Gönderen: adalarpostasi | 24 Aralık 2011

ADALAR POSTASI-2631: beş yüzden fazla münzevi kadının yaşadığı eski bir manastırın görkemli temelleri…

* * *

ADALAR’da TARİHTE O GÜN:

9 Aralık 1910 Çarşamba günlü, Büyükada’da Madam Sofiya’nın mücevherlerini çalan Nevşehirli Kosti’nin yakalanarak adliyeye sevk edildiğine dair…

* * *
ADALAR’da BİR GÜN:
Fotoğraf: Ugo Antonio Corintio, Büyükada’da, 2011.

* * *

ADALAR’da HAVA DURUMU:

24 Aralık 2001 Cumartesi
Büyükada’da HAVA DURUMU*
Yağmurlu
3-5ºC
%80-93 nem
Yıldız, K 42km/sa
Gündoğuşu 07:26… Günbatışı 16:40…


* * *

Mutlu Noeller!..
)O(
Cicely Mary Barker, The Christmas Tree Fairy.

* * *


1- Beş yüzden fazla münzevi kadının yaşadığı eski bir manastırın görkemli temelleri…

2- İstanbul Adaları Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği: “Büyükada kaçak motör iskelesi hakkında Koruma Kurulu’na yapılan müracaatın neticesi olarak iskelenin kaçak oluşu tescil edilmiş ve kaldırılması için üç ay mühlet verilmişdir…”

3- Deniz Toprak: “Sadece soruyorum…”


4- Alev Tersakyan: “Evvel zeman içinden Adalar vapur seferleri tarifesi…


5- Hikmet Eliz: Bu ayıp, hangi belediyeye ait?…”

6- Uluç Yurtduru: “Bu konuyu bana sormadan buradan hareketle şahsım adına bu tür ‘rant amaçlı’ düşüncelere kapılan ve bunu da herkese açık böyle bir platformda dile getiren başta Sevgili Büyüğüm Baki Nedim Baltacı olmak üzere tüm Adaseverler’e duyururum…”

7- Deniz Toprak: “Ağzınıza sağlık Sn. Avni Kurtuldu…”

8- Selçuk Aral: “Malesef günümüzde Kınalıada aynen bir ahtopota benzedi! Her kolunda bir iskele!…”

9- Tarık Konal: “Yavaş Şehir” olmaz, “Dingin İlçe” denilmeli!..” 

10- Avedis Hilkat: “Türk Kızılayı, Hürriyet Gazetesi’nin açtığı kampanyaya, Kızılay Adalar Şubesi vasıtasıyla 50.000 TL nakdi yardımla Türkiye genelinde 775 Kızılay şubesi arasında 1. olmuştur…”

11- Haluk Direskeneli: “Kışın Prinkipo…”

12- Tarık Konal: “Gerçekte yapılan bir satış değil, ‘orman talanını affı‘dır…”

13- New York Times, “Bu 1920’lerden kalma ev dokuz Prens Adası’ndan en büyüğü olan huzurlu Büyükada’dadır,” diye yazarak, fotoğrafına da yer verdiği yedi yatak odalı evin fiyatının 1.5 milyon dolar (2.74 milyon TL) olduğunu belirtti…

14- Perth / Avustralya’da devam eden ve Olimpiyat Oyunları ülke seçmeleri niteliğindeki Dünya Kupası yarışlarında Heybeliada Su Sporları Kulübü sporcusu Mustafa Çakır 149 sporcu arasında 73. oldu ve ülke kotasını kazandı.

15- Erkan Gürpınar: “Büyükada’da geçen kısa metraj gerilim komedi…”

16- Mustafa Güvener, ADALAR POSTASI’nı, Nino Varon söyleşili 7. İstanbul Müzik Öğretmenleri Sempozyumu etkinliğine davet etti…

17- Adalar Kültür Derneği: “Hava muhalefeti dolayısıyla zeytin ağacı dikimi 8 Ocak 2012’ye ertelendi!…”

18- Ayşegül Bayraktar: “Hatay-Nemrut-Gaziantep Gezisi’ne bekliyoruz!…”

19- Adalar Belediyesi: “Adalar Belediyesi, Büyükada San Pasifico Latin Katolik Kilisesi’nde Şeb-i Aruz etkinliği düzenledi…”

20- Adalar Kültür Derneği: “2012’ye Merhaba (Adalar Kültür Derneği Kış Yemeği)…”

21- Yüksel Özcan: “Nal Senfoni belgesel filminin ilk hali ektedir!…”

22- Güneri Civaoğlu: “Sadece adalar değil elbet…”

23- Selcan Yıldırıcı: “Yüce Tepe’ye vardık ve ben büyülendim. Nasıl bir manzaraydı bu böyle?…”

24- Işık Meriç: “Noel animation…”

25- ADALAR POSTASI: “2012’de…”

26- Roberto Calich: “Teşekkürleeer!…”

27- Hızır Yüksel: “Sizlere de şimdiden harika bir yeni yıl dilerim…”

28- Ayşe Özdem: “Sizler de rüyalarınızı yakalayın inşallah…”

29- Cevahir Karabulut: “Bu güzel iletişim yolunu sağlayan güzel insanların, yeni yılını kutlar…”

30- Yusuf Nihat Sümer: “Herzamanki zerafetinize teşekkür eder, ben de sizlere…”

31- Begüm Yavuz: “Yıllardır Rüyalarımızı paylaştık sizinle ve çok mutlu ettiniz bizi…”

32- Ugo Antonio Corinthio: “En samimi hislerimle…”

33- Önay Yılmaz: “Başarılı çalışmalarınızın 2012’de de devam etmesi dileğiyle…”

34- Buket Uzuner: “Hayal işte ama hayal etmek (Imagine) umuttur. Sizlere de iyi yıllar diliyorum!…”

35- Şükrü Abanoz: “İyi dileklerinizden dolayı teşekkür eder…”

36- Dinçer Kaya: “Yeni yılda…”

37- Apostol Danilidis: “Yılbaşı tebrikleriniz için çok çok teşekkürler. Ben de…”

38- Ebru-Cem Dilan: “Güzel bir yıl dileğiyle…”

39- Luz Cafe: “Pazar günü LUZ’da görüşmek üzere…”

)O(


_______________________________________________________1

Beş yüzden fazla münzevi kadının yaşadığı 
eski bir manastırın görkemli temelleri…

Yolun sol kolunda görülen kalıntılar Kadınlar Manastırı’na ait olsa gerektir!…
Öyleyse ADALAR POSTASI’nda bir kez daha Kadınlar Manastırı’ndan bahisle…
Hani belki günün birinde Arkeolojik kazıların başlatılması dileğiyle…
Oysa 
Ada sahillerinde ‘bilinç’ ile hâl ve vaziyet hâlen şu minvalde!
Al gözüm seyreyle!…
Hayretle!… 
)O(
From: YÜKSEL ÖZCAN 
Subject: 
Fwd: DOLDUR HA DOLDUR MÜZE BELGESELİ 
Date: December 5, 2011 12:44:13 AM GMT+02:00 
To: adalar.postasi@gmail.com
DOLDUR HA DOLDUR 
MÜZE BELGESELİ 
* * *
ADALAR POSTASI-1597 (28.4.2007)
ama… 
iki manada da… 
Bilmem kaç yılıydı bu kıyılarda Bizans’ın Karye Köyü kurulduğunda… 
Aya Nikolaos Manastırı vardı bir zamanlar leb-i deryâda… 
569 yılıydı İmparator Iustinus, az ileride Kadınlar Manastırı’nı yaptırdığında… 
1182’de ayaklanan Latinler yaktı Aya Nikola Manastırı’nı evvela… 
1204 yılında İmparator Alexis Ducas bir kule yaptırdıydı Aya Nikola Koyu’na… 
14. ve 15. yüzyıllarda korsanlar manastırı talan ettilerdi ya… 
16. yüzyılda yandı, 1509 yılında Küçük Kıyamet derken duvarlarının bir kısmı toprağa gömülünce 
adı çıktı Batık Manastır’a… 
Evliya Çelebi, Aya Nikola (Karacabey) Köyü’nde 2000 kadar Rum evi gördüğünü, halkın balıkçılık, bağcılıkla geçindiğini, çok harap olmakla beraber kilise ve manastırlarda yaşayan Rum keşişlerini ve yasayışlarını anlatmakta… 
Sonra 1829’da Rus esirler kapatıldıydı buraya… 
1894 depreminde çan kulesiyle birlikte denize yıkıldıydı da 
fırtınalı günlerde çan sesi duyulur derlerdi o karanlık sularda… 
Deniz durgun olduğunda ise görülürdü antik Karye Limanı ve manastırın kalıntıları suların altında… Her yıl 6 Aralık Aya Nikola yortusunda, 
kilisede hazırlanan şekerlemeler bereket getirsin diye atılırdı bu sulara… 
1930’lu yıllardı, Adalı bir kız denizde taş sektirdiğinde Aya Nikola Koyu’nda… 
Ada’da denize girilen en güzel koydu, hele de mehtaplı gecelerde doyum olmazdı yüzmeye burada… 1984 yılıydı Adalar Kentsel ve Doğal SİT Alanı olduğunda… 
1980’li yıllardı zaar (Şehit!) Belediye Başkanı Recep Koç antik Aya Nikola Koyu’nu doldurduğunda! 
O gün bugün beter bir görünümdedir Aya Nikola atik ‘Koyu’, cedid ‘Burnu’! 
Fotoğrafı ters çevirip sallasak bilmem tüm bu çirkinlikler dökülüp de kaybolur mu deryâda… Yoksa????????????????????????????????????????????????????????????????????????????
Âmâ ilgililer Heybeli’nin sularına 
2 kulaç dalmalıdırlar ki görmeyen gözleri bakır sülfat marifetiyle hiç değilse bundan böyle açılmalıdır!… 
Aya Nikola Kilisesi içindeki Ayia Paraskevi Ayazması’nın suyunun da 
göz hastalıklarını tedavi ettiği söylenir ayrıca… 
Sonra bir baksınlar ekteki şu fotoğraflardaki farka Allah aşkına da 
bugünden tezi yok derhal kaldırsınlar döküntülerini oradan… 

Dolguyu kaldırıp da Aya Nikola Koyu’nu açarlar mı günün birinde yine acaba? 
Ne diyelim insan hâyâl ettiği müddetçe yaşarmış bu dünyada ama… 
)O(
Çelik Gülersoy, Büyükada (Dün/Yesterday), İstanbul (1997)97. 

 Fotoğraf: Muharrem Nuri Birgi / Tiraje Dikmen Albümü’nden. 
Büyükada Aya Nikola (Koyu) Burnu 28/04/2007.


*  *  *


ADALAR POSTASI-2323/6 (9.10.2009):
http://adalar-postasi-guncel.blogspot.com/2009/10/2323.html


[…]

©Türkiye Arkeolojik Yerleşmeleri – TAY Projesi 
BÜYÜKADA KADINLAR MANASTIRI 

Türü: Manastır 
Plan Tipi: Belirsiz 
Yapım Tarihi: 573-574 
Evre: Orta Erken Araştırma 
Yöntemi: Araştırma 

Rakım:
Bölge: Marmara 
İl: İstanbul 
İlçe: Adalar 
Köy: Büyükada 
Antik Adı: Prinkipos 

Yeri: İstanbul ili, Adalar ilçesinde, Büyükada’nın Maden semtinde, Selvi Yokuşu’nun altında, sahile doğru hafif eğimli arazinin üzerinde yer alır. Kalıntılar günümüzde, Maden Mahallesi’nin doğusunda, Nakibey Yokuşu’nda, Nakibey Plajı’nın batısında, Kayıkhane’nin olduğu yerde bulunmaktadır. 

Konumu ve Çevresel Özellikleri: Bizans Dönemi’nde kadın sürgünler ve inzivaya çekilecekler için yapılmış bir yapılar topluluğu bulunmaktaydı. Kilise, yemekhane, kütüphane, gözetleme kuleleri, sarnıçlar yatakhaneler ve sahilde bir iskeleden oluşan manastır kompleksi, günümüzde hangi yapıdan olduğu anlaşılamayan bazı tonoz kalıntılarından ibarettir [Mamboury 1920a:205]. Harabelerin çoğu yol yapımı sırasında yok olmuştur. Manastır arazisi içinde bugün özel bir kayıkhane, bir ev ve plaj bulunmaktadır. 

Araştırma ve Kazı: Manastır en son 1916 yılında bölgeyi gezen E. Mamboury tarafından görece iyi bir durumdayken incelenmiştir. E. Özbayoğlu 1999 yılında bütün Prens Adaları’nı kapsayan bir yüzey araştırması başlatmıştır. 
Tanım: Mimari Evreler: Yapının ilk inşası 573-574 yıllarındadır. Daha sonra 8. yüzyılda İmparatoriçe Eirene tarafından restore edilmiş ve genişletilmiştir. Mimari Özellikler: Bugün mevcut olmayan manastırın kıyıya paralel uzanan 250 metrekarelik bir alanı kapladığı ve iki tarafa doğru kanatlar biçiminde uzanan bir yapı olduğu belirtilmektedir. Merkezde kilisenin yer aldığı, kuzey ve güney kanatlarda 70 derecelik açıyla odaların yerleştirildiği belirtilmektedir [Mamboury 1920a:205; Janin 1924:350]. Bugün manastırdan yalnızca, taş ve tuğla kullanımıyla yapılmış birkaç tonoz kalıntısı görülebilmektedir. 

Buluntular: 

Yorum: Tahribat: Yoğun yapılaşma ve yol nedeniyle manastırdan günümüze çok az kalıntı ulaşabilmiştir. Manastırın güney duvarının çok az bir kısmı günümüze ulaşmıştır. Bu duvarın üzerine bir ev inşa edilmiştir. Bu duvar yalnızca evin balkonunun altından görülmektedir. Güneydeki bu duvarın yol kesintisinden sonra doğuya doğru devam ettiği görülmektedir. Duvarların doğudaki 17 kapı numaralı evin bahçesinde devam ettiği görülmektedir [TAYEx 10.09.2008]. … 
* * *
ADALAR POSTASI (3.4.2005): Büyükada 
Petrus Gyllius (latinceden çeviri: Erendiz Özbayoğlu), İstanbul Boğazı, İstanbul (2000)245-246:
 
Fransa Kralı I. François’nın, ilkçağ uygarlığının yeşerdiği bölgelerin keşfi ve incelenmesi amacıyla doğuya gönderdiği heyetle birlikte 1544 yılında İstanbul’a gelerek 1547 yılına kadar burada kalan ve 1548 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın İran Seferi’ne katılarak 1550 yılında yeniden İstanbul’a dönen Petrus Gyllius, De Bosporo Thracio (İstanbul Boğazı) adlı eserinde Büyükada’dan şöyle bahseder: 
BÜYÜKADA 
Prinkipos Adası (Büyükada), Heybeliada’dan yaklaşık 5 stadion uzaklıktadır. Adını, genç kızlıklarını inzivaya çekilerek geçiren hükümdar kızlarının kalabalık manastırlarından alır. Georgios Kedrenos, Iustinianus’un yeğeni Iustinus’un, İstanbul’un dış mahallesi Prinkipos‘un adını alan manastır yaptırdığını söyler. 
Zonaras, Nikephoros’un, Irene’yi, bizzat onun yaptırdığı bir manastırın olduğu, Prinkipos adındaki adaya sürgüne gönderdiğini yazar, olasılıkla bu nedenle Prinkipos adını almıştır. Ada, Heybeliada’nın iki katından daha büyüktür. Yükseklik açısından daha önce sözü edilen adaları aşar ya da aynı yüksekliktedir. Kuzeydoğusunda, kıyı düzlüğüne kurulmuş, Prinkipos adını taşıyan bir köy vardır. Köyün güneydoğuya bakan kıyısında, beş yüzden fazla münzevi kadının yaşadığı eski bir manastırın görkemli temelleri görülür. 
Manastırın karşısında, Büyükada’dan biraz uzakta yer alan Anterovitos (Sedef) adında küçük bir ada vardır. Daha sonra, aynı kıyıda, Karya adlı bir köy gelir. Köyün yukarısındaki sırt, vadi yönünde daralarak, hafifçe yükselir ve vadi, iki tepeyle çevrili, adayı doğudan batıya doğru ortadan böler. Adanın güneye bakan kıyısı kayalıklarla çevrilerek berkitilmiştir ama batı kıyı daha küçük kayalarla kuşatılır. Adanın çevresi 60 stadion’u aşmaz. 
Adanın güney kıyısı yakınında Andros adını verdikleri bir ada vardır. Kuzeydoğusunda da, aşağı yukarı on mil uzaklıkta Aziz Andreas’ın adını taşıyan ada yer alır. Bu ada, manastırın bulunduğu doğuya bakan kenarı dışında her yanı yüksek ve sarp kayalarla berkitilmiştir. Adayla anakara arasında 4 stadion genişliğinde deniz yer alır. 
Adanın biraz ötesinde, Astakos (İzmit) Körfezi’ne doğru çıkıntı yapan burun, Ptolemaios’un adlandırdığı gibi, günümüze kadar Akritas adını taşıdı. Menippos, burnun Kadıköy’den olan uzaklığının 60 stadion olduğunu söylemişti. 
Sözü edilen tüm adalar karadan kopmuş gözükürler. Bu adaların dördü, yani Kınalıada, Burgazada, Heybeliada ve Büyükada, kuzeye bakan yanlarıyla bir körfez oluştururlar. Kınalıada ve Büyükada bu körfezin iki yan koluysa, Burgaz ve Heybeli körfezin iç girintisidir. Kınalıada’nın doğu yanından bakıldığında dört adanın oluşturduğu körfez görülür, adalar arasına karışan kanalların farkına varılmaz. Bu dört adayı bilmeyen bir kimse, dört tepenin aynı adada olduğunu düşünecektir; birinci tepe Kınalıada, ikinci tepe Burgazada, üçüncü tepe Heybeliada ve dördüncü tepe Büyükada’dır. Adaları anakaradan ayıran boğaz 60 stadion’dan biraz daha fazla genişliktedir. 
* * *
Erendiz Özbayoğlu, Hükümdarın Adası Büyükada (Eskiçağ ve Bizans Dönemi), İstanbul (2006)3-15, 40-41, 44-45:
KADINLAR MANASTIRI KALINTILARI 
Mamboury, 1920’de yayımlanan makalesinde (E0 200-208), Büyükada’nın Maden semtinde gördüğü terkedilmiş demir işliğini anlatır: Temeller toprakla örtülmüş, yüksek fırınların hemen tümü yıkılmıştır. Oysa yaşlılar, Maden’in faaliyete geçişini, ada sakinleri ve ziyaretçilerin, sabahtan akşama kadar yüksek bacalardan çıkan dumanın yeşil çevreyi, göğü ve doğal olarak, yürekleri kapkara bir renge boyadığını görünce nasıl “yuha” dediklerini hâlâ hatırlamaktadırlar. Çok kişi Heybeli’ye göçmüştür. Protestoların artması ya da işletmenin kârlı olmaması, “yapılan barbarlığı daha da açığa çıkarmış”, maden kapatılmıştır. Ancak, böyle bir işletme doğayı zarar vermekle kalmamış, üstünde yükseldiği Bizans kalıntılarını da yok etmiştir. Oysa, halk arasında Kamares, “kemerler; tonozlar” olarak bilinen bu Kadınlar Manastırı’nın kalıntıları 19. yüzyılın başında hâlâ ayaktaydılar. Ama, “belediyelerin herhangi bir iyileştirme çalışması Bizans zararına olmazsa olmazmış gibi, tüm modern çalışmaların barbarlıkla lekelendiği İstanbul” yanında Ada’da da “mühendisler Kamares kalıntılarının taşlarını yüksek fırın, baca ve konut yapmak üzere kullandılar, dahası, yapıların büyük bir bölümünü manastırın temelleri üstüne inşa ederek korumaları gereken yapıları ebediyen yok ettiler.”
Mamboury, bu gözlemlerinden sonra Maden’de gezinerek gördüklerini anlatır: Köprüden geçmeden önce, kıyı yönünde, soldaki patikaya sapınca demir curufu ve kullanılmamış maden filizleriyle örtülü kalıntıya benzer temellere rastlanır. Bunlar yüksek fırın kalıntılarıdır. Yürümeye devam edince bahçe içinde ahşap bir eve gelinir. Karışık malzemeden yapılmış bir çitle çevrili evin, oldukça harap durumdaki duvarları incelendikten sonra denize doğru gidildiğinde kemer biçimindeki temellere ve başka kalıntılara rastlanır; ardından taş bir eve gelenir. İşte, bu iki ev arasındaki Maden’den Aya Nikola’ya ve denize kadar olan yaklaşık 400m’lik alan, ilginç kalıntılarla doludur: Orada burada yatan sütunlar; heykel ve mermer ve silme parçaları; denizde duvar temelleri; Aya Nikola yolu üstünde bir tür geniş kule. 
Mamboury, bu kalıntıların Kadınlar Manastırı’na ait olduğunu söyler ve 1916’da ilk bakışta fark ettiği küçük kilise, hücreler ek yapılar, liman, sarnıç gibi yapı kalıntılarından yola çıkarak yaptığı incelemelerden çıkardığı sonuçları değerlendirir, ayrıntılı bir betimleme yoluna giderek manastırın planını oluşturmaya çalışır. 
Buna göre, 250m’lik bir ön yüz sözkonusudur ve plan, genelde, Bizans manastır planlarıyla örtüşmez. Çünkü, tüm manastırlarda kilise ya da küçük kilise yapıların ruhunu, yani orta noktasını oluşturur, diğer öğeler ona bağlıdır, manastırın biçimi, kare ya da dikdörtgen, ne olursa olsun, kilise merkezdedir. Buradaysa plan, kıyının kaprislerine göre eğri bir çizgi izler. Mamboury, yapılar bütününde üç bölüm ayırdeder: İki grup deniz kıyısında, birbirinin uzantasıdır; üçüncü grupsa sarnıçtan oluşur. Birinci grup, yere adını veren kamares‘li odalardır ve bunlardan sadece biri bütün halindedir. bu da, artık ara duvarı ortadan kalkmış diğer iki tonoza, şimdi kapanmış olan üç kapı aracılığıyla ulaşmaktadır. “İlk bakışta manastır kilisesinin altında olduğumuz anlaşılır,” der Mamboury, kilise, iki narteksin ardından gelen üç nefli bir bazilika biçimindeydi ve nefleri ayıran üç sütunlu iki sıra vardı. Genişlik, 4.50m’si ortadaki kemer, 3m’si aşağı kenarlar olmak üzere 13m’dir. Uzunluk ise, narteks duvarından, sunaktan önceki ayrılma noktasına kadar 14m’dir. Apsis duvarları yıkılmıştır ama biraz daha derinde yapılacak kazı planı ortaya çıkaracaktır. Şimdi saman deposu ve bahçe olarak kullanılan bu tonozlar, manastırın, erzak koymak için olan ek yapıları olmalıydılar. Mamboury’nin izlenimi, sağdaki nefe açılan çok sayıda odanın varlığı doğrultusundadır. İki narteksin de biçimleri görülebilmektedir çünkü kalıntılar yer altına ve zemin katına işaret etmektedirler. İki narteks —genişlikleri 2.50m’dir—, kilisenin kapıları olan üç kapıyla yarılmıştı ve bunlardan herbiri rahibelerin hücrelerine ulaşan koridorlara açılıyordu. 
Mamboury’ye göre, ilk yüzyıllara özgü olan bu bazilika planından başka, kimi ayrıntılar, kapıların ve ayakların dağılımı, doğudan güneye doğru 15 derecelik eğim, manastır kilisesinin varlığını doğrular. Bu bodrum katı düzeyi, denizden hemen 1m aşağıdadır. Planın göze çarpan noktası, hücrelerin, kilisenin her bir yanına, simetrik ve benzer konumlarla yerleştirilmiş olmalarıdır; kilise, herbir yana, 70m’lik bir uzunluk boyunca kanat açmış bir kuşa benzemektedir. Hücrelerin kalıntılarının şimdi görülen planı, kilisenin iki yanında 2.50 ile 4.50m arasında değişen koridorlar biçimiyle, yeraltında devam etmektedir. Mamboury’nin gözlemleri şöyledir: Hücrelerin deniz gören pencereleri yoktur, olasılıkla koridor ucundakilerle dar ve uzun servis geçitlerine bakanlar dışında. Bu varsayım, Bizans manastırlarının gizemli perdesinin bir köşesini kaldırmak anlamına da gelir: Kalıntıların durum, hücrelerin boyutları ve sayısı hakkında bilgi edinmeye yeterli olmasa da yüzeysel bir kazının toprak altında saklı tüm mimarlık ayrıntıları ortaya çıkaracağı açıktır. Manastırın kalıntılarının da, hücreleri olan uzun ve dar geçitlerle sona eren bir merkez koridoru var mıydı? Bu da açıklığa kavuşabilir. Bilinen, yaklaşık 160 metrekarelik bir bazilikanın en az 300-400 kişi alabileceğidir. Ve bu nedenle buraya haklı olarak Büyük Kadınlar Manastırı adı verilmiştir. 
Mamboury, betimlemesine devam eder: Manastır yapısıyla ikinci grup toprak altı yapıları arasında, toprakların hafif eğimle (yüzeydeki kavislerin gösterdiği gibi) bir tür vadi biçimindeki boş bir alan vardır. Herhangi bir kalıntının bulunmadığı bu yer ya bir bahçe ya da rahibelerle erkek çalışanları ayıran bir alan olmalıdır. Buna bakarak, manastırın liman ya da iskelesinin bu ikinci yapı grubunda yer aldığı anlaşılır, yani deniz kıyısının tek açık kapısı burasıdır. Kadırgaların bağlandığı ya da ulaşımın sağlandığı taraf görülebilir. Grubun ucu teras temel duvarlarıyla sona erer, etekleri denizde hâlâ farkedilmektedir. Ağır işler, kapı ve duvarların gözetimi için gerekli olan erkek çalışanlar limanda oturuyorlardı ve manastırın bir kadırgası olmalıydı, kente inip topluluğun gereksinimlerini karşılamak, yiyecek almak için. Bu adamlar olası bir soyguna, bir akına karşı da gerekliydiler. Deniz kıyısında, temelleri hâlâ görülebilen büyük bir duvar vardı ve bu tür duvarlar bir saldırıyı caydırıcı yükseklikteki yapılar boyunca yer alıyor olmalıydılar. Kuşkusuz, dişli görünümde olduklarından manastıra elde edilemez bir şato görüntüsü kazandırıyorlardı. 
Mamboury, kalıntıların üçüncü grubuna da yer verir: Grup, çapı içte 18,30m olan, kiliseden yaklaşık 120m uzaktaki silindir biçimli sarnıçtan oluşur. Sarnıç, şimdi toprakla dolmuş olsa da bir tür sahanlıkla sona eren merdivenleri iyi farkedilmektedir. Merdivenler manastıra içme suyu sağlamak amacıyla örtülmüş olmalıydı. Prinkipo içme suyundan tümüyle yoksundur. Sarnıçla kilise arasında bir kaç duvar parçası, sütunlar ve orada burada başka kalıntılar gözükür. Mezarlığın da burada yer almış olmasını söyleyen Mamboury, yapılacak kazılarla Irene’nin mezarının ya da yaşamını bu tövbe ve pişmanlık ortamında geçiren nice soylu kadının mezar stellerinin de ortaya çıkarılabileceğini anlatır. Kadınlar Manastırı 6.yy içinde Iustinus tarafından yaptırılmış, 8.yy’da da Irene tarafından onartılmıştır, Kamares de 6.yy’ın izlerini taşır. Kemer tuğlaları, kapı dikmelerinin bindirme taşına kadar düzenli olarak, ışınsal düzen yerine, 30 derecelik bir eğimle ve yatay olarak dururlar. Bu yapı biçimine tüm binalarda rastlanılır, özellikle Odalar ve Bodrum camilerinde. İlginç bir ayrıntı göze çarpar: kapı kemerlerinde 0,50 x 0,32m boyutlarındaki büyük tuğlalar Bodrum Camisi’ndeki gibidir. Mamboury, bu boyutlardaki tuğlalara başka hiçbir yerde rastlanmadığını belirtir. Manastır çalışanlarına ayrılan yapı, tuğla yataklarında 8.yy izlerini taşır. Yedi tuğlanın dördü gözükür, diğer üçüyse 5 cm derinde, tümüyle harçla kaplıdır. Yine göze çarpan ilginç bir nokta, deniz duvarlarını taşımak için kullanılan tahta bağlamalardır. Var olan yapıları yerinde incelemek zahmetine katlanmayan çoğu Bizans araştırıcısının hoşuna gitmemezlik etmeyecektir eğer Bizanslılar duvarları bağlamak için onlara büyük esneklik sağlayan tuğla kullanmışlarsa; onlar, duvar örgüsüne tahta bağlamalar da kullanırlar. Bu tahta bağlamalar, duvara düzenli biçimde hep çift yerleştirilmiş, kenarı yaklaşık 20cm olan meşe kirişlerden oluşur, hep çift halde düzenli bir biçimde duvara yerleştirilmişlerdir, öyle ki, duvar hem beş eşit parçaya ayrılmış, hem de bağlamaların gücü eşit biçimde bölüştürülmüş olur. Bununla birlikte, İstanbul surlarının kare biçimindeki kulelerinde, tahta bağlamalar, güçlerini daha da artıracak biçimde bir tuğla armatür içine sıkıştırılmışlardır. Mamboury, nitekim düz duvarlarda tahta bağlamaya hiç rastlamadığını belirtir. Sonuçta, Prinkipo’nun büyük Kadınlar Manastırı’nda iskeleye ulaşan tüm ek duvarlar bağlamalıdır ve bu da şaşırtmamalıdır çünkü şiddetli bir zorlama olasılığına karşı duvar bu şekilde güçlendirilebiliyordu. Zorlama, ister koç ister top atışı yoluyla olsun kentin kuleleri içinde geçerliydi ya da dalgalardan kaynaklanan güçlü sarsıntılar da dikkate alındığında böyle bir güçlendirme gereği açıkça ortadadır. Bu haliyle, duvar yapısı klasik Bizans üslubunda olsa da kilisenin destek duvarlarının bütünsel düzeninin en iyi şekilde gerçekleştiği söylenemez. Tuğla parçaları taş sıralarına dikey olarak sokulmuş, çağa özgü güzel yapıların katı düzeni yumuşamıştır. Sonuçta Kamares’in, büyük manastırların ender örneklerinden biri olduğu bellidir. 
Mamboury, tuğla parçalarında yapım tarihi olarak 6. indiktion (takvimde, 312 yılından başlayarak hesaplanan 15 yıllık dönemler) yazılı olduğunu gözlemler, yani 573-574 yılları sözkonusudur ve bu da II. İustinus dönemine (565-578) işaret eder. 
MANASTIRIN TARİHÇESİ 
Gerçekten, kaynaklarda İustinus’un, Ada’da bir saray ve bir manastır yaptırdığı yazılıdır: “İustinus bu yıl (569) imparator olmadan önce sahip olduğu proastenion (Lat. suburbio; dış mahalle) üzerinde Deuteron Sarayı’nı yaptırmaya başladı. İmparator, yine, proastenion’u olan Prinkipos Adası’nda, liman yakınında, başka bir (saray) yaptırdı” (Theophanes, Chronographia, PG CVIII 530); “Aynı şekilde çok büyük ve görkemli, olaganüstü güzellikteki Sophiai Sarayı’nı yaptırdı; karısından dolayı bu adı verdi. Yine, kendi proastenion’u olan Pirinkipos Adası’nda da bir saray yaptırdı” (Leon Grammaticos, Chronographia, Bonn 132); “İustinus, beşinci yılında (569) proastenion’u Pirinkipos Adası’nda bir kadınlar manastırı yaptırdı.” (Kedrenos, Historiarum Compendium, PG CXXI 745). 
Kaynaklarda, manastırın İmparatoriçe İrene tarafından yaptırıldığı doğrultusunda da bilgiler vardır: “(Nikephoros) onu (=İrene’yi) Prinkipos Adası’na bizzat kendisi (=kendisi) tarafından yaptırılan manastıra sürgüne gönderdi. (Theophanes, op cit 965); “Ama Nikephoros, öfkelenip onu derhal Prinkipos adlı adadaki kendisinin (=İrene) kurduğu manastıra sürdü. Daha sonra onun sınır tanımayan açgözlülüğünün kentin ileri gelen kişileri arasında doğurduğu rahatsızlığı görerek, İren’nin dağıttığı lütufların etkisindeki halkın harekete geçmesinden konktu. (Kedrenos, op cut 913); “İrene’nin manastır yaptırdığı Prinkipos Adası’na sürdü.” (Zonaras, Annales, PG CXXXIV 1356). Manastırın İustinus tarafından yaptırıldığı ama İrene tarafından onarılmış olabileceği savını dikkate alan Mamboury, yapılış tarihi olan 573’ten İrene’nin hüküm sürdüğü tarihe (797-802) kadar manastırın adının duyulmadığını, bir gün kazılarla ortaya çıkabilecek bir tuğlanın üstündeki tarihin konuya ışık tutacağını, yine de, İrene’nin bu manastırı yaşlı ve hasta olduğu son dönemlerinde onartmış olabileceğini söyler. Ancak, aşağıda sözünü edeceğimiz kaynak, 780 tarihine, dolayısıyla daha önceki bir tarihteki bir onarıma işaret etmektedir. 
MANASTIRIN SÜRGÜN KONUKLARI 
Daha çok inziva ve sürgün yeri olarak yararlanılan adalardaki manastırlarda olduğu gibi Prinkipos Adası’ndaki Kadınlar Manastırı da, böylece, bu amaçla gelen ya da gönderilen imparator ailesi kadınlarını ağırladı. 
Belgelenen bir ziyaret, patrikios (yedinci aşama sırasındaki yüksek görev, sonraki yüzyıllarda eunuchus, ‘hadım’larla birlikte anılır) Leon’un (IV., 775-780) kızı Megalo’yla gerçekleşir. Yaşamını dine adayacak olan genç memur Theophanes —ileride, Eikonoklastes, ‘tasvir kırıcı’ kült taraftarlarına karşı savaşım verecek, Nikaia (İznik) başpiskoposu olacaktır—, Mefalo’yla zorla evlendirilmiştir, 19 yaşındaki karısını ikna ederek onu 780 sonu ya da 781 başında Ada’daki manastıra gönderir. Megalo, manastırın kurucusu olan İrene’nin adını alır, ömrünün geri kalan bölümünü orada geçirir. (Symeon Metaphrastes, Vita S. Theophanis, PG CV 13; 21; bkz Janin EO 2, 417). Theophanes’in akrabası olan Maria’nın da, daha sonra manastıra geldiği, Theophanes’in 845’te gerçekleşen ölümü dolayısıyla aşağıda sözünü edeceğimiz, kendisi de sürgün Aziz Theodoros Stoudites’in, monazousa ‘rahibe’ şeklinde hitap ettiği iki kadına yazdığı teselli mektubundan anlaşılır. Mektupta Theophanes övülür; onun ölmediği ama ölümsüz yaşama göç ettiği, onu toprağın örtmediği ama göğün kucakladığı söylenir. O, ünlü eşinden, yakınlarından, arkadaşlarından, ailesinden ayrılmış, dünyevi makamlardan feragat etmiş, evini, kentini, yurdunu terk etmiştir ve bunları genç yaşta yapmıştır. (Epistulae, PG XCIX 1197). 
İmparatoriçe İrene’nin (780 ve 797-802) adı Ada’yla yakından ilgilidir. Tahta geçmek için, 19 Ağustos 797’de, oğlu 4. Konstantinos’un gözlerini oydurmuş, ardından torunu Euphrosyne’yi Ada’daki manastıra kapatmıştır: “Prinkipos’taki manastırda, çocukluğundan bu yana kalan Euphrosyne, İmparator Konstantinos’un kızıdır. Annesi Irene’nin, işlediği suçlar nedeniyle haklı olarak onun (=Constantinos’un) gözlerini oydurduğu söyleniyordu.” (Kedrenos, op cit 980); “Annesi tarafından kör edildiği söylenen Konstantinos’un kızı Euphrosyne, rahibeler arasında yaşıyordu.” (Zonaras, op cit Bonn 349-350). İrene de beş yıl sonra, 31 Ekim 802’de Nikephoros tarafından devrilerek önce aynı manastıra, sonra da Midilli’ye sürülür: “9 Ağustos, 11. indiktion (= 803) günü İmparatoriçe İrene, Lesbos (Midilli) Adası’nda sürgünde öldü; bedeni, Prinkipos Adası’nda yaptırdığı manastıra nakledildi.” (Theophanes, ibid); “Herkesin kendisine karşı olduğunu görüyordu. Halkın, hayırsever İrene’nin iyiliklerini hatırlayarak onu yenniden başa getirmesinden korkan Nikephoros, soğuk bir kış beklentisindeki Kasım ayında onu muhafızlarla birlikte aceleyle Lesbos’a sürdü.” (Theophanes, op cit 961); “İrene, gözetim altında tutulduğu Lesbos Adası’nda acı ve üzüntüden öldü. Bedeni, kurduğu Prinkipos Manastırı’na nakledildi. Dindar ve erdemliydi; yabancılar ve yaşlılar için bir çok imaret ve manastır yaptırmıştır, vergileri düşürmüş ve daha bir çok iyilikte bulunmuştu.” (Leon Grammaticus, op cit 204); “Nikephoros, İrene’nin yeniden başa geçmesinden korkarak onu hiç acımadan çok fırtınalı bir günde Mytilene’ye (Midilli) sürgüne gönderdi. İrene orada 9 Ağustos’ta, kahrıdan öldü.” (Kedrenos, ibid; krş Zonaras op cit Bonn 304). 
Kadınlar Manastırı’nın tanık olduğu önemli bir olay, Euphrosyne’nin, uzun yıllar sonra İmparator II. Mikhail’le (820-829) evlenmek üzere manastırdan ayrılmasıdır. Mikhail, İmparator Leon’u öldürtüp, Nikephoros’tan (802-811) bu yana on sekiz yıl kanlı kavgalara sahne olan tahta çıkmıştı. Alt sınıftan gelen ve ancak okuma yazma bilen Mikhail, eşi Thekla’nın ölümünden sonra —ondan Theophilos doğmuştur—, eski hanedanın halk üzerindeki saygınlığından yararlanmak amacıyla (Janin op cit 419), kendini dine adamış bir gelin adayıyla da olsa, böyle bir evliliği gerçekleştirme amacındadır: “(Mikhail), istemiyormuş gibi gözükerek evliliğe razı olur. Ancak, herhangi bir kadınla değil, kendini önceden İsa’Ya adamış, çocukluğundan beri Pirinkipos’taki —ada böyle adlandırılır— manastırda Tanrı’ya bağlanmış biriyle, Euphrosyne’le evlenir.” (Theophanes Continuatus, Michail Amoriensis, PG CIX 93); “(Mikhail), senatoyu ricalarıyla bir şekilde ikna ettikten sonra, kendini çok önceden İsa’ya adamış, manastır yaşamını seçmiş, çocukluğundan bu yana Prinkipos’taki manastırda kalan Euphrosyne’yle evlendi.” (Kedrenos, op cit 980); “İmparator, karısı öldükten sonra ikinci evliliğinin tepki doğuracağını düşünerek bu yönde istekte bulunmaları için kıdemli senatörlere gizlice haber gönederdi. Böyle bir kandırmacanın doğru yönü yok değildi; senatörler, kendileri bir imparator tarafından yönetilirken eşlerinin bir imparatoriçesi olmamasının uygun düşmediğini söylüyorlardı. Mikhail senatörlerin isteğini görünüşte geri çevirse de ısrar üzerine, eğer imparatoriçeleri olmasını istiyorlarsa kendisi öldüğünde çocuklarının ileride tahta geçebileceklerine ilişkin söz istedi. Senato yazılı taahhütte bulunduğunda Euphrosyne’yle evlendi.” (Zonaras, op cit 349-350).Dini engeller, Patrik Antonios’un işbirliğiyle aşılmış olsa da (Mamboury, op cit 207) 823 yılında gerçekleşen evlilik dini açıdan utanç verici bulunmuş, Theodoros Stoudites tarafından kilise yasalarına aykırı ilan edilmişti. 
Mikhail altı yıl sonra öldüğünde —çocukları olmamıştır— tahta çıkan Thekla’dan olan oğlu Theophilos, 830’da Euphrosyne’yi yeniden Ada’daki manastıra gönedirir: “Theophilos, üvey annesi Euphrosyne’yi saraydan çıkarttı ve daha önce saçlarını bıraktığı (= rahibe olduğu) manastıra dönmeye zorladı.” (Theophanes Continuatus, o cit 100); “Theophilos, saraydan çıkarttığı üvey annesini Prinkipos Adası’ndaki eski manastırına kapattı, Mikhail’in senatodan çıkartığı yemini bir işe yaramadı.” (Zonaras, op cit 1393). Buna karşılık, Euphrosyne’nin kendi isteğiyle manastıra döndüğü de söylenir: “imparator’un annesi Euphrosyne, sarayı kendi isteğiyle terk etti, Gastria adlı manastıra gitti, sakin bir yaşam sürdü” (Symeon Magister, 625 Bonn; ap Leon Grammaticos, op cit PG CVIII 1046). Araştırıcılara göre Gastria Manastırı, Samatya’da, daha sonra Sancaktar Mescidi’nin bulunduğu yerdedir. 
İki yüzyıl kadar sonra yine İmparatorluk ailesinden Zoe ve Dalassena manastıra sürülür. Zoe 1042’de, 18 Nisan gecesi Ada’nın yolunu tutar. Babası VIII. Constantinos’un evlendirdiği II. Romanos’un (1028-1034) ölümüyle IV. Mikhail’le (1034-1041) evlenen Zoe, onun da ölümüyle —kaynaklar, kocasını zehirlediğini yazarlar— veliaht yaptığı, dolayısıyla tahta geçen yeğeni V. Mikhail (Kalaphates, 1041-1042) tarafından Kadınlar manastırı’na gönederilir ancak hemen ardından soylular ve Kilise’nin desteklediği isyan üzerine geri döner, Mikhail’in gözlerine mil çektirir. Kaynaklar, bu dönem olaylarını ayrıntılarıyla anlatırlar: “(Mikhail), halkın haykırışı ve harekete geçmesinden dehşete düşüp Zoe’nin saraya getirilmesi çin haber gönderdi. Zoe, rahibe kıyafetini çıkartıp imparatorluk periblema, ‘giysi’sini giydi. Mikhail, HİPPODROMOS’a (Atmeydanı) bakan kürsüden halka konuşmaya çalıştı, Zoe’nin geri geldiğini, isteklerine uyacağını söyledi ancak herkes, kürsünün altından da taş, ok atıyordu; umutsuzluğa kapılıp Stoudion Manastırı’na gidirek rahip olmaya karar verdi.” (Kedrenos, op cit Bonn 538vd); “Halkın arasından bir ses yükseldi: ‘Biz, haçı ayaklar altına alan Kalaphates’i imparator olarak istemiyoruz, annemiz ve imparatorluğun varisi Zoe’yi isityoruz’. Başka biri ‘Kalaphates’in kemikleri kırılsın’ diye bağrıyordu. Halk ardından taş ve sopalarla eparkhos ‘vali’ye doğru ilerledi. O da kaçarak canını kurtardı… Mikhail, korkup Zoe’yi halkın huzuruna çıkardı ve Zoe manastır kıyafetini çıkartıp yeniden imparatorluk giysisiyle süslendi” (Glykas, Annales, PG CLVIII 589); “Zoe imparatorun kız kardeşi tarafından yeğeni olan Mikhail’i evlat edindi. Böylece, çok çirkin, domuza benzeyen Mikhail imparatorluk tacıyla taçlandırıldı ve büyük acıların kaynağı oldu. Zoe, koynunda yılan beslemiş, imparatorluğun anası canavara teslim edilmiştir. Zenginliği ağır bir kurşun yüküne benzetirler. Eğer kişi doğuştan ağırlığı taşıyacak kadar güçlü değilse yere düşer, ezilir. Mikhail, imparatoriçe Zoe ve Theodora’yı reddetti, saçlarını kestirip bir Ada’ya sürdü. Bu olay, denizi dibinden oynatan bir fırtına gibi ağır halk hareketlerine neden oldu.” (Manasses, Synopsis Historike ‘Breviarium Historiae Metricum’ PG 127, 449-450). Zoe, 21 Nisan-12 Haziran 1042’de, kardeşi Theodora’yla birlikte tahta çıkacak, IX. Konstantinos Monomakhos’la (1042-1055) üçüncü evliliğini yapacaktır. 
I. İsaakios Komnenos’un (1057-1059) kardeşi kouropalates (saray hizmetindeki baş yönetici, caesar ve nobilissimos’la birlikte en yüksek ünvan) İoannes Komnenos’un dul eşi olan Anna Dalassena, sekiz çocuğuyla ‘Komnenoslar’ın annesi’ olarak bilinir. İsaakios feragat ettikten sonra tahta çıkan Doukas ailesine karşı oluşu sonucu “çocuklarıyla birlikte Prinkipos’a sürgüne gitmesi emredilir.” (Nikephoros Bryennios, Historiarum Libri Bonn 50) ancak bir kaç ay sonra VII. Mikhail Doukas (1071-1078) tarafından geri çağrılır. 
Manastır 1115’te başka bir İrene’yi, I. Aleksios Komnenos’un (1081-1118) karısını konuk etti. İmparatoriçe, bu defa sürgün ya da rahibe olarak değil, Bithynia’da (Bursa, İzmit dolayı) Türklere karşı sefere çıkan, gut hastası kocasına yakın olmak amacıyla gelmişti Ada’ya: “Basilissa ‘İmparatoriçe’, autokrator (Lat. imperator’un, bassileus yanında kullanılan Yun. çevirisi,birden fazla imperator’un olduğu sonraki dönemde baş imparator anlamındadır) Lopadion’a (Ulubat) dönüşünden sonraki gelişmeleri daha kolay izleyebilmek için Prinkipos’ta kalıyordu. Aer’e (Marmara’nın güney kıyısında, kilisesi olan yer; krş Bithynie 89) gelir gelmez, karısını getirtmek için imparatorluk kadırgasını gönderdi. Bunun iki nedeni vardı: İlki, her zaman ayağındaki hastalığın nüksetmesinden korkuyordu; ikincisi, maiyetindeki düşmanları onu endişelendiriyordu” (Anna Komnene, Alexias, PG CXXXI col 1117). Ancak İrene’nin, Aleksios’un ölümüyle oğulları İoannes yerine tahta geçmek gibi başka amaçlarla kocasına yakın olmak istediği de söylenmiştir. (Janin, op cit 421).

[…]

* * *
Kadınlar Manastırı, 1.5.2011.

_______________________________________________________2


From: ENGİN DAMCI
Subject: KAÇAK MOTÖR İSKELESİ
Date: December 24, 2011 2:36:09 AM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

KAÇAK MOTÖR İSKELESİ!…

24 Aralık 2011

ADALAR POSTASI’na,

Büyükada kaçak motör iskelesi hakkında Koruma Kurulu’na yapılan müracaatın neticesi olarak iskelenin kaçak oluşu tescil edilmiş ve kaldırılması için üç ay mühlet verilmişdir. Derneğimiz sürenin bitiminden sonra da Adalar’ı yağmalayan güç ve odakları ve ortaklarına karşı hak ve hukuk mücadelesini meşru zeminlerde azimle sürdürecekdir. Kınalıada, Burgaz Adası ve Büyükada’da kaçak olarak yapılan motör iskelelerine; milletin milli ve dini hisleri sömürülerek bu kaçak iskele yapılarına şehid şühedanın, edib üdebanın isimleri konulmuştur! Sait Faik’in denizi sevdiği hikâyelerinden bilinir de… Korsanları, kaçakçıları, yağmacıları, kamu malı üzerine mafyöz usullerle çökenleri, çöktürenleri sevdiğini bilen var mı? Bu isimlerle gayrı meşru yapılarına meşruiyet kazandırma gayreti içinde olanlar, kaçak yapılarına, bandıralarının yanında şanlı bayrağımızı çekmektedirler!.. Bütün bunları kimlerin gözü önünde yapıyorlar?.. Vazifeleri kanun ve nizamı tatbikle mükellef olanların örtülü teşvikleriyle… Hem de Ziya Paşa’nın Terkibibend’inde ifade ettiği gibi “Sen herkesi kör âlemi sersem mi sanırsın?” dizesine uygun olarak. ‘Kör ve sersemlerden’ olmayanların; hak ve hukuku izzeti nefisleriyle bir sayanların; toplumun değerlerini yok sayanlarla topluma saygısızlık edenlere karşı yaptığı haklı mücadelesinin bir merhalesini oluşturan ve devam edecek olan bu çalışmamızın neticesini gösteren resmi yazışmaları Adalar kamuoyunun dikkatlerine saygıyla arz ediyoruz. 

İstanbul Adaları
Kültür ve Tabiat Varlıklarını
Koruma Derneği

* * *

İSTANBUL ADALARI
KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI
KORUMA DERNEĞİ

Sayı : 89
Konu: Kaçak iskele

Büyükada, 05 Nisan 2011

V NUMARALI KORUMA BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ’ne,

Adalar Belediyesi’nden temin edildiği bilinen ve inşaat ruhsatına ait resmi bilgileri göstermesi icab eden tabelânın insanları aldatmak üzere kaçak yapıların önüne konması kanunlarımız açısından yanlış olduğu gibi insanların yasalara olan güvenini sarsmaktadır. Bu itibarla: Büyükada Vapur İskelesi batısında, ekli resimlerde de göründüğü gibi kıyı çizgisi ve rıhtım üzerinde tevsii edilen ve kaçak salaş ve kondu konumundaki bu iskele:
1) Kurulunuzdan inşaat izni alınarak mı yapılmaktadır?
2) Kıyı ve rıhtımın tevsii ve tadilâtı için, Kurulunuz buraya bir yapı purojesi onaylamış mıdır?
3) Kaçak olarak yapıldığı aşikar olan salaş iskele inşaatının Kurul’unuzca kaçak zabtı tutularak kayıt altına alınmış mıdır?
4) Kanunlara aşina olanlarca bariz bir şekilde kaçak olduğu şüphe götürmeyen bu salaş iskele inşaatı hakkında bilhassa Koruma Bölge Kurulunuzun kanuni takibatı var mıdır?
Dört başlık altında sorduğumuz bilgilerin 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu amir hükümlerine istinaden İstanbul Adaları Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği’ne verilmesini saygılarımızla arz ve taleb ederiz.

Arif Çağlar (Başkan)

Ek: 3 adet foğraf

Adres: 
İSTANBUL ADALARI KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA DERNEĞİ 
Güzeller  Sokağı No. 30 Büyükada – İstanbul
e-posta: adalarkoruma@adalarkoruma.org 
elektronik ağ: http://www.adalarkoruma.org 


* * *

_______________________________________________________3

From: DENİZ TOPRAK 
Subject: Sadece Soruyorum 
Date: December 21, 2011 11:28:35 AM GMT+02:00 
To: adalar.postasi@gmail.com 
Sadece Soruyorum…
Haber Hakkı isimli gazetedeki Adakule ile ilgili habere http://www.haberhakki.com/genel/buyukadada-ada-kuleyi-yikmak-icin-dozerler-ayayorgide.html yazdığım yorumlardan bazıları önce yayımlanıp ertesi gün ne yazık ki sildirilmiş! 
Oysaki geçmişte birçok gazetelerde çıkmış olan yine Adakule ile ilgili bu haberleri de ekleyerek yorum yapmıştım. 
Adakule’ye yapılan her eleştiriye Orman İŞLETME Şefliği’nin, BELEDİYE uygulamalarıyla cevap veriyor olması anlaşılır gibi değil. Belediye’nin asla ve asla desteklemeyeceğim, destekleyenin de karşısına dikileceğim başta LİDO ve SEFEROĞLU gibi son derece rahatsız edici bu uygulamalarının arkasına gizlenmek niye? Belediye yanlış yapıyor, ben de âlâsını yaparım demek değil mi bu? Adam ormanın ortasına gecekondu dikerse, sonra da “sen git önce Lido’yu yık,” derse susacak mıyız, kabul edecek miyiz? Adalar’da yapılan ya da yapılacak olan YANGIN GÖZETLEME KULESİ’nin gerekliliğine, hatta zaruri bir ihtiyaç olduğuna, lüzum halinde çoğalmasına asla ve asla karşı değilim, yangın gözetleme kulesine karşı olmam da mantıksız zaten. 
Benim karşı durduğum, ‘YANGIN GÖZETLEME KULESİ’ adı altında, devletin parası ve devletin yetkisi kullanılarak amacın çok ama çok dışında keyfi fonksiyonlar ilave edilmiş olması. Şimdi bu kuleyi kullanma yetkisi olan kişiler eşiyle dostuyla burada konaklasa, belki de ileride burayı ihale yoluyla işletmeye açsa rahatsız olmayacak mıyız? Beni rahatsız eden, kaygılandıran konu da bu… Her kim olursa olsun, hangi görev kisvesinin altına sinsice gizlenerek rant peşinde utanmaksızın arlanmaksızın koşsun ama karşılarında da birileri olsun. Olsun tabii ki de, söylenenleri, yapılanları, yapılmaya devam edilenleri unutmayarak, hep gündemde tutarak, hep utanmazların yüzlerine çarparak olsun. Rant peşinde koşan kurnazların oyununa gelmeden, her yeni oyunlarında eski oyunlarını hafızamızdan silmeden, sildirmeden olsun. Kimin tarafında göründüğüne bakmadan, düşmanımın düşmanı demeden lakin asla ve asla kimsenin hakkını yemeden yazıyoruz, gördüklerimizi bildiklerimizi. Rant peşinde koşanlar yüzsüz de olsalar, utanmanın, arlanmanın kırıntısı kaldıysa şayet içlerinde utandırmaya çalışıyoruz. Onlar Adalarımızın kanını emmeden, geleceğimizi yok etme pahasına ceplerini şişirmeden biz çomak soksak o kirli tekere. Onlar yarın gidecek, Adalar bizim. Ne kadar kurtarsak kâr!
Şimdi sadece soruyorum; 
Bu yapılanların yangın gözetlemesine faydası nedir, kim için yapıldı, kim kullanıyor bunları? 
[…] ‘Adakule’ adı verilen 5 katlı yangın gözetleme ve seyir kulesi, neredeyse beş yıldızlı otel gibi. Burada yok yok. Duşakabinli iki konaklama katı, iki toplantı katı, piknik alanı ve helikopter pisti bulunan kulenin en üst katı ise yangın gözetleme yeri olarak hizmet veriyor. 
[…] 
TOPLANTI İÇİN KİRAYA VERİLEBİLİR 
Adalar Orman İşletme Şefi Yüksel Özcan, Adakule’nin herkese açık olduğunu, toplantı ve etkinlikler için kiralanabileceğini anlatıyor: “Biz burada zaman zaman toplantılar ve etkinlikler gerçekleştiriyoruz. Ama isteyen kişi ve kuruluşlara da burada toplantı ve etkinliklerini yapabilmeleri için kiralıyoruz. Burada daha başka çevre düzenlemeleri yapmayı planlıyoruz. Örneğin yeraltına bir kuyu açtık. Bir şelale yapacağız. Burayı daha ilginç ve daha çekici bir hale getireceğiz.” […] 
 […]  Helikopteri olan zenginler Adakule’ye yürümeden rahatlıkla varabilsin diye… Dizilere, düğün, nişan gibi organizasyonlara kiralanması planlanan Adakule’nin şimdilik pek talibi çıkmamış. Oysa dileyen Orman Genel Müdürlüğü’nden izin alıp istediği her türlü organizasyonu düzenleyebiliyormuş.  […]  
[…]  Adalar Belediyesi yetkilileri, kulenin SİT alanı içinde bulunduğunu, böyle bir inşaat yapma izni bulunmadığını belirterek, “Kimsenin bilgisi olmadan ve izin alınmadan bu kuleyi inşa etmişler. Üstelik burası sözüm ona yangın kulesi. Her türlü etkinlik için kiralanabiliyor. Yani, burayı rant amaçlı kullanıyorlar. O nedenle tamamıyla yasa dışı olan bir yer” dedi. […] 

* * *
BÜYÜKADA’YA KARTAL İSKELESİ 
Kartal Belediyesi, Büyükada’da iskele çalışması için kazık çaktı. Adalar Belediye Başkanı Farsakoğlu bu duruma sert tepki verdi. CHP’li Kartal Belediyesi, Büyükada’da Orman Bakanlığı’ndan 29 yıllığına kiraladığı arazide yaptığı inşa çalışmaları yüzünden CHP’li Adalar Belediyesi’yle karşı karşıya geldi. Kartal Belediyesi, izin almadan kiraladığı araziye iş makinaları sokup iskele kurmak için kazık çakmaya başladı. Adalar Belediye Başkanı Mustafa Farsakoğlu ise, “Bu uygulama yanlış” dedi. Orman Bakanlığı’nın 282 bin TL yıllık muhammen bedelle ihaleye çıkardığı Büyükada Orman Kampı Plaj Tesisleri’ni 1 milyon 331 bin TL ile Kartal Belediyesi almış, diğer firma 476 bin TL ile ikinci en yüksek teklifi vermişti. Arada 3 kat fark olması tartışma yaratmıştı. “İhtiyaç var,” demişti Kartal Belediyesi’nin daha önceki yönetimden 70 milyon TL’yi bulan borç devralmış olmasına rağmen, böylesi pahalı bir yatırıma girişmesi rakipleri tarafından eleştirilmişti. Belediye Başkanı Altınok Öz, “Hafta sonu Kartal’dan Adalar’a 17 bin kişi gidiyor. İhtiyaç var,” demişti. 
İş makineleri sahilde 
Plaj, havuz, otel ve mesire yeri bulunan araziyi teslim alan Kartal Belediyesi alanı düzenlemek için çalışmalara başladı. İskele yapılması için denize kazıklar çakıldı. Adalar Belediye Başkanı Farsakoğlu, “Kartal Belediyesi’ni uyardık, şimdi bunu düzeltiyorlar. Kazıkları çıkartıyorlar,” dedi. Kartal Belediye Başkan Yardımcısı Aziz Bayar ise, “Burada 83 kazık vardı. Biz unu 112’ye tamamladık. İlave bir şey yapmadık,” diye konuştu. 
Kartallılara özel 
Alınan bilgiye göre; ‘Kartal Belediyesi Büyükada Sosyal Tesisi’ olarak işletilecek 44 bin metrekarelik alandan sadece Kartallılar yararlanacak. Özellikle sabit ve dar gelirlilere hizmet için düşünülen alana ulaşım motorlarla sağlanacak. Ücrete, Kartal-Büyükada Orman Kampı Plaj Tesisleri arasındaki motor seferleri de dahil olacak. 

_______________________________________________________4


_______________________________________________________5

From: HİKMET ELİZ
Subject: Hikmet Eliz yeni bir mesaj gönderdi!
Date: December 19, 2011 10:09:28 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com
KİME AİT?

Yazımın başlığı “ BU AYIP, hangi belediyeye ait” olmalıydı. 2009 Yerel Seçimleri’nde, İlçe Belediye Başkanlığı seçimini kazanan CHP adayı Sn. Farsakoğlu’nun göreve geldiği günden itibaren, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’yla karşılıklı başlatılan “ÖN GÖRÜNÜM”, “ANA ARTER”, “CADDE”, “MEYDAN” size ait, bize ait, çekişmelerinden zararlı çıkan tarafın ilçe halkımız olduğu gerçeğini, her seferinde görüyor ve yaşıyoruz.
Çoğu kez her iki belediyemizin ticari rant konularında “Al gülüm,ver gülüm” paslaşmalarına da ilçe halkı olarak şahit oluyoruz.
Büyükada vapur iskelesinin çıkışının sağ tarafında sahil şeridinde iki aydır lodos fırtınasının yıktığı, güvenlik parmaklıklarını taşıyan, beton parçasının bulunduğu alan, basit bir önlem olarak çekilen  plastik bir bantla kapatılmış.
Bu alanda yaşanabilenecek bir facianın önceden önlenmesi amacıyla bu ayıbın bir an önce giderilmesi için gerekli onarımın yapılması konusunda, Adalar Belediye Başkanlığı ile Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın, yetkisiz yetkililerini göreve davet ediyorum.
Bu görüntü ayıbının,yaptırım gücünü her konuda elinde bulunduran iktidar partisi AKP’nin ilçe binasının tam önünde bulunması,iktidar partisinin ilçemizdeki olumsuzluklara karşı duyarsız kaldığı şeklinde algılanmalıdır.

Hikmet ELİZ

_______________________________________________________6

From: ULUÇ YURTDURU 

Subject: Plan görüşmeleri 
Date: December 20, 2011 10:09:51 PM GMT+02:00 
To: adalar.postasi.1@gmail.com 
Plan görüşmeleri…

ADALAR POSTASI-2630/3 (16.12.2011)‘de 
Sayın Baki Nedim Baltacı imzasıyla yayımlanan Adalar İlçesi Nazım İmar Planları hakkında yapılan toplantıda şahsımın kendilerini çok şaşırtan bir soru sorduğunu ve ‘rant amaçlı’ bu soruyla ilgili CHP eski ilçe başkanı ve aynı zamanda mimar olmam sebepiyle kuşkuya kapıldığını söylemektedir. Yapılan toplantının eğer mümkünse CD’sini izlerse benim öyle bir konuya değil farklı bir konuya değindiğimi daha iyi anlayacaktır. Toplantıda plan bilgilerini veren Adalar Belediyesi yetkilisi Sayın Sumru Süslü ticaret+konut bölgelerinde toplam inşaat alanının 200m2’yi geçmeyeceğini beyan edince bunun şimdiye kadar uygulanan yapılara uygun olmadığını, uygulamaya ters olduğunu söyledim, fakat daha sonra Sumru Hanım konuyu düzelterek ticaret+konut bölgelerinde toplam alanın değil taban alanının 200’m2’yi geçemeyeceğini belirtti. Bu konuyu bana sormadan buradan hareketle şahsım adına bu tür ‘rant amaçlı’ düşüncelere kapılan ve bunu da herkese açık böyle bir platformda dile getiren başta Sevgili Büyüğüm Baki Nedim Baltacı olmak üzere tüm Adaseverler’e duyururum. 
Selam ve sevgilerimle, 
Mimar Uluç Yurtduru
_______________________________________________________7
From: DENİZ TOPRAK
Subject: NE KADAR KURTARSAK KÂR…
Date: December 16, 2011 7:04:12 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com
NE KADAR KURTARSAK KÂR… 
Ağzınıza sağlık Sn. Avni KURTULDU…
ADALAR POSTASI-2630/1 (16.12.2011):
[…] Yavaş Şehir sembolü salyangozu hak edebilmek için içimizdeki rantiyeci sülüklerden ‘yavaş yavaş’ kurtulmamız lâzım. Yoksa hızlı hızlı mı? Ya, toprağı ağaç, çiçek ve böcek için ana kucağı gibi gören Salyangoz Adası olacağız, ya da Adalarımızı rantiyeci sülüklere teslim edeceğiz!…
Avni KURTULDU
Her kim olursa olsun, hangi görev kisvesinin altına sinsice gizlenerek rant peşinde utanmaksızın, arlanmaksızın koşsun, ama karşılarında da birileri olsun. Olsun tabiki de, söylenenleri, yapılanları, yapılmaya devam edilenleri unutmayarak, hep gündemde tutarak, hep utanmazların yüzlerine çarparak olsun. Rant peşinde koşan kurnazların oyununa gelmeden, her yeni oyunlarında eski oyunlarını hafızamızdan silmeden, sildirmeden olsun. Kimin tarafında göründüğüne bakmadan, düşmanımın düşmanı demeden, lakin asla ve asla kimsenin hakkını yemeden yazsak gördüklerimizi bildiklerimizi.
Yazıyoruz elbette ama çok yazsak, çoğumuz yazsak. Sülük de olsa, utanmanın, arlanmanın kırıntısı kaldıysa içlerinde utandırmaya çalışsak. Onlar Adalarımızın kanını emmeden, geleceğimizi yok etme pahasına ceplerini şişirmeden biz çomak soksak o kirli tekere. Ne kadar kurtarsak kâr!…
Deniz Toprak

_______________________________________________________8


From: SELÇUK ARAL

Subject: Selcuk Aral senin bağlantına yorum yaptı.
Date: December 20, 2011 10:42:02 AM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com
Merhaba ADALAR POSTASI, 
Selçuk Aral senin bağlantına yorum yaptı. 
“Malesef günümüzde Kınalıada aynen bir ahtopota benzedi!
Her kolunda bir iskele!..” 

_______________________________________________________9


From: TARIK KONAL 
Subject: “YAVAŞ ŞEHİR” OLMAZ, “DİNGİN İLÇE” DENİLMELİ. 
Date: December 16, 2011 9:38:45 PM GMT+02:00 
To: adalar.postasi@gmail.com


“YAVAŞ ŞEHİR” 
OLMAZ, 
“DİNGİN İLÇE” 
DENİLMELİ!…


16 Aralık 2011

Saygın Arkadaşlarım, 
“Slowcity” ya da “Yavaş Şehir” değil, “Dinginkent” ya da “Sakinkent”-“Sakin ilçe” denmeli. Şehircilik uzmanları, bir yerleşim yerinde yerleşik nüfus 50 binden azsa ve motorlu araç sayısı kısıtlıysa, gürültü kirliliği benzeri olumsuzluklar da yoksa buradaki yaşamı “slowcity” biçiminde tanımlıyorlar. Düşünmeden ve ivecen davranarak Türkçeleştirmişiz bu tanımı ve “yavaş şehir” demişiz. “Yavaş” ve “hızlı” birer fizik terimidir. Bu terimler “bir cismin birim zamanda aldığı yol” için kullanılır. Bir yerleşim yeri hareket etmiyor ki “yavaş” ya da “hızlı” olsun. Üstelik “slow” yalnızca “yavaş” değil “durgun” anlamına da gelir. “Bu yerleşim yerinde ‘sakin’ bir yaşam sürdürebilirsiniz” demek isteniyorsa eğer, bunu anlatmak zor olmasa gerek… Güzel dilimiz Türkçemizdeki “dingin” sözcüğü, bu tanımı daha anlamlı kılmıyor mu? “Sakin kent”, “Dingin kent” ya da “Dingin ilçe” denmeli. Yerel yönetimler güzel dilimizTürkçemiz konusunda duyarlı olmayabilirler; ancak İstanbul’un bu doyumolmaz güzellikteki adalarının gerçek sahibi olan Adalıların güzel ve sakin ilçelerine “yavaş” dedirtmeyeceklerini düşünüyorum. Erinç ve gönenç içinde olmanızı dilerim. 

Tarık KONAL

_______________________________________________________10

From: AVEDİS HİLKAT
Subject: FW: TÜRK KIZILAYI ADALAR ŞB. BAŞARISI
Date: December 20, 2011 11:33:07 AM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com
TÜRK KIZILAYI 
ADALAR ŞUBESİ 
BAŞARISI
TÜRK KIZILAYI ADALAR ŞUBESİ
VAN DEPREMİNDE
ŞUBELER ARASINDA
EN BÜYÜK BAĞIŞI TOPLADI…
Türkiye genelinde 775 şubesiyle yurtta ve dünyada, savaşta ve barışta, afet, deprem, felaketlerde, insanlığa sıcak dost elini uzatan, dil, din, ırk farkı gözetmeksizin merhamet ve insani yardım ilkesiyle 144 yıldır hizmet eden bir kurum olarak geçtiğimiz günlerde merkez Van ve ilçelerinde meydana gelen deprem felaketinde de depremzedelerin yardımına ilk koşan ve insani yardımları ulaştıran Türk Kızılayı, Hürriyet Gazetesi’nin açtığı kampanyaya, Kızılay Adalar Şubesi vasıtasıyla 50.000 TL nakdi yardımla Türkiye genelinde 775 Kızılay şubesi arasında 1. olmuştur. 
Hürriyet Gazetesi yetkililerince Türk Kızılayı Adalar Şb. Başkanı Ö. Faruk Berksan’a verilen bilgi doğrultusunda teşekkür edilmiştir. 
TÜRK KIZILAYI 
ADALAR ŞUBESİ 
YÖNETİM KURULU adına        
AVEDİS HİLKAT

_______________________________________________________11

From: HALUK DİRESKENELİ
Subject: Kisin Prinkipo
Date: December 17, 2011 12:04:30 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com
Kışın Prinkipo
Değerli okurlar, 
Arkadaşlarım soruyorlar; Cumartesi-Pazar tüm gün boş zamanımız var, ne tavsiye edersin, ne yapalım, Prinkipo nasıl, gelinir mi? Gelinirse ne yapılır? Anlatıyorum… Sabah eğer hava açık ise Meteoroloji “güzel bir gün,” diyorsa; Kabataş’tan deniz otobüsüne veya şehirhatları vapuruna binin veya Bostancı’dan yine MaviMarmara… Kendinizi Prinkipo adasına atın! Saat meydanına çıkın, Çarşı’yı boydan boya gezin, açık lokantalara bakın, Konak hep açık. Sonra dilerseniz günlük bisiklet kiralayın, 10 TL veya faytona binin. Küçüktur, Lunapark, Birlik Meydanı’na keyifli bir yolculuk yapın 50 TL. AyaYorgi Tepesi’ne yürüyerek çıkın, Manastır’da dua edin. Yandaki Yücetepe bahçesine bakın, yemek servisi var mı? Varsa şiş, salata, kırmız şarap yaklaşık 50 TL adam başı, sonra yürüyerek inin. Maden tarafından iskeleye dönün, etrafta gezin dolaşın. Akşam vapuruyla dönün. İsterseniz faytonla Büyük Tur yaparsınız. 70 TL! 
İyi haftasonları…
Selam ve sevgiler,
Prinkipolu Sisyphus

_______________________________________________________12


From: TARIK KONAL
Subject: “2b” KONULU YAZIM OKUNAMAMIŞSA EĞER…”
Date: December 24, 2011 11:11:16 PM GMT+02:00

24 Aralık 2011

Saygın Arkadaşlarım, 
22 Aralık 2011 günü Hürriyet’te Yalçın Bayer Beyefendi’nin köşesinde yayımlanan yazımı, tarayıp, arkadaşlarıma göndermiştim. Kimi arkadaşlarımın bilgisayarında taranmış yazı açılmamış ve okunamamış. Ekte .doc belge biçiminde yeniden gönderiyorum. Aşağıda da açık biçimde yazılmışı var. 

Erinç içinde kalın…

Tarık KONAL

* * *

“2b” 
BİR SATIŞ DEĞİL 
ORMAN TALANININ 
AFFIDIR!…

AKP hükümeti, kamuoyunda “2b” olarak bilinen ve “orman sınırları içinde bulunan ve gerçekte orman olan” alanların satılması”na olanak sağlayan yasayı kabul edecek. Gerçekte yapılan bir satış değil, “orman talanını affı”dır. 
Devlet, özenle koruması ve geliştirmesi gereken ve tüm ulusun ortak malı olan ormanlarını, aslında “af kapsamına bile alınamayacak bir yağma suçu işlemiş suçlulara” (üstelik onları “işgalci” olarak tanımlayarak, onları suçsuz ve haklıymış gibi göstererek) satıyor. 
Bu bir “anayasa suçudur” ve sorumlularının Yüce Divan’da yargılanmalarını gerektirir. 
Bu bir ilk değil! 
Ülkemizde orman yağmacılığına göz yumma ya da bunu olanaklı kılma ve özendirme, çok partili siyasal yaşama geçiş ile başlamıştı ve sürmektedir. Doğasevmez, yurtsevmez politikacıların, iktidar olabilme yolunda halkın desteğini sağlamanın bir aracı ve oy’a dönüşebilecek “bir mal” olarak gördükleri “orman varlığımız”a karşı işledikleri ihaneti özetleyebiliriz: 
1950 yılından günümüze, yurtsevmez politikacıların “yasal düzenleme” adı altında (tam 25 kez) çıkardıkları “örtülü af”larla, orman alanlarımızın % 56’sı (24 milyon hektarı) yitirilmiştir. Bu yitik, yangınlarla kaybedilen orman alanının 2 katından fazladır. 
1950 yılında, ülke alanımızın yaklaşık % 60’ını kaplayan ve 45 milyon hektar olan orman varlığımız, bu tür (yağma af’fı çıkarıcı) politikacıların çabalarıyla (!) günümüzde 21 milyon hektara düşmüştür. 
Ülkemiz, ormanlarını hızla yitiren ülkeler sıralamasında -ne yazık ki- dünya 2. sidir. 
Ulusun öz malını bir mirasyedi savurganlığıyla harcamayı kendilerine kazanılmış bir hak olarak gören, doğasevmez ve yurtsevmez politikacıların, bu yağma affı girişimine karşı çıkmak, ulusal bir görevdir. 
Dünya ölçütlerinin çok altına düşmüş olan orman varlığımızın bütünlüğünün bir kez daha yağmaya açılması, doğa yıkımlarına çağrı anlamındadır. Yitip giden yalnızca ormanlar değil, yurdun toprağı ve geleceğidir. 



Kaygılarımla,

Tarık KONAL
Yük. Orman Mühendisi

_______________________________________________________13 

Hürriyet, 17.12.2011

http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/19480735.asp

1.5 milyon dolara huzurlu ev

Büyükada’daki görkemli ev yabancı basının dikkatini çekti. New York Times gazetesi, 1920’lerden kalma 1.5 milyon dolar değerindeki yedi yatak odalı evin “huzurlu” Büyükada’da olduğunu belirtirken, İstanbul’un son zamanlarda Orta Doğu ülkelerinden çok sayıda alıcı çektiğini kaydetti. 
New York Times, “Bu 1920’lerden kalma ev dokuz Prens Adası’ndan en büyüğü olan huzurlu Büyükada’dadır,” diye yazarak, fotoğrafına da yer verdiği yedi yatak odalı evin fiyatının 1.5 milyon dolar (2.74 milyon TL) olduğunu belirtti. Gazete, katlarının çoğu ahşap olan evin girişinde büyük bir koridor, yemek odası, oturma odası, mutfak, ikinci katında ise altı yatak odası olduğuna dikkat çekti. 
New York’un objektifinden Büyükada 
Teknik olarak İstanbul’un bir ilçesi olan Büyükada’da zamanın donduğunun hissedildiği belirtilen haberde, pazarda yüksek katlı lüks apartmanların çok olduğuna ancak tarihi binalar arasında yenilenenleri bulmanın daha zor olduğuna işaret edilerek, İstanbul’da modern alanlarda eski bir bina isteyenlerin çoğunun binaları kendilerinin yenilediği belirtildi.

ORTADOĞU’DAN ÇOK TALEP VAR

İstanbul dışında gelişen yerlerde satılık daha az pahalı mülklerin de olduğu ifade edilen haberde, İstanbul’un son zamanlarda Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün, İran, Katar, Irak, Mısır, Bahreyn ve Suudi Arabistan gibi Orta Doğu ülkelerinden çok sayıda alıcı çektiği vurgulandı. Ayrıca, Büyükada’daki birçok evin sahibinin Türk olduğu, mülk almak isteyenlerin ise Yunanistan, Almanya, Fransa, ABD ve İngiltere’den geldiği belirtilerek, İstanbul’da yabancıların mülk almalarına kendi ülkelerinde Türk vatandaşlarına mülk alma izni verildiği sürece izin verildiğine dikkat çekildi.

_______________________________________________________14

Hürriyet, 17.12.2011
Perth-DHA

http://www.hurriyet.com.tr/spor/yelken/19489716.asp

Londra’ya bir vize daha

Perth / Avustralya’da devam eden ve Olimpiyat Oyunları ülke seçmeleri niteliğindeki Dünya Kupası yarışlarında Heybeliada Su Sporları Kulübü sporcusu Mustafa Çakır 149 sporcu arasında 73. oldu ve ülke kotasını kazandı. 
 2012 yılında Londra’da gerçeklesecek Olimpiyat Oyunları’na yelken branşında Laser (Erkek-Bayan), 470 (Erkek), ve Finn sınıflarında katılımı hedefleyen Türkiye Yelken Federasyonu’nda, Olimpiyat kotası alacak sınıflarımızdan 2.cisi belirlendi. Olimpiyatlara katılım için %75 ülke kotası 2011 Dünya Sampiyonalarında, geri kalan %25 ise 2012 Dünya Sampiyonalarında kazanılacak. Laser Radial sınıfında 29 ülke olan Olimpiyat Kotası, Laser Standart’ta 35, Finn’de 18, 470’te 19 ülke. 
Bu bağlamda şu anda Avustralya’nın Perth şehrinde devam eden ISAF 2011 Dünya Yelken Şampiyonası’nda ülkemizi temsil eden sporcularımız arasından 2012 Londra Olimpiyat Oyunları’nda ülkemizin yelkende 2. kotası Laser Standart sınıfında alındı. Heybeliada Susporları Kulübü sporcusu Mustafa Çakır 149 sporcu arasında 73. oldu ve ülke kotasını kazandı. Ev sahibi ülke haricinde 35 ülkenin kota alacağı şampiyonada, altın gurupta 24 ülke, gümüşten ise 11 ülke kotayı alabilecekti, Türkiye bu durumda 34. ülke olarak kotayı elde etmiş oldu. 

_______________________________________________________15


From: ERKAN GÜRPINAR 
Subject: [60′ ların Büyükadasında yaşamış şanslılar] “ADADA DEHŞET” Büyükada da geçen kısa metraj… 
Date: December 18, 2011 7:15:44 PM GMT+02:00 
To: 60′ ların Büyükadasında yaşamış şanslılar


Erkan Gürpınar, 18.12.2011 19:15 

http://www.youtube.com/watch?v=0qS0QLewpeY&feature=share&mid=5581

Adada Dehşet – Terror On The Island

Büyükada da geçen kısa metraj gerilim komedi…
Oyuncular: Tolga Gürpınar ve arkadaşları Onur, Özgür…
Kamera: Diren…
Yıl 2006.

_______________________________________________________16


From: MUSTAFA GÜVENER
Subject: Mustafa Guvener seni “Nino VARON Söyleşili 7. İstanbul Müzik Öğretmenleri Sempozyumu” etkinliğine da…
Date: December 20, 2011 8:22:53 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Nino VARON Söyleşili 
7. İstanbul Müzik Öğretmenleri Sempozyumu

Mustafa Güvener, ADALAR POSTASI’nı, Nino VARON söyleşili 7. İstanbul Müzik Öğretmenleri Sempozyumu etkinliğine davet etti.

Nino VARON Söyleşili 7. İstanbul Müzik Öğretmenleri Sempozyumu
27 Aralık Salı, 10:00
Yer: Kadıköy Halk Eğitimi Merkezi ve Akşam Sanat Okulu Bahariye Cad. No. 39 Adliye Yanı Kadıköy, 34713 İstanbul, Turkey

_______________________________________________________17

From: ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ
Subject: [adalarkulturdernegi] HAVA MUHALEFETİ DOLAYISIYLA ZEYTİN AĞACI DİKİMİ 8 OCAK 2012 YE ERTELENDİ
Date: December 23, 2011 5:01:08 PM GMT+02:00
To: adalarkulturdernegiuye@yahoogroups.com 
25 ARALIK PAZAR GÜNÜ 
YAPILACAK OLAN 
 ZEYTİN AĞACI DİKİMİ,
8 OCAK 2012’YE ERTELENMİŞTİR! 
8 Ocak 2012 saat 12:30 da dernek binasından hareketle Aya Nikola bölgesinde dikim yapılacaktır. Görüşmek dileğiyle…
Adalar Kültür Derneği Yönetim Kurulu
_______________________________________________________18
From: AYŞEGÜL BAYRAKTAR
Subject: [adalarkulturdernegi] Fwd: Gezi ön afişi
Date: December 22, 2011 11:04:06 AM GMT+02:00
To: adalarkulturdernegi@yahoogroups.com

_______________________________________________________19


Adalar Belediyesi, 17.12.2011 


http://www.adalar.bel.tr/haberler/hbr216.asp 


DİNLER ARASI 
HOŞGÖRÜ VE DOSTLUĞUN 
SİMGESİ OLAN ADALAR’DA 
KİLİSEDE ŞEB-İ ARUZ 

Adalar Belediyesi, Büyükada San Pasifico Latin Katolik Kilisesi’nde Şeb-i Aruz etkinliği düzenledi. 
Mevlana’nın 804. Vuslat Yıl Dönümü etkinlikleri kapsamında, Revnak Kadın Tasavvuf Müziği Topluluğu, semazenler eşliğinde konser verdi.

 Adalar Belediyesi tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen etkinlik,17 Aralık günü Büyükada San Pasifico Latin Katolik Kilisesi’nde yapıldı. Törene Adalar Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu ve çok sayıda vatandaş katıldı. 

Açılış konuşmasına Mevlana’nın “Gel, ne olursan ol yine gel, İster kâfir, ister Mecusi, ister puta tapan ol yine gel, bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel” dizeleriyle, başlayan Başkan Farsakoğlu; “Yüzlerce yıl sonra bu dostluğun devam ettiğini burada görmekteyiz. O halde bırakalım kim neye inanıyorsa inansın, hangi tarafta olursa olsun, bu doğru sesi hisseden herkes hissettiğince yaklaşsın hakikate ve kendine hissesine düştüğünce alsın mesajını. Bırakınız yollarımız farklı olsun, kelimelerimiz benzemesin birbirine; sorun değil. Bütün yolların sonu aynı yere varmıyor mu? Sonunda aşkla, aşkta gerçeğin ve hikmetin sahibinde buluşmak varsa, bütün yollar ona çıkıyorsa, varsın farklı şarkılar söyleyelim. Aynılığın sıradanlığında boğulmaktansa, varsın biz ayrı yollardan geçelim. Bırakalım beslesin bizi farklılıklarımız,” dedi. 

Başkan Farsakoğlu’nun konuşmasının ardından, söz alan Mevlana Eğitim ve Kültür Derneği (MEKDER) Başkanı Abdülhamit Çakmut, böyle bir etkinliği kilisede organize ettikleri için Adalar Belediyesi yetkililerine ve çalışanlarına teşekkür ettiğini belirtti. Altı enstrümanla sahne alan Revnak Kadın Tasavvuf Müziği Topluluğu, programa ilahilerle başladı. Programın ikinci bölümünde Revnak Kadın Tasavvuf Müziği Topluluğu, semazenler Şerif Özden ve Seyit Ahmet Gümüş’ün sema gösterisi eşliğinde konuklara tasavvuf müziğinden örnekler sundu. 


Etkinlik, Belediye Başkanı Farsakoğlu’nun Revnak Kadın Tasavvuf Müziği Topluluğu üyelerine ve semazenlere kırmızı karanfiller takdim etmesi ile son buldu.

_______________________________________________________20

From: ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ
Subject: [adalarkulturdernegi] 2012’ye MERHABA (ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ KIŞ YEMEĞİ)
Date: December 22, 2011 11:12:26 AM GMT+02:00
To: adalarkulturdernegiuye@yahoogroups.com

2012’ye MERHABA 
(ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ KIŞ YEMEĞİ) 

_______________________________________________________21


From: YÜKSEL ÖZCAN 
Subject: Fwd: nal senfoni belgesel filmi ilk hali ektedir 
Date: December 21, 2011 3:23:19 PM GMT+02:00 
Cc: adalarpostasi@gmail.com

nal 
senfoni…




_______________________________________________________22

POSTMEDYA, 22.12.2011
Güneri Civaoğlu

http://www.f5haber.com/postmedya/ilk-sevgilim-rum-du-haberi-2642032

İlk Sevgilim Rum’du..

Güneri Cıvaoğlu ilk sevgilisini yazdı…
MARULA ilk sevgilimin adıydı. Küçüksu’da yazlıktaydık. Yanımızdaki evin bahçesinde gördüğüm an kalbim Harley Davidson motosiklet temposunda gümbür gümbür çarpmıştı. İkimiz de henüz ilkokuldaydık.

Hemen arkadaş olduk.
O yıllar Küçüksu sırtları erik ağaçlarıyla doluydu. Arkadaşlarla “erik savaşları” yapardık. Marula’yı karşı grubun fırlattığı eriklerden korumaya çalışırdım. O yüzden suratımda herkesten çok erik isabeti alırdım. Onun Rum olduğu hiç aklıma gelmemişti. Daha doğrusu böyle bir ayırımcılığa koşullanmış değildi beyinlerimiz. Arkadaşlarımız arasında Yahudiler, Ermeniler de vardı. Ama ben onlar için “Türk” onlar benim için “Rum, Ermeni, Yahudi” değildik. Sadece mahalleli arkadaşlardık. Etnik kökenlerimiz kimimizin sarışın, kimilerimizin esmer ya da kumral olmaları kadar doğaldı. Gerçi dönemin İstanbul’unda Ermeniler çoğunlukla Kınalıada’da, Rumlar Burgazada’da, Yahudiler Heybeliada’da yazlıklara çıkarlardı ama bu “gruplaşmalar” diye algılanmazdı, paletteki renklerdi. Onların mutfak lezzetlerini yansıtan lokantalarına, meyhanelerine gidilirdi.

Sadece adalar değil elbet…
Kalamış’ta Todori’nin yeri, Moda’da Yorgo böyle mekânlardı. Ayrıca… Galiba ekonomik statünün de gereğiydi, özellikle adaların paylaşılması. Büyük burjuva Türkler, Ermeniler, Yahudiler, Rumlar Büyükada’da harmanlanmıştı. Tarabya, Suadiye, Moda gibi gözde semtler de öyle. Çocukluktan başlayan bu kültür sonraki yaşlarımda devam etti…

_______________________________________________________23
Kadın Haberleri, 16.12.2011
Selcan Yıldırıcı
Dört, beş simit ve obur martılar! 
Hayat öyle güzel ki! Son sürat akıp giderken nefesimiz yetmeli ona yetişmek ve geri kalmamak için değil mi? Yaşamadıktan sonra nasıl anlayabiliriz hayat güzel mi değil mi? Keşke dememek için her şeyi zamanında yapmak gerekiyor diye duyarız sağdan soldan.
Şart mı her şeyi yapmak? Değil tabii ki. Ama niye olmasın? Basit zevklerle hayatımızı renklendirmenin yolunu bulabilir miyiz? Elbette buluruz. Ben buldum bile. Nasıl mı? Gelin yaklaşın, yaklaşın, anlatıyorum… Çok büyük bir şehirde yaşıyorum; İstanbul’da. Anlatılmaz yaşanır bu şehirde… Ucu bucağı yok derler ya, hakikaten öyle. Trafikte oldukça zaman harcadığımız için bazen yerimizden kımıldamaz, bazen de seçtiğimiz üçgen içinde yaşamaya mahkûm ederiz kendimizi. Benim ki çalıştığım dönemlerde; İş-ev-market üçgeniydi. Emekli olduktan sonra da fazla bir değişiklik olmadı üçgenimde; ev-market-arkadaşlar oldu. GPS sınırlarımızı çizeriz ve asla dışına taşmayız. Niye mi? Zamanımız kısıtlıdır, haftanın yorgunluğu vardır. Marketin en yakınını, yemeğe veya sinemaya gidilecekse eve en yakın olanlarını seçeriz. Ev ziyaretine gitmektense “Haydi bize gelin” demeyi tercih ederiz çoğu zaman. Üçgen içinde sıkışıp debeleniriz.
Ben Avrupa yakasında yaşıyorum, Anadolu yakasına gitmek Edirne’ye gitmekten farksızdır benim için. Çocukluğumdan beri mecburiyetler dışında adım atmam karşı yakaya. Bunca senelik ömrümde kaç kere evden uzaklaştım inanın ben bile hatırlamıyorum. Bunu değiştirmeye karar verdim. Çok sevdiğim bir dostumla bugün sabah 10.00’da atladık arabaya Bostancı’ya gittik. Arabayı bıraktık dört beş tane simit aldık ve bindik vapura; istikamet Büyükada. Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyor. Adaya yanaşırken güverteye çıktık ve martılara simit attık. Nasıl da çığlık çığlığa gelip o simitleri havada kapıyorlar. İnanılmazdı! Böyle bir zevki ve mutluluğu en son ne zaman yaşamıştım acaba? Çocuklar gibi eğlendik, martılar çığlık attı; doluştular tepemize. Yarıştık birbirimizle onları doyurabilmek için. Vapurdaki turistler kameraları ile bizi kaydettiler gülerek. Tüm vapur eğlendi anlayacağınız. Bir avuç martı ve dört, beş adet simit en az yirmi kişiyi güldürdü. Ne güzel bir başlangıçtı! İskeleden yukarı yürüdük ve saat meydanına çıktık, orada mola verdik. Bir kahve içtik; 5’er TL’ye uyduruk birer şemsiye aldık ve faytonlardan birine bindiğimiz gibi Aya Yorgi’ye gitmek üzere yolumuza koyulduk. Yağan yağmurun sesi, adanın kış ayında olmamız sebebi ile tenhalığı ve atların nal sesleri… Nefis bir senfoni eşliğinde yukarılara tırmanmaya başladık. Kapısında apartman diye yazan evler bile, köşklerden farksızdı; harika bahçeleri vardı, girişlerini sanat eseri heykeller süslüyordu ve alışılmışın dışında mimarileri vardı. Çiçeksiz ve panjursuz tek pencere yoktu. Ancak sakinleri yaz bitince gittiğinden dolayı biraz sessiz ve boynu bükük gibiydiler. Âşıklar tepesini geçtik ve Aya Yorgi’ye çıkan yolun başında indik. Aya Yorgi’ye giden yokuşa tırmanmaya başladık. Sağlı sollu ağaçlar arasından toprak ve çam kokusunu soluyarak tepeye vardık. Yokuşu tırmanmak zor gibi gözükse de doğa öyle bir motivasyon yaratıyor ki, anlatamam. Nasıl tırmandığımızın farkına bile varmadık.
Yüce Tepe’ye vardık ve ben büyülendim. Nasıl bir manzaraydı bu böyle? Ben ne garip ve ruhsuz bir kadındım ki, evime tıkılıp kalmıştım böylesi bir güzellik yanı başımda yaşarken? Tabii ki derhal bir bankı kuruladık ve üstüne tünedik. Alabildiğine uzanan denize, üzerindeki kâh ışıklı kâh karanlık teknelere, gemilere gözümüzü diktik. Denizde akıntı olan yerler sanki kendi içinde hareketsiz duran büyük çemberler gibi durmaktaydı. O çemberlerin dışında kalan sular da dalgalarla sallana sallana yakındaki kıyıları dövüyorlardı. Gözlerimizi bulutlara çevirdik ve iki dost hayal gücümüzü devreye soktuk. Ben Noel Baba ve kızağını gördüm, nefis geyikleriyle gökyüzünde yol alıyordu. O ise harika bir fil gördü; kızağa yol verirken kocaman hortumunu sallayarak gülen. İki dost çocuklar gibi şakıdık gökyüzü ve bulutlarla. İçeri girdik mumlarımızı yaktık, dualarımızı ettik.” Ortodoks kilisesinin otoritesi sayılan başpiskoposluğun Türkiye’de kabul ettiği kilise” olma özelliğini taşıyan bu güzel yerden gözümüz arkada kalarak yokuşa yöneldik ve mayıs ayı gibi tekrar geleceğimize söz verdik.
Tekrar bir faytona bindik ve iskeleye vardık. İskelede bir restorana oturduk balıklarımızı ve salatamızı sipariş ettik. Yemeklerimizi yerken martılara ve karabataklara güldük. Karabataklar müthiş birer dalgıç. Popolarını kaldırıp hop dalıveriyorlar ve biz tahmin yürütürken nereden çıkacak acaba diye, hop fırlayıveriyorlar suyun üzerine. Çok komik yemek yiyorlar. Ağızlarına aldıklarını yutabilmek için boyunlarını dansöz gibi kıvırıyorlar birkaç kez ve sonra yutuyorlar, tekrar gagalarını denize daldırıyorlar ve tekrar gerdan bükmeye devam ediyorlar. Çok da oburlar, doymuyorlar. Kahvelerimizi de içtikten sonra tekrar vapura bindik ve dönüş yoluna geçtik.
Sabah 10.00’da başlayan yolculuğumuz saat 17.00’de Bostancı’ya yanaşan vapurumuzla sona erdi. Arabamıza atladık ve Avrupa’ya doğru yola çıktık. Arabada bir ara birbirimize baktık ve “ Bizi ne yağmur ne de soğuk durduramadı, aklımıza koyduğumuzu yaptık ve çok eğlendik, harika bir gündü” dedik, gözlerimizle, sessizce. Sonra evlerimize vardık. Yaşadığımız yer neresi olursa olsun bizi gündelik hayatın monotonluğundan kurtaracak bir etkinlik bulabiliriz. Yeter ki isteyelim. Küçücük bir değişiklik koca bir haftanın finalini yıldızlı hale getirebilir. Noel ağacı gibi haftamızı renklendirebilir. Siz de yapın, üşenmeyin. Unuttuğunuz yerleri gezin, hayatınızı hareketlendirin. Başlayacak yeni haftaya kendinizi hazırlamak için küçük hafta sonu kaçamakları yapın sevdiklerinizle beraber. Çıkın evlerinizden, doğayla bütünleşin, nefes alın. Ağaçlardan ve denizden ruhunuzu besleyin. Mutluluk yanı başınızda duruyor; düşünün size gelsin, sizin olsun, sizle kalsın…
Sevgiyle kalın,
Sy
_______________________________________________________24
From: IŞIK MERİÇ
Subject: FW: NOEL animation..
Date: December 16, 2011 8:45:10 PM GMT+02:00
Video – schön animierter Weihnachtslink

_______________________________________________________25


From: ADALAR POSTASI 
Subject: 2012’de… 
Date: December 21, 2011 10:41:36 AM GMT+02:00 
To: ADALAR POSTASI 

21 2‘de

rüyalarınızı 

yakalamanız 
dileğiyle… 
)O( 

_______________________________________________________26

From: ROBERTO CALİCH
Subject: RE: 2012’de…
Date: December 21, 2011 10:49:16 AM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

TEŞEKKÜÜRLEEER :)
AYNISINI SİZE DE DİLERİMMM :)

_______________________________________________________27

From: M. HIZIR YÜKSEL 
Subject:
Re: 2012’de…
Date: December 21, 2011 10:51:28 AM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Zarif mesajınız için çok teşekkürler.
Sizlere de şimdiden harika bir yeni yıl dilerim.
Herşey gönlünüzce olsun…

Mehmet Hızır Yüksel

_______________________________________________________28

From: AYŞE ÖZDEM
Subject: Re: 2012’de…
Date: December 21, 2011 11:06:59 AM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Sağolun.
Sizler de rüyalarınızı yakalayın inşallah….

Sevgiler,

Ayşe Özdem

_______________________________________________________29

From: CEVAHİR KARABULUT
Subject: Re: 2012’de…
Date: December 21, 2011 11:55:48 AM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Bu güzel iletişim yolunu sağlayan güzel insanların, yeni yılını kutlar, sağlık, huzur ve mutluluk dolu bir yıl olmasını dilerim.

Cevahir Karabulut
Büyükada

_______________________________________________________30

From: YUSUF NİHAT SÜMER
Subject: RE: 2012’de…
Date: December 21, 2011 2:31:27 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Herzamanki zerafetinize teşekkür eder, ben de sizlere sağlık, mutluluk ve başarılarla dolu bir yeni yıl dilerim.

Sevgilerimle…

_______________________________________________________31

From: BEGÜM YAVUZ
Subject: Re: 2012’de…
Date: December 21, 2011 5:48:19 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

YILLARDIR RÜYALARIMIZI PAYLAŞTIK SİZİNLE VE ÇOK MUTLU ETTİNİZ BİZİ… “ADALI OLMAK BIR AYRICALIKTIR,” SÖZÜNÜ GÜÇLENDİRDİNİZ… HEPİMİZİN HİÇBİRİMİZ OLMADAN YAŞAYAMACAĞINA İNANDIĞIMIZ VE BİR DİĞERİMİZİ ÇOK SEVDİĞİMİZ BİR YIL DİLİYORUM…
SEVGİ VE ÖZLEMLE,
BEGUM YAVUZ

_______________________________________________________32


From: UGO CORİNTHİO
Subject:
Date: December 21, 2011 10:47:19 AM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

En samimi hislerimle, sıhhat, neşe ve mutluluk dolu yeni bir yıl dilerim.

Selam ve sevgilerimle…

Ugo

_______________________________________________________33

From: ÖNAY YILMAZ
Subject: tebrik
Date: December 21, 2011 10:47:06 AM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Başarılı çalışmalarınızın 2012’de de devam etmesi dileğiyle…
Sizi izlemek büyük bir keyif…

Saygılarımla,

Önay Yılmaz

_______________________________________________________34

From: BUKET UZUNER
Subject: Re: 2012’de…
Date: December 21, 2011 12:42:35 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Sevgili ADALAR POSTASI,
Kötü rüya eleği(!) Dream Catcher, umarım kötülerin kötü hayallerini tutup, atar!
Hayal işte ama hayal etmek (Imagine) umuttur. Sizlere de iyi yıllar diliyorum!
Selamlar,
BU

_______________________________________________________35


From: ŞÜKRÜ ABANOZ 
Subject: teşekkür
Date: December 21, 2011 6:31:01 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

İyi dileklerinizden dolayı teşekkür eder, aynı dileğin sizler için de geçerli olması dileğimle…

AdaGazetesi sahibi ve sorumlu müdürü
Şükrü Abanoz

_______________________________________________________36


From: DİNÇER KAYA
Subject: YENİ YIL
Date: December 22, 2011 11:32:11 AM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

YENİ YILDA YENİ ESERLERİNİZİ GÖRMEK DİLEĞİYLE,

SELAMLAR, SEVGİLER,

D.Kaya

_______________________________________________________37


From: APOSTOL DANİLİDİS 
Subject: RE: 2012’de… 
Date: December 22, 2011 12:11:22 AM GMT+02:00 
To: adalar.postasi@gmail.com


Yılbaşı tebrikleriniz için çok çok teşekkürler. Ben de sıramla yeni yılınızı kutlar, mutluluk, sıhhat dolu günler ve esenlikler dilerim. 


Nice bayramlara…


Apostol Danilidis


_______________________________________________________38


From: EBRU-CEM DİLAN 
Subject: RE: 2012’de… 
Date: December 24, 2011 1:38:52 PM GMT+02:00 
To: adalar.postasi@gmail.com


Güzel bir yıl dileğiyle…


Cem-Ebru Dilan

Büyükadalı Fora


* * *

for Fora from Santa Claus!
)O(

_______________________________________________________39

From: LUZ Cafe 
Subject: Halki Organik Güncellenmis Liste 25 ARALIK
Date: December 22, 2011 10:23:45 AM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com
Merhabalar, Organik ürünlerimizin güncellenmiş listesini ekte bulabilirsiniz. Cuma öğleye kadar siparişlerimizi geçiyoruz.

Pazar günü LUZ’da görüşmek üzere…

LUZ Cafe
luzcafe@hotmail.com 
Heybeli’de 
«Anacadde» üzerinde (Refah Şehitleri Caddesi) LUZ isminde minicik ama sıcacık bir mekân 
0532 608 85 74 numaralı telefondan Buket veya 0 530 245 89 08’den İpek

PTT Evleri mah. Cami sok. No:9 Sarıyer – İstanbul
Tel: (212) 293 63 74 – Fax: (212) 293 63 50 
IBAN: TR79 0006 4000 0011 0140 3374 11 

ORGANİK MAMÜL ÜRÜNLER LİSTESİ

Süt Ürünleri&Yumurta
Üretici-Marka / Paket / Fiyat / Miktar / Tutar
Yumurta / Kor Yumurta / 10 adet / 7.50 /   / 0.00


İnek Sütü Ürünleri
Beyaz Peynir (İnek) / Elta Ada /  650 g / 18.00 0.00
Dil Peynir (İnek) / Elta Ada /  400 g / 12.00 / 0.00
Kaşar Peynir (İnek) / Elta Ada / 400 g / 12.00 / 0.00
Tereyağ (inek) / Elta Ada / 200 g / 8.00 / 0.00
Yoğurt Tam Yağlı (Cam Kase) / Elta Ada / 750 g / 6.50 / 0.00
Yoğurt Yarım Yağlı (Cam Kase) / Elta Ada / 750 g / 6.50 / 0.00
Yoğurt Süzme / Elta Ada / 350 g / 6.00 / 0.00


Keçi Sütü Ürünleri
Beyaz Peynir (Keçi) / Gelibolu Organik / 250g / 13.50 /  0.00
Dil Peynir (Keçi) / Gelibolu Organik / 250g / 16.00 /  0.00
Hellim Peynir (Keçi) / Gelibolu Organik / 250g / 16.00 /  0.00
İzmir Tulum Peynir (Keçi) / Gelibolu Organik / 250g / 18.00 /  0.00
Lor Peynir (Keçi) / Gelibolu Organik / 500g /  8.00 / 0.00
Mihaliç Peynir (Keçi) / Gelibolu Organik / 250g / 18.00 /  0.00
Örgü Peynir (Keçi) / Gelibolu Organik / 250g / 16.00 / 0.00
Taze Kaşar Peynir (Keçi) / Gelibolu Organik / 250g / 16.00 / 0.00
Tereyağ (Keçi) / Gelibolu Organik / 250g / 14.00 / 0.00
Toplam 0.00

Salça&Pekmez&Sos
Üretici-Marka / Paket / Fiyat / Miktar / Tutar
Serrano Acı Biber Sosu / Yakatarla / 185g / 9.00 0.00
Domates Salçası / Elça / 720g / 11.70 / 0.00
Domates Salçası / Elça / 250g / 6.30 / 0.00
Pekmez Dut / Grünn / 380g / 9.90 / 0.00
Pekmez Üzüm / Grünn / 380g / 9.90 / 0.00
Pekmez Keçiboynuzu / Grünn / 380g / 9.90 / 0.00
Pekmezli Fındık Kreması / Grünn 250g / 12.60 / 0.00
Sirke Üzüm / Ralila / 250cc / 13.50 /  0.00
Sirke Elma / Ralila / 250cc / 13.50 / 0.00
Balkabağı Reçeli / Yerlim / 340cc / 11.70 / 0.00
Toplam 0.00

Atıştırmalıklar
Üretici-Marka / Paket / Fiyat / Miktar / Tutar
Çikolata (Bitter %72&Yabanmersini) / Green Dream / 55g / 7.65 / 0.00
Çikolata (Bitter %72) Green Dream 55 g 7.65 0.00
Çikolata (Sütlü & Hindistan Cevizli) Green Dream 30 g 4.05 0.00
Çikolata (Sütlü & Nugatlı) Green Dream 30 g 4.05 0.00
Müsli (Kuru Dutlu) Yakatarla 350 g 11.48 0.00
Müsli (Karışık Meyveli) Yakatarla 350 g 11.70 0.00
Kirazlı Kuru Elma Ezmesi Yakatarla 35 g 3.60 0.00
Antep Fıstıklı Kuru Elma Ezmesi Yakatarla 35 g 3.60 0.00
Portakallı Kuru Elma Ezmesi Yakatarla 35 g 3.60 0.00
Fındıklı Kuru Şeftali Ezmesi Yakatarla 35 g 3.60 0.00
Meyve Pestilleri (Doğal, şekersiz) Kalena 0 0.00 0.00
Toplam 0.00

Kuru Gıda&Hamur işleri
Üretici-Marka / Paket / Fiyat / Miktar / Tutar
Bulgur Pilavlık / EcoTurca / 1 kg / 3.60 0.00
Ekmek (Tam Buğday) / Yerlim adet 5.00 0.00
Ekmek (Çavdarlı) Yerlim adet 6.00 0.00
Kuru Fasulye 8mm EcoTurca 1 kg 6.30 0.00
Makarna Burgu Triyaki 0.5 kg 3.15 0.00
Makarna Kalem Triyaki 0.5 kg 3.15 0.00
Makarna Spagetti Triyaki 0.5 kg 3.15 0.00
Mercimek Kırmızı EcoTurca 1 kg 4.50 0.00
Mercimek Kırmızı Triyaki 1 kg 4.50 0.00
Mercimek Yeşil EcoTurca 1 kg 5.40 0.00
Mercimek Sarı EcoTurca 1 kg 5.40 0.00
Pirinç Yakatarla 0.5 kg 5.40 0.00
Pirinç (Kabuklu) Yakatarla 0.5 kg 5.40 0.00
Un (Beyaz) Bemtat 1 kg 3.60 0.00
Un (Tam Buğday) Bemtat 1 kg 3.60 0.00
Toplam 0.00

Baharatlar&Çaylar
Üretici / Marka / Paket / Fiyat / Miktar / Tutar
Deniz Tuzu Yakatarla 330 g 3.60 0.00
Himalaya Tuzu Himalaya Tuz Rüyası 500g 13.50 0.00

Baharatlar
Adaçayı Yaprak BioSun 50 g 4.50 0.00
Adaçayı Öğütülmüş BioSun 50 g 3.60 0.00
Anason Tane BioSun 100 g 4.50 0.00
Defne Yaprak BioSun 10 g 4.50 0.00
Fesleğen Yeşil Öğütülmüş BioSun 50 g 4.50 0.00
Hayıt Tane BioSun 100 g 4.50 0.00
Isırgan Otu Tane BioSun 100 g 8.10 0.00
Isırgan Otu Öğütülmüş BioSun 50 g 6.30 0.00
Keten Tohumu Yakatarla 125 g 3.60 0.00
Kişniş (Öğütülmüş) BioSun 100 g 3.60 0.00
Melisa (Öğütülmüş) BioSun 50 g 4.50 0.00
Pul Biber Yakatarla 85 g 9.00 0.00 Susam BioSun 100 g 3.60 0.00
Susam Yakatarla 100 g 3.15 0.00
Üzüm Çekirdeği (Öğütülmüş) Yakatarla 100 g 6.30 0.00

Çaylar
Filtre Kahve Löfbergs Lila 250 g 7.02 0.00
Echinacea (Ekinezya) GNC 12 poşet 6.30 0.00
Magic Tea GNC 12 poşet 6.30 0.00
Maternity (emziren annelere)GNC 12 poşet 6.30 0.00
Form çayı GNC 12 poşet 6.30 0.00
Neetle GNC 12 poşet 6.30 0.00
Relax GNC 12 poşet 6.30 0.00
Roiboos GNC 12 poşet 6.30 0.00
Yeşil Çay GNC 12 poşet 6.30 0.00
Siyah Çay Karali 100 g 4.50 0.00
Siyah Çay Karali 500 g 11.70 0.00
Earl Grey (Demlik Poşeti) Karali 48 x 3 g 9.00 0.00
Siyah Çay (Demlik Poşeti) Karali 48 x 3 g 9.00 0.00
Earl Grey (Poşet) Karali 25 x 2 g 7.20 0.00
Siyah Çay (Poşet) Karali 25 x 2 g 7.20 0.00
Yasemin Çayı Yakatarla 100 g 19.80 0.00
Yeşil Çay Yakatarla 100 g 19.80 0.00
Toplam 0.00

Şaraplar
Üretici-Marka / Paket / Fiyat / Miktar / Tutar 
4TP Shiraz- Cab. S.- K. Karası Yücel Şarapçılık 75 cl 18.00 0.00
4TP Merlot – Cabarnet Sauvignon – Sangiovese Yücel Şarapçılık 75 cl 18.00 0.00
4TP Cabarnet Sauvignon – Merlot- Boğazkere Yücel Şarapçılık 75 cl 18.00 0.00
4TP Narince Yücel Şarapçılık 75 cl 18.00 0.00
4TP Roze Yücel Şarapçılık 75 cl 21.60 0.00
Toplam 0.00

Kuru Meyve&Kuruyemiş
Üretici-Marka / Paket / Fiyat / Miktar / Tutar
Badem (Çiğ) Dikkat Çok Lezzetli 0 kg 39.60 0.00
Fındık (Kavrulmuş) Grünn 150 g 8.10 0.00
Fındık (Çiğ) Grünn 150 g 7.20 0.00
Toplam 0.00

Zeytin Ürünleri&Yağlar
Üretici-Marka / Paket / Fiyat / Miktar / Tutar
Siyah Zeytin Ezmesi (Kayısı çekirdekli) Yakatarla 190 g 0.00 0.00
Yeşil Zeytin Ezmesi (Acı soslu) Yakatarla 190 g 0.00 0.00
Tardaş Buca Sızma Zeytinyağı Tardaş 500 ml 14.40 0.00
Tardaş Mesudiye Sızma Zeytinyağı Tardaş 500 ml 14.40 0.00
Tardaş Torbalı Sızma Zeytinyağı Tardaş 500 ml 14.40 0.00
Ania Sızma Zeytinyağı Gürsel Tonbul Çiftliği 500 ml 14.40 0.00
Ayçiçek Yağı Yakatarla 500 ml 14.40 0.00
Susam Yağı Yakatarla 250 ml 19.80 0.00
Toplam 0.00

Arı Ürünleri
Üretici-Marka / Paket / Fiyat / Miktar / Tutar
Bal (Lavanta) Eğriçayır 450 g 76.50 0.00
Bal (Poliflora) Eğriçayır 450 g 76.50 0.00
Polen Eğriçayır 120 g 22.50 0.00
Propolis Eğriçayır 25 ml 22.50 0.00
Toplam 0.00

Genel Temizlik
Üretici-Marka / Paket / Fiyat / Miktar / Tutar
Organik Almawin Çamaşır Makine Yıkama Tozu (Beyaz + Renkli) 0 1 kg 21.38 0.00
Organik Almawin Çamaşır Makine Yıkama Tozu (Beyaz + Renkli) 0 1,080 kg 18.00 0.00
Organik Klar Çamaşır Makina Yıkama Tozu ( Beyaz + Renkli) 4,4 kg 0 4,4 kg 66.42 0.00
Organik Klar Çamaşır Makina Yıkama Tozu ( Beyaz + Renkli) 0 1,1 kg 21.60 0.00
Organik Klar Çamaşır Makine Yıkama Tozu (Beyaz + Renkli) 0 2,475 kg 39.18 0.00
Organik Klar Çamaşır Yıkama Sıvısı (El + Makine) Beyaz+Renkli 0 1,5 Lt 26.32 0.00
Organik Almawin Çamaşır Yıkama Sıvısı (Beyaz + Renkli) 0 750 ml 15.85 0.00
Organik Almawin Spor Kıyafetler için Yıkama Sıvısı 750 ml 0 750 ml 22.90 0.00
Organik Klar Çamaşır Yıkama Waschnuss Ped ( Beyaz + Renkli) 0 10 gr 22.19 0.00
Organik Almawin Çamaşır Yumuşatıcısı – Mine Çiçekli 0 750 ml 14.72 0.00
Organik Klar Kireç Önleyici ve Su Yumuşatıcısı 2,4 kg 0 2,4 kg 35.62 0.00
Organik Klar Kireç Önleyici ve Su Yumuşatıcısı 325 gr 0 325 gr 8.62 0.00
Organik Klar Çamaşır Suyu Tozu 400 gr 0 400 gr 8.78 0.00
Organik Klar Sıvı Leke Çıkarıcı 0 250 ml 9.45 0.00
Leke Çıkarıcı Sabun 0 100 gr 4.50 0.00
Organik İpekli ve Yünlüler için Yıkama Sıvısı 500 ml 0 500 ml 15.39 0.00
Organik Klar Yün Yıkama Sıvısı 0 125 ml 5.18 0.00
Organik Klar Sıvı Ev Temizleme Ürünü 500 ml 0 500 ml 8.10 0.00
Organik Klar Sıvı Ev Temizleme Ürünü 10 lt 0 10 Lt 101.11 0.00
Organik Klar Sıvı Ahşap Yer Temizleme Ürünü – 1 lt 0 1 Lt 12.78 0.00
Organik Klar Sıvı Ahşap Yer Temizleme Ürünü 10 lt 0 10 Lt 108.84 0.00
Organik Tuvalet Temizleme Sıvısı- 500 ml 0 500 ml 8.78 0.00
Organik Banyo Temizleme Sıvısı – Spreyli – 500 ml 0 500 ml 9.81 0.00
Organik Klar Banyo ve Tuvalet Temizleyicisi- 10 lt 0 10 Lt 115.97 0.00
Organik Klar Camsil Spreyli 0 500 ml 9.14 0.00
Organik Klar Ovalama Sütü (CIF) 0 500 ml 9.90 0.00
Organik Klar Limon Asitli Kireç Çözücü 0 500 ml 10.08 0.00
Organik Klar Toz Kireç Çözücü 0 800 gr 19.04 0.00
Organik Klar Elde Bulaşık Yıkama Sıvısı – Portakal Kokulu 0 500 ml 8.10 0.00
Organik Klar Elde Bulaşık Yıkama Sıvısı – Portakal Kokulu 0 1,5 Lt 16.70 0.00 Organik Klar Elde Bulaşık Yıkama Sıvısı- Kokusuz 0 500 ml 8.10 0.00
Organik Klar Elde Bulaşık Yıkama Sıvısı – Kokusuz 0 1,5 Lt 16.70 0.00
Organik Klar Bulaşık Makinası Deterjanı 1,375 kg 0 1,375 kg 23.55 0.00
Organik Klar Bulaşık Makinası Tableti 0 500 gr 17.78 0.00
Organik Klar Bulaşık Makinası Parlatıcısı 0 500 ml 12.45 0.00
Organik Klar Bulaşık Makinası Tuzu 0 2 kg 9.90 0.00
Organik Almawin Elde Bulaşık Yıkama Sıvısı – Kokusuz 0 500 ml 8.10 0.00
Organik Almawin Bulaşık Makine Yıkama Tozu 0 1,250 kg 23.88 0.00
Organik Almawin Bulaşık Makinası Parlatıcısı 0 500 ml 12.45 0.00
Toplam 0.00

Kişisel Bakım Ürünleri
Üretici-Marka / Paket / Fiyat / Miktar / Tutar
Gül Kokulu Saç Kondisyonu 0 250 ml 19.94 0.00
Papatyalı Şaç Kondisyonu 0 250 ml 19.94 0.00
Aloe Veralı Şaç Kondisyonu 0 250 ml 19.94 0.00
Lavantalı Şaç Kondisyonu 0 250 ml 19.94 0.00
Kokusuz Şaç Kondisyonu 0 250 ml 19.94 0.00
Family Kondisyonu 0 380 ml 22.59 0.00
Family Vücut Losyonu 0 380 ml 25.20 0.00
Kokusuz Vücut Losyonu 0 250 ml 19.94 0.00
Lavantalı Vücut Losyonu 0 250 ml 19.94 0.00
Güllü Vücut Losyonu 0 250 ml 19.94 0.00
Aloeveralı Vücut Losyonu 0 250 ml 19.94 0.00
Papatyalı Vücut Losyonu 0 250 ml 19.94 0.00
Çocuk Şampuanı 0 250 ml 19.04 0.00
Çocuk Şampuanı 500 ml 0 500 ml 33.08 0.00
Çocuk Vücut Losyonu 0 250 ml 19.94 0.00
Çocuk Saç Kondisyonu 0 250 ml 19.94 0.00
Çocuk Diş Macunu (Rezeneli) 0 75 ml 9.81 0.00
 Bitkisel Çocuk Sabunu 0 100 gr 5.18 0.00
Kokusuz Bebek Şampuanı 0 250 ml 19.04 0.00
Kokusuz Bebek Banyo Köpüğü 0 250 ml 19.04 0.00
Bebek Vücut Losyonu – Kokusuz 0 250 ml 19.94 0.00
Bebek Pişik Kremi -kokusuz 0 75 ml 21.56 0.00
Bebek Vücut Yağı – Kokusuz 0 100 ml 35.91 0.00
Okaliptüslü Diş Macunu 0 75 ml 9.81 0.00
Rezeneli Diş Macunu 0 75 ml 9.81 0.00
Naneli Yeşil Çaylı Diş Macunu 0 75 ml 9.81 0.00
Aloe Veralı Diş Macunu 0 75 ml 9.81 0.00
Naneli Diş Macunu 0 75 ml 9.81 0.00
Çay Ağacı Diş Macunu 0 75 ml 9.81 0.00
Esmer Şekerli Şampuan (Brown Sugar) 0 250 ml 19.04 0.00
Esmer Şekerli Şampuan (Brown Sugar)500 ml 0 500 ml 33.08 0.00
Isırgan Otlu (Nettle) Şampuan 0 250 ml 19.04 0.00
Isırgan Otlu (Nettle) Şampuan 500 ml 0 500 ml 33.08 0.00
Deniz Yosunlu Şampuan (Seaweed) 0 250 ml 19.04 0.00
Deniz Yosunlu Şampuan (Seaweed) 500 ml 0 500 ml 33.08 0.00
Kınalı Şampuan (Hena) 0 250 ml 19.04 0.00
Kınalı Şampuan (Hena) 500 ml 0 500 ml 33.08 0.00
Alıçlı Şampuan (Hawtorn) 0 250 ml 19.04 0.00
Alıçlı Şampuan (Hawtorn) 500 ml 0 500 ml 33.08 0.00
Papatyalı Şampuan 0 250 ml 19.04 0.00
Papatyalı Şampuan 500 ml 0 500 ml 33.08 0.00
Afrika Sabunlu (Rhassoul) Şampuan 0 250 ml 19.04 0.00
Afrika Sabunlu (Rhassoul) Şampuan 500 ml 0 500 ml 33.08 0.00
Güllü Şampuan 0 250 ml 19.04 0.00
Biberiyeli (Rose Mary) Şampuan 0 250 ml 19.04 0.00
Biberiyeli (Rose Mary) Şampuan 500 ml 0 500 ml 33.08 0.00
Aloe Veralı Şampuan 0 250 ml 19.04 0.00
Aloe Veralı Şampuan 500 ml 0 500 ml 33.08 0.00
Lavantalı Şampuan 0 250 ml 19.04 0.00
Lavantalı Şampuan 500 ml 0 500 ml 33.08 0.00
Çay Ağacı (Tea Tree) Şampuanı 0 250 ml 19.04 0.00
Çay Ağacı (Tea Tree) Şampuanı 500 ml 0 500 ml 33.08 0.00
Kokusuz Şampuan 0 250 ml 19.04 0.00
Kokusuz Şampuan 500 ml 0 500 ml 33.08 0.00
Lavanta Sabunu 0 175 gr 9.90 0.00
Aloeveralı Sabun 0 100 gr 5.18 0.00
Bitkisel ( Herbal) Sabunu 0 100 gr 5.18 0.00
Zeytinyağ Sabunu – Tekli Paket 0 150 gr 7.65 0.00
Gül Sabunu 0 100 gr 5.18 0.00
Kokusuz Bitkisel Sabun 0 100 gr 5.18 0.00
Limonlu -El ve Vücut için cilt koruyucu sabun 0 245 ml 17.33 0.00
Portakallı-El ve Vücut için cilt koruyucu sabun 0 245 ml 17.33 0.00
Biberiyeli-El ve Vücut için cilt koruyucu sabun 0 245 ml 17.33 0.00
 Family El Yıkama Sıvısı 380 ml 0 380 ml 15.59 0.00
Himalaya Tuzlu Sıvı El Sabunu 480 ml 0 480 ml 21.26 0.00
Aloe Veralı Sıvı El Sabunu 480 ml 0 480 ml 21.26 0.00
 Kokusuz Sıvı El Sabunu 480 ml 0 480 ml 21.26 0.00 
Güllü Sıvı El Sabunu 480 ml 0 480 ml 21.26 0.00 
Esmer Şekerli Sıvı Sabun 480 ml 0 480 ml 21.26 0.00 
Esmer Şekerli Duş Jeli 500 ml 0 500 ml 23.49 0.00
Kokusuz Duş Jeli 500 ml 0 500 ml 23.49 0.00
Aloe Veralı Duş Jeli 500 ml 0 500 ml 23.49 0.00
Himalaya Tuzlu Duş Jeli 500 ml 0 500 ml 23.49 0.00
Güllü Duş Jeli 500 ml 0 500 ml 23.49 0.00
 Family Duş Jeli 380 ml 0 380 ml 15.59 0.00
Spreyli Kokusuz Deodorant 0 50 ml 17.10 0.00
Spreyli Güllü Deodorant 0 50 ml 17.10 0.00
Organik Family Roll-on Deodorant 0 50 ml 17.10 0.00
Kokusuz Roll-on Deodorant 0 50 ml 17.10 0.00
Okaliptüslü Roll-on Deodorant 0 50 ml 17.10 0.00
Aloe Veralı Roll-on Deodorant 0 50 ml 17.10 0.00
Limonlu Roll-on Deodorant 0 50 ml 17.10 0.00
Güllü Roll-on Deodorant 0 50 ml 17.10 0.00
Kokusuz Deo Kristal Deodorant 0 130 gr 24.93 0.00
Himalaya Tuzlu Body Scrub 0 380 gr 44.60 0.00
Esmer Şekerli Body Scrub 0 380 gr 44.60 0.00
Shea Yağlı Dudak Balsamı 0 4 gr 12.38 0.00
Güllü Vücut Yağı 0 100 ml 42.37 0.00
Kayısı Çekirdeği Vücut Yağı 0 100 ml 42.37 0.00
Jojoba Vücut Yağı 0 100 ml 42.37 0.00
Organik El, Yüz, Vücut Yıkama Sabunu 0 100 gr 3.15 0.00
Organik Klar El Yıkama Köpüğü 1,5 Lt 0 1,5 Lt 26.32 0.00
Organik Klar El Yıkama Köpüğü 240 ml 0 240 ml 8.91 0.00
Toplam 0.00

Mamül Ürünler Toplam 0.00
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: