Gönderen: adalarpostasi | 31 Ağustos 2011

ADALAR POSTASI-2599: bir yaz böyle geldi geçti…

Büyükada’da Kadıyoran Yokuşu’nun başında
Rizzo ve Sofronios Köşkleri.

* * *

ADALAR’da TARİHTE O GÜN:

7 Haziran 1910 Salı günlü, Büyükada’da Françkin rahibeleri manastır ve mektebinin mevcudiyetinin tasdikine dair…

* * *

ADALAR’da BİR GÜN:

Fotoğraf: Ugo Antonio Corintio, Ada sahillerinde, 2011.

* * *

ADALAR’da HAVA DURUMU:

1 Eylül 2011 Perşembe
Büyükada’da HAVA DURUMU*
Az bulutlu
20/29ºC
% 63-78 nem
Poyraz, KD 34km/sa
Günbatısı 06:28… Günbatışı 19:40…
* http://www.dmi.gov.tr/tahmin/il-ve-ilceler.aspx?m=BUYUKADA uyarınca

* * *

Cicely Mary Barker, The Yellow Deadnettle Fairy.

* * *

ADALAR POSTASI-2599(1.7.2011-1.9.2011)’u 
baştan sona okuyanlar (!?) arasında yapılacak çekilişle!…



1- Emine Çiğdem Tugay: “Babamın sağlığının hızla kötüye gitmesiyle soluksuz refakatim gereği bir süredir [1 Temmuz-1 Eylül 2011] ADALAR POSTASI’nı yola çıkartmaya fırsat bulamadığımı üzüntüyle beyan ederim. ADALAR POSTASI’nda yeniden seyredinceye değin sağlıcakla kalınız…Hristos eteklerinden selâm ve sevgilerimle…”

2-Emine Çiğdem Tugay)O(Mehmet Selim Tugay: “Babamız MUHARREM DEMİR’in (1937–2011),Ağustos 2008′den beri süregelen hastalığında tedavisini yürüten hekim, hemşire ve sağlık personeline, arayıp soran, ziyaretine gelen, cenazesine katılan, acımızı paylaşan, taziyelerini ileten velhasılı yanımızda olan tüm dostlara* candan teşekkürlerimizle… Sağolun… Varolun…”

3- Nesibe Günalp Kal: “Mayıs 2011′de Kartal’dan bindiğim motordan, Büyükada’ya yaklaşırken Bostancı iskelesinin genişletilme ve Lido’nun yapım çalışmalarına bakatığım sırada ismiyle duygularıma tercüman olan bu tekne takılmıştı objektifime…”

4- Emre Özkanlar: “Mavi Marmara, sabah 5:45 ve 6:00 motorunu yeniden tarifeye eklemiş…”

5- Haluk Direskeneli: “Kafama takilan bir soru…”

6- Vakayinüvis: “Heybeliada Sanatoryumu’nda yatan bir yakınımızı ziyaret için ilk defa “Şehir Hatları” vapuruna binmişim. Denizi ilk defa görüyorum. Ne kadar mavi! Ne kadar güzel! Ya şu martılar!…”

7- İstanbul Okulu Kültür Elçileri eşliğinde 3 Temmuz Pazar günü şehir sosyoloğu Süleyman Faruk Göncüoğlu ile “Heybeliada” Turu…

8- Adalar Müzesi: “Adalar Müzesi’nden 2011′in İlk Sergisi – Açılışımıza Bekliyoruz…”

9- Ceren Çıplak: “Küratörlüğünü Hasan Kuruyazıcı’nın üstlendiği sergide Kınalıada, Burgazada, Heybeliada ve Büyükada’nın mimari zenginliği, bu zenginliği yaratan mimarlar ve kalfalar tanıtılıyor…”

10- Haluk Direskeneli: “1895′te inşaatı biten altta okul üstte ibadet yeri olan muhteşem Hamidiye Camii’nin mimarini bilen yok mudur?…”

11- Arif Atılgan: “Bana gelen birçok mailden bazıları Adalar Müzesi ile de ilgili. Böyle bir mail daveti üzerine dün Adalar Müzesi alanında bir söyleşiye gittim. Söyleşide konuşmacı olan beyefendinin bir şey anlattığını görmedim…”

12- Haluk Direskeneli: Prinkipo’da Nükleer Santral ve devamı…”

13- Utku Ataylan: “Adaları ilgilendiren bir şey yaptım…”

14- Kenan Yüksel: “Büyükada’da günlük tekne turlarımız başladı…”

15- Selçuk Aral: “Büyükada’da bir köşk…”

16- Adalar Kültür Derneği: “Meral Kanık’la resim atölyesi…”

17- Adalar Kültür Derneği: “Melis Kanık’la Michael Jackson gecesi…”

18- Adalar Kültür Derneği: “Hasan Hararlı fotoğraf sergisi…”

19- Oya İslimyeli: “Anadolu Kulübü’nde Workshop / Sanat Atölyeleri Haftası…”

20- Kocaeli-Adalar seferi var, Yalova neden yok?

21- Heybeliada Deniz Lisesi‘nden mezun olan ikisi yabancı 76 öğrenci törenle diplomalarını aldı…

22- Selçuk Aral: “Müjde! – Karpuz Kabuğu Denize Düştü!…”

23- Balçiçek İlter: “Başbakan’ı Büyükada’ya bekliyoruz!…”

24- Hasan Ay: “Lefter’in şekeri 500′e çıktı!…”

25- Ahmet Mete Işıkara: “Marmara’yı Adalar ve Gemlik tehdit ediyor…”

26- Orhan Yurtsever: “İşten atılmamak için şantaj tuzağı kurdu….”

27- Elif Uzun, Büyükada’daki Sanat Kampı’ndan ödülünü alarak Gaziantep’e döndü…

28- Ömer Faruk Berksan: “15 Temmuz 2011 Cuma günü akşamı, kamerî ayın 14’üne, yani mehtap gecesine isabet ediyor. Şaban ayının 14’ü akşamı olduğu için, aynı zamanda Berat Kandili’dir. Heybeliada Gönüllüleri Derneği, unutulan eski bir geleneği tekrar hayata geçiriyor…”

29- Adalar Müzesi‘nde Maket Atölyesi…

30- Hovsep Özacar: “Drum Kitchen Berlin 11 Temmuz’da Büyükada’da…”

31- Haluk Atalay: “Kınalıada’da üç katlı ahşap bir binada çıkan yangın, rüzgarın da etkisiyle kısa süre içinde büyüdü. Ada sakinlerine korkulu anlar yaşatan alevler, iki binaya da yayıldı. Güçlükle kontrol altına alınarak söndürülen yangında 1 kişi hafif yaralandı…”

32- Minas Kalemkâryan: “Hiç denediniz mi bilmiyorum ama Büyükada’da adaları kapsayan tekne turu başladı…”

33- Suat İzgördü: “ADALAR POSTASI’nı okudukça, en güzel yıllarımın geçtiği Büyükada’yı sanki yeniden koklar gibi, duyar gibi oldum…”

34- Haluk Direskeneli: “Prinkipo, New York Times Gazetesi’nde…”

35- Liesl Schillinger kaleme aldığı yazısında Büyükada’yı zaman kapsülüne benzeterek; konakları, köşkleri, kiliseleri, atlı arabalarıyla adeta Osmanlı döneminin yaşayan bir modeli olduğunu anlattı.

36- New York Times‘ın anlatımıyla Büyükada…

37- Lena Schulte: “Büyükadamız New York Times Gazetesi’nde…”

38- Bingül Durbaş Do Amaral: “New York Times Buyukada’yi hafta sonlari cikan gezi ekine haber yapmis. Birgun de bizim ADALAR POSTASI’ndan bahsetseler ne hos olurdu degil mi?…”


39- Haluk Direskeneli: “Prinkipo’da yangın tehlikesi…”

40- Bay Metropol: “Lumpen ordusu ilk hedefiniz bu yıl da Adalar!…”

41- Kızılay 200 Ermeni yetimle ‘Sevgi Yemeği’nde buluştu…

42- Ugo Antonio Corintio: “Büyükada’ya artık ‘Bozukada’ demek geliyor insanın içinden maalesef…”

43- Gökhan Tan: “1870′te İskenderiye Patriği Sofronios’un yazlık evi olarak inşa edilen, 1922′de Büyükada İlkokulu’na çevrilen Taş Mektep 30 yıldır boş ve harap. Müzeye dönüştürülecekken İBB tarafından geri alınan binanın neden cezalandırıldığını kimse bilmiyor!…”

44- Adalar Kültür Derneği: “Ayşegül Bayraktar Resim Sergisi…”

45- Kaan H. Çınarlı: “Eski binalar, mimarlar ve 1983 sonrası binalarının rezaleti…”

46- Tilda Levi: Ferruh Ertürk anısına…”

47- Joelle Pinto: “The New York Times’da bir Büyükada masalı…”

48- Yusuf Bahar: “Motorlu araçlara yasak olan Kınalıada’da, plakasız iki minibüsün 5 TL karşılığında yolcu taşıdığı ortaya çıktı…”

49- Fıstık Ahmet: “Büyükada’da maalesef kalitesiz insan sayısı artıyor! Kimliğimiz kayboluyor!…”

50- Hüseyin Rahmi Gürpınar‘ın Heybeliada’daki evi restore ediliyor…

51- Aslı Girgin, Passiflora Fotoğraf Sergisi…

52- Oya İslimyeli: “Anadolu Kulübü’nde ‘İstanbul 2010 Fotoğraf Sergisi’ ve ‘Adalı Yazarlar Haftası’…

53- Recep Yarlığan: “Kandilinizi en içten duygularımla kutluyor…”

54- Avni Kurtuldu: “İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde AKP’li ve CHP’li üyelerin oybirliğiyle onayladıkları ‘Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı’ bir aylık askı süresinden sonra hayata geçmek için bekliyor…”

55- Adalar Kültür Derneği: “Melahat Gürses Konseri, bu hafta meydana gelen üzücü olaylarda kaybettiğimiz şehitlerimize saygımız nedeniyle ertelenmiştir…”

56- Hasan Hüseyin Karabağ, Karagöz-Hacivat Gösterisi…

57- İsmet Güvenç: “Büyükada Fayton Turu…”

58- Seda Çakmak: “Heybeliada Gönüllüleri Derneği, unutulan eski bir gelenek olan ‘Mehtabiye Konserleri’ni canlandırmak amacıyla Kameri ayların 14. gecesinde (15 Temmuz) ‘Mehtap’ ve ‘Ada’ konulu şarkılardan oluşan bir fasıl düzenledi…”

59- Serdar İnan: “Ruhsatlı [!?] iş yapmamıza rağmen adada inşaata karşı muazzam bir muhalefet var…”

60- Ferruh Ertürk anısına Splendid’de Sergi: “Adalı Ressamlardan Ada Manzaraları…”

61- Feride Petilon ve Dora Debahar El Emeği Göz Nuru Sergisi…

62- Nur Ulubil, Kediler Resim Sergisi…

63- Anadolu Kulübü’nde Adalar Kültür Derneği Türk Sanat Müziği Konseri…

64- Büyükşehir Belediyesi Deniz Ulaşım Müdürlüğü, yaz aylarında hafta sonları İzmit’ten İstanbul Adalar’a tur düzenliyor.

65- Adalar Müzesi’nde Hasan Kuruyazıcı’yla söyleşi…

66- Adalar Müzesi’nde Bisikletle Gezi – Aklımdaki Ada 2

67- Adalar Kültür Derneği, Candan ve Erdem Konseri…

68- Muzaffer Salcıoğlu: “Türk dizilerini izleyen turistler, Adalar’a koşuyor…”

69- Büyükada’da Arap-Amerikan işgali!…

70- Tilda Levi: “Heybeli’de bir çay bahçesi…”

71- Oya İslimyeli: “Sayın Kültür Sanat Dostlarımız, 25 Temmuz -1 Ağustos 2011 tarihleri arasındaki aktivitelerimizde iki yeni sergimiz ve bir önceki aktivite haberinde mailini aldığınız Adalı Yazarlar Haftamız var…”

72- 19 Mayıstaki 5,9’luk depremin vurduğu Kütahya Simav’da Türk Kızılayı’nın katkılarıyla Heybeliada Gençlik Kampı‘na katılan 11–14 yaş gurubundaki 7’si kız toplam 15 öğrenci, deprem stresini attıktan sonra ilçeye mutlu bir şekilde döndü.

73- Denize düşen yolcusunu terk etmesiyle başlayan Deniz Taksi skandalında bir son dakika gelişmesi yaşandı…

74- Adalar Müzesi: “Aya Nikola Hangar geçici bir süre kapalı olacak…”

75- Adalar Lozan’ı kutluyor…

76- Sayit Durmaz: “Ediz Hun’un kızı Bengü Hun ile Frankfurt Başkonsolosu İlhan Saygılı, önceki gün Büyükada Anadolu Kulübü’nde düzenlenen törenle dünyaevine girdi…”

77- Adalar Kültür Derneği’nde bu haftasonu yer alan etkinlikler…

78- Hafta sonu 60 bin kişi var bir doktor yok!…

79- Ugo Antonio Corinthio: “Adamızın yeni pinik ‘alanı’ uğurlu olsun!…”

80- Hanife Baş: “Türk Telekom, İstanbul’un Adalar ilçesinde görev yapan çalışanlarının kullanımı için filoya eklediği ve kullanımı sırasında karbon salımı sıfır olan akülü araçlarını da tanıttı…”

81- Özkan Altıntaş: “Yassıada artık ‘Yaslıada’ değil ‘Demokrasi ve Kültür Adası’ olacak!…”

82- Adalar Kültür Derneği: “Kemal Eskenazi Fotoğraf Sergisi…”

83- Zeynep Alpar: “1,5 yıl önce taşınıp yaz-kış yaşadığım Heybeliada’dan, Mıgır Gülezyan’ın geçen yaz ADALAR POSTASI’ndan duyduğum ücretsiz diş muayenesi için Kınalı’ya gittim. Çok memnun kaldım, sizinle de paylaşmak istedim…”

84- Büyükada’da Türk Telekom Adalar ilçesi çalışanlarının kullanımı için alınan ve kullanımı sırasında karbon salınımı sıfır olan akülü araçlar…

85- Prof. Dr. Naci Görür, Marmara Denizi’nde kırılması beklenen fayın Tekirdağ ile Adalar arasında olduğunu belirterek…

86- YSK Başkanı Hayim Eskenazi, Adalar Belediye Başkanı Mustafa Farsakoğlu’nu sahneye davet etti…

87- Mois Gabay: “Yallah Büyükada!…”

88- Zeynep Güçlücan: “Prens adaları Heybeli’de yarıştı!…”

89- Şefik Dinç: “Polis teknesi kül oldu!…”

90- Adalar Kültür Derneği’nde bu haftasonu etkinlikleri…

91- Prens Adaları’nda dostluk ve rekabet başlıyor. 6 ülkeden 350 sporcu Prens Adaları’nda buluşuyor. 27. Uluslararası Prens Adaları Yüzme Şampiyonası 5 Ağustos’ta başlıyor…

92- Rubi Asa: “Sanatın Güncesi Mimarlık ve yaşama kültürünün entellektüel serüveni ADALAR…”

93- Riva Şalhon: “Santorini ve Prens’in Adası…”

94- Tilda Levi: “6 Ağustos akşamı Büyükada Anadolu Kulübü’nde bir Nino Varon gecesi yaşanacak…”

95- Adalar Müzesi desteğiyle Doğa Koleji Yaz Şenlikleri…

96- Adalar Kültür Derneği Büyükada Konserleri…

97- Büyükada’da Ramazan ayı konserleri: Yeni Türkü, Melahat Gülses, Jazz Quartet Konserleri…

98- “Adalar’da Medya Söyleşileri”nin ikincisi 6 Ağustos günü Büyükada’da…

99- Her yıl geleneksel olarak Beşiktaş Dostları Derneği’nce düzenlenen iftar yemeği etkinliği bu yıl 04.08.2011 Perşembe günü Büyükada Merkez Camii avlusunda gerçekleşti!…

100- Eyüp Tatlıpınar: “Kuyruklu yıldız altında bir ev…”

101- Avni Kurtuldu: “Peki CHPli Adalar Belediyesi’nde durum farklı mı?…”

102- Seral Cumalı: “Heybeli’de yine mehtaba çıkılıyor…”

103- Kınalıada Ermeni Kilisesi de ilk defa Türk Kızılayı’na bağışta bulunarak Afrika’ya yardım elini uzattı…

104- 27. Uluslararası Prens Adaları Yüzme Şampiyonası, İstanbul Kınalıada Su Sporları Kulübü Başar Acarlı Tesisleri’nde yapıldı…

105- Tilda Levi: “Korsan faytoncular…”

106- Jaymi Benbaste: “Ailemiz üç nesildir yazlarını Burgazada’da geçirir. Dördüncü nesil çocuklarım da adada doğdu ve Burgaz’ı ailece çok severiz…”

107- Rum Patrikliği: “Heybeliada Ruhban Okulu açılırsa akademisyenlerimiz hazır…”

108- Yetimhane yetim kaldı!…

109- Joelle Pinto: “Teşa BeAv haftası yaklaştığı zamanlarda hep çocukluğumu hatırlarım; Büyükada’da sıcak bir yaz günü, kendini plaja atmak isteyen bir kız çocuğu ve duyduğu tüyler ürpertici üç kelime; “Denize girmek yasak!” çünkü o gün Teşa BeAv….”

110- Adalar Müzesi’nde Drama Atölyesi…

111- Melis Kanık: “Pop’ta Opera ve Klasik, Opera ve Klasik’te Pop…”

112- Ayla Akyol, “Adalar” Resim Sergisi…,

113- Heybeliada’da bir lokantada çalışan Kürt gençleri ile Adalı gençler arasında yapılan futbol müsabakasında yaşanan tartışma linç girişimine dönüştü…

114- Selah Özakın: “Can Yücel tohumu…”

115- Adalar Kültür Derneği: “Yüksel Özcan, Pityusa VI Fotoğraf Sergisi…”

116- Kabataş-Adalar Tam 6,50 TL…

117- Balçiçek İlter: “Bırakın Yassıada utanç adası olsun!…”

118- Gökhan Ertürk: “ADALAR Belediyesi’yle işbirliğimiz var. Adalar’a gittiğiniz zaman sizi arkadaşlarımız karşılıyor, size ön ödemeli kartlar veriyorlar….”

119- Oya İslimyeli: “1950′li yıllarda Türk Resim Sanatının usta isimlerinden portre ve natürmortlarıyla olduğu kadar peyzajlarıyla da tanınan İbrahim Çallı, Ayetullah Sümer, İlhami Demirci, Hamit Görele ve Kemal Zeren Adalardaki huzurlu yaşam, romantik ve lirik doğadan etkilenerek mesken tutmaya karar verdiler. Bir süre sonra da…”

120- Ester Büyükabolafya: “Büyükada Sinagogu’nda geleneksel iftar yemeği…”

121- Tilda Levi: “Büyükada; Maden mevkiindeki ‘gözlü ev’le ilgili bilinmeyenleri aktaracağıma dair söz vermiştim…”

122- ve Büyükada Hayvan Barınağı’nda 3.600 metrekareden fazla alan renklendirilerek hayvanların yaşayabilmesi için temiz ve bakımlı hale getirildi…

123- Jülide Karahan: “Burgazada’da bir yılan hikâyesi…”

124- Joelle Pinto: “Büyükada’da bir iphonographer…”

125- ‘Ordinaryus‘ yeniden hastanede…

126- Adalar Müzesi’nde Edebiyat Atölyesi…

127- Adalar Kültür Derneği: “Bayram tatilinde…”

128- Adalar Kültür Derneği Yönetimi: “Zafer ve Ramazan BAyramlarınız kutlu olsun…”

129- Aris Kyriazis: “Her günümüz bayram olsun!…”

130- Aynur Gürsoy: “Herşey gönlünüzce olsun…”

)O(

_______________________________________________________1

From: ADALAR POSTASI
Subject: “elimizde olmayan sebeplerle yayınımıza bir süre ara veriyoruz!…”
Date: July 18, 2011 6:50:28 PM GMT+03:00
To: ADALAR POSTASI

elimizde olmayan sebeplerle 
yayınımıza bir süre ara veriyoruz!…

Babamın sağlığının hızla kötüye gitmesiyle soluksuz refakatim gereği 
bir süredir [1 Temmuz-1 Eylül 2011] ADALAR POSTASI’nı yola çıkartmaya fırsat bulamadığımı üzüntüyle beyan ederim.
ADALAR POSTASI’nda yeniden seyredinceye değin sağlıcakla kalınız…
Hristos eteklerinden selâm ve sevgilerimle,
Emine Çiğdem Tugay
)O(

_______________________________________________________2

From: ADALAR POSTASI
Subject: vefat…
Date: August 25, 2011 1:14:49 AM GMT+03:00To: ADALAR POSTASI

leylekler peşi sıra
babamız da gitti!
)O(
Fotoğraf: Yüksel Özcan, Büyükada’dan leyleklerin göçü, Ağustos 2011.
Babamız Muharrem Demir, 24 Ağustos 2011 Çarşamba günü vefat etmiştir. 
Cenazesi 25 Ağustos 2011 Perşembe günü Büyükada Hamidiye Camii’nde kılınacak öğle namazını (saat 13:13) müteakiben 
Büyükada Mezarlığı’na defnedilecektir.

Emine Çiğdem Tugay )O( Mehmet Selim Tugay 
ve de Abdül.ham.it Cuma
Türkoğlu Sokak No:22 
Büyükada 34970 İstanbul

* * *

Babamız MUHARREM DEMİR’in (1937–2011), 

Ağustos 2008′den beri süregelen hastalığında tedavisini yürüten hekim, hemşire ve sağlık personeline, arayıp soran, ziyaretine gelen, cenazesine katılan, acımızı paylaşan, taziyelerini ileten velhasılı yanımızda olan tüm dostlara* candan teşekkürlerimizle…
Sağolun… Varolun… Emine Çigdem Tugay )O( Mehmet Selim Tugay 
ve de
Abdül.ham.it Cuma
Türkoğlu Sokak No:22 
Büyükada 34970 İstanbul
cigdem.selim.tugay@gmail.com
http://o-pera-istanbul.blogspot.com


* 

A Academic Hospital Genel Cerrahi Servisi çalışanları, Adalar Belediyesi Hasta Nakil Ambulansı ve Horoz Reis Teknesi çalışanları, Adalar Kültür Derneği Yönetim Kurulu, Meltem Ahıska, Rengin Ahıskalı (Doç. Dr.), Emrel Aykut Akalın, Banu Akçaoğlu, Dinçer Akdeniz, Mehmet Adil Akgül, Emel Aktan (Uzm. Dr.), Özdemir Aktan (Prof. Dr.), Ali Akyüz (Doç. Dr.), Mustafa Albayrak, Nimet Albukrek, Viktor Albukrek, Aydın Alper (Prof. Dr.), Dilek Çetinyol Alican, Canan Barım Alioğlu, Mete Alioğlu, Zeynep Alpar, Hilal Altaş (Dr.), Handan Altıneller, Mustafa Altıneller, Nalan Altınışık, Cem Altınöz, Güliz Bilgin Altınöz, Bingül Durbaş Do Amaral, Selçuk Aral, Mustafa Aras (Dr.), Katif Araz, Klodya Araz, Ada Arcan, Helen Arcan, Maya Arcan, Reha Arcan, Erkin Arıbal (Prof. Dr.), Fatma Artunkal, Stathis Arvanitis, Hakan Atala, Korhan Atay, Nuran Ataylan, Zafer Ataylan, Mükerrem Atıcı, Feride Avkan, Necmiye Avkan, Okşan Aytaman, 


B Nazif Bağrıaçık (Prof. Dr.), Osman Bahadır, Barış Bakır (Uzm. Dr.), Hacer Bal (Dr.), Hakkı Baliç, Sevinç Baliç, Emre Balık (Dr.), Özlem Balıkçıoğlu, Baki Nedim Baltacı, Semiha Baltacı, Feyyaz Baltacıoğlu (Doç. Dr.), Doğan Başak, Nazlı Başak, Mert Başaran (Prof. Dr.), Olcay Başeğmez, Füsun Başer, Bülent Baviker, Kürşat Baykara, Süheyla Baykara, Akgül Baylav, Nezih Bayraktar, İsmail Baysal, Gila Benmayor, Serra Bereket, Metin Berk, Angela Berzeg, Korhan Berzeg, Betemar İleri Görüntüleme Merkezi çalışanları, Cazibe Bilgin, Selim Bilgin, Tuğrul Biren (Prof. Dr.), Ayşe Buğra, Tuncay Bulduk, Orhan Bursalı, Büyükada Eczahanesi çalışanları, Büyükada Hastahanesi çalışanları,


C Roberto Calich, Sinem Candemir (Dr.), Hadiye Cangökçe, Hatice Celâloğlu, Tevfika Celâloğlu, İsmet Cengiç (Dr.), Birol Cengizoğlu, Murat Ceritoğlu, Ugo Antonio Corintio, Arzu Coşar, Aydın Coşar, Banu Coşar, Utku Coşar, Türkân Coşar, Barış Coşarlar (Dr.), Yasemin Çoşgun, Mehmet Cömert, 


Ç Devrim Çabuk (Uzm. Dr.), Arif Çağlar, Ayşe Çağlar, Leyla Roksan Çağlar, Sinan Çağlar, Nur Baysal Çakmak, Hediye Çalıkoğlu, Hasan Çalışlar, Çiğdem Ataizi Çelikel (Prof. Dr.), Nermin Çeliktemel, Tülay Çellek, Suat Çevikel, Elif Çetrez, Halil Çetrez, Nemide Çetrez, Zeynep Çetrez, Çağatay Çimşit (Yrd. Doç. Dr.), Baki Çokneşeli, Nesrin Çokneşeli, Ömer Çolakoğlu, 


D Engin Damcı, Erdem Damcı, Faysal Dane (Doç. Dr.), Fuat Dede (Uzm. Dr.), Asuman Demir, Bayram Demir, Ebru Demir, Feride Demir, Hamit Demir, Kezban Demir, Mahmut Demir, Satılmış Demir, Ferda Deniz, Taner Deniz, Zeynep Denizmen, İvi Dermancı, Nihat Dilber, Haluk Direskeneli, Doğan Apartmanı Yönetimi, Başak Dora, 


E Amelie Edgü, Didem Edman, Mete Edman, Mediha Eliaçık (Dr.), Müjdat Eminoğlu, Yunus Engindeniz, Emcare Evde Bakım ve Acil Sağlık Hizmetleri çalışanları, Cem Eraslan, Emel Eratlı, Vildan Erdem, Yusuf Erdil (Prof. Dr.), Feride Tansuğ Erdoğan, Okan Erdoğan (Doç. Dr.), Selçuk Erdoğan, Emre Erenler ve Ailesi, Sertaç Ergin, Kerem Erginoğlu, Evrim İmer Ertunga, Arzu Enver Eroğan, Muharrem Erol (Uzm. Dr.), Selçuk Esenbel, Tanju Yusuf Erdil (Prof. Dr.), Oksal Erev, Talin Etyemez, Ahmet Evin, 


F Ceyda Saygıner Falay, Nalan Fırat, S.K. Franko,


G Giuseppe Gandolfo, Suar Gazaroğlu, Nurgün Gerçin, Semra Germaner, Teoman Germaner, TC Genel Kurmay Başkanlığı Gülhane Askeri Tıp Akademisi Haydarpaşa Eğitim Hastahanesi Komutanlığı Patoloji Servisi çalışanları, Adnan Giral (Doç. Dr.), Bülent Gökay, Ayşem Göktürk, Hatice Gümüşalan, Rabia Gürol, Apti Görücüoğlu, Kezban Görücüoğlu, Mehmet Gözgücü, Gonca Gündoğdu, Oya Gündoğdu, Ersin Güneralp, Rabia Gürol, Erkan Gürpınar, Zeynep Güzeldoğu, 


H Davud Habib, İrem Habib, Nur Habib, Yasemin Hackura, Gülzade Hamediva, Adem Hasbolat, Burcu Hazar (Dr.), Avedis Hilkat, Levent Hüner, Nimet Hüner, 


I Aysel Özakın Ingham, 


İ Aygün İkinci (Dr.), Sabahat İnanır (Prof. Dr.), Dündar İncesu, Oya İslimyeli, İnci İşbulur, İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Hastahanesi Onkoloji Enstitüsü çalışanları, İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Radyodiagonistik Genel Laboratuvarı çalışanları, 


K Şirin Ünal Kahraman, Nesibe Günalp Kal, Cem Kalaycı (Prof. Dr.), Minas Kalemkâryan, Deniz Kandiyoti, Özer Kangür, Metin Kanıtez (Uzm. Dr.), M. Doğan Kantarcı, Yasemin Kaplan, Ayfer Kara (Uzm. Dr.), Nihal Karabiber (Doç. Dr.), Cevahir Karabulut, Celal Karaca, Haydar Karaca, İlkim Erkan Karaca, Metin Karadağ, Taylan Karaduman, Saliha Karanfil, Tugay Kartal, Kartal Yavuz Selim Hastahanesi Merkez Laboratuvarı çalışanları, Osman Kavala, Feyzi Muhtar Katırcıoğlu, Ömer Katmer, Filiz Kavas, Dinçer Kaya, Hüsniye Kaygün, Dilek Katırcıoğlu, Özlem Kıtıki Kaçıra (Dr.), Banu Kent, Eva Kent, Habib Kent, Rana Kent, Defne Keskin, Melda Keskin, Neşe Kıldacı, Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastahanesi Merkez Laboratuvarı çalışanları, Kemal Kil, Oya Koca, Nihat Kodallı (Prof. Dr.), Taner Korkmaz (Uzm. Dr.), Zeynep Kuban, Gunnar Köhne, Yakup Köhne, Rukiye Kuneralp, Sinan Kuneralp, Çiğdem Kurdoğlu, Avni Kurtuldu, Cem Kuşadalı, Aynur Küçükyalçın, Erdal Küçükyalçın, Ahmet Küçükyıldız, Öykü Küçükyıldız, Selvi Küçükyıldız (Hemşire), Aris Kyriazis,


L Çeli Levent, 


M Cansun Mançer, Marmara Üniversitesi Hastahanesi Genel Cerrahi ve Onkoloji servisleri çalışanları, Işık Meriç, M. Cemal Mersinli, Bülent Mısırlıoğlu, Mustafa Mehmet Cem Mizanoğlu, Gönül Mutlu, Sepide Mellatdoust (Dr.), Sema Moritz,


N Panoyati Nikolaidis, O Fatma Odabaşı, Haydar Odabaşı, Nurten Ok, Zeynep Okan, Yaşar Okur, Ali Fethi Okyar, Günnur Onay, Erzen Onur, Kaya Onur, Ali Orbay, Ayşe Orbay, Dilek Orbay, Seniha Orbay, Zafer Orbay, 


Ö Levent Öget, Hayati Önel, Nurten Önen, Tunç Öneş (Uzm. Dr.), Ünzile Öz, İbrahim Öz, Nurşen Öz, Selah Özakın, Erendiz Özbayoğlu, Beste Özben (Uzm. Dr.), Naciye Özcan, Şükrü Özcan, Yüksel Özcan, Haşim Özçelik, Necla Özçelik, Ayşe Özdem, Dursun Özdemir, Mustafa Özdemir (Dr.), Hasan Cevad Özdil, Safvet Özdil, Sema Özdil, Türkan Özer (Dr.), Atilla Özgener, Bilge Özgener, Elvan Özkal, Ahmet Özman, Ümran Özman, Feride Özmat, Mustafa Özmat, Handan Öztürk, Meral Özyeşil, 


P Fevziye Peker, Oğuz Peker, Raife Polat, Necdet Poyraz, Nuran Poyraz


R Steven Richmond, Emma Rose, Ron Rose, 


S Eren Sagay, Ferhan Özenen Salman, Uğraş Salman, Melih Sanalan, Cem Sancak, Samim Saner, Selen Manizade Saner, Metin Saraçoğlu, Sema Sarpman, Pınar Satıoğlu, İkbal Saviç, David Sayers, Zehra Sayers, Lena Schulte, Melis Seremet, Oya Sezer, Esin Sipahi (Dr.), Sinan Soyral, Vildan Soyral, Esra Sökel, Yasemin Sönmez, Selçuk Sönmezer, Sırma Sönmezer, Sıtkı Sönmezer, Surp Agop Hastahanesi Laboratuvarı çalışanları, Yusuf Nihat Sümer, 


Ş Şarl Berger Şahbaz, Cennet Şahin (Dr.), Melek Şahin, Erdoğan Selçuk Şeber (Uzm. Dr.), Ali Şenalp, Arto Şener, Ebru Şenher, 


T Oğuz Tanındı, Poyraz Tanındı, Selma Tanındı, Baha Tanman, İrem Tansuğ, Halim Tansuğ, Ahmet Tanrıverdi (Dr.), ‘Fıstık’ Ahmet Tanrıverdi, İsmail Batuhan Taşdemir, Tuğba Taşdemir, Fuat Tatari, Aydın Teker, Nilgün Tercan, Alev Tersakyan, Nesrin Terzioğlu, Cengiz Tetik, Meral Tetik, Banu Tiryakioğlu, Sarp Tiryakioğlu, Yasemin Tiryakioğlu, Meltem Toksöz, Ali Toydemir, Mehmet Toydemir, Zeynep Toydemir, Sumru Toydemir, Adviye Tugay, Ahmet Cevat Tugay, Bülent Tugay, Kâmil Tugay, Osman Tugay, Semra Tugay, Şengül Tugay, Zehra Kadriye Tugay, Selda Turan, Ömer Turgay, Yeşim Turgay, Serdar Turhal (Prof. Dr.), Hatice Tuzlalı (Dr.), Deniz Tüfekçi, Davut Tüney (Prof. Dr.), Derya Türeli (Dr.), Elif Rifat Türkay, Orçun Türkay,


U Adem Uçar (Uzm. Dr.), Nursen Uğur, Veysel Uğur, Ahmet Tanju Ulusal (Dr.), Semra Uras, Hıdır Uvaçin, Uğur Uyguner, Derya Salim Uymaz (Dr.), Nezih Uzel, Buket Uzuner,


Ü Kebir Ünal, Hatice Üstün, 


V Gündüz Vassaf, 


Y Senya Yaf (Dr.), Atilla Yakupoğlu, Emre Yalçın, Zeynep Yalçın, Nimet Yalçınkaya, İrfan Yalın, Lale Yalın, Aysun Yar, Burhan Yar, Hatice Yar, Murat Yasa, Begüm Yavuz, Güler Yazgıç, Güngör Yazgıç, Osman Yeşildağ (Prof. Dr.), Bedrettin Yıldızeli (Doç. Dr.), Güzin Yılmaz, Mehmet Yılmaz, Osman Yılmaz, Perran Fulden Öncü Yumuk (Doç. Dr.), Özlem Yüzak, 


Z Müşerref Zeytinoğlu, Debora Zirbel, …


Anımsayamadığımız dostlar olmuşsa da affola…

+
Av. Kemal ?, Talat ?, Nevzat ?, Mithat ?, Apo ?, Fatma ?, Meliha ?, 

_______________________________________________________3


From: NESİBE GÜNALP KAL
Subject: Affet İstanbul
Date: June 24, 2011 2:01:23 AM GMT+03:00
To: emine.cigdem.tugay@gmail.com

Affet İstanbul…

Mayıs 2011′de Kartal’dan bindiğim motordan, Büyükada’ya yaklaşırken Bostancı iskelesinin genişletilme ve Lido’nun yapım çalışmalarına bakatığım sırada ismiyle duygularıma tercüman olan bu tekne takılmıştı objektifime.

Tüm Büyükada ve İstanbul aşıklarına saygı ve sevgilerimle…

mimar Nesibe Günalp KAL

_______________________________________________________4

From: EMRE ÖZKANLAR
Subject: Re: Yaz tarifesi ve ilk Bostancı motoru
Date: July 3, 2011 11:28:39 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Mavi Marmara, 
sabah 05:45 ve 06:00 motorunu 
yeniden tarifeye eklemiş…

Böylece bir yanlıştan dönülmüş oldu. Tarihe not düşmek açısından yazıyorum.
http://www.mavimarmara.net/listele_buyukada.asp
http://www.mavimarmara.net/listele_heybeliada.asp

Habertürk’ten Balçiçek İlter, motor/vapurların yaz tarifesiyle ilgili şikâyetimize yazısında aşağıdaki cümleyle yer vermiş. Kendisine de teşekkür ederiz.

“Şehir [hatları] vapurlarının saatleri azaltılmış! Nedense? Dönüş en son gece 22:00′de örneğin, gidiş erken vapuru da kaldırılmış, insanlar işlerine yetişemiyor!”
http://www.haberturk.com/yazarlar/644904-basbakani-buyukada-ya-bekliyoruz

Emre Özkanlar

* * *

From: EMRE ÖZKANLAR
Subject: Yaz tarifesi ve ilk Bostancı motoru
Date: June 20, 2011 11:09:29 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Yaz tarifesi ve ilk Bostancı motoru…

Merhaba,




Dün değişen Mavi Marmara motor tarifesiyle birlikte Heybeli ve Büyükada’dan Bostancı’ya gitmek için ilk sefer 06:35 ve 06:50 oldu. Bu motor seferi saat 07:20′de Bostancı’ya varıyor.

Ben ve benim gibi pek çok kişi, bundan sonra iş yerine bu nedenle yarım-bir saat geç varacak. Kendi işinde çalışanlar için sorun değil belki ama maaşlı olarak çalışan bizlerin işyerine geç kalma lüksü yok maalesef. Servislerimizi de bu şekilde kullanmamız mümkün değil.

Başka bir şekilde Ada’dan gitme şansımız da yok. Şehir Hatları’nın yaz tarifesi, bu motor seferinden daha bile geç varıyor. Bu durumda insanlar yazın nasıl işlerine gidecek anlamak mümkün değil. Sefer sayılarını arttıracaklarına, kışın var olan seferi kaldırıyorlar.


Mavi Marmara tarifesi: 
http://www.mavimarmara.net/listele_heybeliada.asp
Şehir Hatları tarifesi: 
http://www.sehirhatlari.com.tr/file/SH-11.pdf

Mavi Marmara’nın e-mail adresi yok sadece çağrı merkezi var: 444 20 39
Bize ulaşın diye şöyle bir link var ame bunu ne kadar değerlendirirler bilmiyorum: http://www.mavimarmara.net/bize-ulasin.asp

Bu konudan başka şikayetçi olanlar eminim ki vardır.

Lütfen sessiz kalmayıp tepki verelim bu konuda.

İyi günler… 

_______________________________________________________5

From: HALUK DİRESKENELİ
Subject: Kafama takilan bir soru
Date: July 1, 2011 1:02:53 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Kafama takılan bir soru…

Dün akşam Prinkipo’da iskeleden indim faytona bindim. Hristos tepesi, Kadiyoran yokuşundski bir göz oda yazlık evimize gidecegim. Arabacıya sordum:

—Burda kaç fayton var?

— 227 tane..

— Peki neden bütün atlar dişi?

— Dayanıklı, uysal ve sakin… İyi yük taşıyorlar…

— Erkek atlar neden az hatta yok?

— Dayanıksız, yük taşımaya gelemiyorlar.

— Peki doğan tayların yarısı erkek, yılda ortalama %10 çoğalma olsa 30 at/ tay, yani 15 erkek tay, ne oluyor bunlar?

— İsteyene veriyoruz, onlar ne yapar bilemeyiz.

İşte bende sigortanın attığı, bir anda uyandığım konuşma sonu!

Prinkipo’ya giren sebze meyva mal hizmet dışarı çıkmaz, peki ya ana karaya hayvan sevkiyatı gören var mı?

Lafı dolandırmayalım, Orta Asya ülkelerine yaptığım seyahatlerde önüme koydular, taze et, ne olduğunu da söylediler, herkes yedi ben de yedim ama ne yediğimi bilerek yedim.

Yani döner, kıymalı pide, kırmızı et yerken dikkat edin, ne yediğinizden emin olun,

En iyisi balık, çupra, levrek veya tavuk yemeği yapın veya en iyisi benim gibi sadece sebze meyva yumurta peynir tüketin!…

Sevgi ve selamlar,

_______________________________________________________6

Milliyet Blog, 30.6.2011

http://blog.milliyet.com.tr/Onlar_KOCAMAN_cocuklar___Vakayinuvis__/Blog/?BlogNo=313713

Bir zamanlar 
“Onlar KOCAMAN Çocuklar” 
vardı!…

[...]
Sabiha Rana: Hiç unutamadığınız bir çocukluk anınız var mıdır?

Vakayinüvis: Sanıyorum 4-5 yaşlarında idim. Babam: “Senin getirdiğin su çok tatlı oluyor. Hadi bana bir bardak su ver güzel kızım,” deyince gaza gelip, suya bir kaşık toz şeker attım ve öyle getirdim. Babam ilk yudumda suyu püskürerek: “Bu ne!” dedi. Çok üzülmüştüm. Şu büyükleri anlamak ne zor! Az önce ne demişti, şimdi ne yapıyor? Bunlar nasıl adam olur ki! Heybeliada Sanatoryumu’nda yatan bir yakınımızı ziyaret için ilk defa “Şehir Hatları” vapuruna binmişim. Denizi ilk defa görüyorum. Ne kadar mavi! Ne kadar güzel! Ya şu martılar! Yol boyunca gözümü beyaz köpüklerden alamadım. Küpeşteye yapışıp kalmışım, büyülenmiş gibi. Şimdi düşünüyorum da tüberküloz hastanesine küçük bir çocuk niye götürülür? Sanıyorum bizi bahçede tutmuşlardı ama yine de doğru değil. Ayrıca ben çocuğumu küpeşteye yanaştırmaz, kucağımda tutardım herhalde. Eskiler ne rahatmış.  [...]

_______________________________________________________7

Haber 3, 30.6.2011

http://www.haber3.com/istanbul-okulu-kultur-elcileri-esliginde-kent-turu-925604h.htm

İSTANBUL OKULU KÜLTÜR ELÇİLERİ 
EŞLİĞİNDE KENT TURU

İstanbul Okulu Kültür Elçileri, Temmuz ayı boyunca kentin her 2 yakasında düzenlenecek 9 gezi kapsamında İstanbul meraklılarını köşe bucak gezdirecek.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Kültür A.Ş’den yapılan açıklamaya göre, kentin farklı ilçe ve semtlerinin bilinen ve bilinmeyen mekânlarını keşfetmek amacıyla düzenlenen etkinlik, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Turizm Müdürlüğü ve Kültür A.Ş. iş birliğiyle gerçekleştiriliyor.

Bu kapsamda, [...] 3 Temmuz Pazar günü şehir sosyoloğu Süleyman Faruk Göncüoğlu ile “Heybeliada” [...]

_______________________________________________________8

From: ADALAR MÜZESİ
Subject: Adalar Müzesi’nden 2011′in İlk Sergisi – Açılışımıza Bekliyoruz
Date: July 1, 2011 4:11:44 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

_______________________________________________________9

Cumhuriyet, 3.7.2011
Ceren Çıplak

http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=258346

Ada mimarisinin 150 yılı

Küratörlüğünü Hasan Kuruyazıcı’nın üstlendiği sergide Kınalıada, Burgazada, Heybeliada ve Büyükada’nın mimari zenginliği, bu zenginliği yaratan mimarlar ve kalfalar tanıtılıyor.
Yabancıların “Prens Adaları” dediği, İstanbulluların ise ‘Adalar’ diye andığı Kınalıada, Burgazada, Heybeliada ve Büyükada’nın son 150 yılının mimari zenginliği ve bu zenginliği yaratan mimarlar ile kalfalarını tanıtan Adalar, Binalar, Mimarlar sergisi, Büyükada’daki Adalar Müzesi’nde. Yüksek Mimar Hasan Kuruyazıcı’nın küratörlüğünü üstlendiği sergi, Haziran 2012’ye kadar görülebilecek.
Sergide, aralarında Sabuncu Köşkü mimarı Fotiadis, Troçki’nin kaldığı ikinci köşk olarak bilinen Sivastopulos-Triandafilidis Köşkü mimarı Nikolaos Dimadis, Aya Nikola Kilisesi mimarı Gaitanakis, eski Rum Yetimhanesi/Otel Prinkipo Palas mimarı Alexander Vallauri, mimar Mehmet Vedat Tek, Sedad Hakkı Eldem, Aristidis Passadeos, Edmond Sarfati, Turhan Uyaroğlu, Utarit İzgi’nin de bulunduğu, çeşitli geç dönem Osmanlı ile erken ve geç dönem Cumhuriyet mimarlarıyla yapılarına yer veriliyor.
Kuruyazıcı, İstanbul ve Adalar mimarisi üzerine yapılan çeşitli röportajlardan oluşan video kliplerin de sergi süresince izlenebileceğini, sergide tanıtılan bazı binaların çocuklarla birlikte karton maketlerinin yapılacağı çeşitli atölye çalışmalarının da sergi kapsamında düzenlenen etkinlikler arasında bulunduğunu belirtiyor.
— Adalar’a özgü bir mimari üslup var mı?
Hemen her yerdeki sayfiye evlerinde olduğu gibi Adalar’da da konutların çoğunun içinin havalanması düşünülmüş, bazılarında bunu sağlamak için, iki yanı da dışa bakan salonlarıyla “karnıyarık” plan uygulanmıştır. Yine balkon, Ada konutlarının hemen hepsinin olmazsa olmaz bir parçası. Ama bugüne kadar konutları planları açısından inceleyen bir çalışma yapılmadığından henüz bu konuda daha fazla fikir yürütecek durumda değiliz.
Üslup değerlendirmesini sadece cephelere bakarak yaptığımızda ise bu konuda birkaç davranışın öne çıktığı görülüyor. Bunlardan biri eklektik, yani seçmeci tutumdur ve birçok mimari üsluptan derlenmiş çeşitli öğelerin aynı binada bir araya getirilmesinden oluşuyor.
— Örnek verecek olursak…
Neo-grek ya da neo-klasik binalar ise (Büyükada’daki Sabuncu Köşkü) belirli bir kişisel yorum içinde, tek bir klasik üslubun uygulandığı örnekler. Art-nouveau, Art-deco (Büyükada’daki Dikmen Evi) ve Milli Mimari (Büyükada İskelesi) üsluplarının, çok az sayıda da olsa başarılı örnekleri var. Yine az sayıda, belirli bir üsluba sokulamayacak, belki mimarının yarattığı kişisel bir üslupla biçimlenmiş binalara da rastlanıyor (Büyükada’daki Sivastopulos-Triandafilidis Köşkü).
Bunların hepsi 19. yüzyıl ve 20. yüzyıl başı binaları. 1940’lardan itibaren ise, daha çok modern mimari genel tanımı içine sokulabilecek binaların yapıldığı görülüyor (Büyükada’da Anadolu Kulübü Yeni Otel Binası, Rıza Derviş Evi, Sadıkoğlu Evi, Zeki Sâyar Evi; Burgazadası’ndaki Rotmann Evi, Kamhi-Grünberg İkiz Villası, Goldenberg Villası, Treves-Katalan Evi; Kınalıada Camisi vb). Bir de, çoğunlukla apartman binalarındaki “şekilsizlik” üslubundan söz edilebilir ki, bunları “mimari” kavramı içinde ele almamak daha doğru olur.
— Bizans döneminde balıkçıların yerleşim alanı olarak anılan Büyükada, aynı zamanda, önemleri ile beraber güçlerini de yitiren imparatorlar, komutanlar ve üst düzey din adamlarının kapatıldığı manastırlara da ev sahipliği yapıyordu… Adalar’da yapılaşma süreci ne zaman hız kazanmaya başladı?
Asıl gelişme 19. yüzyılın ortalarında başladı. 1846’da İstanbul’dan düzenli vapur seferlerinin konması, 1839 Tanzimat Fermanı’yla birtakım haklar elde eden ve yavaş yavaş Avrupa burjuvazisininki gibi bir yaşam tarzına yönelen gayrimüslim Osmanlıların zengin kesiminin yazları Adalar’da sayfiyeye gitmesini kolaylaştırdı. Bu kesim kısa zamanda Adalar’da irili ufaklı köşkler yaptırdı. 1856’daki Islahat Fermanı gayrimüslimleri daha da ferahlattı.
Bugün Adalar’daki binaların hemen tümü 19. yüzyılın ortalarından günümüze kadar inşa edilenlerdir. Yalnız Ada binaları derken, her ne kadar büyük oranda konutlar kastediliyorsa da kilise, cami, sinagog, okul, otel, lokanta, kulüp gibi dinden eğitime, spordan eğlence ve hizmete kadar çeşitli sektörlere ait binalar da unutulmamalıdır.
— Adalar’daki yapıların tasarımı da ağırlıklı olarak Rum ve Ermeni kökenli mimarlara mı ait?
19. yüzyılın ortasından yaklaşık 1930’lara kadar evet. 1940 ve 1950’lerden itibaren Müslüman Türk mimarların sayısı giderek artıyor.

_______________________________________________________10

From: HALUK DİRESKENELİ
Subject: AdalarEvi mimarlik sergisi hk
Date: July 3, 2011 12:29:09 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

AdaEvi mimarlık sergisi hakkında…

Adalar Binalar Mimarlar Sergisi Cumartesi günü 02 Temmuz 2011, saat 17:00′de Prinkipo, AdaEvi Büyükada İstanbul mekânında açıldı. Mutlaka gezin görun hatta bir kere yetmez birkaç defa gidin… Mimarları bilinen binaların fotoğraflarını koymuşlar. Mimarları bilinmediği için o muhtesem Türk -İslam- Osmanlı eseri Sultan 2. Abdülhamid’in yapımını finanse ettiği Hamidiye Camii sergide maalesef yok.
1895′te inşaatı biten altta okul üstte ibadet yeri olan muhteşem Hamidiye Camii’nin mimarini bilen yok mudur?
O zaman bir tahmin yapayım, 
Sultan II. Abdülhamid döneminde 16 yıl saray mimarı olan italyan Raimondo D’Aronco, Hamidiye camii mimarıdır. Yanlış, diyen bana doğrusu kimse söylesin ve muhteşem Hamidiye Camii de AdalarEvi sergisinde yerini alsın…
Öbür mimarı bilinmeyen bina, Venizelos’un [Sofronios] köşkü veya bilinen adıyla Kadıyoran yokuşundaki TasMektep [Türk Mektebi], onun da mimari bilinmiyor. Bilen var mı?

Sevgi ve selamlar,

* * *

el-Cevap: Hamidiye Camii ve mimarına dair Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde yer alan ekte özeti verilen belgelerden hareketle ilgili evrakı incelemek gerektir…
)O(

Tarih: 15/Ca/1310 (Hicrî) / 05.12.1892 Pazartesi
Dosya No:62
Gömlek No:18
Fon Kodu: Y..A…RES.
Büyükada Camii imamet ve hitabet cihetleri hakkında.

Tarih: 19/L /1310 (Hicrî) / 06.05.1893 Cumartesi
Dosya No:30
Gömlek No:79
Fon Kodu: Y..PRK.BŞK.
Büyükada’da inşası emredilen caminin, müteahhit Arif Bey tarafından ikmal edileceği.

Tarih: 06/M /1311 (Hicrî) / 20.07.1893 Perşembe
Dosya No:80
Gömlek No:36
Fon Kodu: Y..MTV.
Büyükada’da mekteb ve cami inşasını taahhüd eden Arif Ağa’nın inşaatı tamamlayacak takatı kalmadığından yardım talebinde bulunduğu.

Tarih: 17/M /1311 (Hicrî) / 31.07.1893 Pazartesi
Dosya No:4
Gömlek No:1311/M-11
Fon Kodu: İ..EV..
Büyükada’da inşa olunacak mekteb ve caminin inşası ve masrafının karşılanması.

Tarih: 18/S /1311 (Hicrî) / 30.08.1893 Çarşamba
Dosya No:4
Gömlek No:1311/S-14
Fon Kodu: İ..EV..
Büyükada’da inşa olunan caminin muhafaza duvarlarıyla teferruatının inşası.

Tarih: 22/S /1311 (Hicrî) / 03.09.1893 Pazar
Dosya No:15
Gömlek No:1311/S-136
Fon Kodu: İ..HUS.
Büyükada’da mekteple birlikte inşa ettiği caminin çatısının kubbeye tahvili ve miranesinde değişiklikler yapılması dolayısiyle zarara uğradığından bahisle fazladan sarfettiği meblağın kendisine ödenmesi yolunda müracaatı bulunan Müteahhid Arif Ağa’nın istidası hakkında gerekenin yapılması.

Tarih: 30/Ra/1311 (Hicrî) / 10.10.1893 Salı
Dosya No:67
Gömlek No:21
Fon Kodu: Y..A…RES.
Büyükada’daki camiin hitabet ve imamet cihetlerine dair.

Tarih: 27/C /1311 (Hicrî) 05.01.1894 Cuma
Dosya No:88
Gömlek No:208
Fon Kodu: Y..MTV.
Büyükada’da bir camiyle birlikte bir mektebin inşaatını alan Müteahhid Mehmed Arif’in fazla masraftan şikayeti.

Tarih: 20/Ş /1311 (Hicrî) 26.02.1894 Pazartesi
Dosya No:91
Gömlek No:25
Fon Kodu: Y..MTV.
Büyükada’da inşa olunan camiin resm-i küşadı hakkında.

Tarih: 02/Za/1311 (Hicrî) / 08.05.1894 Salı
Dosya No:6
Gömlek No:1311/Za-17
Fon Kodu: İ..EV..
Büyükada’da yeniden inşa edilen caminin görevlilerine tahsisat verilmesi.

Tarih: 21/B /1312 (Hicrî) / 17.01.1895 Perşembe
Dosya No:8
Gömlek No:1312/B-13
Fon Kodu: İ..EV..
Büyükada’da yeniden inşa edilen camiye her sene Ramazanda verilen levazımatın bu sene de verilmesi.

329
Tarih: 08/L /1312 (Hicrî) / 04.04.1895 Perşembe
Dosya No:358
Gömlek No:74
Fon Kodu: DH.MKT.
Büyükada’da inşaa olunan cami için Şura-yı Devlet azası Ekrem Beyefendi’nin tarih-i tammının hakk ve nakşı için izin istenilmesi.

Tarih: 30/L /1312 (Hicrî)
Dosya No:75
Gömlek No:42
Fon Kodu: Y..A…RES.
Büyükada’da inşa olunan Hamidiye Camii için düşürülen tarihlerin arzı.

Tarih: 24/Ca/1313 (Hicrî) / 11.11.1895 Pazartesi
Dosya No:3
Gömlek No:1313/Ca-06
Fon Kodu: İ..OM..
Büyükada’da yeniden inşa edilen caminin minaresi için Bakırköy’den nakledilen taşların resimden muafiyeti.

Tarih: 15/Ş /1313 (Hicrî) / 30.01.1896 Perşembe
Dosya No:12
Gömlek No:1313/Ş-16
Fon Kodu: İ..EV..
Büyükada’daki Hamidiye Camii’ne zeyt ve sairenin tahsisi.

Tarih: 10/N /1314 (Hicrî) 12.02.1897 Cuma
Dosya No:151
Gömlek No:20
Fon Kodu: Y..MTV.
Büyükada’da padişah adına inşa olunan Hamidiye camii’ne su kuyusu açılmasına dair Şehremanetinin arzı.

Tarih: 12/Za/1314 (Hicrî) 14.04.1897 Çarşamba
Dosya No:91
Gömlek No:71
Fon Kodu: MV.
İnşaat Müteahhiti Arif Bey’in, Büyükada’da inşâ eylediği cami ve mektebden dolayı Hazine’den aradığı alacağı için mahkemeye müracaatı lazım geleceğine dâir.

Tarih: 11/Ş /1315 (Hicrî) 04.01.1898 Salı
Dosya No:10
Gömlek No:23
Fon Kodu: Y..PRK.DH..
Büyükada’da padişah adına yapılacak camiin inşaatının devamı için gerekli olan meblağın temini.

Dosya No:2232
Gömlek No:75
Fon Kodu: DH.MKT.
Büyükada’da bulunan Hamidiye Camii’nin dahili tertibatını düşük ücretle yapan Edmunce Antuan’ın taltif edilmeleri isteği.

Tarih: 17/N /1319 (Hicrî) / 28.12.1901 Cumartesi
Dosya No:30
Gömlek No:1319/N-08
Fon Kodu: İ..EV..
Büyükada’daki Hamidiye Camii’nin tamiri.

Tarih: 15/C /1321 (Hicrî) / 07.09.1903 Pazartesi
Dosya No:34
Gömlek No:1321/C-03
Fon Kodu: İ..EV..
Büyükada’da inşa olunacak caminin masrafının karşılanması.

Tarih: 25/M /1324 (Hicrî) / 25.02.1906 Pazar
Dosya No:1060
Gömlek No:69
Fon Kodu: DH.MKT.
Büyükada Cami-i şerifi Müezzin-i sanisi Hafız Hasan Efendi’nin cami-i şerifin muhafaza-i nezafeti ve çocukların tedrisi hususundaki hüsn-i hizmetinden dolayı dördüncü rütbeden Osmani nişanla taltifi.

Tarih: 04/C /1325 (Hicrî) / 15.07.1907 Pazartesi
Dosya No:1182
Gömlek No:76
Fon Kodu: DH.MKT.
Büyükada Hamidiye Camii İmam ve Hatibi Ali Efendi’nin, iyi hizmetleri nedeniyle üçüncü rütbeden Nişan-ı Ali-i Osmani ile taltif edilmesi.

_______________________________________________________11


From: ARİF ATILGAN
Subject: RE: “bir yaz gecesi rüyası”na huzurunuzla şeref vermenizi rica ederiz…
Date: July 24, 2011 2:20:47 PM GMT+03:00To: adalar.postasi@gmail.com



Adalar Müzesi ile ilgili…

ADALAR POSTASI’nda seyreden dostlara,
Bana gelen birçok mailden bazıları Adalar Müzesi ile de ilgili. Böyle bir mail daveti üzerine dün Adalar Müzesi alanında bir söyleşiye gittim. Söyleşide konuşmacı olan beyefendinin bir şey anlattığını görmedim. Sadece o beyefendi dinleyicilerden Ada’daki binaların nasıl gezileceğine dair fikirlerini alıyordu. Yarım saat kadar geç kalmıştım. Acaba benden önce mi bir şeyler konuşuldu diye bir dinleyiciye sordum. Pek bir şey konuşulmadığı cevabını aldım. Bu arada o Ada’da öğretmenlik yapmış bir emekli öğretmen hanım orada (müzenin bulunduğu arsada) çok güzel bir binanın olduğunu, o binanın akıbetinin ne olduğunu sordu. Öyle bir şey olmadığı cevabı verildi. Ama ben çıktıktan sonra dışarıda konuştuğum Adalılar’dan o Hanımefendi’nin söylediği binanın var olduğunu öğrendim.

Lütfen bu konularda beni bilgilendirir misiniz?

Arif Atılgan

_______________________________________________________12

From: HALUK DİRESKENELİ
Subject: Prinkipo’da nukleer santral
Date: July 1, 2011 8:18:17 AM GMT+03:00
Cc: adalar.postasi@gmail.com

Prinkipo’da nükleer santral

Nükleer mühendis yetiştirmek için 300 genci Rusya’ya gönderecekmişiz. Orada bu 300 mühendis önce Rus dili ve edebiyatını öğrenecekmiş. Eminim Rus dili ve edebiyatini cok guzel ogrenirler sonra guzel Rus kizlari ile evlenirler sonra gelip Prinkipo’da, Izmir’de, Antalya’da dukkan otel motel acar ve gelen Rus turistlere hizmet ederler
Rus kizlarinin guzelliklerine kulturlerine bilgilerine hayran olmamak elde degil
Ote yandan Rus erkekletinin strateji hayatta kalma direnclerine ve karsilarindaki rakibi yenmek icin yapacsklari savas oyunlarina cok dikkat etmek gerekir, ww2 de kaybedilen 20m Rus gencinin ogrettikleri bunlar
Ruslarin fuzelerine tanklarina MIG savas ucsklarina hicbir sozum yok
Ama endustriel mallarini kullanmis degilim bizim memlekette kullanana rastlamadim kendileri de kullanmiyorlar zaten, Kremlin onunde bir tane Rus yapimi otomobil yoktu
Nukleer satral yaparlar ama atik ve guvenlik sorununu simdiye kadar kim cozmuski?? 
Hele hele Fukushima sonrasi
10,000 mwe icin en az 20 milyar usd finansmani lazim bize ve baska kedilerine bagimli ulkelere bindirdikleri asiri pahali dogal gaz fiyatindan cikaracsklar herhalde
400 donum araziye bir 1000 mwe gucunde santral yapilabiliyor deniz kiyisinda olsun yuksek gerilim iletim hatlarina yakin olsun
yeter
Kim kendi arka bahcesine nukleer santral ister, ben istemem, bugun Akkuyu, yarin Sinop, igneada, sonra Hopa, sonra Prinkipo, yemezler, ben Dil’e, Viranbag’a, Kasikada’sina, YassiAda’ya nukleer santral istemem.
Bos yer bulursun Ruzgar santrali, gunes santrali yaparsin pompali hes santrali ile baz santral haline getirebilirsin epey pahsli olur o baska. Dogalgaz santrallerini azaltmak lazim en azindan yenilerini artirmamak lazim
Mevcut yerli linyit komur santrallerini yenilemek rehabilite etmek lazim, Afsin Elbistan komur alanlarini degerlendirmek lazim
Kagit ustunde 10 yilda grrcekte herhalde 20-30 yilda biyirecekleri Akkuyu nukleer santralini biz dogal ortalama hayat donemimizde hrrhalde isler calisir goremeyiz ama cocuklarimiz da bizi hayirla anarlarmi?? Bilemem

Sevgi ve saygilarimla,

Haluk Direskeneli

* * *

From: HALUK DİRESKENELİ
Subject: Prinkipo’da nukleer santral- devam
Date: July 1, 2011 1:29:56 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

“Olmayacak iş” demeyin bizde herşey olur,
Prinkipo’ya nükleer santral bile yapılır!…

Bu sabah bisiklet ile uzun tur yaptim, Seferoglu kulubu yeni ozel villa kompleksi haline donusmus insaat yasagina ragmen insaat makimalarinin calismasi devam ediyor, bundan biz Prinkipo’lular ne kazanacagiz?? Emlak vergisi mi??

Nizam sonuna kadar faytonlarin izni ile rahat gittim sabah anakaradan gelen gunubirlikciler henuz ortada yoktu

DilBurnu yokusynda zorlandim bisikleti elime aldim lunaPark’a kadar yurudum sonra FetkiOkyar villasi ViranBag yoluna dondum asfalt yol yenilenmis cok guzel

Arka yolu dondum eski copluk yeni sehitler parki bombos duruyor

Kafamda yine zurnanin zirt deligi ottu,

Buraya bir yatirimci ne guzel bir nukleer santral yapabilir, diye icimden / aklimdan gecirdim

Istanbul’un dibi gozden uzak, denizalti yuksek gerilim hattini Kartal’a gecersin, deniz kiyisi sogutma problemi yok

Cevre orgutleri zaten notr oldular, bakanimiz onlari ziyaret etti, caylarini icti, sesleri cikmiyor, dahasi alir goturur Almanya gezdirir ikna edersin, bak elalem sehiricine nukleer sanyral yapmis, dersin

Biraz klasik muzik festivali sponsoru olursun, CED raporunu cikardinmi soyle kamu kurumlarina lisansini versinler, caninin istedigi yeri soyle senin icin 49 yil icin istimlak etsinler, sende uluslararasi yatirimci ortak bul oraya buraya basin bulteni gonder , ko
Bine cevrim santrali yanina gostermelik ruzgar ve gunes santrali kur, adina hybrid santral de, konudan anlamayan kose yazarlarina konukol, en cevreci santral benim, de

Yeni CED yoneeligi butun bunlara izin veriyor, yeterki iste

Istersen Prinkipo’da AyaYorgi tepesi arkasina ithal komur yakan ucuz termik santral bile kurabilirsin, kim tutar seni,

Cevre konulari sadece kamu kurum ve kuruluslarina birakilamaz

Cevreden Herkes sorumludur

Yukarda anlattigim kurmaca hikayeler heran gerceklesebilir

Sonra Prinkipo DilBurnu, ViranBag, Sehitler parki, AyaYorgi arkasi bos alanda kontrolsuz kapasitede atik ve guvenlik sorunlari henuz cozulmemis bitirilemeyen durmadan kaynak yiyen bir nukleer santral veya kontrolsuz filyresiz termik santral sahibi olursunuz

Sonra cocuklariniza torunlariniza nasil hesap verirsiniz bilemem

AyaNikola daki plaj cok guzel olmus, 1904te yspilmis GozluKosk restorasyonu bitmis, o arada onune alti daitelu bir luks yali kondurmuslar helal olsun, nasil izin aliyorlar aklim almiyor, is bilenin kilic kusananin

Isterseniz size birde “cilgin proje” anlatayim yukardakiler kesmedi

Bir sonraki email’de

Sevgi ve selamlar

* * *

From: HALUK DİRESKENELİ
Subject: Prinkipo??
Date: July 2, 2011 9:21:37 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Soruyorlar: 
“Neden Prinkipo? Nerden çıktı bu Prinkipo?”

Prinkipo hep vardi, eski Antik Roma doneminden erken Cumhuriyet yillarina kadar bu kucuk sirin adanin ismi Prinkipo idi, zaten “buyuk- ada” demek

Sonra Turkce degil deyip, adamizin ismini degistirmisler

Ankara ismi de eski antik Roma donemi ismi, o zaman Ankara ismini de degistirelim, İsi buyuyelim cogu il isimlerimiz eski Roma ismi, Trabzon’u da degistirelim

Sizin baska isiniz gucunuz yokmu, neden yer isimlerini, sokak cadde isimlerini degistiriyorsunuz??

Once isim degistir, sonra eski guzelim yik beton yeni bina yap, bunlar yenileme degil bu yapilanlar bozma

Yapacaksan cevreyi kirleten bacagazi kukurtsuzlestirme tesisi olmayan toz filtresi kucuk calismayan komur yakan termik santrali yenile

Cocuklugumdan kalan bir yer ismini bir sokak ismini bir adayi ariyorum yok olmus ismi degismis ne gerek vardi??

Sevgi ve selâmlar,

_______________________________________________________13

From: UTKU ATAYLAN
Subject: adaları ilgilendiren bir şey yaptım
Date: July 2, 2011 10:37:55 AM GMT+03:00 To: adalar.postasi@gmail.com



Adaları ilgilendiren bir şey yaptım…

Sevgili ADALAR POSTASI,
Özellikle Adalı çocuklar ve gençler için!
EzgininMelodisi
internette tekne planı araştırırken gençlerin yakındıklarını gördüm… Paraları
olmadığı için bir kayık yapamıyorlarmış… bi kayık için 10 yıllık plan yapan
bile vardı…Para biriktirecekmiş… maaşla bugüne kadar kim para
biriktirebilmiş!… Bu kayık bir iddiadır. Beş kuruş parasız nasıl yapılacağını
gençlere göstermek istedim… Bu dünyada eğer istersen futbolcu da olursun
başbakan da!…hadi hayırlı işler!
Buradan yapım aşamasını görebilirsiniz.
http://utatuka.blogspot.com/2011/06/ezgininmelodisi.html

Sevgiler,

Utku

_______________________________________________________14

From: KENAN YÜKSEL
Subject: adalar günlük tekne turu
Date: July 4, 2011 11:07:38 AM GMT+03:00 To: adalar.postasi@gmail.com



adalar günlük tekne turu…

Sayın ADALAR POSTASI üyeleri,
Büyükada’da günlük tekne turlarımız başladı. Hergün saat 12:00′de iskeleden demir alan AYKUT KAPTAN 1 tur teknesiyle Büyükada’nın denizden keşfine ve verilen molalarda denize girmeye ne dersiniz? Geniş bilgiyi http://www.rotatur.com ve http://www.yakala.co/firsat/istanbul-anadolu/1446/buyukada-tekne-turu-35-tl- adresinden alabilirsiniz. Tüm Adalıları bekliyoruz. Adalar’da ilk ve tek olan bu etkinliğe tüm Adalıları bekliyoruz…

Kenan YÜKSEL

_______________________________________________________15

From: SELÇUK ARAL
Subject: Büyükada’da Bir Kösk (Prinkipo – Istanbul) http://www.kinaliada.net/index.php?news-1449
Date: July 4, 2011 1:30:30 PM GMT+03:00 To: adalar.postasi@gmail.com
http://www.kinaliada.net/index.php?news-1449


Büyükada’da Bir Köşk (Prinkipo – Istanbul)

Mutlaka adIyla-sanIyla taninan meshur kösklerden birisidir. Tarihinine bakildiginda gecen sene cekmis oldugum bir fotograf. Aslinda cekime müsait olmayan (öglen vakti) bir zamandi. Bahcede calisanlar yemek paydosu yapiyorlardi. Güzele bakmak yasaktir (pardon sevaptir) formülüyle parmakliklar arasindan makinayi sokarak bir iki poz aliyorum. Mutlaka arkadaslar arasinda taniyan birisi cikip bize mazisini anlatir.

_______________________________________________________16

From: ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ
Subject: [adalarkulturdernegi] Fwd: MERAL KANIK’la RESİM ATÖLYESİ
Date: July 4, 2011 4:43:04 PM GMT+03:00
To: adalarkulturdernegi@yahoogroups.com

MERAL KANIK’la 
RESİM ATÖLYESİ

_______________________________________________________17

From: ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ
Subject: [adalarkulturdernegi] MELİS KANIK’la MICHAEL JACKSON GECESİ
Date: July 4, 2011 5:10:47 PM GMT+03:00
To: adalarkulturdernegi@yahoogroups.com


MELİS KANIK’la 
MICHAEL JACKSON GECESİ

_______________________________________________________18



From: ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ
Subject: [adalarkulturdernegi] HASAN HARARLI Fotoğraf Sergisi- Açılış 17:30 Adalar Kültür Derneği Sanat Galerisi-
Date: July 6, 2011 9:43:35 AM GMT+03:00 To: adalarkulturdernegi@yahoogroups.com


HASAN HARARLI 
Fotoğraf Sergisi

_______________________________________________________19

From: OYA İSLİMYELİ
Subject: Anadolu Kulübü’nde Workshop / Sanat Atölyeleri Haftası
Date: July 4, 2011 11:06:51 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Anadolu Kulübü’nde Workshop 
Sanat Atölyeleri Haftası

Ulu önder Atatürk’ün direktifleriyle 1926 da, önce Ankara’da kurulup daha sonra Büyükada’da şubesi oluşturulan Anadolu Kulübü,devam ettirdiği sosyal etkinliklerinin yanı sıra açılmakta olan sergiler ve sanat etkinliklerinde bu yıl ”ilk” lere imza atıyor.
Sanatseverler, Adalar Postası 2597 (23.6.2011) tarihinde görsellerini paylaştığımız sergilerden 4-10 Temmuz 2011 tarihleri arasında Heykeltraş ve Öğretim Üyesi Necmettin Yağcı’nın ”İlişkiler /Relations” adıyla Sanatta 30.Yıl minyatür heykel sergisini,11-17 Temmuz tarihleri arasında ise Grafik Sanatçısı Zuhal Canlı Güler’in ‘’Kumaşlarda Sultanlar Sergisi’’ni ziyaret edebilecekler…
12 Temmuz salı günü saat 16.00 da ise,kulübümüzün İkiz Köşkler Bahçesinde sanatla içiçe,sanata dokunulan,yaratıcılıkların ,el becerilerinin geliştirileceği bir workshop haftası başlıyor.
17 Temmuza kadar sürecek etkinlikte alanlarında tecrübeli isimlerin rehberlik edeceği atölyeler şöyle:
Grafik sanatçısı Zuhal Canlı Güler,
T-shirt, fular, peştemal vb kumaş ürünlere çeşitli desenlerin ve Osmanlı Dönemi Sultan portrelerinin fırça dekoruyla resmedilme çalışmaları.
Seramik sanatçısı ve Öğretim Görevlisi Şerif Günyar,
İzleyicilere tıpkı Kapodakya’daki geleneksel çömlekçi showlarında olduğu gibi, çömlekçi çarkında seramik yapımını izletip meraklılara öğretecek,diğer yandan asistanı da el yapımı vazo,çanak vb ürünleri paylaşacaktır..
Ebru Sanatçısı Şükran Gürpınar,
Engin tecrübeleriyle ülkemizin geleneksel sanatlarından ebru yapımını izleterek meraklılarla birlikte uygulayacaktır.
Çocuk resimleri ve yetişkin sanat atölyesi eğitmenleri Rabia çalışkan ve Şadan Genç,
Okul öncesi ve okul çağındaki çocuk ve gençlerimize yaşlarını katagorize ederek yaptırılacak özel sanatsal çalışmalar, onların hem yaratıcılıklarını geliştirecek, hem de kendilerini ifade etmelerini, daha da öz güven kazanmalarını sağlayacaktır. 
Aynı zamanda kulüpte takım ve ekip ruhu oluşturularak neşeli bir enerji hakim olacaktır.
Seramik/heykel Sanatçısı ve Öğretim Görevlisi Oya İslimyeli,
Küçük heykel şekillendirmeleri ve genel workshop koordinasyonuyla ilgilileri yönlendirecektir.
Workshop, 12-17 Temmuz 2011 tarihleri arasında her gün saat 16.00-18.30 saatleri arasında kulüp üyeleri için düzenlenmiş bir organizasyondur. Ancak o saatlerde ”İkiz Köşkler Bahçesi” dışardan gelecek olan sanatseverlerin katılımlarına da açık olacaktır.

Oya İSLİMYELİ
Kültür/Sanat – Halkla İlişkiler Müdürü

23 Nisan Cad. No: 44 Büyükada/İSTANBUL
Tel : 0216 382 68 30
Fax : 0216 382 72 50
Gsm : 0530 764 23 29
Web : http://www.anadolukulubu.com
e-posta : oya@anadolukulubu.org.tr

_______________________________________________________20

Yalovamız, 5.7.2011

http://www.yalovamiz.com/news.php?id=17286&t=Kocaeli_Adalar_Seferi_Var,_Yalova_Neden_Yok

Kocaeli Adalar Seferi Var, 
Yalova Neden Yok?

Uzun yıllardır yapılmayan Yalova-Adalar seferlerinin başlamasını isteyen Yalovalılar, yanı başımızda bulunan Kocaelini örnek gösterdiler.
Yalova Adalar vapurlarının çalıştığı dönemlerde Yalova ekonomisine oldukça katkı sağlayan seferlerin kaldırılmasıyla beraber, özellikle Yalova’da geçimini pazarcılık ve seracılık ile sağlayan Yalova esnafı büyük bir darbe yemişti. Bununla birlikte hafta sonlarını Yalova’dan adalara giderek yada Adalar’dan Yalova pazarına ve Yalovaya gelerek geçirmek isteyen vatandaşlarda böylelikle mağdur duruma düşmüştü.
Geçmiş dönemlerde siyasiler tarafından bir takım girişimler yapılmış olsa bile bu girişimlerin sadece gösteriş olarakta kaldığını ve sonuca bağlanmadığını hepimiz görüyoruz. Tüm bunlar ilimizde yaşanırken, komşu ilimiz olan Kocaeli ise bu konuda vatandaşlarını Adalar’dan mağdur etmiyor. Yaz ayının başından itibaren başlayan Deniz Otobüsü seferleri Kocaeli ilinden saat 09:30’dan itibaren başlıyor ve sırasıyla Değirmendere, Karamürsel ve Darıca iskelelerine uğradıktan sonra Büyükadaya varıyor. Akşam ise 17:30’da Adalar’dan kalkan Deniz Otobüsü aynı güzergahı takip ederek Kocaeline varıyor. 2008 yılından buyana her yaz ayında bu uygulamaya devam eden Kocaeli Belediyesi vatandaşlarına bu hizmeti veriyor.
Yalova’dan Adalar’a yapılan seferlerin iptal edilmesinin ardından böyle bir uygulamanın hiç değilse Yalovalı yetkililerin yapacağı girişimlerle olacağına ümit ediyor.

_______________________________________________________21


Haber3, 05.07.2011 17:37


http://www.haber3.com/heybeliada-deniz-lisesi-2010-2011-mezuniyet-toreni-deniz-lisesinden-mezun-olan-i-933886h.htm

HEYBELİADA DENİZ LİSESİ 
2010-2011 MEZUNİYET TÖRENİ 


DENİZ LİSESİ’NDEN MEZUN OLAN İKİSİ YABANCI 76 ÖĞRENCİ, TÖRENLE DİPLOMALARINI ALDI

Heybeliada’daki Deniz Lisesi’nde düzenlenen tören, Donanma Komutanı Oramiral Murat Bilgel’in tören alanına gelmesi, saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı.
Tören sırasında, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Uğur Yiğit’in mesajı okundu. Oramiral Yiğit mesajında, ilhamını mazisinden ve Atatürk’ten alan Deniz Kuvvetlerinin bu gün Atatürk’ün eşsiz denizci vizyonu rotasında sürekli gücüne güç kattığını, mavi vatan ve uluslararası sularda barış elçisi ve dostluk sembolü olarak Türk mevcudiyetini gösterdiğini ve dünya denizlerinde Türk bayrağını şerefle dalgalandırdığını ifade etti.
Oramiral Yiğit mesajında, öğrencilere hitaben de şunları kaydetti:
“Yarınlarda bu başarının devamı için en temel güvencem yüksek kalitede eğitimle yetiştirilen, üstün niteliklere sahip geleceğin lider ve komutanları siz kıymetli öğrencilerimsiniz. Sizler burada aldığınız eğitimi Harp Okulu’nda taçlandıracak ve tam donanımlı olarak aziz milletimizin emaneti Türk Donanmasını ve mavi vatanı bizlerden devralacaksınız. Kurumumuzu geleceğe en iyi şekilde taşıyacak sizlerden beklentim, teknolojik gelişmelerin baş döndürücü ve hızla ilerlediği bir dönemde çelikten ibaret gemilere ruh vererek deniz kuvvetlerimizin meşakkatli görevini çağın gerekleri çerçevesinde layıkıyla yerine getirmeniz. Kendinizi o günler için en iyi şekilde hazırlamanız için başarınızın devamlılığı için eğitiminizin müteakip kademelerinde de sürekli araştırıcı olacak, mesleğe yönelik bilimsel ve teknolojik gelişmeleri yakından takip edecek, geleceğe hazırlanırken rotanızın daima Atatürkçü düşünce sistemi olduğuna, onun ilke ve devrimlerine yöneldiğine emin olacak, Cumhuriyetimizin temel değerlerine sahip çıkacaksınız.
Sizlerin dürüst, disiplinli, yüksek karakterli, başarı karşısında tevazuyla çalışmaya devam eden, sürekli okuyarak kendini her konuda geliştiren, üstlerine karşı itaat ve saygı, astlarına karşı sevgi ve destek ile yaklaşan birer Deniz Subayı olarak yetişeceğinize, meziyetlerinizle göz bebeği olacağınıza inancımız tamdır.”
Törende konuşan Okul Komutanı Vekili Öğrenci Amiri Deniz Kurmay Kıdemli Albay Serhat Dizdaroğlu da, “238 yıldır geleceğin denizcilerini ve denizci komutan adaylarını yetiştiren Deniz Lisesi, yüce milletimize layık olabilmek, heves, heyecan ve arzusuyla huzurlarınızdadır. Omuzlarından siyah paletleri, gözlerinde çağdaş Atatürkçü düşüncenin ışığı, kalplerinde uğruna canlarını esirgemeyecekleri vatan ve millet sevgisi ile dolu olarak huzurlarınızda dimdik duran beyaz köpükler gibi coşkun 76 öğrencimiz, Deniz Subaylığı yolundaki ilk zorluğu basamağı aşarak diplomalarını almaya hak kazanmıştır” dedi.
Deniz Kurmay Kıdemli Albay Dizdaroğlu, her biri iyi birer vatandaş olan bu gençlerin iyi bir asker ve iyi bir bahriyeli olmalarının temel ilkeleriy0le donanmış olarak, bugün kıvançla Deniz Harp Okuluna uğurlandığını dile getirdi.
Törende Deniz Lisesi’ni birincilikle bitiren Engin Tekin’e diplomasını, Donanma Komutanı Oramiral Murat Bilgel, ikincilikle bitiren Hasan Salim Kanmaz’a diplomasını Deniz Eğitim ve Öğretim Okul Komutanı Koramiral Bülent Bostanoğlu ve üçüncülükle bitiren Ömer Faruk Ereken’e de diplomasını Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Kurmay Başkanı Tuğamiral Mustafa İpteş takdim etti.
Törende, diğer mezunlara da diplomaları verildikten sonra, 238. dönem baklası denize indirildi. Öğrenciler daha sonra Deniz Lisesi Marşı’nı okudu ve tören geçişi yaptı.
Tören sonunda mezun olan 76 öğrenci Sokullu Mehmet Paşa Gemisi’ne binerek Deniz Harp Okulu’na uğurlandı.

_______________________________________________________22

From: SELÇUK ARAL
Subject: Müjde! – Karpuz Kabugu Denize Düstü! (Kinaliada – Istanbul)
Date: July 6, 2011 10:12:43 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Selamlar…

* * *

Kinaliada.net, 

http://www.kinaliada.net/index.php?news-1451



Müjde! 
Karpuz Kabuğu Denize Düştü!

Foto: Selçuk Aral ©

NOT: Valla, ben getirip atmadım! Hahaha…

_______________________________________________________23

HaberTürk, 2.7.2011
Balçiçek İlter

http://www.haberturk.com/yazarlar/644904-basbakani-buyukada-ya-bekliyoruz

Başbakan’ı Büyükada’ya bekliyoruz!

BİRAZ siyasetten uzak duralım mı bugün?
İçinize fenalık gelmedi mi? Benim geldi. Öylesine geldi ki bu hafta Söz Sende’nin son üç yayınını “Türkiye’de güzel şeyler oluyor” temasına ayırdık, İstanbul’un göbeğinden değişik mekânlardan değişik konuklar ağırladık. Sonra sizden gelen mail’lere göz attığımda anladım ki siz biz aslında herkes huzur istiyor, gülümsemek istiyor… Sorun yok mu? Var tabii! Kimsenin istemediği sorun, durup dururken yaratılan suni sorunlar… O yüzden önümüzdeki günlerde de elimden geldiğince İstanbul’un değişik köşelerinden umut dolu projelerle karşınıza çıkacağım. Gelelim bugünün yazısına… Siyasetten uzak duralım dedim ama sorun aktarmayacağım demedim!
Malum Ada sezonunu açtık…
Ben ve Adalar’a gönlünü vermiş “Don Kişot”lar her şeye rağmen adamızda yaşamaya devam ediyoruz… Ediyoruz da “Eh insaf be kardeşim” dedirten uygulamalar da yaşıyoruz!
Öncelikle şunu söyleyeyim; Büyükada geçen yılki Arap turist istilasından kurtulmuş. Ne yalan söyleyeyim durumdan en çok şikâyet eden, fayton teröründen dün mustarip olan ben, müthiş hüzünlendim… Arap coğrafyası bu kadar karışık olmasa belki de o insanlar tekrar huzurla Adalar’a tatil geleceklerdi…
Önce gelelim değişmeyen sorunlara…
Deniz otobüsünde hâlâ ve hâlâ sadece 24 kanalını seyretmek zorundayız! Benim dönüş saatimde Ahmet Kekeç ve Nagehan Alçı tartışıyor. Ahmet Kekeç’i çok severim ama her gece her gece olmaz ki, diyesim var yani!
Şehir vapurlarının saatleri azaltılmış! Nedense? Dönüş en son gece 22.00′de örneğin, gidiş erken vapuru da kaldırılmış, insanlar işlerine yetişemiyor!
Gelelim yeniliklere… Aslında yüzümüzü güldürmesi beklenenler maalesef iç acıtıyor ve insan soruyor: Neden?
1- Mavi Marmara tekneleri için Büyükada’ya özel iskele yapılmış. Devasa! Çay bahçesinde oturup Heybeli’ye bakmak hayal artık! Peki neden? Şehir vapurlarının güzelim iskelesi yetmedi mi?
2- Mavi Marmara ile Kabataş’a gidebilmek mümkün. Ama Akbil ya da İstanbul Kart geçmiyor? Neden? Özelmiş! Vay be!
3- Adalar Belediyesi meydanın ortasına kocaman bir çelik tribün oturtmuş! Tam Eddie isimli restoranın önüne… Niye? Anlamak mümkün değil. Eddie’nin sahibi Sevgili Erdal’ın geçen sene varını yoğunu yatırarak ortaya çıkardığı bu restorandan denize bakabilmek mümkün değil. Hadi denizi bir tarafa bırakın o tribün, sokak köpekleri ve eline birasını kapanın geldiği yol geçen hanına dönüşmüş!
4- Meydan demişken… Gelelim asıl meseleye… Büyükada artık sitesine kavuşuyor! Öyle bir kazmış, öylesine büyük bir modern site kondurmuşlar ki sahile, insanın gözlerinden şüphe edesi geliyor. Bu arada bu siteyi kondurabilmek için bütün meydanı da yükseltmeleri gerekmiş! Şaka değil, inşaat hâlâ sürüyor! Duyduğuma göre büyük market zincirleri de yeni sezonda Ada’da…

*

İnsan üzülüyor… Üzülüyor çünkü Ada’nın görüntüsü, yaşayanı ve temsil ettiği kültür bu değil. Ne market zinciri, ne Mavi Marmara garabet iskelesi, ne de modern siteler… Başbakan Erdoğan’ın Adalar’a özel ilgisi olduğunu biliyorum. Son gelişinde ayaküstü sohbet etmiştik, hatta ev fiyatları dedikodusu bile yapmıştık. Büyükada’dan bir ev isteği olduğunu da biliyorum. Diyorum ki sadece bir baksa burada neler olup bitiyor diye… Önümüze koydukları “Adalar Projeleri”ne uyuyor mu bu durum?
Not: Siz yine de Büyükada’ya gelin… Her şeye rağmen burası harika, huzur dolu, şehre yakın ama bir o kadar da uzakta… Yine şahane keşiflerim var, fırsatım oldukça paylaşacağım!
_______________________________________________________24

Sabah, 6.7.2011
Hasan Ay

Lefter’in şekeri 500′e çıktı…

Fenerbahçe’nin “Ordinaryüs” lakaplı efsane futbolcusu Lefter, çok sevdiği kulübünün adının şike ve teşvik primi iddialarına karışmış olmasından çok üzgün. Televizyonda ilgili haberleri izlemek bile istemeyen Lefter’in şekeri 500′e kadar çıktı. 85 yaşındaki efsane futbolcusu Küçükandonyadis, şike ve teşvik primi iddialarıyla ilgili haberleri Büyükada’daki evinde öğrendi. Evinde istirahat eden Lefter’in, aldığı son haberler yüzünden şekerinin 500′ı çıktığı kaydedildi. Lefter, geçen yıl aralık ayında yakınlarını görmek için gittiği Atina’da şeker komasına girmiş ve hastaneye kaldırılmıştı. Diyabet hastası olan ve kalp yetmezliği de bulunan Lefter, Aziz Yıldırım’ın girişimiyle Atina’dan ambulans uçakla İstanbul’a getirilmiş, buradaki hastanede tedavi olmuştu. 14 günlük tedavinin ardından taburcu olan Lefter, Büyükada’daki evinde istirahate çekilmişti.

_______________________________________________________25

Sabah, 7.7.2011
Marmara’yı Adalar ve Gemlik tehdit ediyor
Kızılay Genel Başkanı Başdanışmanı Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, Marmara bölgesini deprem açısından tehdit eden iki merkezin, Adalar’ın güney batısı ve Bursa’nın Gemlik ilçesi olduğunu söyledi.
Prof. Dr. Işıkara, Balıkesir Müftülüğü toplantı salonunda düzenlenen din görevlilerine yönelik bilgilendirme toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin erken uyarı sistemi konusunda çok fakir olduğunu söyledi.
Muhtemel bir Marmara depreminde tsunami olmayacağını, olsa dahi lodos kadar etki yapacağını ifade eden Işıkara, “Marmara Bölgesini tehdit eden iki merkez, Adalar’ın güney batısı ve Bursa’nın Gemlik ilçesidir” dedi.
Işıkara, bilimin depremin yerini ve şiddetini söyleyebileceğini, ancak zamanını söyleyemediğini vurgulayarak, din görevlilerine “Cami insanı sizi dinler. Cami insanını, siz bilimin sınırına getireceksiniz. Din adamları olarak vatandaşları depreme hazır etmek zorundasınız” diye seslendi.
Depremden ürkme yerine önlem alınması gerektiğini vurgulayan Işıkara, Balıkesir’in sağının solunun beşik gibi olduğuna dikkati çekti. Işıkara, temsili olarak din görevlilerine maket üzerinde depremin etkisini de gösterdi.
_______________________________________________________26


Sabah, 7.7.2011
Orhan Yurtsever


İşten atılmamak için şantaj tuzağı kurdu


Kendisini işten atmaması için işvereni konumundaki Anadolu Kulübü Adalar Tesisi Başkanı ve eski milletvekili Nedim Metin Cizreli’ye evinde kamera tuzağı kurduğu ve çıplak görüntüleriyle şantaj yaptığı ileri sürülen eski tesis müdürü Bora Baycık, 6 yıla kadar hapis istemiyle yargılanacak. Klimaya, lambaya ve saate kamera yerleştirdiği ve çektiği görüntüleri şantaj amaçlı kullandığı belirlenen Baycık, iş akdi feshedilince Cizreli’ye iki çıplak fotoğrafını postaladı.
6 YIL HAPİS İSTENDİ
Savcı iddianamede şüpheli Baycık’ın intikam ve zarar verme amacıyla mağdura gizli çekilmiş iki adet fotoğrafı gönderdiğini ve bu şekilde özel hayatın gizliliğini ihlal ettiğini belirtti. Şüphelinin ayrıca mağdurun cinsel yaşamına ilişkin kişisel verileri de kaydettiği belirtildi. Baycık hakkında “özel hayatın gizliliğini ihlal ve kişisel verilerin kaydedilmesi” suçundan 1.5 yıldan 6 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.

_______________________________________________________27

GüncelGazete, 8.7.2011
Seçkinli Elif ödülünü aldı
İlköğretim öğrencilerini sanatla buluşturan 30. Pınar Kido Resim Yarışmasına katılarak, “Haydi Geleceğimizi Çizelim” temalı resim yarışmasında 23 minik yetenekten biri olan Özel Seçkin Koleji öğrencilerinden Elif Uzun, Büyükada’daki Sanat Kampı’ndan ödülünü alarak Gaziantep’e döndü.
BÜYÜKADA’DA SANAT KAMPI HEYECANI
Türkiye’nin 7 bölgesi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Almanya’dan yarışmaya katılarak geleceklerini resmeden 23 minik yetenek, sanatsal becerilerini geliştirmek için 1 haftalık profesyonel resim eğitimi aldı ve ödüllerine kavuştu.
Gaziantepli küçük ressam Elif Uzun, İstanbul Büyükada’da Prof. Hüsamettin Koçan ve ekibinin atölye çalışmasına katılarak, eğitim aldı. Uzun, Pınar Kido’nun hediyesi olan profesyonel resim malzemelerini kullanma şansı yakaladı ve resim sanatına dair eğitim alma fırsatı buldu. Sanat Haftası’nın atölye çalışmalarına katılan tüm öğrencilere katılım sertifikası verildi ve birer bilgisayar hediye edildi. Sanat Haftası boyunca öğrenciler, düzenlenen gezilerle de İstanbul’un tarihi ve kültürel zenginlikleriyle tanışma fırsatı bularak öğretici ve eğlenceli vakit geçirdiler.
Pınar Kido Resim Yarışması’na katılan 768 bin 285 adet resmin önünde fotoğraf çektirmeyi de ihmal etmeyen Özel Seçkin Koleji öğrencisi Elif Uzun, aldığı bu dereceden ve Büyük ada’daki kampa katılmaktan dolayı büyük mutluluk duyduğunu ve gelecekte iyi bir ressam olmak istediğini belirtti.
Özel Seçkin Koleji Kurucularından İbrahim Kaçıran, öğrencisini bu büyük başarıdan dolayı tebrik ederek, hayatının çizdiği ve boyadığı resimler kadar renkli ve güzel geçirmesini diledi.
_______________________________________________________28


From: ÖMER FARUK BERKSAN
Subject: Heybeliada’da Ücretsiz Mehtabiye Konseri
Date: July 8, 2011 12:05:16 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Heybeliada’da Ücretsiz Mehtabiye Konseri…

Değerli Adalılar,
15 Temmuz 2011 Cuma günü akşamı, kamerî ayın 14’üne, yani MEHTAP gecesine isabet ediyor.
Şaban ayının 14’ü akşamı olduğu için, aynı zamanda BERAT Kandilidir.
Heybeliada Gönüllüleri Derneği, unutulan eski bir geleneği tekrar hayata geçiriyor.
Yaz ayına isabet eden bu Mehtap gecesinde ÜCRETSİZ bir Türk Sanat Müziği konseri veriyor.
Solistler Bekir Ünlüataer – Ezgi Köker
Sazlar Göksel Baktagir – Kanun
Yurdal Tokcan – Ud
Aziz Şükrü Özoğuz – Keman
Volkan Ertem – Violonsel
Mehmet Güntekin – Ritm Saz
Program Şöyle: 19.30 Heybeliada sahilinde buluşma ve Çam Limanına hareket
20.35 Aya Yorgi Manastırı önünde Mehtabı karşılama
21.30 Çam Limanı, Ada Beach’de konser
Konser’de Ada ve Mehtap şarkılarına ağırlık verilecek, Kandil de hatırlanacaktır.
Heybeliada’da oturmayanlar için ulaşım bilgileri (matbu tarifelerden alınmıştır):
Kabataş’tan
Şehir Hatları Vapuru 17.30 Varış 18.40
18.30 Varış 19.40
Deniz Otobüsü (eski İDO) 18.05 Varış 18.50
19.00 Varış 19.45
Motor 18.15 Varış 19.45
Kınalıada’dan
Şehir Hatları Vapuru 18.10 Varış 18.40
Burgazada’dan
Şehir Hatları Vapuru 18.25 Varış 18.40
Büyükada’dan
Şehir Hatları Vapuru 18.55 Varış 19.10
Deniz Otobüsü (eski İDO) 18.45 Varış 18.55
Motor 19.15 Varış 19.30
Bostancı’dan
Şehir Hatları Vapuru 18.15 Varış 19.10
Motor 19.00 Varış 19.30
Not: Dönüş için Çam Limanı’ndan hareket edecek Motorlar için Mavi Marmara Koop. ile anlaşılmıştır.
Heybeliada Gönüllüleri Derneği
Ömer Faruk Berksan
Yönetim Kurulu Başkanı


_______________________________________________________29

From: ADALAR MÜZESİ
Subject: Adalar Müzesi’nde Maket Atölyesi
Date: July 8, 2011 4:12:05 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com
_______________________________________________________30
From: HOVSEP ÖZACAR
Subject: Fwd: perkusyon
Date: July 8, 2011 4:49:09 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com
_______________________________________________________31

Posta, 8.7.2011
Haluk Atalay (DHA)
Kınalıada’da korkutan yangın!
Kınalıada’da üç katlı ahşap bir binada çıkan yangın, rüzgarın da etkisiyle kısa süre içinde büyüdü. Ada sakinlerine korkulu anlar yaşatan alevler, iki binaya da yayıldı. Güçlükle kontrol altına alınarak söndürülen yangında 1 kişi hafif yaralandı.
Kınalıçarşı Caddesi üzerinde bulunan 3 katlı ahşap binada, bugün 15.00 sıralarında henüz belirlenemeyen bir nedenden dolayı yangın çıktı. Alevler binanın ahşap olması ve rüzgarın da etkisiyle kısa süre içinden yayıldı. Bina sakinleri yayılan alevlere müdahalede yetersiz kalınca Kınalıada İtfaiyesi’ne haber verildi.
Binada oturan vatandaşlar itfaiye ekipleriyle beraber yangını söndürmek için çabaladı ama alevler daha da büyüyerek, yangının çıktığı binanın yanındaki iki binayı da tehdit etmeye başladı. Bu gelişme üzerine Büyükada İtfaiyesi’nden yardım istendi. Alevlere helikopterle havadan da müdahale edilmeye çalışıldı. Yangını söndürmeye çalışan Fatih Bozbıyık, helikopterden boşaltılan suyun etkisiyle yere yığıldı. Dengesini kaybederek düşen Bozbıyık, hafif yaralandı. Adalar Belediyesi’ne bağlı bir tekneye konulan Bozbıyık, Maltepe İskelesi’nden karaya çıkarıldı.
Buradan 112’ye bağlı ambulansa konularak Kartal Dr. Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürülen Bozbıyık, tedaviye alındı. Bozbıyık’ın hayati tehlikesinin bulunmadığı öğrenildi.
İKİ BİNAYA DAHA SIÇRADI
Söndürme çalışmalarına rağmen şiddetli rüzgarın etkisiyle alevler iki binaya daha yayıldı. Bunun üzerine Kartal İtfaiye ekipleri de adaya gönderildi. İtfaiye ekiplerinin yaklaşık 1.5 saat süren çalışması sonucu güçlükle kontrol altına alınan alevler söndürüldü. Üç katlı bina kullanılmaz hale gelirken, diğer iki binada da maddi hasar meydana geldi.
Ada sakinleri, itfaiyenin yangına müdahalede yetersiz kaldığını öne sürerek, yetkililere tepki gösterdi. Polis olayla ilgili soruşturma başlattı.
_______________________________________________________32

From: MİNAS KALEMKÂRYAN
Subject: Adalarda muhteşem tekne turu
Date: July 9, 2011 11:15:48 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com
Adalar’da muhteşem tekne turu…
Merhaba,
Hiç denediniz mi bilmiyorum ama Büyükada’da adaları kapsayan tekne turu başladı…
Son derece tecrübeli bir kaptan olan Selahattin Çakır’ın kullandığı ve ailesinin servisi üstlendiği yemekli, meşrubatlı tekne seyahati, Marmara’da mavi turu yaşatıyor…
Güvenli, güler yüzlü, samimiyeti yüzlerden okunan bir kadro ile adaların etrafında dolaşmak, arzu ettiğiniz yerde denizle kucaklaşmak, uzanıp güneşlenmek artık Marmara Denizi’nde hayal değil…
Bu GERÇEKTEN DEĞECEK deneyimin kişi başı fiyatı 50 TL’dir.
Yaklaşık olarak sabah 11.00-11.30 gibi demir alıp akşam 18.00-18.30′a kadar zamanınızı deniz, güneş, huzur ve dinginlik içinde geçirmek isterseniz Selahattin Kaptan’ın numarasını yazıyorum…
0 535 314 11 27 Selahattin Kaptan,
0 555 354 38 07 oğlu Gökhan Kaptan.
Ben kendi test etmediğim hiçbir konuda refreans olmam. Denediğim için paylaşmak istedim.
Minas Kalemkâryan.
_______________________________________________________33
From: SUAT İZGÖRDÜ
Subject: Güzel adamıza selam
Date: July 10, 2011 12:07:01 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com
Güzel adamıza selam…
Merhaba,
ADALAR POSTASI’nı okudukça, en güzel yıllarımın geçtiği Büyükada’yı sanki yeniden koklar gibi, duyar gibi oldum. İnşallah bir gün hepinizle buluşabilmek dileğiyle Alanya’dan yazıyorum. 5 yıla yakın bir zamandır Adamızdan uzaklardayım. Herşeyiyle kendisinden başkası/emsali olmayan güzel Büyükadamıza hep beraber sahip çıkalım. Bloğunuza üye olma gururunu ben de yaşamak isterim.
Sevgiler saygılar,
Suat İzgördü.
_______________________________________________________34

From: HALUK DİRESKENELİ
Subject: NewYorkTimes Prinkipo
Date: July 10, 2011 7:23:57 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Prinkipo
NYT gazetesinde…
09.07.2011 20:29
Büyükada one of Istanbul’s islands is on the front page of NYT’s Sunday Travel section:
travel.nytimes.com/2011/07/10/tra…

_______________________________________________________35

Hürriyet, 10.7.2011
Büyükada, ‘zaman kapsülü’ndeki Osmanlı’ya benziyor
Dünyanın en etkili gazetelerinden New York Times’ın (NYT) gezi eki, Büyükada’yı kapak yaptı ve 3 sayfa ayırdığı yazıda, şiirsel bir dille zamanın durduğu adayı yazdı. Liesl Schillinger kaleme aldığı yazısında Büyükada’yı zaman kapsülüne benzeterek; konakları, köşkleri, kiliseleri, atlı arabalarıyla adeta Osmanlı döneminin yaşayan bir modeli olduğunu anlattı.
DÜNYANIN en saygın gazetelerinden kabul edilen New York Times, (NYT) Büyükada’yı gezi ekinin kapağı yaptı ve üç sayfa yazıyla zamanın durduğu, 21’inci hatta 20’nci yüzyılın henüz gelmediği adayı şiirsel bir dille tanıttı. “Zamanda kaybolmuş Türk kırsal yaşam şiiri” başlığı ise dikkat çekti. Liesl Schillinger’in kaleme aldığı yazı, trafiğe, gökdelenlere, wi-fi sunan kafelere sahip İstanbul’a kıyasla fayton seslerinin yankılandığı sakin ada yaşamını aktarıyor. Liesl Schillinger, sessiz kıvrılan sokakları, ağaçları, çiçekleri ve Osmanlı konaklarıyla dolu Büyükada’da görüğü gölgenin bir kadın ya da at olduğunu düşündüğünü, bir ata ait olduğunu fark ettiği gölge karşısında kahkaha attığını ve 21’inci yüzyılda böylesi şiirsel bir karıştırmanın nasıl mümkün olduğunu söyleyerek yazısına başlıyor. Ve yazar, İstanbul’a vapurla bir saat uzaklıkta zamanın durduğu Büyükada’yı anlatıyor.
Yaşayan Osmanlı modeli
569 yılında Büyükada’da manastır yaptıran Bizans İmparatoru II. Justin’in prens olduğu ve adalara Prens Adaları ismini onun verdiği, daha sonra imparatorlara ve ana karada gözden düşenlere zindan olan adayla ilgili tarihsel bilgilere de yer veriliyor. Büyükada’nın konakları, köşkleri, kiliseleri, atlı arabalarıyla adeta Osmanlı döneminin yaşayan bir modeli olduğu da belirtiliyor. Starbucks kafeler, gökdelenler, arabalar yerine bisikletler, atlı arabalar, oya gibi işlenmiş konaklar, köşkler, çiçekli dar sokaklar, zümrüt yeşili tepeler ve plajlar bulunduğu anlatılıyor.
Peri masalı büyüsü
Büyükada’yı “zaman kapsülüne” benzeten yazar, pek çok fotoğrafa da yer verdiği yazısında, İstanbul’dan nasıl gidileceği, adada nerelerde kalınabileceği, nerelerde yemek yenilebileceği, nerelerde denize girilebileceği hakkında okuyuculara detaylı bilgiler de verdi. Yazar, ilk kez bir parti için gittiği adadaki ilk izlenimini “Peri masalının büyüsü altına girmek” olarak tanımladı. Ve daha iyi keyfetmek için döndüğü adayı, iyice inceleyip kaleme aldı. Yazarı, Büyükada’da her iki ziyaretinde de ağırlıyan ve bisiklet turuyla keşfine yardımcı olan ise Newsweek yazarı Owen Matthews oldu.
Lev Troçki’nin evini gezen İsviçreli komünistin sloganı
BOLŞEVİK siyasetçi, devrimci, Marksist teorisyen Lev Troçki’nin 1929-1933 yıllarnıda Büyükada’da yaşadığını aktaran yazar, kendi otobiyografisini ve Rus Devrim Tarihini adada kaleme aydığını da hatırlatıyor. Troçki’nin villasını ziyaret ederken restladığı İsviçli turistlerden birini grurla “Ben eski bir Troçkistim” diye haykırdığını anlatıyor. Adanın tarih boyunca pek çok sanatçı, siyasetçi ve ünlü simaya ev sahipliği yaptığını aktarıyor.
Romantik tarih fısıldayan konaklar
BÜYÜKADA’nın yenilenmiş konaklarının yanı sıra harabe halde veya kimsesiz yapılarına da değinen Liesl Schillinger, şu ifadeleri kaleme aldı: “Bazı konaklar zayıf, boyasız, tahtaları sallanıyor, panjurları tek bir çivi tutuyor. Fazla büyümüş ağaçlara yaslanmış yorgun kahverengi pelikanlar gibiler. Bu metruk evler romantik tarih nefesi veriyorlar, zamanın bozukluklarını fısıldıyorlar; geçmiş olduğu gibi duruyor. Bu fısıldamaları birkaç gün boyunca duydum.” 1908 yılında inşaa edilen Splendid Palas’ta Wallis Simpson ve 8. Edward’ın kaldığını hatırlatan yazar mermer merdivenlere sahip otelin girişinde her an dük ve düşeslerin hayalet tangosunu görmeyi umduğunu söylüyor.
10 yıldır yeniden gözde
NEW York Times’daki yazıda 20’inci yüzılın başlarında Rum, Yahudi, Ermeni ve Türklerin birlikte yaşadığı Büyükada’da, mübadele ve 1950’lerde Rumlar’ın ayrılmasından sonra hayatın değiştiği, varlıklı Türkler Bodrum gibi tatil beldelerine giderken Büyükada’ya uygun fiyatlı dinlenme arayan piknik ve plaj düşkünlerinin günübirlik geldiği hatırlatılıyor. Uzun yıllar pek fazla rağbet görmeyen Büyükada’ya son 10 yılda ilginin yeniden arttığı, eski İstanbullu ailelerin bazılarının yazlık evlerine geri döndüğü, zengin yatırımcıların eski evleri onardığı, akademisyenler, sanatçılar, yazarlar ve yabancılardan oluşan bir kesimin de modern hayattan kaçmak için Büyükada’ya geldiği belirtiliyor.
_______________________________________________________36

From: MEHMET GÖZGÜCÜ
Subject: BÜYÜKADA
Date: July 11, 2011 9:46:53 AM GMT+03:00
To: mehmet.gozgucu@gmail.com
New York Times’ın anlatımıyla Büyükada…
ABD’nin saygın gazetelerinden New York Times’ın gezi eki, Büyükada’yı ön sayfasına taşıdı ve adaya üç tam sayfa ayırdı.
Liesl Schillinger tarafından kaleme alınan yazıda, Büyükada’nın konakları, köşkleri, kiliseleri, atlı arabalarıyla adeta Osmanlı döneminin yaşayan bir modeli olduğu belirtildi.
İstanbul’dan sadece 1 saatlik uzaklıkta olan Büyükada’da sessiz ve sakin sokaklarda faytonların seslerinin yankılandığını ve zamanın adeta durduğunu yazan Schillinger, Büyükada’nın insana 21. yüzyılın hatta 20. yüzyılın henüz gelmediği hissini verdiğini ifade etti.
Biri kısa biri uzun olmak üzere iki kez geldiği Büyükada’yı “zaman kapsülüne” benzeten yazar, Büyükada’da çekilen pek çok fotoğrafa da yer verdiği yazısında, Büyükada’ya İstanbul’dan nasıl gelineceği, adada nerelerde kalınabileceği, nerelerde yemek yenilebileceği, nerelerde denize girilebileceği hakkında okuyuculara detaylı bilgiler de verdi.
(A.A)
İşte Liesl Schillinger’in anlatımıyla Büyükada…
Marmara Denizi’ndeki yemyeşil takımadalardan en büyüğü olan Büyükada’nın nüfusu 7 bin.
Büyükada’dan bir Marmara Denizi manzarası…
Atların çektiği arabalar fayton deniyor. Faytonlar için bir otopark.
Ada hakkında bilgi almak ve küçük bir gezi yapmak için faytonlardan faydalanabilirsiniz.
İsa Tepesi Büyükada’nın en yüksek noktası, burada bulunan Yücetepe Kır Lokantası ada ve deniz manzaralı.
Adanın merkezindeki bir manastır Aya Yorgi’deki sanat eserleri.
Aya Yorgi’nin içinden bir kare.
Manastırın girişindeki mumlar.
Aya Yorgi’nin bulunduğu tepeden bir Marmara Denizi manzarası.
Atlar ormanda otlarken.
Ormanda beyaz bir at.
Sokakta mola vermiş bir at arabası.
Balıkçı Şükrü’den kendiniz için taze balıklar seçebilirsiniz.
Şarap veya rakı balığınıza eşlik edebilir.
Büyükada’nın merkezinde karşımıza dondurma yiyen bir grup çıkıyor.
Büyükada, Osmanlı döneminde karanlık geçmişini geride bırakarak büyük bir dönüşüm yaşadı.
Ada 20. yüzyılın ilk yarısında Yunan, Yahudi, Ermen ve Türkler arasında popüler oldu.
Burası bir Ortodoks Rum mezarlığı.
Yunanlılar 1950’li yıllarda İstanbul’dan ayrıldı, yazlık ahşap evler bu yüzden bakımsız kaldı.
Türk-Fransız mimae Alexander Vallaury tarafından 1898 yılında inşa edilen bu otel, Yunan yetimlere okul olarak kullanmaları için bağışlandı. Ama burayı yetimhane olarak kullanmak kolay olmadı bu yüzden şimdilerde restore ediliyor.
1908’de inşa edilen Splendid Palas Hotel’de Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün portresi.
Naya Konuk Evi’ni Türk-Alman bir emekli işletiyor. Odaları kahvaltı dahil 80 euroya kiralıyor.
Naya’da kadeh kaldırma anı.
_______________________________________________________37

From: LENA SCHULTE
Subject: Büyükadamız New York Times Gazetesi’nde
Date: July 11, 2011 3:59:54 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com
Büyükadamız New York Times Gazetesi’nde…
Buyukada icin bu hafta yazilan yaziyi size gonderiyorum tabii ki Adamiz icin cok yazilar yazilmis ama New York Times’da adamizi tanitmak icin bir adali olarak enteresan buldum…umit ederim sizde bulursunuz.
ADALAR POSTASI icin cok tesekkurler.. İyi ki de varsiniz! Hepinize iyi calismalar ve iyi gunler dilerim.
Lena Schulte
_______________________________________________________38

From: BİNGÜL DURBAŞ DO AMARAL
Subject: Buyukada New York Times’ta
Date: July 12, 2011 12:40:00 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com
Büyükada New York Times’ta…
Merhaba Cigdemcim,
Radikal’deki haberi okudun mu? New York Times Buyukada’yi hafta sonlari cikan gezi ekine haber yapmis. Birgun de bizim ADALAR POSTASI’ndan bahsetseler ne hos olurdu degil mi?
Esas haberin tamami ise burda:
By Liesl Schillinger
New York Times
Late on a peaceful night in May, on a quiet island in the Sea of Marmara, I walked alone on a curving street edged by walls dripping with ivy. Behind the walls, palms and red pines loomed above Ottoman mansions that drowsed in the leafy darkness. With no sound but my own footsteps, I continued down a slope that led to my seafront hotel. Then I paused. Ahead of me, in the half-light cast by a streetlamp, I saw a cluster of tall, undulant shapes at the turning. “Women, or horses?” I wondered. Nearing, I nodded: horses.

And then I laughed out loud. How on earth, in the 21st century, was it possible for me, or for anyone, to succumb to such poetic confusion? It was possible only on an island like the one where I found myself: the island of Buyukada, an hour’s ferry ride from Istanbul, a place where time stands still.
Luring centuries of travelers
For more than a millennium, Buyukada has lured travelers from the Golden Horn to its lush hillsides, dramatic cliffs and romantic coves.

Only two square miles in size, Buyukada, population 7,000, is the largest island in a green, hilly archipelago that rises from the Sea of Marmara like a convoy of basking turtles. The islands — known as the Princes, or, in Turkish, Adalar — are actually a far-flung district of Istanbul, but unlike the city on the mainland, with its roaring traffic, Wi-Fi-ready cafes, skyscrapers and galleries and concerts that court a global audience, they haven’t seemed to have gotten the text message that the 21st century has arrived. It isn’t entirely clear that the message about the 20th has arrived, either.

To set foot on Buyukada is to enter a living diorama of the past, wholly preserved. There are no Starbucks here, no skyscrapers, no cars; only bicycles, horse-drawn buggies (called faytons), filigreed mansions and tile-roofed villas set amid flowery lanes and emerald hillsides that drop down to rugged beaches.

I had learned of Buyukada only two years ago, when a beguiling invitation exhorted me to travel there for a costume party (the theme: Fruits and Flowers) at a friend’s seaside villa.

Having been to Istanbul twice before, I wondered why I had never heard of this offshore Shangri-La. Intrigued, I hunted down whatever information I could find and learned that the Byzantine Emperor Justin II had built a palace and monastery on Buyukada in A.D. 569. (He was the “prince” who gave the Princes Isles their name.) More monasteries followed and in ensuing centuries they became prisons for emperors, empresses and patriarchs who fell out of favor on the mainland.

But during the Ottoman era, Buyukada shed that dark heritage and transformed itself into a pleasure island. Greek fishermen made their homes there; and, eventually, wealthy families built elaborate mansions (kosks) and comfortable villas (konaks).

For the first half of the 20th century, the island was popular among prosperous Greeks, Jews, Armenians and Turks, for whom it served as a kind of Hamptons. But when Greeks left Istanbul in the 1950s, following a wave of violence against minorities, they left their wooden summer homes behind. In their absence, the island fell out of vogue. Affluent Turks ignored Buyukada, preferring to vacation in Bodrum on the Mediterranean.

The island that had been named for an emperor became a day trip destination for poor residents of Istanbul seeking affordable leisure — to picnic on the piney beaches of the Dil Peninsula and ride in a fayton, a horse-drawn carriage. But over the last decade or so, interest in Buyukada has revived. A number of old Istanbul families are returning to their summer houses, well-heeled investors are renovating old properties and a handful of academics, artists, writers and foreigners (like my host) have come here to retreat from modernity, setting up stakes in Arcadia. The place is a time capsule, an hour by sea and a hundred years in time from the bustling Bosporus.

I didn’t hesitate to accept the party invitation, and so it was that I got my first glimpse of Buyukada on a blue-skied summer morning from the deck of a ferry that a friend and I caught at Istanbul’s Kabatas ferry dock. On the horizon, a cream-and-turquoise terminal rose, domed, with pillared archways.

Soon we were proceeding through those arches along with throngs of day-trippers who bought wildflower coronets from vendors and sauntered off in their daisy chain headdresses up a street that led to a clock tower ruffled with bougainvillea. Nearly all the island’s shops, restaurants and hotels are clustered there, at Buyukada’s northern tip. As we strolled, faytons hurried past, bearing women in headscarves, the drivers chirruping, the horses whinnying.

Eventually we found ourselves on Recep Koc, the colorful market street, and shopped for our evening’s costumes. For my friend; a bunch of bananas (Fruit); for me a garland of orange roses (Flowers). Hailing a carriage to the party, trailing flora, we fell under the spell of this fairytale island. That was when I knew I would come back: Buyukada deserved a second look, and a deeper exploration.

Back to the island
And so, this spring, I returned. My party host, Owen Matthews, agreed to show me the island’s attractions, along with his tireless sons, Ted and Nikita, ages 5 and 8, and their brisk little dogs. Our plan was to explore Buyukada in a convoy of bicycles, with a dog or two as mascot.

On Owen’s recommendation, I stayed two blocks from the clock tower, at an Art Nouveau-flavored wedding cake of a hotel called the Splendid Palas. Built in 1908, the hotel is double-domed, white as icing and grandly down-at-heel, with four tiers of balconied rooms and creaky crimson shutters. Wallis Simpson and Edward VIII once stayed there, and when I ascended the marble staircase and entered the entry hall, I almost expected to see the Duke and Duchess appear in the hotel’s fountained atrium, dancing a ghostly tango.

In Istanbul proper, I had stayed at hotels that looked out on stirring monuments of antiquity, like the Blue Mosque and Hagia Sofia. But on Buyukada, the hotel itself exhaled the mystery of another age. So did the street below where a queue of buggies — green, yellow, pink and candy red — waited for passengers. With their wicker seats and fringed tops, they looked like Easter baskets on wheels.

Soon, Owen, Ted and dog, Martha, appeared on the terrace, and off we went to fortify ourselves with lunch. We had to walk only a couple of blocks to the restaurant, but the walk reminded me of the 19th-century panoramas you might stroll past in a museum exhibition. Wisteria tickled our heads as we edged alongside konaks with buttressed terraces, carved moldings and louvered shutters. Some had been gleamingly restored. Others were frail, stripped of paint, their sagging wooden bones laid bare, shutters hanging by one nail. They leaned against overgrown trees like exhausted brown pelicans. To me those derelict buildings breathed the romance of history, whispering, the present decays; the past remains.

It was a whisper I would hear often over the next few days. Somehow, it suited my goal as a traveler: to be shaken from my routine, to discover new pleasures in an unfamiliar context. On my first trip, Buyukada had tantalized me with that promise. Now, on longer acquaintance, it intoxicated me, enveloping me in the extraordinary life of a place whose everyday reality differed so delectably from my own.

Ted had chosen an outdoor restaurant called Ucler Tasfirin, facing the wharf building, and as we took our seats, I watched new arrivals make their way up from the ferry, pausing to treat themselves to hot, crunchy glazed doughnuts (lokma) or Turkish dondurma ice cream, which has an almost taffy-like consistency. We ordered pide — the Turkish version of pizza, shaped like a flattened canoe, stuffed with spicy crumbled sausage, cheese, green pepper and tomato — and lahmacun, which is like a Turkish tostada, a flat, crispy circle of baked dough dotted with ground beef. Ted showed me how to sprinkle the lahmacun with shredded lettuce, roll it up, and eat it in crunching mouthfuls, and then he lapped up his dessert, “sutlac” rice pudding, slightly scorched (a Turkish favorite).

As Martha lobbied at our feet for scraps, schoolgirls in headscarves and trench coats whizzed by on bikes at breakneck pace, as if they’d fallen behind on a sightseer’s Tour de France. I felt as if we had fallen into the Tintin cartoon “King Ottokar’s Sceptre,” in which the boy hero visits an “enchanting region” whose “fezzed and kerchiefed inhabitants keep up old customs.”

History and Trotsky
After lunch, we made our way toward the bright yellow Buyukada cathedral, the Aya Dmitri, and the beautifully maintained Hodegetria parish church, near the Fayton Meydani (buggy square). The Ecumenical Patriarchate in Istanbul keeps up the island’s splendid churches and monasteries, with their polished silver-and-gold-trimmed icons, jewel-toned chandeliers, antique pulpits and Greek-speaking monks, who admit tourists (if they’re in when you ring at the door).

We ducked into the churches only briefly, because Ted, weary of walking, was eager to start biking. Climbing aboard a buggy, we rode to the family’s villa, past Clock Tower Square, past the hotel, and a quarter mile down Cankaya Caddesi, which merges with the mansion-edged Nizam Caddesi, which snakes around the island’s northwest side, cut by lanes that drop downhill to the rocky shore. Nikita joined us, and father, sons and I chose our steeds and pedaled uphill.

We had gone only a couple of blocks, dodging buggies and bicyclists, when Owen turned right on a lane where we found the ruined villa where Leon Trotsky once lived in exile. It was down the slope from a pasha’s mansion that once served as a setting for a popular Ottoman-era soap opera filmed on the island (which needs no special effects to evoke a 16th-century air) and that now is being renovated by a developer.

For the banished emperors of Byzantium, Buyukada had been a grievous place; but for Trotsky, it was a sort of sanctuary. From 1929 to 1933, he lived in a gorgeous, light-filled villa on this hillside, writing his autobiography and his “History of the Russian Revolution.” In his spare time, he rowed around the island’s coves with a Greek fisherman, accompanied by bodyguards. (An amateur naturalist, he identified a species of red rockfish in the Marmara waters that he named Sebastes Leninii.)

As the saws of workmen at the pasha’s kosk droned nearby, we pushed open a gate, shoved aside tendrils of wisteria and prickly branches of wild rose, and made our way through a thicket of saplings and underbrush. We kept quiet, not sure we were allowed on the property; and then, there it was: the rose-brick shell of Trotsky’s villa, rising roofless, with empty Gothic windows and a towering ornamental facade — an opera set dropped in a wilderness. Suddenly we heard voices. Was it the police? No. It was a group of Swiss tourists, necklaced in cameras, emerging from the portico. One of them proudly declared, “I’m an old Trotskyist!”

Inside, we saw traces of staircases that had once climbed to a vanished second floor; a doorway, covered in creeper, led to a kitchen, where the stove and counters still stood, frothed with greenery. Reaching into a cluster of leaves, Nikita seized a corroded old pan and held it aloft like a trophy. “Look!” he crowed, “I found Trotsky’s frying pan!” Owen showed us faded painted friezes that curled up the walls, and pointed out a tall central upstairs window, flanked by sun-bleached shutters, that looked out on the sea. “That was Trotsky’s study,” he said.

We hit the road again, cycling past mares grazing on the shoulder, their new foals alongside them. I spotted a beach club nestled on a green slope, with white deck chairs on a patio, cutting away to paths that led down to the pebbly shore, but it was too early in the season for it to tempt us.

Religious visitors
It turns out that tourists and other escapists are not the only travelers who venture to Buyukada. Every year on April 23, thousands of pilgrims of all faiths journey from Turkey, Greece, the Balkans and even Russia, making their way to the monastery of Aya Yorgi (St. George), which lies at the center of the island, atop Yucetepe, the island’s highest peak. As part of an age-old fertility ritual, they climb the steep road that rises sharply from a small plaza — Birlik Meydani (Union Square) — unwinding spools of thread and twining it around the greenery, from the base of the hill all the way up to the church at the summit.

We saw the signs of their recent pilgrimage when we hiked up to Yucetepe the next morning: The roadside was edged with tangled thread in every color, like a mile-long cat’s cradle. At the top of the mountain, beside the church of Aya Yorgi and the breathtaking views of the islands to the northwest, we saw the pilgrims’ hopes, written on paper, tied to the branches of trees.

But before I could sink into too somber a reflection on this mythic tradition, a band of students from Kazakhstan broke my reverie, jumping onto bikes they’d dragged uphill, and rocketing down to Birlik Meydani with jubilant shrieks. The contradictory images thrilled and unsettled me; once again, Buyukada had a way of making me feel like a passenger in a time machine, with the year set on “shuffle.”

In a courtyard of the monastery, the Yucetepe restaurant offers a spectacular view of the surrounding sea. Mimosa perfumes the air, pine needles crunch underfoot, and waiters bring sizzling kebabs, grilled eggplant, tangy fava bean-and-tomato salad, and hot borek — triangles of pastry filled with tart, fluffy cheese — to outdoor tables. From our chairs, we could look east and see giant cargo ships anchored in the Bosporus, waiting their turn to head up to the Black Sea. On the grassy slope beside us, wild ponies, 10 feet away, grazed on blue-pink thistles.

Revived by our feast, we crossed wildflower-spattered woods to reach the island’s second-highest peak, Isa Tepesi, on our way to our final destination of the day: a hulking, dilapidated wooden structure, longer than a football field and more than a hundred feet high, that rises like a haunted manor, looking as if one good shove would smash it into matchsticks.

A French-Turkish architect designed the compound at the height of the belle epoque, intending it as a casino hotel for rich men and their alluring companions. But when the sultan, Abdul Hamid II, decided not to allow gambling, a philanthropist bought the hotel, and in 1902, donated it to the patriarchate as an orphanage. By the 1970s, after decades of neglect, the building became so dangerous that it had to be abandoned. But even in utter decay, it commands respect.

Last fall, the Turkish government returned legal ownership of the building to the Ecumenical Patriarchate, and a New York architect, Nicholas Koutsomitis, is looking into helping them convert it intoB a global center for the environment and interfaith understanding. They will have their work cut out for them: “The whole place is cleaned out,” he said. “All that’s left in there is some ghosts.”

We skirted the gated perimeter, peeking through the bars and spotting a defunct theater through a ravaged external wall. Sheep grazed on the grounds, and chickens strutted, unconscious of their awesome backdrop. The orphanage, eerie and timeless, looked like the ideal site for a zombie film.

As I marveled at this enduring relic, voices rang out on the path below. Turkish picnickers — no doubt heading for some benches in the pine groves — were strolling past, munching potato chips, oblivious of the ruin on their right. What to me was a wonder, was to them just part of the landscape they knew they would always find here, on this tiny island, year after year, century after century.
Haberin linki:
Keyifli okumalar,
Bingul
_______________________________________________________39

From: HALUK DİRESKENELİ
Subject: Prinkipo’da yangin tehlikesi
Date: July 10, 2011 2:42:49 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com
Prinkipo’da yangın tehlikesi!…
Pazar sabahi yuruyuse ciktim.
Hristos tepesini dolastim.
Yetimhane arkasindaki camlik mevkiinde
“ates yakmak yasaktir, ates yakanlar icin ihbar hatti 177″
Levhasi altinda piknik yapan 2 ayri gunubirlik piknikci aileye rastladim
Uyardim ama dinleyen kim…
Pazar gunleri Prinkipo tepelerinde polis ve jandarma ates yakanlari yangin tehlikesi riski yapanlari sorgusuz sualsiz aninda goruldukleri yerde Amerikan polisleri usulu bileklerinden kelepcelemeli ve karakola goturup sabaha kadar Prinkipo kaymakamligi icindeki adliyede hakim karsidina cikarmali
Bu yapilmazsa yangin kacinilmaz, adami uyariyorsun “birsey olmaz sana ne ulaka” diyor
Gorunen koy kilavuz istemez, bunu gormek icin uxman tahminci stratejist olmak gwrekmiyor
Selam ve saygilar,
Haluk Direskeneli
_______________________________________________________40

Akşam, 11.7.2011
Bay Metropol
Lumpen ordusu ilk hedefiniz bu yıl da Adalar!
Kınalı, Burgaz, Heybeli, Büyükada… Adaya, adaya, adaya; kalkıyor!!!
İskele kâhyasının canhıraş çığlığı kulağınızda kalsın; biraz teknik bilgi verelim.
Haftanın 7 günü Kabataş’tan (Kadıköy uğramalı) 15, Bostancı’dan 11 vapur 4 adaya yolcu taşıyor. Bostancı ve Maltepe’den kalkan motorlar da var.
Kış aylarında 15 bin kişinin yaşadığı Adalar’ın haziran, temmuz ve ağustos nüfusu girdili-çıktılı 350 bin; 90 günde (yerlisi hariç) 335 bin kişi bu dört adada günübirlik tatil yapıyor.
Adalar esnafı banknotları cebe indirip, gün sonunda en yükseğinden Z raporu alıp evinin yolunu tutuyor. Adalılar ise esnaf kadar müsterih bir uykuya dalamıyor…
“Her yıl aynı mevzu; Adalar halkı, turistlerden şikâyetçi, sanki bilmiyorduk” demeyin.
Sizin bahçenize biri girip, iki bodur ağacın arasında mayosunu değiştirse…
Hanenize 5 metre mesafede; belinde siyah şambreli, beyaz slipinin arkasına yosun yapışmış, parmak arasındaki kumları temizlerken komşularınızı dikize yatsa…
Denize kafasını sokup-çıkarıp, ağzından aldığı deniz suyunu burnundan ‘bürü bürü’ diye çıkaran yağız delikanlının sesiyle güne başlasanız…
Kahvaltınızı balkonda yapmaya hazırlanırken; 1.5 saatlik seyahatten sonra adaya ulaşmış haşlanmış yumurtanın kokusu buram buram yüzünüze vursa…
Plajda, kumların arasına gömülmüş kelek karpuzun dişlenmemiş dilimlerine üşüşen karasinekler camınızdan girse…
Gezmek için değil de yarış yapmak için bisiklet kiralayan iki velet, çarşının ortasında size çarpsa…
Adalılar her yaz 90 gün boyunca bin bir çeşit tacize uğruyor. Hazine arazilerini yağmalayıp gecekondu diken kara kalabalıklar, deniz kenarında evi olan insanlardan böyle intikam alıyor.
Polis, jandarma, zabıta, kanun, nizam; hiçbiri çözemez…
Sosyolojik bir vaka, toplumsal bir cinnet, kabullenilmiş bir ahlaksızlık; karşınızda lumpen ordusu!

_______________________________________________________41

StarGazete, 11.7.2011
Kızılay 
200 Ermeni yetimle 
‘Sevgi Yemeği’nde buluştu
200 Ermeni çocuğun kaldığı yetimhanelere 5 ton gıda yardımında bulunan Kızılay Başkanı Tekin Küçükali, “Gözyaşının rengi olmaz. Din, dil, ırk ayrımı yapmadan yardım yapmak bizim görevimiz” dedi.
Karagözyan Yetimhanesi Vakfına ait okullarda eğitim alan yetim çocuklar yararına Kınalıada’da ‘’Sevgi Yemeği’’ düzenlendi. Karagözyan Yetimhanesi Vakfı Krikor Cambazyan Oyun Sahası’nda gerçekleştirilen yemekli program yetimhanelerde kalan 200 çocuk için düzenlendi. Türk Kızılayı Genel Başkanı Tekin Küçükali, Türk Kızılayının din, dil, ırk ayrımı yapmadan ihtiyaç sahibi insanların ihtiyacını karşılamak üzere görevlendirilmiş bir kuruluş olduğunu söyledi.
Mehmed Akif’in şiiriyle seslendi
Küçükali, ‘’Vakıf başkanımız bana teşekkür etti, ama bizim asli görevimiz budur. Neden? Çünkü gözyaşının rengi olmaz. Acı acıdır, acı dünyanın neresinde olursa olsun insan onurunu zedeler. Bizim görevimiz de insan onurunu zedelemeden ihtiyaç sahibi insanlara ihtiyacını taşımaktır’’ dedi.
Tekin Küçükali, konuşmasını Mehmet Akif Ersoy’un ‘’Zulmü Alkışlayamam’’ adlı şiirinden ‘’Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim. Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim! ‘Adam, aldırma da geç git’ diyemem, aldırırım. Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım’’ dizeleriyle bitirdi.
Ermeni ruhani liderler buluştu
Yemeğe, Amerika’nın Doğu Bölgesindeki Ermeni Cemaati’nin Ruhani Lideri Hajak Barsamyan, Türkiye Ermeniler Patrikliği Ruhani Kurul Başkanı ve Kınalıada Surp Krikor Lusavoriç Ermeni Kilisesi Din Görevlisi Başrahip Tatul Anuşyan ile çok sayıda kişi katıldı.
Türk Kızılayı’na teşekkür etti
Ermeni Patrikhanesi Genel Vekili Başpiskopos Aram Ateşyan da çocuklar için yapılan bu yardımlarda din, mezhep, inanç farkı gözetilmediğini belirterek, bu kutsal görevi yerine getiren Türk Kızılayına teşekkür etti. Kızılay Genel Başkanı Tekin Küçükali’nin katılımından dolayı son derece memnun kaldıklarını anlatan Aram Ateşyan, yardımlaşmada ayrım olamayacağını kaydetti. Yaz Kampı Yönetim Kurulu adına Sevan Çavuşyan da çocuklara yapılan her türlü yardımın topluma zenginlik katacağını vurgulayarak, yaz kampının Karagözyan Vakfına bağlı olduğunu söyledi. Sevan Çavuşyan, Karagözyan Vakfı okullarına dağıtılmak üzere 5 ton gıda yardımı yapan Türk Kızılayına teşekkür etti. Başpiskopos Aram Ateşyan’ın, yardımlarından dolayı Küçükali’ye plaket sunduğu yemekte, yetimhanede kalan çocuklardan oluşan müzik korosu da çeşitli şarkılar söyledi. Çocuk grupların sunduğu gösteriler ilgiyle izlendi.
_______________________________________________________42

From: UGO ANTONİO CORİNTİO
Subject: Emailing: _DSC7132, _DSC7133, _DSC7134, _DSC7135
Date: July 12, 2011 4:05:48 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com
IYI GUNLER,
ONCELERI COK GUZEL OLAN BUYUKADA’YA ARTIK “BOZUKADA” DEMEK GELIYOR INSANIN ICINDEN..MAALESEF!
MUMKUN OLSADA ILGILILER SOYLE ITALYANIN CAPRI, PONZA VE PROCIDA,
YUNANISTANIN SANTORINI, RODOS, MYKONOS ADALARINI BIR ZIYARET ETSE, BIR
ADANIN NASIL GUZEL, NASIL BIR CENNET PARCASI OLABILECEGINI GORSUNLER!!!
TABIAT ZENGINI BUYUKADAYA YAZIK, COK YAZIK OLUYOR AMA KIMIN UMURUNDA?
BUYUKADA’NIN DIGER BUYUK BIR SORUNUDA HAFTA SONLARI BISIKLET KIRALAYANLARIN
SACTIGI TEHLIKELER…BUNA BIR ONLEM ALINMAZSA DAHA COK UZUCU KAZALAR
OLUR!…
GUZEL BIR GUN DILEGIMLE

_______________________________________________________43
HaberVesaire, 12/08/11
*Radikal İki’de, 10 Temmuz 2011’de yayınlanan yazı
İstanbul’dan kaçırılan Mektep
1870′te İskenderiye Patriği Sofronios’un yazlık evi olarak inşa edilen, 1922′de Büyükada İlkokulu’na çevrilen Taş Mektep 30 yıldır boş ve harap. Müzeye dönüştürülecekken İBB tarafından geri alınan binanın neden cezalandırıldığını kimse bilmiyor! Fotoğraf: Gökhan Tan
1870′te İskenderiye Patriği Sofronios’un yazlık evi olarak inşa edilen, 1922′de Büyükada İlkokulu’na çevrilen Taş Mektep 30 yıldır boş ve harap. Müzeye dönüştürülecekken İBB tarafından geri alınan binanın neden cezalandırıldığını kimse bilmiyor!
Ne onu müzeye çevirmek üzereyken elinden alınanın, ne bu kararı verenin ne de yeni sahibi Milli Eğitim’in haberi yok… 2009 yerel seçimlerinde cezalandırılarak 30 yıllık sessizliğine dönen Taş Mektep‘in öyküsü…
Gökhan Tan*
Adalar Müzesi 2011’in ilk sergisini 2 Temmuz’da açtı, yıl sonuna kadar da açık kalacak. Adalar Binalar Mimarlar sergisi, Prens Adaları’nı “inşa eden” mimarları ve eserlerini fotoğraflar, çizimler ve haritalarıyla bir arada sunuyor. İstanbul ve kültür mirasımız adına kayda değer bir çalışma. Çünkü her şeye rağmen Adalar, İstanbul’un yitirdiği geleneksel kent dokusunu olabildiğince muhafaza edebilen tek ilçesi. Daha fazla kayıp yaşanmadan böyle bir belgeleme ve bilgilendirmenin yapılması bu nedenle önemli.
Gelgelelim, görsel ve zihinsel hafızasında azımsanmayacak yeri olan kimi yapılar sergide mevcut değil. Büyükada’da Kaymakamlık olarak kullanılan Hacopulo Köşkü örneğin. Adaların en görkemli yapısı olmasına rağmen mimarı bilinmiyor ve bu nedenle sergide yok. Kaymakamlık da, devleti temsilen kullandığı kültür mirasının menşei hakkında bilgi sahibi değil. Bu yazının konusu olan Taş Mektep de mimarı bilinmeyen yapılardan. 1925’ten 1970’lere kadar Büyükada İlkokulu olarak kullanılan ve en az 30 yıldır boş olan 150 yaşındaki bu yapı nedeni belirsiz bir şekilde cezalandırılmasaydı, İstanbul’un ilk kent müzesinin mekânı olabilirdi. Adalar Binalar Mimarlar’ sergisi de belki, anlamını pekiştirecek bu tarihi yapıda açılabilirdi.
Tahsisler ve seçimler
Taş Mektep’in Adalar Müzesi’ne tahsisinin ve sonra geri alınmasının uzunca bir öyküsü var: İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) mülkiyetindeki bina 2005’te, Adalar Belediyesi’nin talebiyle “müze ve sergi sarayı olarak kullanılmak üzere” 10 seneliğine bu kuruma tahsis ediliyor. Adalar Vakfı, Adalar Müzesi’nin kurulması ve binanın restorasyonu için talip oluyor. Bunun için Adalar Belediyesi’yle birlikte proje yapıyor. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti (AKB) Ajansı’nın kurulmasıyla kaynak sorunu çözülüyor. AKB Ajansı, Ocak 2009’da projeyi kabul ediyor ancak protokolün imzalanması daha sonraya bırakılıyor. Adalar Vakfı, harap durumdaki binanın kazanılması ve müze haline getirilmesi için proje çalışmalarına başlıyor. Derken AKP’li Adalar Belediye Başkanı Coşkun Özden, 29 Mart 2009’da tekrar aday olduğu seçimi kaybediyor. Ve Adalar Belediyesi, Adalar Vakfı ve İstanbul 2010 AKB Ajansı arasındaki protokole, CHP’li yeni başkan Mustafa Farsakoğlu 7 Nisan’da (görevi devraldıktan üç gün sonra) imza atıyor.
Bundan sonra işler karışıyor: İBB’nin 2005’te Adalar Belediyesi’ne yaptığı tahsisi yerel seçimlere 19 gün kala, 10 Mart 2009’da iptal ettiği ve bu durumu 20 Mart’ta Adalar Belediyesi’ne yazıyla bildirdiği ortaya çıkıyor. Dört yıl önce yapılan tahsisin seçim döneminde kaldırılması, kararın siyasi olduğu yönünde tartışmalara neden oluyor.
Kimse bilmiyor
Konuştuğum eski başkan Coşkun Özden iptal kararının siyasetle ilgili olmadığı görüşünde: “Hatırladığım kadarıyla Taş Mektep’in Adalar Belediyesi’ne veriliş şeklinde bir yanlışlık vardı. Bu nedenle İBB geri aldı” diyor. Adalar Vakfı Başkanı Halim Bulutoğlu aynı fikirde değil. “Sanırım seçim sürecinde Mustafa Farsakoğlu’nu desteklememiz ve bunu saklamamamız bu kararın çıkmasında etkili oldu” diyor Bulutoğlu, “Adalar Belediyesi’nin Büyükşehir Belediyesi’ndeki meclis üyesi de belli ki, kendi belediyesinin ortağı olduğu projenin iptal edilmesine itiraz etmemiş” diye devam ediyor.
Bulutoğlu’nun işaret ettiği, o dönemde İBB Meclis üyesi de olan Adalar Belediyesi eski Başkan Yardımcısı Bülent Mısırlıoğlu bir itirafta bulunuyor: “Açıkçası seçim sürecinde Büyükşehir Meclisi’ndeki toplantılara da pek gidemiyorduk. İptal kararını, 20 Mart 2009’da Adalar Belediyesi’ne gönderilen yazıyla öğrendik.” Mısırlıoğlu buna rağmen Farsakoğlu yönetiminin iptal kararını, seçimlerden önce alınmış gibi göstererek siyaset malzemesi yaptığını söylüyor. Başkan Mustafa Farsakoğlu ise cevabında, kararın Belediye personeli tarafından aylarca gizlendiğini söylüyor: “Bilgimiz olmayan bir şeyi nasıl gizleriz? Belediyedeki mevcut kadrolar, bizim başarısız olmamızı istedi. Bizde maalesef böyle bir kin duygusu var. Hukukçumuz bile, dava açma süresi sona erdikten sonra bize haber veriyor.”
Engelliye engelli
Sonuçta 30 yıl sonra nefes almaya başlayan, projeleri, protokolleri yapılan Taş Mektep, 20 Mart 2009 tarihli kararla tekrar sessizliğe gömülüyor. İBB, tarihi binayı önce kendi bünyesindeki Müzeler Müdürlüğü’ne ve 11 Şubat 2010’da da “Fiziksel Engelliler Rehabilitasyon Merkezi” kurulması amacıyla beş yıllığına Milli Eğitim Müdürlüğü’ne tahsis ediyor.
İBB, Adalar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün binayı bu amaçla talep ettiğini doğruluyor. Ancak bu talep inandırıcı olmaktan hâlâ uzak. İlçe Müdürlüğü “Biz orayı temizledik ve kendi uhdemize aldık. Ancak henüz okul için bir hazırlık yok” diyor. İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün ise oraya bir okul yapılacağından haberi yok. İlk Yatırım Bölümü “Böyle bir projeden haberimiz yok, bizim haberimiz olmadan da gerçekleşmesi mümkün değil” cevabını veriyor. Kaldı ki Kadıyoran yokuşu üzerindeki bina, gerek girişinin bulunduğu Türkoğlu Sokak’taki merdivenler ve gerek binanın yüksek merdivenleri nedeniyle fiziksel özürlüler için uygun bir seçim gibi görünmüyor. Ayrıca 2. derece tarihi eser statüsüyle korunan binanın engellilerin kullanacağı şekilde düzenlenmesi belki de mümkün değil.
Cezalı bina
Peki tekrar kazınımı için projeleri yapılan, daha da önemlisi restorasyonu için İstanbul 2010 AKB Ajansı’ndan kaynak temin edilen bina, neden Adalar Belediyesi’nden alındı? İBB’den bu sorunun cevabını bekliyorum. Adalar Müzesi faaliyetlerini, merkeze uzak Aya Nikola mevkiinde, helikopter hangarından sergileme alanına dönüştürülen prefabrik bir yapıda sürdürüyor. Aralarında ‘Adalar Binalar Mimarlar’ın da bulunduğu geçici sergilerini, Çınar Meydanı’ndaki Adaevi’nin bahçesinde düzenliyor.
Bu haliyle bile görenleri heyecanlandırmaya aday Taş Mektep ise, askeriyedeki “cezalı bina”ları andırıyor. Kapısı kilitli. Bahçesindeki ek binada bir bekçi oturuyor, milli bayramlarda mektebin balkonuna bayrak asıyor.
Memleketten yurtdışına kaçırılan kültür mirasımızı geri kazanmak için son yıllarda gösterilen çaba anlamlı olabilir. Keşke yurt içindekileri de unutmasak. İşe, cezaları affederek başlasak.

_______________________________________________________44

From: ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ
Subject: SERGİ
Date: July 13, 2011 10:21:53 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com
_______________________________________________________45

From: KAAN H. ÇINARLI
Subject: Eski binalar ,mimarlar ve 1983 sonrası bina rezaleti
Date: July 13, 2011 6:26:40 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com
Eski binalar, mimarlar 
ve 1983 sonrası binalarının rezaleti…

Afiş çok güzel ama bu afiş 1983 yılı öncesi yapılan binaları, mimarları, kalfaları ve Adaları hatırlatıyor. Bu binaları yaptıran kişiler de yapılan evler kadar karakterli ve asil insanlardı. Yapılan bu binalar geçmişten günümüze kalmış gerçekten en güzel eserlerdendir. Buna ilaveten 1983 öncesi ve sonrası diye bir afiş asıp binaları resimleri aynen eski binaların resimleri gibi yan yana sergilesek acaba insanlar hangi dönem binalarını beğenirler?
Hiç ama hiç eski binalardan başta belediyeler ve insanlar niçin örnek almazlar? Amaç ahşap olsun, beton grek tarzı binalar özellikle korunması gereken eserlerdir. Bu binalarla yeni yapılan binalar arasında dünyalar kadar fark vardır.
1983 yılı sonrası kat karşılığı merakıyla, ticari gayeyle yapılan binalar, zoraki sığdırılan daireler yan yana geldiğinde arasındaki fark bana göre altın ve teneke arasındaki fark gibi açıkça belli olmaktadır.
Adalar’da binaların en fazla 2-3 kat ve tek kat tek daire olması şarttır. Yerine göre12x12 m. ebadındaki imar binalara estetik açıdan ve mimari açıdan hiç özelliği olmayan şehir tarzı basit apartman modelidir. 50-60 M2 olan dairelerin küçük olmasından dolayı sağından, solundan önünden demir konstrüksiyonla demir ilaveler çıkmakta, görüntüyü bozmaktadır. Ada demek balkon demektir. Vatandaşın kendi parselinde yeri varsa balkonların alttan kirişli ortalama olarak 1.80-2.30 cm. olması daha sonra yapılacak çirkinliklerin önüne geçecektir. Yola yapışık binaların yoldan 2-3 m. çekilerek önüne, gül, begonvil gibi çiçek, ağaç dikilmesine teşvik etmek şarttır.
Binaların çevreye uyumu esastır. Binaların birinci katlarının doğal taşla kaplattırılması, hatta bina maketlerinin yapılarak belediyeye sunulması uygun olur. Bina renklerinin açık ve adaya uygun olması gerekir. Ayrıca çirkin çatıların örnek ve emsalleri göz önüne alınarak yapılmasına belediye öncülük etmek zorundadır. Hele 1983 sonrası yaptırılanlar 4-5 katlı binalar birer yüz karasıdır. Tepeköy’deki Yeditepe Okulu ve ek binaları ile Türk mezarlığı altındaki Büyükada ilköğretim binaları ile özel yaptırılmış binalar diğer kötü ve mimari özelliği olmayan, Ada’ya yakışmayan birer çirkinlik abidesi olarak gelecek nesle kalacaktır.
Büyükada yokedilen tarihi futbol sahasının civarında kalan son yeşil alanlar, tarihi alanlar olup korunması, hatta halka sosyal alan, oyun, dinlenme alanı olarak kazandırılması, eski çirkinliklerin bir nebze azaltılması adına gerek Büyükşehir, gerekse Adalar Belediyesi’nin şeref borcudur.
Not: Resimlerde eski binaları, ayrı ayrı ve yan yana, ayrıca yüz karası çirkin çatıları resimlerden görüp eski ve yeni binaların yorumunu vatandaşlara ve görmeyen yetkililere bırakıyoruz, gördüğümüz her çirkinlikten gerçek Adalı vatandaş olarak utanıyoruz.
Adalılar adına
Kaan.H.Çınarlı
_______________________________________________________46

Şalom, 13.7.2011
Tilda Levi
Ferruh Ertürk anısına
Ne özlüyorum Jak Deleon’un yazdıklarını anlatamam. Kendi türünde kaleme aldığı kitapları o denli özenliydi ki, Büyükada ile ilgili yazdığı kitabı diğerlerine oranla biraz “hafif” bulmuş, kızmış, bunu da kendisiyle paylaşmıştım. Bir kez daha rahmetle anıyorum. Keşke Deleon’dan sonra yazılanlar onunkiler kadar “hafif” olabilseydi. Ada literatürü son zamanlarda revaçta. Aslında bunların her biri yazarların anılarından oluşuyor. Aralarından tercihim ise Adalar Kültür Derneği’nin 2009’da yayınladığı Alberto Modiano’nun kaleme aldığı ‘Büyükada Arkamdan Bakar’ adlı kitaptır. Henüz okumadıysanız, tavsiye ederim.
***
Yaz mevsiminde bazı Şalom aboneleri gazetelerinin adalara gönderilmesini ister. Yıllar boyu Büyükada ve Burgaz’a gidecek olanları biz Şalomcular aramızda paylaşarak taşıdık. Zaman içinde gazetelerin sayısı artıp, paketler ağırlaşmaya başlayınca bu yöntemden vazgeçtik. Kurye sistemini devreye soktuk. Ancak kimi zaman aksamalar olmuyor değil. Söz konusu gazeteler Burgaz’da Kulüp’e, Büyükada’da ise vapur iskelesinin çıkışındaki kitapçıya bırakılır; okurlarımız da gidip oradan alırlar. Bu aslında Adalı’nın Adalı’yla yaptığı bir centilmenlik anlaşmasıdır. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir hizmet göremezsiniz. Gerçi dükkan Gözlem’in kitaplarını satar, ancak gazetelerin dağılımı için bir ücret talep etmez. Üstüne üstlük gazeteler geciktiğinde onca insana açıklama yapmak da onlara düşer.
Büyükada’nın bu tek kitapçısını-ki senelerce gazete bayiliği yapmış, sonradan nedense başkalarına devretmişti- birkaç nesilden beri Ksidas ailesi, müşterileriyle dostane ilişkiler içerisinde çalıştırıyor. Önce baba Niko, ardından Hristafi Ksidas, eşi, öğretmen olan kızları Vaso, Zangoç Mihal ve aralarına sonradan katılan Ferruh Ertürk. Hem yazar hem de ressam olan Ferruh Bey’in Ada temalı tabloları kitapçı dükkanının içinde daimi bir sergi oluştururdu. Bembeyaz sakalı ve dürülmüş beyaz bıyıklarıyla okuma gözlüklerinin üstünden bakar, “Nasıl yardımcı olabilirim?” diye gülümserdi. Üç kuşak Kadıköylü olan Ferruh Ertürk yaşamının büyük bölümünü Büyükada’da geçirdi. Ne yazık ki Ferruh Bey’i ocak ayında yitirdik. Gülümseyen bir yüz, bilge bir adam daha eksildi Ksidas’ın dükkanından. Huzur içinde yatsın.
Kitapçıda şimdi Mihal Bey’le Bayan Vaso çalışıyor. Kapıları her zaman dostlara açık.
Ve hala Şalom abonelerine hizmet veriyorlar.
_______________________________________________________47

Şalom, 13.7.2011
Joelle Pinto
The New York Times’da bir Büyükada masalı…
Büyükada ile ilgili makaleleri okumayı ve eski siyah beyaz Prinkipo resimlerine bakmayı sevdiğimi bilen Amerika’da yaşayan en yakın arkadaşımdan geçenlerden bir e-posta aldım. “Büyükada’yla ilgili hatıralar yolunda bir yolculuk” diyordu mesajında. “Üstelik de çok iyi yazılmış”…
***
NY Times’da Büyükada ile ilgili bir makale çıkar da, ben okumaz mıyım? Büyükada’yı zamanda kaybolmuş bir yaşam olarak tasvir eden Liesl Schillenger, New York Times Book Review yazarlarından, değişik kültürler hakkında yazmaktan keyif alıyor. Böyle bir açıklama yapmıyor tabii ama sadece bir Büyükada yazısından bile, kendi ülkesi dışındaki toplumları gözlemlemekten ne kadar keyif aldığını gözler önüne seriyor. “Benim Büyükada’m mı bu?” diyorum okurken. Yazıyı okurken geçen yıl Pazar günleri adayı istila eden -ada halkının renkli kıyafetlerini kamufle edecek kadar çoğunlukta olan- kara çarşaflı turist ordusunu unutuyorum. Okurken aklıma mimozaların kokusu, sigara böreğinin içimdeki peynirin eriyişi, Aya Yorgi’ye tırmanışın verdiği tatlı yorgunluk ve zafer, çeşitli inançlardan ve eğitim seviyesinden olan insanların ağaçlara rengârenk çaputlar bağlaması geliyor. Yürüyüş yaparken diğer adalara bakabiliyorum, çeşitli dizi çekimlerine ev sahibi olmuş adanın eski villalarının ihtişamını görebiliyor, denizdeki yosun kokusunu duyabiliyorum. Okuyucuyu bir yerin tüm güzellikleriyle buluşturabilmek, diğer bir deyişle okuyucu sıkmayacak ama onları anı yaşatabilecek tasvirler yapabilmek her yazarın harcı değil. Fakat Schillinger bunu dört sayfa süren makalesinde ustalıkla yapabiliyor, en azından Büyükada sevdalısı insanlar için.
***
Ancak Schillinger’ı da hayal kırıklığına uğratabilecek gelişmeler var son zamanlarda adada; “sanki zaman 20. yüzyılda durmuş” ve Amerikalıların bir medeniyet ölçüsü kaydettiği “Starbucks olmaması” durumu artık pek geçerli değil. Artık adada da bir Starbucks’ımız var. Amerika’da okuduğum yıllarda kaç kişi tarafından İstanbul’da Starbucks olup olmadığı sorulduğunu saymadım bile, dört senede ipin ucunu kaçırırdım muhakkak. Hala irtibatta olduğum mezunlara bildirmek lazım; “Artık Büyükada’da da bir Starbucks var”. Ne kadar medeni olduk tartışılır ama kahve aşkıyla ticarete atılan her dükkân makbulümdür benim. Büyükada’nın güzel kokularına (mimoza, patatesli dereotlu kroket, vişneli dondurma…) mis gibi kahve ve tarçın kokusu da eklenir en kötü…
***
Geçtiğimiz ay kardeşim gibi sevdiğim bir arkadaşım evlendi. Otuz beş yılın ayıramadığı arkadaşlığı, mesafeler de ayıramaz muhakkak. Birkaç ay yurt dışında yaşayacak arkadaşımı ziyarete gideceğim gelecek hafta. Hazır Schengen’imi almışken, hafta sonu beni yıllardır görmek istediğim bir yere götüreceğine söz verdi. Eğer gidersek bir dahaki yazımda ben de Schillinger’ın aldığı keyifle sizlere yazacağım.
Şimdilik küçük bir ipucu; bir göl ve ara sıra yörede görünen bir George Clooney varmış…


_______________________________________________________48

From: YUSUF BAHAR
Subject:
Date: July 14, 2011 11:26:32 AM GMT+03:00
Cc: adalar.postasi@gmail.com
Motorlu araçlara yasak olan Kınalıada’da…
Motorlu araçlara yasak olan Kınalıada’da, plakasız iki minibüsün 5 TL karşılığında yolcu taşıdığı ortaya çıktı. Adalar Belediyesi tarafından Kınalıada’ya getirildiği öğrenilen iki minibüsün, 45 (Manisa) olan plakalarının söküldüğü görüldü. Kaymakamlık’tan izin alınmaksızın yürütülen faaliyete ilişkin Adalar Belediyesi adına Fen İşleri Müdürü Recep Çalı “Taşıma hizmetinin Belediye Meclis kararıyla belediyenin bilgisi dahilinde yapıldığını,” söyledi. Çalı, “Kınalıada’da fayton yok, yaşlılar, hamileler, çocuklar var. Meclis kararı ile Nisan’dan itibaren 3 TL karşılığında taşıma hizmeti veriyoruz. 5 TL alınmaması gerekiyor. 5 TL alan varsa da gerekeni yaparız. Yasal olmayan hiçbir şey yok. Dayanağımız meclis kararı. Burada fayton olmadığından bu hizmeti vermek zorundayız,” şeklinde konuştu.
AKP Adalar İlçe Başkan yardımcısı Yusuf Bahar, bu yaşananlardan sonra, plakasız olarak belediyecilik hizmeti verdiğini açıklayan yetkililere ve bu konuda önlem almayan Kaymakamlığa sert bir dille yanıt verdi. Bahar, “Eğer hizmet adı altında yaşlılar, hamileler ve çocuklar düşünülüyorsa bunu gayet sembolik rakamlarla ruhsatı ve plakası belli araçlarla yapılmasının gerekliliğini ifade etti.”
* * *
_______________________________________________________49
EurActiv, 15.7.2011
Söyleşi: Romario Özsavidis (Miha)
Fıstık Ahmet: Büyükada’da maalesef kalitesiz insan sayısı artıyor! Kimliğimiz kayboluyor!
Fıstık Ahmet. (Ahmet Tanrıverdi) İstanbul Büyükadalı. Yazar ve lokantacı.
“Büyükada” denince ilk akla gelenlerdendir, Fıstık Ahmet. “Fıstık” lakaplı yazar Ahmet Tanrıverdi, Büyükada üzerine yazdığı “Büyükada’nın Solmayan Fotoğrafları”, “Hoşçakal Prinkipo”, “Zaman Satan Dükkan”, “Atina’daki Büyükada”, “Başka Bir Şehirde Ölümü Beklemek” adlı kitaplarıyla tanınıyor. Fıstık Ahmet ile Büyükada’nın bugününü ve sorunlarını konuştuk. Fıstık Ahmet merak edip gelen günlükçülerle Ada’nın kalitesinin bozulduğu kanısında. (Röportaj Romario Özsavidis-Miha)
Hayata ” kalimera ”, yani günaydın dediğiniz dönem ve nasıl büyüdüğünüz hakkında, kısacası kendiniz ile ilgili biraz bilgi verebilir misiniz?
Fıstık Ahmet (Tanrıverdi): 19 Kasım 1944 yılında Büyükada’da çarşı mahallesinde, çarşının içinde doğdum. Doğma büyüme Büyükadalıyım. 67 yaşındayım. Doğduğum zaman Büyükada azınlıkların çoğunlukta olduğu, bizim de azınlıkta olduğumuz bir yerdi. Hemen hemen bütün çocukluğum Büyükada’da, her çeşit din, dil, ırktan insanla birlikte geçti. Mahallede o günün şartlarında oynanabilecek her türlü oyunu oynardık. Saklambacından tutun da, yakar topuna kadar. Arkadaşlarımla erik çaldık bahçelerden, badem çaldık, kızlara asıldık, sevgililerimiz oldu. Güzel bir çocukluk dönemiydi.
Adalı olmak sizin için ne ifade ediyor?
Adalı olmak apayrı bir şey. Nevi şahsına münhasır insanlardır adalılar. Dünyanın her yerinde de böyledir, çünkü anakarayla ilişkisi olmayan insanlardır. Kendi kendilerine yetmeyi bilirler. Kendi kendilerine kültür üretirler. Örneğin; İngiltere’ye gidersiniz, İngilizlerin diğer Avrupa insanlarından farklı olduğunu görürsün, Malta’ya gidersiniz, yine aynı farklılık dikkatinizi çeker, Kıbrıs’a gidersiniz keza öyle. Adalılar ana karadan kopuk bir yerde, kendi kaderleri ile baş başa kalmayı, üretmeyi ve tüketmeyi bilen insanlardır ve kendi değerleri vardır ve bu değerler, bazen ana karadaki değerlerden farklı olabilir, yadırganabilir. Adalılar tutucu insanlardır. Yeniliğe dönem dönem kapalıdırlar. Adalılık böyle bir duygudur. Büyükadalı olmanın da genel anlamda adalı olmaktan farkı yoktur.
Büyükada ile ilgili ve mezeler üzerine yazmış olduğunuz kitaplarınız var. Yazmak size ne hissettiriyor? Yazmaya nasıl ve ne zaman başladınız?
2004 yılında kitap yazarı olmaya karar verdim ve yazmaya başladım. Aslında ben 6 yaşından beri günce tutan biriyim. Bu güncelerden hareketle, adayı, adaları inceledim ve araştırdım ve dönem dönem konuşmacı olarak çeşitli sivil toplum örgütleri ve derneklerden aldığım davetlerde adayı anlatırken, ada tarihini anlatan bir adam olarak ortaya çıktım. Sonra arkadaşlarım beni bu konuda kitap yazmaya yönelttiler. Ben de kendi notlarımdan hareketle ” Adadan İnsan Manzaraları ” kitabını yazmak istedim; bu kitabı yazarken ortaya anekdotlar çıktı ve bunlardan birçok kitap ortaya çıktı. Daha sonra, adada yaşamış ve yurtdışına çıkmış olan Rum arkadaşlarımın ağzından da Büyükada’yı yazmak istedim. Bu anılarla ”Atina’daki Büyükada” kitabını yazdım. Daha sonra kendi rızalarıyla yurtdışına çıkmış, Türk vatandaşı olan Rumları anlatan bir kitap yazdım ”Başka Bir Şehirde Ölümü Beklemek” diye. Şimdilerde azınlıkların askerlik anıları üzerine bir kitap yazıyorum.
Geçmişi ve bugünü göz önüne alarak adaya gelen insanlar arasında farklılıklar olduğunu söyleye- bilir misiniz ?
Elbette var. Bunun başlıca nedeni, Anadolu’dan büyükşehirlere, özellikle de İstanbul’a yapılan göçler. Adalar denince, insanlar burayı cennet gibi düşünüp, dur ölmeden önce şu cenneti göreyim mantığıyla yaklaşıyorlar ve açıkçası buraları katledip gidiyorlar. Kalitesiz insan çoğaldı. Özellikle Büyükada’da. Diğer adalarda bu kadar değil sayısı. Turistik bir yer oldu Büyükada ve günü birlik turistlerin yoğun bir şekilde akın ettiği bir yer. Bu yüzden kimliğimizi de kaybetmeye başladık. Yalnız bunlardan değil, 1980′den sonra bilinçsiz yapılan binalar da adanın ruhunu değiştirmeye başladı. Normalde adada 6.5 metre irtifanın üzerinde bina yapılamaz kaydı var ama buna rağmen binalar yapıldı.
Biraz da mekânınız olan Prinkipo’dan bahsedelim. Gelenlerin çok sevdiği bir meyhane burası. Bunun nedeni nedir?
Burasını ben önceleri yazlık olarak işletiyordum. Son 3 senedir hem yaz hem de kış olarak işletmeye başladım. Yaşayan bir yer yapmayı amaçladım. Adaya özgün bir yer olmasını istedim. Mekânda adaya özgü renkleri kullanmak istedim. Yeşil ve mavi. Üstünü tamamen kapatmadım, şeffaf bir örtüyle kapatmayı tercih ettim, bunun da nedeni güneş ışığından yararlanabilmek. Bir de kaybolmaya yüz tutmuş, İstanbul meyhane geleneğini yaşatmak istiyorum ve kaybolmaya yüz tutmuş eski mezeleri yaşatmak istiyorum.
İstanbul, aldığı göçlerden sonra kendi mutfağını kaybetti ve İstanbul bir ” Kebabistan ” haline geldi. İstanbul’da Doğu mutfağının, Ege mutfağının, Güneydoğu mutfağının mezeleri dolaşıyor ve insanlar bunları seviyor. Lahmacunlar, kebaplar, haydariler. Ben bunların hiçbirini adaya yakıştıramadığım için adaya özgü zeytinyağlı yemeklerden hareket ederek yine adaya özgü balıklardan devam eden bir mönü yaptım. Gelen müşterilerle bire bir irtibat kuruyorum. Sohbet ediyorum, eski adayı anlatıyorum, mezeleri, rakıyı ve rakının nasıl içilmesi gerektiğini anlatıyorum.
Mezelerden söz açılmışken, mezelerinizin methi, sadeliği, ve detayları herkesin dilinde, nedir bunun sırrı?
Malzeme doğrudan doğruya buranın malzemesi. Adanın manavında, marketinde satılan malzemeleri kullanıyorum. Bazı malzemeleri özel olarak başka şehirlerden getiriyorum. Zeytinyağını Ayvalık’tan getirtiyorum, zeytini Gemlik’ten getirtiyorum, Urfa yağını Urfa’dan getiriyorum ve mezelerin hepsini ben yapıyorum, ancak bu mezelere dair konuların sadece benim tekelimde olduğu anlamına gelmiyor, aynı zamanda yanımda çalışan arkadaşlarıma da bu mezelerin nasıl yapıldığını püf noktalarını da aktarıyorum. Örneğin; İstanbul’un neresine giderseniz gidin, enginarın üzerinde çeşitli garnitürlerle hazırlandığını göreceksiniz. Nedir bunlar, patates, havuç bezelye ve bunlar marketlerde satılan kolayca ulaşılabilen ürünler. Mısır yağıyla yapılıyor. İşte biz burada fark yaratıyoruz, biz bu garnitürlerden uzak duruyoruz, mısır yağı yerine hakiki zeytinyağı kullanıyoruz ve iç baklayla yapıyoruz. İç baklayı zamanında alıyoruz, zamanında hazırlıyoruz ve servise sunuyoruz.
Mekânınızın müdavimleri var mı?
Olmaz olur mu? Hepsi de yakın dostlarım. Çok sayıda tanınmış isim buraya geliyor. Tiyatro camiasından Haldun Ergüvenç, Uğur Yücel, gazetecilerden Fatih Çekirge, Nebil Özgentürk, Mesut Yar, televizyon dünyasından Levent Kırca, Nilgün Belgün, Mete Akyol, Atatürk’ün manevi kızı Ülkü de bizim sürekli müşterilerimizden.
Elinizde bir sihirli değnek olsa adada neleri değiştirirdiniz?
Elimde böyle bir imkân olsa öncelikle ‘adada yaşama okulu’ diye bir okul açardım ve insanları eğitirdim. Eğitim şart çünkü. Türk toplumu eğitimsiz bir toplum, bunu üzülerek söylüyorum ve ben de bu toplumun içinde yer alan birisiyim. Bir defa biz toplum olarak gezmesini bilmiyoruz. Gezmek demek, öncelikle gideceğimiz yer hakkında bilgi sahibi olmamız gerek. Hiç birimiz bunu yapmayız. Mesela; insan kalkıyor Almanya’dan buraya geliyor ve buraya gelirken adayla ilgili kitap okuyor. Buraya bilerek geliyor. Bilgi donanımıyla geliyor. Bizde böyle değil, buraya gelen insan, “Hamam nerede?” diye soruyor, “Nerede lahmacun yiyebilirim?” diye soruyor. Nereye geldi, niçin geldi bunu bilmiyor, arkadaşımdan duydum geldim diyor.
Belki çok komik bir şey söylüyorum ama kesinlikle adada bir yaşama okulu açardım. Ayrıca buradaki yasaklar konusunda da ciddi değişiklikler yapardım. Örneğin; bisiklete binmek yasaktır deniliyor, neden bisiklete binmek yasak olsun ki adada? Sadece hızlı kullanmak yasaklanır ve insanlar rahat rahat bisikletini kullanabilir. Belediye’nin kendisi inşaat yasağı koyuyor ama kendisi buna uymuyor. Bu yüzden insanların eğitilmesi gerekiyor. İnsanlara adada nasıl yaşatılacağının öğretilmesi gerekiyor. Bunu da belki bu okul sayesinde yapabiliriz diye düşünüyorum.
_______________________________________________________50
SonDakika, 14.7.2011
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın 
Heybeliada’daki Evi Restore Ediliyor
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Heybeliada’da 1912-1944 yılları arasında yaşadığı ev İstanbul İl Özel İdaresi tarafından restore ediliyor.
İstanbul İl Özel İdaresi, Cumhuriyet dönemi yazarlarından Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Heybeliada’da 1912-1944 yılları arasında yaşadığı evi restore ettiriyor.
Heybeliada’da denize nazır muhteşem bir tepede yer alan ev Kültür Bakanlığı tarafından müzeye dönüştürülmüştü. Evde aralarında Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın kendi yaptığı el işlerinin de bulunduğu eşyalar ve kitaplar sergileniyor.
Röleve çalışması tamamlanan yapının mimari ve yapısal olarak önemli bir problemi olmamasına rağmen, içeride teşhir edilen Hüseyin Rahmi Gürpınar’a ait orijinal eşya ve objelerin, yapıda iklimlendirme şartlarının sağlanamamasından dolayı, sağlıklı koşullarda sergilenmediği tespit edildi.
Müze-eve yapılan çeşitli ziyaretlerde, evin kış aylarında ısıtılamadığı, dolayısı ile eserlerin rutubetli ortamlarda sergilenmek durumunda kaldığı belirtildi.
Yapının müzecilik kriterlerini sağlayacak şekilde, özellikle mekanik tesisat şartlarının ve kullanımının sağlanarak yeniden işlevlendirilmesi gerektiği ifade edildi.
Heybeliada’da 84 ada, 7 parsel’de, Dibektaşı Sokak üzerinde, Ada’nın yüksek bir noktasında yer alan yapı; Bodrum, zemin, bir normal kat ve çatı katından oluşuyor.
İstanbul İl Özel İdaresi tarafından röleve çalışması yaptırılan yapının restorasyon çalışmalarına 2011 yılı içerisinde başlanması bekleniyor.
Haberler.Com [2868298] Haber Yayın Tarihi : 14.07.2011 12:41
_______________________________________________________51
From: ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ
Subject: [adalarkulturdernegi] SERGİ
Date: July 15, 2011 11:43:02 AM GMT+03:00
To: adalarkulturdernegi@yahoogroups.com

_______________________________________________________52

From: OYA İSLİMYELİ
Subject: Anadolu Kulübü’nde ”İstanbul 2010 Fotoğraf Sergisi” ve ”Adalı Yazarlar Haftası”
Date: July 15, 2011 1:29:38 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com
Anadolu Kulübü’nde
“İstanbul 2010 Fotoğraf Sergisi” ve 
“Adalı Yazarlar Haftası”

Anadolu Kulübü kültür-sanat aktivitelerine her hafta bir yenisiyle devam ediyor.
Sanatseverleri bu kez Kayıhan Bölükbaşı’nın ”İstanbul 2010 Fotoğraf Sergisi” bekliyor. İstanbul’un en güzel fotoğraflarından oluşan, yurtçinde ve dışında bir çok galeriyi gezen sergi 18-24 Temmuz 2011 tarihleri arasında Büyükada Anadolu Kulübü Sergi Salonunda sizlerle buluşacak.

25-31 Temmuz 2011 tarihleri arasında ise edebiyatseverleri ”Adalı Yazarlar Haftası” bekliyor.
Hergün saat 18.00 da gerçekleşecek söyleşi ve imza günlerinin programı şöyle:
25 Temmuz Pazartesi: Bilgesu Erenus
26 Temmuz Salı: Ayşe Sarısayın
27 Temmuz Çarşamba: Engin Aktel
28 Temmuz Perşembe: Ahmet Tanrıverdi
29 Temmuz Cuma: Gündüz Vassaf
30 Temmuz Cumartesi: Buket Uzuner
31 Temmuz Pazar: Bercuhi Berberyan
Tüm sanat ve edebiyat dostlarını bekliyoruz.
Oya İSLİMYELİ
Kültür/Sanat ve Halkla İlişkiler Müdürü
23 Nisan Cad. No: 44 Büyükada/İSTANBUL
Tel : 0216 382 68 30
Fax : 0216 382 72 50
Gsm : 0530 764 23 29
e-posta : oya@anadolukulubu.org.tr
_______________________________________________________53

From: RECEP YARLIĞAN
Subject: fw:kandil msj
Date: July 15, 2011 8:39:14 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com
Kandilinizi en içten duygularımla kutluyor, sağlıklı ve mutlu nice kandiller diliyorum..
Recep YARLIGAN
HEYBELİADA

_______________________________________________________54

From: AVNİ KURTULDU
Subject: Ama Ne Koruma!
Date: July 8, 2011 11:15:43 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi.1@gmail.com

Ama Ne Koruma!

İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde AKP’li ve CHP’li üyelerin oybirliğiyle onayladıkları “Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı” bir aylık askı süresinden sonra hayata geçmek için bekliyor.

Bu yeni planlara göre; 1984 yılından beri, evrensel değerlere, ilginç özellik ve güzelliklere sahip, ender bulunması nedeniyle kamu yararı açısından mutlaka korunması gerektiğinden 1. Derece SİT alanı ilan edilen Adalar ilçemizin bazı bölümleri 3. Derece SİT alanı oluyor.

Literatüre göre 1. Derece kesin SİTtir, çivi bile çakılamaz.
3. Derece ise, beton çivisi çakılabilen, imar ve konuta açılabilen, doğa ve kültüre SİTtiret gitsin anlayışıdır.

Bu planın adının önüne de sıkılmadan “Koruma Amaçlı” sıfatı ekleniyor. Evet doğrudur birileri rant amaçlı korunuyor, bakalım süreçte hangi garibanlar korunuyor hep birlikte göreceğiz.

İBB Meclisi’ndeki oylamada Adalar İlçesi Meclis üyelerimiz de kabul oyu verdiğine göre Adalar ilçemizi sıkıntıya düşürecek bir durum söz konusu olamaz.Ayrıca dün “Eşkiya Dünya’ya hükümdar olmaz”‘ diye TV kanallarında sitem ettiğimiz İBB Başkanı’na bugün teşekkür pankartları asıyorsak korkacak bir şey yok demektir.

Amaaa! LİDO inşaatındaki yönetim anlayışının hakim olduğu Adalar ilçemizde korkusuzca beklemek biraz aymazlık olur.

Gerçi Adalar İlçe Belediyemiz, LİDO konusunda gereğini yapmıştır; üç kez yıkım ve mühür kararı vermiş, peşi sıra 01/04/2011 tarih ve 638 sayılı yazıyla ruhsat iptali yapmış ve bu durumu başta İBB olmak üzere ilgili tüm kurumlara bildirmiştir. Ancak İBB bu konuda hiçbir şey yapmadığı gibi, sezon ortasında sahil düzenlemesi adı altında LİDO inşaatının yapımını maskeleme görevini başarılı bir şekilde yerine getirmektedir. Çınar Meydanı parkını üç günde bitirebilen güç, sahil düzenlemesini üç aylık sezona yayıyorsa insanın aklına başka bir şey gelmiyor. İlçe Belediyemiz, Çınar Meydanı parkındaki hassasiyeti keşke LİDO için de gösterebilse! O meşhur anonslarını LİDO için de yapsa.

Birileri birilerini koruyor ama kim kimi kimden koruyor anlayamadık!

“Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı” ile 3. lige düşürülen Adalarımızı bakalım kimler nasıl koruyacak?

Umarız İBB Meclis üyelerimiz verdikleri kabul oylarından ve asılan teşekkür pankartlarından pişmanlık duymazlar.

Son pişmanlık fayda etmez.

Avni KURTULDU

_______________________________________________________55

From: ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ
Subject: [adalarkulturdernegi] Fwd: DUYURU
Date: July 15, 2011 11:00:09 PM GMT+03:00
To: adalarkulturdernegi@yahoogroups.com

_______________________________________________________56

From: ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ
Subject: [adalarkulturdernegi] KARAGÖZ HACİVAT GÖSTERİSİ
Date: July 15, 2011 11:04:06 PM GMT+03:00
To: adalarkulturdernegi@yahoogroups.com
_______________________________________________________57
From: İSMET GÜVENÇ
Subject: ISLAND TOUR WITH PHATEON
Date: July 16, 2011 1:55:54 PM GMT+03:00
To: undisclosed recipients: ;
BÜYÜKADA FAYTON TURU…

_______________________________________________________58


StarGazete,
Seda Çakmak

‘Heybeli’de ilahilerle mehtaba çıktılar
Heybeliada’da düzenlenen ‘Mehtabiye Konserleri’, Berat Kandili’ne rastlayınca sanatçılar, kutsal gecenin ruhuna uygun eserler söyleyerek konukları mest etti.
Heybeliada Gönüllüleri Derneği, unutulan eski bir gelenek olan ‘Mehtabiye Konserleri’ni canlandırmak amacıyla Kameri ayların 14. gecesinde (15 Temmuz) ‘Mehtap’ ve ‘Ada’ konulu şarkılardan oluşan bir fasıl düzenledi. Uzun bir aradan sonra düzenlenen Mehtabiye Konserine ada sakinleri, İstanbul ve çevre adalardan gelen müzikseverler katıldı. Konser öncesinde Heybeliada’nın Aya Yorgi Manastırı’nın bulunduğu ‘Uçurum’ adı verilen mevkiinde buluşan misafirler burada mehtabın doğuşunu izledi. Ardından Çam Limanı’ndaki Ada Beach tesislerine geçildi ve Mehmet Güntekin’in organize ettiği konseri dinlendi.
Kutsal gecenin ruhuna uygun eserler
Türk Müziği’nin genç kuşağının önde gelen sesleri Bekir Ünlüataer ve Ezgi Köker’e müzisyenler Göksel Baktagir, Yurdal Tokcan, Aziz Şükrü Özoğuz, Volkan Ertem ve Mehmet Güntekin sazlarıyla eşlik etti. Fasıl ile başlayan konser solistlerin seslendirdikleri ‘Ada’ ve ‘Mehtap’ şarkılarıyla devam etti. Bir Heybeliada klasiği olan ‘Biz Heybeli’de Her Gece Mehtaba Çıkardık’ şarkısı söylenirken konuklar alkışlarla şarkıya eşlik etti. Konserin Berat Kandiline rast gelmesi sebebiyle kandilin ruhuna uygun olarak eserler seslendiren solistler Türk Müziği ile kutsal geceyi buluşturdu.
70 yıllık gelenek canlandırıldı
Ada sakinleri yıllar sonra tekrar başlatılan mehtabiye geleneğinden duyduğu memnuniyeti dile getirdiler. 70 yıl önce uygulanan bir geleneği düzenledikleri konserle tekrar canlandırmak isteyen Heybeliada Gönüllüleri Derneği Ömer Faruk Berksan o dönemde ada için bestelenen şarkılar olduğunu ve şarkıcıların mehtabı seyrederek adayı gezdiklerini ifade etti.
Zaman içinde adetlerin unutulduğunun altını çizen Berksan, ‘İnsanları birbirine sevdiren adetler unutulmuş, yerini gerginlik almış. Bu kaybolan adeti canlandırmak istedik. Her sene bunu tekrarlamayı istiyoruz. Birbirinden çok farklı insanlar bir arada oturup müzik dinleyecekler” diye konuştu. Konserin ardından izleyicilere lokma dağıtıldı.
_______________________________________________________59

Bugün, 18.7.2011
Selma Şenol
Büyükada’nın ‘büyük projeleri’
İnşaat yapmanın zor olduğu Büyükada’da, büyük projeler devreye giriyor.
Terrace Lido ve Seferoğulları Çiftliği’ne [!] yapılacak projelerle adanın hem görünümü hem emlak pazarı değişecek.
Konutta ‘Terrace’ markasını en son Büyükada’ya taşıyan İnanlar İnşaat, ‘Terrace Lido’ projesinde sona geldi. İnşaatının tamamlanmasına bir ay kalan 30 rezidans ve 3 mağazadan oluşan projede dairelerin yarıdan fazlası satıldı. Satışı süren 12 dairenin metrekare fiyatı ise 5 bin ile 5 bin 500 dolar aralığında. Rezidansların büyüklükleri 89 ve 130 metrekare arasında değişirken, fiyatlar 400 bin dolardan başlıyor.
30 dönüme devremülk
Bu projenin dışında adada bir kurumsal yatırımcının satın aldığı Seferoğlu Tesisleri’nin 30 dönümlük yerine de devremülk yapma hazırlıkları sürüyor. Emlakçılar bu projelerin 2-3 yıldır durgun olan emlak pazarının canlanmasına katkıda bulunacağını öngörüyor. Büyükada’da pek çok küçük butik otel de hizmete girdi. Mağaza açan BİM, Dia gibi marketlere Migros da eklendi.
Çevresini güzelleştirecek
Büyükada’da iş yapmanın çok zor olduğunu anlatan İnanlar İnşaat’ın patronu Serdar İnan, şunları söyledi: “Ruhsatlı iş yapmamıza rağmen adada inşaata karşı muazzam bir muhalefet var. Bizim yerimizde daha önce pislik içinde bir beton yığını vardı. Şimdi adaya uygun, saygılı, inşaat yoğunluğu olmayan, havuzu olan, kaliteli bir yapı ortaya koyduk. Projemiz etrafın güzelleşmesine de katkı verecek.”
Ada 3 yıldır durgun
Adada faaliyet gösteren Prens Gayrimenkul’ün sahibi Kenan Yüksel, yeni gelişmelerle ilgili olarak şunları söyledi: “Terrace Lido’da henüz yaşam başlamadığı için emlak fiyatlarına bir etkisi olmadı. Ama Seferoğulları’na yapılacak projeyle birlikte emlak pazarının gelişeceği aşikar. 2-3 yıldır ada en durgun dönemlerini yaşıyor. 200 ile 600 bin lira arası satılık evler var ama fazla alıcı yok. Günübirlik gelenler artınca kiralama da azaldı.”
Terrace Tema ruhsat bekliyor
Bu yıl, İnanlar İnşaat’ın teslim edeceği konut sayısı 1000′i bulacak. Halen 3 projesi satışta olan şirket, yeni projelerinin hazırlıklarını da tam gaz sürdürüyor. Halkalı’daki Tema Park’ın da partnerlerinden olan şirket, bunun yanındaki 30 dönümlük arsasına 30 ve 40 katlık iki bloktan oluşan bir konut projesi yapacak. Avam projesi tasdik edilen projede belediyenin ruhsat süreci devam ediyor. Yeşil alan zengini projenin adı Terrace Tema.
_______________________________________________________60

From: ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ
Subject: [adalarkulturdernegi] FERRUH ERTÜRK ANISINA SPLENDİD’DE SERGİ
Date: July 19, 2011 9:19:12 AM GMT+03:00
To: adalarkulturdernegi@yahoogroups.com

_______________________________________________________61


From: ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ

Subject: [adalarkulturdernegi] SERGİ
Date: July 19, 2011 9:22:09 AM GMT+03:00
To: adalarkulturdernegi@yahoogroups.com

_______________________________________________________62

From: ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ
Subject: [adalarkulturdernegi] AKD GALERİ’DE SERGİ
Date: July 19, 2011 9:23:13 AM GMT+03:00
To: adalarkulturdernegi@yahoogroups.com
_______________________________________________________63
From: ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ
Subject: [adalarkulturdernegi] ANADOLU KULÜBÜ’NDE ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ TÜRK SANAT MÜZİĞİ KONSERİ
Date: July 19, 2011 10:42:57 AM GMT+03:00
To: adalarkulturdernegi@yahoogroups.com
_______________________________________________________64

ÖzgürKocaeli, 19.7.2011
Deniz Otobüsü ile Adalar turuna katılan vatandaşın tespitleri
Büyükşehir Belediyesi Deniz Ulaşım Müdürlüğü, yaz aylarında hafta sonları İzmit’ten İstanbul Adalar’a tur düzenliyor. Geçen hafta sonu, meslektaşımız, Kocaeli TV’de çalışan Yiğit Özcan da bu tura katılmış. İzlenimlerini şöyle aktardı:
“- Deniz Otobüsüne binerken kişi başı 12. 50 TL ödedik. Öğrenci indirimi yok. Bu paranın gidiş dönüş ücreti olduğunu sanıyordum. Meğer sadece gidişmiş. Deniz Otobüsü tıklım tıklım doluydu. Büfesinde ne çay-kahve, ne meşrubat, ne tost bulunuyordu. İnsanları doldurup, üstelik çok büyük para karşılığında Adalar’a götürüp, getiriyorlar. Bu turlar daha ucuz ve daha cazip olamaz mı?”

_______________________________________________________65

From: ADALAR MÜZESİ
Subject: Müzede Söyleşi – Hasan Kuruyazıcı
Date: July 20, 2011 6:00:12 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com


_______________________________________________________66

From: ADALAR MÜZESİ
Subject: Müzede Bisikletle Gezi – Aklımdaki Ada 2
Date: July 20, 2011 11:12:51 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

_______________________________________________________67

From: ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ
Subject: [adalarkulturdernegi] Fwd: KONSER
Date: July 21, 2011 12:24:31 AM GMT+03:00
To: adalarkulturdernegi@yahoogroups.com



_______________________________________________________68

Zaman, 20.7.2011
Muzaffer Salcıoğlu
Türk dizilerini izleyen turistler, Adalar’a koşuyor
Adaya gelenlerin en büyük eğlencelerinden biri bisiklet sürmek ve faytona binmek. Bu yüzden adayı ziyaret eden yabancı turist sayısının artışına en çok bisiklet kiralayan şirketler ve faytoncular seviniyor.
Tarihte ‘Prens Adaları’ olarak bilinen Marmara Denizi’ndeki Büyükada, Heybeliada, Kınalıada ve Burgaz Ada, son yıllarda İranlı ve Arap turistlerin akınına uğruyor.
2005′te adalara seyahat eden yolcu sayısı 6 milyon iken geçtiğimiz yıl bu sayı 10 milyona ulaştı. Turizmciler, artan turist sayısını, adalarda çekilen Türk dizilerine bağlıyor. Ada halkı ve esnaflar ise Türkiye’nin başarılı Ortadoğu politikasının sonucu olarak ilçelerine gelen turist sayısında ilerleme olduğunu kaydediyor. Turistik Otelciler, İşletmeciler ve Yatırımcılar Birliği (TUROB) Başkanı Timur Bayındır, Ortadoğu ülkelerinden İstanbul’a gelen turistlerin serin ve yeşil yerler aradığına değiniyor. İstanbul’a gelmişken dizilerde gördükleri adaları görmeden gitmek istemeyen turistlerin günübirlik 4 adadan oluşan ilçeyi ziyaret etmek istediklerini vurguluyor.
Adalar Belediye Başkanı Mustafa Farsakoğlu, ilçenin farklı adalarında çekilen ve Arap ülkelerinde gösterime giren Türk dizilerinin, Arap dünyasında ilçeye merak uyandırdığını dile getiriyor. Özellikle İran, Irak, Suudi Arabistan, Dubai ve Ürdünlü turistlerde büyük bir artış gözlemlendiğine dikkat çeken Farsakoğlu, “İlçede son zamanlarda 7-8 dizi çekildi ve birçoğu yabancı ülkelerde gösterime girdi. Çeşitli kanallar da belgesel ve kısa filmler çekmek için ilçemize sık sık geliyor. İlçenin coğrafyasını, tarihi evlerini ve kültürünü televizyonda izleyenler, Adalar’ı ziyaret etmeden gitmiyor. Tur operatörlerinin de programlarına ilçemizi daha çok dâhil etmesi bunda etkili.” diyor. İlçedeki kozmopolit yapının da ilgi çekici olduğuna vurgu yapan Farsakoğlu, Avrupa’dan ise en çok Yunanlıların geldiğini belirtiyor.
İl Kültür Turizm Müdürü Ahmet Emre Bilgili de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın izlediği dış politikanın bunda etkili olduğunu savunuyor. Ortadoğu bölgesinden gelen misafirlerin diğer turistlere nazaran şehirde daha uzun süre kalarak çok harcama yaptıklarına işaret eden Bilgili, “İstanbul, bölgede cazibesini artıran bir şehir olarak görülmeye başlandı. Adalar bölgemiz de bundan payını alıyor. İslam coğrafyasından gelen turistin buraya ilgi göstermesini iyi değerlendirmek ve daha önce yapılan hataları tekrarlamamak gerekir.” diye konuşuyor.
_______________________________________________________69

Takvim, 20.7.2011
SAKİN BÜYÜKADA
[...] Salı günleri Beyaz TV’de katılımcısı olduğum “Basın Kulisi” programı tatile çıktı, Nagehan’ın da Kekeç’le yaptığı Kanal 24 programı tatilde. Çarşamba gecesi yine program var ama fırsat bu fırsat hafta içi Büyükada’ya gidelim, bir gün kalalım, hafta sonu gibi değildir, sakindir, kafa dinleriz dedik…
Aman Allah’ım, ne sakinliği…
Salı günü sabah durum buysa, haftasonu nasıl acaba… Metrekareye üç insan düşüyor, iskele etrafında, ara sokaklara kadar adım atacak yer yok.
Fayton kuyruğu-hiç abartmıyorum-700 metreye kadar uzuyor… Sakin Büyükada hayalmiş anlayacağınız!
Büyükada’da Arap-Amerikan işgali!
Her Büyükada’ya geldiğimde muhakkak uğradığımız Kapri Lokantası’na kendimizi zor attık, deniz kenarında bir masaya kurulduk.
Kapri’nin kral garsonlarından Hacı’ya sorduk:
-Yahu Hacı bu ne hal,inanılmaz dolu ada, üstelik hafta içi…
-Rasim abi, şu an ada nüfusunun çoğunluğu Arap, bir de son ayda Amerikalılar çok gelmeye başladı… Arap ülkelerinden buraya akın var, biz bile Arapça öğrenmeye başladık.
Başbakanımızın “one minute” çıkışından sonra başladı ama bu sene patlama yaptı. Türk dizilerinin de çok etkisi var abi O sırada Nagehan söze giriyor -Geçtiğimiz haftalarda da NewYork Times Büyükada için “Dünyanın en güzel yerlerinden biri diye yazdı, Amerikalıların çoğalması ondandır.”
-Ha valla yenge,doğrudur.
Gelsinler çok memnunuz ama adanın altyapısında sıkıntı var, bu saat elektrikler gitti mesela.
-E ulaşım da sakat 700 metre fayton kuyruğu, hafta sonu durum ne Hacı’m? diyorum, Kapri’nin Hacı’sına -Aman hiç sorma abi diyor…
Büyükada konusunda acil reform şart… Ulaşım,altyapı v.s herşey yeniden yapılandırılmalı… Ama bu arada Büyükşehir de duruma el atmış…
İskele etrafında bir yeniden düzenleme çalışmaları var. Adalar Belediyesi napıyor, onu bilmiyorum… Dahası Adalı vatandaş da pek bilmiyor!
Orman içinde bir Köşk
Hıncahınç insan kalabalığı yanımızdan geçip gittikçe napacağız diye düşündüm, sonradan aklıma Cem’in eşsiz yeri Köşk Orman geldi…
Ada’nın tepesinde asırlık çam ağaçları içinde,harika deniz manzaralı zarif bir ahşap köşk burası…
Köşk’ün dış işlemeleri oya gibi, tam kadim İstanbul zevkini yansıtıyor.
Etraftaki çam ağaçlarında yuva yapmış kuşların sesleri dışında hiç ses yok. Bir de belki Cem’in koleksiyonundan mistik müzikler. Hizmet de harika.
Cem’in sağkolu Cevahir Hanım hiçbir şeyi eksik etmiyor…
Metropol’ün o karmaşa, dağdağa ve gürültüsünden (maalesef Büyükada’nın merkezi de bu karmaşanın bir parçası artık) uzakta kafa dinlemek isteyenler için birebir KöşkOrman… Bu sıcaklarda herkese tavsiye ederim bu kaçamağı…

_______________________________________________________70

Şalom, 20 Temmuz 2011
Tilda Levi
Heybeli’de bir çay bahçesi
Çarşamba akşam üzeri eşimle Heybeliada’ya gitmek üzere vapura bindik. Büyükada- Heybeli- Bostancı seferini yapan vapurla gideceğimiz mesafe on dakika. Ama kalabalığın arasından turnikeye ulaşıp kendimize oturacak bir yer bulmamız da on dakika sürdü. Geçmiş dönemlerde bazen şaşırdığım olurdu. Doğru vapurda mıyım, diye etrafıma bakardım. Birkaç tanıdık yüz görünce rahatlardım. Alışkanlık icabı bu kez de çevreme bakındım. Bir tek tanıdık sima yoktu; oysa doğru vapurdaydım.
Heybeli’ye vardık. Arkadaşlarla buluşma saatimize daha zaman olduğu için sahilde yürümeye başladık. Büyükada’dan sonra kıyı bize neredeyse -Promenade des Anglais- gibi geldi. İnsanlar düzgün, herkes birbirine saygılı, dışarıdan adayı parselleyen yabancılar yok. Balık restoranlarından kimse avaz avaz müşteri toplamaya çalışmıyor. En önemlisi gürültü, uğultu buralara uğramamış. Bir çay bahçesinde oturduk. Zaman durmuş gibi, kimsenin acelesi yok sanki. Bu arada bilginiz için: Büyükada’da sahilde bir çay iki lira; Heybeli’de ise bir lira. Merakımdan diğer iki adaya da bakacağım. Zira çok önemsiz bir ayrıntı gibi gözükse de, Ada hakkında önemli bir göstergedir.
Su Sporları Kulübü’ne gitmek üzere kalktık. Yol üstündeki pasta/börek fırınından sokağa iştah açıcı kokular yayılıyordu. Eşim bu tür fırınlara hiç dayanamaz. “Ustası mutlaka Rum’du” tezini ısrarla savunur. “Kaça kadar açıksınız?” deyince, “Abi dükkanın anahtarını kaybettik, 24 saat çalışıyoruz” yanıtını aldık. Espriyi ne kadar sevdim bilemem, ama dükkandaki levhada, “24 saat sıcak poğaça bulunur” yazıyordu. Nitekim dönüşte fırına uğradık. Yine mis gibi kokular. Lüzumlu, lüzumsuz ne varsa aldık, çıktık. Heybeliada’daki Su Sporları Kulübü oldukça büyük bir tesis. Personel güler yüzlü ve yardımcı olmak için elinden geleni yapıyor. Gecenin en güzel kısmı güneşin batışı ile dolunayın çıkışını izlemek oldu. Gerisi önemli değil. Dönüş için motora bindik. Büyükada’ya yanaştığımızda deniz otobüslerinin tam karşısında turuncu renkte neon ışıkları gibi parlayan bir levha gördüm. Karaya indiğimizde biraz daha yaklaştım. Şehrin hemen her sokağında yer alan M harfi ile başlayan marketler zincirinin tabelası bir boydan bir boya asılmıştı. Kalbime bir yumruk inmiş gibi hissettim. Ne işi vardı bu marketin burada? Büyükada’nın köy olmaktan çıkıp çirkin bir kasabaya dönüştüğü herkesçe aşikar. Gözü kapalı yürümek zorunda mıyız? Sanırım ilk kez o akşam, eşimle, ‘başka ne tür seçeneklerimiz olabilir?’ diye konuştuk. Öte yanda, sessiz bir sokakta balkonumda büyüyen ortancaları izlerken, bir yanda çayım, ve kitabımla aldığım keyiften de vazgeçmek istemiyorum.
***
Mevsim, torun mevsimi.
Yurtiçinden, yurt dışından anneanne/babaannelere torun yağıyor. Evlerde bir telaş, bir hazırlık. Mutfakta derin dondurucular tam kapasite ile çalışıyor. Bebek veya çocuk yatakları monte ediliyor. Henüz Ada’da ev tutmayan küçük çocuklu ailelerle yurtdışında yaşayan çocuklu aileler tatillerini geçirmek üzere annelerinin yanına geliyorlar. Emanetçi Sait Efendi yıllardan sonra bu kez çocukların göçünü taşıyor. Hayat adeta bir devr-i daim. Çocuklar için Ada hala bir cennet.
_______________________________________________________71

From: OYA İSLİMYELİ
Subject: ANADOLU KULÜBÜ’NDEN SEÇME SERGİLER VE KÜLTÜR-SANAT HABERLERİ
Date: July 21, 2011 9:31:47 AM GMT+03:00
To: undisclosed-recipients:;
Sayın Kültür Sanat Dostlarımız,
25 Temmuz -1 Ağustos 2011 tarihleri arasındaki aktivitelerimizde iki yeni sergimiz ve bir önceki aktivite haberinde mailini aldığınız Adalı Yazarlar Haftamız var.
On yıldır Barselona’da yaşamını sürdüren TERRY KATALAN, birbirinden renkli çalışmalarıyla Sergi Salonumuzda sanatseverlerle buluşuyor.
25 Temmuz Pazartesi günü saat 16.00 da “Art of Good Luck” adlı yağlıboya kolaj sergisinin açılışını gerçekleştireceğimiz Katalan,ın tablolarını 31 Temmuz Pazar gününe dek ziyaret edebilirsiniz.
25-31 Temmuz 2011 tarihleri arasında hergün saat 18.00 da başlayacak olan ”ADALI YAZARLAR HAFTASI” nın söyleşi ve imza programını bir kez daha hatırlatalım:
25 Temmuz Pazartesi: Bilgesu Erenus
26 Temmuz Salı: Ayşe Sarısayın
27 Temmuz Çarşamba: Engin Aktel
28 Temmuz Perşembe: Ahmet Tanrıverdi
29 Temmuz Cuma : Gündüz Vassaf
30 Temmuz Cumartesi: Buket Uzuner
31 Temmuz Pazar: Bercuhi Berberyan
1 Ağustos- Pazartesi günü saat 17.00 de ise AYLA AKYOL resim sergisinin açılışı sizleri bekliyor olacak. 7 Ağustos pazar gününe kadar sürecek olan serginin adı ”Çiçeklerle Maskeler”…
Aktivitelerimizde siz sanat ve edebiyatseverleri aramızda görmekten onur duyacağız…
Oya İSLİMYELİ
Kültür/Sanat – Halkla İlişkiler Müdürü
23 Nisan Cad. No: 44 Büyükada/İSTANBUL
Tel : 0216 382 68 30
Fax : 0216 382 72 50
Gsm : 0530 764 23 29
e-posta : oya@anadolukulubu.org.tr

_______________________________________________________72

NevşehirMedya, 21.7.2011
Simavlı 15 Öğrenci, Deprem Stresini Kampta Attı
19 Mayıstaki 5,9’luk depremin vurduğu Kütahya Simav’da Türk Kızılayı’nın katkılarıyla Heybeliada Gençlik Kampına katılan 11–14 yaş gurubundaki 7’si kız toplam 15 öğrenci, deprem stresini attıktan sonra ilçeye mutlu bir şekilde döndü.
19 Mayıstaki 5,9’luk depremin vurduğu Kütahya Simav’da Türk Kızılay’ının katkılarıyla Heybeliada Gençlik Kampına katılan 11–14 yaş gurubundaki 7’si kız toplam 15 öğrenci, deprem stresini attıktan sonra ilçeye mutlu bir şekilde döndü.
Türk Kızılayı Simav İlçe Başkanı Ali Ulus, Kızılay’a ait Heybeliada Gençlik Kampında Türk Kızılay Genel Başkanı Tekin Küçükali tarafından karşılanan Simav ekibinin 10 gün süreyle kaldığı kampta, lider öğretmenler eşliğinde müzik, halk oyunları, resim, el sanatları ve sportif faaliyetlerde bulunduktan sonra, son gün düzenlenen ateş gecesinin ardından ilçeye deprem stresini atarak mutlu bir şekilde döndüklerini bildirdi.
Dönüş yolunda İstanbul’un tarihi ve turistik yerlerini de gezme fırsatı bulduklarını ifade eden Ali Ulus, “Deprem stresiyle kampa katılan öğrencilerimiz 10 günlük süreçte doyasıya eğlendi. Deniz ve güneşin tadını çıkardı. Kampa katılan diğer arkadaşlarıyla sıkı bir dostluk köprüsü oluşturdular. Öğrencilerimizin deprem stresini yenerek Simav’a dönmeleri bizleri de mutlu etti” şeklinde konuştu.
Ulus, Simavlı öğrencilere böyle güzel bir imkanı sunan Türk Kızılayı Genel başkanı Tekin Küçükalı ve ekibine şükranlarını sunduklarını kaydetti.
_______________________________________________________73

Hürriyet, 22.7.2011

İşte sorumluluk örneği bir davranış
Denize düşen yolcusunu terk etmesiyle başlayan Deniz Taksi skandalında bir son dakika gelişmesi yaşandı.
Deniz Taksi işletmeciliğini üstlenen Teknomar’ın Genel Müdürü bir açıklama yaptı..
Yaptığı açıklamayla Teknomar’ın sorumluluk sahibi bir şirket olduğunu gösteren Genel Müdür Giray Ozan, Deniz Taksi’yi kullanan 2 görevlinin iş akdinin feshedildiğini açıkladıktan sonra şirket adına özür diledi.
Ancak bu arada, düşen yolcunun alkollü ve eksik ödeme yaptığını vurguladı..
OLAY BÖYLE OLMUŞTU / WEB TV
var MedyanetPlayerParams = { “PosterUrl”: “http://webvideohaber.hurriyet.com.tr/Haber/taksi_deniz2222_21072011_0936_wmp4.jpg”, “VideoUrl”: “http://hurriyet.cubecdn.net/Haber/taksi_deniz2222_21072011_0936_wmp4.mp4″, “FlashPlayerUrl”: “http://webtv.hurriyet.com.tr/images/swf/Adv_Player_New.swf”, “FlashPlayerConfigUrl”: “id=19557&config=http://webtv.hurriyet.com.tr/XML/HurMedyaVideosEmbed.aspx?vid=19557″, “PlayerWidth”: “580″, “PlayerHeight”: “420″}

İŞTE O AÇIKLAMA
Sayın Yetkili,
Öncelikle şunu belirtmek isteriz ki, Deniz Taksilerin işletmesinden birebir sorumlu kuruluş olarak yaşanan olay bizi derinden üzmüştür.
Olay şu şekilde yaşanmıştır; 19.07.2011 tarihinde saat 23:00 sıralarında Büyükada İskelesi’nde bağlı bulunan DT-008 isimli Deniz Taksi’nin alkollü bir yolcu tarafından, kendisinin acil olarak Dragos’a gitmesi gerektiğini söylemesi üzerine kaptanın yolcuyu kabul etmesiyle, Büyükada İskelesi’nden yolcunun gitmek istediği Dragos’a doğru yola çıkılmıştır. Bu mesafe yaklaşık 70 TL olarak ücretlendirilmiştir. Yolcunun, görev bitiminde eksik ödeme yapması sonucu 40 TL ücret vererek, teknenin sahile yanaşmasını beklemeden inmek istemesinden dolayı olay meydana gelmiştir.
Olay meydana geldikten sonra, denize düşen yolcuya, orada bulunanlar tarafından müdahale edilmiş ve kıyıya çıkarılmıştır. Bu esnada yolcunun daha rahat sahilden çıkarılması için, teknemiz kıyıdan kenara çekilmiş, çıkarılan yolcunun sağlık durumu hakkında kendisine bilgi sorulmuş, sağlık durumunun iyi olduğunu beyan etmesi üzerine tekne olay yerinden ayrılmıştır.
Olayda herhangi bir kasıt unsuru yoktur.
Gece üst yönetimimize bilgi ulaştığında, çağrı merkezine konu ile ilgili bilgi verilip tüm kaptanlara anons yaptırılmış, DT-008 ve mürettebatı aynı gece izleyen saatlerde limana çektirilmiş, görevli personel hakkında soruşturma başlatılmış ve iş akidleri feshedilmiştir.
2008 yılından bu yana verdiğimiz hizmet kalitesinden ödün vermemeyi son derece önemseyen bir kuruluş olarak, vuku bulan olay bizleri son derece üzmüştür. Mağdur olan müşterimiz ile de ayrıca temasa geçerek, şahsen özür dilemek üzere harekete geçmiş bulunmaktayız. Maalesef insan faktöründen kaynaklanan bu olayın bir daha tekrarlanmaması adına bütün imkanlarımızı seferber ettiğimizi samimiyetle bildiririm.
Saygılarımla,
Giray OZAN
Genel Müdür

_______________________________________________________74

From: ADALAR MÜZESİ
Subject: Aya Nikola Hangar geçici bir süre kapalı olacak…
Date: July 23, 2011 12:15:14 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com




_______________________________________________________75

Gerçek Gündem, 23.7.2011
Adalar Lozan’ı kutluyor
Lozan’ın 88. yıldönümü için Heybeli’de etkinlik.
Lozan Barış Konferansı ve Antlaşması’nın 88. yıldönümü dolayısıyla Adalar Belediyesi Milli Şef İsmet İnönü’nün Heybeliada’da bulunan Müze Evinde bir etkinlik düzenliyor.
24 Temmuz Pazar günü saat 18′de başlayacak olan etkinliklerde İnönü Vakfı Başkanı Özden Toker, ÇYDD Genel Başkanı Aysel Çelikel, Adalar Vakfı Başkanı Halim Bulutoğlu, Adalar Belediye Başkanı Mustafa Farsakoğlu’nun yanı sıra Mimar Sinan Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nden Cansu Cihan konuşmacı olarak yer alacak.
Konuşmaların ardından ‘Çağdaş Müzik Topluluğu’ Muhammet Kart yönetiminde bir müzik dinletisi gerçekleştirecek.
Konuyla ilgili bilgi için irtibat: Adalar Belediyesi
0216 382 78 50

_______________________________________________________76

Akşam, 24.7.2011
Sayit Durmaz
Ediz Hun’un kızı Frankfurt’a gelin oldu
YEŞİLÇAM’In efsane aktörü Ediz Hun’un kızı Bengü Hun ile Frankfurt Başkonsolosu İlhan Saygılı, önceki gün Büyükada Anadolu Kulübü’nde düzenlenen törenle dünyaevine girdi.
Düğüne, Yılmaz Ulusoy, Kadir İnanır-Jülide Kural, Sadettin Saran, Çetin Yıldırım Akın gibi isimler katıldı. Gelin ve damadın şahitliklerini Kadir İnanır ve Yılmaz Ulusoy yaptı. 3 yıldır Frankfurt’ta görev yapan İlhan Saygılı ile bankacı Bengü Hun’un, balayı için Karayipler’e gideceği öğrenildi.
Sayit DURMAZ
_______________________________________________________77
From: ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ
Subject: [adalarkulturdernegi] ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ’NDE BU HAFTA SONU YER ALAN ETKİNLİKLER 1
Date: July 25, 2011 7:03:11 PM GMT+03:00
To: adalarkulturdernegi@yahoogroups.com
_______________________________________________________78
Radikal, 25.7.2011
Hafta sonu 60 bin kişi var bir doktor yok
Yazın 60 bin kişinin bulunduğu Kınalıada’da mesai saatleri dışında ne bir doktor ne de bir sağlık ekibi var. Neden ise aile hekimliği…
İstanbul’un gözde sayfiye mekânlarından adalar özellikle yaz aylarında hafta sonu günübirlik ziyaretçi akınına uğruyor. Ancak nüfusun yoğunlaştığı hafta sonları Kınalıada’da bulunan tek sağlık merkezinin kapısı kilitli. Adada, acil bir durumda müdahale yapabilecek hiçbir sağlık yetkilisi de bulunmuyor.
Aile hekimliği tatilde
Bunun nedeni ise aile hekimliği sistemindeki ilginç bir açık. Çünkü İstanbul’da yaklaşık bir yıldır başarıyla uygulansa da aile hekimliği sistemi yüzünden artık Kınalıada’da sürekli bir doktor bulunmuyor. Eski sağlık ocağı sisteminde adada görev yapan bir doktor vardı. Aynı zamanda ada sakini de olan bu doktor, mesai saatleri dışında da hizmet veriyordu. Ancak aile hekimliği sistemine göre 3 bin 400 kişi başına bir hekim düşmesi gerekirken Kınalıada’nın 1805 kişilik kış nüfusu işleri bozdu. Atanan aile hekimi Kınalıada’ya haftada dört gün ve yalnızca mesai saatleri içinde hizmet vermeye başladı.
3 bin imza topladılar
Bu yüzden kışın az kişinin kaldığı Kınalıada’nın, yaz aylarında yazlıkçılar ve ziyaretçilerle nüfusu hafta sonları 60-70 bine kadar çıkınca sorunlar da başladı. Haft sonları ve mesai saatleri bitiminde Kınalıada’daki sağlık merkezi kapalı ve acil sağlık görevlileri olmadığından acil durumlarda iş ada sakini yazlıkçı doktorlara kaldı.
Şimdi ada halkı yetkililerden 7 gün 24 saat görev yapan doktor ve sağlık ekibi ya da acil tıp merkezi noktası istiyor. Hatta bunun için 3 bin kişinin katıldığı bir imza kampanyası da düzenlenmiş ve toplanan imzalar İl Sağlık Müdürlüğü’ne iletilmiş durumda.
Yoğun nüfusa sahip Heybeliada ve Büyükada sakinleri ise daha şanslı. Büyükada’da yaz-kış hizmet veren bir sağlık merkezi, 112 acil noktası, küçük çaplı bir devlet hastanesi ve ambulans bulunuyor. Heybeliada’da ise hastanenin yanı sıra bir aile hekimi ve sağlık merkezi var.
Burgazada’da aynı sorun
Ancak Kınalıada ve Burgazada kaderine terk edilmiş durumda. 2.5 yıldır Kınalıada’da muhtarlık yapan Hüseyin Şahin, adalılar ve günübirlik ziyaretçilerin Allah’a emanet olduğunu söylüyor.
‘Doktor abiler de olmasa’
Muhtar Hüseyin Şahin “40 yıldır adada yaşıyorum. Adada akşam ve hafta sonu acil durumlarda müdahale edecek sağlık ekibi yok. Daha önce yetkililerinden birçok kez talepte bulunduk. Adalılar olarak 3 bin imza topladık. İl sağlık müdürlüğüne ilettik. Kınalıada’ya sürekli hizmet verecek sağlık personeli istiyoruz. Şu anda acil durumlarımıza adada yaşayan doktor ağabeylerimiz gelip gönüllü olarak müdahale ediyor” diyor.
‘Esnaf çağırıyor, biz de koşarak gidiyoruz’
Avedis Demir, Kınalıdalı bir doktor. “Aile hekimliği sistemi birçok yerde güzel sonuçlar verdi” diyen Demir’e göre Kınalı ve Burgaz’da kışlık nüfus az olduğu için adalara ait bir aile hekiminin tahsis edilmemesi sıkıntı yaratıyor. “Özellikle hafta sonları hiçbir doktor ve sağlık yetkilisi bulunmuyor. Bu da büyük bir tehlike arz ediyor” diyen Demir, kısa süre önce yaşadığı bir olayı ise şöyle aktarıyor: “Dün çıkan bir kavga sonucu adaya ziyaretçi olarak gelen üç kişi yaralandı. Esnaf beni çağırdığı için yaralılara ilk müdahaleyi ben yaptım. 15 dakika sonra Büyükada’dan gelen 112 tekne ambulans yaralıları alarak İstanbul’a nakletti. Hiç olmazsa yaz aylarında adadaki sağlık merkezi acil müdahale için açık tutulmalı ve yetkili personel bulundurulmalı.”
Adalılar: Yüreğimiz ağzımızda
Kınalıada’da yaşayanlar doktorsuz zamanlar için endişeli. Şunları söylüyorlar:
İrfan Özaydın-Emekli: “Dört nesildir adalı bir aileden geliyorum. Yaz kış buradayım. Aile hekimliğine geçildiğinden beri ancak salı, çarşamba, perşembe ve cuma günleri saat 5’e kadar hasta olma hakkımız var.”
Erdal Aydın-Bahçıvan: “Acil durumda hemen adada yaşayan bir doktor ağabeyi çağırıyoruz. Bir ara ambulansın şoförü de yoktu, ben kullanıyordum. Ada hafta sonu tamamen sahipsiz. 10 gün önce denizde kalp krizi geçiren bir kadın hayatını kaybetti. Anında müdahale edilebilseydi yaşayabilirdi.”
Nevzat Kalaycı-Balıkçı: “Hafta sonu yüreğimiz ağzımıza geliyor. Özellikle esnaf olarak acil durumlarda dayanışma içindeyiz. Büyükada’dan 112 tekne ambulansı gelene kadar kendi imkânlarımızla acil müdahale yapılmasını sağlıyoruz.”
Adalılar hafta sonları ve mesai saatleri dışında sürekli bir aile hekimi ile deniz ve kara ambulansı olan sağlık personeli talep ediyor.

_______________________________________________________79

From: UGO CORİNTİO
Date: July 26, 2011 9:53:24 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com
İYİ AKŞAMLAR,
ADAMIZIN YENI PİKNİK “ALANI” UĞURLU OLSUN!!!!!!!!
SEVGİYLE KALINIZ,
UGO

_______________________________________________________80

Hürriyet, 27.7.2011
Hanife Baş
Adalar’da akülü araç kullanımını başlattı
TÜRK Telekom, İstanbul’un Adalar ilçesinde görev yapan çalışanlarının kullanımı için filoya eklediği ve kullanımı sırasında karbon salımı sıfır olan akülü araçlarını da tanıttı. Türk Telekom Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın almış olduğu “Adalar’da akaryakıtla çalışan araçlardan akülü araç kullanımına geçilmesi” kararına destek veriyor. Türk Telekom, akaryakıtla çalışan tüm araçlarını geri çekerek, Adalardaki Türk Telekom çalışanları için doğa dostu sıfır karbon emisyonlu akülü araç kullanımına geçti.
_______________________________________________________81
Türkiye Turizm, 26.7.2011
Özkan Altıntaş

http://www.turkiyeturizm.com/news_detail.php?id=36123

Yassıada artık ‘Yaslıada’ değil 
‘Demokrasi ve Kültür Adası’ olacak
Günay “Tarihimizde “Yaslı ada” olarak tanınan Yassıada’nın demokrasi ve özgürlükler adası haline gelmesini istiyoruz.
İSTANBUL- Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, bakanlığı bünyesine alınan Yassıada’nın “Demokrasi Müzesi” olacağını söyledi. Günay “Tarihimizde “Yaslı ada” olarak tanınan Yassıada’nın demokrasi ve özgürlükler adası haline gelmesini istiyoruz. Yassıada Türkiye’nin tarihiyle yüzleşeceği bir ada olacaktır” dedi. Sivriada’yı gezdiklerini belirten Günay, adaddakı madini antik tiyatro haline getirerek ikinci bir kültür adası olacağını söyledi.
Yassıada’nın Türkiye’nun Cumhuriyeti tarihinde önemli yeri olduğunu belirten bakan Günay, ön inceleme gezisinde projelerini şöyle anlattı:
“Çok katli binalar yıkılacak, yargılamaların yapıldığı spor salonu müze olacak. Bunun dışında proje yapacağız. Marinalar, yeme içme mekanları, bir butik otel, toplantı ve sergi için mekanlar düşünülüyor” dedi.

Kültür ve Turizm bakanı Ertuğrul Günay, Müsteşar Özgür Özaslan, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, İstanbul Vali Yardımcısı Feyzullah Özcan ve Büyükşehir Belediye Bakanı Kadir Topbaş, İstanbul Kültür ve Turizm İl Müdürü Ahmet Emre Bilgili, Adalar Belediye Başkanı Mustafa Farsakoğlu ve kalabalık gazeteci grubu ile Yassıada’yı gezdi.
Mahkeme salonunun duvarında “Yassıada Demokrasi Adası Olsun” yazılıydı
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve Adalar Belediye Başkanı Mustafa Farsakoğlu ile Sivriada ve Yassıada üzerinde önce helikopterle incelemelerde bulundu, ardından da tekneyle Yassıadaya geldi. Günay, 27 Mayıs darbesinin ardından spor salonundan, dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakanı Adnan Menderes ve bakanlarının yargılandığı mahkeme salonunu gezdi. Basın mensuplarına bir açıklama yapan Günay, ‘Burası bizim demokrasi tarihimizin, hukuk tarihimizin en acılı, en yüz kızartıcı olaylarının sergilendiği mekanlardan birisi” dedi.
TUTUKLULUK DÖNEMİNİ YANSITAN BİR MÜZE DÜZENLEMESİ YAPILACAK
Günay, Yassıada’da ne yapılabileceği konusunda bir ön inceleme yapmak için geldiklerini ifade ederek, şunları kaydetti: “Elbette burada yaşananları anlatan bir müze düzenlemesi mutlaka yapacağız. Bu mekan tekrar bir mahkeme salonu görüntüsüne, o dönemdeki hukuksuzlukları anlatan, yargı kararlarını da belki bir biçimde burada sergileyerek bir mahkeme salonu görüntüsüne dönüştürülecek. Tutukevi olan bölümlerde, Celal Bayar’ın, rahmetli Menderes’in ve bütün öteki tarihimizde bildiğimiz önemli kişilikleri belki eşyaları ve çeşitli canlandırmalarıyla, tutukluluk dönemini yansıtan bir müze düzenlemesi yapılacak. Bir anlamda bir demokrasi müzesi yapacağız burada. Ama bundan ibaret olmayacak çevrede çeşitli kültür etkinlikleri yapılacak bir alan, belki küçük bir konaklama tesisi, sergi salonları, toplantı salonları gibi başka alanlar gibi düzenlemeler de yapacağız. Gelirken Sivriada’ya da baktık. Sivriada’da da tarihi taş ocağı belki amfi tiyatro olarak kullanılıp, bir toplantı salonuna dönüştürülebilir. “
“YASLI ADA”
Valilik, büyükşehir ve yerel yönetimlerin katkılarıyla düzenlemelerin yapılacağını ifade eden Günay, Türkiye’nin tarihiyle yüzleşebilmesini istediklerini belirtti. Günay, Türkiye’nin, çok partili sisteme geçmesinin üzerinden 65 yıl geçmiş olmasına rağmen demokrasinin hala yeni kurumlaşabildiğini söyleyerek, “Kuralları hala yeni oluşabiliyor. Çünkü 1960′da bir darbe, 1971′de bir başka darbe, 1980′de bir başka darbe. Daha sonra da 28 Şubat’lar, 27 Nisan’da da çeşitli örselenmelerle Türkiye demokrasisi karşılaştı ve kurumlaşması o yüzden gecikti. Bugün biz hala özgürlükçü yeni bir anayasanın, gerçek bir hukuk devletinin özlemini çekiyoruz. Bunun için tarihimizle yüzleşmemiz, ne olduğunu yeni kuşakların bilmesi, hatta dünyanın bilmesi gerekir. Yassıada hatta Sivriada bir anlamda bizim tarihimizdeki bu haksızlıklar, uğursuzluklar, olumsuzluklar yüzünden ‘Yaslı ada’ olarak anılan bir mekandı. Biz bu mekanlar demokrasi ve özgürlükler adası haline gelsin, bir tür vicdani yüzleşme mekanları haline gelsin diye düşünüyoruz” diye konuştu.
İBB Başkanı Kadir Topbaş, Bakan Ertuğrul Günay, Vali Hüseyin Avni Mutlu Adnan Menderes’in kaldığı hücreyi incelediler
Daha sonra Adnan Menderes’in tutukluluğunu geçirdiği odayı da ziyaret eden Günay, “Bu küçük oda Türkiye’ye üç dönem halkoyuyla başbakanlık yapmış bulunan rahmetli Adnan Menderes’in tutuklu olarak bulunduğu oda. Zaten fotoğrafları da anımsayacaksınız, yakın tarihimize meraklı olanlar, köşede bir küçücük yatak, başında bir küçük sehpa ve bitkin, pijamalarıyla Başbakan Menderes, güleç yüzüyle burada onu tutuklamış olan ve burada nezaret altında tutan bir takım görevliler. Bu bizim tarihimizin ibret sayfalarından birisidir” dedi. Günay, Menderes’in iyi eğitim görmüş bir insan olduğunu belirterek, 1930′larda Serbest Fırka ile siyasete heveslendiğini, bölgesinde sevildiğini, 1946 yılında CHP milletvekili seçildiğini, daha sonra da Demokrat Parti kurucuları arasında katılarak Türkiye’de üç dönem başbakanlık yaptığını anlattı. Bütün karalamalara, iftiralara, suçlamalara rağmen Menderes’in hala milletin sevdiği bir siyaset adamı olduğunu belirten Günay, “Bu oda bir simge. Yandaki bütün öteki odalar, Cumhurbaşkanı’nın, bakanların, milletvekillerinin kaldığı mekanlar. Bir ülken tarihinde halkoyuna karşı böyle suçlamalar, böyle suçlar işlenmişse, o ülkenin demokrasi yolundaki yürüyüşü çok meşakkatlidir, çok çilelidir. O yüzden bütün bu çileler bir vade sonra demokrasiyi kırılmaz bir hale getirir, çelikleştirir. Biz de böyle bir serüven yaşadık. Bu serüvenin başlangıcı işte buralar. Bu bizim demokrasi tarihimizin değil sadece, dünya hukuk tarihinin ve dünya siyasi partiler tarihinin en acı sayfalarından birisidir, en haksız, en yüz kızartıcı sayfalarından birisidir. Şimdi yarım yüzyıl sonra artık Türkiye Cumhuriyeti hem demokrasisine, hem halkına güvenen yeni bir devlet olarak demokrasi yolunda, hukuk devleti yolunda kararlı adımlarla ilerleyen sağlam bir cumhuriyet olarak kendi tarihindeki yanlışlarla yüzleşme cesaretini gösteriyor” dedi.
YEREL SEÇİMDEN ÖNCE PROJE BİTECEK
Günay, Diyarbakır Cezaevi için çalışmaların yapıldığını söyleyerek, “Yassıada’yı da bir müze, demokrasi ve özgürlükler adası haline getiriyoruz. Madımak’taki kebapçı ayıbına da son verdik. Türkiye’nin neresinde geçmiş yıllarda birileri tarafından suç işlenmişse, onlarla yüzleşme, onlardan ibret ders çıkarma ve bir daha olmasın diye yeni ibret mekanı yaratma niyeti ve gayreti içindeyiz” diye konuştu. Mekanların kullanım hakkının Başbakan’ın direktifiyle dün akşam kendilerine geçtiğini aktararak, “Plana işleyecek önce büyükşehir belediyemiz bunlar, arkasından nasıl fonksiyon vereceğimiz konusunda oturacağız, büyükşehrin, özel idarenin ve bakanlığımızın imkanları, sanıyorum ki, Sayın Başbakanımızın direktifiyle gerekli imkanları bulacağız. Bu dönem içinde, sanıyorum ki, yeni yerel seçim tarihinden önce inşallah hep beraber gerçekleştirmeye çalışacağız” dedi.
Boğazköy SFENKSİ GELİYOR
Günay, ayrıca yarın Arkeoloji Müzesi’nde bir sunumları olduğunu aktararak, “Boğazköy Sfenski bugün Anadolu topraklarına geliyor. Yarın Boğazköy Sfenski’ni de orada görebilirsiniz. Başka gelecek olanlar var, onları da görebilirsiniz” dedi.
_______________________________________________________82

From: ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ
Subject: [adalarkulturdernegi] : BU HAFTA SONU etkinlikler…
Date: July 27, 2011 12:50:34 PM GMT+03:00
To: adalarkulturdernegi@yahoogroups.com

_______________________________________________________83

From: ZEYNEP ALPAR
Subject: Mıgır Gülezyan’dan ücretsiz diş muayenesi :)
Date: July 27, 2011 6:56:44 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com
Mıgır Gülezyan’dan ücretsiz diş muayenesi…
Selamlar Adalılar,
1,5 yıl önce taşınıp yaz-kış yaşadığım Heybeliada’dan, Mıgır Gülezyan’ın geçen yaz ADALAR POSTASI’ndan duyduğum ücretsiz diş muayenesi için Kınalı’ya gittim. Çok memnun kaldım, sizinle de paylaşmak istedim.
Dişçilikten anlamasam da Mıgır Bey’in işini dikkatle, özenle yaptığını, bir hasta olarak rahatlıkla söyleyebilirim. Düşen dolgumu temizledi, rahat ettim, elleri dert görmesin. Ücretsiz diye müşteri çekip sonra para isteyenlerden değil Mıgır Bey, tek kuruş para istemedi benden. Sabah serinliğinde, kalabalıklar basmadan Kınalıada’ya gittik, sevine sevine döndük.
Adalar Belediyesi keşke Mıgır Gülezyan’ın bu güzel hareketini daha iyi duyursa da daha çok insan faydalansa. Anons yapıldığınu duydum bir kere, o da zaten anlaşılmıyor. Heybeli’de telefon numaralarının yazılı olduğu bir bez afiş de yok. Mıgır Bey’in, Kınalı’da olduğu yaz aylarına özel bu imkândan faydalanmak isteyenlere, telefon numarası: 381 64 89. Ücretsiz tedaviler sabah saatlerinde yapılıyor.
Mıgır Gülezyan’a teşekkürler, herkese sevgiler, serinlikler…
Zeynep
_______________________________________________________84
Hürriyet, 27.7.2011
Belgrad Ormanı kadar karbon emisyonu azaltacak
Türk Telekom’dan “yeşil” proje

Türk Telekom, tüm dünyadaki halka açık şirketlerin sera gazı salınım miktarlarını kurumsal yatırımcıların bilgisine sunan CDP (Carbon Disclosure Project/Karbon Saydamlık Projesi)’ye karbon salınımını raporlayan Türkiye’den ilk telekomünikasyon şirketi oldu.
Türk Telekom’un İstanbul Adalar’da karbon ayak izi ölçümü raporunu duyurmak üzere düzenlediği toplantı, içeriğine uygun olarak karbon-nötr olarak gerçekleştirildi.
[...]
Toplantıya katılan basın mensupları, toplantının düzenlendiği Büyükada’da Türk Telekom Adalar ilçesi çalışanlarının kullanımı için alınan ve kullanımı sırasında karbon salınımı sıfır olan akülü araçları deneme fırsatı buldu.
Karbon nötr nedir?
Bir kişinin veya kurumun gerçekleştirdiği herhangi bir aktivitenin sonucunda atmosfere salınan sera gazlarını dengelemek (offsetting) ve net olarak “0” emisyona sahip olmak için, aynı kişi veya kurum tarafından kendi saldığı miktara eşit oranda sera gazının salımının engellenmesi/azaltılması veya buna denk gelen miktarda karbon kredisi satın alınarak başka bir proje vasıtasıyla azaltılmasına yardım edilmesidir.
_______________________________________________________85

Radikal, 27.7.2011
Fayın kalbi yerinden oynadı
Tekirdağ açıklarında meydana gelen 5.2′lik depremi değerlendiren uzmanlar, sarsıntının ana fay üzerinde olduğunu ve İstanbul’u tehdit eden büyük depremi haber verdiğini söyledi.
Fayın kalbi yerinden oynadı
Tekirdağ’da Marmara Denizi açıklarında önceki akşam meydana gelen 5.2 büyüklüğündeki depremin, büyük İstanbul depreminin beklendiği ana fay üzerinde olduğunu belirten bilim adamları, bunun önemli bir uyarı olduğu görüşünde.
Yerbilimciler, geçtiğimiz iki yıl içinde Silivri açıklarında meydana gelen 4.4, Saros Körfezi’nde meydana gelen 5.3 büyüklüğündeki depremlerden sonra, önceki akşam da Tekirdağ açıklarında yine ana fay üzerinde 5.2 büyüklüğünde bir deprem meydana geldiğine dikkat çekerek, “Ana fay oldukça aktif. Bütün bu depremler büyük depremin habercisidir” diyor.
İTÜ Maden Fakültesi Jeoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Naci Görür, Marmara Denizi’nde kırılması beklenen fayın Tekirdağ ile Adalar arasında olduğunu belirterek, “Burada 110 kilometre uzunluğunda bir fay var. Ama 50 kilometrelik bölüm tamamen suskun. Depremi biz burada bekliyoruz. Bu ana fay üzerindeki çatırdamalar da bölgenin gerilmekte olduğunu bize gösteriyor. Bu çatırdamalar, büyük tehlike öncesi uyarılardır” dedi. Görür, 5.2 büyüklüğündeki depremin, büyük deprem beklenen Orta Marmara fayının batısında olduğunu ifade ederek şöyle devam etti:
“Bu deprem, Tekirdağ çukurluğu ile Orta Marmara çukurluğunun arasında Batı Marmara sırtı dediğimiz yerde oldu. Yani ana fay üzerinde. Silivri açıklarında bulunan Orta Marmara çukurluğu ile Adalar’a kadar olan 50 kilometrelik kesim kilitlenen kesimdir. Yani burada büyük bir enerji birikimi vardır. Burada ne bir gaz çıkışı, ne bir sıcak su çıkışı ne de mikro deprem yoktur. Bu kesimde hiçbir hareket, kıpırtı, enerji çıkışı olmamaktadır. Bu da, bu hat üzerinde büyük miktarda enerji birikimin olduğunu göstermektedir. Bu deprem, bu suskun yani kilitlenen fayın yakınlarında meydana gelmiştir. Biz büyük deprem beklerken böyle küçük depremler de olabiliyor. Bunlar uyarı depremleridir. Bunları böyle tanımlamak gerekir.”
‘GEREĞİNİ YAPTI’
Milliyet’in haberine göre, Görür, bilimin üzerine düşen görevi yaptığını, tehlike konusunda çok önceden alarm verildiğini belirterek, “Bilim görevini yerine getirdi ama yerel yönetimler ve 1999’dan sonraki hükümetler bugüne kadar ne yaptı? Maalesef ciddi hiçbir şey yapılmadı. Valilik hala İstanbul’u depreme hazırlıyor. Bu iş artık yılan hikayesine döndü. Okulları, hastaneleri takviye etmek yeterli değil, bazı semtleri tahliye etmek gerekiyor. Bu kadar uyarıya rağmen hâlâ kitlesel bir hareket yok. Aman bizi yatıştırın diyen bir anlayış var. Büyük felaket gelecek. Önemli olan o gün gelmeden gerekeni yapmak” diye konuştu.
‘ZAMANINI BİLEMİYORUZ’
İTÜ öğretim üyesi Prof. Dr. Okan Tüysüz de önceki akşamki depremin Marmara Denizi’ndeki ana fay üzerinde olduğunu ve dikkate alınması gerektiğine işaret ederek, “Buradaki fay aktif bir faydır. Bu tür depremler kaçınılmazdır. Bu deprem büyük deprem beklenen ana fay üzerindedir” değerlendirmesini yaptı.
Tüysüz, Marmara Denizi içindeki ana fayın büyük deprem beklentisinin kırılma yeri olarak tahmin edilen Orta Marmara çukurluğunda kilitli bulunduğunu belirterek, şöyle devam etti: “Bu fay uzun zamandır suskun, hareket etmiyor. Biz buna kilitlenmiş fay diyoruz. Kilitlenme olduğu zaman fayın iki tarafında düzensizlikler var demektir. Fayın iki tarafı yapışık biçimde duruyor. Tam kırılma her an olabilir. Zamanını bilemiyoruz. Bu depremin öncü mü, artçı mı olduğunu bilmemiz de mümkün değil. Depremin bu fay üzerinde geleceğini artık biliyoruz ama zamanını bilemiyoruz.”
TEK PARÇA MI, İKİ PARÇA HALİNDE Mİ?
Marmara Denizi’nde fayın tek parça mı, iki parça olarak mı kırılacağı hâlâ gizemini koruyor. Aynı proje grubu içinde yer alan, ancak fayla ilgili farklı görüşleri bulunan Fransız yer bilimci Prof. Xavier Le Pichon ve İTÜ’den Prof. Dr. Celal Şengör’ün başını çektiği birinci grup, fayın tek parça halinde kırılacağını, Fransız yer bilimci Prof. Rolando Armijo ve geçtiğimiz yıllarda yaşamını yitiren Prof. Dr. Aykut Barka’nın başını çektiği ikinci grup ise fayın iki parça halinde kırılacağını ileri sürüyor.
Birinci grubun tezine göre, Kuzey Anadolu Fayı’nın (KAF) devamı olan Kuzey Marmara Fayı (KMF) İzmit Körfezi’nden Saroz Körfezi’ne kadar tek parça halinde uzanarak Marmara Denizi’ni boydan boya kesiyor. Bu tek parçanın bir seferde kırılması halinde depremin büyüklüğü 7.6’yı bulabilecek.
İkinci grubun tezine göre ise Kuzey Marmara Fayı’nın Orta Marmara, diğer adıyla Merkez Çukurluğu’nda sıçrama yaptığını, bu nedenle tek parça devam etmediğini, depremin büyüklüğünün ise 7.2 olacağını ileri sürüyor.
İkinci gruba göre büyük deprem, Orta Marmara Çukurluğu ile Yeşilköy açıklarındaki 50 kilometrelik fay üzerinde meydana gelecek. Çünkü bu grup, Mürefte ile Orta Marmara çukurluğundaki 60 kilometrelik fayın 1912’de, Adalar fayının 1963’te, İzmit Körfezi’ndeki fayın da 1999’da enerjisini boşalttığı görüşünde. Bu gruba göre tek kırılmayan bölge, Orta Marmara Çukurluğu (Marmara Ereğlisi-Silivri açıkları) ile Yeşilköy açıkları arasındaki bölüm.
Birinci gruba göre, KMF (Kuzey Marmara Fayı) jeolojik oluşum faaliyetlerini durdurmuş ve 1200 metre derinliklere kadar ulaşan Tekirdağ, Merkez ve Çınarcık çukurlarını 200 bin yıl önce boydan boya kesmiş ve bu çukurların kenarlarında toplam 4 kilometrelik bir öteleme yapmış. İkinci gruba göre ise Marmara Denizi’nin çukurlarını yaratan bu jeolojik gelişim günümüzde de sürmekte.
GÜNDOĞDU: ÖNCÜ DEMEK İÇİN ERKEN
İstanbul Üniversitesi’nden Doç. Dr. Oğuz Gündoğdu da meydana gelen depremin kırılması beklenen fay zonu içinde olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Teknik olarak baktığımızda birinci olarak kırılması düşünülen fay zonunun içinde meydana geldi. İkinci özelliği doğrultu atımlı bir karaktere sahip. Yani kırılması düşünülen fay zonunun karakteriyle benzer. Öncü müdür dememiz için bir hayli süre geçmesi gerekiyor. Ancak izleyebildiğim kadarıyla bir sıradışılık yok. Birkaç gün sonra iyice kendini belli edecektir.”
UZMANLARA GÖRE TEHLİKEDE 6 OLASILIK VAR
Hangi fay kırılırsa hangi büyüklükte deprem olur?
Prof. Dr. Naci Görür, beklenen Marmara depremiyle ilgili 6 olasılığa dikkat çekiyor. Bunlar şöyle:
- Kuzey Marmara fayının batıda kalan (Tekirdağ Mürefte’den Adalar’a kadar uzanan) ve en tehlikeli fay olan 110 kilometrelik fayın 60 kilometresi, 1912 Şarköy depreminde kırılmışsa, depremin büyüklüğü muhtemelen 7 civarında olacak. Göstergeler ve tahminler, bu fayın 1912 Şarköy depreminde kırıldığı yönünde. Ancak toplanan verilerle yapılan bilimsel çalışmalar, bu kırığın 1912 yılında mı yoksa daha eski yıllardaki depremlerde mi kırıldığı konusunda henüz kesin bir yanıt verebilmiş değil.
- Ancak bu fay 1912 Şarköy depreminde kırılmamışsa depremin büyüklüğü 7’nin üzerinde olacak.
- Eğer Adalar’ın güneyinde kalan (Adalar’dan İzmit Körfezi ağzına kadar olan) 65 kilometrelik fay kırılırsa, depremin büyüklüğü en fazla 7 olacak.
- Çınarcık Çukurluğu’nun güneyindeki normal fayların harekete geçmesi durumunda ise bölgede büyüklüğü 6 civarında deprem olacak.
- Depremi, Kuzey Marmara çukurluğu içerisinde beklerken, doğanın bir oyununa gelip Kuzey Anadolu fayının bu yörelerden geçen güney kolu üzerinde görmek de mümkündür. Marmara’nın kuzeyi yani İstanbul’un bulunduğu alan, güneye yani Bursa, İznik Mudanya’nın bulunduğu alana oranla daha şanslı. Çünkü araştırmalar Marmara’nın güney blokunda kuzey bloka oranla daha fazla stres biriktiğini ve daha çok deformasyona uğrayacağını gösteriyor. Güney blok kuzey bloka göre daha şiddetle sarsılacak. (Milliyet)
_______________________________________________________86

Şalom, 27.7.2011
Barbaros ile eğlenceli gece
23 Temmuz Cumartesi gecesi, Yıldırımspor Kulübü muhteşem gecelerinden birine daha imza attı. Gece, kemanların eşliğinde yemekle başladı.
YSK Başkanı Hayim Eskenazi, gecenin açılış konuşmasında derneğin, toplumumuzun birlik ve beraberliğini dinamik tutmak, ilişkilerin ve duyarlıkların gelişmesi, gençlerimizin çağdaş bireyler olmasını amaç ve hedef edindiklerini belirtti ve Adalar Belediye Başkanı Mustafa Farsakoğlu’nu sahneye davet etti. Başkan Farsakoğlu, Yıldırımspor’a teşekkürlerini belirten bir konuşma gerçekleştirdi.
TRT ödüllü sanatçı Barbaros sahne aldığı andan itibaren tüm konukları avucunun içine aldı. Öyle ki, ikinci parçadan itibaren tüm konuklar ayakta, coşku içinde sanatçıya eşlik ederek hem şarkıları tekrar ettiler, hem de dans ettiler.
Barbaros ve orkestrasının harika performansını takiben Başkan Hayim Eskenazi, gecede emeği geçen tüm yönetici ve personele teşekkür ederken, Aydın Yafet ve Vedat Anaviyi de sahneye çağırarak Barbaros için hazırlanan özel anı plaketini birlikte sanatçıya sundular.
_______________________________________________________87

Şalom, 27.7.2011
Mois Gabay
Yallah Büyükada!
Bu seneki ilk Büyükada yolculuğum, bir Pazar günü Bostancı İskelesi’nden… Küçüklüğümde vapur kaçırıldığında bir alternatif olarak kullanılan motorlar birkaç sene evvel bir kooperatif altında birleşmiş, o motorların yerini de dev motorları almış. İskelede bir kargaşa sanki adaya değil sefere gidiyoruz. Yaralanmadan motora binebildiğimize sevinirken Büyükada uzaktan bize göz kırpmaya başlıyor ama o da ne, sahilde bir ucube bize bakıyor! Küçüklüğümüzün piyasa mekânı sahilin tam ortasına yeni bir iskele dikilmiş, sanki iki iskelemiz bize yetmiyormuş gibi!
İskeleye iner inmez bir yanlışlık var diyorum, Büyükada Saat Meydanı burası olmamalı, hayır burası Tahrir Meydanı herhalde! Kafamı çeviriyorum, işte size doğu batı sentezi, Starbucks’ta kara çarşaflı turistler “frozen”larını içmekteler. İskelede bir tur attıkça ilk muhteşem projenin Büyükada’da şekillendiğine de tanık oluyoruz. Meydana kurulan yepyeni bir site ve hemen önünde o büyük marketler zinciri! Bir zamanların top oynadığımız Golf adında futbol sahası, bilardo salonu çoktan tarih olmuş… Bir de bunların üstüne bütün kış yerine yaz ortası yapılan kaldırım çalışması, asıl amaç zemini yükseltme ve etraf tam bir toz duman… Bu kargaşanın içinde sahilde kitaptan turistik eşyaya bilumum seyyar satıcı ve iskelede yürümek vapurdan inince tam bir işkenceye dönüşüyor. Geçmişte kim bilir o sahilde kaç genç erkek ve kız ilk bakışmalarını yapmıştı diyorum içimden? Acaba kaldırımlara kadar sahili dolduran bu zihniyet o gençlerin elinden adalı olma hakkını aldıklarının farkında mıdırlar?
2005 yılında Adalara seyahat eden yerli-yabancı turist sayısı 6 milyon iken bu sayı geçtiğimiz yıl 10 milyona ulaştı. Ülkelerinde izledikleri diziler, serin ve yeşil yerlere düşkünlük bir de üstüne üstlük tur operatörlerinin hafta sonu turlarına adayı da eklemesi Ortadoğulu turistler için adayı bir cazibe merkezi haline getirdi. Bunu iyi değerlendiren birçok işletmenin iskeleye yakın yerlerde yeni butik oteller açtıklarını görüyorum. Bunlara ek geçmişte sahildeki iki hediyelik eşya dükkânına çarşıda birçok turistik dükkân da eklenmiş. Sahildeki bazı balıkçıların yerini de bankalar almış, nerede eskiden Pazar günü tek bir ATM aradığımız o günler diyorum içimden… Turizmde günü kurtarmayı amaç edinen o yıkıcı anlayış Büyükada’da kendini gösteriyor. Fayton kuyruğundaki her pazar “Yallah büyük tur”! hâlini alan karmaşadan tutun da Ada’nın dokusunu bozan bu yapılaşmaya kadar her şey bu anlayışın eserini gösteriyor. New York Times’ın överek anlattığı, yazarlara ilham kaynağı olmuş, rakı-balığın tadıyla mimozaların kokusuyla her inançtan ister Musevi ister Rum o şık insanların iskelede endam ettiği benim adam bu olmamalıydı.
Büyükada doğalgazın adaya gelmesi ile artık kimi aileler için hem yazlık hem de kışlık bir yaşam alanı oluşturdu. Peki ya gerçek adalılar adaya rengini veren birçok azınlık artık ne sıklıkla adaya geliyor dersiniz? Geçmişe bir yolculuk yaptığımızda akşamları sinemaya giden, gündüzleri top oynayan, denize giren, ister Aya Yorgi’ye ister lunaparka giden, bisikletle turlayan o ada gençliği şimdileri hafta sonu iskeleye inmeye çekiniyor. Büyükada’nın tadını almış her insan bu manzarayı görünce isyan ediyor. Üç kuşak adada yazlarını geçirmiş, Büyükada’yı bağrına basmış o insanlara artık kendinize yeni bir alternatif arayın deniyor bir anlamda… Bundan 10 yıl sonra tıpkı İstanbul’da birçok semtte yaptığımız gibi rehberler ada turlarında da “Burada bir zamanlar Rumlar, Ermeniler, Levantenler, Yahudiler yaşardı…” ile başlayan hikâyeler mi anlatacaklar?
Her şeye rağmen bu yangını diğer adalara sıçramadan söndürmek hala mümkün gözüküyor. En azından birilerinin rant elde etmek değil de adanın dokusunu da dikkate alıp kimi oluşumları kontrol altına alması ile bazı durumları düzeltmek mümkün gözüküyor. Burada görev bir anlamda tur operatörlerine de düşüyor. TURSAB ile görüşülüp ada turlarının sadece hafta sonu değil kimilerinin yaptığı gibi haftanın diğer günlerine de dağılması gerekiyor. Tur gruplarına verilecek faytonların ayrı bir alanda ayarlanıp rezervasyonlu bir sistemle o iskeledeki o karmaşa son bulabilir. Adaya eklenen yeni motorların ve ada vapurlarının saatleri arasındaki düzenlemenin yeniden yapılıp hafta sonları vapurlara ağırlık verilmesi gerekiyor. Saat meydanına hali hazırda bu sene üç yeni kebapçı dükkânı eklenmiş, artık adamıza yeni bir kebapçı istemiyoruz. İstiklal Caddesi’nde midemi bulandıra, “kebap ayran 3 TL” afişlerinin bu gidişle adada gözükmesi çok uzak olmasa gerek. Büyükada’ya açılacak yeni işletmelerin adanın dokusuna uygun olması gerekiyor. Aksi takdirde sırf turist için adamızı değiştirirken bir bakmışız ki adamız elden gitmiş!
Büyükada halen her dinden, dilden insanın kendi yaşam tarzını özgürce yaşayabildiği bir mozaiktir. Büyükada kimisi için Rumca müzik eşliğinde sahilde sirtaki yapmak, kimisi için bir cuma akşamı Şabat sofrasında tüm aile toplanmak, kimi içinse iskelede kâğıt, bezik oynamak demektir. Büyükada’nın perspektifinden Türkiye’ye bakmak geçmişten günümüze Doğu Roma, Bizans, Osmanlı ve modern Cumhuriyetimizle ışıldayan farklı kültürlerin melodisindeki toplumumuza ışık tutmaktır. Gelin mesafelerin ayıramadığı bu birlikteliğin yok olmasına engel olalım, en azından o Büyükada sevdalısı gerçek adalılar için…
_______________________________________________________88


Hürriyet, 29.7.2011
Zeynep Güçlücan

Prens adaları Heybeli’de yarıştı

Prens Adaları diye anılan, Büyükada, Heybeliada ,Kınalıada ve Burgazada Su Sporları Kulüplerinin katıldığı 14. KAYMAKAMLIK YÜZME YARIŞLARI, bu yıl 28 Temmuz Perşembe günü Heybeliada da Heybeliada Su Sporları Kulübü’nde yapıldı.
Adalar Kaymakamı Sayın Salih KESER, Adalar Belediye Başkanı Sayın, Dr. Mustafa FARSAKOĞLU, Adalar İlçesi Gençlik ve Spor Müdürü Sayın Recep AKKAYA ve Spor kulüplerinin temsilcilerinin katıldığı katıldığı 8-12 yaş kategorisi yüzme yarışları görkemli bir açılış töreniyle başladı.
HSSK ‘nın ev sahipliğini yaptığı yarışlar, çok sıcak bir havada gerçekleşti. Genç yüzücülerin üstün gayretleri ailelerine heyecanlı dakikalar yaşattı./_np/1069/14041069.jpg
Açılış konuşmasını HSSK başkanı Selahattin Sönmez’in yaptığı yarışmalarda Adalar Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu’nun konuşması takip etti.
Adalar Kaymakamı Salih Keser de gençleri yüzme sporuna teşvik eden konuşma yaparak, 14. Kaymakamlık Yüzme Yarışlarını başlattı.
Yarışmalarda, Kınalıada 43 Madalya
Heybeliada 24 Madalya
Büyükada 21 Madalya
Burgazada 10 Madalya aldı.
14. Kaymakamlık Yüzme Yarışmaları, Bayrak yarışmalarının ardından sona erdi.
_______________________________________________________89

HaberTürk, 30.7.2011
Şefik Dinç
Polis teknesi kül oldu!
İstanbul Adalar İlçe Emniyet Müdürlüğüne bağlı polis teknesinde yangın çıktı
İSTANBUL Büyükada’da Adalar İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne ait olan Kumsal Limanı’nda demirli vaziyetteki teknede yangın çıktı. Bir anda alevler içinde kalan tekne yangının diğer teknelere sıçramaması için açığa çekildi. Yangın Adalar İtfaiyesi ve Kıyı Emniyeti’ne bağlı söndüren gemileri tarafından söndürüldü. Yangın sırasında teknede personel bulunmadığı öğrenildi.
Büyükada Kumsal Limanında demirli olan Adalar İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne ait polis teknesinde saat 10.00 sıralarında bilinmeyen bir nedenle yangın çıktı. Bir anda alevler içinde kalan tekne, yangının diğer teknelere sıçramaması için sahilden 100 metre açığa çekildi. Yangına Adalar İtfaiyesine bağlı ekipler ile kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’ne bağlı söndüren gemileri müdahale etti.
Yangın yaklaşık yarım saat süren çalışmanın ardından söndürülürken tekne kullanılamaz hale geldi. Teknenin Adalar Polisi tarafından devriye görevi için kullanıldığı ve yangın sırasında içinde personel bulunmadığı öğrenildi.
_______________________________________________________90

From: ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ
Subject: [adalarkulturdernegi] ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ’NDE BU HAFTA SONU ETKİNLİKLERİ…..
Date: August 1, 2011 4:10:57 PM GMT+03:00
To: adalarkulturdernegi@yahoogroups.com
ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ’NDE 
BU HAFTA SONU ETKİNLİKLERİ…

_______________________________________________________91

Haber50, 3.8.2011
Prens Adaları Yüzme Şampiyonası Başlıyor
Prens Adaları’nda dostluk ve rekabet başlıyor. 6 ülkeden 350 sporcu Prens Adaları’nda buluşuyor. 27. Uluslararası Prens Adaları Yüzme Şampiyonası 5 Ağustos’ta başlıyor.
Kınalıada Su Sporları Kulübü Başar Acarlı Tesisleri’nde 5 – 6 Ağustos tarihlerinde gerçekleştirilecek yarışmada 350 yüzücü hem şampiyonluk için yarışacak, hem uluslararası dostluğu ve kardeşliği paylaşacak.
Bu yıl 27.’si düzenlenecek olan uluslararası yüzme şampiyonasının açılışı, 5 Ağustos Cuma günü saat 15.00’te Adalar Kaymakamı Salih Keser, Adalar Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu, Türkiye Yüzme Federasyonu Başkanı Ahmet Bozdoğan ve Kınalıada Su Sporları Kulübü Başkanı Prof. Dr. Emre Burçkin’in katılımıyla gerçekleştirilecek. 350 yüzücünün kıyasıya yarışacağı şampiyona, 6 Ağustos Cumartesi günü saat 20.00’deki ödül töreninin ardından yapılacak kutlamayla sona erecek.
Kınalıada’da çeyrek asrı aşkın süredir başarılı bir organizasyonla gerçekleştirilen bu şampiyona, Avrupa Yüzme Federasyonu LEN tarafından da tanınıyor ve takviminde yer alıyor. Şampiyona katılan sporcu sayısının büyüklüğü, verilen ödüllerin çeşitliliği ve uluslararası bir organizasyon olması açısından Türkiye için önem taşıyor.
İSTANBUL’UN İLK OLİMPİK YÜZME HAVUZU
İstanbul’un ilk olimpik yüzme havuzuna sahip olan Kınalıada Su Sporları Kulübü, 1971 yılında Türkiye Yüzme Şampiyonası’na da ev sahipliği yaparak 5 Türkiye rekorunun kırılmasına tanıklık etmişti.
Bu yıl 43. kuruluş yılını kutlayan Kınalıada Su Sporları Kulübü, Türkiye’ye 43 yıldır yüzücü yetiştiriyor. 27 yıldır düzenlemekte olduğu Uluslararası Prens Adaları Yüzme Şampiyonası ile de dünyada yüzme sporuna katkı sağlıyor.
Kulübün bu turnuvayı düzenlemedeki en büyük amacının yüzme camiasına katkıda bulunmak olduğunu vurgulayan Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Emre Burçkin, sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en özel yerlerinden biri olan Prens Adaları’nda gençlerin, spor centilmenliği ve kardeşliği çatısı altında buluştuklarını belirtti.
Burçkin, yabancı katılımcıların bu etkinliği sadece bir yarışma olarak değil, yoğun geçen bir yılın ardından kendilerine tanınan bir ödül olarak gördüklerini, her yıl bu şampiyonayı mutlulukla beklediklerini, bu sayede müsabaka sonrası kısa da olsa bir tatil yapma fırsatı yakaladıklarını belirtti.
Bu şampiyonanın Türk yüzücüleri ve takımlarını yabancı takımlarla buluşturup, onlara uluslararası tecrübe kazandırdığını da sözlerine ekleyen Burçkin, katılımcı sayısında artış olduğunu söyledi. Burçkin, etkinliğe sponsor olan firmalar ABC Deterjan, Sofra Grubu ve Arena’ya teşekkür etti.

_______________________________________________________92

Şalom, 3.8.2011
Rubi Asa
Sanatın Güncesi Mimarlık ve yaşama kültürünün 
entelektüel serüveni ADALAR
İnsanlar kültür yoksunu kaldıkları sürece köksüz de kalırlar. İnsanlar köksüz yaşayamaz, kaybolur gider. Çünkü hepimizin içinde ölüm korkusu ve ona meydan okuma isteği, ölümsüz eserler yaratma tutkusu vardır.
Kültür, insanın yaşamak, çoğalmak, gelecek nesillere evrimsel bir boyut kazandırarak bırakmak için ürettiği her şeydir.
Yemek, yazı yazmak, sanat üretmek, konuşmak hepsi kültürün öğeleridir. Kültür, insanın doğaya karşı tepkisinin gerektirdiği her türlü üretimi içerir. Toplumları etkiler, biçimler ve benimsendiği şekilde yaşatır.
Hocam Doğan Kuban; kültürün bir aşı olmadığını söylerdi, “Önce tarih bilinci gerek. Biz tarihimizi bilmiyor, geçmişimizi görmüyor, bıraktığı mirası koruyamıyoruz” derdi.
İnsan, insan içinde insan olur. İnsan, nerede insanlarla yaşamın çeşitliliğinde birlikte olabilir; ancak?
Kentte!
İnsanları birbirleriyle buluşturan, söyleştiren o kenttir… Kent buluşma demektir. Kent paylaşma demektir.
Peki kenti kim yapar? Nasıl kent olur bir yerleşme?
İnsanlar yapar kenti. Ona bir şeyler, kendi çağından, medeniyetinden duygu ve düşüncelerinden, insanlaşma yolunda bir şeyler katabilen insanlar yapar… Kendileri yapar…
Bu işi başkalarına, yaşamayanlarına, görmeyenlerine, o kenti solumayanlarına bıraktı mı, kent onların olur çıkar. Ve Kent olmaz…
Yönetenlerin, kralların, sultanların, despotların örneğin. Kenti, kendimize göre değiştirmenin, kenti bizim ya da bizim gibi yapmanın yollarına girişmekten başka çözümümüz var mı? Bunun için çaba göstermek ve mücadele etmek gerek.
Uygarlık kültürün kaynağıdır. Kültürlerin üst düzeyinde, insana karşı sunulmuş, yaşama saygı üstüne kurulmuş, şiddet içermeyen bir yaratma ve paylaşma sürecini taşır…
Her kültürün bilgesinin, düşünürünün, şairinin, sanatçısının ürettikleri şeylerdir kültürü oluşturan ve insanlığın ortak malı olan.
Günümüzde halen kentleşemediğimiz bir ortamı ve süreci yaşıyoruz. Kent sadece ve mutlaka bir yaşam alanını betimlemez, o alanda yaşanan kültürün gereksindiği yaşam biçimini de oluşturur.
Şehrimiz ya da başka bir değişle ‘kentimiz’, gerek yapısal gerek kültürel alanda inanılmaz bir hızla değişmekte yapay ve güncel bir ortamda yeni ve kendine özgü toplulukları da yaratmaktadır. Hoş, belki de bu yapay ve kültürel kökleri olmayan benzer topluluklardır, kentlere yeniden biçim vermekte ve benimsemek zorunda kalmış olduğumuz.
Adalar, yıllar boyu çok kültürlülüğün kent yaşantısının ya da ‘kentliliğin’ kavramsal değişimi yönündeki tarihi izini sürebileceğimiz prototip örneğini oluşturur.
17. yüzyıl öncesinden bu yana yerleşim alanı olan, 18. yüzyıldan sonra daha bir dışa açılan, Dersaadet’le etkileşmeler yaşayan Adalar yüzyılların değişimlerine açık ve kendi yaşam kültürünü günümüze dek örneklerle taşımıştır. Meşrutiyetlerin, Kurtuluş Savaşı’nın, Dünya
Savaşları’nın, Cumhuriyet’in etkisinde değişen toplumsal yapı, yönetimlerin ortaya koyduğu gereksinimlere paralel kültürel yapıyı da oluşturmuştur. Benimseyelim ya da benimsemeyelim, bu değişimlerin ve benimseyişlerin sonucunda oluşmuş yıllara yayılmış bir kültür yansıması, bir yaşam biçimiydi.
Adalar’da da bu tarihsel sürece, ana kentsel yaşama paralel gelişen biraz daha kozmopolit, biraz daha naif bir süreci gözlemleriz.
Serbestlik, modernite, zenginlik, dönem dönem yıkım, yenilenme ve durgunluk, sonra yeniden yapılanma ve nihayet 70’lerden sonra büyüme dışa açılma, Adalar’daki yaşamın değişimleridir.
Yüzyıllarla süregelen ve biçimlenen bir ‘Adalılık kültür ve yaşam’ birikimini yaşadığımız bu son yıllarla artık yitirmekte olduğumuz inancındayım. İthal ve mesnetsiz bir kültürün, azınlık fakat yüzyıllarca kalıcı değerlerini sindirerek kendi yaşam tarzını oluşturmak istediği bir sürece girmek üzereyiz.
Yenilenme arzusu ve etiketinin, çağdaş görünen ve modernite gibi sunulmasıyla yüzyılların izlerini taşıyan bir kültür birikimine karşıt tutumu, egemen otoritenin koşulsuz dayatmasından başka bir şey değildir. Oysa bu ne o yaşam biçimini oluşturanlara sorulmuştur, ne de nasıl benimseneceği.
Bunun en somut örneği, çıkartma gemileri benzeri motorlarla Adalar’a taşınan günübirlik, uzaydan gelmişçesine etrafı algılamaya çalışarak dolaşan binlerce insan, zeminlere döşenen çevreyle ve doğal yapıyla uyumsuz koca granit bloklar ve Adalar’daki yüzyılların birikimiyle oluşmuş zarif mimarinin estetikten yoksun alışveriş mağazalarına koca koca ilanlarla dönüştürülmesi şeklindedir.
Bizde eksik olan evrensel düşünceye uyumdur. Oysa kapı komşumuz Yunan Adaları’nda, zorunlulukla bile değil bir yaşam standardı ve estetiği olarak korunan özgün yapılar, tek renge boyanmış panjurlu evler, adaların otantik kültürel yansıması olan yaşam ve paylaşım biçimini de beraberinde taşır.
Genelde denir ki; aydınlanma çağını, rönesansı geçirmedik; peki biz de geçirelim, o zaman bundan öteye hazırlık yaparak 50 veya100 sene sonra geçirebiliriz belki. Onlar 1300’lü yıllardan itibaren çalıştılar. Bütün bunlar çalışmak, düşünce üretmek, beceri geliştirmek sayesinde oldu. Ama yanı sıra gerçekten özgür düşünceyle elde ettiler ve ürettiler bu süreci…
Batı kültürünün, sanatının, mimarisinin, felsefesinin temelini, bilimsel bilginin aranışı yönündeki çabalarla özgür düşüncenin evrimi oluşturur.
Bu evrim, yüzlerce yıllık kültürel zenginliklerin yaşam estetiğini yok sayarak ve modernite adına yapay yaşam biçimlerini oluşturarak, zorunlu benimseyişlerle sağlanamaz.
Geçmiş kültürü incelemeden sentezine ulaşmadan atılan her adım sığ sulara balıklama atlamaya benziyor. Ve her atlayışta da kafamızı durmaksızın taşlara vuruyoruz. İnsanlar kültür yoksunu kaldıkları sürece köksüz de kalırlar. İnsanlar köksüz yaşayamaz, kaybolur gider. Çünkü hepimizin içinde ölüm korkusu ve ona meydan okuma isteği, ölümsüz eserler yaratma tutkusu vardır.
Bu tutkunun en güzel örneği, Mısır piramitleri ve inşa edilen ulu mabetler, ibadethanelerdir.
İnsan doğası gereği geleceğe kalıcı bir şeyler bırakmak ister. Her sanat dalında bu çok önemlidir. Mimarlıkta daha da önemlidir.
Yüz yıl sonra bir sanatçı var olabiliyor, eserleri bir yaşam biçimini koruyor insanların mutluluk ve huzurlarına aracılık ediyorsa evrenseldir ve korunmalıdır. Korunurken de salt kendisi değil çevresi yaşantısı ve varlığıyla korunmalıdır. Yüzyıllık bir yapının yanında veya içinde modern bir alışveriş konseptini benimser veya benimsemeyebilirsiniz; bunu kullanma özgürlüğü kişiye özgüdür ama yapının varlığına müdahil olamazsınız.
Mimar Sinan’ın Türbesi Süleymaniye Camii’nin eski Ağalar Kapısı’nın karşı köşesinde, yol ayrımında üçgen bir alandadır. Önde som mermerden yapılmış bir sebil görülür. Sebilin arkasındaki ufak mezarlıkta altı sütunlu, üstü örtülü ve etrafı açık türbede Mimar Sinan’ın mezarı bulunmaktadır. Üçgen alanın birleşim noktasını yapıtlarıyla tezat olabileceğini düşündüğümüz Yunan mimarisinin temel objesi olan bir Korint sütunu ile tamamlar türbeyi Mimar Sinan.
Osmanlı mimarisinin hiçbir tasarımında görünmeyen bu estetik sütun, Sinan’ın mimarlık yaşantısının evrenselliğe dönük bir saygı duruşu niteliğini taşır. Türbesini ölümünden az önce kendisi yapmıştır.
İşte kültür ve kültürel mirasa saygı budur. Günümüzden altı yüzyıl önceden kalmış olsa bile…
Çünkü onun geçirdiği evrimsel süreç ile sonsuza kadar yaşama hakkı vardır. Bu kültürdür. Bunu benimsemek de o coğrafyada yaşıyorsanız vicdani zorunluluğunuzdur.

_______________________________________________________92

Şalom, 3.8.2011
Ester Yannier
Mevsim yaz olunca…
Mevsim yaz olunca, mekânım da Burgazada oluveriyor. Bizim köyde her şey ufak tefek değişikliklere rağmen yerli yerinde diyebileceğimiz kıvamda. Havamız, suyumuz, kafikolarımız, balıkçılarımız, melisa nane çaylarımız, akşam iş dönüşünde babalarını bekleyen çocuklarımız, çarşı esnafımız, ileri yaş arkadaşlarım… Şükür hepsi tamam… Birkaç yıl önce yangında yok olan ağaçların yerleri de yeşillendi… Kalpazankaya sefalarımızda sahne dünyasının renkli simalarıyla sırt sırta oturuyoruz.
Burgazada son yıllarda sanatçılar tarafından pek sevilmeye başlandı. Gelen bir daha, bir daha geliyor. Çok mu reklamını yaptık acaba?
Haftasonları Mavi Marmara’ya, vapurlara doluşan İstanbullular biraz serinlemek üzere adalara hücum ediyor. Plajlarımız tıklım tıkış, renkli mi renkli…
Hani merak edeniniz varsa Vladi Benbanaste yazar- yazmaz bilemem erken davranarak belirteyim, kulüpte herkes Burganj’a girmeye devam ediyor, kâh o merdivenden, kâh bu merdivenden hangisini gözü keserse, hangisini biraz daha temiz görürse… Hanımlarımız ve kimi beylerimizi sohbet ederek yandan ve yavaş kurbağalama stilinde geçen yıllardaki yüzme rekorlarını “egale” etmeye çalışıyor…
Burgaz ve kulüp demişken bahsetmeden geçemeyeceğim, bu sene de aktivelerimiz süper… Grasiella Kohener ile hanımlarımız Zumba yaparak fit kalıyor, düzenlenen tavla turnuvasında her yaş tavlacılar kapışıyor. Geçen yaz zamansız kaybettiğimiz kulübümüz üyelerinden (İYD geçmiş dönem başkanlarından) Moiz Aziz adına -her geldiğinde neşe kattığı kortlarda- düzenlenen Çiftler Tenis Turnuvasını Efraim Özşardaş ile Yasin Durmuş kazandı. Şimdi sıra tekler tenis turnuvasında…Heyecan sürüyor. Diğer yandan büyük ilgi gören bir etkinlik ise Jackie Arditty ile resim dersleri… Sayesinde, büyük-küçük herkes içimizdeki ressamı keşfediyor, boyaların dünyasında kayboluyor, bir şeyler yaratmanın keyfine varıyoruz… Arditti kış aylarında, farklı mekânlarda resim derslerini sürdürecek… Bu arada Or-Ahayim Hastanesi’nde bir sergi açtı. Yolunuz düşerse izleyebilirsiniz…
Geçmiş yıllarda kulüp üyelerimiz tarafından gerçekleşen renkli gösteri gecemiz bu sene de yapılacak. Sandra Yurgaf’ın organizatörlüğünde, sanatçı Cenk Rofe ile piyanist Emre Oktayoğlu’nun müzik direktörlüğünde, kareografisini Rina Muraben’in hazırladığı eğlencede, sesine güvenen üyeler canlı performans sergileyecekler…
13 Ağustos’ta bekleriz…
***
Geçtiğimiz haftasonu baba memleketim Çanakkale’deydim. Eğer kalabalık tatil yörelerinden sıkıldıysanız size Çanakkale’nin Güzelyalı yöresini tavsiye ederim. Avrupa’nın birçok ülkesinden gelen turistlerin yanı sıra Malezya, Hong Kong, Güney Koreliler bu yerleri çoktan keşfetmiş bile… Boğazın karşı yakasında her gün batımı adeta bir tören… Kalabalık eşliğinde fotoğraflarda zamanı durdurduk…
Plajda sohbet etme imkânı bulduğumuz yerel halkın “Çanakkale’nize Hoş Geldiniz” demesi gerçekten yüreğimizi ısıttı. Hele ki geçmiş yıllardan konu açılınca laf lafı açtı eskileri yâd ettik… Kaç kişilerdi, kaç kişi kaldı şimdi…
Dönüş yolunda ana memleketim Tekirdağ’dan, eski Yahudi mahallesinden geçmesek olmazdı. Hepsi bir tarih olan o tahta evlerin bir dili olsa da anlatsa…
_______________________________________________________93

Şalom, 3.8.2011
Riva Şalhon
Santorini ve Prens’in Adası
Santorini’deydim. Yunan adaları için “Birini gördün mü hepsini gördün sayılır” tarzı bir genelleme yapılsa da çoğunun öne çıkan bir yanı var. Örneğin Rodos tarih, Mykonos eğlence ve özgürlük demek ise Santorini de romantizm demekmiş… Adadaki çoğu faaliyet doğadan keyif almayı pekiştirecek bir ritüele dönüştürülmüş. Yüksek bir bölgeden klasik müzik eşliğinde güneş batışını izlemek insanın sesini yükseltmeye kıyamadığı bir ayin gibi.
Adanın kaya yapısı oymaya müsait. Bu sayede dik yamaçlarda bile içeri girintili yapılar inşa edilmiş. Tamamı uyumlu, ufak tefek konutlar, pansiyonlar, kiliseler, lokantalar. Otellerin çoğu Caldera manzarasına hakim olduğundan iki kişilik masaları hep yan yana oturma düzeniyle kuruyorlar.
Volkanik bir ada. Bizim gibi altın rengi kumlara alışmış Türkler için siyahımsı kumsalların pek de cazip bir görüntüsü olmasa da Ada yemek ve şarap kültürünün pekiştiği, yüksek sesli eğlencelerden çok damak tadının ön plana çıkarıldığı sakin bir yer olarak gelişmiş. Adadaki otantik sayılabilecek tek faaliyet tekne kiralayarak volkan kraterine gitmek ve yoğun miktardaki sülfür nedeniyle çamur rengine dönüşmüş sularda biraz yüzmek. Suların vücut ısısından daha sıcak olması, yaklaşık 3600 yıl önce patlayan volkanın ‘hala buradayım’ uyarısı gibi geldi bana. Fira bölgesinden liman seviyesine inen 580 basamaklık yolu da denemek gerek. Gerçi aynı yolu yukarı doğru eşeksırtında yapan birileriyle burun buruna gelme ihtimali var. Ve tabii ki arayan müze de bulur!
Kısacası, insanı, peyniri, kahvesi Türk’e benzeyen sevimli bir ada. ‘Greek coffee’ demeye alışmış aksanlı İngilizceleri ile bize kibarca gülümseyerek ‘Turkish coffee?’ demeleri bana çok dostane geldi.
Düşünüyorum da… Santorini gayet büyük bir ada. Bizim Büyükada’dan kat kat büyük. Neden girişimciler bu adayı keşfetmemiş? Doğru dürüst bir Starbucks’ları yok, MM Migros yok! Gelen turistleri memnun edecek alternatif damak zevkleri yok! Tutturmuşlar Ege mutfağı diye. 10 sene önce giden bugün gitse hiçbir ‘gelişme’ hissedemez. Şöyle adanın orta yerine devasa bir site yapılsa da daha çok insan ev sahibi olsa fena mı olurdu? Sanat galerileri çok yer kaplıyor mesela, onları kaldırarak neon tabelalı 1-2 dükkân konsa veya hep aynı duran tırabzanlar değiştirilip yeniden bir müteahhide verilse. Onların bizim adamızdan ne eksiği var? Neden gelişemiyorlar?
Tabii ki kendimce bir tez geliştirdim. Onlar adalarını asimile etmiyorlar. Yani, çoğunluğun baskısıyla, kültür birikimlerinin ve kimliklerinin erimesine hevesli değiller. Zaten gelenlerin de öyle adayı fethetmek ve kendine benzetmek gibi bir amacı da yok. Hintlilerin Britanya Adası’nı Hindistan’a çevirmesi nasıl mümkün değilse, turistlerin de hangi millet veya kültür olursa olsun Santorini’ye gelince kendi geleneklerini bir kenara bırakıp adanın ahenginin bir parçası olması doğal olanı.
Büyükada’da ise durum tam tersi. Eskiden kültür çeşitliliği çok iken artık tek tip insana rastlanıyor. Seneler önce Mine Kırıkkanat’ın çok zalimce tarif ettiği tarz sırtını denize dönmüş, kendi bildiği gezme yeme kültürünü gittiği yerlere de dayatan insan prototipinin artık Büyükada’yı da ele geçirdiğini görüyorum. Günübirlik gelenlerin yanı sıra artık burayı yazlık olarak benimseyenler de adayı kendi alıştıkları habitatlara çeviriyorlar. Esnaf da buna göz yumuyor.
Biz adamızı teslim ettik. İstanbul’un tuhaf bir uzantısı haline gelmesine izin verdik. Yaşasın!
_______________________________________________________94
Şalom, 3.8.2011
Tilda Levi
[...] 6 Ağustos akşamı Büyükada Anadolu Kulübü’nde bir Nino Varon gecesi yaşanacak. Geçen sene katılanlar anımsayacaklardır, müzik hem bizlere, hem de Nino ile bar- mitsva yapan, o zamanın çocukları, bugünün gençlerine de hitap edecek. Uzun zamandır karşılaşmadığımız yaşıtımız dostlarla bir arada olmak eminim bizleri iyi hissettirecek. En güzeli ise müzik düğünlerde olduğu gibi bilmem kaç desibelle insanı tavana fırlatmayacak, konuştuklarımızı duyabileceğiz.
***
Geçen hafta Maden’deki ‘Gözlü Ev’den bahsetmiştim. Daha sonra orayı gezen eşime nasıl bulduğunu sordum. ‘Keşke gitmeseydim’ yanıtını verdi. ‘Neden’ dedim, ‘Yüksek tavanlar, balkon, şahane manzara…’ Meğerse bir vesile ile geçmiş yıllarda içerisini gezmiş. Tavanlardaki fresklerin, duvarlardaki simgelerin beyaz boya ile kapatıldığını görünce üzülmüş. Haklı; restorasyon anlayışımız ne de olsa biraz ticari. Bu arada internet bilgilerine dayanarak ‘Gözlü Ev’in bir mabet görevi yapmadığını yazmıştım. Aldığım uyarılar çerçevesinde, konuyu araştırıp ileri bir tarihte sizlere ileteceğim. [...]

_______________________________________________________95

From: ADALAR MÜZESİ
Subject: Adalar Müzesi Desteği ile Doğa Koleji Yaz Şenlikleri – 6-7 Ağustos 2011
Date: August 4, 2011 4:17:25 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com
_______________________________________________________96

From: ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ
Subject: [adalarkulturdernegi] BÜYÜKADA KONSERLERİ
Date: August 4, 2011 10:27:24 AM GMT+03:00
To: adalarkulturdernegi@yahoogroups.com
_______________________________________________________97
HaberX, 05.08.2011
BÜYÜKADA’DA 
RAMAZAN AYINDA 
YENİ TÜRKÜ, 
MELAHAT GÜLSES, 
JAZZ QUARTET 
KONSERLERİ
İSTANBUL (ANKA) – İstanbul Büyükada, Ramazan ayı boyunca her hafta sonu farklı müzik türlerinden sevilen sanatçılara ev sahipliği yapacak.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğü ve Kültür A.Ş.işbirliğiyle Büyükada Yaz Konserleri gerçekleştirilecek. Büyükada Yaz Konserleri kapsamında 6 Ağustos’ta Melihat Gülses sevenleri ile buluşacak. Türk Sanat Müziğinin güçlü seslerinden Gülses’in ardından 13 Ağustos’ta Yeni Türkü, 21 Ağustos’ta Taylan Erler Jazz Quartet ve 27 Ağustos’ta Yırtık Uçurtma grubu sahne alacak. Tüm konserlerin saat 22.00′de başlayacak ve ücretsiz olacak.(ANKA)
(NÇ/ÖMR)
_______________________________________________________98
Gerçek Gündem, 5 Ağustos 2011
Medyanın geleceği tartışılacak
“Adalar’da Medya Söyleşileri”nin ikincisi 6 Ağustos günü Büyükada’da yapılacak.
Adalar Belediyesi’nin desteğiyle Temmuz ayında başlayan “Adalar’da Medya Söyleşileri”nin ikincisi 6 Ağustos 2011 Cumartesi günü yapılacak.
Medyanın geleceğinin tartışılacağı ve moderatörlüğünü gazeteci Murat Ören’nin yapacağı panelde, konuşmacılar Milliyet Gazetesi yazarı Nail Güreli, IMC TV programcısı gazeteci Nazım Alpman, CNNTürk Haber Müdürü Rıdvan Akar ve ntvmsnbc.com Yayın Yönetmeni Ahmet Yeşiltepe “Medya nereye gidiyor?” sorusuna yanıt arayacak.
Panelde, medyanın teknolojik gelişiminden sermaye yapısına, medya etiğinden
yeni bir medya düzeni için neler yapılması gerektiğine kadar birçok konu masaya yatırılacak.
Büyükada Çınar Meydanı Çelik Gülersoy Kültür, Sanat ve Sergi Merkezi’nde yapılacak panel Saat: 17.00-19.00 saatleri arasında.
Adalar’da Medya Söyleşileri’nin 13 Ağustos 2011Cumartesi günü yapılacak üçüncüsünde ise “medyanın spor algısı” tartışılacak.
_______________________________________________________99

Medya73, 5.8.2011
Beşiktaş dostları iftar yemeğinde buluştu
Her yil geleneksel olarak BESIKTAS DOSTLARI DERNEGINCE organize edilen IFTAR yemegi etkinligi bu yil 04.08.2011 Perşembe günü Büyükada Merkez Camii avlusunda gerçeklesti.
Dernekten yapılan açıklama ise şu şekilde ;
Iftarimiza Dernek Baskanimiz Bülent Deris basta olmak üzere , komite üyelerimiz , dernek üyelerimiz Besiktaslilar ve Büyükada halki büyük ilgi göstermistir.
Bu etkinliginmizde bizi destekleyen ve davetimize gelen herkese tesekkür eder,nice iftar yemeklerinde birarada olmayi dileriz.
BESIKTAS DOSTLARI DERNEGI

_______________________________________________________100

Akşam- Pazar, 7.8.2011
Eyüp Tatlıpınar
Kuyruklu yıldız altında bir ev
‘Şıpsevdi’, ‘Gulyabani’, ‘Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç’ gibi romanlarıyla tanıdığımız, edebiyatımızın önemli isimlerinden Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Heybeliada’da son 30 yılını geçirdiği evi önümüzdeki günlerde restore edilecek. Evin hikayesi de Gürpınar’ın hikayesi kadar ‘renkli’.
Osmanlı’nın son, Cumhuriyet’in ilk döneminde yaşamış Hüseyin Rahmi Gürpınar, 80 yıllık hayatının son 30 yılını Heybeliada’da geçirmişti. 1944′te vefatının ardından, burada kendi imkanlarıyla yaptırdığı üç katlı evinin başına gelmedik talihsizlik kalmadı. Gürpınar’ın bütün bir edebiyat yaşamını, uğraşlarını, kişiliğini yansıtan ev, her nasılsa yağmaları, bakımsızlığı ve kurumdan kuruma devredilme perişanlıklarını atlatıp 2000′lere ulaşmayı başardı. O yıl Adalar Kaymakamlığı’nın girişimi ve Kültür Bakanlığı’nın desteğiyle restore edilip müze haline getirildi. Aradan geçen zamanda yıpranan evin, ekim ayında İstanbul İl Özel İdaresi’nce tekrar yenileneceği açıklandı. Önemli mimari problemleri bulunmamasına karşın evin özellikle iklimlendirme sorunu yaşadığı, restorasyonda bu durumun da giderileceği söyleniyor.
GÜRPINAR; ‘EVİN YOLU BENDEN DAHA MEŞHUR’
Doğrusu yenileme çalışmalarının yapılacağını duyduğumuzda aklımıza düştü evi ziyaret etme fikri. Evi görmek için başka vesile arayanlara yazarın 1864′ün 17 Ağustos’unda doğduğunu hatırlatabiliriz; yani doğum gününün yaklaştığını. Yalnız hemen söyleyelim, Heybeli’ye vardıktan sonra eve ulaşmak için küçük bir zahmete katlanmanız gerekiyor. Zira Gürpınar kalabalıktan uzak kalmak için kıyıdan biraz uzağa kurmuş evini. Yaklaşık yarım saat yürüyüp yokuş çıkmalısınız. Fayton ya da bisiklet kiralamak işinizi kolaylaştırır. Yolda müzeyle ilgili bir tabela yok. Bir süre devam eden, daha sonra çatallanan yolun kafanızı karıştırmaması için Türk usulü tarif şöyle; askeriyeye kadar devam edip, soldaki yokuşu çıkan yolu takip edeceksiniz. Eğer asfalttan ayrılıp toprak yollara sapmadıysanız, oradan çam ağaçlarının içindeki eve ulaşmanız 10 dakika sürmeyecek. İşin bu kısmı yalnızca öğlen sıcağında eve giden bizim için değil, vaktiyle Gürpınar’ı ziyaret eden arkadaşları için de dertliymiş. Devrin önemli kadın şairlerinden Şükufe Nihal bir kez ‘Buraya gelmek için tayyareye binmeli’ şeklinde sitem ettiğinde ‘Haklısınız’ demiş Gürpınar; ‘Benim evin yolu benden daha meşhurdur.’
Bahçe kapısının ziline bastığınızda sizi Nevin Hanım karşılıyor. Ailesi vaktiyle Karadeniz’den buraya göç etmiş, doğma büyüme adalı ve üç yıldır müze evin bekçiliğini yapıyor. Espriyle karışık ‘Eve gelebilen oluyor mu?’ diye sorduğumuzda, kışın kuş uçmaz kervan geçmez bir yer olduğunu ama havalar ısındığında çok sayıda ziyaretçi geldiğini söylüyor. Bizden önceki gün üç aile ziyaret etmiş örneğin.
KÖŞKÜN YILAN HİKAYESİNE DÖNEN KADERİ
İçeri adımınızı attığınızda ilk katta oturma odası biçiminde düzenlenmiş geniş bir salonla ve yazarın okuma odası olarak kullandığı küçük bir bölümle karşılaşıyorsunuz. Gayet sade bir havaya sahip ilk katta aslında epey eşya varmış vaktiyle. Fakat yağmalanmış. ‘Yılan hikayesi’ni şöyle anlatalım; Gürpınar’ın ölümünün ardından ev yazarın mirasçısı, dayı kızı Emine Muzaffer’in yazlığına dönüşür. Muzaffer, evi 1964′te İl Özel İdaresi’ne müze yapılması için satar. Çalışmalar ancak 1983′te başlar; Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilerek. 1987′de müzeye çevrilmesi için bu kez Adalar Belediyesi’ne verilir. Öncekilerin beceremediği işi belediye de beceremez. 1996′da adaya kaymakam atanan Mustafa Farsakoğlu (şimdiki belediye başkanı) tekrar ilgi gösterir, belediye ve bakanlıkla işbirliği yaparak 2000′de nihayet müzeye dönüşmesini sağlar. Bütün bu süre boyunca bekçiye rağmen engellenemeyen yağmalarda, envanterde görünen yazarın piyanosu, bisikleti, kemanı, yağlıboya tabloları, avizeleri, kristal likör takımları, antika halıları kaybolur. Yine önemli bir kısmı kaybolsa da, fareler ve böcekler dışında kitaplara dokunan pek olmaz.
Gürpınar’ın zevk sahibi biri olduğunu üst kata çıktığınızda görüyorsunuz. Burada çalışma odasıyla yazar hakkında ilginç bilgiler veren yemek ve yatak odaları var. Yemek odasındaki masa Gürpınar birazdan yemeğe gelecekmiş gibi kurulu. Antika mobilyalar, Fransız tarzı kristal içki ve porselen yemek takımları yazarın zevki hakkında ipuçları veriyor. Yatak odasında ilk anda dikkat çeken yatağın üzerindeki işlemeli pembe örtü. Özen gösterildiği belli olan ama zamana yenik düşüp bozulmuş bu işlemeler de, mutfaktaki masanın artık tozla kaplanmış örtüsündeki tığ işi motifler de bizzat yazarın kendisine ait. Sabah erken kalkıp İsveç usulü sporunu yaptıktan sonra öğlen ikiye kadar çalışma odasına kapanıp kitabını yazarmış Gürpınar. Günün geri kalanını da en büyük üç keyfine ayırırmış; kitap okumak, örgü örüp elişi yapmak ve yemek hazırlamak.
Gürpınar’ın örgü ve dantel merakı, babaannesinin ve teyzesinin yanında büyüdüğü çocukluk yıllarına kadar uzanıyor. İleriki yaşlarında yalnızlığını gidermek, sıkıntılarını unutmak için hobiye dönüşür bu merak. Yemek yapmakta da üstüne yoktur. Özellikle reçelleriyle dondurmaları arkadaşları ve ada halkı arasında ünlenir. Tarif almak için kapısını çalanlar çoktur.
EN GÜZEL ODA ARKADAŞI HULUSİ BEY’E
Evin çatı katına çıktığınızda küçük bir bölümün, Gürpınar’ın kendisine ördüğü takkeler, vazo kılıfları gibi elişlerinin sergilenmesi için ayrıldığını görüyorsunuz. Adayı, denizi ve İstanbul’u gören geniş manzaraya sahip en güzel oda da yine çatı katında bulunuyor. Burası Gürpınar’ın gençlik yıllarından beri en yakın arkadaşı olan Miralay Hulusi Bey’e ayrılmış. İstanbul’dan neredeyse hiç ayrılmamasına karşın, Hulusi Bey 1933′te vefat edince sıkıntıdan ve kederden kaçmak için Mısır’a gitmesi arkadaşına duyduğu sevgiyi anlatmaya yetiyor. Kitaplarını ilk önce okuttuğu, her sabah birlikte yürüyüşe çıktığı Hulusi Bey dışında yalnızlığını kimseyle paylaşmadığını söylemek yanlış olmaz. ‘Müzmin bekar’dır ve ömür boyu evlenmez. Aşk onun için cinselliğin öne çıktığı gelip geçici bir durumdur. Refik Ahmet Sevengil, Gürpınar’ı anlattığı bir yazısında şöyle diyor; ‘Bir gün (bekarlığının) sebebini sorduğumda önce sıkıldı, kızardı, suali cevapsız bırakmamak için gülümsedi: Yattığım odada başka nefes istemem, sinirlenirim, bunun içindir ki misafirlikte de kalmam.’
Vaktiyle Turing Vakfı’nın başkanlığını yürütmüş ‘İstanbul aşığı’ Çelik Gülersoy, her fırsatta dikkatleri yönlendirmeye çalıştığı evin, en nihayetinde müzeye dönüştürülmesine katkı sağlayanlardan biri. Gülersoy, yazarın romanlarında bizim insanlarımızı ‘epeyce sevimli, çok renkli ama biraz da nemelazımcı, biraz eyyamcı, biraz yüze gülücü’ bir karaktere büründürdüğüne dikkat çekip, evin talihsiz hikayesinin de pekala bu tespiti doğrulayan biçimde okunabileceğini söylüyor; ‘Kuyruklu Yıldız Altında İzdivaç romanında’ta anlattığı gibi, Halley’in dünyaya çarpmasından korunmak üzere herkes evinin kapısını kapamayı yeğledi. Sevgili piyanosu, avizeleri, işlemeli koltukları birer birer götürülürken, kimse ne olduğunu sormadı.’
Romanlarında insanları anlattı ama onlardan uzak yaşadı
Romanlarında, öykülerinde ve tiyatro oyunlarında ironinin eksik olmadığı sıcak bir dille insanları ve kadın erkek ilişkilerini anlatan yazarın, evini insanlardan uzak bir yere kurmasının nedenini onun hikayesini öğrendiğinizde anlıyorsunuz. Kendisi henüz çevresini tanıyacak yaşa bile gelmemişken annesini veremden kaybeder, babası yeniden evlenip İstanbul’dan ayrılırken onu babaannesine bırakır. Mahmudiye Rüştiyesi’nin subay bölümünde okurken annesini teslim alan hastalık onu da yakalayınca okulu bırakıp yalıtılmış bir yaşama başlar. Zaten verem hastalığıyla tanışmış bir ailede büyümesi onu mikroptan korkan, aşırı titiz, eldivensiz gezmeyen, tokalaşmaktan kaçınan, başkasının dokunduğu yere elini sürmeyen bir ‘hastalık hastası’ yapmıştır. Romanlarında dönemin insanlarını ve daha çok da kadınları başarıyla anlatabilmesinin nedeni, kadınların arasında geçen çocukluğudur.
1900′lerin başlarından itibaren 10 yıl kadar, yaz günlerini Heybeliada’da kiraya çıkarak geçirir. 1888′de Tercüman-ı Hakikat gazetesinde tefrika edilmiş ilk romanı ‘Şık’ ona ün kazandırmış, ertesi yıl ilk kitabı olarak basılmıştır. Zamanının en çok satan ve kazanan yazarlarındandır. II. Abdülhamit’in bu başarısından dolayı kendisine verdiği beratı evinin duvarında asılı görebilirsiniz. 1911′de yayınlanan ‘Şıpsevdi’ romanından 700 altın lira gibi büyük bir kazanç sağlayan yazar ertesi yıl, adanın kıyıya uzak yüksek yerindeki bir arsayı alıp evini yaptırmaya başlar.
_______________________________________________________101

From: AVNİ KURTULDU
Subject: Faşizme geçit yok
Date: August 7, 2011 2:04:57 PM GMT+03:00
To: Adalar.postasi.1@gmail.com
Faşizme Geçit Yok!
Norveçli dinci faşist Breivik’in katliamından sonra herkesin aklına “Avrupa’ da faşizm hortluyor mu? ” sorusu takılmaya başladı.
Avrupa’da yükselişe geçen aşırı sağ hareketlere karşı, antifaşist kişi ve kurumlar da yeniden organize olmaya başladı. Faşist hareketlere karşı sessiz kalmak, faşizmi onaylamak ve körüklemekten başka bir işe yaramaz. Avrupalı ilericiler, faşist gelişmelere karşı tarihi “Faşizme Geçit Yok” sloganıyla yollara dökülmeye hazırlanıyor.
Türkiye’de AKP Hükümeti’nin icraatlarına baktığımızda da, benzer faşizan uygulamalarla karşılaşmaktayız. Bunlara, Torba yasanın ihtiyaç fazlası Belediye işçilerine sürgün yolunu açan 116. maddesini gösterebiliriz. Torbayı biraz karıştırdığımızda, kıdem tazminatına hak kazanabilmek için 10 yıl çalışma zorunluluğu, esnek çalışma (part-time, evden çalışma, çağrı üzerine çalışma vb.) gibi uygulamaların getirilmek istendiğini görmekteyiz.
Başta İBB olmak üzere AKPli Belediyeler Torba yasanın kendilerine verdiği yetkileri kullanarak, işveren isteği doğrultusunda Belediye-iş mensubu işçilere ‘sendika değiştirme baskısı’ uygulamakta. Örgütsüzleştirme ve sendikasızlaştırma peşinde olan işverenlerin isteği ve desteğiyle İBB ve AKPli ilçe belediyeleri, Belediye-iş Sendikası’na bağlı işçileri baskı ve tehdit yoluyla işveren yandaşı Hizmet-iş’ e (HAK-İŞ ) kaydırmakta!  “Halkın seçtiği adamlara yandaş olmak bizim için utanılacak bir şey değildir.” diyen HAK-İŞ Başkanı AKP yandaşı olduğunu açıkça itiraf etmektedir.
Hiçbir demokratik ülkede işçinin sendikal tercihine müdahale edilemez, sendika değiştirme baskısı uygulanamaz.
Peki CHPli Adalar Belediyesi’nde durum farklı mı?
CHP’nin Adalar İlçe yöneticileri ve bazı CHP Meclis üyeleri, Belediye-iş Sendikası’na bağlı işçilere baskı uygulayarak ve torba yasayla tehdit ederek Genel-iş Sendikası’na kaydırmak istemektedir. Bu durumda AKP zihniyetinden ne farkımız kalıyor?
Faşist hareketlere sessiz kalmak onaylamaksa, taklit etmek de faşizmi meşrulaştırmaktır. CHP’ye yakışan, Genel Başkanımız’ın Kurultay’da seslendiği gibi “Faşizme geçit yok.” duruşunu sergilemektir. CHP Adalar Belediyesi, derhal işçiler üzerindeki sendika değiştirme baskısına son vermeli ve gerçek sol duruşunu göstermelidir.
Faşizme karşı sessiz olmak yok!
Faşizmi taklit etmek yok!
Faşizme geçit yok!
Avni KURTULDU
_______________________________________________________102

Posta, 7.8.2011
(31.07.2011 tarihli Pazar Postası’ndan alınmıştır.)
Seral Cumalı
Heybeli’de yine mehtaba çıkılıyor
Yesari Asım Ersoy’un şarkısını herkes bilir; “Biz her gece Heybeli’de mehtaba çıkardık, sandallarımız neşe dolar zevke dalardık… Saz seslerinin sahile aksettiği demler, etrafı bütün şarkı gazellerle yakardık…”
Heybeli’de mehtaba çıkmak o zamanlar kitlesel yapılan bir eğlence, hayattan tad alma anlarıymış. Faytonlar üstlerindeki tenteyi açar, iki yanındaki fenerleri yakar, akın akın mehtabı seyretmeye gidenleri taşırmış. Daha düne kadar bu gelenek sadece o eski şarkıda kalmıştı. Heybeliada’da ise ünlü bestekarın büstünün üzerinde yazılı sözlerde. Şimdi ise Heybeliada gönüllüleri bu geleneği canlandırıyor. Gönüllülerin öncülüğünde Heybelililer mehtaba çıkıyor, daha doğrusu mehtap konserleri düzenliyor. Her mehtapta, o müthiş atmosferde şarkılar dinleniyor.
Geçmişin izinde bugünü yaşamak
Heybeliada gönüllülerinden Sibel Altıoklar’la iskelede buluştuk; ve birlikte geçmişin izini sürmeye, bugünün getirdiklerini yaşamaya koyulduk. Yıllarca vapurla geldiğim adalara mecburen (çünkü Bostancı’dan Heybeli’ye iki saat sonra vapur vardı) Mavi Marmara motoruyla gelmenin şaşkınlığını Sibel Altıoklar’la paylaşınca; “Sorma, ada vapurları tümüyle kaldırılıyordu, gönüllüler olarak ilk büyük mücadelemizi burada yaptık ve adalarla birlikte anılan vapurların az sefer yapsa da kalmasını sağladık” diyor. Sibel Altıoklar, 3 aylıktan beri yazları Heybeliada’da geçiriyor. Benim de Heybeliada ile tanışmam Sibel sayesinde oldu.
Lise boyunca her 19 Mayıs’ta (Sibel’in ailesi henüz adaya taşınmadan) bir grup kız arkadaş üç katlı beyaz ahşap köşklerine gelir, müthiş eğlenirdik. Sibel gibi Heybeliada’ya gönül verenler, onu eski güzelliğine kavuşturmak isteyenler bir araya gelerek Heybeliada Gönüllüleri Derneği’ni kurmuş. Bu dernekte sadece Heybeliada’nın güzelleştirilmesi konuşuluyormuş. Asla siyaset girmiyormuş. Derneğin başkanı işadamı Ömer Faruk Berksan, başkan yardımcısı yine iş adamı Teoman Sunar. Üyeler arasında ise; CHP İstanbul milletvekili ve deprem profesörü Haluk Eyidoğan’dan adanın köklü ailelerinden birine mensup olan Zeynep Sohtorik’e, camideki hocadan Heybeliada muhtarına kadar herkes var. Yani Heybeliada’yı seven ve onun için iyi bir şeyler yapmak isteyen herkese açık. Sonra Zeynep Sohtorik de bize katılıyor.
İskeleden inip sağ tarafa yürürken yolun sonunda küçük bir kulübe-butik açmışlar. Burada adada yaşayan sanatçıların yaptığı resimler, seramikler, gönüllüler tarafından yapılan bez çantalar, ada ile ilgili kitaplar satılıyor. Bu şirin butiğin amacı, adaya daha iyi hizmet edebilmek için gelir elde etmek. Burası aynı zamanda enformasyon bürosu görevi de görüyor. Gönüllüler eski bir Rum okulunu da, müzik evi olarak hizmete açmak üzere restore ettiriyor. Muhteşem bir bina. Burada müzik çalışmalarından enstrüman tamirine kadar her şey olacakmış. Yakında Heybeli’den müzik sesleri daha da yükselecek. Gönüllüler pazar akşamı ise portakal renkli gönüllü tişörtlerini giyip, hafta sonu Heybeliada’da piknik yapanların bıraktıkları çöpleri topluyorlar. Herkese örnek olsun diye. Geride çöplerini bırakan piknikçileri dinleyince, edebiyatçı Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın bir zamanlar adadaki meşhur pikniklerini anıyoruz.
Bir faytona binip Hüseyin Rahmi’nin (1864-1944) Demirtaş Sokak’ta 1918 yılında yaptırdığı köşke çıkıyoruz. Ünlü yazar 1912-1944 yılları arasında bu köşkte yengesi Aliye Hanım, Aliye Hanım’ın kızı Safter Hanım, arkadaşı Miralay Hulusi Bey ve hizmetçisiyle yaşamış. Yaşarken değeri bilinmiş ve kitaplarından para kazanmış sayılı edebiyatçılardan. Bu köşkü de bir romanından kazandığı parayla yaptırmış. Şimdi buraya maddi bir karşılık almadan gözü gibi bakan Nevin Hanım anlatıyor: Ünlü yazar her sabah önce spor, sonra banyo yaparmış. Bisikletle gezmeyi çok severmiş. Hüseyin Rahmi’ye ‘Şeytan arabalı’ derlermiş. Şimdiki adalılar gibi herkesin bisikleti yok o zaman, adalıların ilk gördüğü bisikletmiş onunki. Arkadaşı Miralay Hulusi Bey yemek alışverişini yapar Hüseyin Rahmi de pişirirmiş.
Yemekleri hele reçelleri çok meşhurmuş. Sonra küçük çalışma masasında romanlarını yazarmış. Ara verince de dantel örermiş. Evdeki yatak örtüsü, masa örtüsü, müthiş bir ustalık eseri danteller hep onun eseri. Yaptığı resimler ve hatlar da duvarlarda asılı. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın yeğeni Gülçin Gürpınar, Miralay Hulusi Bey’in yeğeni Abdullah Tanrıkulu ile evlenmiş. Aralarında çok yaş farkı varmış; yazarın yeğeni eşinden çok büyükmüş. Gülçin Hanım, çok yaşlanıp ölmeden önce bu köşkü müze-ev olarak korunması ve bakılması şartıyla İl Özel İdaresi’ne bırakmış. Köşk’ten iyi haberle ayrılıyoruz. İl Özel İdaresi bu yıl içinde evin restorasyonuna başlayacak.
Ruhban Okulu’nun eşsiz kütüphanesi
Hüseyin Rahmi’nin evinin balkonundan bakınca tam karşı tepede Heybeliada Ruhban Okulu bütün ihtişamıyla duruyor. Dokuzuncu yüzyılda İstanbul Patriği Aziz Fotios tarafından kurulan bu yapı yıllarca manastır ve kilise olarak kullanılmış. 1844’te ise manastırın bünyesinde din adamı yetiştiren bir okul açılmış. Bu okul o tarihten kapandığı 1971 yılına kadar bine yakın mezun vermiş. Okulun önemli bir özelliği de 120 binin üzerinde kitap bulunan kütüphanesi… Kütüphanede Yunan ve Latin klasiklerinden Bizans tarihine, hukuktan arkeolojiye kadar birçok konuda kitaplar var.
Verem olan İnönü’ye Atatürk’ün önerisi
Çok bakımlı bir evdeyiz bu kez. İnönü’nün evinde. Hikaye şöyle: Yıl 1924. İsmet İnönü’ye verem teşhisi koyulur. Doktorlar temiz hava, çam ve deniz kokusu önerir. Atatürk, yakın silah arkadaşına Heybeliada’yı tavsiye eder. İnönü, 1924’te Rum bir aileye ait olan bu evi kiralar. 1934’te, ailece tatillerini geçirdikleri ve çok sevdiği bu evi satın alır. Bu eve sık sık ziyarete gelen Atatürk, evin ihtiyacı olan eşyayı İnönü Ailesi’ne hediye eder. Bu evde sağlığına kavuşan İnönü de, vereme yakanan askerlerin tedavisi için Heybeliada Sanatoryumu’nu inşa ettirir. İnönü, denize çivileme atlamalarını Heybeli’de yapardı. Aile, Heybeli’deki evi uzun yıllar sayfiye evi olarak kullanır. Sonra , İnönü Vakfı tarafından müzeye çevrilir. Adada ünlü yazar Ahmet Rasim’in de küçük bir evi var. Ancak ev bakımsızlıktan harap durumda. Umarım bir gün bu eve de el uzatılır…
Heybeliadalılar öneriyor
* Adadaki tüm müzeler, müze-evler pazartesi günleri kapalı; o yüzden adaya diğer günlerde gelmeyi tercih edin.
* Sahillerdeki lokantalar veya küçük tur yolunda bulunan butik otel Perili Köşk’te güzel yemek yenilebilir.
* Heybeliada’da kalacaksanız, en güzel oteli Halki Palas. 1858’den beri orada.
* Denize girmek için Sadık Bey Plajı, Green Beach ve Çamlimanı’nda bir tatil köyünü andıran Ada Beach var
_______________________________________________________103

TGRT, 7.8.2011
Türk Kızılayı, Doğu Afrika’ya yardım elini uzatıyor
Kargo uçağı ve gemiyle yardım malzemelerini bölgeye ulaştırmaya hazırlanan Türk Kızılayı, hayırseverlerin desteğini bekliyor. Kınalıada Ermeni Kilisesi de ilk defa Türk Kızılayı’na bağışta bulunarak Afrika’ya yardım elini uzattı.
Somali, Cibuti, Etiyopya ve Kenya…
Afrika Boynuzu’nun yoksul ülkeleri, makus talihlerine yine yenik düştü.
5 yıldır yağmur tanesinin düşmediği bölge toprakları, son 60 yılın en ağır kuraklığını yaşıyor. 12 milyona yakın insan açlıkla mücadele ediyor.
Hemen her felakette yardım elini muhtaçlara uzatan Türk Kızılayı, Afrika’da yaşanan insanlık dramına da sessiz kalmadı.
Türk Kızılayı, bölgeye hem kargo uçağıyla hem de gemiyle yardım ulaştırmaya hazırlanıyor.
Yardım malzemeleri arasında hem gıda hem de mutfak eşyaları yer alıyor.
Afrika?ya gönderilen yardımlar sırasında bir ilk de yaşandı.
Kınalıada Ermeni Kilisesi Afrika?daki felaketzedelere ulaştırılmak üzere, ilk kez Türk Kızılayı?na bağışta bulundu.
_______________________________________________________104
SonDakika, 8.8.2011
(Haberler.Com, 08.08.2011)
Ünlü Manken Vahe’den 
Genç Sporcu Paşa’ya Destek…
27. Uluslararası Prens Adaları Yüzme Şampiyonası, İstanbul Kınalıada Su Sporları Kulübü Başar Acarlı Tesisleri’nde Yapıldı.
Türkiye’nin yanı sıra Rusya, Kosova, Bosna-Hersek ve Bulgaristan’dan toplam 38 takım ve 422 sporcunun katıldığı yüzme şampiyonasında 400 metre serbest yüzmede aynı zamanda İTÜ. Türk Müziği Devlet Konservatuarı’nda eğitim gören genç müzisyen Paşa Güven’de madalya alanlar arasındaydı.
Gençlik Spor İl Müdürlüğü Yüzme Takımı adına yarışlara katılan genç müzisyen Paşa, madalyasını aldığında ünlü cansız manken Vahe Kılıçarslan, antrenörü Canan Horasanlı ve takım arkadaşları tarafından tebrik edildi. Yarışma boyunca genç yüzücülere destek veren Vahe, 400 metre 15 yaş grubunda madalya alan Paşa’yla yakından ilgilendi. Genç sporcu Paşa ve Vahe objektiflere madalya ile mutluluk pozu verdiler.
Organizasyonda Adalar Kaymakamı Salih Keser, Adalar Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu, Türkiye Yüzme Federasyonu Başkanı Ahmet Bozdoğanve Kınalıada Su Sporları Kulübü Başkanı Prof. Dr. Emre Burçkin, usta müzisyen Erkan Oğur, yazar Arslan Güven ve ünlü manken Vahe Kılıçarslan’da yer aldı.
Ayrıca Başbakan ve Cumhurbaşkanı’nın mesajlarıyla destek verdiği yüzme yarışmasında iki gün boyunca Kınalıada’da kırılan rekorlar ve alınan derecelerle özel anlar yaşandı.
Kınalıada Su Sporları Kulübü Başar Acarlı Tesisleri’nde gerçekleştirilen yüzme şampiyonasında 422 yüzücü hem şampiyonluk için yarışıp, hem uluslararası dostluğu ve kardeşliği paylaştılar.
Kınalıada’da çeyrek asrı aşkın süredir başarılı bir organizasyonla gerçekleştirilen bu şampiyona, Avrupa Yüzme Federasyonu LEN tarafından da tanınıyor ve takviminde yer alıyor. Şampiyona katılan sporcu sayısının büyüklüğü, verilen ödüllerin çeşitliliği ve uluslararası bir organizasyon olması açısından Türkiye için önem taşıyor.
_______________________________________________________105

Şalom, 10.8.2011
Tilda Levi
Korsan faytoncular
Ramazanla birlikte bazı turist grupları elini eteğini çekince Adalar’da gözle görünen bir boşluk oluştu. Arabacılar ‘büyük tur değilse gitmeyiz’ söylemlerini bırakıp yolcu almaya başladılar. Yaşam, doğal haline geri döndü. Gerçi şehir adetleri Ada’da da uygulanmaya başlandı. Korsan taksilerin yerini korsan faytoncular aldı. Talepler karşısında da ücret çift misli oldu. ‘Protesto edin; çağırmayın bu arabacıları’ diyebilirsiniz… O da mümkün değil. Zira Ada’da her yaş grubundan insan var. Uzakta oturan yaşlılar veya küçük yaşta çocuğu olanlar fayton kullanmaya mecbur. Ne yapsınlar? Artık çözümü belediyenin mi, başka merciinin mi bilemiyorum. Bu yaz sağlık nedenleri dolayısıyla Ada’ya gelemeyen bir aile büyüğünün yaşıtlarına bakındım. Önceleri Ada’da otelde olmalarına rağmen bu yaz şehirde kalmayı yeğlediler. Neden? Araba bulamama endişesinden. ‘Olduğumuz yerden kımıldayamayacaksak, niye gidelim’ dediler. Bu da yeni bir göçün başlangıcı oldu.
***
Çoluk çocuğa karışıp yazlığa gitmeye başlayan kimi genç aileler, ebeveynleri gibi Adalar’a gitmek yerine İzmir’in güzel beldesi Çeşme’yi seçtiler. Böylece Adalar genç nesilden de küçük bir fire verdi.
Adalı ailelerin yeni evli çocukları, hafta içi işe erken gitmeleri gerektiğinden şehirde kalmayı tercih ettiler. Sedef’te denize girmeyi cazip buldularsa da hafta sonunda hava yollarının ucuz biletleriyle Bodrum’a gitmeyi tercih ettiler.
Seçenekler bitmiyor. Ada’da yaşamayı daha hoş bir hale getiren unsurlar da var. Gerek Su Sporları, gerekse Anadolu Kulübü üye alımı için büyük kolaylıklar tanıyor. Yeni bebekli genç anneler çocuk havuzlarının önünde arkadaşlarıyla sohbet ediyor, sonra şezlongun üstünde mama yediriyor, ardından da şezlongu büyük bir havluyla çadır haline getirip çocuğunu uyutuyor. Dünyanın neresinde var bu pratiklik? Artık ‘Adalı’ sayılan bu gençler giderek çoğalıyor.
***
Günümüzde kayınvalide-gelin ilişkileri de evrim geçiriyor. Ev tutmanın her bakımdan külfetli olduğunu düşünen küçük çocuklu genç evliler soluğu büyükannelerin yazlık evinde alıyor. Herkes mutlu. Anladığım kadarıyla statü değiştiren babaanneler ‘kariyer de yaparım, torun da bakarım’ diyerek anneanneler kadar yardımcı oluyorlar. Tonton, göbekli ‘dede’ görüntüsü tarihe karıştı. Yerini deniz kenarında şezlongda tişörtüyle uzanan, eğitime önem verdiği için torununa ‘Radikal’ okuyan büyükbabalar aldı.
***
Ada’ya daha kimleri transfer edebileceğimizi düşünürken mutlu bir haber aldım. İyi birer Şalom okuyucusu olan Beki ve Bülent Levi’nin kızları 8 Ağustos’ta dünyaya geldi. Eminim küçük Alisa Ada’ya çok yakışacak.
Sevgili Beki, bildiğin gibi bebekler geceleri bir müddet 8 saat sırayla uyumazlar. Altı temiz, karnı tok olmasına rağmen serenat hala sürüyorsa, Alisa’yı babasına ver, ona ‘Mavi Pabuçlar’ masalını anlatsın. Bu vesileyle De Molho ve Levi ailelerini candan kutlarım.
_______________________________________________________106

Şalom, 10.8.2011
Jaymi Benbaste
Başucu kitabım
Yorgunum, uzun hareketli bir iş gününü geride bıraktım. Yemekten önce dinlenmek için gözlerimi kapadım ve birden belirdi… Bir başucu kitabım var. Annem, ben doğduktan 3 ay sonra yazlık evimize geldiğimizde başucuma bırakmış. Anneanneme ilk defa bu kitabı sorduğumda 2 yaşını ancak bitirmiştim. Anlattırdı, önceleri hikâye gibi dinledim ama sonra anlatılanların bizim ailenin geçmişi olduğunu anladım. Anneannem benim onu çağırdığım ismiyle Omama, bana aile geçmişimizi anlatan tek insandı. Annem ve babam çalışırlardı bu yüzden ev, iş hayatı derken hikâye anlatacak vakitleri kalmazdı. Omama, bana adada geçen kendi çocukluğunu, annemi nasıl büyüttüğünü, Birinci Dünya Savaşı’nda başlayan zorluklar, Cumhuriyetin ilanı ile gelen mutluluğun İkinci Dünya Savaşı ile gölgelenmesi, kamplarda kaybettiğimiz yakınlarımızın acı anıları, Varlık Vergisi ve 6-7 Eylül olayları. Hepsinde ailemizin bir parçası yok olmuş. Ancak yaşananlar, çekilen acılar, isyanlar, hepsi hepsi bizi bu güne, o günlerin izlerini taşıyarak onlardan bir parça alarak taşımış. Çocuk aklımla olayları dinlerken üzülür olmasaydı nasıl olurdu diye hayallere dalardım. Aradan fırınlar dolusu ekmek yeyince anladım ki hayat bir senaryo ve biz repliklerimizi oynuyoruz. Bu olayları değiştrecek bir güç yok. Bizi bu gün ki değerlerimize taşıyan tüm güzel ve acı olaylar yaşanmasaymış biz, biz olmazmışız.
Kitaba gelelim. Ancak önce size aktarmam gereken bir bilgi var. Ailemiz üç nesildir yazlarını Burgazada’da geçirir. Dördüncü nesil çocuklarım da adada doğdu ve Burgaz’ı ailece çok severiz. Tüm çocukluk anılarım, yaşantımla ilgili en güzel hatıralarım hep Burgaz içeriklidir. Çocukluğumda yaz tatilleri daha uzundu. Okulun son günü annem, kardeşimle beni alır doğrudan adaya götürürdü. Dört ay adadan inmeden o zamanla bile kısa gelen Burgaz yaşantıma hiç doymadım, doyamıyorum. Şimdi ise annem, kardeşim ve ben ailelerimizle hala adada olmanın farkındalığını hissederek elden geldiğince keyif almaya çalışıyoruz.
Evet kitap demiştik, araya çok laf girdi. Bu kitap, doğduğum günden beri başucumda. Kapağı beyaz, bembeyaz ve ilk günkü gibi tertemiz. Biz ev değiştirdikçe bizimle gelir ve her yaz başı onu başucumda bulurdum. Nedense bu kitabın başucuma nasıl geldiğini hiç sorgulamamıştım. Hala sorgulamıyorum. İlk gün annem bırakmış, ya sonra?
Yazın adaya varma heyecanının bir parçasıydı bu kitap. Tabi ki önceleri Omama okurdu her gün bir sayfa. Zaman geçti okumayı öğrendim, kendim okudum. Garip, çok garipti çünkü kitap aynı kitap olmasına rağmen içindekiler her yıl değişirdi. Neden, nasıl, niçin diye sorgulamadan okumaya başlardım daha ilk günden. Yıllarca beni bana anlatan bu kitabı hayalimde başka bir çocuğu canlandırarak okudum. Ta ki gün gelip te farklı bir yaklaşımla değerlendirdiğimde hayretlere kapılıp kitaptaki kahramanın ben olduğunu anlayana kadar.
Bu kitap Burgaz’dı, bu kitap hayatımdı. Her yıl bana sunulan, her yıl itinayla yanıma bırakılan ve eskimeyen bu mucizevî kitap, Burgaz ve ben…
Yazarın kim olduğu yazmıyor. Ancak aile içinde, kaderimizi belirleyen büyük bir güçten bahsediliyor. Bu yaz da yıllardır alıştığım şekli ile okumaya başladım.
Kitap, Burgaz’dan, İstanbul’dan göç etmek zorunda kalanlara adamış. Bu adayı şehrimizi yaşanır bir yer yapan, adaya hayat veren , “geçmişimizi, bu gün artık ne yapsak ulaşamayacağımız güzel hatta efsanevi anılarla süsleyen siz sevgili dostlarıma” demiş bembeyaz bir sayfanın tam ortasına. Bu gün artık iyice anladım ki göçen bunca Burgazlı bir zamanlar burada yaşamamış olsalardı bu kadar güzel bir adamız olmayacaktı.
Sadece Burgaz mı? İstanbul’u inşa eden bu gün hala dimdik duran kataloglara sığmayan güzelim İstanbul binalarının değerli mimarları, Çiçek pasajından Boğaz lokantalarına kadar eğlence hayatını İstanbul’a taşıyan bir birinden leziz mezelerle geleneksel Osmanlı mutfağına ayrı bir renk katan tüm eski dostlarımız. Çaldığınız müziğin tınısı hala kulaklarımızda, pişirdiğiniz yemeklerin tadı ağzımızda. Yapmaya çalışıyoruz ama sizinki gibi olmuyor. “O” hava yok artık herhalde özlenen “tad” ı alamamanın nedeni bu olsa gerek.
Beyoğlu’ndaki kumaşçılar, terziler, şapkacılar, kürkçüler şimdi izinizden yürüyen yeni esnaf hala bize sizleri anlatılyorlar.
Çocukluk arkadaşlarım, komşularım, kaybettiklerim hepsi gözümün önünde belirdiler.
Ne kadar özlemişim onları, nasıl hasret kalmışım onlara. Duygulandım, kalbim sıkıştı.
Yaşaran gözlerimi silerek kitabın diğer sayfalarına geçmek istiyorum ama olmuyor. Karşımda düz bir sayfa. Bir beyaz sayfa… Hiç bir şey yazmıyor. Atlamak mümkün değil. Her yıl bu sayfayı çevirmeden kitaba başlamak imkânsız. Zamanla anladım ki adamızda dargınlıkların, küskünlüklerin, üzüntülerin unutulması bu beyaz sayfa sayesinde gerçekleşiyor. Demek ki biz adalılar her yıl adaya geldiğimizde beyaz bir sayfa açarız, tertemiz bir sayfa. İçimden o sayfayı okşamak geldi. Elimi hafifçe sayfanın üzerinde gezdirdim. Kâğıdın kayganlığı, kokusu o kadar güzeldi ki. Evet, kâğıt kokar. Her insanın olduğu gibi her kitabın da bir kokusu vardır. Kokuyu derin derin içime çektim. Kitap buram buram Burgaz kokuyordu. Yağmur sonrası toprak kokusu, baharda açan mor salkımlar, mimozalar, yazın bize merhaba diyen yaseminler hepsi o kokunun içindeydiler. Okumaya devam edemeden öyle dalıp gittim. Tüm zamanları bir anda yaşıyordum hafızada ne varsa, ters dönmüş bir çekmece misali tüm fotoğraflar önümde. Beynim tüm ada yaşantımı ön belleğe taşıyordu. Kalbim dörtnala koşan bir at gibi çarpıyordu. Beni görenler uyuduğumu sanıyorlardı ama ben uzaklarda, çok uzaklardaydım. Rüya görmüyordum, anıları yaşıyordum bir çocukluğum, bir bugünüm. Duygular devreye girmekte gecikmedi. Her yaşın farklı heyecanı başımı döndürüyordu. Eski adalılar, aile büyüklerim, kaybettiğimiz sevgili Burgazlılar hepsi ordaydılar. Çok mutlu oldum. Bu duygunun tarifi yok sanırım.
Hayat bir kitap… Her gün bir sayfa ve sadece akşam yatarken okunabilen tek sayfa. Sayfa atlamak yok, sonuna bakmak yok. Merak etmek insani bir duygu. Ancak cevabı ertesi akşam okunacak olan sayfada yazılı. Beklemek, yaşamak ve ancak ondan sonra okumak mümkün. Kitabın kalınlığı yok. Sadece her gün bir sayfa ekleniyor. Kişiye özel. Bazı sayfalarını okumak çok zor. Acı veren bu sayfaları okumadan atlamak istiyorum, sanki yaşanmamış olmamış gibi kabul etmek istiyorum ama olmuyor. Her harfini okumam gerekiyor. Peki diyorum dün, daha dün sayfamı okurken neşeliydim ancak acaba bunun yeterince farkındamıydım? İşte Omamamı ve babamı kaybettiğim gün aklımdan geçen bunlardı. O acı günlerin sonrasında yaşantımdakilerin varlığını daha da içimde hissederek sürdürmeye çalışıyorum hayatımı.
Kitabın yazın okuduğum kısmının adı Burgaz. Yazın sonunda onu başucumda bırakıp gidiyorum. Ayrılmak kolay olmuyor. Çok duygulanıyorum. İşte bu yüzden evden en son ben çıkarım. Başucuma bir göz atar, ardından kapıyı kapatır, kış için kilitlerim.
Merak ediyorum artık Burgaz’da yaşamayan uzaklardaki ada sevdalıları acaba akşamları hangi kitabı okuyorlar? Yayalar, Omamalar, büyükanneler onlara neler anlatmış? Her geceki tek sayfalık saltanatta neler yazılı? Kitaplarındaki beyaz sayfa onlara ne ifade ediyor? Kokusunu alabiliyorlar mı? O sayfayı, üzerinde hiç bir şey yazmasa da okuyorlar mı?
Yaşam boyu okumaktan gözleri bozulan büyüklerimiz lütfen söyleyin bize, o günler geldiğinde bu kitabı bana kim okuyacak? Çocukken, gençliğimde hiç düşünmemiştim. Gün gelecek o kitabı okuyacak gücüm kalmayacak, gözlerim görmeyecek. O zaman ne olacak, bilen var mı?
Anladım, bunu da yaşayarak kendim öğreneceğim.
Ancak kitabın yazarından tek bir dileğim var;
Son sayfayı bana adada okutması. Tıpkı Omamam gibi.
_______________________________________________________107
EurActiv, 10.08.2011
Rum Patrikliği: “Heybeliada Ruhban Okulu açılırsa akademisyenlerimiz hazır”
Açılması gündemde pek çok kez kendine yer bulan Heybeliada Ruhban Okulu için, “Halihazırda profesörlük yapma arzusu taşıyan yeterli sayıda rahip ve ilim adamı vardır,” diyen İstanbul Rum Patrikliği Basın ve Halkla İlişkiler Sorumlusu Peder Dositheos Anağnostopulos, “Heybeliada Rum Ruhban Okulu, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlıydı ve böyle kalmasını arzu ediyoruz” şeklinde konuştu. Anağnostopulos, İstanbul Rum Patrikhanesi’ni ziyarete gelen Amerika Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın 38 yıldır kapalı bulunan Ruhban Okulu’nun yeniden öğretime açılmasını desteklediğini resmi bir şekilde ifade ettiğini de belirtti. (Haber ve fotoğraf: Elanur Parlak/MİHA)
Peder Anağnostopulos, Heybeliada Ruhban Okulu’nun din alemindeki önemini şöyle anlatıyor: “Hıristiyan kilise kurumları, yani episkoposluklar kendi rahiplerini kendileri eğitirler. Bu eğitim bir yüksek meslek okulu seviyesindedir ve ilahiyat fakültelerinin akademik maarifine biraz benzer. Pratik bir tarafı vardır. Bu sebepten ruhban okulları ekseriyetle bir manastırda bulunur. Tek istisna Protestan kiliseleridir. Onların da ruhban okulları vardır, fakat manastırları olmadığından direkt kiliseye ait bir kuruma bağlıdırlar.”
Anağnostopulos, İstanbul Patrikliği’nin herhangi bir episkoposluk değil, Dünya Ortodoks Kiliselerinin manevi (idari değil) merkezi olduğunu belirterek şöyle konuştu:
“ Bu nedenden dolayı İstanbul, fethinden beri rahip yetiştirecek bir okula sahipti. Bu kavram dahilinde kurulan en son okul Heybeliada Ruhban Okulu’dur (1844). Söz konusu olan bu okul dünya çapında İstanbul Patrikliği’ne bağlı olan bütün metropolitliklere (episkoposluklara) burada rahip eğitirdi. Bundan başka İstanbul Patrikliği’ne uzman rahip yetiştirirdi. Katolik veya Protestan kiliselerinden Ortodoks din ve iman anlayışı konusunda bilgi almak isteyenler bu okulda öğrencilik yapardı. Bunu temin eden ise, en son 1951 senesinin T.C. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onaylanan okulun yönetmeliğiydi.”
Tekrar eğitime açılması halinde Heybeliada Ruhban Okulu’nda profesörlük yapmak arzusunda olan yeterli sayıda rahip ve ilim adamı olduğunu açıklayan Anağnostopulos, milletlerarası tanınmış din şahsiyetlerinin Heybeliada’ya gelip çalışmalara başlamaya hazır olduklarını bildirdi. Okul açıldığı takdirde verilecek eğitim programının hâlâ 1951 yönetmeliğinde sabit olup uygulanabilir olduğunu açıklayan peder, bu program için pratik ve teorik Ortodoks Teolojisi ve ayin bilgisi ihtiva eder” dedi.
Anağnostopulos,“ Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlettir. Laik bir devlette bir manastır üniversiteye bağlanamaz. Milli Eğitim Bakanlığı’na gelince Heybeliada Rum Ruhban Okulu her zaman MEB’e bağlıydı ve böyle kalmasını arzu ediyoruz. Okulu ziyaret ederseniz veya yönetmeliği okursanız okulun resmi adının ”TC Milli Eğitim Bakanlığı Heybeliada Rum Ruhban Okulu” olduğunu göreceksiniz.
Bu okulun, diğer azınlık okulları gibi, Türk vatandaşı olan bir Rum Ortodoks Başrahibi tarafından yönetildiği ve her zaman bir Türk kökenli Müdür Muavini vasıtasıyla denetlendiği katidir ama bunu kamuoyu bazı azınlık düşmanı gazetelerin ilgisiz yazıları sebebiyle unutmuşa benziyor. Esasında Patrikhane, Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlı olmuş olan ve adil olmayan siyasi bir sebeple kapatılmış, şoven bir politikanın kurbanı olan bu yüksek meslek okulunun yeniden açılması için 40 yıldan beri çaba sarf etmektedir,” dedi.
Ruhban Okulu’nun ziyarete açık olduğunu ve her gün dışarıdan gelen çok sayıda ziyaretçiyi kabul ettiğini söyleyen Anağnostopulos şöyle konuştu:
”Ziyareti önceden bildirmek şarttır, zira şu anda orada ağırlama vazifesini üstlenmiş keşiş kardeşlerimiz çok azdır.”
Anağnostopulos sözlerinin devamında yerli ziyaretçi sayısının genellikle az olduğunu ve şahsen kendisinin iki defa bazı Türk gazeteci arkadaşları orada ağırlayıp bilgi verdiğini de sözlerine ekledi.

_______________________________________________________108

Objektif Haber, 10.8.2011
(Habertürk)
Yetimhane yetim kaldı
“Avrupa’nın en büyük ahşap yapısı” Büyükada’daki Rum Yetimhanesi, dünyadaki ekonomik kriz nedeniyle kaderiyle baş başa kaldı.
Restorasyon için maddi kaynak bulunamıyor. Ortodoks Rum Patrikhanesi, Büyükada Rum Yetimhanesi’yle ilgili olarak, Vakıflar Genel Müdürlüğü ile aralarında süren hukuk mücadelesinde, mahkemedeki savunmasını “Dünyanın en büyük ikinci ve Avrupa’ nın en büyük birinci ahşap yapısının çürümeye terk edilmesi” üzerine kurmuştu.
Ancak şimdi dünyayı etkisi altına alan ekonomik kriz nedeniyle, 50 milyon dolara mal olması beklenen restorasyon için, Patrikhane de çaresiz kaldı. Rum Patrikhanesi’nin Sözcüsü ve Patrik Yardımcısı Peder Dositheos Anhagnotopulos, “Ekonomik krizden söz ederken yalnızca Yunanistan’dan devlet olarak söz etmiyorum. Dünyadaki diğer Ortodoks Hıristiyanlardan söz ediyorum.
Restorasyonla ilgili görevlendirilen bir kimse de yok. Patrikhanenin bir mimarı var, ancak bu durum nedeniyle o da bu konuyla uğraşamıyor” diye konuştu. Bu arada Türkiye’nin, yetimhane binasını, karşılıksız olarak restore etme teklifi götürdüğü de ortaya çıktı. Başbakanlık’a bağlı görev yapan üst düzey bir yönetici, “Patrikhaneye devlet adına ‘Burası bir dünya mirası. İzin verin, restorasyonu biz yapalım’ diye teklifi bizzat götürdüm. Kabul etmediler” dedi.
_______________________________________________________109
Şalom, 10.8.2011
Joelle Pinto
Denize girmek yasak!
Teşa BeAv haftası yaklaştığı zamanlarda hep çocukluğumu hatırlarım; Büyükada’da sıcak bir yaz günü, kendini plaja atmak isteyen bir kız çocuğu ve duyduğu tüyler ürpertici üç kelime; “Denize girmek yasak!” çünkü o gün Teşa BeAv.
***
Küçük bir çocuk için bayramlar detaylıca anlatılmadığında kabullenmek güç. Bet Amikdaşların yıkıldığını duymak yetmiyor, matem günü, oruç günü… Dindar olmayan küçük bir çocuk için tek anlamı oluyor; sevdiği şeylerden mahrum olmak.
Tahmin ederim ki birkaç kişi bu yazıma tepki gösterecektir. Bunun riskini alarak şu soruyu sormayı isterim; geçmişte dindaşlarımızın başına gelen felaketleri yas tutarak mı anmak gerekir? Yoksa özgürlüğümüzü kutlayarak mı? Ben sadece Teşa BeAv için değil, her konuda bu ikinci şıkkı seçmek isterim. Geçmişimizi bilmek fakat inancımızı kendi içimizde hissettiğimiz gibi yaşamamız gerektiğini düşünürüm. Belki kızacaksınız ama bir iş günü değilse eğer, Teşa BeAv’da ben havuza veya bulursam denize de girerim; çünkü özgür olduğum için, çünkü kimse yasaklayamayacağı için, çünkü havuzda başıma bir şey gelme ihtimalinin İstanbul trafiğinden daha az ihtimal olduğu için, çünkü günah olduğuna inanmadığım için, çünkü önemli olanın iyi ve dürüst bir insan olmak olduğunu düşündüğüm için…
***
Belli günlerde ve belli kalıplarda şükretmek gerektiğine inanmam, bazen hayatın akışında önemli olmayan konulara kafamı taktığım için kendi kendime çok kızarım. Bugünlerde trafikteki sürücüler iş dönüşü saatlerinde biraz sinirli. Niyetli oldukları için anlayış göstererek fevri davranmıyorum ancak trafiğin verdiği sinir biraz kişinin içinde birikiyor. Geçtiğimiz günlerde yeşil ışık yanar yanmaz önüme fırlayan dikkatsiz genç adama tam kızmak üzereyken kör olduğunu fark ettim. Elinde asası, kolunda kitapları… Yine ufak tefek olaylara kafamızı taktığımız için utandım. Yirmili yaşlarda olduğunu tahmin ettiğim genç adam muhtemelen Braille alfabesiyle kitaplarını okuyup okulunu bitirecekti bir gün, ya da en azından kendini geliştiriyordu. İki gözü kusursuz görüp eline bir kitap almayanlara hayat dersi verir gibi… Braille alfabesi fikrini geliştiren Napolyon belki askerlerinin öğrenmesini ve gece karanlıklarda okumalarını sağlayamamıştı ama engelli genç insanlar bugün üniversite bile bitirebiliyorlar artık.
***
Denizden bahsetmişken, bugün adalarda oturan çocuklar Teşa BeAv olmayan günlerde bile neredeyse denize giremiyor. Adalarımızın denizi uzun yıllardır çok pis. Çocukluğumuzun güzel Büyükada’sı ise her geçen yıl daha nostaljik kalıyor. Starbucks’ı da Migros’u da geçersek, “bugün denize girebilir, az pis” diyeceğinizi düşünebilir miydiniz çocukluğunuzda? Bizim siyah beyaz Prinkipo resimlerine bakarken Ada halkının eski şıklıklarına özendiğimiz gibi, yeni nesil de Büyükada’da denizde yüzerken çekilen çocukluk resimlerimize hayretle bakar mı bir gün?
_______________________________________________________110

From: ADALAR MÜZESİ
Subject: Müze’de Drama Atölyesi – 13 Ağustos 2011
Date: August 11, 2011 4:18:25 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

_______________________________________________________111

From: ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ
Subject: [adalarkulturdernegi]
Date: August 11, 2011 9:38:04 PM GMT+03:00
To: adalarkulturdernegi@yahoogroups.com

_______________________________________________________112

From: ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ
Subject: [adalarkulturdernegi] SERGİ
Date: August 11, 2011 9:39:00 PM GMT+03:00
To: adalarkulturdernegi@yahoogroups.com


_______________________________________________________113

FiratNews, 11.8.2011
Futbol tartışması linç girişimine dönüştü
İSTANBUL – Heybeliada’da bir lokantada çalışan Kürt gençleri ile Adalı gençler arasında yapılan futbol müsabakasında yaşanan tartışma linç girişimine dönüştü. Kürt gençleri, çalıştıkları lokantaya sığınarak kendilerini linçten korudu.
İstanbul Heybeliada’da bulunan bir lokantada çalışan 5 Kürt genci, dün akşam saatlerinde adalı gençlerle futbol maçı yaptı. Maç esnasında Kürt gençleri ile adalı gençler arasında yaşanan tartışma gerileme dönüştü. Gerilim yükselince Kürt gençleri linç edilmek istendi. Saldırılardan çalıştıkları lokantaya sığınarak kurtulan gençlerin işyerleri kalabalık bir grup tarafından sarıldı. Grubun hedefinde olan gençler arasında yer alan Halis Taşkın isimli Kürt genci, işyerlerinin etrafını saran grubun, “Gebertin Kürtleri, Kürtleri öldürün, dükkânlarını kırın” şeklinde bağırdıklarını söyledi.
Gecenin geç saatlerine kadar grubun işyerlerini kuşatmaya aldığını dile getiren Taşkın, grup dağıldıktan sonra dışarı çıkabildiklerini söyledi. Yaşananlardan dolayı kaygılı olduklarını ifade eden Taşkın, saldırganlarla ilgili Heybeliada Karakolu’na giderek şikâyette bulunduklarını aktardı.
ANF NEWS AGENCY
_______________________________________________________114

From: SELAH ÖZAKIN
Subject: Can Yücel tohumu
Date: August 12, 2011 11:07:34 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com
Can Yücel tohumu
babacan sözleriyle babalanırdı Can Baba
sanki biraz
ne birazı
çok erken ektiler onu toprağa
bu yüzden
hayli var hasadına daha
selah
10:55
12 08 2011
_______________________________________________________115

From: ADALAR KÜLTÜR MERKEZİ
Subject: [adalarkulturdernegi] : PİTYUSA fotoğraf sergisi
Date: August 12, 2011 11:44:34 PM GMT+03:00
To: adalarkulturdernegi@yahoogroups.com

_______________________________________________________116

TümGazeteler, 12.8.2011
Toplu ulaşıma zam
Ankara ve İstanbul`da toplu taşıma ücretleri yeniden belirlendi.
1 Eylül 2011`de uygulanmaya başlayacak yeni tarifeye göre, EGO otobüsleri, Metro ve Ankaray`da 1.65 lira olan tek binişli kartlar 1.75 lira, 1.25 lira olan tek binişli indirimli öğrenci kartları ise 1.30 lira oldu.
Ankara Büyükşehir Belediyesi Haber Merkezinden yapılan açıklamada, Ulaşım Koordinasyon Merkezi`nin (UKOME) bugün yapılan genel kurul toplantısında, başkent ulaşımına ilişkin çeşitli konuların görüşülerek karara bağlandığı belirtildi.
Toplu taşıma ücretlerine de yeni düzenlemenin getirildiği bildirilen açıklamada, şunlar kaydedildi:
“Genel Kurul toplantısında alınan karar gereğince 1 Eylül 2011 tarihinde uygulanmaya başlayacak yeni tarifeye göre EGO otobüsleri, Metro ve Ankaray`da 1.65 lira olan tek binişli kartların 1.75 lira, 1.25 lira olan tek binişli indirimli öğrenci kartlarının ise 1.30 lira olması kararlaştırıldı. Yeni tarifede, Esenboğa Havaalanı`Ankara arası üç binişlik tam yolcu ücreti 4.95 liradan 5.25 liraya çıkarılırken, özel halk otobüslerinde tam bilet 2.10, öğrencilere indirimli bilet 1.30, minibüslerde kısa mesafe 2.10, uzun mesafe ise 2.40 lira olarak karara bağlandı.
UKOME tarafından yapılan yeni düzenlemede ayrıca, 5-10-20 binişlik tam yolcu biletlerinde uygulanan transfer süresi yine eskisi gibi 75 dakika olarak kaldı ve 55 kuruşluk transfer ücretinin 58 kuruşa çıkarılması benimsendi. İndirimli bilet kullanan öğrencilerden ise 75 dakikalık sürede transfer ücreti eskiden olduğu gibi yine alınmayacak.“
İstanbul`da da toplu taşıma düzenleme
Ulaşım Koordinasyon Merkezinden (UKOME) yapılan yazılı açıklamada, personel giderleri, akaryakıt fiyatları, enflasyon oranlarına bağlı olarak malzeme ve yedek parça girdi maliyetindeki artışlar göz önüne alınarak, toplu taşıma ücret tarifelerinde yeniden düzenlenme yapılması gerektiği belirtildi.
Metrobüsün ücretlendirilmesi konusunda mevcut aktarma almaz-verir uygulamasının ve aktarmada uygulanan bilet türleriyle yapılan yolculuklarda 2 saatlik aktarma süresinin devam edeceği ifade edilen açıklamada, bilet entegrasyonuna tabi olan taşıma sistemlerinde TCDD hariç kağıt bilet, jeton uygulamalarına 29 Ekim`e kadar son verileceği kaydedildi.
Açıklamada, 15 Ağustos Pazartesi günü uygulanacak yeni tarifeyle tam kontörün 1,75 TL, öğrencinin 1 TL, tek geçişlik bilet fiyatının ise 3 TL olarak belirlendiği kaydedilerek, kademeli bilet sisteminin uygulandığı metrobüste de yolcuların üç durağa kadar tam 1,45 TL, öğrencilerin 0,85 TL, üç durak sonrası için ise tam 2,10 TL, öğrencilerin 1 TL ödeyeceği bildirildi.
Okul servis ücretleri
UKOME`den yapılan yazılı açıklamada, okul servis araçlarına 2009-2010 eğitim ve öğretim yılında zam yapılmadığı hatırlatılarak, yeni düzenlemeyle ilgili şu ifadelere yer verildi:
“25 kilometrenin üzerindeki her bir kilometre için 2,80 TL eklenecek. Köprü geçiş ücreti fiyatlara ilave edilecek. Etüt için yapılan taşımalarda servis ücretinin en fazla yüzde 30`u alınabilecek. Kardeş indirimi, gerekli belgeler ibraz edilmesi ve aynı okula gitmeleri halinde birinci çocuk tam, ikinci çocuk yüzde 10, üçüncü çocuktan itibaren yüzde 20 indirim olarak uygulanacak. Öğretim yılı boyunca resmi ve idari tatiller ücrete tabi olacak. Yarıyıl tatili ücreti alınmayacak. Öğrenci taşımacılığı yapan her araç, okul aile birliği tarafından onaylanmış ve servis aracı kiralama komisyonunca yazılı olarak bildirilen maddi durumu yeterli olmayan ihtiyaç sahibi bir öğrenciyi ücretsiz taşıyacak. Taşıma ücreti her ayın 1`i ile 10`u arası ödenebilir. Yıllık peşin ödemelerde tarife üzerinden en az yüzde 5 indirim uygulanacak.“
AKBİL-ELEKTRONİK KART
Tam 1,75 TL
Öğrenci-İndirimli 1,00 TL
Diğer (Öğretmen/Yaşlı) 1,20 TL
MAVİ KART(AYLIK)
Tam 140,00 TL
İndirimli-Öğrenci 70,00 TL
Diğer (Öğretmen/Yaşlı) 80,00 TL
METROBÜS
İlk 3 durak için tam 1,45 TL
Öğrenci 0,85 TL
Diğer (Öğretmen/Yaşlı) 1,00 TL
Üç durak sonrası için tam 2,10 TL
Öğrenci 1,00 TL
Diğer (Öğretmen/Yaşlı) 1,20 TL
Tek Geçişlik Bilet 3,00 TL
İki Geçişlik Bilet 5,00 TL
Beş Geçişlik Bilet 12,00 TL
On Geçişlik Bilet 23,00 TL
İDO, ŞEHİR HATLARI, ÖZEL DENİZ MOTORLARI VE RAYLI SİSTEMLER
Kurumsal Bilet 2,00 TL
ADALAR ŞEHİR HATLARI VE ÖZEL DENİZ MOTORLARI
Tam 3,00 TL
Öğrenci 2,00 TL
Diğer (Öğretmen/Yaşlı) 2,35 TL
Jeton 4,00 TL
ÖZEL DENİZ MOTORLARI
Jeton (KARTAL-ADALAR) 3,50 TL
İDO BOSTANCI-KABATAŞ, BOSTANCI-BAKIRKÖY
Tam 4,75 TL
Öğrenci 3,15 TL
Diğer (Öğretmen/Yaşlı) 3,45 TL
Jeton 7,00 TL
KABATAŞ-ADALAR
Tam 6,50 TL
Öğrenci 4,75 TL
Diğer (Öğretmen/Yaşlı) 5,30 TL
Jeton 8,00 TL
BOSTANCI-ADALAR
Tam 3,90 TL
Öğrenci 3,30 TL
Diğer (Öğretmen/Yaşlı) 3,60 TL
Jeton 5,00 TL
SİRKECİ-HAREM ARABA VAPURU
Motosiklet 3,50 TL
Otomobil, Jip 6,50 TL
AA

_______________________________________________________117

HaberTürk, 14.8.2011
Balçiçek İlter
Bırakın Yassıada utanç adası olsun!
Balçiçek İlter yazdı…
Bu korkunç hapishane kayaya oyulmuş geniş yeraltı odalarından meydana geliyordu. Canlı canlı ölüme mahkûm edilen zavallılar zemin hizasından oyulan delikten aşağı yuvarlanır, tıkınacakları bir iki lokma da buradan atılırdı. Buraya varlığıyla sorun yaratan, iktidar üzerinde hak iddia eden kim bilir kaç kişi tıkıldı. Kışın rüzgârların dövdüğü, yazın güneşin kavurduğu bu kayalıktaki sürgün, kıraç Marmara Adası’na gönderilmekten dahi korkunç kabul edilirdi. Biçare mahkûmlar kaba askerlere, çoğu kez barbarlara teslim edilir, tamamıyla bunların insafına terk edilirdi…”
19. yüzyılın sonunda görünümünden ötürü “yassı” ismini alan Yassıada’yı ziyaret eden seyyah Gustave Schlumberger işkencehaneleri böyle tasvir etmiş… Az yazmış, hatta hiç yazmamış… O zindanların içine girdiğinizde hissettiklerinizi anlatmaya kelimeler yetmez, en azından benim kelimelerim.
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay bir grup gazeteciyle Yassıada’yı ziyaret ettiğini, ziyaretin ertesi günü gazetelerde okuyunca epey bozuldum tabii… “Bir de Adalı diyorsun kendine Balçiçek, Yassıada, Büyükada’nın burnunun dibinde, sen niye hiç gitmeyi düşünmedin?” Madem bakanla giden şanslı gazetecilerden olamadık, ben kendim gitsem?
Gittim. Öyle burnumuzun dibinde de değilmiş. Bir, bir buçuk saat sürüyor yol, o da deniz sakinse… Kışın tekne batıran öylesine çok ki, adanın açıklarında… Kültür merkezi olduğunda ulaşımı nasıl sağlayacaklar gerçekten de çok merak ettim. Eskiden askeriyenin kontrolünde olan ada, bugün Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilmiş. Adada sadece bir kişi yaşıyor. 30 yaşındaki Adanalı balıkçı İzzet Demir ve beş kurt köpeği karşıladı bizi iskelede… Yaklaşık 2 saat dolaştık, girmediğimiz yer, fotoğraflamadığımız köşe kalmadı… Ayrılırken yine de aklımız kaldı… 18.5 hektar Yassıada’da yüzlerce çeşit ağaç var. Erik, badem, incir, elma, armut, ayva, şeftali ve incir benim rastladıklarım…
Terk edilmiş, yer yer çürümüş, camları kırılmış binalarda simsiyah rakamlar göze çarpıyor… 151… 152… “Askeri binalar” diye anlattı Bekçi İzzet. “Siz şimdi Adnan Menderes’in tutulduğu odayı görmek istersiniz, zaten her gelen oraya bakıp çıkıyor, ama aslında ne zindanlar var adanın öte tarafında…”
Önce Adnan Menderes’in odasına gittik… 5 adım boyunda oda… Müthiş bir manzara, yeşillikler üzerinden Burgazada’yı görüyor. Aklıma mahkeme sürecinde Burgazada Kalpazankaya Tepesi’nde adeta kamp kuran Suzan Sözen geldi… Sözen ile Menderes dillere destan bir aşk yaşamışlardı. Sözen her gün saatlerce o tepede oturur sevgilisine doğru bakarmış. İri yapılı, son derece seksi bu kadının Kalpazankaya hikâyesini ilk dinlediğimde Yassıadaya doğru bakmıştım… Menderes’in odasında dururken ise eski Başbakan’ın pencereden baktığında ne düşündüğünü merak ettim…
“Utanç adasıydı şimdi demokrasi müzesi oluyor” diye başlıklar atıldı Başbakan’ın Yassıada projesi açıklandıktan sonra… “Yassıada yaslı ada olmaktan çıkarılacak” diye yorumlar okudum. Bu müthiş manzaralı, bitki örtüsü ve lokasyonu olağanüstü ada, “Bırakın yaslı kalsın, bırakın bir değil birçok utancı bize hatırlatmaya devam etsin” diyorum… Zaten başka türlüsü mümkün değil. Başbakan’ın ve bakanların tutulduğu odaları gezerken utanca kapıldım, Bizans döneminden kalan zindanları gördüğümde ise insanlığımdan vazgeçme noktasına geldim. Yani Yassıada utanç adası olarak gezilsin bence. Bir kez daha insanlığımızı sorgulayalım, bir kez daha durup düşünelim seçilmiş bir Başbakan’ı nasıl astığımızı… Hadi “Biz asmadık!” diyen varsa, nasıl suskun kaldığımızı, suça ortak olduğumuzu…
ASLINDA ORADA 10 KİŞİ ÖLDÜ
“27 Mayıs darbesi” denildiğinde herkesin aklına üç infaz geliyor. Oysa Yassıada’da 10 kişi öldü… Yassıada’nın “Allahsız Gardiyan” lakaplı komutanı Yarbay Tarık Güryay’ı düşündüm adayı gezerken… DP miletvekili Yedikule Sırp Pırgiç Hastanesi’nin eski başhekimi, Türkiye’nin ilk radyologlarından Zakar Terver’in hikâyesi geldi aklıma… En dokunaklı sonlardan biridir. İşkence mağdurlarından biriydi… Anlatılanlara göre bir askerin çelmesi üzerine yere düşen Terver’i darp ederek öldürmüş, ardından kalp krizi geçirdi açıklamasını yapmışlardı.
Gelelim zindanlara… Bizans döneminde sürgün yeri olarak kullanılan Yassıada’da kilisenin altındaki mahzenler zindan olarak kullanılmış. Bekçi İzzet yol gösterdi, zor da olsa mahzenlere girdik. Fotoğraflarda da görebileceğiniz gibi, ne bir havalandırma deliği var ne de tuvaletlerini yapacakları bir gider yeri… Küçücük oyuklar. Ayakta bile duramıyorsunuz, ellerini iki yana açtığınızda duvarlara değiyorsunuz. Işık yok, hava yok… İnsanlık namına hiçbir şey yok… Bakan Günay’a tavsiyemdir, müthiş acılarla dolu bir tarih yatıyor o adada… Duyduğuma göre bu zindanları görmemiş. Diyeceğim odur ki, 27 Mayıs’la sınırlı kalmasın yapılacak müze… Kanımca bütün adanın elden geçmesi gerekiyor…
Deniz kendimi iyi hissettirir bana… Deniz demek özgürlük demek… Değilmiş meğer… Yassıada denizin ortasında zindanda olanların en net kanıtı…
Öylece duruyor işte, çok değil medeniyetten sadece bir buçuk saatlik uzaklıkta… Dönemin tutuklularından Faruk Nafiz Çamlıbel ile bitirelim:
Bilmiyor gülmeyi sakinlerinin binde biri Bir vatan derdi birikmiş bir avuçluk karada Kuşu hicran getirir, dalgası hüsran götürür Mavi bir gölde elem katresidir Yassıada.

_______________________________________________________118

Akşam, 15.8.2011
Ayfer Arslan
Merkez’in faiz indirimi 
kredi faiz oranlarını aşağı çekmez
Denizbank Genel Müdür Yardımcısı Gökhan Ertürk, Merkez Bankası’nın politika faizlerinde yaptığı indirimin şimdilik kredi faizlerine yansımasını beklemiyor. Çünkü kredi faizlerini artıran asıl faktör TL mevduatlarında yüzde 14′lere ulaşan munzam artışları. Bu maliyetler azalmadıkça faizlerin düşmesi zor
[...]
- ADALAR Belediyesi ile işbirliğimiz var. Adalar’a gittiğiniz zaman sizi arkadaşlarımız karşılıyor, size ön ödemeli kartlar veriyorlar. Bu kartla plajda harcama yapıyorsunuz. Adalar esnafı bu kartlara özel indirim sağlıyor.
_______________________________________________________119

From: OYA İSLİMYELİ
Subject: ANADOLU KULÜBÜ GELENEKSEL ”ADALI RESSAMLAR 50.YIL RESİM SERGİSİ”
Date: August 16, 2011 3:03:09 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com
ANADOLU KULÜBÜ 
GELENEKSEL 
“ADALI RESSAMLAR 50.YIL RESİM SERGİSİ”

1950′li yıllarda Türk Resim Sanatının usta isimlerinden portre ve natürmortlarıyla olduğu kadar peyzajlarıyla da tanınan İbrahim Çallı, Ayetullah Sümer, İlhami Demirci, Hamit Görele ve Kemal Zeren Adalardaki huzurlu yaşam, romantik ve lirik doğadan etkilenerek mesken tutmaya karar verdiler.
Bir süre sonra da aldıkları ilhamla ürettikleri birbirinden güzel eserleri sergilemeye, paylaşmaya ihtiyaç duydular. İmdadlarına Splendid Oteli’nin deniz tarafındaki ahşap pavyonu yetişti ve her yaz o küçük mekanda birbirinden güzel eserler sergilenir oldu.
Bu sergilere daha sonra Şeref Akdik, Hüseyin Bilişik, Kristin Saleri, Hasan Kavruk gibi sanatçıların yanı sıra Adaların yerli halkından da katılımlar başladı.
60′lara gelindiğinde katılım talepleri ve ilgi iyice yoğunlaştığından o küçük mekan yetmez oldu ve sonunda yeni bir mekan arayışına geçildi.
İşte artık geleneği oluşturan o mekan, Anadolu Kulübü Yeni Bina Sergi Salonuydu.
Böylece önceleri Ayetullah Sümer,Nevzat Kasman, Kemal Zeren’den oluşan tertip komitesi tarafından düzenlenen sergiler Kulüp İdare Heyetinin de desteği ve isteği doğrultusunda bayrağı daha sonraki isimlere teslim ede ede geleneksel hale getirildi.
Zamanla Adalı gençlere ve amatör ressamlara da şans tanınması,tanıtılmaları amacıyla sergilere katılımlar teşvik edildi ve çocuk/genç ve yetişkin amatör ressamlar arasında resim yarışmaları düzenlendi.
60′ yılların sonunda Türkan Kıran, 2005 den sonra ise Nazan Akpınar ve Ayla Akyol bayrağı teslim alarak bugünlere getirmiş ve 2011 de de Oya İslimyeli teslim alarak yıl boyunca açılan periyodik sergileri ve Geleneksel Adalı Ressamlar 50.Yıl Sergisini organize etmiştir.
Halen Yeni Bina büyük/küçük salonda ve Tarihi Bina giriş katındaki salonda profesyonel ve amatör sanatçılara sergi uygulama yönetmeliğinde belirlenen kurallar çerçevesinde kişisel yada karma sergiler açma imkanları sunulmakta ve ilgiyle izlenmektedir.
Bu yıl 50.sini gerçekleştireceğimiz ”Anadolu Kulübü Geleneksel Adalı Ressamlar Karma Sergisi” 63 amatör ve profesyonel sanatçıdan oluşuyor.
22 Ağustos 2011 Pazartesi günü saat 17.00 da 50.Yıl onuruna önce Kulüp Orta Bahçesinde İ.B.B Kent Orkestrası Nefesli Sazlar Dörtlüsü konserini izleyecek ve sonra tüm sanatçı ve sanatseverlerle Yeni Bina Sergi salonunda saat 18.00 de başlayacak olan kokteyl ve sergi açılışına geçeceğiz.
Sergiye katılacak olan Adalı Sanatçıların isimleri şöyle:
Ahmet Ildar Vali
Akif Poroy
Arus Özfuruncu
Ayla Akyol
Ayla Algan
Aynur Tanrıverdi
Aynur Yıldırım
Ayşe Tonguç
Ayşegül Bayraktar
Ayten Çetiner
Berç Toroser
Beyza Bayraktaroğlu
Emine Güler
Erdal Alantar
Erol Akpulat
Erol Eti
Erol Kürkçüoğlu
Erol Tuner
Esin Tükenmez
Fatma Güler
Fatma Tan
Feryal Taneri
Feyza Güral
Hatice Farsakoğlu
Hayati Ferdi Kocal
Hilda Civanyan
Hüsnü Çoruk
İda Kahraman
Jano Vartanesyan
Kayhan Selek
Komet
Marlen Tekirdağlıcan
Meral Kanık
Mikhail Tchernega
Mişel Bovete
Musa Albukrek
Müşerref Göver
Nazan Akpınar
Nermin Çiftçi
Nıvart Yıldız
Nihal Güres
Nihal Okçetin
Nilgün Aktürk
Nilüfer Çile
Nur Ulubil
Nuran Eti
Oya İslimyeli
Özlem Kalkan Eranus
Öznur Balcı
Sait Günel
Sedef Demirci Tuksal
Selçuk Dülgeroğlu
Sevim Koçulu
Tatyana Çeliktop
Terry Katalan
Traje Dikmen
Türkan Kıran
Ümmet Karaca
Verjin Şabcı
Yasemin Toydemir Balkan
Yavuz Kılıçer
Zehra Çağıl Vartanesyan
Zerrin Çiğdemli Aner
Aynı gün saat 14.30 da ise Tarihi Bina Sergi Salonu’nda Seramik Sanatçısı Münevver Bıçakçı’nın sergisi sizleri bekliyor olacak.
Tüm sanatseverleri aramızda görmekten onur duyacağız..
Oya İSLİMYELİ
Kültür-Sanat ve Halkla İlişkiler Müdürü
23 Nisan Cad. No: 44 Büyükada/İSTANBUL
Tel : 0216 382 68 30
Fax : 0216 382 72 50
Gsm : 0530 764 23 29

_______________________________________________________120

Şalom, 17.8.2011
Ester Büyükabolafya

http://www.salom.com.tr/news/detail/20693-Buyukada-Sinagogunda-geleneksel-iftar-yemegi.aspx

Büyükada Sinagogu’nda geleneksel iftar yemeği

Büyükada Hesed Le Avraam Sinagogu Yönetim Kurulu tarafından bu yıl üçüncüsü düzenlenen iftar yemeği 11 Ağustos Perşembe akşamı gerçekleşti. Yaklaşık 150 kişinin katıldığı yemek, Star TV kanalından canlı olarak yayınlandı

Büyükada Hesed Le Avraam Sinagogu’nda gerçekleşen iftar yemeğine Adalar Kaymakamı Salih Keser, Adalar Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu ve yardımcısı Dursun Özdemir, Adalar Cumhuriyet Savcısı Halit Koçak, Adalar Emniyet Müdürü Levent Yapraklı, TBMM 23. Dönem Trabzon Milletvekili CHP Grup Başkanvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, MHP Adalar İlçe Başkanı Yahya Bayrak, AKP Adalar İlçe Başkanı Erdoğan Yılmaz, Belediye Meclis Üyesi Akif Şekerçi ve Yusuf Bahar, Adalar Vakıf Başkanı Halim Bulutoğlu’nun yanı sıra milletvekilleri, emniyet mensupları, adanın kulüp başkanları, müdürleri ve ada esnafı katıldı.

İftarda ayrıca Hahambaşı Rav İsak Haleva, Musevi Cemaati Başkan Vekili İshak İbrahimzadeh, Başkan Yardımcısı Moris Levi, geçmiş dönem Cemaat Başkanı Silvyo Ovadya, Bet-Din üyelerinden Rav Moşe Benveniste, Rav Naftali Haleva ve Rav İzak Peres, sinagog vakfı yönetim kurulu üyeleri de hazır bulundular.

Adalar Müftüsü Faruk Tut’un okuduğu Ramazan iftar duasından sonra yemeğe başlandı.

Günün sunuculuğunu Büyükada Hesed Le Avraam Sinagogu Vakfı Başkan Vekili Rafael Habib üstlendi.

Habib, konuşmasına “Sizler biraz önce inançlarınız gereği tutmuş olduğunuz orucunuzu açmak için iftarı gerçekleştirdiniz. Allah orucunuzu ve kalbinizdeki duaları mübarek kılsın” sözleriyle başladı. Büyükada Cemaati olarak değişik dinlere ve inançlara bağlı olanları sofralarına konuk ederek, iftarlarını açmak, yediklerini paylaşmaktan onur duyduklarından bahsetti. Habib, kutsal kitapta “yaşadığınız yerde adalet, doğruluk, barış varsa huzur ve neşe de vardır” sözlerinden alıntı yaptı ve Yunus Emre’nin “Sen sana ne sanırsan/ayruga da onu san/dört kitabın manası budur/eğer var ise” sözü ile konuşmasını sonlandırdı.

Daha sonra konuşmasını yapmak üzere kürsüye gelen Büyükada Sinagogu Haham Akaali Rav Moşe Benveniste ise, kutsal Ramazan akşamında dinler farklı olsa da aynı sofrayı paylaşıyor olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Rav Benveniste ayrıca, “Asırlardır iç içe yaşıyoruz. Aynı türküleri, şarkları söylüyor, aynı suyu içiyoruz. Hepimiz aynı vatanın insanlarıyız. Birlik içinde, kardeşlik içinde birçok ortak noktamız var. Ruh, ölüm, ahiret, oruç, iftar gibi kavramları olan semavi dinlerin mensubuyuz.” dedi. Sözlerine küçük bir hikâye ile devam eden Rav Benveniste oruç ile yoksulluk ve açlığın ne kadar zor olduğunu, bu şekilde bir nebze de olsa hissedebildiğimizden bahsetti. Adalar Belediye Başkanı Farsakoğlu ise, “Bir yıl önce de Müslümanlar için önemli olan yine bir Ramazan gecesinde buluşmuştuk. Bu toplantılardaki kardeşlik duygusuyla tekrar buluştuk.

Müslümanlar için kutsal olan iftar yemeği davetiniz için yürekten teşekkür ederim. Farklı etnik kökenleri olan bir toplum içinde yaşıyoruz. Fark ötekileştirmektir ama bu ülkemiz için geçerli değil. Bizler dünyada örneğine az rastlanan bu kardeşlik duygusuyla yaşamımızı zenginleştirmekteyiz” dedi. Son olarak İftar yemeğini düzenleyen herkese teşekkür etti.

Konuşma yapmak üzere kürsüye davet edilen Adalar Kaymakamı Salih Keser, Musevi Cemaatine böyle bir iftar yemeği düzenlediği için teşekkür etti. Keser, İslam Dünyası’nda Ramazan ayının dayanışmanın en yoğun yaşandığı günler olduğundan, ardından da dostluk, kardeşlik ve yardım severlikten bahsetti. Afrika’da kuraklıkta zor günler geçiren halka, ülkemizin gösterdiği çabalara da değindi.

Hahambaşı Rav İsak Haleva konuşmasına “Hoşgeldiniz” diyerek başladı. “Museviler ülkemizin hemen her yerinde bu vatanın evlatları olarak, barış, esenlik içinde bir arada ve birlikte yaşıyor. Biz, ulusumuzun kıvanç ve kaderini paylaşmanın onurunu yaşıyoruz” dedi. Hahambaşı ayrıca, din, dil, ırk, cinsiyet farkı gözetmeksizin, herkesin birlikte bir iftar sofrasında oruç açmasının bu ülkedeki ahengin bir kanıtı olduğundan söz etti. Hahambaşı Rav Haleva konuşmasını, “Mübarek ayın sonunda hak edilmiş bayrama biraz daha yaklaşmış bulunuyoruz. Dilerim ki Ramazan ayı boyunca oruçlarınız, iftarlarınız, namaz ve niyazlarınız makbul olsun” diyerek tamamladı.

İftar yemeği Adalar Müftüsü Faruk Tut ve Hazan Rıfat Romi’nin okudukları şükür duaları ile son buldu.

_______________________________________________________121

Şalom, 17.8.2011
Tilda Levi

Tertemiz duvarlar

Büyükada; Maden mevkiindeki ‘gözlü ev’le ilgili bilinmeyenleri aktaracağıma dair söz vermiştim. Gerek dış, gerekse iç cephesinde yer alan birçok sembolden ötürü, çoğu insan orayı bir mabed zanneder. Gerçi mekan, geçmiş zamanlarda birtakım toplantılara ev sahipliği yaptı ama hiçbir zaman bir mason locası olmadı.

Binanın yakın zamanda el değiştirip renovasyona girmesiyle iç cephenin tavanlarında ve duvarlarında yer alan Yunan – Romen mitolojik desenler, özenle betimlenmiş alt yazılar, bir anda üç-beş yağlı boya fırçasıyla yok olup gitti. Kimine göre duvarlar tertemiz oldu; kimine göre bir tarih gitti. Takdir sizin.

Dış cepheye gelince, ansiklopedik de olsa, bazı ayrıntılar vermek istiyorum. Her ne kadar bina, ‘gözlü ev’ şeklinde tanınıyorsa da, bakıp da farketmediğimiz başka simgeler de bulunuyor.

Kapı önü çıkıntısındaki üçgende bir göz resmi ve etrafında ışığın parıldadığını ifade eden çizgiler vardır. İslam tasavvufunda göz, Tanrı’yı gören kişi olarak değerlendirilir.

Üçgenin üstündeki levha varak boyayla kaplandığından ayrıntıları görmekte zorlanabilirsiniz. Sözkonusu levhanın altında beş akasya ağacı yer alır. Ağaçların üstünde iki kişi el tutuşmakta, önlerinde ise bir arı kovanı görülmektedir. Levhanın üst kısmında ise bir akrep veya örümcek resmi ilgi çeker.

Akasya batılı ekolde ölümsüzlüğü ve yeniden dirilmeyi simgelerken, şövalyeler gerçeğin sağlanması için savaşmaktan kaçınmayan kişilerdir. Arı; Keldanilerde krallık sembolü olup aynı zamanda başarıya ulaşmak için sabırla çalışmayı da hatırlatır.

Gönül isterdi ki, bu ve benzeri binalar işin ehli insanlar tarafından bir gezi düzenlenerek meraklılarına anlatılabilsin. Adalar Müzesi’nin, yaz başında açtığı, ‘Binalar ve Mimarlar’ sergisi bu işin bir nüvesi olabilir. Nitekim geçen sene düzenlenen, Belediye’nin mi, müzenin mi, anımsamıyorum, açıklamalı ‘Bahçeler’ gezisi hayli ilgi toplamıştı.

***

Evdeki kitaplarla bir türlü başedemiyorum. Kütüphaneler doldu, taştı. Eşim, kitaplığını çoktan ayırdı. Eşyaları kutsaldır. Kimse dokunamaz. Kolileri ayrı yerde duruyor. Bir ben kurban gidiyorum. Raflar dolup, ikinci sıralar da tamamlanınca, ‘nasıl bir çözüm bulmalıyım’ diye düşünürken, bir gün neye uğradığımı şaşırdım. Odasındaki kütüphanenin dolmasıyla, tavana kadar erişenleri de saymazsak, oğlum birgün sessiz sedasız fazlalıkları benim kütüphaneme transfer etti. Gel de kızma. Bir referans kitabına ihtiyacım olduğunda, ara ki, bulasın.

Böylelikle kitap bağışlamaya karar verdim. Romanlar; yabancı dilde romanlar; Brittanica, Ana Brittanica; Judaica ve bilumum ansiklopediler. Bunları kapı önüne koyup apartman görevlesinin kilo hesabı satmasını istemiyorum. Konuyla ilgili bilgi vereniniz olursa, sevinirim. Bari birileri hayrını görsün.

_______________________________________________________122

ÇarkHaber, 17.8.2011

http://www.carkhaber.com/icerik.php?kategori=haber&id=12505

FİLLİ BOYA VE HAÇİKO ELELE

Türk Boya sektörünün lideri Filli Boya’nın sosyal sorumluluk bilinciyle, Haçiko Derneği ile birlikte düzenlendiği “Filli Boya ile Renkli Barınaklar” kampanyası sosyal medyada gördüğü yoğun ilgi ve destekle sona erdi.

Haçiko Derneği ile tarafından tespit edilen, 4.000’i aşkın yardıma muhtaç, sahipsiz hayvanın yaşadığı 10 barınağa Filli Boya tarafından boyaları kampanyanın tamamlanmasının ardından teslim edildi.Filli Boya Pazarlama İletişimi Müdürü Selda Uzun ve Hayvanları Çaresizlik ve İlgisizlikten Koruma Derneği (Haçiko) kurucusu Gazeteci Ömür Gedik; İstanbul Ataşehir’deki Kadıköy Belediyesi Hayvan Bakım Merkezi’ne yaptıkları ziyarette hem barınağın ihtiyaç duyduğu boyaları barınak yöneticilerine teslim etti hem de boya uygulama çalışmalarını yerinde inceleyerek destek verdi.

Kampanya kapsamında boyaları teslim edilen; Kadıköy Belediyesi Hayvan Bakım Merkezi, Yedikule Hayvan Barınağı, Bayrampaşa Belediye Barınağı, Silivri Belediyesi Hayvan Rehabilitasyon Merkezi, Kemerburgaz Doğal Yaşam Alanı, Büyükçekmece Belediyesi Çakmaklı Hayvan Barınağı, Üsküdar Hayvan Barınağı, Şarköy Hayvan Barınağı, Çanakkale Hayvan Barınağı ve Büyükada Hayvan Barınağı’nda 3.600 metrekareden fazla alan renklendirilerek hayvanların yaşayabilmesi için temiz ve bakımlı hale getirildi. Filli Boya’nın facebook sayfasındaki kampanya katılım formunu doldurularak paylaşanlar ve Filli Boya’nın twitter adresinden yayınlanan kampanya mesajı retweet eden her 5 kişi adına Filli Boya tarafından barınaklara 1 kg. boya yardımının yapıldığı projeyle yaşamımızın neşesi, küçük can dostlarımız renkli yuvalarına kavuşmuş oldu. İnternet kullanıcıları kişisel hesaplarından Filli Boya’nın facebook sayfasına http://www.facebook.com/FilliBoya adresinden “beğen” ve twitter sayfasına http://www.twitter.com/FilliBoya adresinden “follow” butonunu seçerek kolaylıkla katılabiliyor. Filli Boya, hayatına renk katmayı isteyen herkesi Facebook ve twitter sayfalarına davet ediyor.

_______________________________________________________123

Zaman, 20.8.2011
Jülide Karahan

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1171065&title=burgazadada-bir-yilan-hik%C3%A2yesi#

Burgazada’da bir yılan hikâyesi

Burgazada’daki Sait Faik Müzesi birkaç ay değil, iki yıldan fazla zamandır kapalı. Sebebi tadilat ama bir o kadar zamandır binada tadilat olduğuna dair herhangi bir işaret yok. Adalılar; gelen ziyaretçiye müzenin kapalı olduğunu, tadilatın neden görünmediğini, evin içinde dolaşıp duran teyzelerin kim olduğunu anlatmaktan yorgun.

Bir blog yazarı, 1 Ağustos 2011 tarihli yazısında pek güzel anlatmış derdini: “Ah Sait abi ah… Gülsem mi, ağlasam mı bilemedim… Buruk bir gülümseyişle yazıyorum bu satırları… Burgazada’daki evine gelip, seninle; senden kalan eşyalarınla, geride bıraktığın izlerinle buluşabilmeyi ne kadar çok istediğimi biliyorsun… Sonunda bir deli cesareti geldi bana Sait abi… Bir İstanbul bileti aldım kendime. Tek kişilik! Otobüsle… On saat… Cam kenarı kalmamış, koridor kenarına düştük… Olsun… Geldiğimin ertesi günü sabah erkenden kalktım… Güzel bir kahvaltı… Yüzümde kocaman bir gülümseme… Tramvayla doğru Kabataş’a… Oradan da vapurla Burgazada’ya… Sana! Ve… Evinin önüne vardım… Siyah demir parmaklıklı kapının önünde durdum… Durdum… Öylece kalakaldım… Tam kapının yanında asılı duran tabelada yazanları algılamaya çalıştım. “SAYIN ZİYARETÇİLERİMİZİN DİKKATİNE! Sait Faik Müzesi tadilat çalışmalarının uzaması nedeniyle Mayıs 2012′ye kadar ziyarete kapalıdır. Anlayışınız için teşekkür ederiz.” Nasıl anlatılır ki bu duygu?.. Tam ısırmak üzereyken çocuğun elinden al bakalım çikolatasını… Ne yapar?”

İki yıldan fazla zamandır bu böyle ve nice edebiyatsever, nice Sait Faik dostu; elinden çikolatası alınmış çocuk gibi. Bin bir hevesle yola çıkıyor, Burgazadası Çayır Sokak 15 numaradaki evin hemen giriş kapısında müzenin tadilatının 2012 Mayıs’ına kadar süreceğini okuyor; açık olan bahçe kapısından içeri girip Sait Faik heykeline, tarihi köşkün kenarına köşesine, pencerelerden içeriye bakıyor, bir iki fotoğraf çekiyor ve boynunu büküp yokuş aşağı iniyor.

Köşkte herhangi bir tadilat görünmüyor. Ama bazen bahçede çamaşırlara, içeride birtakım kadınlara rastlanıyor. Onlar ziyaretçileri hemen paylıyor: “Bina tadilatta, başınıza kiremit düşecek, hadi bakiim, hadi…” Ahşap binada kiremit tehlikesi, olmayan bir tadilat meselesi, kendi haline oto çöpe terk edilmiş bir bahçe.

Burgazada muhtarı Mustafa Biçer’e başvuruyoruz. Bildiklerini ve duyduklarını anlatıyor: “2008 sonbaharından beri kapalı galiba. Çünkü ben 2009′da göreve başladım, müzeyi açık göremedim. Tadilat var, tehlike altında diyorlar. Yıkık dökük de değil, sonuçta ahşap bina. Ne yapacaklar ki? Darüşşafaka Cemiyeti’ne bir dilekçe yazdım geçtiğimiz aylarda. Ne zaman bitecek bu tadilat diye… İzinler uzadı, 2012 Mayıs dediler. Bakalım. Acaba paraları mı yok, bilmiyorum ki… Yalnız bu müze, adamız için çok önemli. Görseniz, kapalı dediğimizde nasıl yıkılıyor insanlar.”

’2012 MAYIS’INA YETİŞECEĞİNE İNANIYORUZ’

Anlatılanlara göre fi tarihinde Adalar Belediyesi’nden, “restorasyon projesi için sponsor olan iki kurum maalesef aralarındaki sorunu çözemedikleri için hâlâ bekletiliyor” şeklinde bir açıklama yapılmış. Olayın tek yetkilisi Darüşşafaka Cemiyeti’nin 21 Haziran 2010 tarihli ve ‘Sait Faik Abasıyanık Müzesi Restorasyon Çalışmaları’ başlıklı açıklamasında müzenin kuruluşu, tarihçesi ve içindeki eşyanın dökümü anlatıldıktan sonra özetle şöyle deniliyor: “Uzun yıllar boyunca pek çok ziyaretçiyi ağırlayan bu müze evde Ocak 2010 tarihinden itibaren restorasyon çalışmaları başlamıştır. Sait Faik Abasıyanık Müzesi 2011 yılında uluslararası müze standartlarına uygun, çağdaş ve pek çok etkinliğe ev sahipliği yapacak biçimde yeniden ziyarete açılacaktır.”

Cemiyet, ısrarlı sorular üzerine 12 Kasım 2010′da müzenin 2009 yılından beri kapalı olduğunu, içerideki tüm eşyaların Haziran 2010′da Maslak Kampüsü’ne taşındığını ve Mayıs 2011′de tekrar ziyarete açılacağını bildirmişti. Şimdi verilen tüm tarihler geçti. Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Yıldırım’a soruyoruz: “Sait Faik Müzesi’nin giriş kapısında tadilatın 2012 Mayıs ayına kadar süreceği, o yüzden kapalı olduğu yazıyor. Fakat hiçbir tadilat söz konusu değil. Muhtarla konuştuk, o da hiçbir tadilata şahit olmadığını söyledi. Durum nedir? Tadilat olacak mı gerçekten? Ne zaman başlayıp ne zaman bitecek? Tam olarak neler yapılacak?” Cevap: “Orası eski eser ve aynı zamanda deprem bölgesinde. Bu yüzden yapılacak işler çeşitlendi. Anıtlar Kurulu’na sunduk. Onay bekliyoruz. Yenilenme diye yola çıktık ama binanın güçlenme ihtiyacı da var. Her şeyin 2012 Mayıs’ına kadar yetişeceğini umuyoruz. Hesapları yapıldı. Müzenin içi için de yeni konseptler araştırıyoruz.”

_______________________________________________________124

Şalom, 24.8.2011
Joelle Pinto

http://www.salom.com.tr/news/detail/20779-Buyukadada-bir-iphonographer.aspx

Büyükada’da bir iphonographer

Bu hafta dostlarımla Büyükada’da geçirdiğim keyifli hafta sonunun ardından, adayı çok beğenen fakat adalı olmayan dostumdan ilginç bir yorum geldi; “Büyükada technocolorla renklendirilen eski resimler gibi” diyordu, ada halkı değişse de, adanın en güzel köşklerinin olduğu bahçelere yeni modern binalar dikilebilse de eski ada hayatını tahmin edebiliyordu sanki.

***

Eski resimlerdeki Büyükada artık bir nostalji olarak kalacak olsa da, yeni nesil de Büyükada’yı resimler çekerek arşivlemeye devam ediyor. Profesyonel makinelerle değil, hatta dijital fotoğraf makinesiyle bile değil. “Onlar iphonographer” dedi arkadaşım. “iphono… ne?” dediğimde ise, “iPhone photographer” dedi, yani iPhone fotoğrafçıları. İPhonelar’daki megapiksel kalitesinin yükselmesi ve fotoğrafta güzel efektler yapılmasını kolaylaştıran aplikasyonlar sayesinde, iPhone fotoğrafçılarının sayısı gün geçtikçe artıyor. Artık sadece iPhone’la çektikleri fotoğraflarla kendi iphonographer bloglarını, web sitelerini hatta yöresel iphonographer kulüplerini bile kurabiliyorlar. Paris’in iphonographerları gibi… Gözlemlediğim kadarıyla Büyükadalı iPhone fotoğrafçılarımızın da oranı hiç fena değil; Aya Yorgi’den güneş batışı çekenler, adada büyüyen mutlu çocuklarını çekenler, klasik ada vapurlarını nesli tükenmeden çekenler… Büyükadalı iphonographerlar da kendi bloglarını kurabilecek kadar ustalaştılar kanımca. Beni sorarsanız, ben hala eski Blackberry’me ihanet edemedim. Cep telefonu fotoğrafçılığımdaki ustalığımı maalesef mevcut telefonumla konuşturamadım.

***

Geçtiğimiz Pazar günü, Yıldırımspor Tesisleri’nde Aldo Perahya Turnuvası’nın ödül töreni yapıldı. Bebeklik arkadaşım Alp ve kardeşi Rıfat Perahya’nın babalarının anısına yapılan bu turnuva Aldo’yu tanıma ve çocukluk – gençlik yıllarını geçirme şansını yakalayan beni ve tüm çocukluk arkadaşlarımızı çok duygulandırdı. Gençliğe ve spora bu kadar önem veren birinin isminin bir spor turnuvası ve pırıl pırıl sportif bir gençlikle yaşatılması, onu onurlandırmanın en güzel şekillerinden biriydi. Ortaokula başladığım yıllarda Aldo bana su kayağı öğretmek için baya uğraşmıştı, fakat bendeki güçsüz kollar, kabiliyetsizlik ve sabırsızlık bu çabalarını sonuçsuz bırakmıştı. Onun yerinde olsaydım, sportif olmayan biriyle bu kadar uğraşır mıydım bilmiyorum. Pazar günü onu yüzümde bir gülümseme ile tekrar hatırladım…

***

Hafta sonu adada bulunmanın bir diğer sebebi ise Sevgili Riva’nin biz Şalomcuları evinde ağırlaması idi. Ben turnuvadan sonra maalesef aralarına katılamadım, günün duygusallığı ve kafama geçmekte olan güneşin etkisiyle biraz daha ada havası alma ve sonra İstanbul’a dönme kararı aldım. Ancak tahmin ettiğim gibi, müthiş bir ev sahibi olduğunu duydum. Bu güzel davetini kaçırdığıma üzüldüm ama biz Şalom yazarlarının daha nice güzel buluşmaları olacaktır nasıl olsa…

_______________________________________________________125

ntvmsnbc, 24.8.2011

http://www.ntvmsnbc.com/id/25244519

‘Ordinaryus’ yeniden hastanede

Yaklaşık 8 ay önce hastanede tedavi gören F.Bahçe’nin efsane futbolcusu Lefter yeniden hastaneye kaldırıldı.

İSTANBUL – Fenerbahçe’nin eski futbolcusu Lefter Küçükandonyadis dün Memorial Hastanesi’ne kaldırıldı.

Kalp rahatsızlığının yanında şeker hastası da olan Lefter, hastanede kontrol altına alındı.

Lefter’le 40 yıldan fazla bir süredir arkadaş olan Bekir Boran, efsane futbolcunun sağlık durumuyla ilgili ntvmsnbc’ye bilgi verdi.

“Ordinaryüs” lakaplı futbolcuyla en son iki gün önce görüştüğünü belirten Boran, kendisini evinde sık sık ziyaret ettiğini söyledi.

Lefter’in bilinç kaybı yaşadığını vurgulayan Boran, son günlerde uykusuzluk problemi çektiğini de ifade etti.

Boran, “Yemek yiyemiyor, içemiyordu. Konuşabiliyor ancak unutkanlık yaşıyordu” dedi.

ATİNA’DAN İSTANBUL’A GETİRİLMİŞTİ
Yunanistan’ın başkenti Atina’da sekiz ay önce rahatsızlanan Lefter, özel ambulans uçakla İstanbul’a getirilmişti.

İki hafta hastanede kalan Lefter, tedavisinin ardından Büyükada’daki evine dönmüştü.

‘VER LEFTER’E YAZ DEFTERE’
Lefter Küçükandonyadis, 22 Aralık 1925’te Rum bir balıkçı ile Türk bir annenin çocuğu olarak dünyaya geldi.

Futbola Büyükada’da başladı. Taksim Spor Kulübü’nde yetişti. Taksim Kulübü yöneticileri kendisine lisans çıkartabilmek için 1941′de mahkeme kararıyla yaşını büyüttü. Ancak bu sayede takımda oynayabildi. İki yıl Taksim takımında yer aldı.

1943′te askere gitti, 4 yıl süren askerlikten sonra 1947′de İstanbul’a döndü ve Fenerbahçe kulübüne girdi. 1964′e kadar Fenerbahçe forması altında top koşturdu.

İstanbul Ligi 1953-1954 sezonunda gol kralı oldu. Bu süre içinde 1 yıl İtalya’nın Fiorentina ve 1 yıl da Fransa’nın Nice takımında oynadı. Yurtdışında da başarılı futboluyla ün yaptı.

Türk futbolunun efsaneleşen isimlerinden biri olarak tanındı. Golcülüğünden ötürü “Ver Lefter”e, yaz deftere!” sloganı onun için çıktı. Futbol zekası nedeniyle “Ordinaryüs” sıfatıyla anıldı.

Futbol yaşamında toplam 50 kez milli formayı giydi. (46 kez A, 1 kez B, 3 kez 21 yaş altı).

1954 FIFA Dünya Kupası’nda forma giyen Lefter turnuvada 2 gol attı.

Lefter, Türk futbolunda “50. Milli Maç Altın Madalyası”nı alan ilk futbolcu oldu.

Milli Takım formasıyla attığı 21 golle en çok gol atan milli oyuncu unvanını uzun yıllar elinde tuttu. Dokuz kez de milli takım kaptanlığını yaptı.

Fenerbahçe forması altında 615 maç oynadı, toplam 423 gol attı.

1964′te futbolu bıraktıktan sonra Yunanistan’ın Egaleo, Güney Afrika’nın Johannesburg takımlarında futbolcu ve antrenör olarak yer aldı.

Daha sonra Samsunspor, Orduspor, Mersin İdman Yurdu ve Boluspor’da teknik direktörlük yaptı. Antrenörlük kariyerinden sonra da bir süre de spor yazarlığı yaptı.

_______________________________________________________126

From: ADALAR MÜZESİ
Subject: Müze’de Edebiyat Atölyesi – 27 Ağustos 2011
Date: August 25, 2011 4:35:20 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Müze’de Edebiyat Atölyesi – 27 Ağustos 2011

_______________________________________________________126

From: ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ
Subject: [adalarkulturdernegi] ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ’NDE BU HAFTA SONU …
Date: August 25, 2011 3:34:01 PM GMT+03:00
To: adalarkulturdernegi@yahoogroups.com

ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ’NDE 
BU HAFTASONU…


_______________________________________________________127

From: ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ
Subject: [adalarkulturdernegi] PAZAR KAHVALTISI
Date: August 28, 2011 9:47:35 PM GMT+03:00
To: adalarkulturdernegi@yahoogroups.com

SEVGİLİ DOSTLAR,
BAYRAM TATİLİNDE MAVİ KULÜP’TE PAZAR KAHVALTISINDA BULUŞMAK DİLEĞİYLE,

ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ YÖNETİM KURULU

_______________________________________________________128

From: ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ
Subject: [adalarkulturdernegi] BAYRAM MESAJI
Date: August 29, 2011 10:14:19 AM GMT+03:00
To: adalarkulturdernegi@yahoogroups.com

UMUTLARINIZIN SİZE BİR ADIM DAHA YAKLAŞTIĞI, MUTLU BAYRAMLAR DİLERİZ.
ZAFER VE RAMAZAN BAYRAMLARINIZ KUTLU OLSUN…

ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ YÖNETİMİ

_______________________________________________________129

From: ARİS KYRİAZİS
Subject: tebrik
Date: August 30, 2011 9:00:05 AM GMT+03:00

BU TATLI BAYRAMDA SIHHAT NESE VE BASARILAR DILERIM. HER GUNUMUZ BAYRAM OLSUN!

_______________________________________________________130

From: AYNUR GÜRSOY
Subject: Herşey gönlünüzce olsun
Date: August 30, 2011 3:17:07 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Sevgili Arkadaşlar,
Sağlık, başarı, içinizden ne geçiyorsa gerçekleşmesi dileğiyle, bayramınızı kutluyorum.

Aynur Gursoy
Bathonea ve Yoros Kazilari Basin Danismani

ADALAR POSTASI-2600 pek yakında!


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 4.367 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: