Gönderen: adalarpostasi | 07 Mayıs 2011

ADALAR POSTASI-2584: [kaldırım] şantiye sahası [mıdır ki] girilmez!?…

Büyükada’da…

* * *

ADALAR’da TARİHTE O GÜN:

11 Kasım 1909 Perşembe günlü, Büyükada’da Sütçü Pavli’nin enik ahırında çıkan yangının genişlemeden söndürüldüğünün bildirildiğine dair…

* * *

ADALAR’da BİR GÜN:

Fotoğraf: Ugo Antonio Corintio, Büyükada’da, Nisan 2011.

* * *

ADALAR’da HAVA DURUMU:

7 Mayıs 2011 Cumartesi
Büyükada’da HAVA DURUMU*
Parçalı bulutlu
7/14ºC
% 59-85 nem
Yıldız, K 33km/sa
Gündoğuşu 05:55… Günbatışı 20:06…

* http://www.dmi.gov.tr/tahmin/il-ve-ilceler.aspx?m=BUYUKADA uyarınca

* * *

Cicely Mary Barker, The Lily-of-the-Valley Fairy.

* * *

1- Avni Kurtuldu: “Şimdi diyeceksiniz ki nedir bu mobbing kimdir bu mobbingci? Anlattıkça siz anlayacaksınız O’nu!…”

2- Yüksel Özcan: “Herbarium-web hizmetinizde…”

3- Arif Çağlar: “Bir de hangi konuda ne sesi çıkacaktı şeklinde sıralamak gerekir. Ayan beyan konular şunlar…”

4- Semiha Baltacı: “Ada sahillerindeki göletler…”

5- Emine Çiğdem Tugay: “[Kaldırım] Şantiye Sahası [mıdır ki] Girilmez!?…”

6- Ertekin Dinçay: “Vallahi benim evliliğim tamamen tesadüf oldu, benim hanımım Büyükada güzeliydi, Gündüz Kılıç vardı, onunla Büyükada’ ya gitmiştik, orada müsabakada gördüm…”

7- Seninki kaç cm?

8- Canan Efendigil Karatay: “Kolestrol diye bir hastalık olamaz. Kolesterol vücudumuzun en ana, en önemli biyokimyasal maddesidir. Kolestrol olmasa ne siz hayatta olabilirsiniz, ne ben, ne kedi, ne de köpek. Kolestrol en kuvvetli en doğal antioksidandır. Bu nedenle ben hastalarıma kolesterol ilacı vermem, alanların da kolesterol ilacını bıraktırırım. İnanın daha sağlıklı yaşamaya başlıyorlar…”

)O(

_______________________________________________________1

From: AVNİ KURTULDU
Subject: MOBBİNG
Date: May 6, 2011 7:36:21 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi.1@gmail.com

MOBBİNG, 
MOBBİNGCİ, 
MOBBİNG MAĞDURU…

Şimdi diyeceksiniz ki nedir bu mobbing kimdir bu mobbingci?
Anlattıkça siz anlayacaksınız O’nu!…
Mobbing, fiziki müdahaleye başvurmadan tekrarlanan psikolojik baskı, taciz, rahatsız etme ve sıkıntı vermenin tıp literatüründeki adı. Çin işkencesi gibi birşey.
Mobbingci, adı üzerinde mobbing yapan kişi. Helvacı, leblebici gibi! Ama bazıları var ki sürekli üretim halinde, adeta ‘Mobbing Fabrikatörü’.
Mobbing mağduru, mobbingcinin mobbinglerine maruz kalan kişi. (İlçemizdeki mobbing fabrikatörü sayesinde, neredeyse mobbing mağdurları ordusu oluşmak üzere)
Mobbing Fabrikatörü nasıl çalışır ve nasıl üretim yapar?
Emri altında çalışanlara sürekli verimsiz ve yetersiz olduklarını söyleyerek aşağılayıcı ifadeler sarfeder. Hatta dakika bir gol bir misali gazetelere bu şekilde demeç bile verir.
İşe bir dakika geç kalınsa çalışanlardan toplu savunma alarak, sicillerini bozar. Geliş gidiş saatleriyle çalışanlara baskı uygular.
Çalışanın sürekli yerini değiştirir, ana binadan çok uzak bir yerde görevlendirerek, sabah-öğle-akşam ana binaya getirip imza atmaya zorlar.
20-25 çalışanı havasız ve karanlık bir odaya sıkıştırır.
Çalışanlarını yetkisini aşan konularda evrak imzalamaya zorlar.
Kişiye yetenek ve becerilerinin altında görev vererek aşağılar. Sürekli eleştirir ve küçümser.
Tüm çalışanların görev rotasyonuyla adeta başını döndürerek verimlerini düşürür.
Bütün bunların sonunda panik atak yaşayan, depresyona giren, uykusuzluk çeken, çeşitli ağrılara maruz kalan, çarpıntı, terleme, titreme, halsizlik, nefessiz kalma gibi arızalara sahip mobbing mağduru ordusu oluşur. Ve bu ordu maalesef ya erken emekli olmakta, ya intihar etmekte ya da psikiyatri kliniklerinde uzun süre tedavi olmak zorunda kalmaktadır.
Mobbing mağduru, adı üstünde mağdur. Asıl hasta olan MOBBİNGCİ’dir.
Mobbingci, kendisini büyük bir güç, deha, kusursuz ve mükemmel bir varlık olarak gördüğü için her şeyi hak ettiğine inanır. Megalomandır. Her dediğinin tartışmasız yerine getirilmesini ister. Hiddetli ve öfkelidir. Öfkesini engelleyemediği ve problemleriyle başa çıkamadığı için başkalarıyla uğraşır. Hedef aldığı kişileri ellerinden işlerini almakla veya işlerini değiştirmekle TEHDİT eder. Hedefindeki mobbing mağduruna karşı hiçbir şekilde esnek davranmaz. Kendine güvensizliğini, başkalarına karşı kıskançlık, nefret ve saldırganlık şeklinde yansıtır.
Saldırganlığını gizlemek için sürekli gülümseme çabasındadır.
Masasındaki eşyaları devamlı düzeltme uğraşı içindedir.
Avrupa’ da mobbing artık mahkemelere taşınabilen bir suç unsuru. Kardeş Belediye Nakka’da mobbing doğrudan bir suç olarak yasalarda yer almaktadır.
Türkiye’de de Başbakanlık tarafından mobbingin önlenmesiyle ilgili bir genelge yayınlanarak  mahkeme yolu açılmıştır.
Buradan mobbing izleyicilerine seslenmek istiyorum. Her mobbing izleyicisi potansiyel mobbing mağdurudur. En kısa zamanda SARI ÖKÜZ hikâyesini tekrar okumanızı öneririm.
Susma sustukça…
Maalesef ben sözümü tamamlayana kadar sıra sana geldi dostum!
Not: Bu yazı tamamen bilimsel çalışmalardan derlenmiştir. Tüm açıklamalar ve terimler bilimsel olup hiçbir kişi ve kuruluşla ilgisi yoktur.
Avni KURTULDU
* * *

Sarı Öküz’ün Hikâyesi…

Eski zamanların birinde bir otlakta öküz sürüsü yaşarmış.Yaşarmış yaşamalarına ama civardaki aslanlar bir türlü rahat bırakmazlarmış onları. Hemen her gün saldırırlarmış bu sürüye. Öküz dediğin öyle yabana atılır bir hayvan değil ki, bir araya toplandılar mı kolayca defetmesini bilirlermiş o koca aslanları.
Gün geçtikçe aslanları almış bir kaygı. “Herhalde bize bu otlağı terk etmek düşüyor,” demiş aslanlardan birisi. “Evet” diye tasdik etmiş diğerleri.
“Nereye gideriz” diye düşünürlerken “Bir dakika,” diye bir ses duymuşlar gerilerden. Herkes dönüp bakmış sesin geldiği tarafa. Sürünün en çelimsiz ama kurnaz mı kurnaz bir ferdi olan topal aslanmış söze atılan.
“Hayır,” demiş, “Hiçbir yere gitmiyoruz. Siz bana bırakın, ben hallederim bu işi.”
İnanmamış kimse ona ama “Haydi bir şans verelim ne çıkar,” diye düşünmüşler.
Topal aslan elinde beyaz bayrak gitmiş öküzlerin yanına. Öküzlerin lideri olan boz öküz sormuş ne istediğini.
Topal aslan “Saygıdeğer öküz efendiler,” diye başlamış lâfa:
“Bugün buraya sizden özür dilemek için geldik. Evet size defalarca saldırdık, ama niye biliyor musunuz? Hep o sizin aranızdaki sarı öküz yüzünden… Onun rengi gözümüzü kamaştırıyor, aklımızı başımızdan alıyor. Onu gördük mü ne kadar barışsever olduğumuzu unutup size saldırıyoruz. Bunların hepsi sarı öküzün suçu. Verin onu bize, siz kurtulun biz de barış içinde yaşayalım!”
Boz öküz, diğer önde gelenlerle görüşmek üzere geri çekilmiş. Hepsi de sıcak bakmışlar bu teklife. Bir tek yaşlı benekli öküz “Olmaz,” demiş ama kimseye dinletememiş sözünü.
Zavallı sarı öküz teslim edilmiş aslanlara. Diğerleri üzülmüşler üzülmesine ama elden ne gelir ki! Bütün sürünün selâmeti için bir öküz. Gerekliymiş bu.
Gerçekten de günlerce sürüye saldıran olmamış. Huzur içinde geçer olmuş günleri. Ama aslan milleti bu, ne kadar sabreder ki? Hele öküz etinin tadını aldıktan sonra.”Acıktık!” demişler.
Topal aslan boz öküzün yanına giderek “Selam!” diye girmiş söze:
“Gördünüz ya biz aslanlar ne denli uysal milletiz. Yalnız buraya bunu söylemek için gelmedim. Büyük bir problemimiz var!…”
“Nedir?” demiş boz öküz merakla.
“Şu sizin uzun kuyruklu öküz,” demiş topal aslan ve devam etmiş:
“Öyle uzun bir kuyruğu var ki nereden baksak görünüyor. O kuyruğu salladıkça bizim de aklımız başımızdan gidiyor. Gözümüz dönüyor, sürüye saldırmamak için kendimizi zor tutuyoruz. Gelin verin onu bize bu mevzuyu burada kapatalım. Eskisi gibi barış ve huzur içinde iki taraf da hayatını sürdürsün.”
Boz öküz yine istişare yapmış sürünün ulularıyla. Yine sadece benekli öküz olmuş karşı çıkan. Hepsi de “Verelim gitsin” demişler…
İstişare daha da kısa sürmüş bu defa. Dışlamışlar uzun kuyruğu sürüden.
Saatler sürmüş zavallının çırpınışları ama sonunda o da yenik düşmüş aslanlara.
Tekrar tekrar yinelenmiş bu olanlar. Her geçen gün daha da semirmiş aslanlar, alabildiğince güçlenmişler.
Öküzlerse her geçen gün daha da zayıflamışlar, seyreldikçe seyrelmişler.
Aslanlar küstahlaştıkça küstahlaşıyorlarmış. Artık bir sebep bile söyleme gereği duymuyorlarmış. “Verin bize şu öküzü sonra karışmayız,” derlermiş sadece.
Zavallı öküzlerin “Hayır,” diyebilecek güçleri kalmamış. Hepsi birer birer can veriyorlarmış aslanların pençesinde. Boz öküz de aralarında olmak üzere birkaçı kalmış en sona.
“Ne oldu bize, ne zaman kaybettik bu harbi aslanlara karşı, oysa ne kadar da güçlüydük?” diye sormuş biri boz öküze. “Biz,” demiş boz öküz, gözleri nemli ve sesi pişmanlıkla titreyerek, “Sarı Öküz’ü verdiğimiz gün kaybettik bu kavgayı!…”

_______________________________________________________2

From: YÜKSEL ÖZCAN
Subject: herbarium web hizmetinizde
Date: May 6, 2011 8:45:53 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

herbarium web hizmetinizde…

siz gelmediniz herbarium’a

herbarium’u size gönderelim dedik!…

yaptik oldu!

iyi seyirler…

http://www.istanbulherbarium.com

yüksel özcan

_______________________________________________________3

Celal Karaca: “Arif Çağlar Bey’in yazılarını ve ilgisini dikkatlice izliyorum. Adalarımıza sahip çıkan bir kuruluşun olmasından dolayı mutluyum. Dikkatimi çeken Adalar’da başka kuruluşlar falan yok mu hiçbir zaman ortaya çıkmıyorlar… Veya var ben bilmiyorum… Yoksa başka sitelerde mi yazıyorlar? Sizden ricam Adalar için iyi niyetli çalışan STK kimler merak ediyorum.”

* * *

From: ARİF ÇAĞLAR
Subject: Re: ?
Date: May 7, 2011 7:04:39 AM GMT+03:00
To: emine.cigdem.tugay@gmail.com

Adalara sahip çıkan kuruluş [İAKTVKD] 
ve diğerleri hakkında…

Kent Konseyi var çalışmayan muhalif olarak, Lido’ya karşı çevre komisyonu olarak dava açtıklarını söylüyorlar (Avni Kurtuldu başta olmak üzere), böyle bir dava var mı yok mu ben anlayamadım. Ada Gazetesi, Özer Kangür ve Adalar Kültür Derneği eski AKP yönetimini destekliyordu, her nedense yeni yönetimle yıldızları barışmayınca iş Çınar Meydanı Muharebesi’ne kadar büyüdü. Ada Gazetesi yanlışları gösteren haberler yayınlıyor ama dernek olarak bir şey yapmıyor galiba ya da yapıyorsa da ben bilmiyorum (bilen var mı?) Bir de Adalar Vakfı var gizli açık belediye iktidarında. Bunlar zaten taraf. Her dönemin yanardöneri, eski AKP belediyesini de destekliyordu şimdi de CHP belediyesini destekliyor (yoksa yanılıyor muyum?). Bu grubun Adalar’a zarar veren herhangi birşeye ve hele de eşkiyaya karşı çıktığı görülmemiştir.
Bir de Sedef Adalılar Derneği var, belediyenin Sedef Adası’nın tepesini satmasına karşı çıkıyor ve Av. Ömer Aykul’a ikinci davayı açtırmış durumda ama bu dernek de sessiz ve derinden gidiyor ve Sedef adasında huzurlarının bozulması dışında hiçbir konuyla ilgilenmiyor zaar.
Başka dernek ben de bilmiyorum. Geriye bir tek Kınalıada kaçak motor iskelesine karşı çıkan Mimoza Restoran’ın sahibi kalıyor STK olarak.
Bir de hangi konuda ne sesi çıkacaktı şeklinde sıralamak gerekir. Ayan beyan konular şunlar:
– Motorlu araçlar, kamyonlar ve kamu araçlarının özel amaçlı kullanımı;
– Vapurlar, mopurlar ve kaçak motor iskeleleri, dolayısıyla sahillerin bozulması;
– Lido inşaatı, Seferoğlu tahribatı, en genel anlamıyla kaçak inşaat ve betonlaşma.
Kaldırımlar, meydanlar, ağaçlar, yeşil alanlar, reklam levhaları, sahil (b)öngörünüm çabalamaları ve nice başka konu da var elbette.
Selamlar,
Arif Çağlar
_______________________________________________________4

From: SEMİHA BALTACI
Subject: göletler
Date: May 6, 2011 11:54:03 PM GMT+03:00
To: emine.cigdem.tugay@gmail.com

Ada sahillerindeki göletler…

* * *

Büyükada sahillerinde, 31.3.2011.

_______________________________________________________5


[kaldırım] şantiye sahası [mıdır ki] girilmez!?…
)O(

Büyükada-Seferoğlu, 6.5.2011.



_______________________________________________________6

Haber3, 6.5.2011
Ebru Eğinlioğlu

http://www.haber3.com/bay-sapka-konustu-hincala-yapilan..-816239h.htm

‘Bay Şapka’ konuştu…

Ebru Eğinlioğlu bu hafta, “Bay Şapka” lakaplı Ertekin Dinçay’la konuştu…

[…] Vallahi benim evliliğim tamamen tesadüf oldu, benim hanımım Büyükada güzeliydi, Gündüz Kılıç vardı, onunla Büyükada’ ya gitmiştik, orada müsabakada gördüm, beyaz Rus’ tur. 25-30 sene evli kaldık, kızım oldu, torunum var şimdi, ayrıldıktan sonra da dost kaldık, ben bir daha hiç evlenmedim. O evlendi. […]

_______________________________________________________7
levrek, hamsi, kalkan
kader anı haziran
ben eyleme katıldım
keşke sen de katılsan
şu linki tıklasan

_______________________________________________________8


From: ARİF ÇAĞLAR
Subject: Çok önemli bir konu ve çok önemli bir doktor, haber ve röportaj yapžlması kitabžn tanžtıžlmasžı… gerekir!
Date: May 7, 2011 7:43:20 AM GMT+03:00
To: emine.cigdem.tugay@gmail.com

Çok önemli bir konu ve çok önemli bir doktor, haber ve röportaj yapžlması kitabžn tanžtıžlmasžı…

* * *

Hürriyet, 6.5.2011
Buse Özel

Et, yumurta ve tereyağı serbest

Son 15 yıldır her gün bir yerde karşımıza çıkan yo-yo diyetler, azar azar sık sık yiyin tavsiyeleri, her sağlık programında başka bir beslenme önerisi karşımıza çıkıyor. Yine de tüm dünyayı etkisi altına alan obeziteyi ve yayılma hızını durdurmak şöyle dursun aksine git gide daha vahim bir boyuta ulaştığını görüyoruz. İstanbul Bilim Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay yurtdışından kopyalanıp Türk hastalara önerilen diyetlerin kalıcı olarak kilo vermede etkili olmadığını ve sık sık yemenin uzun vadede insülin direnci oluşturduğunu söylüyor. Hayy Kitap’tan çıkan Karatay Diyeti kitabında da sağlıklı beslenme konusunda tavsiyeler veren Prof. Dr. Karatay beslenme hakkında doğru bilinen yanlışları anlattı…
Siz 4 saat aralıklara yemek yemeyi tavsiye ediyorsunuz ve Leptin hormonunun öneminden bahsediyorsunuz. Nedir Leptin hormonu ve ne işe yarar?

Leptin hormonu iştahı kapatan, yağları yakan hormondur. İnsülin hormonu da acıktıran ve yağları depo eden hormondur. Leptin, vücutta bulunan tüm hormonların işlemesini idare eden hormondur. Orkestra şefidir. Tiroide, pankreasa, strese, seks hormonlarına her şeye emreder.
Peki, bu sistem nasıl işliyor vücutta?
Ağzımıza bir yiyecek koyar koymaz kan şekerimiz yükselir. Kan şekeriyle beraber insülin hormonu da yükselir. 2 saat sonra insülin düşmeye başlar ve vücuttaki şeker enerjiye dönüşür, 2 saatten sonra da glukagon depo edilmiş şekeri enerjiye dönüştürür. İşte bunlardan sonra leptin hormonu devreye girer ve o zaman yağlar yakılmaya başlanır ve depo edilmiş olan yağlar enerji sağlamak için kullanılır. 4 saat aralıkla yemek yendiğinde metabolik olarak yağların yanma süresi başlar ve devam eder. Onun için biz sık sık yedikçe insülin salgılanır, insülin salgılandıkça da uzun vadede insülin direnci oluşur ve bu şekilde kilo vermeye imkân ve ihtimal yoktur.
Açlığa dayanamayanlar, örneğin hipoglisemisi olanlar ne yapmalı?
Biz buna reaktif hipoglisemi diyoruz. Hipogliseminiz eğer varsa insülin direnciniz var demektir. Kuvvetli bir kahvaltı yaparak, 2 yumurta yerseniz, beyaz peynir avuç içiniz kadar yerseniz, her kahvaltıda zeytin 2-3 tane değil 9-10 tane zeytin yerseniz elleriniz ayakların titremez. Öyle kibrit kutusu kadar beyaz peynirin kimseye faydası yok. Çok kuvvetli kahvaltı yapınca zaten acıkmazsın. Hafta sonu mesela mükemmel bir kahvaltı yaparız akşam 6 olur yine acıkmayız.
Ne zaman o ellerde ayaklarda titreme oluyor? Mutlaka simit, poğaça, tost yerseniz, sağlıklı diye meyve suyu içerseniz reaktif hipoglisemi oluşuyor.
HER GÜN 2 YUMURTA YENECEK
Siz çok fazla meyve tüketimini de önermiyorsunuz…
Çünkü meyve ve meyve suyu insülin direncini artırıyor, ekmek yüksek glisemik indeksli gıda olduğu için sık sık da yense az da yense insülin direncini arttırır. Düşük glisemik indeksli karbonhidrat alınabilir. Karbonhidrat önermiyorum diye bir şey yok. Sağlıklı yağ, sağlıklı karbonhidrat, sağlıklı protein yenecek. En sağlıklı protein yurdumuzda yumurta ve kırmızı ettir. Yumurta proteini insan proteine en yakın olan proteindir. Yumurta ben haftada bir yiyorum falan değil. Her gün 2 tane yumurta yenecek. Kitapta bunları sebepleriyle anlatıyorum.
KOLESTROL EN GÜÇLÜ ANTİOKSİDANDIR
Peki, kolestrol bir hastalık mıdır?
Kolestrol diye bir hastalık olamaz. Kolesterol vücudumuzun en ana, en önemli biyokimyasal maddesidir. Kolestrol olmasa ne siz hayatta olabilirsiniz, ne ben, ne kedi, ne de köpek. Kolestrol vücutta her hücrenin, karaciğer, böbrek, beyin, göz, seks hormonları, seks organları hepsinin hücre yapısında vardır. Beynin yüzde 90’ı kolestroldür. Sinir sisteminin yüzde 90’ı lipid ve kolestroldür. Siz yesenizde yemesenizde, ilaç alsanızda almasanızda insan vücudunda her gün 2500 mg kolestrol üretilmektedir. Kolestrol en kuvvetli en doğal antioksidandır. Bu nedenle ben hastalarıma kolesterol ilacı vermem, alanların da kolesterol ilacını bıraktırırım. İnanın daha sağlıklı yaşamaya başlıyorlar, kalp hastaları da dahil.
OBEZİTE TSUNAMİSİNİN SEBEBİ KARBONHİDRATLARDIR
Fındık, fıstık öneriyorsunuz, senelerce yağlı oldukları için yasaklanmadı mı?
Doğal olan her şey sağlıklıdır. Hem yumurtanın hem fındık fıstığın içinde doğal omega 3 vardır. Köy tereyağı sağlıklıdır, zeytinyağı sağlıklıdır. Ülkemiz zeytinyağı cennetidir.
Bütün dünyadaki halk “yağlar kalp hastalığı yapar, aman sakın tüketmeyin” diye korkutuldu. Yağ yemeyen kişiler karbonhidratlara saldırdı ve obezite tsunamisi ortaya çıktı. Bütün dünyada yaygın bir şekilde, pandemik dediğimiz hastalık obezitedir. Bütün hastalıkların temelinde de bu yatmaktadır. Tam tersine bu sağlıklı yağları yemediğimiz için hastalanıyoruz.
Sağlıklı yağlar hangileridir?
Zeytinyağı, Trabzon yağı, tereyağı en sağlıklı yağlardır.
Fındık, fıstık, cevizdeki yağlarda da doğal olarak Omega 3 bulunur.
Sağlıklı yağlar hücreyi kuvvetlendirerek virüslerin, mikropların ve toksik maddelerin hücre içine girmesini engeller.
OMEGA 3 OMEGA 6 DENGESİ ÇOK ÖNEMLİ
Omega 3 omega 6 dengesi nasıl olmalı? Omega 6 nelerde var neleri yememeliyiz?
Hücre zarlarının temel yapısında Omega 3 ve Omega 6 vardır. Bunların dengesi çok önemlidir. Batı tipi beslenmede Omega 6 miktarı yüksektir. Omega 6 dengesi hücre zarında Omega 3’ün aleyhine bozulmuştur. Normalde mağara devri zamanında Omega 3’ün Omega 6’ya oranı 1’e 1’dir.
Son yıllarda omega 6 vücudumuza bilerek ve bilmeyerek giriyor. Omega 6’lar arttıkça denge bozuluyor. Batıda gösterildiki hücrede Omega 1 ise Omega 6, 50’ye kadar çıkıyor. Bu dengenin omega-6 lehine bozulması dejeneratif dediğimiz hastalıkların nedeni olarak kabül ediliyor. Bu konuyu açık bir biçimde Karatay Diyeti kitabımda anlatıyorum.
Omega 6 nelerde bulunuyor?
Bütün işlenmiş gıdalarda, trans yağlara dönüştüğü için bulunur. Bilelim bilmeyelim bu işlenmiş gıdalarda damak tadını arttırsın diye maalesef mısır pekmezi katılır çok ucuz da olduğu için. Mısır yağında ve ayçiçeği yağında çok fazla Omega 6 vardır. Omega 6 çoklu doymamış yağ asididir. Çok çabuk bozulduğu için vücutta zararlı hale gelen trans yağlara hemen dönüşür. Omega 3 kolay kolay dönüşmez, tereyağ hiç dönüşmez. Omega -6 yüksek ısıda, havayla temas ettiğinde, gün ışığına maruz kaldığı zaman hemen bozulurlar ve kanserojen, damar sertliği yapan, alzheimer yapan trans yağlar meydana gelir. Transyağlar da gider hücre zarının içine oturur. İşte o tehlikelidir, hücre zarında transyağlar biriktikce, hücre zarlarında fonksiyon bozuklukları, zayıflıklar, işlevsizlik ortaya çıkar ve hastalanmalar hücre seviyesinde başlamış olur.
Mısırdan da şeker üretilmeye başlandı…
Fruktoz, mısır pekmezi dediğimiz o zaten. Çok ucuz olduğu için bütün gıdaların içine konuluyor. Bütün meyvelerde ve bütün meyve sularında vardır. İşte bunlar vücutta maalesef tehlikeli çünkü insülini arttırıyor. Türk toplumu olarak biz hareketsiz bir toplumuz. Her gün 5 kilometre koşun istediğinizi yiyin. Onun için 30 yaşından sonra kadınlarda selülit, erkeklerde göbekde yağlanma problemi başlar bu da insülin direnci başladığı anlamına geliyor.
Geçen hafta Avrupa Birliği’nde yayınlandı; her gıdanın ısıtıldığı anda trans yağa dönüştüğü söyleniyor. Harvard Tıp Fakültesi Beslenme Bölüm Başkanı Dr. Walter Willet diyor ki; ‘yağlardan korkmayın, ekmekten, pastadan, börekten, şekerden korkun. Kilo aldıran, insülin direncini, tansiyonu, kalp hastalığını yapan şekerdir. Bu şekerin de başında fruktoz gelmektedir’.
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: