Gönderen: adalarpostasi | 29 Kasım 2011

ADALAR POSTASI-2626: SİT’tir!…

* * *

ADALAR’da TARİHTE O GÜN:

7 Ekim 1910 Cuma günlü, Heybeliada’da Nakkaşyan adlı şahsın av esnasında arkadaşı Tenekeci Yahandi’yi kazaen tüfekle öldürdüğünün yapılan tahkikattan anlaşıldığının Adalar Polis Komiserliği’nden bildirildiğine dair…
* * *
ADALAR’da BİR GÜN:
Fotoğraf: Ugo Antonio Corintio, Büyükada’dan, 2010.

* * *

ADALAR’da HAVA DURUMU:

30 Kasım 2001 Çarşamba
Büyükada’da HAVA DURUMU*
Sisli
4-14ºC
%58-85 nem
Poyraz, KD 23km/sa
Gündoğuşu 07:01… Günbatışı 16:46…


* * *

Cicely Mary Barker, The Mountain Ash Fairy.

* * *

1- Oktay Ekinci: “Bugünlerde Adalar’dan herhangi birine giderseniz, Kaymakam Mustafa Farsakoğlu’nun 16 yıl gecikse de ‘acele’ özelliği olan ‘Adalar SİT’tir’ talimatını hoparlörden dinleyebilirsiniz.”

2- Celal Karaca: “Gelen turistlerin kulakları sanıyorum ki sağır…”

3- Yüksel Özcan: “Sn. Deniz Toprak galiba yazımızı okumamış. İnceleme yapılacak. Kendisinin yolladığı fotoğrafa göre…”

4- Şükrü Abanoz: “Doğal Afetler Toplantısı Kınalıada’da yapıldı…”

5- Erkan Özkan: “Tarifeye bak!…”

6- Adalar Spor Kulübü: “03 Aralık 2011 Cumartesi günü 14:00-16:00 saatleri arasında U-16 ve B Genç Takım seçmeleri vardır…”

7- Selin Aygün: “Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun Adalar’a yaptığı ziyaretten aklımda kalan onun Adalar’a geliş amacı, yaptığı konuşma vs. değil de kendisinin ve eşlik edenlerin ne yazık ki bir faytona tıkış tıkış binmiş olmasıydı!…”


8- Adalar Belediyesi: “Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Adalar’da incelemelerde bulunmak, Adalar Belediyesi Eğitim, Kültür, Sanat ve Gönüllüler Merkezi ile İstanbul’un ilk kent müzesi olan Adalar Müzesi’nin ek bölümlerinin açılışlarını yapmak üzere 25 Kasım Cuma günü Adalar’ı ziyaret etti.

9- Adalar Müzesi: “25 Kasım Cuma günü “Adalar, Yazarlar, Şairler-Mitostan Edebiyata” sergisiyle birlikte Adalar Müzesi’nin yeni bölümleri ve ek hizmet binaları açılış konuşmacıları arasında Adalar Vakfı Başkanı Halim Bulutoğlu ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yer aldığı resmi bir törenle açıldı…”

10- Tenten: “Kaptan, Kınalıada’ya yerleşmeyi ve bütün yazı balıkçılıkla, yüzmekle geçirmemizi istedi. Ben de onun bu teklifini sevinerek kabul ettim. Şimdi Kaptan, harıl harıl tekne ve oltalarla meşguldür. Dünyanın cenneti İstanbul’da sakin bir yaz geçirmek istiyoruz. Bakalım neler olacak?…”

)O(


_______________________________________________________1



Cumhuriyet- Dergi, 7.1.2001
Oktay Ekinci

EY AHALİ! ADALAR SİT ALANIDIR

Son aylarda yıkılan Muradyan İkiz Evleri bardağı taşıran damla oldu. 

Bugünlerde Adalar’dan herhangi birine giderseniz, Kaymakam Mustafa Farsakoğlu’nun 16 yıl gecikse de “acele” özelliği olan “Adalar SİT’tir” talimatını hoparlörden dinleyebilirsiniz.

“Kültür mirasımızın yok olmasındaki nedenleri sayınız…”

Böyle bir soruyla karşılaştığınızda, “imar rantı hırsından” başlayıp, “yetersiz denetime” kadar birçok faktörü sıralayabilirsiniz.

Hele, konunun uzmanı iseniz ve korumayla ilgili kuralları ve yasaları da biliyorsanız; “kültür varlıklarını gözetmeyen plan kararları”, “korumayı sağlamakla görevli olanların aymazlığı”, “yeterli duyarlılıktan yoksun imar izinleri”, “yanlış projeler” vb. gibi çok sayıda nedeni de listeye ekleyebilirsiniz…

Ancak, ister uzman olun, isterse de koruma hukukunu çok iyi bildiğinizi iddia edin, eminim ki şöyle bir gerekçe asla aklınızın ucuna bile gelmeyecektir: “Koruma Kurulu’nun SİT kararının duyulmamış olması”…

Çünkü, bugüne dek SİT alanı ilan edilip de “bunun duyulmadığı” tek bir örneği neredeyse düşünmek bile olanaksız… Türkiye, hemen her SİT ilanından sonra kıyametlerin koptuğu, sadece o bölgede arsa ya da yapıları olanların değil, olmayanların da “sıra belki bize de gelir” kaygısıyla ayağa kalktıkları, SİT kararını alan Adalar SİT mi, değil mi? 

Prens Adaları’nın SİT alanı olduğuna dair 1984’te alınan karar, 16 yıllık bir gecikmenin ardından geçen ay “ilan” edildi… Eski eser sanıklarına karşı açılan davalar bu gerekçeyle hep beraatle sonuçlandı. Koruma yükümlülüğünden “habersiz” olduklarını savunan sanıklar yıktılar, yok ettiler ve beraat ettiler.

Acil karar on altı yıl gecikince

Ada Dostları’ndan Perihan Ergun’un dilekçesinde sözü edilen Malulgazi Caddesi’ndeki ikiz ev ve yeni hali…

Fotoğraf: ZEYCAN GÜL

Koruma Kurulu üyelerinin hemen görevden uzaklaştırıldıkları, hatta kimi çok satışlı gazetelerin de “yine o kafalar” diye manşetler atıp aynı Kurul üyelerine açıkça saldırdıkları belki de dünyadaki tek ülke… SİT’lere karşı böylesine yaygın ve “ateşli” bir muhalefet cephesinin bulunduğu bir ülkede, hangi SİT kararı “duyulmamış” olabilir ki?

Hem, “eşyanın tabiatına aykırı bir mucizeyle” gerçekten duyulmamış olsa bile, kültür varlıklarının korunmamasında bunun da bir gerekçe oluşturması nasıl gerçekleşebilir ki?…

İşte böylesi bir “mucize”, inanılır gibi değil ama Adalar’da gerçekleşti. Yani; “İstanbul’un SİT alanları neresidir?” diye bir soru da sorulsa, hemen akla gelebilecek birkaç bölgeden birinde… “Ayasofya eski eser midir” diye merak edebilecek birine nasıl şaşkın gözlerle bakılırsa, “Burası SİT midir,” diye sorana da aynı gözlerle hayret edilebilecek bir “doğa, tarih, kültür ve mimarlık müzesi” ilçesinde… Evet… Adalar’da korunması gerekli kültür varlıklarını tahrip edenler mahkemeye düştüklerinde kendilerini şöyle savunuyor ve üstelik ceza almaktan da böylece kurtuluyorlar: “SİT kararından haberimiz yoktu…”

Ta, 1984 yılında, yani 16 yıl önce alınmış SİT kararından “neden haberdar olunmadığının” gerekçesi ise aynı mahkemelere şöyle söyleniyor ve üstelik kanıtlanıyor: “Çünkü 1984’teki SİT kararı ilan edilmedi, dolayısıyla toplumun öğrenmesi ve eski eserlere karşı davranışlarını bu karara göre düzenlemesi için gerekli yasal kural yerine getirilmedi…”

“Yasal bahane”

Şimdi Adalar Kaymakamlığı, kültür varlıklarına “SİT kararına rağmen” zarar verenler için her yargıya başvurduğunda karşısına çıkan bu “yasal bahanenin” artık geçerli olmaması için 1984’teki SİT kararını 5 Aralık 2000 tarihinden itibaren belediyeye “ilan” ettiriyor. 16 yıl gecikmeyle bu yasal işlemin tamamlanması için Adalar Belediyesi’ne ve Emniyet Müdürlüğü’ne üzerinde “acele” damgasıyla gönderilen kaymakamlık yazısında şu “istem” yer alıyor:

“Marmara Takım Adaları’nın (Büyükada, Heybeliada, Burgazadası, Kınalıada ve Sedefadası) SİT alanları bütünü olarak ilan edilmesine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanlığı (o yıllarda öyleydi) Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulu Başkanlığı’nın 31.03.1984 gün ve 234 sayılı kararı ilişikte gönderilmektedir. Kararın tüm adalarda Belediye hoparlöründen ve Emniyet Müdürlüğü’nce tüm adalarda ilan panolarına asılmak suretiyle halka duyurulması ile ilan tutanaklarının en geç 08.12.2000 tarihine kadar kaymakamlığa gönderilmesini rica ederim…”

   Mustafa Farsakoğlu…

Bugünlerde adalardan herhangi birine giderseniz, Kaymakam Mustafa Farsakoğlu’nun bu “acele” talimatını hoparlörden şöyle dinleyebilirsiniz. “Adalar halkına duyurulur. Adalar için 31 Mart 1984’te SİT kararı alınmıştır. İlanen tebliğ olunur…”
Kaymakam Farsakoğlu’nun, bu 16 yıl gecikmeli ilana ne gibi olaylar sonucunda başvurduğuna da biraz sonra elbette değineceğim. 
Ancak, konumuzun ne denli “absürt” boyutlar da taşıdığını görebilmek için, önce şu 1984’teki SİT kararını izleyen günlerden (hatta aylardan ve yıllardan) aklımda kalanları söylemeliyim. 
O yıllarda Muğla’da olmama rağmen İstanbul’a olan ilgim nedeniyle Adalar’daki “SİT gerilimiyle” ilgili haber kupürlerini de gazetelerden kesip saklamıştım. 
Adalar “halkı” (siz bu halk sözcüğünü arsalarına apartman dikmek isteyenler ya da eski evlerini aynı nedenle yıkmaya hazırlananlar veya onları bu amaç için teşvik eden yap-satçılar ve tümüne destek veren yerel siyasetçiler olarak okuyun…) sanki ayağa kalkmıştı. 
SİT kararını alan Koruma Kurulu da sanki “suçluymuş” gibi kendisini ve SİT’i savunmaya geçmişti. (İlerleyen yıllarda Kurul üyelerine açıklama yapma yasağı getirildi; bu nedenle haberler de genellikle imar rantçılarının şikâyetlerini yansıtır şekilde tek taraflı oldu…) 
Adalar’daki bu “31 Mart Vak’ası” (Kurul’un SİT kararı tarihi 31.03.1984) öylesine büyük “sarsıntılar” yarattı ki, yine o yıllarda yasa gereği hazırlanan ve Mimar Sinan Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Çubuk ve ekibinin üstlendikleri “Adalar SİT’i Koruma Amaçlı İmar Planları” o günden bu yana bir türlü onaylanıp yürürlüğe giremedi. 
Çünkü imar planı denince sadece “imar hakkını” anlayan “Belediye” bu planları beğenmediği gibi, Adalar Belediyesi beğense bile “Büyükşehir” onaylamadı. Ya da tersi oldu, Büyükşehir Belediyesi’nin onayladığı planları bu kez Adalar Belediye Meclisi uygun görmedi… Böylece, kim bilir kaç kere (gerçekten artık kimse bilmiyor) Adalar SİT Alanı Planları “ilan” için duvarlara asıldı, “itirazlar” yapıldı indirildi, sonra yeniden asıldı, yeniden indirildi… 
Bu arada galiba Turgut Özal yönetimindeki merkezi hükümet de bir ara Adalar’ın planlamasına el koymak istedi, Nurettin Sözen’in yargıya başvurmasıyla yetkinin Büyükşehir Belediyesi’ne ait olduğuna karar veren mahkeme sayesinde bu özlem gerçekleşemedi… 1990’ların ortalarında ise “SİT gerilimi” artık öylesine doruğa ulaşmıştı ki Adalar’da “silahlar” konuşmaya başlamış, imar rantı anlaşmazlığından kaynaklanan çatışmalardan birinde Belediye Başkanı bile kurşunlara hedef olabilmişti. 
Fırtınalarla dolu bir 16 yıl süresince, “SİT kararını duymadıklarını” belirten kimi “imar ve koruma sanıkları için” mahkeme soruşturma yapıp da 1984’ten bu yana “ilan tutanağı” bulamayınca, aynı sanıkları savcılığa veren Kaymakam Farsakoğlu ne yapsın? Çareyi “şimdi ilan etmekte” buluyor ve “yasal kuralı” yerine getirmek üzere harekete geçiyor… Peki, kaymakamın yazısındaki “acele” damgasının ardında ne var?… 16 yıllık “ihmalin” giderilmesinde böylesine bir “zamana karşı yarış” neden? Konumuzun en çarpıcı yönünü oluşturan “örnekler” de bu sorunun yanıtını oluşturuyor. Çünkü kaymakam, 1984 SİT kararını şimdi “acele ederek” duyurmasa da, kültür varlıklarını “SİT’i duymadıkları için” tahrip edenler neredeyse yasalara en saygılı vatandaşlar olarak ortalıkta dolaşmaya devam edecekler…

“Habersizlerden” örnekler

Gelelim, bunca satırı bize yazdıran “somut gelişmelerden” örneklere…
Ada Dostları Derneği Başkanı Perihan Ergun, 16.08.2000 tarihli bir dilekçeyle Kültür Bakanlığı’na yaptığı başvuruda özetle diyor ki: “Adalar SİT’inde kültür varlıklarına zarar verenler mahkemelerce yargılandıklarında, suçları kanıtlansa bile beraat ediyorlar, buna gerekçe olarak ise SİT kararının usulüne göre halka ilan edilmemiş olduğu gösteriliyor. Bu sorun nasıl çözülebilir?…
“Kültür Bakanlığı da bu başvuruyu “gereği için” İstanbul III. Numaralı Koruma Kurulu’na (Adalar’a bakan Kurul) 09.11.2000 tarih 5773 sayılı yazısıyla iletirken özetle diyor ki: “Tescil kararlarını (yani SİT olarak tescil) 2863 sayılı yasanın 7. md. gereğince valilikler ve kaymakamlıklar askı-hoparlörle duyurma – muhtarlara bildirme… suretiyle ilan ederler (…) Adalarda bu konuda bir eksiklik olup olmadığı incelensin ve gereği yapılsın…”
Gelelim, bu yasal kurala ilişkin “eksikliğin”, yani SİT kararının 16 yıldır ilan edilmemiş olduğunun nasıl ortaya çıktığına…
Perihan Ergun’un dilekçesinde sözünü ettiği “davalık” konulardan biri, Büyükada, Malulgazi Caddesi, 18 pafta, 86 ada, 4 parsel sayılı arsada bulunan yapıyla ilgili…
Bu yapı, Koruma Kurulu’nca 1991’de “kültür varlığı” olarak tescil edilmiş. Yani, izinsiz (Kurul onayı olmadan) olarak bu yapıya müdahale edilemez; edilirse sadece imar mevzuatı değil, 2863 sayılı Koruma Yasası da devreye girer ve bu yasa “ihlal” edildiği için de eski esere izinsiz ve tahrip edici davranışta bulunanlar ağır para ve ağır hapis cezasına çarptırılırlar…
Aynı yapıya, işte bu şekilde izinsiz müdahale edilerek “suç işlendiği” için kaymakamlığın savcılığa başvurusuyla ve savcının da dava açması sonucunda konu Kartal 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılama sürecine başlamasıyla “hukuksal süreç” de ilginç rotasına giriyor.
Sanıkların “SİT’ten haberimiz yoktu, çünkü ilan edilmedi,” şeklindeki savunmalarını “yasa gereği” soruşturan mahkemenin 12.06.2000 tarihli yazısına, Adalar Belediyesi 19.07.2000 tarih ve 547 sayılı yanıtı verirken şunu vurguluyor: “Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulu’nun 31.03.1984 tarih ve 234 sayılı kararıyla Adalar SİT alanı ilan edilmiş olup, belediyemiz arşivinde ilgili (SİT) kararın yerel ilan aracılığıyla ilan edilip edilmediğine dair bir evraka rastlanmamıştır…” Bu yazışma, sadece tek bir örnekte kalmayınca ve kaymakamlığın bu tür eski eser tahribatları nedeniyle savcılığa (ve mahkemeye) sevkettiği diğer dosyaların da içine aynı şekildeki —neredeyse o “tip”leşmiş— soru ve yanıtlar girmeye başlayınca; ardından bu tip soru ve yanıtlarla “beraatlar” da sıraya dizilince… çaresiz kalan kaymakamlık adeta “zararın neresinden dönülse kârdır” deyip 1984’teki SİT kararının “artık” ilan edilmesi için “acele” harekete geçiyor… 


Büyükada Yat Kulübü Parkı (1906).

Troçki’nin Büyükada’da kısa bir süre oturduğu Sivastopol Köşkü (1980)…

Rum Yetimhanesi’nin tepeden görünüşü (1975)…


Fotoğraf ve resimler Pars Tuğlacı’nın “Tarih Boyunca İstanbul Adaları” kitabından alındı.



SORUMLULARA KİM SORU SORACAK?


Şimdi de dilerseniz, bugüne dek akla hayale gelmeyecek böylesi bir “hukuksal durumun” bizde yarattığı yeni soruları “ilgililerin” dikkatine sunalım ve yazımızı da artık uzatmayalım.

* 1984’teki SİT kararıyla ilan edilmemiş bile olsa, (onca fırtınalı tartışmalara ve hatta cinayetlere rağmen duyulmamış olduğunu da kabul etsek bile), Koruma Kurulu’nca tescili yapılmış ve yasal koruma altına alınmış binalara yönelik izinsiz uygulamalar “kültür varlığına ve tarihi esere karşı suç işleme fiilini” ortadan kaldırabilir mi?…

* Böylece “tahrip” ve hatta “yok edilen” kültürel mirasın kaybından sorumlu olacak kimseler yok mudur? Yasalarda açıkça tanımlanan suç, cezasız mı kalacaktır?…

* Belediye ya da kaymakamlık, 1984’te SİT kararını ilan etmemişlerse (ki resmen öyle kabul ediliyor) bu yasal sorumluluğu yerine getirmeyen ve dolayısıyla yasanın öngördüğü “koruma ortamını” sağlamayarak, kişilerin eski eserleri tarhip ve yok etmesine de hukuksal dayanak sağlayan “yetkililer” hakkında hiçbir işlem yapılmayacak mıdır?

* Hukuk devleti demek, “formalitelere sığınılarak” bir kentin, bir ulusun ve insanlığın, gelecek kuşakların da malı olan mirasa zarar verenleri, üstelik hem belediye yazılarıyla, hem de mahkeme kararlarıyla “koruma sanatı” demek midir?… Görüyorsunuz ki sorular arttıkça, bu kez bizim de suç işlememize neden olabilecek “riskli bir söyleme” dönüşüyor. İyisi mi konuyu “hukuk devleti temsilcilerine” bu kadarla sunmakla yetinelim ve gelişmeleri de hep birlikte izlemeyi sürdürelim… 
* * *

Prens Adaları 1984’te SİT alanı ilan edildi. Bu konuda Büyükelçi Muharrem Nuri Birgi’nin, dönemin Kültür bakanlarına gönderdiği mektuplar etkili oldu. Birgi’nin adaların SİT alanı olması için yazdığı mektupları yayımlıyoruz.

Mektuplu SİT yakarışı / 1983

İbrahim Çallı’dan “Adalı soylu bir kadın, halayığı ile”

[13 Temmuz 1983]

Muhterem İlhan Evliyaoğlu,

İstanbul’u tahrip edenler, bu şehrin korunmasının bir bütün olarak ele alınmamasından istifade ederek, neresi himaye edilmemiş ise oraya çullanmak suretiyle, “Salami action” yani bir sucuğun dilim dilim kesilmesi şeklinde, şehri mahvetmektedirler.
Bundan birkaç yıl önce, Avrupa Konseyi, tıpkı Venedik için yaptığı gibi, şehrimizi insaniyet medeniyetinin şaheserlerinden biri olarak ve korunmasını da medeniyet âleminin vazifesi olarak ilan etmişti. Ancak, Avrupa Konseyi bu kararında, koruma ve imar bakımından başlıca vazifenin, herkesten önce ve herkesle beraber, o şehrin sahiplerine yani bizlere düştüğünü de kaydetmekten geri kalmamıştır. İtiraf etmek lazımdır ki o günden bugüne koruma ve imar bakımından pek az şey yapılmıştır. Boğaziçi’nin, hemen hemen iş işten geçmek üzereyken, kurtarılması için yapılan ve yapılmayan veya bozulan şeyler bunun parlak bir misalidir.
Şimdi, İstanbul’un korunması için UNESCO’nun teşebbüsü ile bir şeyler yapılır gibi oluyor, fakat bizim gözümüze çarpanlar, sokaklara getirilen yaftalardan başka bir şey değil… Yardım kampanyasının hazin bir fiyasko halini aldığını da duymaktayız.
Demek oluyor ki, henüz milletçe yani İstanbul halkınca önümüzdeki büyük probleme bakmasını bilemiyoruz veya bakmak istemiyoruz. Bu durum karşısında hükümet ve mahalli idarelere halkın eksiklerini çifte gayretle doldurmak düşmektedir.
Onun için bu muhtırayı kaleme aldım. […]
İşittiğimize göre Adalar, yani Büyükada, Heybeli, Burgaz ve Kınalı adalar “SİT Bölgesi” olarak bile ilan edilmemiş… İşin fecaatı buradan başlamaktadır. Çünkü “SİT Bölgesi” ilan edilmeyen yerlerin bina ve arsaları, vicdansız müteahhitlerin ve spekülasyoncuların bütün oyunlarına ve bilgi ve görgüden mahrum mal sahiplerinin tahriplerine açılmış bulunmaktadır. Bu feci durumun kolaylıkla göze çarpan birkaç tezahürünü aşağıya kaydediyorum: Adalarda beton apartmanlar dikilmektedir. Apartman inşasına izin verilmiştir. Böylece, Adaların turistik değeri olan, hem mimari hem de tarihi kıymete sahip köşkler birer birer yıktırılmakta ve bahçeli evler nizamı da yok olmaktadır. Üstelik, apartmanların inşaası sırasında meyilden istifade edilmek ve gizli katlar çıkılmak suretiyle bu beton canavarların çirkinliği bir kat daha artmaktadır. Mevcut tarihi evlerin içinin gizlice başka bir ev haline getirilmesinden sonra kabuktan ibaret kalan dış kısmının emrivaki şeklinde yıktırılması suretiyle mahvedilmesine de şahit olunmuştur…
Turistik bir bölgenin başlıca hususiyetlerinden biri binaların mimarisi, tarihi ve estetiği ise, diğer bir hususiyeti de oradaki ağaçlar, bahçeler, yollar ve ormanlardır. Halen Adalarda, yollarda ve bahçelerde ağaç kesilmekte, sokakların iki tarafına eskiden muntazam bir şekilde dikilmiş olan ağaçların birçoğu yokedilip, yerlerine yenileri dikilmemektedir. […]
Büyükada’nın cadde ve sokaklarının balık sırtı hususiyetleri ise usulsüz biçimde dökülen katran tabakaları ile yok edildiği için yolların su akıntıları bozulmuş olup su birikmelerine meydan verilmektedir. Adanın orijinal kaldırımlı yokuşları da betonla örtüldüğünden oralara artık arabalar çıkamamaktadır.
Ve Büyükada’da otel bahsinde, üzerinde bilhassa durulması gereken bina İsa tepesindeki Rum Yetimhanesi’dir. Bu bina halen terk edilmiş durumdadır, bunun tabiî neticesi olarak da yavaş yavaş hatta gün geçtikçe süratlenen bir şekilde harap olmaktadır. […]
Onun için, çatıyı saran yangının hiç değilse durdurulması maksadıyla ada mimarisinin kurtarılması için, acil olarak “SİT Bölgesi” kararı alınmasının zarurî olduğu kanaatindeyiz. Ve gereğini istirham ediyoruz. Büyükada’nın memleketimizin 19. yüzyıl sonu siyasî yaşamında ve aynı dönem edebiyatındaki yeri göz önünde tutulursa bu yerin tahriplerden korunması gereğinin önemi daha da artar. 
[Muharrem Nuri Birgi mektubun bir kopyasını da mektubu birlikte kaleme aldıkları Ada Dostları’ndan ressam Tiraje Dikmen’e göndermişti.]

[20 Aralık 1983]

Muhterem Bakan [Mükerrem Taşçıoğlu],
Mühim vazifenizi devraldığınız şu sıralarda ne kadar çok yoğun olabileceğinizi tahmin ederek, belki de bu mektubumu yazmamın sırası olmayabileceğini düşündümse de, işlerinizin hiçbir zaman hafiflemeyeceğini gözönünde tutarak yine yazmaya cesaret buldum. Ben, çoktan emekli olmuş, 75 yaşında bir Büyükelçiyim. Demek istiyorum ki bu mektubum tamamen menfaat düşüncelerinden arîdir. Sahici bir İstanbullu’yum. Bu itibarla, bile bile ve bazen de bilgisizlik ve görgüsüzlük yüzünden mahvedilmekte olan İstanbul’umun, henüz kurtarılabilecek halde bulunan bir parçasının, Prens Adaları’nın —ve bilhassa Büyükada’nın— kurtarılması için, size müracaat ediyorum.
Sizden evvelki Kültür ve Turizm Bakanı’na vaktiyle yazmış olduğum mektubun bir örneğini ilişikte takdim ediyorum. Bu mektupta meselenin ruhunu anlatmaya çalıştım. Hiçbir cevap almadım, fakat bir müddet sonra bir Adalar Vakfı kurulduğunu haber aldım. Bu tedbirin alınmasında benim mektubumun herhangi bir tesiri olup olmadığını bilemiyorum; bildiğim bir şey varsa, bu Vakfın, bugünkü haliyle, aşağıdaki iki sebepten dolayı, benim mektubumda izaha çalıştığım hedeflere götürebilecek bir nitelik arzetmediğidir… […]
Sizin de bildiğiniz gibi, bu Adaların ve bilhassa Büyükada’nın taa Bizans’tan başlayıp Cumhuriyet devrimizi de içine alan uzun asırlar boyunca oluşmuş bir tarihi ve bu tarihin çeşitli izleri ve eserleri mevcuttur. Bilhassa Osmanlı devrinin 19’uncu asrında Büyükada çeşitli siyasi ve edebi faaliyetlere sahne olmuştur. Batı’nın “Art Nouveau” üslubunun milli çeşnimize intibak ettirilmiş bazı nefis mimari eserlerden, sinsi ve amansız tahripçilerin tecavüzlerinden kurtulabilen bazılarının fotoğraflarını çekmek için dışarıdan gelen uzmanlar veya amatörler vardır. Bütün bunların korunması, onarılması ve kıymetlendirilmesi ve bunların bir devamı, ayrılmaz parçası olan tabii güzelliklerin muhafazası için, gelişmiş memleketlerdeki sayısız numunelerden istifade edilebilir. Fakat teferruata girip daha fazla vaktinizi almak istemem. Onun için bu maruzatımı şu iki öneri ile tamamlamak istiyorum:
1. Bir an evvel Büyükada’nın ve öteki adaların SİT bölgesi ilan edilmesi suretiyle, spekülasyoncuların ve vandallerin cinayetlerinin önüne geçilmesi gerekir.
2. İlişik listede isimlerini telkin ettiğim kimselerle bir bilgi ve fikir alışverişi toplantısı yapmanızı istirham ederim. Onlardan her biri meselenin, benim yukarda kısaca temas ettiğim —ve hatta yazımı ağırlaştırmamak için temas etmediğim— cepheleri hakkında çok yapıcı ve bilgili bulacağınızdan emin olduğum şeyler söyleyebilirler, önerilerde bulunabilirler hatta vazifeler üstlenebilirler. 
Bayram Gümüş’ten “Heybeliada Yat Limanı” 

* * *

Oktay Ekinci, “Ey Ahali! Adalar SİT Alanıdır”, Cumhuriyet Dergi (7.1.2001)1, 12-14.

_______________________________________________________2 
From: CELAL KARACA
Subject: Gelen turistlerin kulakları sanıyorum ki SAĞIR…
Date: November 28, 2011 7:02:33 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com
Gelen turistlerin kulakları sanıyorum ki SAĞIR!…
Sevgili Ada Sevdalıları, 
Bugün Kabataş’tan yolcu motoruyla Büyükada’ya gittim. Giderken de, gelirken de Yunanlı ve İranlı turist gruplar vardı… Ya bu insanların kulakları mı sağır veya bir sorunları mı var. Yolculuk süresince durmadan yüksek sesle konuşmaları inanılmaz… Kendi memleketlerinde böyle konuşuyorlarsa bir şey söylemeyeceğim… Doğu ve Batı sentezinden acayip sesler çıkıyor desem yeridir… Birileri bunlara biraz daha sessiz olun dese bence iyi olacak… Bizim insanımız bazı konularda daha duyarlı ve saygılı bunu gördüm… 
Teşekkür ederim… 
Celal Karaca
_______________________________________________________3 
From: YÜKSEL ÖZCAN
Subject: Cevaben…
Date: November 28, 2011 7:57:01 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com
Cevaben…

ADALAR POSTASI-2625/20 (28.11.2011)‘de
yayımlanan yazınızda:

“Açıkcası tüm doğa severlerden DUYARLILIĞIM için takdir beklerim tespitim için… Görüntüleri ben kendim oluşturmadım… Görüntüler gayet açık ve net… DÜZLEŞTİRİLMİŞ VE TOPRAK ATILMIŞ DOĞA FLORASININ üzerine ve gözlem-araştırma kulesine değil de, kulenin dibine dikilmiş olan, PARAYLA ÇALIŞAN MANZARA SEYRETME ALETİNİN sorumlusu ben değilim; manzara seyretme uğruna KESİLMİŞ GİBİ GÖRÜNEN AĞAÇ’ların sorumlusu da ben değilim… Görüntüler karşısında ŞOKA uğramış bir vatandaşım… Buyrun kınayın o zaman…”
Diyordunuz ya… 
Merhaba, 
Sn. Toprak galiba yazımızı okumamış. İnceleme yapılacak. Kendisinin yolladığı fotoğrafa göre kınanmayacak. Adakule’nin eski fotografları incelenecek. Kütüklerin nereden getirildikleri ispatlanacak. Şu an kütüklerin nerede olduğu ispatlanacak. Gözlem dürbününün ne zaman ve ne için konduğu ispatlanacak. Geçen yazısında “düğün”, bu yazıda “araştırma gözlem kulesi” olarak belirttiği Adakule’nin, yangın gözetleme sistemiyle donatılmış “yangın gözetleme yeri” olmakla birlikte ar-ge çalışmalarının yapıldığı bir bilimsel araştırma yeri olduğu da ispatlanacak. İzinsiz girilmediğini de herkes görecek. 
Tabii gerçek kimliğini gösterecek, takma ad kullanmayacak olanlar. Gerçek kimliğini belirtmeden yazı yazanları kınasan ne olur ki? Eğer yazıların sahibi türkü sanatıyla uğrasan Deniz Toprak iseniz söylediğiniz türkülerin hatırına sizi kınatmayacağız.

_______________________________________________________4


AdaGazetesi, 28.11.2011
Şükrü Abanoz

http://ada-gazetesi.com/wp/?p=1755

Doğal Afetler Toplantısı Kınalıada’da Yapıldı 

Kınalıada muhtarı Hüseyin Şahin, Adalı gönüllü Mustafa Alemhan User, İhtiyar heyeti üyesi Ergin Özden ve Adalar Kızılay yönetim kurulu üyesi Avedis Hilkat’ın katkılarıyla Kınalıada Su Ürünleri Kooperatifi’nde doğal afetlerle ilgili bir toplantı gerçekleştirildi, toplantının gündemi ve amacı bir ilanla vatandaşlara duyuruldu.

ilanın üzerini tıklayarak büyütebilirsiniz!

_______________________________________________________5


From: ERKAN ÖZKAN
Subject: Vapur ve motor tarifeleri
Date: November 29, 2011 11:25:07 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Tarifeye Bak!…

Merhaba Sevgili Adalılar, 
Bildiğiniz gibi adaya gidebilmek için Şehirhatları, Mavi Marmara, İDO, Prenstur, Dentur ve Turyol’un seferleri var. Tarifelerin yaz/kış olarak değişmesi bir yana geçerlilik günleri bile değişiyor. Örneğin Prenstur, Dentur her gün aynı tarifeyi kullanıyor. Oysa Şehirhatları’nın Kabataş sefelerinde Cumartesi günü haftaiçiyle aynı tarifedeyken, Bostancı seferlerinde Cumartesi-Pazar kısmı aynı tarifede. Mavi Marmara kışın her gün aynı seferleri kaldırırken, yazın haftaiçi-haftasonu ayrımı yapıyor. Bu sıkıntılar nedeniyle http://www.tarifeyebak.com sitesini yaptık. Sitede bulunan tarife sorgulama linkiyle kalkış/varış noktalarını seçerek en yakındaki seferi görebilmeniz mümkün. Klasik tarifeye bakmak istiyorum diyenler için de sitede tarifeler mevcut!…

Kolay gelsin,

Erkan Özkan

_______________________________________________________6


AdalarSpor, 29.11.2011

http://www.adalarspor.org

03 Aralık 2011 Cumartesi günü 14:00-16:00 saatleri arasında U-16 ve B Genç Takım seçmeleri vardır. Detaylar için Genel Kaptan Tuğsal Eliz’e 0530 223 80 73 no’lu teefondan ulaşmanızı rica ederiz.

Adalar Spor Kulübü

_______________________________________________________7

From: SELİN AYGÜN 
Subject: FW:
Date: November 29, 2011 11:25:56 AM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com
[7 koca adam bir faytona nasıl sığar?…]
Hürriyet, 25.11.2011
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun Adalara’a yaptığı ziyaretten aklımda kalan onun Adalar’a geliş amacı, yaptığı konuşma vs. değil de; kendisinin ve eşlik edenlerin ne yazık ki bir faytona tıkış tıkış binmiş olmasıydı! 
İnternetHaber, 25.11.2011
Motorlu taşıtlar, faytona zaten eskortluk etmiş! Bu durumda, faytoncu hariç 6 yetişkin insanın tek bir faytona binip de atları zorlamaları ne kadar da gereksiz! Fotoğrafa daha dikkatlice bakınca, faytonda aslında faytoncu+6 kişi olduğu görülüyor. PES! 
PressTürk, 25.11.2011
* * *

Hürriyet Web TV, 25.11.2011
DHA

http://webtv.hurriyet.com.tr/2/24844/0/1/kilicdaroglu-adalar-da.aspx

KILIÇDAROĞLU ADALAR’DA

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Adalar Belediyesi’ni ziyaret etti. Kılıçdaroğlu, Belediyeye faytonla geldi.

<!–

_______________________________________________________8


Adalar Belediyesi, 25.11.2011

http://www.adalar.bel.tr/haberler/hbr210.asp

CHP GENEL BAŞKANI 
KEMAL KILIÇDAROĞLU 
ADALARI ZİYARET ETTİ 

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Adalar’da incelemelerde bulunmak, Adalar Belediyesi Eğitim, Kültür, Sanat ve Gönüllüler Merkezi ile İstanbul’un ilk kent müzesi olan Adalar Müzesi’nin ek bölümlerinin açılışlarını yapmak üzere 25 Kasım Cuma günü Adalar’ı ziyaret etti.

Kalabalık bir grup tarafından karşılanan Kemal Kılıçdaroğlu ilk olarak belediye binasına gelerek Adalar Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu’yla makamında görüştü. Başkan Farsakoğlu burada yaptığı konuşmada; ”Yaşadığımız bu sancılı dönem içerisinde zaman ayırarak Adalar’ı ziyaret etmenizden dolayı çok teşekkür ederim.” dedi. Ve Genel Başkan Kılıçdaroğlu’na yerel seçim çalışmaları sırasında çekilmiş olan bir fotoğrafın çizimi ile ”Tarih Boyunca İstanbul Adaları” adlı iki cilt kitap hediye etti.

Daha sonra belediye toplantı salonunda ülkemizde yaşayan azınlıkların dini cemaat temsilcileriyle biraraya gelen Kılıçdaroğlu ruhani önderlerle sohbet etti.

 Kılıçdaroğlu Ruhani Önderlerle Buluştu: 

”Kimlik ve Din Temelli Siyaset Toplumu Böler”

Türkiye Musevileri Hahambaşısı Rav. İsak Haleva, Rum Ortodoks Patriği temsilcisi Metropolit Apostolos Daniilidis, Süryani Kadim (Ortodoks) Patriği Feliknünos Yusuf Çetin, Adalar Metropoliltliği’ni temsilen Patrik Bartholomeos Tsakos ve Patrik Dimitrios Tsiropulos, Ermeni Havari Patriği’ni temsilen Yeğişe Vartabed Uçkunyan, Ermeni cemaati kanaat önderlerinden Ortaköy Surp Tarkmançats Kilisesi Vakfı Başkanı İskender Şahingöz ve İstanbul Süryani Ortadoks Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Sait Susin’le biraraya gelen Kemal Kılıçdaroğlu; herkesin etnik kimliğine, inancına saygı duyulması gerektiğini belirterek, etnik kimliğin kişilerin şerefi ve namusu olduğunu söyledi.
Kemal Kılıçdaroğlu konuşmasını şöyle sürdürdü. Bizim bakışımız budur. Biz hiçbir zaman inançların siyasette tartışılmasını istemeyiz. Allah’la kulun arasına kimsenin girmesini istemeyiz. Kimlik siyasetinin, din temelli siyasetin toplumu böldüğünü bütün dünya biliyor. Yakın zamanda pek çok örnekleri var, Irak bunun en güzel örneğidir. Bir parlamento var ama baktığınızda inançlara göre bölündüğünü görürsünüz. Veya etnik kimliklere bölünmüş bir parlamento görürsünüz. Bunları kaldırmamız lâzım, eğer insan Allah’ın yarattığı en değerli varlıksa şu sorunlar olmaması lâzım. İnsan odaklı bir siyaset yapıyorsak onun insan olması bize yetiyor.

Kaldı ki artık 21’inci yüzyılda sadece insana değil bizimle beraber yaşayan, dünyayı dünya yapan bütün canlılara saygı duymak zorundayız. Adalar’ın önemli bir özelliği var kültürel çeşitliliği fazla olan ülkemizin ender bölgelerinden birisidir. Bu önemli bölgelerden birisi Hatay diğeri Mardin ve Adalar’dır. Ben her Mardin’e gittiğimde mutlaka Süryani Kilisesi’ne de uğrarım. Oradaki insanlarla dertleşiriz konuşuruz. Sonra beni eleştirdiler; ‘Kılıçdaroğlu’nun annesi Ermenidir,’ diye. Ben de; ‘Annemi seviyorum,’ dedim. Beni doğuran kadın elini öpeceğiz, izin verse ayağını öpeceğiz. O yüzden bu toplumda sevgiyi ve hoşgörüyü egemen kılmalıyız.

Bu yüzden bizi dini liderlerle biraraya getiren Adalar Belediye Başkanı Mustafa Farsakoğlu’na teşekkür ediyorum. Biz güzel ülkemizde huzur içinde barış içerisinde yaşamak istiyoruz. İstiyoruz ki çocuklarımız geleceğe huzur içinde baksınlar. Güzel Türkiye’yi dünyanın sayılı ülkelerinden biri haline getirelim. Hepimiz Ermeni’si, Rum’u, Alevi’si Musevi’si bu konuda çaba harcayalım. Sorumlu siyasetinin görevi budur, bu olması lâzım. Bir de sorumlu siyaseti hissetmeyip; ‘Ayrışmadan daha fazla oy alabilir miyim,’ diye yola çıkanlar da var onlara da itibar etmemeliyiz. Tekrar bizi biraraya getiren başkana teşekkür ederim.

Toplantıda söz alan Türkiye Musevileri Hahambaşısı Rav. İsak Haleva, bu konuda belediye başkanlarına önemli işler düştüğünü belirterek; ”Belediye başkanları da büroda çalışırken büyük bir dua yapıyorlar. Nasıl oluyor bu? O çalışma neticesinde orada bulunan ibadethanenin suyunu, yolunu ve güzelliğini muhafaza ederek… Bu sayede insanlar daha huzurlu ve mutlu bir şekilde ibadet ediyor. Yani bu şekilde çalışarak da aslında bir ibadeti yerine getiriyorlar,” dedi.
Rum Ortodoks Patriği’ni temsilen toplantıya katılan Metropolit Apostolos Daniilidis ise; ”Belediye Başkanı Mustafa Farsakoğlu’na teşekkür ediyorum. Kendilerinin kaymakamlık döneminde başlayan yardımları belediye başkanı seçildikten sonra da devam etti. Adalar çok özel bir yer ve biz burada hiçbir ayrım yaşamaksızın din, dil, ırk birliğiyle barış ve kardeşlik içerisinde yaşamakta olduklarını,” söyledi.
Dini temsilcilerin konuşmalarının ardından söz alan Adalar Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na Adalar hakkında bilgi verdi.
Belediye Toplantı salonunda görüşmelerin sona ermesinin ardından Kemal Kılıçdaroğlu ve beraberindekiler Adalar Belediyesi Eğitim Sanat ve Gönüllüler Merkezi’nin açılışını yapmak üzere belediyeden ayrıldılar. 

Eğitim Sanat ve Gönüllüler Evi’nde Halk Kılıçdaroğlu’nu Sevgiyle Kucakladı 

Adalar Belediyesi Eğitim Sanat ve Gönüllüler Merkezi’ne yürüyerek gelen heyet, yol boyunca halkın yoğun ilgisiyle karşılandı. Açılışın ardından Gönüllü Merkezi’ni gezen Kemal Kılıçdaroğlu’na bu tesisi Adalar’a kazandıran ve her aşamasında büyük emeği bulunan Hatice Farsakoğlu tarafından bilgi verildi. Eğitim Sanat ve Gönüllüler Merkezi’ni ilgiyle inceleyen Kılıçdaroğlu; buradan gönüllü eğitimcilerin el emeği hediyelerle uğurlandı.

İstanbul’un İlk Kent Müzesi Bir Yılda Üç Kat Büyüdü 

Çınar caddesinde faytonlara binen Kemal Kılıçdaroğlu ve beraberindekiler Adalar Kent Müzesi’nin ek bölümlerinin açılışı için Aya Nikola’ya hareket ettiler.
Açılış töreninde kürsüye önce Adalar Vakfı Başkanı Halim Bulutoğlu çıktı. İstanbul’un ilk kent müzesi olan Adalar Müzesi’nin kuruluşu hakkında bilgiler veren Bulutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü; “Adalar İstanbul’un en küçük ilçesi ama İstanbul’daki ilk Kent Müzesi’nin açılışını gerçekleştiriyoruz. Adalar tarihi ve doğal güzellikleri açısından en güzel ilçesi. Ve bildiğiniz gibi İstanbul’un 6’ıncı dairesi Beyoğlu, 7’inci dairesi Adalar’dır. Yani İstanbul’daki ilk kent yerleşiminin, ilk yerel yönetimlerinin boy attığı yerlerdendir Adalar.

2008’in son günlerinde bu çalışmalar başladı. Müze kurmak hiç kolay değildir, hele kent müzesi kurmak daha zordur. Özellikle son dönemde dünyanın önemli kentlerinde kurulan kent müzelerine baktığımızda, kuruluş sürelerinin 5-6 yılı bulduğunu görürüz. Biz 2008’in sonlarında Adalar Belediyesi ve Adalar Vakfı ortaklığıyla çalışmaya başladık. Ve üzerinden 1 yıl geçtikten sonra iki sergi açtık. 2010 yılı müzenin açılış yılıydı. Aya Nikola bölgesinin bu eşsiz yerinde 1986 yılında alınan bir yanlış karar sonucunda bu alan doldurulmuş ve adanın bütün molozlarının çöplerinin döküldüğü bir yer olmuştu. Kıyı şeridinde yeniden temizlik çalışmalarının bir sonucu olarak burası kuruldu. Bir diğer mekân da Adalar Müzesi’nin Çınar Caddesi’nde belediyeye tahsis edilmiş bir alanda yapıldı. Yine 2010 yılının 31 Temmuz’unda burayı Adalar Müzesi’nin süreli sergi alanı olarak kullanmaya başladık. Ve orası Adalar Belediyesi’nin almış olduğu bir kararla Çelik Gülersoy Kültür ve Sanat Merkezi olarak ilan edildi. Burada 2010 yılında “Ada Sahillerinde Bekliyorum” bu yıl ise “Adalar Mimarlar” sergisi açıldı.

Adalar Müzesi 2011 yılı sürecini yaşıyor. Hızlı bir şekilde kurulmuş olan bu müze Belediye başkanımızın vizyonu ve desteğiyle hayır dedik burada duramayacağız ve devam edeceğiz dedik çünkü bu müze Adalar’ın geleceği açısından geliştirilmeye muhtaçtı böylece 2011 yılının Nisan ayında başlayan genişletme çalışmaları tamamlanarak son halini aldı ve bugün açılışını yapacağız,” dedi.
Kürsüye davet edilen Adalı yazar şair ve gazeteci Ataol Behramoğlu ise; bir kent için müzelerin önemine değinerek şöyle devam etti; “Ben değerli arkadaşım ve belediye başkanımıza teşekkür etmek istiyorum. Böyle önemli bir günde bana da konuşma fırsatı verdiği için. Müzeler bir takım kültürel ve tarihsel malzemenin rastgele yığıldığı yerler değildir. Müzeler bir tarihe, bir kültüre, bir coğrafyaya, bir ulusa bir topluma ait olmanın simgeleridir. Hiçbir ulus hiçbir toplum tek bir dine, tek bir dile, tek bir kültüre indirgenemez. Bütün toplumlar çoğulcudur ve binlerce yıllık tarihi içerisinde kültürler, dinler, inanışlar, birbirine karışmış ve uluslar oluşmuştur.

Adalar da bu bakımdan çok özel yerlerdir. Çok farklı etnisitelerin yüzlerce yıl burada bir arada yaşadığı yerlerdir, bu bakımdan Kent Müzesi’nin açılması da ayrıca anlamlı ve değerlidir.

Adalar Tarihi Bir Güne Tanıklık Ediyor 

Behramoğlu’nun ardından söz alan Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu da adaların tarihi bir güne tanıklık ettiğini belirterek; “Burası Halim Bulutoğlu’nun dediği gibi tam bir mezbelelik ve çöplük alanı olarak kullanılmıştı. Buradan geçenlerin yüzlerini çevirdikleri burunlarını kapattıkları ve yöneticilerin utandıkları bir yerdi. Ve çağdaş yaşamın bir sonucu olarak tahrip edilen denizin ve doğanın nasıl olumluya dönüştürüldüğünün güzel bir örneğini sunmak istedik. Bir tarafında insanların gönül rahatlığıyla denize girebildiği bir plaj bir tarafta ise tüm zorluklara tüm yokluklara ve baskılara rağmen gerçekleştirdiğimiz bir eser. 

Hepinizin bildiği gibi adalar bir tarafta tarih bir tarafta çevre güzellikleriyle çok özel bir yer. Ama esas güzellik burada yaşayan insanların oluşturmuş olduğu güzelliktir. İşte çevremizde gördüğümüz gibi Adalar Musevi’sinden, Hristiyan’ından Alevi’sinden ve Sünni’sinden her türlü inanca sahip vatandaşlarımızın birlikte yaşadığı bir yer. Müzenin gerçekleştirilmesinde bu zenginliğin katkısı çok büyük,” dedi. 

Direnen İzmirlilere, 
Türkiye’nin En Güzel İlçelerinden Olan 
ve Anakent’e Direnen Adalar’dan Selam Yolluyorum 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu açılış öncesi şunları söyledi. “Cemaatlerimizin saygıdeğer üyeleri, değerli partili arkadaşlarım, değerli hanımefendiler ve beyefendiler, değerli yazarlar, ressamlar sanatçılar, güzel bir günde beraberiz. Hava biraz soğuk… Sayın Ataol Behramoğlu yaz aşklarımı yazdım dedi ama galiba kış aşklarını da yazmamız gerekiyor. Yazarsanız çok iyi olur kaleminize sağlık, yazmakta hakkınız zaten ama dikkatli olun yazarken bir gün kendinizi Silivri’de bulabilirsiniz. 

Kentli olmak güzel bir olaydır, kentli olmak sabahleyin kahvaltıya otururken günlük gazetelere bakmak demektir. Kentli olmak dışarı çıktığımızda komşumuzla karşılaştığımızda sıcak bir merhaba demektir. Kentli olmak düşünce yoğunluğunu yaşamak demektir. Kentli olmak resim yapmak demektir, şiir yazmak demektir, roman yazmak demektir ve kentli olmak kendi yaşadığı kentin tarihini bilmektir. Kentli olmak müzeye gitmek demektir, sinemaya gitmektir, tiyatroya gitmektir ve kentli olmak en çok ihtiyaç duyduğumuz tasada ve kıvançta beraber olmak demektir. Kentli olmak değişik kimliklere saygı göstermektir. Kentli olmak inançlara saygı göstermek demektir. Kentli olmak birbirimizi sevmek demektir ve kentli olmak yöneticilerin nifak tohumları ekmediği bir dünyayı yaratmak demektir, kentli olmak budur, o nedenle kentli olmanın kendine özgü koşulları var. Bunları insanoğlu milyonlarca yılda buldu çalıştı çabaladı, romanını yazdı şiirini yazdı, karikatürünü yaptı, bütün bunlar değişerek gelişerek devam etti. Sinemasını yaptı ve kentli olmak haksızlıklara karşı direnmek demektir. 

Kentli olmak kentlinin kendi yöneticisini seçmesi demektir, tıpkı Sayın Farsakoğlu’nun kendilerine başkan olarak seçilmesi gibi. Kentli olmak Sayın Farsakoğlu gibi baskılara karşı yöneticinin direnmesi demektir… Sayın Farsakoğlu seçildi önce Anakent Belediyesi burayla olan ulaşımı kesti. Bu mudur kentli olmak? Kentli olmak çağdaş düşünmek demektir. Siz Sayın Farsakoğlu’nu cezalandırmıyorsunuz, Adalar’da yaşayan herkesi cezalandırıyorsunuz, onların oy kullanma haklarına haksızlık yapıyorsunuz demektir. Ambulansını elinden alıyorsunuz, aracını elinden alıyorsunuz, parasını kesiyorsunuz, beş kuruş dahi yardım etmiyorsunuz. Eskiden de belediye vardı ama yardım ediyordunuz. Sayın Farsakoğlu geldi ben keseceğim’ diyor. O nedenle Sayın Başkan dedi ki; ‘Bulutoğlu ve Behramoğlu beni bu kuyuya itti.’ kuyuya itmediler, onlar sizi yücelttiler ben onlara huzurunuzda teşekkür ediyorum. Sayın Behramoğlu şiirler yazacak Sayın Bulutoğlu’da buraya büyük bir katkı vermiş, katkısından ötürü de yürekten teşekkür ediyorum ama Sayın Farsakoğlu yalnız değil, bizim burada bulunan ve bulunmayan belediye başkanlarımız, Sayın Farsakoğlu’na yardım ettiler, her türlü desteği verdiler. Adalar halkına her türlü desteği verdiler, ne istediyse yardımına koştular. 

Anakent koşmasın, Sayın Kadir Topbaş otursun sevinsin, ama sevinmez üzülür, neden üzülür biliyor musunuz? ‘Ben her türlü olanağını kestim, bu ayakta kalmayacaktı, yok olacaktı ama Sayın Farsakoğlu gittikçe yükseliyor’ diye üzülür. Nasıl oluyor bu, adada yaşama duyduğu saygıdan oluyor. Sosyal demokrat bir anlayışın nasıl olması gerektiğini artık onun da bilmesi lazımdır. Yaşama direndik dedik, direnmek yöneticilerin görevlerinden birisidir. O direnmenin örneklerinden birisini bizim İzmir Anakent Belediyemiz veriyor, yüreklice direniyor. Bütün baskılara rağmen direniyor, direnecekler. İzmirliler ‘de onları kucaklayacak, hiç endişem yok. Efendim ne yapmış İzmir Büyükşehir Belediyesi en büyük suçlardan birisi, biz dedik ki taşeronlaşmayı kaldıracağız dedik, İzmir Büyükşehir Belediyesi ‘de ‘taşeronlaşmayı kaldıracağım’ dedi, madem genel başkan istiyor… 

Sayın Erdoğan da diyordu ya; ‘Kaldırın da göreyim bakalım nasıl yapacaksınız’ Biz de kaldırdık; ‘Bak örneğini görüyorsun’ dedik. Vay sen misin kaldıran; önce savcıyı değiştirdiler, oraya birisini getirdiler, sabahın 06.00 da baskın yaptılar, yöneticilerini aldılar ne oldu? Aldınız da ne oldu, yandaşlara gelince sabahın 06.00 da kimse alınmaz, buna çifte standart denir, bu çifte standarttın adı ahlaksızlıktır, yargılama ise herkes için eşit olmalı, işse herkes için eşit olmalı, kelepçe vurulacaksa herkes için eşit olmalı. Bu doğru değil, o nedenle kentli olmak bu tür haksızlıklara direnmek demektir. Bu direnişin en güzel örneklerinden birini veren Kent müzemize gelirsek; şimdi gezeceğiz, göreceğiz. İstanbul’un ayrı bir özelliği var, sadece Türkiye için değil, dünya için ayrı bir özelliği var. Üç büyük imparatorluğa başkentlik yapmış, Adalar’ın daha farklı bir özelliği var, düşünce yoğunluğunun yaşandığı bir yer burası. Pek çok şaire, yazara, romancıya mesken olmuş, siyasetçiye mesken olmuş bir yer burası. O nedenle kent müzesi burası için çok önemli, katkı veren herkese yürekten teşekkür ediyorum.
Açılışların ardından müzeyi gezen Kılıçdaroğlu ve beraberindekiler buradan Dünyanın en büyük ikinci ahşap yapısı olan Rum yetimhanesi giderek yetimhane hakkında bilgi aldılar. Burada basının sorularına da cevap veren Kılıçdaroğlu ve beraberindekiler son olarak; Fenerbahçe’nin efsane futbolcusu Lefter Küçükandonyadis ziyaret ettiler. 
Rahatsızlığından dolayı bir süredir evinden çıkamayan Lefter’in sağlık durumuyla yakından ilgilenen Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu; Adalar Belediyesi’nin çizdirdiği Lefter Portresini imzalayarak efsane futbolcuya armağan etti. İsmet İnönü tarafından Lefter’e yazılan mektubu da okuyan Kılıçdaroğlu Lefter’e bir de Atatürk portesi armağan etti

_______________________________________________________9

Adalar Müzesi, 25.11.2011


http://www.adalarmuzesi.org/cms/component/content/article/1-son-haberler/217-adalar-muzesi-son-bir-yilda-uc-kat-buyudu

Adalar Müzesi Son Bir Yılda Üç Kat Büyüdü! 
25 Kasım Cuma günü “Adalar, Yazarlar, Şairler-Mitostan Edebiyata” sergisiyle birlikte Adalar Müzesi’nin yeni bölümleri ve ek hizmet binaları açılış konuşmacıları arasında Adalar Vakfı Başkanı Halim Bulutoğlu ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yer aldığı resmi bir törenle açıldı. 
İstanbul’un ilk kent müzesi olan Adalar Müzesi, 10 Eylül 2010 tarihinde ziyaretçilere kapılarını açtıktan sonra, hızlı bir büyüme kaydederek bir yıl içinde bünyesine yeni galeriler ve yeni bir sergi salonu ekledi. 25 Kasım Cuma günü yapılan resmi törenin açılış konuşmalarını Adalar Vakfı Başkanı Halim Bulutoğlu, sergi küratörü Sevengül Sönmez, yazar ve şair Ataol Behramoğlu, Adalar Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yaptı. 
Adalar Vakfı ve Adalar Belediyesi’nin işbirliğiyle kurulan Adalar Müzesi’nin açılış töreninde Adalar Vakfı Başkanı Halim Bulutoğlu müzenin önemiyle ilgili olarak “Adalar tarihi ve doğal değerler açısından İstanbul’un en güzel ilçesi. İstanbul’un ilk kent müzesi, ilk defa bir yerel yönetim ile bir sivil toplum kuruluşunun işbirliğiyle kuruldu. Müze kurmak oldukça zor bir süreçtir. Özellikle son dönemde dünyada korunmakta olan önemli şehirlerin kent müzelerinin kurulma süresi beş altı yılı buluyor. Biz bu sürece 2008 yılının son günlerinde başladık ve üzerinden bir yıl geçmesine rağmen resmi açılışımızdan önce üç sergi açmayı başardık,” diyerek görüşlerini belirtti. 
“Adalar, Yazarlar, Şairler-Mitostan Edebiyata” sergisinin küratörü Sevengül Sönmez, serginin çıkış noktasını anlattı: “Bu sergi, yeryüzünde var olan ve düşlenen adaları anlatmayı seçen, bu adaları yazan ve anlatan edebiyatçıları bir araya getiriyor. Tutkuyla başladığımız yolculuğumuz aşka dönüştü. Yol boyunca tüm zamanların ada aşıklarına da rastladık: Hemingway’den Sait Faik’e, Hüseyin Rahmi’den Daniel Defoe’ya…” 

Korunması gereken bir miras: Adalar 

Yazar ve şair Ataol Behramoğlu, Adalar Müzesi’nin önemini anlatırken Adalar’ı korumanın bütün Türkiye’nin sorumluluğu olduğunu belirtti: “Anadolu tarihi ve coğrafyası yüzyıllardan beri büyük bir sentez oluşturmaktadır. Adalar ise bu bakımından çok farklı bir etnisiteye sahiptir, bu anlamda Adalar Müzesi çok önemli bir yer tutuyor.” 
Adalar Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu, Adalar’ın farklı kimliklere ev sahipliği yaptığını vurgularken “Bugün burada tarihe tanıklık ediyoruz. Yıllardır bir çöplük olarak kullanılan bu alan, çağdaş yaşamın bir sonucu olarak, güzel Adalar’da tahrip edilen denizin ve doğanın nasıl tekrar olumluya dönüştürüldüğünün bir örneğini sunuyor. Adalar Müzesi, bütün yokluklara, baskılara ve olumsuzluklara rağmen bir avuç insanla gerçekleştirdiğimiz bir eser oldu,” diyerek görüşlerini belirtti. 

Son açılış konuşmasını gerçekleştiren CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, kentli olmanın önemine değindi: “Kentli olmak resim yapmak, şiir yazmak, müzeye gitmek ve kendi kentinin tarihini bilmek demektir. Kentli olmak sanatla buluşmak, değişik inançlara saygı göstermek ve haksızlıklara karşı direnmek demektir. Kentli olmak kentlerin kendi yöneticisini seçmesi demektir. Tıpkı Adalılar’ın Sayın Farsakoğlu’nu seçtiği gibi.” 
Adalar, Yazarlar, Şairler-Mitostan Edebiyata” sergisi 
2012 Temmuz ayına kadar ziyaretçiler tarafından gezilebilecek.

_______________________________________________________10


Sabah, 05.11.2011
Volkan Özyurt 

http://www.sabah.com.tr/kultur_sanat/sinema/2011/11/05/tentenin-bir-garip-istanbul-macerasi

Tenten’in bir garip İstanbul macerası 

Yönetmen Steven Spielberg’ün Tenten’in Maceraları filmi ile yeniden gündeme gelen ünlü çizgi roman kahramanı Tenten’in Türkiye’ye birkaç defa geldiğini biliyor muydunuz? Büyükçekmece Gölü’nde yüzen, Suriçi’nde dolaşan Tenten, İstanbul’u dünyanın cenneti olarak görüyor!

[…]

SUCUKÇU BİR TENTEN 

Türkiye’de ilk olarak 1950’de Armağan ve Doğan Kardeş dergisinde yayımlanan Tenten’in yakın dostları, bir anda aile üyeleri oluvermiş. Mesela Armağan’daki maceralarında Kaptan Haddok (Haddock), kahramanın amcası, Profesör Turnösol (Tournesol) da babası olarak okura sunulmuş. Ama bu değişiklik, Tenten’in başına geleceklerle kıyaslandığında masumane kalabilir. Tenten’in Türkiye’de yayımlanan birçok macerası uydurma! Mesela Burhaneddin Şener ile Ali Recan (Yüzbaşı Volkan’ın çizeri olarak tanınır), kendilerini Herge’nin yerine koyup yepyeni Tenten maceraları çizmiş. Bu uydurma maceraların ikisinde (Tenten İstanbul’da ve Marmara Canavarı) Tenten, Türkiye’ye geliyor. Tabii İstanbul’a getirilen Tenten ve dostları hemen Türkleşiyor! Nasıl mı? Mesela Tenten, Kayseri sucuğundan bahsediyor, “Sen anlayana kadar Üsküdar’da sabah oldu,” gibi Türkçe deyimler kullanıyor, Büyükçekmece Gölü’nde yüzüyor. Kaptan ise Gemilerde Talim Var şarkısını söylüyor, Kavalıdere şarabı istiyor. Ama bunlar yapılırken bir taraftan da telif meselesinden ürkülüyor. Bunun için kimi sayılarda, sayfaların altına şöyle garip notlar da düşülüyor: “Sayın okuyucular bu öyküyü okuyun ve aman hiç kimselere bahsetmeyin.” Şimdilik Tenten’in dokuz macerasının (Tenten İstanbul’da, Marmara Canavarı, Tenten Afrika’da, Merih’e Gidiyoruz, Uğursuz Film, Esrarlı Sirk, Asilere Karşı, Perili Dağ, Yamyamlar Arasında) uydurma olduğu tespit edilmiş durumda. İşin tuhafı bu uydurma Tenten maceralarının Herge’ye gösterildiği de rivayet edilir. Öyle ki Herge albümleri görünce şaşırmış. Şaşırması Tenten’e yeni maceralar uydurulmasından değil, çizimlerin orijinal çizimlerden ayırt edilemeyecek kadar iyi olmasından! 

FİLM İCABI TÜRKİYE’YE GELMİŞTİ 

Ama uydurma maceralarla Türkiye’ye gelen Tenten’in bir film vesilesiyle İstanbul’a uğradığı da biliniyor. 1961 yapımı Tenten İstanbul’da/ Tintin and the Mystery of the Golden Fleece filminde Kaptan ‘a kalan miras nedeniyle kahramanız, İstanbul’a geliyor. Çekimleri Türkiye ve Yunanistan’da yapılan filmde kimi Türk oyuncular da (Ulvi Uraz, Faik Coşkun) rol alıyor. Tenten, İstanbul’da Kasımpaşa’da, Suriçi’ndeki mahallelerde ve Rumelihisarı’nda dostu Kaptan Haddok ve köpeği Milu (Milou) ile bir macera yaşadıktan sonra Yunanistan’a doğru yol alıyor. Zaten bu filmin senaryosunun da uydurma öykülerden Tenten İstanbul’a ilham verdiğini de söyleyelim. Yazıyı, Tenten’in uydurma macerası Marmara Canavarı’ndaki girizgahıyla bitirelim: “Sevgili Tenten okuyucuları; bu yazı Kaptan ile ben, İstanbul’da geçirme kararı verdik. Geçen gelişimizde güzel İstanbul’a bir türlü doyamamıştık. Kaptan, Kınalıada’ya yerleşmeyi ve bütün yazı balıkçılıkla, yüzmekle geçirmemizi istedi. Ben de onun bu teklifini sevinerek kabul ettim. Şimdi Kaptan, harıl harıl tekne ve oltalarla meşguldür. Dünyanın cenneti İstanbul’da sakin bir yaz geçirmek istiyoruz. Bakalım neler olacak? 
[…]

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: