2012 Adalar Spor’un 1. Amatör 16. Grup’ta maçları bitti…”

7- Büyükada’daki evinin camekan bölümünde ve teraslarında 3 bini aşkın irili ufaklı kaktüs yetiştiren Ediz Hun, bu çalışmasıyla

8- Adalar Belediyesi: “Güncel ihaleler…”

9- Hikmet Eliz: “Geçtiğimiz yıl Büyükada Atatürk Meydanı’nda yapılması gereken 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlama töreni ve çocuk şenliği, alandaki ‘mühürlü LİDO inşaatının’, kule vincinin yer işgal etmesi, şantiyeye ait inşaat malzemelerinin ulu orta yerlere konulması, Atatürk anıtının çevresinin plansız ve zamansız onarıma başlanması nedeniyle gereği gibi kutlanamadı…”

10- “47 yıldır doğrudan hiç şaşmayan bir inşaat şirketi var”MIŞ!… ada sahillerinde rotasını şaşmış!… Terrace-Lido kaçağını yapmış!… bizzatihi (m)imar (s)inan!… inanMA cümlesi yalan dolan!… hadi oradan!…

11- Ece Temelkuran‘ı kovmuşlar! Biz havada kaptık! Bundan böyle ADALAR POSTASI’ndaki köşesinde!…

)O(


_____________________________________________

GazeteVatan, 9.1.2012
Mine Şenocaklı 

http://haber.gazetevatan.com/Haber/422912/1/Gundem

2014’te İstanbul’u yüzde 55 oyla alacağız! 

Tam 6 yıldır AK Parti’nin kalesi İstanbul ona emanet. AK Parti İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşcu’nun hedefi, gelecek yerel seçimlerde referandumda alınan yüzde 55 oy oranına ulaşmak… Bitmedi, Maltepe, Kartal, Silivri, Çatalca, Sarıyer ve Adalar’ı da AK Parti’ye kazandırmak. Devamı da var, Büyükçekmece ve Avcılar. Bu sebeple Başbakan’ın “Artık Ankara’ya gel, milletvekili ol” teklifini kabul etmemiş. İstanbul’da kale duvarlarını sağlamlaştırıyor! […] 
İşte bu yoğun teşkilatlanma ve saha çalışmasından dolayı şimdi hedefler zirvede! “Geçen seçimlerde ‘Referandumda aldığımız yüzde 55 hedefine ulaşabiliriz’ demiştim arkadaşlara. Kendimizi bu hedefe yaklaşabildiğimiz oranda başarılı görecektik ve tarihi bir fark yakaladık yüzde 49.5 oyla… Önümüzdeki yerel seçimlerde artık bu hedefi yakalayabileceğimizi düşünüyorum” diyor Babuşcu… 2011’den sonra ilçe ilçe değerlendirmelerini yapmışlar. Maltepe, Kartal, Sarıyer, Silivri, Çatalca ve Adalar AK Parti’nin kazanamadığı ilçeler, “Allah’ın izniyle bu ilçeleri de alacağız” diyor ve hemen ardından ekliyor; “Ama yetmez. […] 
_____________________________________________

AdaGazetesi, 10.1.2012 
Şinasi Kara
ADALARA NASIL FAYDALI OLABİLİRİZ?… 
Adalar’da her gün yeni bir sorun ortaya çıkıyor. Sorunun kaynağı Belediye. Belediye Başkanı Adalı değil. Adanalı. Belli ki Adalılar’ın siyasal taleplerine cevap üretecek politikaları uygulayamıyor. CHP gibi büyük ve köklü bir parti nasıl Adalar’da parti içerisinden gelmeyen Adalı olmayan kişiyi Belediye Başkanlığı’na aday gösterebildi? Dönemin Adalar İlçe Başkanı ve Yönetimi bu sorumluluğun vebalini taşıyor. Çünkü Belediye Başkanı, Parti’ye ve Adalılar’a yabancı. Sorunun siyasal alanda çözümü için Adalar’da mülk sahibi yazlıkçılara görev düşüyor. Kanunî ikâmetgahınızı Adalar’a alınız ve Adalar’da oy veriniz. Sadece Adalar Nüfus İdaresi’ne giderek nüfus kâğıdınızı göstermeniz yeterli. Seçmen olarak Adalar’da oy kullandığınız takdirde türedi kişilerin adaylıkları ve seçilmeleri imkânsızlaşacaktır. Partiler istenmeyen kişileri aday gösterdiği taktirde Adalı, bağımsız adayı seçerek herkese haddini bildirme hakkımızı saklı tutmalıyız. Adalar’ın ekolojik yapısı yok ediliyor. Temizlik hak getire. Yollar seyyar satıcılarla dolu. Büyükada at pisliği kokuyor. Burgazada’nın arkası çöplük gibi. Kınalıada moloz dökme yerine döndü. İdari uygulamalar, çalışanları ve esnafı mağdur ediyor. Belediye Başkanlığı’nın kapısı asla kapalı olmamalıdır. Herkesin sorunu aleni bir şekilde herkesin şehadeti altında icra edilmelidir. Kapalı kapılar ardında hiçbir işlem yapılamaz. Yapılır ise pis kokular gelir. Halkın bilgisi ve onayı olmadan hiçbir idari tatbikat yapılmamalıdır. Yerel yönetim felsefesi, yerelin iradesinin fiiliyata dökülmesidir. Adalar’da emlak ve iş sahibi olanlar yörenizin değerlenmesi ve ilerlemesi sizlerin siyasal iradesine bağlıdır. Siyasi iradeniz, Adalar’da oy kullanmakla mümkündür. Oy kullanma yeri ikâmetgaha bağlı olduğu için, biran önce Adalar’a ikâmetgah nakli yapılması sorunların çözülmesine katkıda bulunacaktır. Yerel yönetimlerin sorunları yerelde yaşayan insanlar tarafından çözülebilir. Yerel olmayanlar seçildiklerinde sorunları çözemezler. Onlar için elde edilen makam başka amaçlar için kullanılır.

_____________________________________________

Milliyet, 29.8.1986
Düşünenlerin Düşünceleri
Şakir Sırmalı 

‘Adaların (SİT) planı ivedilikle hazırlanmalı ve bağlayıcı olmalı’ 

Adaları kurtarmak

Adalar’da bugüne dek bir parselin üstünde yalnız bir tek bina çıkılabilirken, getirilmeye çalışılan yeni bir uygulama ile, artık bir parsel üstüne parselin büyüklüğüne göre birden çok bina yapılabilecektir. Bu, Adalar doğasının, gelecekte beton bir perde ile ötülmesi demektir. 
İSTANBUL’un ve dünyanın gözde turistk bölgelerinden Adalar, yeni belediye uygulamaları sonucu değerlerini yitirmek üzeredir. Çünkü Adalar’da, Adalar’a yarayacak demokratik bir belediye seçimi yapmak olanaksızdır. Bu olanaksızlık, Adalar’ın nüfus bakımından çift profilli bir bölge olmasından doğmaktadır. Adalar’ın yaz profili, canlı mevsim dediğimiz yaz aylarında 450.000 kişinin üstünde nüfustan oluşur. Mevsim sonu gelip Adalılar kente, kışlıklarına inince bu nüfus, Adalıların kış profilini oluşturan 14.000 küsur kişi dolayına düşer. 
Seçimlerin yaz ayları dışında yapılması nedeniyle, Adalar Belediyesi’ni seçen, işte bu 14.000 küsur kişilik kış profilinin çoğunluğunun, iş tezgâhlarını Adalar’da kurmuş olan yapsatçı, arsa spekülatörü, emlak komisyoncusu, inşaat malzemecisi, nalbur, müteahhit, esnaf ile bu saydığımız işadamlarının yanında çalışan demirci, marangoz, elektrikçi, tesisatçı gibi zanaatkârlar ve yurdun dört bir bucağından Adalar’a doluşarak yukarıda saydığımız kişilere hizmet veren işçiler, rençberler, ustalar, kalfalar gibi Adalı olmayan kişilerden ve baştan beri saydığımız tüm bu kişilerin aileleri ile yakınlarından oluştuğunu görürüz. Adalar Belediyesi’ni belirleyen, finanse edip seçtirenler, yukarıdaki satırlardan kader birliği içinde bulunduğu kolayca anlaşılan bu kışlık profilin başını çekenlerdir. Bunlar, Adalar Belediyesi’ni oluşturacak kişileri belirlerken elbette ki kendi çıkarlarına hizmet verecek olan kişileri seçeceklerdir. 
Bu belirlenen kişiler artık Belediye seçimini kazanmış demektirler. Çünkü onlara 6500 seçmenin salt çoğunluğu yalnız 3251 küsur seçmenin oyu yeterlidir. Her aileden ortalama üç seçmen çıkabileceğini kabul etsek, demek altı milyar bütçeli ve her konuda tam yetkili Adalar Belediyesi’ni ele geçirmek için 900 aile reisini kendi yanına çekmek yeterlidir ki, yukarıda anlatmaya çalıştığımız gibi, zaten bu 900’ün birkaç katı, belediyeyi seçtirenlerle kader birliği içindedir. 
Oylar, partiler arasında bölündüğü için salt çoğunluk da gerekli değildir. Nitekim bugün Adalar Belediyesi 3251 küsur oyla değil yalnızca 2800 dolayında oyla işbaşına gelmiştir. Üstelik şimdi partiler daha da çoğaldığına göre, yeni bir belediyenin işbaşına gelmesi çok daha az oyla mümkün olabilecektir. 
İşadamının finanse edip seçtirdiği bir belediyenin, işadamının doğrultusundan çıkması beklenebilir mi? Elbette ki hayır. Yazımızın başında Adalar değerini yitiriyor, dedik ya, nitekim Adalar Belediyesi’nin işbaşına gelir gelmez ilk uygulaması, yapsatçının, arsa spekülatörünün, emlak komisyoncusunun, müteahhidin vb hiç hoşlanmadığı (SİT alanı) anlayışını rafa kaldırmak oldu. Adalar’ın doğasını ve kültür mirasını koruyan bir sigorta niteliğindeki (SİT alanı) anlayışı rafa kaldırılınca, bir anlamda Adalar’ın sigortası atmış oldu ve Adalar bilhassa Büyükada yollarıa bir anda grayderler, dozerler, silindirler, ve yüksek tonajlı sayısız kamyon doluştu. dalar’ın ötesinden berisinden toprak parçaları koparıldı ve bu toprak parçaları ile ada kıyıları rastgele dolduruldu, buralara lüzumsuz rıhtımlar çekilerek Adalar’ın kıyı danteli zedelendi. 1900 yıllarında, uluslararası standartlara göre İngilizlerce düzenlenen ada yolları hallaç pamuğu gibi atıldı, sonra sorumsuzca daraltılan bu yolların seviyesi ile kaldırımların kenarı uluslararası standartlara ters düşen bir davranışla gelişi güzel yükseltildi, binaların bahçelerin eşikleri kaldırım seviyesinin altında kaldı, böylece eski ada yolarının Adalar’ın doğal yapısına (pittoresque) görünümü ortadan kalktı, o görünümün yerini kentlere özgü düz geometrik çizgiler aldı ve sonunda şimdi mutlaka düzeltilmesi gereken bir yanlış uygulama yapılmış oldu. On dokuzuncu yüzyıl Osmanlı Büyükada mimarisinin birer başyapıtı olan ahşap binalar ya ateşe verildi, ya da yıktırılarak sözümona restore edildi. Bir yandan bunlar olup biterken bir yandan ada yollarını süsleyen, yüzyılların ötesinden kalma o anıtsal güzelim çınar ağaçlarıyla öbür ağaçlar, budama adı altında boğazlandı, yakacak oduna harcandı. 
Yapılan yersiz ve niçin yapıldığı belirsiz uygulamaların tümünü sıralamaya yazımızın çapı yetmez. Ne var ki şimdi vakit geçirilmeden önlenmesi gereken bir durum karşısındayız: Adalar’da bugüne dek bir parselin üstüne yalnız bir tek bina çıkılabilirken, getirilmeye çalışılan yeni ir uygulama ile (SİT alanı) nazara alınmaksızın, artık bir parsel üstüne o parselin büyüklüğüne göre birden çok bina yapılabilecektir. Bu, Adalar doğasının, yakın bir gelecekte beton bir perde ile örtülmesi demektir. Bu uğurda çamlıklar kesilerek veya ateşe verilerek Ada çamlıklarını da iskâna açma girişimlerine geçilmiştir. 
Bugün Prens Adaları’nın bir bakıma görünümü şudur: Bir yanda altı milyar bütçeli, kimseye hesap vermeden bu bütçeyi dilediği gibi kullanmaya yetkili, Ankara’dan bağımsız, kendi başına buyruk bir belediye, beri yanda da bu belediyeyi finanse edip seçtiren ve işbaşına getiren bir aferist grubu. Ve dün bir doğa cenneti sayılan Adalar, bugün kurtarılması gereken bir bölge haline gelmiştir. 
Acaba yeni bir seçim bu işi paklar mı? Kuşkusuz hayır. Çünkü yeni seçimde de aynı nedenlerle aynı koşullar, aynı sonuçları verecek ve kazanan hangi parti olursa olsun, aferist belediyeyi ele geçirmeyi gene başaracaktır. Adalar’ı kurtarmanın tek çaresi, Adalar Belediyesi’nin ele geçirilir olmasını önlemektir. Bu da ancak, Adalar’da değişik bir belediye statüsü uygulamakla olasıdır. 
450.000 dolayında nüfusun çıkaracağı 200.000 dolayında seçmenin oy kullanması gerekirken ancak 6500 dolayında seçmenin oy kullanma fırsatı bulabildiği ve böylece demokratik yöntemlerin antidemokratik sonuçar doğurduğu dalar’d (ve bazı başka yerlerde) değişik bir belediye sttüsü kaçınılmazdır. 
Bu değişik statü nasıl olmalıdır? Yazımızın konusu dışında kalmakla beraber, değişik bir statüde önemsenmesi gereken bazı noktaları belirtmekte fayda buluyoruz: 
1. Sıradan yurttaş, Adalar’ın (ve Adalar’a benzer bazı başka yerlerin) belediye başkanlığını veya kurul üyeliğini yapamaz. Adalar’ın belediye başkanlığını ve kurul üyeliğini yürütecek yurttaşın doğanın değerini bilen, şehircilik ve mimari konusund görüş sahibi olan, geniş kültürlü ve bu nitelikleri ile ün yapmış ağır bir kişilk taşımalı, 
2. Adalar’ın (SİT) planı ivedilkle hazırlanmalı ve bağlayıcı olmlı, yine de imar konusunda Adalar Belediyesi’ne vergi ödemekte olan Adalar halkının huzurunda toplanmalı, kararlar halkın huzurunda alınmalı ve belediyenin yaptığı ihaleler, ödemeler, masraflar ve bürokratik muameleler konusunda belediyece düzenli bültenler yayımlanmalıdır. 
Dünya turizminin “bir doğa cenneti” gözüyle baktığı Adalarımızın bir avuç aferistin hasis menfaatlerine harcanmasını istemiyorsak, iktidar partisinin ve muhalefet partilerinin bir araya gelerek, bir an önce konunun üstüne eğilmeleri gerekir. Ve bu yapılıncaya kadar Adalar Belediyesi’nin tüm imar faaliyetleri şimdilik durdurulup bir karara varılıncaya kadar bekletilmelidir.

_____________________________________________ 

HaberX, 9.1.2012
Jasmine 

http://www.haberx.com/adalardan_raffi_hermon_araks_nami_diger_cilgin_rafo_kim_%2819,w,10578,074%29.aspx

‘ADALAR’DAN RAFFİ HERMON ARAKS 
NAM-I DİĞER “ÇILGIN RAFO” KİM?

12 Eylül’ün darbe mağduru. Şimdilerin ise başarılı başdanışmanı… Adalar kültürünün ne denli önemli olduğunu eminim bilirsiniz. Böylesi özel bir kültüre kim empati yaparak hizmet edebilir diye düşünmüşler ve bence çok yerinde bir karar verip Raffi Hermon ARAKS’a ulaşmışlar. 
O bir gazeteci ve araştırmacı-yazar. Fransa’da geçen tam 25 yıl. Fransa Dışişleri Bakanlığı’ndan başlamış, daha sonra Elysee Cumhurbaşkanlığı Sarayı, Avrupa Konzseyi, Avrupa Parlamentosu ve AİHM’de ‘akredite gazeteci’ olarak çalışmış. Hem Ermenistan, hem Türkiye hem de Ermeni Diyasporası (ama dikkat, beynelmilelci ve demokrat olan kesimlerden söz ediyorum’ diyor) basını’nda, aynı zamanda yazan ilk ve tek gazeteci olmuş dünyada. Ayrıca, arkadaşları Yayıncı ve İnsan Hakları savunucusu Ragıp Zarakolu ve yine yayıncı-stö yöneticisi Jean Claude Kebapçıyan ile ‘Ermeni-Türk Demokratik Diyalog Hareketi’ni kurmuş ve yönetmiş. Cumhurbaşkanı Jack Chirac’ın her anlamda desteğini de alarak, Ermenistan, Türkiye (İsmail Cem) ve Fransa Dışişleri Bakanları’nın bilgisi dâhilinde, büyük çabalar, sıkıntılar ama sonra haz ve heyecanlarla ‘Halk Diplomasisi’ yapmış, 1995 Ocağı’ndan 2005 Eylül’üne kadar. Ardından, memlekete dönünce önce İnsan Hakları Derneği (İHD)’nin Türkiye çapında Genel Başkan Yardımcılığı’na seçilmiş, gazeteci-yazarlığı burada devam etmiş ve nihayet Adalar Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu’nun; ‘Gelin birlikte çalışalım’ demesiyle de kürkçü dükkânı ‘Adalar’a geri dönüş… Ve hizmet aşkıyla başlayan, Meclis Üyeliği’ne seçiliş ve Başdanışmanlık görevi. Hem de kendi cümlesi ile “Bismillahirrahmanirrahim diyerek haçını çıkarmış’… 
Dinler arası ve kültürlerarası ilişkileri, özenle sergileyen ve çeşitliğin güzelliğini sokaklarında rengârenk yaşayanlarla barındıran, kardeşçe yaşamayı başaran ada eşrafının o güzelim ada kültürü. İstanbul’un incisi Adalar… Adalar Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu ile birlikte çalışan danışmanı ve Ermeni asıllı Meclis Üyesi Raffi Hermon Araks. Çılgın Rafo’ diye anılan, bir gazeteci, bir yazar ve bir sinemacı. 
Başkanın yurt dışında olduğu bir Kurban bayramı zamanında, Müslüman cemaatle birlikte bayram namazını kılıp, kurbanını kestirip, halk ve esnaf ziyaretlerini de yapan örnek bir hizmet insanı. Kendisiyle sohbetimiz devam ederken, karşımızda oturan bir emniyet görevlisi ve Başkan Yardımcısı ile bir iki emniyetçi isim üzerinde konuşulurken Raffi Bey’in gözleri açılıyor ve ‘Evet o isim benim bir takım elbisemin yırtık pırtık olmasına sebep olmuştu’ diyerek, en kibar haliyle dile getiriyor emniyetin o eski halini. Evet, eski diyorum. Çünkü yeni emniyet mastırlı, doktoralı ve en önemlisi insani yaklaşımı ile “Anne Ben Geldim” kitabının yazarı Serdar BAYRAKTUTAN gibi insanlarla dolu artık… 
Gelelim tekrar Raffi Hermon Araks’a. Bir eğitim için Mardin’e gittiğimde, Meclis üyesi olan bir Süryani, Belediye Başkanı yurt dışına çıkarken vekaleti kendisine verdiğini görmüştüm ve ne saygın bir iş yapılıyor Mardin’de diyerek de dinlemiştim. İşta Raffi Hermon Araks da, buna İstanbul adalardan bir diğer örnek… 
Nereli olduğunu sorduğumuzda; ‘Öz be öz Anadolu’lu ve eski Istanbul’luyum’ diyor bize ağzını doldura-doldura ve ekliyor; ‘Kendisinin, Peder Bey tarafından 7, Valide Hanım tarafından ise ise 5 nesil İstanbul’lu, ondan da öncesi Erzurum’lu, Dadaşlardan olduğunu’ söylüyor…’ 
Raffi bey’e bir dokunduk bin ah işittik;‘Bana bir Anadolu’lu kardeşim soruyor ‘Siz “Ermenistan’dan mı geldiniz?” diye ve ben çok sinirleniyorum!.. Ne gelmesi, ben ezelden beri bu topraklardanım’ diyor ve ekliyor. ‘Ben de ona soruyorum “Peki, asıl sen nereden geldin” diye. Benim dedemin dedesinin babası sarayda, Sultan Mehmet Reşat Han’ın şehzade olduğu zaman, ‘Döşemecibaşı’ olarak hizmetinde ve onun bir tür danışmanı olarak çalışırmış.’ 
Eeee tarih tekerrürden ibaret değil midir? Büyük dedemin babası Sultan Reşat’ın şehzade olduğu zaman danışmanıyken, bi de hasbelkader, Adalar’da Farsakoğlu’nun danışmanı olduk, tesadüf değildir hiçbir şey sanki… Yılların kırgınlığını ve öfkesini işte buradan anlıyorum. Ön yargıların ne kadar yanlış olduğu ve bilinmeyene olan düşmanlığı anlatıyor bizlere tane-tane… 
“Efendim, eğer bilmiyorsanız ben söyleyeyim, sadece Müslüman kardeşlerle camide namaz kılmak değil, Musevi kardeşlerimle de kipa takıp Sinagog’da da dua ederim… Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’ün de, Londra’da kilisede kendi ibadetini ettiğini de biliyorsunuz herhalde… ‘Namaz’ meselesine gelince, son tahlilde kipa takmak, haç çıkarmak ve namaz kılmak bunlar ‘görünen’ yönleridir bir ibadetin. Nasıl, ibadet ettiğinizi, nasıl dua ettiğinizi bir Yaratan, bir de siz bilirsiniz. Müslüman Bayramı münasebetiyle eğer Müslüman doğmuş insanlarla birlikte duaya katılmak, onlar üzerinde olumlu ve pozitif bir etki bırakacaksa, benim de üzerimde bir pozitif etki doğar. Aynı şekilde Yom Kippur veya Grand Pardon’da eğer Musevi kardeşlerimle birlikte duaya katılıyorsam, sevgili Başkanım Dr. Mustafa Farsakoğlu da Sinagog’da bir konuşma yapıyorsa keza aynen… Ayrıca Anadolu’da, birçok Ermeni’nin kiliselerde üstelik namaz kılar gibi Hıristiyan duası ettiklerini de biliyor musunuz?’ diyor ve ekliyor; ‘Ezan sesi duyulunca, Hıristiyanların haç çıkardığı, dünya’nın tek ÜLKESİ: İstanbul’danız…’ 
Son olarak da ‘Uluslar arası İlişkiler, Kültür-Sanat ve Turizm’den sorumlu Başdanışman şu olayı anlatıyor “Sevgili Başkanımızın özel desteği, bendenize olan itimatları ve adı ‘Kızıl Patron’ diye çıkmış, dostum, işadamı ama insani, vicdani ve kültür-sanat organizasyonların bir numaralı insanı, Osman Kavala sayesinde Büyükada’da ‘Ermenistan-Türkiye Genç Senfonik Orkestrası’ konseri düzenledik. Maestro Sayın Nıvart Andreasyan ve Sayın Cem Mansur’un şefliğinde gerçekleşen bu konserden birkaç saat önce, sanki hafiyelik yapar gibi, çalıların arkasından, sahne ve ses düzenlememi, foto kamerasıyla gelen üniformalı insanları gördüm. Derhal yanlarına koştum. ‘Şimdi ben sahneye çıkacağım, isterseniz size güzel pozlar da vereyim, çekin fotomu!’ dedim. Dehşetle açılmış gözlerle birbirlerine baktıktan sonra gittiler, konserimizi iptal etmek istiyorlarmış ama yapamadılar… İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden, bazı işgüzar kişilermiş bunlar, yoksa Sayın Kadir Topbaş’ın Allah bilir ya bundan asla haberi bile yoktur. Bundan sonra isterlerse adayı işgal etsinler, bu konseri gerçekleştirdim ya, daha büyük haz alamazdım hayatımda!…’ diyor. 
Aklıma gelen bir başka örneği aktarıyorum hemen kendisine. Üsküdar eski Emniyet Müdürü Hagop Efendi ve kendi alt kimliğini hiç saklama ihtiyacı duymadan çalışmış Osmanlı zamanında hem de yıllarca… Bunu duyunca beyefendinin gözleri yaşarıyor ve adeta; ‘Evet işte söylemek istediklerimin tek özeti bu olsa gerek’ diyor. 
Alın size bir güzel örnek daha. Kendi alt kimliğini ve öteki olmayı bir kenara bırakan ve renklerinin çeşitliliği ile onur duyacağımız bir diğer güzellik demeti daha İstanbul Adalar’dan… 
Raffi HERMON ARAKS’ların sayılarının artırılması ve öteki kelimesinin bu topraklarda yaşayan kardeşlerimize hissettirilmemesi temennisiyle!..

_____________________________________________

AdaGazetesi, 9.1.2012
Şükrü Abanoz

http://ada-gazetesi.com/wp/?p=2327

“ÇAMUR AT İZ KALSIN”A CEVAP!…

Sayın Murat Özkanca,
Öncelikle size ADAGAZETESİ’nin onurlu geçmişinden bahsedeceğiz. Adagazetesi 1978 yılında rahmetli Hikmet Abanoz önderliğinde kadrosunda değerli yazarların bulunduğu TÜRKİYE’NİN İLK YEREL SÜRELİ GAZETESİ’dir. 34 senelik mazisinde çok büyük işlere imza atmış ve bazı gazeteler gibi haberi paraya çevirmek gibi onursuz işlere girmemiş ada için çalışmış ve birçok başarılı işlere imza atmıştır. Tarihimizde hiç kimse gazetemizi kötüleyemez ve en ufak bir söylemde bulunamaz, fazla uzatmadan ÇAMUR AT İZİ KALSIN söylemini bir talihsizlik olarak görüyoruz…

ÇAMUR AT İZİ KALSIN’A CEVABEN;

30 Aralık 2011 tarihinde “Adalar’da Çalışan Çıkarma Gemileri YASAL mı? KORSAN’mı?” başlıklı yazımıza cevabı Adalar Balediye Başkanlığı’ndan beklerken Adalar’da hafriyat, moloz, inşaat atığı, kamyon, çıkartma gemisi, iskele yapımı, yıkımı işleriyle uğraşan Pusula Madencilik, Pusula Max veya kabuk değiştirmiş haliyle GÜYA bir akrabasına ait olan Ofline Şirketi’nin perde arkası sahibi olan Murat ÖZKANCA’dan ya da onun bir yetkili/yetkisiz personelinden alaycı bir üslupla çocukların bile inanmayacağı şekilde —yanlış 1, 2, 3 benzetmeleri— ÇAMUR AT İZİ KALSIN cevabıyla  verilmeye çalışmış; aklı sıra demogoji yapmış ama verdiği cevaplara bakıldığında Adalılar için olduğu kadar İstanbul’dan gelen günübirlikçiler için de nasıl bir tehdit olduğu görülmektedir. 
Murat ÖZKANCA’nın bilmediği, Adalar’da hiçbir konunun saklı kalmayacağı, bir şekilde mutlaka bir şekilde ortaya çıkacağıdır. 
30 Aralık 2011 tarihinde yazdığımız yazımızdaki sorularımızın cevabını Adalar Belediye Başkanlığı’ndan beklemiştik. Ancak yazımızdaki sorularımızın cevabı bilinmediğinden Tüm Adalılar’ın kafalarında ciddi soru işaretleri oluşmuştur. Bu soruların cevaplarının, Belediye yetkililerden değil de soruların Pusula Madencilik ilgilileri tarafından cevaplandırılması, Adalıların kafalarında ayrı bir soru işareti oluşturmuştur. 

Pusula Madencilik veya Pusula Max…vs ilgilisinin cevabına verdiğimiz cevaplar ve yeni cevap bekleyen sorularımız: 
Pusula’nın, gazetemize göndermiş olduğu maildeki cevaplardan birincisi: 
ÖNCELİKLE ADALAILARA SELAM: 
[Öncelikle Adalılar yazarken bile selamınızın içten olmadığı “Adalılar” yazısını yazmanızdan belli “ADALAILARA”]
HABERCİLİK BİZİM BİLDİĞİMİZ ÇAMUR AT İZİ KALSIN DEĞİL!! 
ÇIKARMA GEMİSİ GEÇEN SENE PUSULA MADENCİLİK TARAFINDAN İŞLETİLMEMİŞTİR.
1 YANLIŞ demektesiniz!
İşi yapan firmanın adının Pusula Madencilik olarak yazılmış olmasını yaptıkları her iş doğruymuş da bu yazdığımız yanlışla kurtulacaklarmış gibi cevap yazmışlardır. Peki Adalar Belediye Başkanlığı’na sorduğumuz soruları, doğrusunun Pusula Madencilik değil de Pusula Max olarak siz cevaplandırın. Ama soruların esasına girerek, demogoji yapmaya çalışmadan, soruların içeriğindeki istemiş olduğumuz belgeleri, makbuzları ibra ederek cevaplarsanız bu gazetenin köşesinden özür dilemesini de biliriz sayın ilgili. 
PUSULA MADENCİLİK VEYA KARDEŞ FİRMA DİYE ADLANDIRABİLECEĞİNİZ BİZİM ADIMIZI BİLMEDİĞİMİZ FİRMALAR, ADALAR BELEDİYESİNE 1 TL DAHİ FATURA KESMEMİŞTİR. 
2 YANLIŞ demektesiniz! 
Yazımızın hiçbir paragrafında ve cevap arayan sorularımızın hiçbir satırında Pusula vs firmasının fatura kestiğini beyan etmememize rağmen Pusula ve Pusula Firması’nın türevleri firmalarının 1 TL fatura kesmemiştir cevabınızı da anlamakta zorladığımızı bildiriyoruz. 
HEYBELİADA ASKERİ LİSEDEN 1 KAMYON DAHİ HARFİYAT ÇIKMAMIŞTIR. AKSİNE 4000 KAMYON TAHKİMAT TAŞI TAŞINMIŞTIR. ASKERİ LİSEDE TAŞ DİZGİ İŞİ YAPILMIŞTIR. VE 7000 M2 ALAN BETONLANMIŞTIR.
3 YANLIŞ demektesiniz!
Adalılar’ın özellikle de Kınalıadalılar’ın başına gelenlerin bir kısmı da ifade ettiğiniz Heybeliada’daki Askeri Lise’nin başına geldi demektir. Adalar Belediyesi önündeki iskelenin yanına ANROŞMAN taşı diye döktüğünüz taşlardan Askeri Lise’de tahkimat yaptıysanız, 2-3 yıl içersinde yaptığınız tahkimatların %90’lık kısmının çökeceği gözükmektedir. Tahkimat ya da Anroşman yapılacak kaya cinsleri ve özellikleri sizin Belediye önüne döktüklerinizle benzerlik dahi göstermeyen taş gruplarıdır. Bunu anlamak için de uzman olmaya gerek bile yoktur. Anroşman ya da tahkimat taşları şu anda sizin kamyonla döküm yaptığınız taş diye adlandırdığınız hafriyatın altında kalan taşlardır. Tahkimat taşı veya anroşman taşlarının kimyasal, fiziksel özellikleri dışında belli bir boyut, büyüklük, çaptan küçük olmaması da gerekmektedir. Firmanızın ücretsiz diye göndermiş olduğu Anroşman taşı İstanbul’da iş yapan hafriyat firmaları tarafından bedavaya istediğiniz noktaya kadar getirilip verilmektedir. Bedelsiz verilmesinin sebebi bu malzemeyi döküm yerine gönderseler döküm ücretiyle birlikte uzun yol gitmeleri ve köprüden geçmelerinin kendilerine çok pahalıya mal olmasıdır. Sizin Belediye önündeki sahile döktüğünüz taşla ancak ADİ TAŞ DUVAR yapılabilinir. Bu işe yaramaz moloz cinsi kayaçları normal şartlar altında nakliye ve döküm parası vermek yerine bedavaya ücretsiz döküm yeri bulmanız firmanıza ciddi kazanç sağlamaktadır. Bu bedavaya döküm yapan kamyon sayınız ne kadar fazla olursa kazancınız o kadar katlanmaktadır. 
İnşaat yapan herkes bilir ki 7000 m2 beton yapılan yerde en az onun yarısı kadar tesfiye yapılır ve hafriyat çıkar. Aslında farkında olmadan beyanlarınızla yaptığınız işlerinizi İTİRAF etmektesiniz. Bu cevabınızı Heybeliada’daki Askeri Lise’nin Yapı İşleri Şube Başkanlığı’na bildirmemiz de her şeyden önce bir gazetecilik, o da değilse vatandaşlık görevimizdir. 
PUSULA MADENCİLİK ORTAKLARI İLE OFLİNE DENİZ ORTAKLARI AYNI KİŞİLER DEĞİLDİR. AKRABALIK KRİTER İSE EVET AKARABALIK 1 ORTAKLA VARDIR. 
4 YANLIŞ demektesiniz!
Tespitimizin doğru olduğunu İTİRAF ederken nasıl yanlış 4 demektesiniz? anlamakta zorlanıyoruz. 
SEFEROĞLU ÖZEL İSKELEDİR, PUSULA MADEN VE ADALAR BELEDİYESİ İLE HİÇ BİR İLİŞİĞİ YOKTUR. 
5 YANLIŞ demektesiniz!
Seferoğlunun İskelesi’nin, Adalar Belediyesi’nin izni olmadan çıkartma gemisi, yük gemisi, motor yanaşması mümkünse her iskeleye çıkartma gemisi yanaşıp istedikleri gibi kamyon, araç, gereç çıkartıp rant sağlayabilirler mi demek istiyorsunuz? Yada biz zaten böyle yapıyoruz; Adalar Belediyesi bunu biliyor ve ses çıkartmıyor mu diyorsunuz? Ya da Belediye’yle danışıklı dövüş yapıyoruz. Yanlış derken bile İTİRAF’larınıza devam ediyorsunuz. 
OFLİNE DENİZ ERDEMLER GEMİSİNİN İŞLETMECİSİDİR. ÇIKARTMA GEMİSİ HİZMETİ VERMEKTEDİR. YOLCU TAŞIYAN DOLMUŞ DEĞİLDİR. 
6 YANLIŞ demektesiniz!
Yazımızın hiçbir paragrafında ve cevap arayan sorularımızın hiçbir satırında size ait ya da kiraladığınız çıkartma gemilerinizle ilgili olarak ‘yolcu taşıyan dolmuş’ ifadesi kullanmadık. Bilindiği üzere ‘dolmuş’ ifadesi kelime anlamı itibarı ile bir aracın taşıdığı yükün tıka basa (insan, araç, gereç vs) dolduktan sonra gideceği yere hareket etmesiyle o araca verilmiş isim olmuştur. Dervişin fikri neyse zikri odur özdeyişinden hareketle OFline Şirketi olarak şu anda çıkartma geminizi yolcular için değilse de araçlar için DOLMUŞ sistemini uygulamakta olduğunuz doğrudur. Sözleşmeniz gereği Belediye’nin kamyonları ve kamu kuruluşlarının kamyonlarını bila bedel Adalar’a ve Adalar’dan Maltepe ‘kapak atma yeri’ne getirmeniz sebebiyle şu andaki çıkartma geminiz, Belediye kamyonlarının yanında size para kazandıracak özel beton arabaları, market arabaları, Adalı hemşerilerimizin ihtiyaçlarını karşılayan kamyon, kamyonet türü araçların olmaması halinde çıkartma geminizi hareket ettirmiyor, çıkartma arızalandı, tamir ediyoruz gerekçeleriyle size para kazandıracak araçların çıkartma gemisine gelmesini tıpkı bir DOLMUŞ gibi bekliyor ve maliyeti kurtaracak bir doluluk olduktan sonra çıkartma geminizdeki arıza bile anda yapılmış olarak çalışmaya başlıyor olmasını Adalılar olarak anlamıyor muyuz? Adalılar olarak üzüldüğümüz konu bu mazeretlerize çocukların bile inanmayacak olmaları ama Adalar Belediye Başkanımızın inanması ya da her nedense işine öyle gelmesi. 
HERKESE AÇIK OLAN İHALE YAPILMIŞTIR. İHALEYE 2 FİRMA KATILMIŞTIR. AYRICA OFLİNE İHALE ONAY SÜRECİ DAHİ İHALE SONRASI 1,5 AY İNCELEMEDEN SONRA ONAYLANMIŞTIR. ÖDEMELER OFLİNE DENİZ TARAFINDAN İŞLETME MÜDÜRLÜĞÜ BANKA HESABINA NAKTEN MUNTAZAM OLARAK YATIRILMAKTADIR. AYRICA İHALE 61,250 TL AYLIK GARANTİLİ, HASILAT ÜZERİNDEN DE % 10 CİRO + KDV OLARAK HESAPLANMAKTADIR. 
7 YANLIŞ demektesiniz! 
Yazımızdaki Ofline Şirketi’nin çıkartma gemisi hizmet işini Adalar Belediyesi’ne aylık yaklaşık 60.000TL ödeyeceği yönündeki yanlışımızı, aylık 61.250TL aylık garantili+hasılat üzerinden %10 +KDV olarak düzeltmeniz mi bizim 7. yanlışımız olmuş? 
Sayın ilgili,
61.250TL aylık ödeyen bir firma en az bire bir o kadar da kazansa ki kazanmazsa o işe girmesinin anlamı kalmaz ve %10 olan yaklaşık 6.000TL de üstüne eklendiği ve KDV’sini de eklediğimiz takdirde her ay en az 79.355TL’ik bir ödemenin firmanız tarafından Adalar Belediyesi İşletme Müdürlüğü’ne yatırmış olmanız gerekmektedir. Belediye’den bu makbuzları istememize rağmen bize bildirmediklerine ve iş yapan firma da siz olduğunuza göre muntazaman ödediğinizi iddia ettiğiniz ücretlerin makbuzlarını bize fakslamanız/göndermeniz halinde bunları Gazetemiz’de yayımlayacağımızı beyan ederiz. 
PUSULA MADEN FİRMASI KINALIADA ANTEN YIKIMLARI, JARDEN MEVKİİ PLAJ YIKIMLARI, HEYBELİADA PLAJ YIKIMLARI, BUYUKADA AYANIKOLA PLAJ, MÜZE ALT YAPI BETON VS., BURGAZADA KIYI TAHKİMATI, KINALIADA ÇÖKEN YOL DOLGUSU VE DAHA BİR ÇOK İMALAT VE MALZEME TEMİNİNİ ADALAR BELEDİYESİNE BİLA BEDEL YAPAN FİRMADIR. BU İŞLERİN TAKRİBİ BEDELİ 1.000.000 TL ÜZERİDİR.
8 YANLIŞ demektesiniz! 
Sorularımıza verdiğiniz cevaplarınızla  İTİRAF’larınıza devam ediyorsunuz. Sizin Pusula adındaki firmalarınızı (Pusula Madencilik, Pusula Max, Pusula vs) takip etmemiz, karıştırmamamız mümkün değil. Zaten sizin de amacınız kimsenin Firmanızı takip edememesi. Yanlış bir işiniz ortaya çıktığında da itham edilen hangi Pusula ise diğerini gösterip iddia ettiğiniz Pusula onu yapmamıştır, bunu yapmamıştır, yanlış 1, varan 2 söylemleriyle herkesi yanıltacağınızı zannediyorsunuz. Burdan çıkan sonuç ise Firmalarınızın pusulası hiçbir zaman gerçek Kuzey’i göstermiyor. 
Burgazada’da yaptık dediğiniz kıyı tahkimatı da inşallah Heybeliada’daki Askeri Lise’nin tahkimatında yaptığınızla aynı değildir. Çünkü Burgazada’ya tahkimat için kaya değil hafriyat gönderdiğinizi tüm Burgazadalılar bilmekte ve fotoğraflarını çekip bu hafriyatları deniz kenarına neden döküldüğünü Adalar Belediyesi’ne, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne şikâyet etmişler ve haftalarca bu hafriyat döküldüğü yerden kaldırılmamış daha sonra külüstür bir ekskavatörle inşaat atıkları ve moloz taşları  denize doğru sürülmüş ve ortadan kaldırılmıştır. Bu işlemin adı İLLEGAL GELİŞİGÜZEL MALZEME İLE DENİZ DOLGUSU OLABİLİR AMA ‘KIYI TAHKİMATI’ değildir. 
Kıyı Tahkimatı olarak kullanılacak taşlar: 
1) Özgül ağırlığına 
2) Porozitesine 
3) Su emmesine 
4) Birim hacim ağırlığına 
5) Basınca karşı direncine 
6) Atmosfer etkisine karşı direncine 
7) Aşınmasına 
8) Parçalanmasına 
Şekil ve hacim özelliklerinin laboratuvarda araştırılıp rakamlarla ifade edilmesinden sonra kayaçlardaki çatlaklar arasındaki uzaklıkların dahi sınıflandırılması, kimyasal olarak bozulmalarının incelenmesi, kayaçların (taşların) bir çok parametrelerinin yerinde (arazide) ve laboratuarda değerlendirilmeleri sonucu sözkonusu kayacın deniz yapılarında, kıyı tahkimatında kullanılıp kullanılmayacağının kararı verilir. Firmanızın Burgazada’da, Kınalıada’da, Ayanikola Plaj dolgusu yapmaları sırasında bilabedel yaptığınız deniz tahkimatı için yukarıdaki kayaç özelliklerini gösteren laboratuar raporlarınız var mı, varsa ibraz eder misiniz? Heybeliada’daki Askeri Lise’nin tahkimatını yaparken de bu anroşman taşlarının fizbilite raporları yapılmadan mı tahkimat yapılmıştır? Bu taşların laboratuar sonuçları olmadan tahkimat yapılmasına uygun olup olmadığının anlaşılmadan Adalar Belediyesi’ne bilabedel bile olsa böylesi tahkimatların yapılması ve daha sonra tahkimat taşlarının vasıfsızlığından dolayı bu alanlarda çökmelerin olması durumunda firmanızın hukukî ve cezaî sorumluluğunun olmasa bile vicdanî sorumluluğu da mı yoktur ki böyle teknik olarak incelenmeden, sorumsuzca sadece firmanızın menfaati olan bir uygulama yapıyor ve sonra da Adalar Belediyesi’ne bedavaya bu kadar iş yaptım diye yayın yapıyorsunuz. Bu göz boyamalarla Adalı hemşerilerimizi kandıramayacaksınız! 
Bu yaptığınız deniz dolgusunun ömrü de en fazla 2 kıştır. Lodos fırtınalarıyla birlikte hafriyatların içindeki küçük malzemeler deniz derinliklerine taşındıktan ve kayaçların suya mukavim olmayanlarının erimesinden sonra bu tahkimat denilen yüzey komple çökecek ve eski halinden de kötü olacaktır. Çünkü alt kısmında temizlenemeyen ve zaman içersinde devamlı erimeye, parçalanmaya, küçülmeye neden olacak dolgu hep mevcut kalacak daha sonradan düzgün anroşman taşları getirilse de alttaki zayıf tabaka kıyı tahkimatı yapılan alanda çöküntü yaparak devamlı surette bozulacaktır. 
Tahkimat yapılan alandaki çöküntüyü önlemenin tek yolu, vasıfsız ,tahkimat yapmaya elverişli olmayan tüm taş, inşaat atığı, zayıf, taşıyıcılığı olmayan malzemeleri deniz kıyısından ve deniz tabanından ekskavatörlerle kaldırıp yerine gerçekten laboratuar testleriyle anroşman yapılmaya elverişli anroşman (tahkimat) taşlarının deniz kıyısı boyunca sıralanması ve istiflenmesiyle olacaktır. 

Kınalıada’daki çöken yol dolgusunun fotoğrafları da elimizde mevcut olup yine gelişigüzel inşaat atıkları ve moloz hafriyatlarının dökülmesiyle dolgu yapılmış olup bu dolguların ömrü de 2 kıştır. 
Kınalıada’daki plaj yıkımlarında da bilabedel çalışmış olduğunuza dair beyanlarınız, plaj sahiplerinden alınan plajınızı usturuplu yıkarız 10 gün sonra yine işbaşı yaparsınız teklifine karşılık plaj sahiplerinden ne kadar para aldığınızı bildirir misiniz? Hakikatende daha sonra usturuplu, göstermelik yıkımını yaptığınız plajlar kısa bir süre sonra Kınalıada’da plajlarını açmışlar ve yazın plajlar çalışmaya başlamıştı. Kınalıada’da sizin firmanız BELEDİYE’NİN CEZALANDIRICI YIKICI ELİ olmuş plajcılara ÖLÜMÜ göstererek SITMAYA razı ettirilmiş ve plajcılar her nasıl bir bedel ödedilerse (Firmanız üzerinden ya da daha farklı) plajcılar çalıştırılmıştı. Firmanızın bu operasyondaki görevi plajcıların ödemek zorunda kalacakları bedellerin artırılmasını sağlamak olmuştur. Bunlar bize gelen teyit ettiğimiz bilgiler arasında olduğunu da hatırlatmak isteriz. 
Büyükada Ayanikola Plajı ve Müze alt dolguları da yine firmanız’a ait hafriyatların yok edildiği alanlardır. Ayanikola Plajı’nın moloz ve inşaat atıklarıyla doldurulması ve daha sonra bir dozer tutularak ve bunun da ihale bedelinin Belediye tarafından ödenmesi ve bu dozerin suçu ortadan kaldırmak için molozları ARAZİYE YAYARAK VE KİRALANAN SİLİNDİR’le ezerek kaybetmeye çalışmasından sonra firmanızın hakkında ESKİ TARİHLİ tutanaklar tutulmuş ve bu tutanakları İBB Çevre Koruma Müdürlüğü’ne göndermiş olduğu da bilinmektedir. Adalar Belediyesi, klasik davranışını sergilemiş firmanıza hem hafriyatları döktürmüş hem de firmanızı İBB Çevre Koruma Müdürlüğü’ne şikâyet ederek tavşana kaç tazıya tut siyasetini uygulamıştır. Ama hiç değilse yetkililerin vicdanî rahatsızlığından olsa gerek —pek olduğu da söylenemez ya— firmanızın aracı olup getirdiği dozer ve silindirin parasını firmanıza ödettirmemiş, bir şekilde doğrudan temin yaparak Belediye tarafından dozer sahiplerine ödemişlerdir. 
Aslında bu hafriyatları, inşaat atığı ve molozların Maltepe İskelesi’ne oradan İstanbul’daki açık olan tek döküm yeri olan Kemerburgaz’daki döküm yerine Boğaz Köprüsü’nden geçerek götürülmesi —en az 90 km— ve döküm parası verilerek dökülmesi ve daha sonra aynı kamyonların aynı yoldan geri dönmesi ve bir kamyonun bir günde bu kadar deniz ve kara yolunun uzun olması sebebiyle bir seferden fazla yapamaması nedeniyle çok pahalıya geldiği için buralara dökmekle Adanın değil ama firmanızın en az 1.000.000TL ile 3.000.000TL arası para kazandığını ve bu işleri yaptığınızı İTİRAF etmektesiniz. 
KINALIADA’YA DÖKÜLEN MOLOZLARIN HİÇBİRİ PUSULA MADENCİLİKLE YAKINDAN UZAKTAN ALAKALI DEĞİLDİR. ADA HALKI VE SİZ YEREL BASIN GÖZÜ ÖNÜNDE SÖZ KONUSU OLAN YERDE SONDAJ YAPARAK MALZEME CİNSLERİNİ TESPİT EDEBİLİRSİNİZ. 
9 YANLIŞ demektesiniz!
Bu kadar fotoğraf, şahit, belge varken bir pokerci edasıyla rest çekecek blöfü yapacak kadar da ya safsınız ya da cüretkâr. 
Sayın ilgili, alt yapıda kullanılacak malzemelerin evsafı bellidir. Bu malzemeler hafriyat, inşaat atığı, molozlar olamaz. Yol dolgusunda moloz, inşaat atığı kullanılamaz. Deniz kıyı tahkimatında sizin getirdiğiniz gibi herhangi taş parçaları, inşaat atıklarının kullanılması hiçbir altyapı ve deniz kıyı dolgu yapılması şartnamesinde yazmamaktadır. 
Müze yapılan yerde kullanıldığının bilinmesi bile o Müze’yi şimdiden şaibeli hale getirir. 
“Altyapısını yaptım,” dediğiniz neresi var ise aslında altyapısını yapmadığınız, molozlarınızı, hafriyatlarınızı, inşaat atıklarınızı gömecek, yok edecek çalışma içerisine girdiğinizi yine İTİRAF etmektesiniz. 
ÖZEL ÇIKARTMA GEMİLERİNDEN MECLİS KARARI GEREĞİ KAPAK ATMA YERLERİNİN KULLANILMASI DURUMUNDA GEMİ BAŞI 500 TL/GÜN ARAÇ BAŞI 250 TL/SEFER OLARAK ALINDIĞINI BİLMEKTEYİZ.
demektesiniz!
Bu ifadenizle bizden hariç çıkartma gemileri çalışıyor İTİRAFINI mı yapmaktasınız? Eğer sizden başka gemiler çalışıyor ve bu paraları topluyorsa hiç olmazsa bunları ihbar edin ki bu suçlar da sizin üzerinize yapışmasın. Seferoğlu’na yanaşan diğer çıkartma gemileri bu tür eylemleri yapmakta iseler şu anda firmanızın ihale olarak alıp bedel ödeyerek yapmaya çalışmakta olduğu çıkartma gemisi hizmet işinizi hiç bedel ödemeden yapmaları en başta firmanıza zarar vermektedir. Böyleyken bu KORSAN çalışan çıkartma gemilerini ihbar edemeyişiniz, korsan çalışan çıkartma gemileriyle bir şekilde göbekten bağlı olduğunuzu göstermektedir. 
KINALIADA TAŞOCAKLARI MEVKİNE DÖKÜLEN MOLOZLARLA ALAKALI OLARAK TARAFIMAZA TEBLİĞ EDİLEN 1 TL DAHİ CEZA TUTANAĞI YOKTUR. SÖZ KONUSU BELGELER TEK MUHATTAP ADALAR BELEDİYESİNE TEBLİĞ EDİLMİŞTİR.
10 YANLIŞ demektesiniz!
Kınalıada Taşocakları Mevkii’ne dökülen molozlarla ilgili olarak tarafımıza derken tarafınızın hangi firma ya da firmalarınız olduğunu açıklar mısınız? Muhatap olarak Adalar Belediyesi’ne tebliğ edildiğini size Adalar Belediyesi’nin tebliğ etmediğini ifade ediyorsanız; Adalılar olarak özellikle Kınalıada halkının Adalar Belediyesi’ni Adalar Cumhuriyet Savcılığı’na ihbar etme hakkı doğmaktadır. Adalar Belediyesi’nin bu kadar somut deliller varken firmanızı korumak için hakkınızda işlem yapmamasına inanmak istemiyoruz. Kaldı ki şimdiye kadar uyguladıkları siyaset önce illegal olsa da bir işe izin vermeleri daha sonra da izin verdikleri işi ihbar etmeleriyle bilinen Sayın Adalar Belediye Yetkilileri’nin böyle bir durumda firmanızı korumak için kendilerini tehlikeye atalacak olmaları hiç mantıklı gelmiyor. Ama Adalar Belediyesi’yle ilişkileriniz biriniz yanarsa diğeri de yanar şeklinde grift haldeyse Adalar halkı şimdiden yanmış demektir. Adalar Belediyesi ve firmanız sayesinde pek yakında moloz yığını haline gelmiş olacaktır. 
Sayın Firma İlgilisi; 
Her ne kadar Gazetemiz tarafsız gazetecilik anlayışı gereği olaylara baksa da kamu vicdanı gereği de Adalar halkının haklarının korunması yönünden tarafsız OLAMAYACAĞIMIZIN bilinmesini isteriz. Hangi firmayı temsilen gönderdiğiniz maile göre sorularımıza özünde traji-komik cevaplarınızı cevaplandırdığımızı ve firmanız hakkındaki olumsuzlukları düzeltmeniz için Gazetemize göndereceğiniz her türlü ciddi gerçek bilgi, belge, fotoğraf ya da başka bir kayıt kuyudat var ise gazetecilik anlayışımıza göre yayımlayacağımızın bilinmesini isteriz. Adalar Belediyesi’ne ödediğinizi iddia ettiğiniz makbuzları da göndermemeniz halinde ne kadar haklı olduğumuzun da ispatlanmış olacağını hatırlatırız. 
Umarız kıyı tahkimatı yapıyoruz adı altında İBB’nin döküm alanına göderceğiniz,  nakliyesini ve döküm parasını vererek döktürmek zorunda olduğunuz bu işe yaramaz malzemeleri, Adalar Belediyesi’ne bilabedel veriyorum derken yaptığınız veya yapacağınız kıyı tahkimatı için sayısı ve isimleri belli olmayan firmalarınızdan birisi üzerine DÜZMECE BİR İHALE’yle ödeme yapılmaz. Bunun da takipçisi olacağız. 
Pusula Max firmasının geçen seneden yapılan çıkartma gemisi hizmet işiyle ilgili Belediye’ye borcu var mıdır? Varsa ne kadardır? Adalar Belediyesi borcunu tahsil edemediği için İdare’ye vermiş olduğunuz kesin teminat mektubunuzu İRAT kaydetmiş midir? Firmanızın o işle ilgili borcu yoksa tüm ödendi makbuzlarını Gazetemize gönderirseniz borcu yoktur diye bu köşeden yayımlayacağımızı bilmenizi isteriz. Aksi halde hakkınızdaki iddiaların doğru olduğunu teyit etmiş olacaksınız. 
Adalar’daki kabul edilmez işleri yapan, yaptıran, göz yuman yetkilileri uyarıyor sadece Adalar’da yaşayanların değil tüm Adaları ziyaret edenlerin de bu dünya harikası güzelliklerin yok olmaması için her sağduyulu vatandaşın bu olaya sahip çıkması gerektiğini söylüyor, çevrenizdeki sadece Adalar değil illegal, kamuya zarar veren ne olumsuzluklar biliyor, görüyor, duyuyorsanız, bizimle paylaşın, takipçisi olalım, bu ülkeyi RANTçılara bırakmayalım diyor esenlikler diliyorum.

_____________________________________________

https://www.facebook.com/adalarsporkulubu

“2011-2012 Adalar Spor’un 1. Amatör 16. Grup’ta maçları bitti… 

Valide Tayfun bu seneki son maçımız öncesinde toplu çekilen hatıra fotografı, Aras hocamın toplu fotolarda olmamasından dolayı yaşadığı alınganlığa son, sol baştan ayakta 1. kişi Aras Hoca tanımayanlara tanıtılır, yanındaki arkadaşımızda malumunuz Adalar Spor Kulübü’nün Cefakar vefakâr, amigosu malzemecisi Hüsnü kardeşimiz:) — Murat Aras, Amigo Hüsnü, Selçuk Aknarcı, Yusuf Bahar, ORunn Can, Mert Çelik, Abdullah Çavdar, Mustafa Keskin, Semih Inal, Turgay Uzunoğlu, Cemal Can Köselerden, Hasan Durmuş, Erdi Erdogan, Temel Akbulut, Tuğsal Eliz, Semih Akbulut, Emre Eryiğit ve Yakup Koyuncu ile birlikte. 

“Adalar Spor U-16 Takımı maçlarımız 14 Ocak’ta başlıyor…”

_____________________________________________
Zaman, 10.1.2012 
Birinin 3 bin kaktüsü, diğerinin 5 bin plağı var 
[…] Yayın danışmanlığını Prof. Dr. İskender Pala, Ahmet Kot ve Ömer Faruk Şerifoğlu’nun yaptığı ”İstanbul’un 100 Koleksiyoneri”, İstanbul’un hafızalarının parçalarını bir araya getiren, koruyan ve gelecek kuşaklara bırakan kişileri tanıtıyor. -Ediz Hun’un kaktüs merakı- Kitapta yer alan bilgilere göre, Yeşilçam’ın unutulmaz ismi Ediz Hun kaktüs koleksiyonu yapıyor. Norveç’te biyoloji ve çevre bilimleri fakültesinde eğitim aldıktan sonra 1982’de Türkiye’ye dönen ünlü aktör için kaktüsler en büyük hobi haline geldi. Büyükada’daki evinin camekan bölümünde ve teraslarında 3 bini aşkın irili ufaklı kaktüs yetiştiren Hun, bu çalışmasıyla Almanya’da basılan ”Salamandra” isimli bilimsel bir dergiye konu oldu. […]

_____________________________________________


Adalar Belediyesi, 5.1.2012


http://www.adalar.bel.tr/ih_ilan.asp

Güncel İhaleler 

AKARYAKIT SATIN ALINACAKTIR
DENİZ TAŞITLARININ İŞLETİLMESİ HİZMETİ ALINACAKTIR
PARK VE BAHÇELER İÇİN SERA ÜRETİMİ HİZMETİ ALINACAKTIR

_____________________________________________

From: HİKMET ELİZ 
Subject: yazı 
Date: January 10, 2012 10:53:10 PM GMT+02:00 
To: adalar.postasi@gmail.com 
YAZ GELİYOOOR!… 
İLÇEMİZİ BEKLEYEN SORUNLAR!… 
ve 23 NİSAN Töreni!… 
Yaz sezonunu beklerken, aklıma gelen bir şarkı sözünü hatırladım. “Baharı görmeden, yaz geldi geçti” 
Bölgemizin yetmiş, seksen gün süren yaz sezonu, ilçemizde her yıl yaşanan sorunlar yumağı içersinde rüzgâr gibi gelip geçiyor. Mayıs ayı olmasına rağmen havaların sıcaklık ortalaması 12-16 derece arasında ve yağışlı geçiyor. İliklerimizi ısıtacak güneşli günlerin özlemini çekiyoruz. Temennim, sıcak ve sağlıklı günler de geçireceğimiz, kısa ömürlü yaz sezonuna umutla, sevgiyle, kavgasız, gürültüsüz huzurla dostça, kardeşçe girelim. 
Genel ve yerel yöneticilerimiz başta olmak üzere ilçemizdeki siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşları, halkımızla el ele vererek toplumsal dayanışma içersinde, birbirimize tahammül ederek, geçmiş yaz sezonlarında yaşanan kavgalarımızı, kızgınlıklarımızı, meydan savaşlarını bu sezon yaşamayalım ve yaşatmayalım. 
Bu sezon da yaşamak istemediğimiz konuları, yetkili, yetkisizi, etkili, etkisiz her kesimle paylaşalım. 
İlçe Belediye Başkanımızı, sezon başlamadan Kınalıada, Burgazada’da iki yıldır yaşanan şezlong-masa-sandalye koyma/koydurmama kavgalarına son verdirip, sorunu tarafların uzlaşacağı bir çözümle çözülmesini istiyoruz. 
Yine geçen yıl Kınalıada ve Heybeliada Çam Limanı sahillerine Belediyemiz tarafından çekilen tel örgülerin kaldırılması için İlçe Zabıta ekipleri ve işçileri ile Büyükşehir Zabıta ekiplerinin “Ben tel çekerim,” “Ben tel çektirmem,” kavgaları nedenleriyle medyaya konu mankeni olmaya devam etmeyelim! 
İki yıldır yaz sezonlarında devam eden Çınar Meydan Savaşları’na son verip, meydanda ücretsiz sanat ve kültürel etkinlikler yapan sivil toplum kuruluşuna destek verilsin. Belediye yönetimimizin, sivil toplum kuruluşlarına karşı uyguladığı çifte standart uygulaması bitsin! 
Yerel yönetimimiz, başta Kent Konseyi olmak üzere ilçemiz de ötekileştirilen STK’na dostluk ve sevgi elini, hizmet vermek üzere uzatsın… 
İlçemizle ilgili sorunlarımızı, beklentilerimizi, burada noktalayıp bu yıl İlçemiz Büyükada’da, ATATÜRK Meydanı’nın işgali nedeniyle cılız bir törenle geçiştirilen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamalarına değinmeden geçemiyeceğim. 
Dünyada bir tek ülkemizde kutlanan ATATÜRK’ün çocuklarımıza armağan ettiği bayramımızın önemini kavramayan zihniyet sahipleri her geçen yıl bir önceki yılın çoşkusunu, sevgisini aratır hale getirdiler. Ne yazık ki, bu yıl, bir yıl boyuca bayramın özlemini çeken ve öğretmenleri tarafından bayrama hazırlatılan yavrularımız bayramlarını gereği gibi kutlayamadılar. 
1950-1960’lı çocukluk yıllarımızda iple çektiğimiz 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızın heyecanını uykularımızda bile çoğu kez yaşardık. 
Törenler 23 Nisan Meydanı’nda, Türk İlkokulu, Rum İlkokulu ve Rum Yetim Okulu öğrencilerinin oluşturduğu kortejlerin geçiş töreniyle başlar, siyah smokin giymiş İlçe Kaymakamımızın konuşmasından sonra öğrencilerin şiir okuması ve yürüyüşleriyle biter; İlkokulumuzun salonunda sahneye konulan müsamereyle devam ederdi. 
Bizlerin en çok merak ettiği konu, yapılan törende üç okuldan hangisinin birinci olacağıydı. O yıllarda azınlık durumunda kalan okulumuzun maalesef birinciliği yoktu. Her yıl Rum İlkokulu’nun birinci olması artık kanıksanmıştı. Aradan geçen yıllar sonrasında ne Rum İlkokulu’nu dolduran talebeler, ne de Rum Yetim Okulu kaldı. 
Bu yıl Büyükada ATATÜRK Meydanı’nda yapılması gereken kutlama töreni ve Çocuk Şenliği, alandaki “mühürlü LİDO inşaatının”, kule vincinin yer işgal etmesi, şantiyeye ait inşaat malzemelerinin ulu orta yerlere konması, ATATÜRK anıtının çevresinin plansız ve zamansız onarıma başlanması nedeniyle gereği gibi kutlanamadı. 
Saygılarımla, 
Hikmet ELİZ  

_______________________________

“47 yıldır doğrudan hiç şaşmayan bir inşaat şirketi var”MIŞ!
ada sahillerinde rotasını şaşmış!…

bir varmış!… bir yokmuş!…
“47 yıldır doğrudan hiç şaşmayan bir inşaat şirketi var”MIŞ!
ada sahillerinde rotasını (eğrisini/doğrusunu) şaşmış!
Terrace-Lido (TL) kaçağını yapmış!
bizzatihi (m)imar (s)inan
inanMA cümlesi yalan dolan!…
hadi oradan!
)O(
Bir daha bakalım hele 
(m)imar (s)inan
ne ekmiş/dikmiş
ada sahillerine?…



Kaçak TL!…
(Terrace-Lido)




ADALAR POSTASI-2617 (10.11.2011)
http://adalar-postasi-guncel.blogspot.com/2011/11/10-2617.html

LİDO 
neydi?
ne değildi?


Terrace-Lido‘da oturmanın 
dayanılmaz utancı!
)O(



ADALAR POSTASI’ndan 
—şimdilik kimi eksik ve belki de yanlışları olan— 
bir derleme!…
Bilenlerin de bildiklerini bildirmesi dileğiyle…

Vaktiyle Ada sahillerinde (13 pafta, 21 ada, 27 parsel, 24 kapı nolu) Lido’nun yerinde —aşağıdaki fotoğrafta sağda görülen— ahşap bir köşk bulunmaktaymış.


Rivayet o ki günün birinde yanmış, seneler senesi de yerinde yeller esmişmiş…

1950’li yıllarda İstanbul’un tanınmış genç müteşebbis tüccar ve bankerlerinden Hüseyin Taşdelenler tarafından satın alınan bu parsele, 1954‘te Lido Motel ve Plaj Tesisleri iskânlı ve ruhsatlı olarak inşaa edilmiş. Lido, aslen ‘yüzme havuzu’ demekmiş… Avrupa ve Amerika’nın en meşhur şahsiyetlerinin akın ettiği Adriyatik kıyısındaki Lido‘yla değilse de 22 Mayıs 1943’te Ortaköy sahilinde açılan Lido Oteli/Gazinosu/Yüzme Havuzu‘yla (günümüzdeki Reina, Havana, ChineWhite’ın yerindeydi vaktiyle) yakın/uzak bir âlâkası var mıydı acaba?

25.7.1968‘de Meral Okan ve Ayhan Alptekin, 15.8.1971‘de Mezi Abuaf ile Mozis Salti, Lido‘da nişanlanmışlar! Ve daha kimbilir kimler gelmiş neler yaşanıp geçmiş Büyükada sahillerindeki Hotel Lido‘da?… 
2.9.1972‘de Duru Turizm’den sezon sonu hafta tatili olarak “Dünyanın cenneti Büyükada Hotel Lido‘da yüzme havuzları fevkalâde hava ve manzara ile eğlenceli geceler geçirmek istiyorsanız; her hafta cuma cumartesi pazar bir kişi 3 gün pansiyon komple 270TL”ymiş!…
100 bin lira karşılığında sahte Amerikan vizesi düzenleyen Varujan Toptaş ise Büyükada Lido Moteli‘nde konaklamaktayken; ihbar üzerine İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Şube ekiplerince 30.7.1979 günü düzenlenen bir baskınla, odasında 3 adet sahte vize kaşesi bulunarak tutuklanıvermiş!

12.8.1979 günü 18:15 sularında Akasya Oteli‘nde yangın çıktığı sırada İstanbul Üniversitesi öğrencilerinden Gönül Erdem de Lido Plajı‘ndaymış.
4.6.1986‘da Büyükada’daki Lido Oteli‘nin havuzundan günlük 3000-5000 lira arası para ödenip yararlanılabiliyormuş!

Sırasıyla Mustafa Beşkardeşler, Süha Pelitözü mülkiyetine geçen Lido Motel, 1984 yılında alınan tamirat-tadilat ruhsatıyla yıkılıp (!) yerine Pelit İnşaat tarafından projesiz ve ruhsatsız olarak yapımına başlanan  binanın  (!) inşaatı mühürlenerek durdurulmuş!
Büyükada sakinlerinden Hüseyin Taşdelen’in [Lido‘nun eski sahibi Hüseyin Taşdelenler’le acep isim benzerliği mi yoksa ta kendisi mi?], “Lido sahili 50 metre dolduruldu. Sahil doldurmak yasal değil. SİT planına aykırıdır. Şimdi oraya dev bir apartman yapılıyor,” diye 2.7.1986 tarihli Milliyet Gazetesi’nde suç duyurusunda bulunmasını müteakiben 3.7.1986‘da Nizam No:37’de mukim İsmail Şahin de “Lido’da tamir ruhsatıyla inşaat yapıyorlar,” demecini yollamış!…
1987 yılında Cinisli Ailesi tarafından satın alınan bu bina için hazırlatılan projeler, SİT ve imara uygun görülmediği gerekçesiyle Kurul tarafından reddedilmiş.
SHP İl Başkanı Mustafa Özyürek, 11.1.1989‘da düzenlediği basın toplantısında Adalar Belediyesi’yle ilgili yolsuzluk dosyasını açarak “Kaçak inşaatlar yasallaştırılıyor. Büyükada Lido Oteli inşaatı bunun en çarpıcı örneği. Kaçak olduğu halde inşaatı devam eden otel hakkında işlem yapılmıyor,” açıklamasında bulunmuş!

Yasemin Salih, “Lido Almanlara Huzurevi mi olacak?”, Para Merkez (13-19.8.2006)42-43.
Adalar Belediye Meclis üyesi Cengiz Karataş, 28 Mart 2004 tarihi itibariyle Belediye Meclisi çalışmalarını anlatırken “Büyükada öngörünüm alanındaki Lido‘yla ilgili olarak, Adalar Kaymakamlığı konuyu Adalar Belediye Başkanlığı’na yazılı olarak sormuştur. Sonucu beklenmektedir,” demiş.

CHP Adalar Belediye Başkan adayı Hukukçu-Kamu Yönetimi Doktoru Mustafa Farsakoğlu, Ocak 2009‘da yayımladığı seçim broşürü olan Adaların Sorunları ve Çözüm Önerileri‘nin 3.8. Kültür, Turizm, Çevre ve Orman başlıklı bölümünde, “Adalar’da yatırımlar, kültür, turizm, eğitim ve sağlık alanlarında toplanacaktır. Çeşitli devlet kurumlarının, Hazine’nin ve özel kişilerin elindeki boş binaların, bu tür yatırımlar için tahsisi, bu alanlara yatırımı özendirebilmek için bir seçenek olarak değerlendirilecektir. (Heybeliada Sanatoryumu, Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi binası, Büyükada Lido binası vb.)” diyerek seçim vaadinde bulunmuş!

28.3.2009 Yerel Seçimleri’ni kazanarak Adalar Belediye Başkanı olan Mustafa Farsakoğlu, 2.4.2009‘da görevi devralır almaz o hızla, “20 yıldır dünya cenneti Büyükada’nın ön görünümünü çürük bir diş gibi bozan yarım kalmış devasa Lido Otel inşaatının yıkılması tarihi bir önem taşıyor,” açıklamasıyla yıkım işleminin 21 Mayıs 2009 Perşembe günü saat 10:00’da düzenlenen törenle yapılacağını,” kamuoyuna müjdelemiş!


21.5.2009‘da Adalar Belediyesi’nce tertip olunan davullu zurnalı yıkım töreninde Adalar Belediyesi Başkanı Mustafa Farsakoğlu, “Daha önce görev yapan belediyeler çeşitli menfaatlerle bu binaları yıkmadı. Adalar’da göz yumulan kaçak yapıların yıkımlarına devam edeceğiz. Burası 1’inci derecede SİT alanı,” demiş.

Lido’nun yıkımı bir türlü başlatılamazken; Adalar’ın Kentsel SİT kimliğinin vazgeçilemez birer parçası olan Zeki İpekçi mülkiyeti’ndeki iki tarihi binanın gereğince restore edilecek yerde yıkımı çarçabuk bitirilivermiş!
AA
Çel.İş.Ki şöyleymiş: Kentsel ve Doğal SİT Alanı bütünü olan İstanbul Adaları’ndan Büyükada’nın (b)öngörünümünde, Belediyesi’nce 21 Mayıs 2009 günü saat 10:00’da davul zurnayla yıkımına başlanan iki tarihi binanın sahibi Zeki İpekçi’nin, Adalar’daki 250’yi aşkın gayrimenkulünden birinde de Adalar Vakfı [Adaların Tarihi, Doğal, Kültürel Değerlerini Koruma ve Turizmi Geliştirme Vakfı-1983] Mart 2010 Mütevelli Heyeti’nden Adalar [şeFaf] Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu oturmaktaymış! Sözkonusu iki binanın vaktiyle İpekçi tarafından yıktırılıp da tek bir bina halinde yaptırılmak istendiği, izin alınamayınca da nasıl kaderlerine terkedildiği Adalılar’ın cümlesinin malumuymuş. Velhasılı tüm bu olup bitenin Adalar Belediyesi ve Vakfı ortak yapımı, “Anılar yok olmasın, paylaşılsın, geleceğe aktarılsın…” serlevhalı Adalar Müzesi’ne doğru… sergisiyle perdelenmesi de ne denli büyük bir çelişkiymiş!

5.6.2009‘da Koruma Kurulu, 1870 sayılı kararıyla; 21 ada, 27 parsel, 10.12.1984 tarih 984/267 sayılı yapı izin belgesini düzenlemiş. (mi?)

Davullu zurnalı tarihi binaların yıkım törenin üzerinden tam 4 ay geçmişmiş… 26.9.2009‘da Adalar Belediyesi Başkanı M. Farsakoğlu: “Cinisli’nin Oteli yıkılacak. Büyükada’da hemen iskelenin karşısında, kararmış bir beton yığını var. Eski parlamenter Rasim Cinisli’nin otel olarak planladığı eski inşaat. Uzmanlar 30 yıl boyunca açıkta kalan binanın teknik ömrünü tamamlamak üzere olduğunu söylüyor. Yakında burası yıkılacak ve Büyükada en sonunda bu çirkinlikten kurtulacak,” demiş.
14.4.2010
Eski Lido Oteli‘nin yerine yapılmak istenen inşaatın mülkiyet-yatırım ortağı ve proje sahibi İnanlar İnşaat adına Yönetim Kurulu Başkanı mimar Serdar İnan, “Büyükada’ya ilk ayak bastığım gün gördüm onu. Tüm ihtişamıyla oturuyordu karşımda, çeşitli engellemeler neticesinde, belki de çok da profesyonel olmayan ellerde kalan natamam bir görüntüsü vardı. Eskiden kalan şanlı günleri adeta yüzünde asılı kalmış, tatlı bir hüzün ruhuna yayılmıştı. İlk görüşte aşk derler işte öyle bir şey geldi o anda başıma. Deli bir rüzgâr gibi girdi kanıma, duramadım sabredemedim hemen el sıkıştım,” diye buyurmuş!

İstanbul’a yakınlığıyla oldukça cazip olmasına rağmen sadece İnanlar Yönetim Kurulu Başkanı Serdar İnan tarafından keşfedilen [!] Büyükada, önümüzdeki günlerde diğer konut üreticileri için de cazip hale gelebilirmiş!…



İnanlar İnşaat’ın, Büyükada İskelesi’nin hemen yanındaki 13 pafta, 21 ada, 27 parselde rezidans+ticaret fonksiyonlu bir bina inşa etmek hevesiyle hazırladığı projeye göre 2783 m2’lik arsada, 2120,42 m2’lik alana sahip bodrum ve zemin katlarda alışveriş merkezi planlanmakta, neredeyse arsanın tamamına bina oturtulmakta; üst katlarda ise rezidans şeklinde planlama yapıldığı görülmekteymiş. Arsanın hemen arkasındaki yoldan da her nasılda iki kat yükselecek olan bina, arsanın tabanından yani deniz seviyesinden sonra altı kat olacakmış. Toplam inşaat alanının 7110,73 m2 olduğu arsada yapılacak yapıda emsal=2,55’e denk gelmekteymiş. İnşa edilecek bina için deniz seviyesini zemin kabul edersek bodrumla birlikte altı kat, üstteki yolu zemin kabul edersek aşağıya doğru iskâna açık dört kat bodrum olacakmış! 


İnanlar İnşaat, 1954’te iskânlı ve ruhsatlı olarak inşa edilip 1984’te alınan tamirat-tadilat ruhsatıyla (!) yıkılıp projesiz ve ruhsatsız olarak (!) yapımına başlanıp da mühürlenen yapının inşaat haklarını kullanan bir avan proje teklifiyle Adalar Belediyesi’ne başvurmuş! Böylelikle Belediyesi’den Kurul’a gönderilen İmar Durum Belgesi’nde mevcut binanın yapım tarihinin 1954 (!) ve ruhsatlı ve iskânlı ve karar gereğince avan projenin Kurul’a sunulmasıyla farz-ı misal; Tadilat Projesi’nin, Kurul’a onaylatılması gerekirken Belediye’ye onaylatılıvermiş! Eski Proje’nin kapağı kesilmek suretiyle Tadilat Projesi mi ne tasdiklettirilivermiş!

5 No’lu KTVK Kurulu’nun 09.12.2009/2200 tarih sayılı kararında ise Lido‘nun sahiplerinden “Ada karakterine katkıda bulunan ve 21. yüzyılın çağdaşlığını yansıtabilen, deniz siluetinde monoblok izlenimi uyandırmayan,” teklifler istenmiş! Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Anadolu 1. BKBT tarafından bu projeye ÇED Raporu ile Mimari Proje Müellifi, Sicil Durum Belgesi düzenlenmiş.

Aylin Muhaddisoğlu, “Anıtlar Kurulu’nun son derece incelikle değerlendirdiği ve uzun bir süreçte onay verdiği bu projede hangi mimari ve bürokratik kriterleri göz önünde bulundurarak hazırlık yaptınız?” diye sorunca; Süha Eyisoylu, “Anıtlardan önce bir de belediye süreci vardı. Bugünkü Belediye yönetiminin ada siluetine böyle bir yapının kazandırılması konusunda önemli destekleri olmuş ve anıtlara geçiş sürecini birlikte hazırlama imkânlarını bulmuştuk,” cevabını vermiş! 
Varoluş amacının neredeyse tam aksi bir istikâmette seyretmesiyle meşhur, kurum kurum kurulan Kurul da ne hikmetse işte tam da bu esnada fikrini değiştirivermiş! Böylelikle 5 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, 13.01.2010/2260 tarih/sayılı kararıyla, 25 yıl boyunca yapımına izin verilmeyen binanın yerine Terrace Lido projesinin uygulanabilmesi için gereken onayı verivermiş! 
Koruma Kurulu üyesi Kutgün Eyüpgiller, “Bu, adaların ölüm fermanına davetiye çıkarır. Yapılaşma koşullarına uygun değil,” diyerek itiraz etmiş. 
Mimarlar Odası Başkanı Eyüp Muhçu, ‘Uygulama imar planı olmayan Adalar’da yasa uyarınca sadece geçiş dönemi yapılaşma olabilir. Bu ve benzeri bölgelerde inşaat şartları bellidir. Ayrıca arazinin tamamına 5 emsale denk gelecek inşaat yapılması büyük sıkıntılara yol açar,” demiş.
Adalar Kent Konseyi Çevre Komisyonu Çalışma Grubu yöneticileriyse “Tamamı Doğal SİT Alanı olan yerde yapılacak proje imar mevzuatlarına aykırı. Turizm lejantı olan alanda AVM veya rezidans yapılması büyük suç. Arazinin tamamına 3 emsal inşaat yapılsa bile 7 bin 500 metrekare hakkı olur. Burada yaklaşık 14 bin metrekare inşaat yapılıyor. Bu şartlar İstanbul’da dahi yok,” diye beyanat vermiş.
Projenin müellifi ve yüklenicisi Mimar S.İnan (!), “Bölgenin SİT alanı olması sıkıntı yaratmadı çünkü ruhsatı aldık. Bizim için inşaata başlarken 3 şey önemlidir: Mülkiyet, satılabilirlik ve ruhsat…” demiş. Ayriyeten 1670m2 yerine 7110m2, neredeyse dört katı büyüklüğünde aykırı bir inşaatla Adalar’a ekonomik ve mimari ve de “sanatsal” değerler kazandırıyormuş ayakları yapmaktaymış. 


Adalar Belediye Başkanlığı da el pençe divan, 10.03.2010‘da 392 sayılı inşaat ruhsatını vermiş! 
14.4.2010

Böylelikle en nihayetinde 14.4.2010 sıralarında Lido‘nun yıkımına başlanabilmiş! ADALAR POSTASI, “Allah tamamına erdirsin! Yerine gelen gideni aratmasın emi! Amin! Yan yana sıram sıram sıralanmış nur topu gibi 3 plazanın ortadaki en yükseğinin Carrefour olarak tasarlandığı inşaatın hamiliğini ise Adalar Belediye Meclisi üyesi ve Adalar Vakfı  [Adaların Tarihi, Doğal, Kültürel Değerlerini Koruma ve Turizmi Geliştirme Vakfı-1983] başkanı Aykut Mutlu’nun yaptığı, sözkonusu projenin ilgili 5 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nca haliyle reddedildiği amma ve lakin ikinci defa gündeme alınıp her nasılsa izin verildiği söylentileri dolaşıyor böngörünümlü Ada sahillerinde… Hayretle,” diye duyurmuş sanal âlemde…

Murat Pekin, ADA Gazetesi.

Komşu parseldeki Prince Otel‘in sahibi Murat Pekin tarafından 18.6.2010 tarihinde İstanbul 4. İdare Mahkemesi’nde Terrace-Lido projesine ilişkin Kurul kararı ve Adalar Belediyesi’nin verdiği ruhsatın iptali amacıyla dava açılmış.
Serdar İnan

İnanlar İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Serdar İnan, 4.8.2010‘da düzenlediği basın toplantısında, Art Deco mimari anlayışıyla inşa edilecek Terrace-Lido‘nun, 20 milyon dolara mal olacağını ve inşaata 1 Eylül’de başlayacaklarını bildirmiş. İnan, bu projeyle bir zamanlar Lido Otel olarak Büyükada’nın plaj ve eğlence hayatında önemli rol oynayan anıtsal yapının, rezidans olarak yeniden adaya kazandırılacağını ifade etmiş.  İnanlar tarafından 9 bin 362 metrekarelik bir alanda inşa edilecek Terrace-Lido, 30 rezidans ve 2 bin metrekare ticari alanı içinde bulunduracakmış!

24.9.2010

Lido-Terrace temel kazısı başlamak üzere…
5.1.2011
Adalar Belediyesi söz vermişti bir kere!… paraVana!…

15-31 Aralık 2010 tarihli, 83 sayılı ADA Gazetesi’nde yayımlanan, “Prince Otel neden mühürlendi?” başlıklı Murat Pekin’le yapılmış röportajda, Adalar Belediye Başkanı’nın, ‘Murat [Pekin] [Terrace-Lido‘ya açtığı] o davadan vazgeçecek yoksa [Prince] otelini kapattıracağım,” demiş. Basında yer alan bu minval iddia ve sorulara karşın Adalar Belediyesi suskun kalmış!
31.12.2010 tarih ve 5783 sayılı dilekçeyle eksik imalatı içeren tadilat projesinin onaylanması istenmiş; 28.01.2011 tarihli dilekçeyle de temel üstü ruhsatı talebinde bulunulmuş. 

10.2.2011
16.2.2011
18.2.2011
6.3.2011
14.3.2011

22.03.2011 akşam saat 20:00 sularında Terrace-Lido önündeki selviler yerlerinden sökülüp bir tekneye yüklenerek tespit edilemeyen bir yere nakledilivermiş!

Lidocuların önünde, kamuya aid sahanın sınırları üzerindeki yeşil selvilere düşman bir belediye! O selvileri oradan niçin söker de götürür?.. Maksadının ve ilişkilerinin etik olup olmadığını kamuoyu önünde tartışmaya açmak ve sökülen selvilerin dikildikleri yerde tutup hayatlarına devam edip etmeyeceğini de kontrol altında tutmak İAKTVKD’nin dileğiymiş…

Sosyal Demokrat Adalar Belediyesi, bu inşaatın molozlarını metreküpü 60 TL’den anakaraya atmak için bir inşaat şirketiyle sözleşme imzalamış. Ancak inşaat şirketi ‘PUSULA’sını şaşırmış ve 29 Mart 2009’da CHP’ye kapağı atanlara nazire yaparcasına çıkartma gemileriyle Ayanikola’ya, Kınalıada’ya, Burgazadası’na “KAPAK ATARAK” molozlarını 40 tonluk dev kamyonlarla ada içinde cirit atarak boşaltmış. Devasa kamyonların Adalar’da yarattığı tahribat ve titreşim fay hattını bile tetikleyip olası halk depremini öne çekebilirmiş! Ayriyeten metreküpü 60 TL olan tonlarca moloz için makbuz karşılığında Belediye kasasına giren bir şey olmadığı iddia ediliyormuş!  

23.3.2011

Temel üstü vizesi olmayan, onaylı projesine dair aykırılık tespit edilen Terrace-Lido inşaatı faaliyetine son verilip mühür altına alınmışken gereken izin alınmadan deniz cephesindeki 59 adet selvinin tamamının söküldüğü, binanın doğal zemin katının altındaki bodrum katının gereken rapor sunulmadan eksik imalat olarak yapıldığı, temel üstü vize alınmadan inşaata devam edildiği görülerek 24.3.2011 tarihinde yapı tatil tutanağı tanzim edilip inşai faaliyet mühür altına alınarak, İnanlar yanı sıra fenni mesul Karma Yapı Denetim şirketlerine  71.550’er TL para cezası verilerek, yıkım kararı alınmak üzere Belediye Encümeni’ne sevk edilmiş. Lido mühürlenmiş ama fotoğraflarda da görüldüğü gibi inşaat, binanın doğu cephesinde toprak hafriyatı ve istinat duvarı yapımı olarak sürüyormuş. İnanlar şirketi —bayrak yasasına muhalefet olarak— bina mühürlendikten sonra 24.3.2011‘de bayrak da çekmiş!…
24.3.2011
29.3.2011‘de mühür fekki yapılarak inşai faaliyet devam ettirildiğinden tekrar mühürlenip yine İnanlar yanı sıra fenni mesul Karma Yapı Denetim şirketlerine bu defa da 429.300’er TL para cezası verilerek, yıkım kararı alınmak üzere Belediye Encümeni’ne sevk edilmiş. Velhasılı melanur Adalar Belediyesi, projesine aykırı binanın yapılmasına ve kaba inşaatın bitirilmesine göz yummuş ve gelen şikâyetler üzerine bina hakkında 3 yapı tatil tutanağı ve 2 mühür fekki zaptı düzenlemiş ve yapı sahiplerini Adalar Cumhuriyet Başsavcılığı’na ihbar etmiş. 

Ulusal Kanal’da mimar Osman Güdü’nün hazırlayıp sunduğu Kent ve Yaşam programına, 31.3.2011 tarihinde konuk olan Adalar Belediye Başkanı Mustafa Farsakoğlu’yla yapılan “Adalar’da Neler Oluyor?” başlıklı söyleşiye telefonla bağlanan Büyükada’dan Yusuf Ziya Varan: “Çok önemli bir şey daha söylemek istiyorum. Bugünlerde herkesin … İskele Meydanı’nda şu anda Lido tabir edilen yerde yapılmakta olan bir inşaat var. Ve o inşaatın önünde de tespitlere göre 52 [59] adet selvi ağacı vardı, bu selvi ağacı bir gecede sökülüp götürüldü, nereye götürüldü, kim söktü, niye söktü, neden söktü, kim niye müdahale etmedi? Bunlar hiç araştırılmıyor yani ben Sayın Başkanım’ın belki iyi niyetle yapmak istediği bazı şeyler var ama bu yaptıklarına da Ada’nın huzursuz olduğunu, Ada’nın rahatsız olduğunu da ortaya koymak gerekiyor,” deyince Farsakoğlu da cevaben: “Şimdi Lido dediğimiz yer, Lido dediğimiz yer Büyükada öngörünümünde, 25 yıldır harabe halinde kalan bir yapı, çirkinlik abidesiydi. Bu yine Kurul’a sundukları proje, Kurul’da alternatif projelerle birlikte kabul edildikten sonra ruhsat verildi, ruhsatlı olarak inşaatlarını yapıyorlar. Lido’nun sınırları içerisinde doğrudur kaç adet olduğunu bilmiyorum, selvi ağaçları vesaire vardı, bunları Orman’a bildirirler, iş yapan, inşaat yapan insanlar veya bahçe düzenleyecek olanlar, bunlar onlarla Orman İdaresi’ni ilgilendirir. Belediye’yi değil! Efendim kendi mülkü içerisinde izni olmadan, onun kontrolü olmadan, onayı olamadan ağaç kesemezler. Ağaçları bildiğim kadarıyla bir başka yere nakletmişler, nereye naklettiklerini de bilmiyorum çünkü beni ilgilendiren orada yapının ruhsatsız olup olmaması, ruhsatlı olması şart, ruhsata uygun olarak yürütülmesi şart ve bunu da bizim İmar ve Şehircilik Müdürlüğümüz var, mıntıka mühendislerimiz var düzenli olarak denetliyorlar, zaten Adalar’da kaç tane yapı var, başka yok. O bakımdan,” demiş!…

1.4.2011‘de İstanbul Adaları Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği: “3194 sayılı İmar Kanunu’nun 32. maddesi mucibince mühürlenmiş binaya [Lido] 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 184. maddesine muhalefet ederek hizmet veren motorlu taşıtlara; projesine aykırı ve yapı tatil tutanağıyla yine mühürlü inşaatın sürdürülmesine izin veren kamu görevlileri hakkında gerekli işlemlerin yapılmasını saygıyla talep” etmiş.

5.4.2011

7.4.2011 tarihinde yerinde keşif yapılmış ancak YTÜ İnşaat Fakültesi’nden Yrd. Doç. Dr. M. Lütfi Yazıcıoğlu bilirkişi raporunu ancak be ancak 6 ay sonra mahkemeye sunabilmiş!
11.4.2011‘de de yerinde yapılan incelemede inşai faaliyete devam edilmekteymiş. 
21.4.2011
12.5.2011

23.10.2011

Lido’nun 19,5m’lik libidosu yol kodunu 4,15m aşmıştır!… 
İstanbul Adaları Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği, Adalar Belediye Başkanlığı’na ve İstanbul V Numaralı Koruma Kurulu’nun kararlarıyla ilgili olarak T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na karşı dava açmış…
)O(
devam edecek…
_______________________________

Ece Temelkuran’ı kovmuşlar! 
Biz havada kaptık! 
Bundan böyle ADALAR POSTASI’ndaki köşesinde! 
Böylece biline! :) 
)O( 
Ece Temelkuran, 04.01.2012 
Velev ki… 
Velev ki biz çok terörist insanlarız. Çok korkuncuz biz, çok fenayız. Aman yaklaşmayın bize ha! Mesela, öyleyiz yani. Ama çocuklar ölmüş. 19 adet. 
Hatta peki tamam, onlar Kürt olmasın, dağ Türk’ü olsunlar. Dağlarda kaçakçılık yapıp dershaneye giden dağ Türk’ü çocukların karda yürürken çıkardığı seslerden gelmiş olsun etnik kökenleri. Yine de 19 adet ölü çocuk ediyor nereden baksan. 
Biz çok iblis gibiyiz mesela. Şeytan nerede biz orada, öyleyiz. Sınırsız kötüyüz. Erol Taş gibiyiz, o kadar kötü yani. Diyelim ki biz hiç sevmesek Başbakan’ı, özel gıcığımız varmış meğer Başbakan’a, o yüzden ağlıyormuşuz bu çocuklara. Yani diyelim ki öyle olsun. İşimiz gücümüz bu hükümetin asabı bozulsun, canı sıkılsın, öyleymişiz biz meğerse. İler tutar yanımız yokmuş. En iyisi bütün kapılar yüzümüze kapansın. Hatta daha güzeli var: Bütün kapılar, bilhassa demir parmaklıklı olanları üzerimize kapansın, tamam öyle yapın. Yine de 19 çocuk ediyor böyle bakınca da. 
Kaç tane BDP milletvekili var? Tamam hepsi tuvalete giderken telefon ediyormuş meğerse. Telefon açılmazsa hiç tuvalete gidemiyorlarmış diyelim. Bak sen şu işe! Hatta tamam, boyunlarında bizim görmediğimiz ipler olsun. Zaten kuyrukları vardı evvelden, niye tasma olmasın ki? O da olsun, peki. Selahattin Demirtaş da en belalılarıymış bu tuvalet eşkıyasının. O-ho! Çok fenaymış. Hatta şöyle diyelim, biz topyekûn, artık kim varsa bu çocukların derdine düşen, tuvalet önünde emir bekliyoruz. Sabah akşam. Yani bu kadar da berbat durumdayız. Çok sıkışmışız yani. Öyle de sayalım. Bak, yine 19 çocuk ediyor. Allah Allah? 
Hiç kimse Kürt demesin! Hişşt! Sessizlik! Kapatın bakalım ağızları. Gözleri de kapatın. Kulaklar niye açıkta?! Bölücü müsün sen? Hiişşşt! Kimse konuşmasın. Konuşmayın bakayım. Hah! Tamam işte tam sessizlik. Hmmm… Ama böyle sayınca da 19. Ne yapsak acaba? 
Biz mesela bugünden itibaren hiç Kürt demediğimiz gibi, sadece AKP diyelim. Dua gibi, sabah akşam. Beş rekât AKP övelim. Rehberlerimiz, onların gazetelerindeki onların köşe yazarları olsun. Hiç aklımızdan bile geçirmeyelim tek olumsuz bir düşünce. Hep tatlı tatlı temeller atalım, hep tatlı tatlı “Beraber yürüdük biz bu yollarda”. Öyle tatlı tatlı insanlar olalım, pembe yanaklı, hep üzüm yiyen, üç çocuklu insanlar. Şimdi o durumda da 19 çocuk var ölü olarak. 
Şöyle yapalım: Başbakan’ın konuşmasını herkes dinlesin, ama Selahattin Demirtaş’ın konuşmasını kimse dinlemesin. Zaten öyleydi, iyice öyle olsun. Bu Kürt politikacılar da zaten pek sevimsiz. Bi gıcıklar mı sanki. Sanki tam olmamış gibiler mi ne. Allah’tan binlerce insanı KCK davası sayesinde içeri attılar da bir rahat nefes aldık. Bence daha da alınsın. Kimsecikler kalmasın dışarıda. Trafik sorunu çözülür hiç değilse. Böyle olmuş meğer. Dışarıda hiç kimse kalmamış. Başbakan’ın sesi bütün şehirlerin meydanlarından çok yüksek bir ekoyla duyuluyormuş. Çünkü meğer kimse yokmuş sokakta. Ama bak yine 19 ölü çocuk var yatan orada. 
Herkese aniden bir ilaç zerk edilmiş meğerse, artık kimse ölen çocuğunun peşine düşmeyecekmiş. Öyle manyak bir ülke olmuş diyelim burası. Çocuk ölüyormuş, pıt diye unutuyorlarmış ismini. Kimse hatırlamıyormuş. Mis gibi. İçişleri Bakanı her akşam çıkıyormuş mesela televizyona, komikçilik yapıyormuş. Biz hepimiz çok seviyormuşuz onu. Saygıyla eğiliyormuşuz mesela önünde. Hep onun sözleri kulağımızda, gözlerimiz yaşlanarak hep onu dinliyormuşuz. Komple kafayı yemişiz yani mesela. Ama işte mesele şu ki hâlâ 19 çocuk var mezarda. 
Oradan say, buradan say. Dön yeniden, topla, çıkar. Arkadaş hep mi 19 çıkar?! Hepsi tamamen ölmüş olarak 19 çocuk var. Acaba nasıl yapsak da ölmemişler gibi yapsak?

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: