Gönderen: adalarpostasi | 05 Kasım 2011

ADALAR POSTASI-2615: haydi öbür diyara!… bir… iki…

Heybeliada limanından bir görünüm…

* * *

ADALAR’da TARİHTE O GÜN:

22 Ağustos 1910 Pazartesi günlü, Kınalıada’da denize düşen üç yaşındaki çoçuğu kurtaran Romanyalı Corci Efendi’nin tahlisiye madalyasıyla taltifine dair…

* * *

ADALAR’da BİR GÜN:

Fotoğraf: Ugo Antonio Corintio, Büyükada’da, 2011.

* * *

ADALAR’da HAVA DURUMU:

5 Kasım 2001 Cumartesi
Büyükada’da HAVA DURUMU*
Parçalı bulutlu
7-16ºC
%61-83 nem
Poyraz, KD 20km/sa
Gündoğuşu 06:38… Günbatışı 16:56…


* * *
Cicely Mary Barker, The Sweet Chestnut Fairy.

* * *

1- Yangın vaaaaaaaar!… Yetişin tulumbacılaaaaaaaar!…”

2- Avni Kurtuldu: “Böyleydi… Böyle oldu… Yersen!…”

3- İBB‘nin Büyükada çıkartması!…

4- Mezarlık servisi!… Haydi öbür diyara!… bir… iki… 

5- Rizzo Köşkü’nde…

6- Deniz Tokgöz: “Skeppsholmen Barış Korosu’ndan Büyükada’da müzik ziyafeti…” 

7- Talin Etyemez: “10. Adalar Fotoğraf Yarışması tamamlandı!…”


8- Asuman Kafaoğlu Büke: “Nilüfer Kuyaş yeni romanı Ada’daki Ev‘de, 1970’lerin sonlarında Esra adında genç bir kadının Büyükada’da geçirdiği yaz aylarını anlatıyor…”


9- Çiğdem Kayaoğlu:Ekümenopolis‘i izleyiniz…”


10- Asr- Fener, Lefter’e hediye edildi…


11- Stathis Arvanitis: Cumhuriyet Bayramınızı kutlarım…”


12- Olcay Başeğmez: “Başta değerli kardeşlerim Semiha Baltacı ve Necati Önel, Cumhuriyet kutlamalarını düzenleyenlere ve katılan hemşehrilerime yürekten selam ve sevgiler…”


13- HaberHakkı: “Büyükada’da Cumhuriyet Bayramı coşkusu…”

14- AdaGazetesi.com: “Adalar’daki Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının adresi Semiha Baltacı’nın mekânı oldu…”

15- Oya İslimyeli: “Bayramınız kutlu olsun…”

16- Adalar Kültür Derneği: “Bayramınızı en içten dileklerimizle kutlar…”

17- Stathis Arvanitis: “Kurban Bayramınızı kutlarım…”

18- İsmail Baysal: “Tüm arkadaş ve dostlarımızın bayramını kutlar…”

19- Aris Kyriazis: “İyi bayramlar, sıhhatler, mutluluklar dilerim…”

20- Nazife Akgün: “Tüm dostlarımın bayramını en iyi dileklerimle kutlar…”

21- Rüçhan Polvan‘dan ADALAR POSTASI’na bayram hediyesi!…

22- Selah Özakın: “19 Kasım Cumartesi saat 13:30’da Tünel’den Taksim Meydanı’na!… Süpürrr!…”


23- 26 kişi tarafından tecavüze uğrayan N.Ç. suçunun faillerinin hafifletici nedenlerle ve N.Ç.’nin bu tecavüzleri bilerek ve isteyerek kabullendiği gerekçesiyle verilen HAFİFLETİLİMİŞ cezaya karşı…

)O(


_______________________________________________________1

“Yangın vaaaaaaaaaar!… 
Yetişin tulumbacılaaaaaaaar!…”


diye bağırsak evvel zeman içinden acep kaç dakikada gelirlerdi? Eh! Burası da adı üstünde ‘büyük’ ada ya!… Öyle kolay değil hooop deyince varılmıyor menzile, misal bu defa  tulumbacılar değilse de itfaiyeciler geç de olsa yetiştiler imdadımıza! Ve fekat Türkoğlu Sokağı’na varmaları her nasılsa ve neredeyse 30 dakikayı bir başka deyişle yarım saati bulunca, “Ba’de harab-il Basra”… (Mecazen; “Basra yıkıldıktan sonra”… demektir ki “iş işten geçtikten neden sonra”…)




Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi müdiresi komşumuz Nazan Ölçer, Türkoğlu Sokağı No: 28’deki evine Girit’ten misafirleriyle birlikte gelmişti geçtiğimiz 30 Ekim Pazar günü… Kara kışa beş kala pastırma yazı her ne kadar az biraz havayı ısıtsa da evler soğudu bir kere diye ısısını şöyle bir kırmak amacıyla yakılmıştı şöminesi derken 16:30 sularında tavandan alevler çıkınca biçare aranan itfaiye yangın yerine gelinceye değin çoooktan ateş bacayı sarmıştı bile!… 





Şöminenin bacasından bulduğu bir aralıktan zaar ahşap-bağdadî duvarlara sirayet eden kıvılcımlar kısa sürede yayıldı ve çatıyı amansız bir duman aldı! Neden sonra kontrol altına alınabilen yangın, çıtaların içerisinden aniden başgösteren küçük kıvılcımlarla ne yazık ki bir türlü sönmek bilmeyip defalarca körüklendi! Derken çatının bir bölümü çöktü! İtfaiye erlerinin hakikaten takdire şayan canla başla uzun uğraşılarından sonra söndürülebilen yangının ardından Akşam Gazetesi kurucu ve muharrirlerinden Kâzım Şinasi (Dersan) Bey’in köşkü pek harap bir haldeydi! Gerçi yine de şansı vardı; günümüzdeki sahibesi Nazan Hanım’ın marifetiyle sigortalanmıştı. Oysaki bildiğiniz üzre sigorta şirketleri her nedense ahşap evleri sigortalamıyor aslında! Peki ya Adalar’ın ahşap mimari mirası nasıl korunacak böylesi bir kayıtsızlıkla?… 


























Fotoğralar: Yüksel Özcan



Gecenin zifiri karanlığında el fenerleri yardımıyla, çökme tehlikesi bulunan çatının altından yalnızca sırılsıklam olan tabloları çıkarabildik. Yanan köşkle müştemilatı olan misafir evi arasındaki verandaya dolan suyu Nilolaï komutasında Giritli rahibelerle birlikte süpürdük. Sabahı beklemekten başka yapılacak bir şey yoktu! Köşkün yaman köpeği Dost dahi tüm bu olup biten karşısında korkmuştu!…


Ertesi sabah gün ışığında görünen, akşam tahayyül ettiğimizin de fevkindeydi, evin hali hakikaten içler acısıydı… İliklerine kadar ıslanıp islenen köşkün, çatısı çöken bir odası tüm mobilyasıyla yanıp kül, diğerleriyse tarumar olmuştu. Hâlâ yanık kokuyor Türkoğlu Sokağı, boylu boyunca… 

Dahası var, ilgili ilgisiz herkes yangın yeri karmaşasında her nedense ve ne demekse şaşılası bir biçimde evin içine dalmak hevesindeydi! Misal masal kapıda resmi araçtan inen üç zevat —bu seferlik kurumun ismini vermeyeceğim— buyur edilmeden, sebeb-i ziyaretlerini dahi beyan etmeden, üzerlerine vazifeymiş gibi elleri ardında ve/veya ceplerinde daldılar evin içine!… Öyle yakışıksız bir hâl ki usulünce tuttuğumuz aynada suretlerini görünce zaar utanıp çıktılar neden sonra… Dışarıda telsiz telefondan şikâyetle hesap veriyordu  şefine: “İçeride bir kadın var!…” diye… :)

Saatli Maarif Takvimi’nin 30 Ekim yaprağında, “şiddetli rüzgârlar” yazılıydı, neyseki ve nasılsa tutmadı hava tahminleri, öyle anlaşılıyor ki Adalar Muhafız Birliği Komutanı Aya Yorgi Hazretleri korudu yine ormanlarımızı, evlerimizi… 

ADALAR POSTASI’nın bilgisayarı ise yangının stresinden olsa gerek hemzamanlı bir biçimde bozuluverdiydi, tamirden henüz geldi haliyle de bu zaman zarfında biriken mektupların cümlesi gecikmeyle huzurlarınızda ancak şimdi!….
)O(


_______________________________________________________2

From:  AVNİ KURTULDU
Subject:  YERSEN
Date:  October 30, 2011 9:52:32 PM GMT+02:00
To:  adalar.postasi.1@gmail.com

Böyleydi… Böyle oldu… Yersen!


Adalar Belediyesi, Haziran-Temmuz 2011 bülteninin en ilginç sayfası “Adalar’ da Devrim Sürüyor, böyleydi… böyle oldu…” olsa gerek.

Temmuz 2009 tarihinde çekilmiş bir fotoğraf. Fotoğrafta tarihi bir bina ve önünde “Adalar Belediyesi tarafından restore edilmektedir,” yazılı bir pankart. Hooop, pankartı kaldırıyoruz! Tarih; Ağustos 2011 ve David Copperfield’i kıskandıracak bir yetenekle tarihi bina ‘tarih’ olmuş. Yerine bahçe içinde Çınar Caddesi Fotoğraf Müzesi sergi alanı! 

Böyleydi…. Böyle oldu…. Yersen!


Müze sergi alanı haline getirilen arsaya, müzecilik anlayışıyla ‘tarih olan’ tarihi binanın fotoğrafı yakışır herhalde.


Bir tarihi fotoğraf da ADA Gazetesi’nin Ekim 2011 sayısından. 20. yy başlarında çekilmiş, bugünkü LİDO Terrace’ın yerinde bulunan tarihi ahşap yapı. David Copperfield taklitçileri burada da devreye girerek bu tarihi yapıyı yok saymış ve 1983 yılında yapılan beton yığınını o alandaki ilk ve tek yapı gibi koruma kuruluna sunmuşlardır.


Tam bir ‘Böyleydi… Böyle oldu…. Yersen’ durumu!  


Bir fotoğraf da Büyükada öngörünüm Balıkçılar Çarşısı’ndan. Restoranların bulunduğu çarşı fotoğrafının üzerindeki Copperfield örtüsünü çektiğimizde, İBB tarafından onaylanmamış proje üzerinden yapılmış ve şişirilmiş fiyatlarla esnafın cebinden karşılanmış bir işle karşılaşıyoruz. Devrim sürüyor!

Başbakanımızın en az üç çocuk önerisine, Adalar Belediyemiz de en az üç kardeş belediye edinme fikriyle destek veriyor olmalı ki; Nakka ve Veles‘den sonra Pokhara isimli bir kardeşimiz daha oldu. Başkanımıza göre bu durum belediyemizin başarılı çalışmalarıyla öne çıkan konumunun ve öneminin bir göstergesi. Bu durumda da bazı ‘yurtdışı geziler’ pardon ‘temaslar’ kaçınılmaz oluyor… muş! Yersen….


Ekim ayının son günlerinde Van’da yaşadığımız depremde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet

dilerken başta Adalar ilçemizde yaşayan tüm Vanlı kardeşlerimizin acısını paylaşıyorum.


Bu arada deprem kuşağında bulunan Adalar ilçemizde ne gibi önlemler alınmakta? Allah korusun olası

depremin sonunda Belediyemiz alışkanlıkla “Böyleydi…. böyle oldu….” fotoğrafları çekmekle mi

yetinecek!


Her şeye rağmen yine de; Türkiye’de ve Dünya’da en mutlu yaşam yeri ADALAR!…

Avni KURTULDU 



_______________________________________________________3 

İBB’nin Büyükada çıkartması!…


Hani Topbaşımız geçenlerde (4.10.2011) hayvanseverlere müjdeyi verdiydi ya:
“Adalar’daki at arabalarıyla ilgili de İSPARK bir düzenleme yapacak. Orada ulaşım için en uygun formül bulunacak. Bugün buradan bu kadar sözünü veriyorum,” [http://www.ntvmsnbc.com/id/25285427] diye…

Eh! Topbaşımız Kadir, kıymet bilir sözünün eridir, Adalar’a büsbütün çıkartma yapmak üzre nicedir tetikte olan ‘trafik canavarı’nın yüzü suyu hürmetine olsa gerektir faytonların sayısını 50-60’a indirip raylı sistemi getirecekmiş Adalar’a!… 

Kentsel tarihi dokunun bütünlüklü korunmasıymış, SİTmiş kimin umrunda! Varsa yoksa imar-turizm canavarlarının boyunduruğunda, Adalar da bir başka yerleştirilme sevdasında! Tükenişi uğruna!…


Bu minvalde olsa gerektir Büyükada at ahırları mevkiinde İBB çalışanları kepçeli, minibüslü kimi çalışmalara başlamışlar bile!…
)O(



_______________________________________________________4 

Mezarlık dolmuşu!…


Haydi bir… iki…
Öbür diyara!… bir… iki… 

Aliye Berger (1903-1974) ile Charles Berger (?-1948)
Büyükada Mezarlığı.

Belediye hoparlöründen yapılan anonsla, Kurban Bayramı’nın ilk 3 günü Adalar Belediyesi servis aracının ?10:00-16:00? saatleri arasında Adalar Karakolu önünden hareketle mezarlık ziyaretleri için sefer yapacağı bildirmekte!… 
Bu da mı oldu? Oldu!

1000 defa yazdık gerçi ya 1 daha yazalım: 

İstanbul III Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 16.06.1999 tarihli 11012 sayılı kararı uyarınca “[…] Adalar’daki bütün yolların prensipte de yaya yolu olması öngörüldüğünden, motorlu araçların kullanılamayacağı, ancak Belediye ve Kaymakamlığın sağlık, itfaiye, temizlik, orman hizmeti, emniyet hizmetleri için kullanılmak üzere kısıtlı miktarda araç kullanilabileceği […]” açıkça belirtilmiş olmasına ve “[…] kamuya ait araçların zorunlu olmadıkça trafiğe çıkmaması, trafiğe çıktıklarında yerleşim alanlarında 30 km/saat, yerleşim bölgeleri dışında ise 50 km/saat hızla seyir etmeleri, yasak olan cadde ve sokaklara zorunlu olmadıkça giriş yapılmaması, yolcu ve eşya taşınmaması […]” kaidesi yanı sıra ve üstelik http://www.mustafafarsakoglu.com/MakamAraci.htm adresindeki ilgili yazıyı müteakiben ADALAR POSTASI-2253 (28.3.2009)’de de yayımlanan [http://adalar-postasi-guncel.blogspot.com/2009/03/adalar-postasi-2246-belediye-baskaninin.html] “Belediye Başkanının Makam Aracı Fayton Olacak” başlıklı yazıda, CHP’den Adalar Belediye Başkan adayı olarak 29.3.2009 tarihinde yapılan yerel seçimlerde 3930 oy alarak seçimi kazanan Mustafa Farsakoğlu’nun, “[…] kendi kaymakamlığı döneminde sadece belediye başkanının değil kaymakamın makam aracının da fayton olduğu […]” ibaresi geçmekte; yine bu yazının “Belediye Başkanının Makam Aracı Fayton Olacak” başlığında da açıkça bu konu vaad edilmekte; ayrıca 7.3.2009 tarihli Cumhuriyet Gazetesi‘nde yayımlanan “Prens Adaları’nda Oy’lar Faytona” başlıklı yazıda da “Farsakoğlu, bu kez de CHP’nin belediye başkan adayı olarak diyor ki:” diye doğrudan Mustafa Farsakoğlu’nun demecinden aktarılan “[…] Makam aracımız yine fayton olacak; Adalar’da motor sesi kesinlikle duyulmayacak, […]” vaadine; ve asıl bizzat Mustafa Farsakoğlu’nun Ocak 2009 tarihli “Adalar’da Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlığıyla basılıp seçim propaganda broşürü olarak dağıtılan, bu suretle 01.03.2009 tarihli ADALAR POSTASI’nın 2239 sayısında da yayımlanan [http://adalar-postasi-guncel.blogspot.com/2009/03/adalar-postasi-2239-niye-kaldirim-sokup.html] raporunun 3.6.2. numaralı “Adalar’ın İç Ulaşımı ve Taşımacılık (Faytonlar-Yük Arabaları)” bölümünde: “[…] Adalar, özel motorlu taşıtların dünyada yasak olduğu ender yerleşim alanlarından biridir. Adalar’ı çok özel ve sağlıklı yapan bu durumun, ilgisizlik, plansızlık ve denetimsizlik sonucu Adalar’ın olumsuz imaj edinmesine de neden olduğu görülmektedir. […]” ve yine aynı raporun 3.6.3. numaralı “Motorlu Taşıtlar” başlıklı bölümünde de “[…] Adalar’da, son yıllarda kamu kuruluşlarına ait olanların yanı sıra, başta kamyonlar olmak üzere özel motorlu taşıtların sayısında sürekli olarak artış olduğu görülmektedir. Bu durum, Adalılar arasında büyük tepki doğurmaktadır. […] Bu tehlikeli gidişe son verilecektir. […] Adalar’da ancak zorunlu bazı kamu hizmetleri için (ambulans, itfaiye, polis, zabıta gibi) motorlu taşıtlara sınırlı sayıda izin verilecektir. Belediye’ye ait çıkarma gemisiyle Adalar’a getirilebilen motorlu taşıtların yalnızca zorunlu gereksinmeler ve hizmetler dışında Adalar’a girmesi ve ancak hizmetin gerektirdiği zorunlu durumlar dışında çalıştırılmaları etkin bir denetim yapılarak kesinlikle önlenecektir. […]” vaadleriyle oyumuzu verdiğimiz Adalar Belediye Başkanı Mustafa Farsakoğlu da bugüne değin bu minvalde sayısız usulsüzlüğü fotoğrafla belgeleyip dilekçeyle yaptığımız başvurulara rağmen gereğini gereği gibi yapmayan ilgili kişi/kurumlara ne yazık ki dahil olarak sorumluluğundaki kamu araçlarınn usulsüz kullanımına izin verip göz yummak suretiyle adeta suça teşvikle ortak mı olmuştur? Ne yazık!

Motorlu araçların kullanılmasının yasak olduğu Adalar’da, kamu araçlarının mesai saatleri dahilinde/haricinde, lüzumlu/lüzumsuz bu ve benzeri türlü usulsüz keyfi özel servis için kullanılmasına nasıl göz yumulabilir? Bu minvalde her türlü başvuru ve uyarıya aldırmaksızın tüm bu usulsüzlüklerin görmezden gelinmesi suretiyle gereğinin gereği gibi yerine getirilmediği bu koşullarda “Adalar’da motorlu araçların kullanılamayacağı,” hükmünün ne hükmü kalır? İlgili yasağa rağmen sokaklarında sürekli arabaların turladığı üstelik de eşi benzeri görülmemiş bir aymazlıkla kamu araçlarının özel servis amacıyla kullanıldığı Adalarımız’daki tüm bu usulsüzlüklere göz yuman ve dahası mehtap sefasına dahi kamu araçlarıyla bizzat kendileri çıkan, yakalarında Atatürk rozeti taşıyan sözde Atatürkçü idareciler için vaktiyle Atatürk’ün Büyükada’yı ziyaretinde geçen aşağıdaki anektod hiç mi bir şey ifade etmemekte hiç mi utanç vermemektedir? Bilmem daha ne diyebiliriz ki: Yazıklar olsun!

/
dün:
Ahmet Niyazi Banoğlu, Atatürk’ün istanbul’daki Hayatı (1933-1937), İstanbul (1974)252’de, Atatürk’ün sofracılarından Cemal Granda’nın bir anısını aktarır:
Bir yaz akşamı Büyükada’ya gitmiştik. 1936 yılıydı. İskele’de Atatürk’ü büyük bir kalabalık karşıladı. İçten gelen sevgi gösterileri yaptı. Splendid Oteli’ne gidilecekti. Vapur iskelesine bir otomobil yanaştırmışlar. Ata’nın binmesi için… Oysa, Adalar’da tekerlekli, motorlu araçlarla gezilmesi yasak… Atatürk, otomobili görünce şöyle sordu:― Ada’da otomobille dolaşmak yasak değil mi?Sorusunun karşılığını daha beklemeden:― Kaldırın bu otomobili.dedi. Sonra, iki dizi halinde sıralanıp kendisine yol açan kalabalığın arasından yürüyerek otele geldi. Herkes yolda Atatürk’e çiçek atıyor, kalabalığı yaranlar eğilip elini öpüyorlardı.

bugün: 
Adalar [eski] Kaymakamı Mevlut Kurban ve Adalar Belediyesi [eski] Başkanı Coskun Özden’in de aralarında bulunduğu zevat-ı mutade, Adalar Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü’nün 34 BU 1450 plakalı minibüsüyle 01.06.2006 günü mesai saatleri haricinde Adalar Belediyesi [eski] Başkanı Coşkun Özden’in doğum gününü kutlamaya Aya Yorgi’ye mehtaba çıkmıştı!

29 Ekim 2009 Perşembe günü 17:00 sularında Yüce Tepe’ye çıkan yolda yine sıram sıram araba! Araba konvoyundan yol tıkanmış, görenlerin içi daralmıştı! Evvela Aya Yorgi’ye mum yakacak sonra Cumhuriyet Bayramı’nı kutlayacak! Usul adap görmemiş kanun kaide tanımaz erkan her nedense Yüce Tepe’ye yayan değil kamu aracıyla çıkacak! [ADALAR POSTASI-2334 (4.11.2009]: trafik canavarı bu otomobille gider Yüce Tepe’ye http://adalar-postasi-guncel.blogspot.com/2009/11/4-2334.html]

“Hasta nakline yakıt yok,” diye sızlanacak amma 2010 yılbaşında da şahit olduğumuz minvalde aslen bu usulsüzlükleri kovuşturmakla sorumlu kaide tanımaz zevat-ı mutade türlü bahaneyle kamu araçlarıyla bizzat kendisi, keyfi Yüce Tepe’ye çıkmakta! [ADALAR POSTASI-2334 (6.2.2010)/4: http://adalar-postasi-guncel.blogspot.com/2010/01/6-2366.htmlBunlar sadece tesadüf ettiklerimiz kimbilir daha neler…

İstanbul Adaları’nı benzeri sayfiye yerlerinden ayıran emsalsiz özelliği motorlu araç trafiğinin dolayısıyla gürültüsü ve kirliliğinin olmayışıyDI! Ancak bilinmelidir ki “araba sevdası”ndan muzdarip olanların gidecekleri pek çok yer varken, motorlu tasşıtsız bir yaşantıyı tercih eden bizlerin gidebileceği başka herhangi bir yer yoktur! Haliyle İstanbul Adaları sakinlerinin de Yunanistan’daki Hydra Adası, Almanya’daki Baltrum Adası, Hollanda’daki Schiermonnikoog Adası, Fransa’nın güneyinde Toulon yakınındaki Ile de Porquerolles, Kanada’daki Torino Adaları, ABD’deki Mackinag Adası, Brezilya’daki Paqetá Adası, Çin’deki Gulangyu Adası ve benzeri cağdaş dünyanın motorlu taşıtsız yaşamı tercih eden tüm adalarının [http://www.carfree.com/carfree_places_old.html] mukimleri gibi motorlu taşıta izin vermeye hiç mi hiç niyetleri yoktur! Çağdaş dünyanın motorlu taşıtsız yaşamı tercih ederek “cittaslow” bayrağı altında birleşen kentleri [http://www.cittaslow.net/sezioni/Rete%20Internazionale] yavaşlarken Adalar’da gaza basmanın âlemi yoktur!

Adalar’da motorlu taşıtların kullanılamayacağı,” yasağına rağmen kamu araçlarının eşi benzeri görülmemiş bir aymazlıkla mesai saatleri dahilinde/haricinde, lüzumlu/lüzumsuz bu ve benzeri türlü özel servis için kullanılmasına değin varan tüm bu usulsüzlüklere karşı gereğinin gereği gibi yapılmasını arz ediyoruz!
)O(



_______________________________________________________5 

Rizzo Köşkü’nde…

Büyükada’da Kadıyoran Yokuşu’nun başında Rizzo Köşkü

Büyükada’da Kadıyoran Yokuşu’nun başında Rizzo Köşkü’ne inşaat malzemesi geldiydi geçenlerde… Meğer emektâr köşk, Balıklı Rum Vakfı’ndan 49 yıllığına kiralanmış, tamiratının ardından otel olarak kapılarını açacakmış. Büyükada’nın evvel zamandan günümüze kalan ahşap mimari tasarım ve işçiliğinin en nadide örneklerinden olan (John Francis) Rizzo Köşkü’nün gereği gibi restore edilmesi dileğiyle…
)O(


RİZZO AİLESİ

Rizzo adı, “kıvırcık” anlamına gelen tasvir özelliği olan “ricco” kelimesinden gelmektedir ki İtalyan kaynaklarında 14. yüzyıla değin uzanan Rizzo Ailesi’nin, kıvırcık saçlı bir üyesine lakap olarak verilip aile adı
olarak anıla gelmiş ve zaman içinde soyadı olarak alınmış olmalıdır. 
Aslen İtalyan kökenli olan Maltalı ve İngiliz uyruklu Rizzo Ailesi’nin, 1883-1953 yılları arasında İstanbul’da yaşadığını tespit edebildiğimiz mensupları, genellikle komisyonculuk ve ticaret işleriyle uğraşmışlardır.

Elmas tüccarı Michael Rizzos, buğday komisyoncusu Ant. Rizzo, zahire komisyoncusu D. Rizzo, komisyoncu G. Rizzo, komisyoncu ve tüccar Giovanni Rizzo, terzi Bayan Rizzo, buğday komisyoncusu Pandeli Rizzo, kahve komisyoncusu G. Rizzos, zahire komisyoncusu J. Rizzos, Osmanlı İmparatorluğu Deniz Fenerleri İdaresi veznedarı Georges Rizzo, tahıl komisyoncusu C. Rizzo, komisyoncu P. Rizzo, Heald ve Rizzo Şirketi’nden G. Rizzo, komisyoncu Jean Rizzo, Balat Or Ahayim Yahudi Derneği’nin veznedarı Salomon Rizzo, Balat Or Ahayim Hastanesi’nin kurucularından Samuel Rizzo, halıcı Henri Rizzo, memur E. Rizo, dul bayan Angèle Rizzo, Heald ve Rizzo Şirketi’nden John F. Rizzo, komisyoncu Edgar V. Rizzo, komisyoncu Vass. Rizzo, Gazette Financieère’in müdürü Avukat Dr. Alfred Rizzo, Balia Karaidin Madenleri Şirketi’nin genel sekreteri Epam. Rizo, Co-opérative Şirketi genel sekreteri Jean Rizo, Karayolları Şirketi mühendisi Egbert Rizzo, dul bayan John F. Rizzo, dul bayan Epam. Rizo, dul bayan Leontine Rizzo, Urania Daktiloları Türkiye Temsilcisi, yayımcı John A. Rizzo…

Cihangir Aslan Yatağı (
Somuncular, Urucular, Aruslar, Araslar) Sokağı’ndaki Rizzo Apartmanı’nın sahibi Marianne Rizzo’nun eşi John Francis Rizzo ise 1856 yılında kurulan Heald ve Rizzo Şirketi’nin ortaklarındandır. Heald ve Rizzo Şirketi, Ellermans Wilson Ltd., Ellerman ve Bucknall SS. Co. Ltd., American Mediterranean Levant Line’ın temsilciliklerini üstlendiği denizcilik acentasının yanı sıra taş kömürü ithalatı, boya ve vernik ve yelken bezi ticareti de yapmıştır. E. Rizzo, Yabancı Deniz Ticaret Odası’nın 1922 yılı yönetim kurulu üyeleri arasındadır. 1900-1921 yılları arasında Annuaire Oriental Ltd.’nin yönetim kurulunda görev alan John A. Rizzo ve Gazette Financieère’in müdürü olan avukat Dr. Alfred Rizzo, 1921-1930 yılları arasında Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içinde yer alan ticari merkezleri ve bu merkezlerde gerçekleşen ticari faaliyetleri, hem yerel hem yabancı girişimcilere tanıtmak amacıyla hazırlanan ve ilki 1868 yılında yayımlanmış olan Annuaire Oriental’lerin (Şark Ticaret Yıllıkları) yayımcılığını yapmışlardır. Sahibi bulundukları Rizzo Yayınları, hukuk alanında ve İstanbul hakkında pek çok kitap yayımlamıştır. 1927 yılından itibaren ismi geçen Rizo ve Psaras Vapur Acentası ise yeni bir ortaklığa işaret ediyor olmalıdır. Bu yıllarda yayımcı John A. Rizzo, Urania Daktiloları’nın da Türkiye temsilcisidir.

1896-1901 yılları arasında Rizzo Apartmanı’nın üçüncü katında mukim John Francis Rizzo ve Ailesi, 1909 yılında Tünel Pasajı Tünel Apartmanı B Blok No:1 Pera adresine taşınmışlardır. 1910 yılında John Francis Rizzo’nun vefatı sonrasında eşi Marianne Rizzo, oğulları Edgar V. Rizzo ve Egbert Rizzo ile birlikte bu defa da Postacılar Sokak Glavany Apartmanı No:11 Pera adresine taşınmışlar ve bildiğimiz kadarıyla da 1922 yılına kadar bu adreste ikâmet etmişlerdir. Aynı yıllarda Rizzolar’ın diğer oğulları Avukat Dr. Alfred Rizzo ise Grande Rue de Pera No:477 adresinde oturmaya başlamıştır. 1942-1944 yıllarında Sıraselviler Caddesi Aslanyatağı Sokak No:23 Rizzo Apartmanı D:4 Taksim adresinde oturan Edgar Rizzo, 1950 yılında Olivio Geçidi Merkez Olivio Apartmanı No:3 Beyoğlu adresine taşınmıştır. Rizzo Ailesi’nin İstanbul’da izine rastladığımız son kaynak, 1950-1953 yılları arasındaki telefon rehberleridir ki John Rizzo adına kayıtlı telefon, Salihiye Çıkmazı No:10/1 Yeşilköy adresindedir.



_______________________________________________________6 

From:  DENİZ TOKGÖZ
Subject:  SKEPPSHOLMEN KONSER HABERİ
Date:  October 31, 2011 3:11:04 PM GMT+02:00
To:  adalar.postasi@gmail.com

SKEPPSHOLMEN BARIŞ KOROSU’NDAN 
BÜYÜKADA’DA MÜZİK ZİYAFETİ


Stockholm’ün Skeppsholmen Kültür Adası’nda çalışmalarını sürdüren ve 28 yıldır tüm dünyadan halk
şarkıları söyleyerek Latin Amerika’dan Rusya’ya birçok ülkede uluslararası barış, yardım ve
dayanışmaya destek olmuş 60 kişilik SKEPPSHOLMEN BARIŞ KOROSU, kurucuları Hans Rising

şefliğinde bu kez de Türkiye’ye gelerek Büyükada San Pacifiko Latin Katolik Kilisesi’nde dünya barışıiçin şarkılarını söyledi.


Büyükada, 30 Ekim 2011 Pazar günü ilginç bir konsere ev sahipliği yaptı. Konuklar uzaktan gelmişti. Üstelik onlar da ‘adalı’ydı. İsveç’in başkenti Stockholm’ün Skeppsholmen adasından gelen ‘Barış Korosu’, Büyükada’daydı. Ada aşığı, sanatçı Oya İslimyeli onları ağırladı, San Pacifiko Latin Katolik Kilisesi’nde çok keyifli bir konsere imza attı. Üstelik sponsor ya da herhangi bir kurum da yoktu arkasında.


60 kişilik Barış Korosu’nun şefi Hans Rising ekibiyle kilisede yerini aldı. İslimyeli, “1 Eylül’de, Dünya Barış Günü’nde burada olmalarını çok istedim. Ancak, her birinin işleri nedeniyle bu mümkün olmadı. Ancak 30 Ekim’de bunu gerçekleştirebildik,” dedi.

Konuklar, tarihî San Pacifiko Latin Katolik Kilisesi’nde unutulmaz bir müzik ziyafetine tanık oldu. Dev salon tamamen doldu. Ayakta onlarca kişi vardı. Her parçayı ait olduğu ülkenin dilinde seslendiren grup, büyük alkış aldı.

İslimyeli, korodaki iki Türk’ü de tanıttı: Uluslararası nefesli ve vurmalı çalgılar ustası Hacı Ahmet Tekbilek (Ömer Faruk Tekbilek’in kardeşi) ve gazeteci-yazar Turhan Kayaoğlu…
Turhan Kayaoğlu’nun kızı Ayşe Kayaoğlu’nun, bir Finlandiya tangosu olan “Kotkas Ros” eşliğinde yaptığı dans izleyenleri büyüledi.


Bizlerin de çok iyi bildiği bir marş olan “Tre Trallande Jäntor” (Dağ Başını Duman Almış) ile konserini bitiren koro, bu şarkıda konukların katılımıyla şarkıyı konuklardan dinlemek zorunda kaldı. Sonrasında “Dağ Başını Duman Almış” olarak bildiğimiz marşın orijinal halini koro seslendirerek muhteşem alkışlarla programını bitirdi.


Oya İslimyeli, konserin sonunda koronun şefi Hans Rising’e dev bir çiçek buketi ve İsveç ve Türk bayraklarının bulunduğu bir plaket armağan etti.

Koro şefi Oya Hanım’a defalarca teşekkür etti.
Bu kadar ülkede konser verdik, hazırladığınız ve her yere asılmış afişlerimizle, konser programımızı tanıtan broşürlerle, teşekkür paketiyle, çiçeklerle ve izleyenlerin muhteşem katılımıyla böylesi duygulandığımız bir organizasyonla az karşılaştık, çok mutlu olduk dedi. Oya İslimyeli ise, “Bütün bunları barış için, aynı meydanda dil, din, ırk, etnik köken, zengin, yoksul ayrımı olmaksızın birleşmek için yaptım, severek, can-ı gönülden. Halk şarkıları hangi ülkeye ait olursa olsun bir hikâyesi, yaşanmışlığı vardır. Bizleri bugün iyice kenetleyen de işte bu ortaklıklar ve barış oldu. Beni destekleyen herkese teşekkür ediyorum,” dedi.


FISTIK AHMET’TE KEYİFLİ GECE

Koro üyeleri ve konukların bir kısmı, konser sonrası soluğu Oya Hanım’ın götürdüğü Fıstık Ahmet’in mekânı Prinkipo’da aldı. Bugüne kadar onlarca sanatçıyı, müzisyeni, siyaset adamını ağırlamış Prinkipo’da Memo yine arı gibi çalıştı, mezeleri yetiştirdi. Müzikler çaldı, danslar edildi, sirtaki oynandı…

Prinkipo yine coşkuya ve dostluğa ev sahipliği yapmanın keyfini yaşadı. Ahmet Tanrıverdi (Fıstık Ahmet) çok yoruldu ama herşeye değmişti.

İsveçliler çok memnun ama gözleri buğulu ayrıldı Büyükada’dan.

(Haber ve fotoğraflar: Deniz Tokgöz)



_______________________________________________________7 


From:  TALİN ETYEMEZ
Subject:  10. Adalar Fotoğraf Yarışması…
Date:  November 1, 2011 2:21:43 PM GMT+02:00
To:  adalar.postasi@gmail.com

10. Adalar Fotoğraf Yarışması sonuçlandı…

Hüseyin Türk

Fatih Balkan

İhsan İlze

Adalar Kültür Derneği tarafından bu yıl 10.su düzenlenen Adalar Fotoğraf Yarışması sonuçlandı. Bu yılki yarışmanın başlığı “Panoramik Adalar” oldu. Fotoğraf Sanatı Federasyonu tarafından desteklenen yarışma, panoramik dalında olması sebebiyle Türkiye’de bir ilk.

15 Ekim’de toplanan yarışma jürisi; Alberto Modiano, Dr. Aras Neftçi, Yard. Doç. Ozan Bilgiseren, Özer Kangür ve Yalçın Savuran’dan oluştu.

22 Ekim Cumartesi günü yapılan ödül töreninde, yarışmanın birincilik ödülünü Hüseyin Türk, ikincilik ödülünü Fatih Balkan, üçüncülük ödülünü ise İhsan İlze aldı. Dereceye girenlerle birlikte sergilemeye değer görülen 20 eser Adalar Kültür Derneği galerisinde bir hafta boyunca sergilendi. 




_______________________________________________________8 

From:  HALUK DİRESKENELİ
Subject:  Nilüfer Kuyaş yeni romanı ‘Ada’daki Ev’de, 1970’lerin sonlarında Esra adında genç bir kadının Büyükada’da geçirdiği yaz aylarını anlatıyor.
Date:  November 2, 2011 2:19:23 PM GMT+02:00
To:  adalar.postasi@gmail.com

Radikal, 14.10.2011

Bırakıp gitmek… 



Nilüfer Kuyaş yeni romanı ‘Ada’daki Ev’de, 1970’lerin sonlarında Esra adında genç bir kadının Büyükada’da geçirdiği yaz aylarını anlatıyor. Roman, başarılı bir büyülü gerçekçilik örneği

“Kendinin efendisi olmayan bir insan, özgür değildir.” Stoacı filozof Epiktetos 

Bu hafta okuduğum romanın kahramanına bundan daha uygun bir söz söyleyemezdi. İsa’dan sonra birinci yüzyılda yaşayan Epiktetos, çağının en bilge adamlarından biriydi. İnsanların en büyük acıyı, duygularını yanlışlıkla olgu olarak ele aldıklarında yaşayacaklarını dile getirmişti. Felsefesi, insanın kendisini tanıması, anlaması ve sonunda özgürlüğü bulması üzerine kuruluydu. Nilüfer Kuyaş’ın romanı benzer bir bilgelikle yazılmış ve pek çok satırı bana Epiktetos’u düşündürdü. 

‘Ada’daki Ev’ 1970’lerin sonlarında Esra adında genç bir kadının Büyükada’da geçirdiği yaz aylarını anlatıyor. Esra, İstanbul’dan, ülkenin içinde bulunduğu bunaltıcı dönemden, ailesinin baskısından, çevresinden, herkesin memleketin hali ne olacak konuşmalarından, uzayan petrol kuyruklarından, sıkıyönetimden, başka deyişle içinde yaşadığı gerçeklikten kaçmak, kurtulmak ve biraz nefes almak istiyor. Almanya’da yaşayan bir kadın yazar, her yaz kiraladığı eve gelmeyince, evi tutmak doğru bir seçim gibi görünüyor Esra’ya. 

Aslında yalnız kalmaya dayanıklı olmadığı gibi, Esra korkuları yüzünden bağımlı bir kişiliğe sahip. Sonbaharda Boston’da doktora eğitimine gitmeden önce adeta bir deneme olarak görür Büyükada’da geçireceği yazı. Yalnızlığa alışması, özgürlüğü öğrenmesi gerektiğini fark etmiştir. Ayrılmak üzere olduğu sevgilisi Ayhan’ı, ailesini, odasını geride bırakıp gelir adaya. 

Ada’ya gelir gelmez, onu kucaklayacak insanlarla tanışır. Komşuda aynı yaşlarda felsefe eğitimi gören Atina’dan gelmiş Vassa, İsrail’deki annesini kaybedince bir yakının yanına gelen Liat adlı küçük bir kız çocuğu, yaşlı şair Asaf ve hamile bir kedi, Esra’nın adadaki yakınları olurlar. Kısa zamanda her zaman birlikteymişçesine dost olurlar. Fakat Esra bir türlü kiraladığı eve ısınamaz, evi gibi hissetmez. Karyolanın ayağına yakın bir yerde siperlenen koca bir böcek sanki burayı sahiplenmesine karşı direnç gösteriyordur. Esra’nın tüm korkuları böcekte odaklanır, hayatını felce uğratır ve onu olduğunda daha bağımlı kılar. 
Bu arada geride bıraktığı gerçek yaşam içinde arkadaşları yakalanıp hapse atılıyorlardır, kayıplara karışanlar vardır fakat bunların haberlerini mümkün olduğunca uzağında tutar Esra. Ada, bu anlamda tam bir kaçıştır. Burada Nietzsche konuşulur, Tai Chi yapılır, şiir okunur. Sıkıyönetimden, sokağa çıkma yasağından, yakalanmaktan, sokakta kimlik sorulmasından uzak, sanki gerçeklik dışında — bir kara delik içinde – yaşar ada halkı. Yine de gerçekler hemen orada, yanı başlarındaki şehirde, varlığını hissettir. Kayıpların, ölülerin haberleri sızar kara deliklerine. 

‘Ada’daki Ev’ bir aşk hikayesidir aynı zamanda. Romanın bölüm girişlerine dikkatle baktığımızda, birinci bölümün, “Neden tekiz, biriciğiz…” sorusuyla, ikinci bölümün ise, “Başlangıçta ikisiydiler, sadece ikisi…” sözleriyle başladığını görürüz. Kitabın sonunda, ne teklik ne de ikilik kalmıştır: “üçü birden var hikâyede, baştan beri, iki kişinin masalı değil bu…” sonucuna varır Esra. Anlatı hep Esra’ya yakın bir noktadan yapılır: bazen zihninin içinden, küfürlerini duyurarak, birinci şahıstan, bazen ona uzaktan bakan dış gözlemci anlatıcıdan duyarız. 
Roman başlarında Ayhan ile Esra’nın buluşacağı, Esra’nın korkularını Ayhan sayesinde yeneceği gibi bir beklenti oluşur. Aslında bu Esra’nın gizli beklentisidir. Ayhan’ın bir yerlerden çıkıp gelmesini, evdeki böceği öldürmesini, onu kurtarmasını arzular. Bunu dile getirmek istemediğini, edilgen bir kadın olmamaya çalışmasından anlarız. Esra yeni bir hayatın eşiğinde olduğunun farkındadır, fakat hangi yöne gideceğinden ve neyi isteyeceğinden emin değildir. 

Kışkırtıcı bir erotizm 

Buraya kadar anlattıklarımdan, tanıdık ve sıradan bir roman kurgusu gibi görünebilir, fakat “Ada’daki Ev” okuru şaşırtan sürprizlerle bambaşka bir yönde gelişir. Gerçeklikten kopuş sadece adaya gelmekle ilgili değildir. Farklı gerçeklik katmanları girer devreye. Daha önceki yıllarda evi tutan yazar kadının ‘Ada’daki Ev’ adlı kitabı Esra’nın eline geçer. Kitap ilk başta boş sayfalardan oluşur, fakat zamanla Esra kitabın içinde hikâyeler bulmaya başlar. Bunlar kendi hikâyeleri, kendi rüyalarıdır. Büyükannesinin aşkını, annesinin öğrencilik aşkını bu kitaptan öğrenir. 

Büyü sadece kitapta, kedide ve böcekte değildir üstelik. Esra’da da vardır. Bütün ilişkilerinde garip bir çekim hissetmeye başlarız. Herkesi baştan çıkarıyordur sanki. Sesine tutulan Asaf, böcekten korktuğu için geceleri onu yalnız bırakmayan, sarılıp birlikte uyuduğu Vassa ve birlikte resim yaptığı, oyun oynadığı Liat onun etki alanı içine girerler. Sonunda Ayhan da (belki çekim gücünün etkisiyle) adaya gelir. Garip şekilde en çok varlık göstermesini beklediğimiz karakter olmasına ve Esra’nın onu tutkulu bir aşkla sevmesine rağmen, Ayhan asla odak noktası olmaz. Kediden ya da Vassa’dan daha önemli değildir; ne Esra için ne de roman için. 
Kuyaş’ın kendine has kışkırtıcı bir erotizm anlatışı var. Hiç beklenmedik bir anda, çok sıradan bir sahnede, iki dostun dudakları birbirini bulabiliyor. İki sevgilinin ellerinin değeceğini beklediğimiz bir sahnede, eller başkalarının ellerine değiyor; okurun beklentisinden farklı bir elektriklenme yaratmayı başarıyor her seferinde. Buna bir aşk romanı demiştim, gerçekten bir aşk romanı ama anlatılan iki kişinin aşkı değil, aşkın ve cinselliğin her ilişkide, her iki canlı arasında hissedildiği bir roman. 

Bu yılın en iyi romanı 
Romanda Kuyaş çok sayıda simge kullanıyor. Bunların başında ev ile bütünleşen, Esra’nın tüm korkularının kaynağında yatan böcek geliyor. Böcek elbette hemen akla Kafka’nın Gregor Samsa’sını getiriyor. Ailenin dışlanan üyesi olarak, Esra’nın evden kopuş, ayrılış, yeni birine dönüşüm hikâyesinin merkezine kolayca konulabilecek bir simge. Belki bunların ötesinde, Gregor Samsa’nın babası tarafından sırtına fırlatılan, ilk günahın simgesi elma ile yaralanması gibi, bu böcek de Esra’nın günahlarının simgesi. Böceğin benzer bir yaralanmasının yarattığı korku, bu simgeyi güçlendiriyor. ‘Ada’daki Ev’ başarılı bir büyülü gerçekçilik örneği. Geri plandaki politik gerginlik gerçekçi bir temel oluşturuyor, Kuyaş bu gerçeklik üzerine simgelerle dolu ruhsal derinlik katıyor. Kısaca bu yıl okuduğum en iyi roman. 



ADA’DAKİ EV 
Nilüfer Kuyaş 
Can Yayınları 
2011, 481 sayfa, 27.5 TL



_______________________________________________________9 

From: ÇİĞDEM KAYAOĞLU
Subject: 
Date: November 1, 2011 8:37:10 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com



İstanbul üzerine bir belgesel film:
Ekümenopolis…


1980’lerde dünya ekonomisinde yaşanan neoliberal değişim ve buna paralel olarak hız
kazanan küreselleşme süreci, bütün dünya kentlerinde köklü bir değişimi beraberinde
getirdi. Finans merkezli bu yeni ekonomik yapılanmanın kentsel alanları bir sermaye
üretim aracı olarak görmesi sonucu gelişmekte olan ülkelerin kentleri bu süreçten
derinlemesine etkilenmekte. Köklü bir planlama geleneğinin zaten olmadığı İstanbul’da,
neoliberalizmin insan yerine kentsel rantı ön plana çıkartan yaklaşımı maalesef
yöneticilerimiz tarafından şuursuzca uygulandı, herkes bu yağmada kendine bir pay
kapma peşine düştü ve sonuçta ortaya insan yaşamını tehdit eden sorunlar yumağıyla
debelenen 15 milyonluk bir megakondu çıktı. 

Özellikle son 10 yılda, Dünya Bankası’nın raporlarında öngördüğü gibi İstanbul’un kimliği
sanayi kentinden finans ve hizmet kentine dönüşüyor ve İstanbul diğer dünya kentleri ile
bir yarışa soyunuyor. Bu yarış yabancı sermayeyi çekme yarışı. “Yatırım için en karlı kent
burası” diye pazarlanıyor İstanbul. Bu “çekicilik” bir yandan sermayenin önünü açmayı,
kentsel mekanların inşaasında kamusal yararı gözeten hukuksal denetimleri ortadan
kaldırmayı hedeflerken, aynı zamanda buna paralel olarak kentin kullanıcılarında da bir
değişimi öngörmekte. Kentin inşaasında ve bir sanayi merkezi olmasında alın teri
olan emekçi kesimin, tüketici odaklı yeni finans ve hizmet kentinde yerleri yok. Peki
nedir bu insanlar için öngörülen?

İşte “kentsel dönüşüm” denen olgu da tam burada devreye giriyor. Yeni kanunlarla
eskiden tasavvur bile edilemeyecek yetkilerle donatılan TOKİ ve belediyeler, özel
yatırımcılarla işbirliği içinde kentsel toprağı bu yeni “vizyona” doğru dönüştürmeye
çabalıyorlar. Arkalarında ellerini kavuşturan uluslararası sermaye, ellerinde paftalar,
kafalarında metrekareler, kat emsalleri, mahalleleri yıkıyorlar, gökdelenler dikiyorlar,
otoyollar yapıyorlar, alışveriş merkezleri açıyorlar. Peki kime hizmet ediyor bu yeni
mekanlar?

İstanbul’da gelir dağılımındaki uçurum gitgide mekana da yansıyor, mekansal ayrışmadan
besleniyor. Bir tarafta varsıllar kendilerini güvenlikli sitelere, rezidanslara, plazalara
kapatırken, diğer yandan kentin çeperlerinde insan deposu olarak tasarlanmış TOKİ
konutlarında yeni yoksulluk döngüleri insanları çaresizliğe umutsuzluğa sürüklüyor. Peki
gelecek kuşaklara bırakılan bu toplumsal mirasın sorumlusu kim?

Her yapılan otoyolun giderek kendi trafiğini yarattığı bilimsel gerçeğini görmezden
gelerek yapılan tünellere, kavşaklara, viyadüklere milyarlarca lira çarçur edilirken,
İstanbul 2010’da hala tek hatlı, topu topu 8 duraklı bir metro “ağı” ile yetinmek zorunda
kalıyor. Toplu ulaşıma ve raylı ve alternatif ulaşım sistemlerine yeteri kadar kaynak
ayrılmadığından, insanlar saatlerce trafikte eziyet çekiyor, milyarlarca liralık “zaman”
egzoz dumanında uçup gidiyor. Peki yöneticilerimiz çözüm için ne yapıyorlar? Evet
bildiniz: daha çok yol! 

15 milyonluk bu kentte her şey o kadar hızlı değişiyor ki, plan yapmak için kentin bir
fotoğrafını çekmek dahi mümkün olmuyor. Planlar daha yapılırken eskiyor. Tam bir kronik
plansızlık hali. Bütün bunlar olurken nüfus artmaya devam ediyor, ve kent gelişigüzel bir
şekilde yayılıp batıda Tekirdağ’a doğuda Kocaeli’ne dayanıyor. Peki İstanbul’un gerçekten
bir planı var mı?

1980’de ilk metropolitan ölçekli İstanbul planı yapıldı. Plan raporunda kentin
coğrafyasının en fazla 5 milyon nüfusu kaldırabileceği yazıyor. O zaman nüfus 3.5 milyon.
Bugün İstanbul’un nüfusu 15 milyon. 15 sene sonra 23 milyon olacak. Yani coğrafyasının
kaldırabileceğinin neredeyse 5 katı. İstanbul bugün Bolu’dan su çekiyor, öteki taraftan
bütün Trakya’nın suyunu çekiyor. Kuzey ormanları gözle görünür bir şekilde tahrip
olurken, 3. köprü projesi İstanbul’un kalan orman ve su havzalarını tehdit ediyor. İki
yakayı birleştiren köprüler, yarattıkları rant alanları ile kentlileri birbirinden koparıyor.
Peki ya İstanbullular olarak biz bu yağmaya karşı ne yapıyoruz? Kentler toplumun aynası
ise, İstanbul’a bakarak kendi toplumumuz için ne diyebiliriz? Gelecek nesillere nasıl bir
İstanbul bırakacağız? 

Ekolojik eşikler aşılmış. Ekonomik eşikler aşılmış. Nüfus eşikleri aşılmış. Sosyal ahenk
bozulmuş. İşte neoliberal kentleşmenin fotoğrafı: Ekümenopolis.

Ekümenopolis İstanbul’a bütüncül bir yaklaşımı amaçlıyor, değişim kadar, değişimin
altındaki dinamikleri de sorguluyor. Bizi yıkılmış gecekondu mahallelerinden
gökdelenlerin tepelerine, Marmaray’ın derinliklerinden 3. köprünün güzergahına,
gayrimenkul yatırımcılarından kentsel muhalefete, bu uçsuz bucaksız kentte uzun bir
yolculuğa çıkartıyor. Uzmanlar, akademisyenler, yazarlar, mahalleliler, yatırımcılar,
kentliler ile konuşacak, kente makro ölçekte bir bakışı grafiklerle izleyeceksiniz. Belki de
yaşadığınız İstanbul’u yeniden keşfedeceksiniz ve umarız ki değişime seyirci
kalmayacak, onu sorgulayacaksınız. Sonuçta demokrasi bunu gerektirir.


_______________________________________________________10 

Milliyet-Blog, 31.10.2011
Sema Tapan

Asr-ı Fener, Lefter’e hediye edildi

Asr-ı Fener Lefter'e hediye edildi

Büyükada’daki evinde Lefter Küçükandonyadis’e doğum yılı olan 1925 No’lu özel eser hediye edildi.

Cihatlar, Lefterler, Canlar, Fikretler
Hala sevilen birer abidedirler
Hiçbir kulüpte olmayan bu dostluk
Yıllar yılı hep şampiyon olduk
Kalpleri fetheden renkler
Yaşa Fenerbahçe

Lefter’ in Büyükada’daki evinde gerçekleştirilen ziyarette doğum yılı olan 1925 No’lu özel eser Asr- ı Fener, Lefter’e hediye edildi. Lefter’in 2005 yılında Saraçoğlu stadında Aziz başkanla birlikte çektirdiği fotoğrafın da yer aldığı kitap incelenirken duygusal anların yaşandığı ve kendisine  getirililen 100 yıl özel formasını da imzalamış olduğu bildirildi.

Asbaşkan Ali Koç, Lefter’e Fenerbahçe Spor Kulübü’ne verdiği hizmetler ve kendilerine bıraktığı şanlı tarih için teşekkürlerini sunarken, Fenerbahçe’nin 100 yıllık tarihini anlatan Asr- ı Fener kitabını  hediye etmiş.

Asr-ı Fener, bir efsaneyi Fenerbahçe’nin kuruluşundan itibaren yaşananları anlatıyor. Bu anlamda Lefter de bir efsane olduğu için iki efsane buluşmuş oldu. Ali Koç’a ve 1907 derneğine bu duyarlı davranış için teşekkürler.

Cihatlar, Lefterler, Canlar, Fikretler
Hâlâ sevilen birer abidedirler.
Marşımızda da adı geçen yaşayan efsane Lefter’ e sağlıklı uzun ömür dileğimle.
Sen çok yaşa Lefter…

Sema Tapan 31. 10. 2011- 12:12 



_______________________________________________________11

From: STATHİS ARVANİTİS 
Subject: RE: ADALAR POSTASI-2613: yarın cumhuriyet ilan edeceğiz!…
Date: October 29, 2011 2:53:22 PM GMT+03:00
To: aadalar.postasi@gmail.com

SAYIN ADALAR POSTASI ÜYELERİ’NE 
VE TÜM TÜRK BÜYÜKADALILARA,   
YUNANİSTAN’DAN ATİNA’DAN 
CUMHURIYET BAYRAMINIZI KUTLARIM.  


BÜYÜKADALI STATIS ARVANITIS



_______________________________________________________12

From: OLCAY BAŞEĞMEZ 
Subject: Re: ADALAR POSTASI-2614: atam sen rahat uyu, bekçisiyiz cumhuriyetin… http://adalar-postasi-guncel.blogspot.com/2011/10/30-2614.html
Date: October 30, 2011 12:28:25 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Saygıdeğer ADALAR POSTASI,
Başta değerli kardeşlerim Semiha Baltacı ve Necati Önel, Cumhuriyet kutlamalarını düzenleyenlere ve katılan hemşehrilerime yürekten selam ve sevgiler.

Biz de Berlin’de Sayın Prof. Ahmet Saltık’in sunumu ve tiyatro sanatçısı arkadaşımız Utku Erışık’ın tek kişilik oyunu “Hoş gelişler Ola”yla, Cumhuriyetimizin 88. Kuruluş Yıldönümünü coşkuyla kutladık. 

Olcay Başeğmez (ADD Berlin-Brandenburg Yön.Krl.Bşk.)



_______________________________________________________13 

HaberHakkı, 29.10.2011 


Büyükada’da Cumhuriyet Bayramı coşkusu 


Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının terör olayları ve Van depremi nedeniyle iptal edilmesi tartışılıyor. Muhalefet, bu kararın ‘yanlış ‘ olduğu görüşünde. Cumhuriyet bir kez daha birleştiren değil, ayrıştıran bir referans noktası oldu. Türkiye’nin batısında Cumhuriyet’in kuruluş yıldönümünde alternatif kutlamalar yapıldı. Bunlardan birisi de Büyükada’daydı. 

İstanbul Adalar İlçesinde, onlarca kişi sivil kutlama yaptı. Çarşı esnafından Semiha Baltacı ile Necati Önel’in ortaklaşa organize ettiği sivil kutlama çok renkli geçti. Baltacı’nın 7 yıldır sürdürdüğü gelenek yine tekrarlandı, çarşı içinde masalar kuruldu, havai fişekler patlatıldı, marşlar söylendi, bayraklar sallandı. Herkes ‘karınca kararınca’ katkıda bulundu etkinliğe… Kimileri yiyecekleri hazırladı, kimileri Türk bayraklı kanepeler yaptı. Biraraya gelindi. Coşkuyla kutlandı Cumhuriyet’in 88.yılı. 


Acılar unutulmadı. Şehitler ve Van’da hayatını kaybeden 587 can anıldı. Bazı Vanlılar da kutlamadaydı. Başbakanlık genelgesiyle törenlerin iptal edildiği bir ortamda Büyükadalılar kendilerine ‘ hayat hakkı’ veren cumhuriyetin doğum gününü heyecanla kutladılar.


_______________________________________________________14 

AdaGazetesi.com, 29.10.2011


Adalar’daki Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının adresi 
Semiha Baltacı’nın mekânı oldu…



Adalar’daki Cumhuriyet Bayramı’nın kutlamalarının adresi bu kutlamaları 7 yıldır hiç aksatmadan yerine getiren SEMİHA BALTACI’ya ait SEMO adlı işyerinin önünde sokağa kurulan masa sandalyelerde gerçekleştirildi, samimi bir ortamda gerçekleştirilen kutlamalara vatandaşlar, siyasetçiler ve Adalar’ın önde gelen isimleri katıldı. Kutlamalara Adalar Belediyesi Meclis Başkanı Oktay Altın, Adalar Belediyesi Bağımsız meclis üyesi Bülent Mısırlıoğlu, eski kaymakamlar, sanatçılar, dernek üyeleri, gazeteciler ve çeşitli partilerden üyeler katıldı. Kutlamalarda havai fişekler ve marşlar okundu.
Artık Adalar ilçesinde bir sembol olan SEMO’nun yerindeki kutlamalar, Adalar ilçesinde böyle etkinliklere ne kadar ihtiyaç olduğunu bir kez daha kanıtladı, bundan dolayı Adagazetesi olarak SEMİHA BALTACI’yı kutluyor ve bu geleneğin devamını diliyoruz…



_______________________________________________________15 

From:  OYA İSLİMYELİ
Subject:  Bayram Kutlaması
Date:  November 4, 2011 3:00:22 PM GMT+02:00
To:  adalar.postasi@gmail.com


Bayram Kutlaması…



Koyunlar keçiler ve koçlar için ne kadar bayramsa Kurban Bayramı

Bu barış var ya, bu barış

Cephedekiler için o kadar barış… 
Can YÜCEL



BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN….





_______________________________________________________16

From: ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ
Subject: [adalarkulturdernegi] BAYRAMINIZI KUTLARIZ. 
Date: November 4, 2011 8:32:58 PM GMT+02:00 
To: adalarkulturdernegi@yahoogroups.com 

BAYRAMINIZI EN İÇTEN DİLEKLERİMİZLE KUTLAR, 
HER GÜNÜNÜZÜN SEVDİKLERİNİZLE BİRLİKTE 
MUTLULUK İÇİNDE GEÇMESİNİ DİLERİZ. 



_______________________________________________________17

From: STATHİS ARVANİTİS
Subject: FW: BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN 
Date: November 4, 2011 11:05:26 PM GMT+02:00 
To: adalar.postasi@gmail.com 

KURBAN BAYRAMINIZI KUTLARIM. 
SEVDİKLERINIZLE BİRLIKTE SAĞLIKLI VE HUZURLU NİCE BAYRAMLAR GEÇIRMENİZİ DİLERIM.

BÜYÜKADALI STATIS ARVANITIS



_______________________________________________________18


From: İSMAİL BAYSAL 
Subject: BAYRAM MESAJI 
Date: November 4, 2011 11:19:54 PM GMT+02:00 
To: adalar.postasi@gmail.com 


Tüm arkadaş ve dostlarımızın bayramını kutlar, memleketimize, terörsüz, afetsiz, huzurlu, başarılı ve sağlıklı günler getirmesini dilerim.


İsmail Baysal




_______________________________________________________19 

From: ARİS KYRIAZIS
Subject: TEBRIKLER

Date: November 5, 2011 11:53:38 AM GMT+02:00


İYİ BAYRAMLAR, SIHHATLER, MUTLULUKLAR DİLERİM. 




_______________________________________________________20

From: NAZİFE AKGÜN
Subject: 
Date: November 5, 2011 12:16:25 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com



Tüm dostlarımın bayramını en iyi dileklerimle kutlar, sağlık ve mutluluklar dilerim. 
Sevgi ve saygılarımla,
Nazife Akgün 




_______________________________________________________21 

Rüçvan Polvan’dan
ADALAR POSTASI’na
Bayram Hediyesi!…
_______________________________________________________22

From: SELAH ÖZAKIN 
Subject: SÜPÜRRR!
Date: October 30, 2011 1:01:38 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

SÜPÜRRR!



SUYMUZU ÇALAN “HES”ÇİLERİ!
SÜPÜRRR!
DEPREM VERGİLERİNİ ÇALANLARI!
SÜPÜRRR!
ÜLKENİN MAL VARLIĞINI YANDAŞLARA SATANLARI!
SÜPÜRRR!
PARASIZ EĞİTİM İSTEYEN ÇOCUKLARI HAPSE TIKANLARI!
SÜPÜRRR!
CİNSİYET AYRIMCILARINI!
SÜPÜRRR!
IRK AYRIMCILARINI!
SÜPÜRRR!
İŞÇİYİ AÇ BIRAKANLARI!
SÜPÜRRR!
KÖYLÜYÜ TOPRAKSIZ BIRAKANLARI!
SÜPÜRRR!
GENÇ ÖĞRETMEN ADAYLARINI ATAMAYANLARI!
SÜPÜRRR!
SAVAŞ KIŞKIRTICILIĞI YAPANLARI!
SÜPÜRRR!
MEDYAYI YANDAŞ YAPANLARI!
SÜPÜRRR!
GAZETECİLERİ, AYDINLARI, İRTİCA KARŞITI OLAN SUBAYLARI HAPSE ATANLARI! SÜPÜRRR!
KAYIPLARI SORUŞTURMAYANLARI! SÜPÜRRR! DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜKLERİNİ GASP EDENLERİ!
SÜPÜRRR!
HALKIN MALI OLAN DEVLET İŞLETMELERİNİ SATANLARI!
SÜPÜRRR!
TOPLUMU CAHİLLEŞTİRENLERİ! SÜPÜRRR! LAİKLİĞİ ORTADAN KALDIRANLARI! SÜPÜRRR!
ULUSSUZ SERMAYENİN ORTADOĞU TAŞERONLUĞUNA SOYUNANLARI!
SÜPÜRRR!
HALKI SİNDİRİP ÖRGÜTSÜZLEŞTİRENLERİ!
SÜPÜRRR!
ÜLKEYİ ŞERİAT KANUNLARINA GÖRE YÖNETMEYE KALKIŞANLARI!
SÜPÜRRR!
CUMHURİYETİ YOK EDİP PADİŞAHLIĞI GERİ GETİRME HEVESLİLERİNİ!
SÜPÜRRR!
KARDEŞİ KARDEŞE KIRDIRANLARI!
SÜPÜRRR!
HEPİMİZİ KORKAK TAVUK SANIP ENAYİ YERİNE KOYANLARI!
SÜPÜRRR!


HADİ YURTTAŞIM!
AL ELİNE SÜPÜRGEYİ!
TEMİZLEMEYE BAŞLAYALIM EVİMİZİ!
SELAH

19 KASIM CUMARTESİ SAAT 13:30’DA TÜNELDEN TAKSİM MEYDANI’NA!…




_______________________________________________________23


From:  SELAH ÖZAKIN
Subject:  Merhaba
Date:  November 4, 2011 11:52:28 AM GMT+02:00


Merhaba,
Aşağıdaki linkte, 
26 kişi tarafından tecavüze uğrayan N.Ç. suçunun faillerinin hafifletici nedenlerle ve N.Ç.’nin bu tecavüzleri bilerek ve isteyerek kabullendiği gerekçesiyle verilen HAFİFLETİLİMİŞ cezaya karşı, uluslararası kamuoyunun protestosynu sağlamak için, Facebook‘ta ortak akılla hazırlanmış ve olabildiğince çok dile çevrilmiştir. 
İmzalamakla kalmayın, aynı zamanda yayabildiğiniz kadar yayın lütfen.
Selam ve sevgi,
Selah

İNSANIM DİYENLERE AÇIK MEKTUP


2002 yılında 13 yaşındayken, Mardin’de 2 kadın tarafından, çoğu kamu görevlisi olan 26 kişiye cinsel ilişki için satılan N.Ç., hepimizin insanlığını sorgulatmıştır.
Cinsel saldırıya uğrayan bir çocuğu davanın öznesi olarak kabul edip, onu inanılamayacak derecede sorgulamak, suçlu durumuna getirmek “kendi rızasıyla olmuştur” suçlamaları ile ona ikinci kez tecavüz etmek işkencedir, insanlık suçudur. Bunlara ek olarak; çocukla ilişkiye giren tecavüzcülere ”iyi hal indirimi” yapılması ise utancımıza utanç katmaktadır.
Türkiye’nin de ait olduğu Avrupa’nın hiç bir ülkesinde, böyle saldırıya uğramış çocuklar daha fazla travma yasamasınlar diye muayeneye bile yollanmamaktadır.
Bu dava Türkiye’de benzerleri içinde ne yazık ki ilk ve tek değildir. Artık son olsun demenin zamanı gelmiştir. 
Söz konusu olaydan sonra yürürlüğe giren TCK’nun 103. maddesine göre; 15 yaşından küçükler kendilerine yapılan bu cinsel saldırıları anlayabilecek yaşta olmadıkları için çocuğun rızası olup olmadığı aranmaz. Ancak, küçük yaşta cinsel taciz gören çocuklar 2005 yılında yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu’nda da yeterince korunmamıştır.
Siyasi iktidarların görevi, Türkiye’nin bu utanç verici gerçeğini ortadan kaldırmak için,  konuyu gündemin ilk sırasına taşımak, gereğini yapmak olmalıdır. 
Bir gecede yüzlerce yasayı değiştirebilen iktidar, çok kısa sürede, bu çeşit suçlarda nasıl ceza verilmesi gerektiğini düzenleyebilir. Meclisimizden insanlık için böyle bir yasayı beklemek hakkımızdır.

Aşağıda imzası olan bizler; ”insan” olduğunu söyleyenlerin vicdanına seslenmek istiyoruz. 
Bizlerin  bu toplumda huzur içinde yaşamak, çocuklarımızı büyütmek için hukuka, tarafsız ve bağımsız olması gereken Adli Tıp Kurumuna ve Adil Yargıya ihtiyacımız vardır. Türkiye, bu kanayan yarasını tedavi etmek zorundadır.  Herkesi bu yönde duyarlı davranmaya, kendi kamuoyumuzu bu tabuyu kırmaya çağırıyor, uluslararası kamuoyundan da bunun takipçisi olmasını bekliyoruz!



Petition Child abuse is crime against humanity!
www.ipetitions.com



Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: