Gönderen: adalarpostasi | 06 Mayıs 2011

ADALAR POSTASI-2583: eşeğin hakkı eşeğe…

Büyükada Lunapark Meydanı’nda…

* * *

ADALAR’da TARİHTE O GÜN:

10 Kasım 1909 Çarşamba günlü, Büyükada’da Anastaş veled-i Yorki Haci Laz oğlunun bahçesindeki ahırda çıkan yangında ahırın yandığı başka bir zayiat olmadan yangının söndürüldüğünün bildirildiğine dair…

* * *

ADALAR’da BİR GÜN:

Fotoğraf: Ugo Antonio Corintio, Büyükada’da, Nisan 2011.

* * *

ADALAR’da HAVA DURUMU:

6 Mayıs 2011 Cuma
Büyükada’da HAVA DURUMU*
Hafif sağanak yağışlı
9/13ºC
% 79-92 nem
Yıldız, K 18km/sa
Gündoğuşu 05:56… Günbatışı 20:05…

* http://www.dmi.gov.tr/tahmin/il-ve-ilceler.aspx?m=BUYUKADA uyarınca

* * *

Cicely Mary Barker, The Wild Rose Fairy.

* * *

1- Filiz Uykusuz: “Adalar Kent Konseyi Temizdeniz Çalışma Grubu olarak 7 Mayıs Cumartesi günü sizleri, Prof. Dr. Orhan Kural’ın Büyükada Anadolu Kulübü’nde vereceği ‘Adalarımız ve Çevre’ konulu seminerine bekliyoruz…”

2- Celal Karaca: “Arif Çağlar Bey’in yazılarını ve ilgisini dikkatlice izliyorum. Adalarımıza sahip çıkan bir kuruluşun olmasından dolayı mutluyum….”

3- Viktor Albukrek: “Hiç unutmam, üç neslin aş-ev yükünü sırtında taşıyan beş çocuk annesi annem, dadının iyisini seçmek için bir sabah, yaz sıcağına rağmen üşenmeden, beni de yanına alarak Büyükada’dan, yandan çarklı Neveser vapuruna binip İmbros’tan gelecek gemiyi karşılamak üzere Tophane rıhtımına gitmiştik….”

4- Arif Çağlar: “Eşeğin hakkı eşeğe…”

5- Özlem Yüzak: “Kanal İST procesini sahiplenen Terras Lido kazuletinin mimarı Serdar İnan’a bakın neler diyor!…”

6- Tuba İlkmen Şenay: “Tema 2B’lik orman arazilerinin satılmaması için imza kampanyası başlattı. Lütfen imza atalım!…”

7- Emine Çiğdem Tugay: “Adalar’ın evvel zeman bahçelerinde şakayıklar açmakta bugünlerde…”

)O(

_______________________________________________________1

From: FİLİZ UYKUSUZ
Subject: 7 Mayıs saat:14:00 Prof. Dr. ORHAN KURAL Adalarımız ve Çevre semineri
Date: May 5, 2011 8:19:49 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Prof. Dr. Orhan Kural: Adalarımız ve Çevre…

Merhaba,
Adalar Kent Konseyi Temizdeniz Çalışma Grubu olarak 7 Mayıs Cumartesi günü sizleri, Prof. Dr. Orhan Kural‘ın Büyükada Anadolu Kulübü’nde vereceği “Adalarımız ve Çevre” konulu seminerine bekliyoruz.
Katılımınız bizleri çok mutlu edecektir.
Görüşmek dileğiyle,
Sevgi ve saygılarımla,
Filiz Uykusuz

Not: Davetiye Ek’lidir.

_______________________________________________________2

From: CELAL KARACA
Subject: teşekkürler…
Date: May 5, 2011 9:35:27 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

teşekkürler…

Sayın ADALAR POSTASI,
Arif Çağlar Bey’in yazılarını ve ilgisini dikkatlice izliyorum. Adalarımıza sahip çıkan bir kuruluşun olmasından dolayı mutluyum.

Dikkatimi çeken Adalar’da başka kuruluşlar falan yok mu hiçbir zaman ortaya çıkmıyorlar… Veya var ben bilmiyorum… Yoksa başka sitelerde mi yazıyorlar? Sizden ricam Adalar için iyi niyetli çalışan STK kimler merak ediyorum.

Ayrıca Lido’nun önüne dikilmiş olan selvileri KİM dikmiş veya diktirmiş onu bilen varsa lütfen yazsın.

Saygılarımla,

Celal Karaca

* * *

Pakistan’da örümceklerin sardığı ağaçlar

_______________________________________________________3

From: VİKTOR ALBUKREK
Subject: Teşekkür ve Anneler günü
Date: May 5, 2011 4:32:03 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Sayın ADALAR POSTASI,
23 Nisan tebrikimle birlikte yayınladığınız Adamız’ın Toprağı yazımı, arşivinizdeki fotograflarla değerlendirdiğiniz için çok teşekkür ederim.
Bu hafta Anneler günü münasebetiyle Viktor Albukrek’in 1931-1961 Büyükadası’ndan derlediğim birkaç paragrafımı gönderiyorum.
Yeriniz varsa ve münasip bulduklarınızı yayınlayabilirsiniz.

Derin saygılarımla,

Viktor Albukrek

* * *

Viktor Albukrek’in 1931-1961 Büyükadası’ndan…

  • Hiç unutmam, üç neslin aş-ev yükünü sırtında taşıyan beş çocuk annesi annem, dadının iyisini seçmek için bir sabah, yaz sıcağına rağmen üşenmeden, beni de yanına alarak Büyükada’dan, yandan çarklı Neveser vapuruna binip İmbros’tan gelecek gemiyi karşılamak üzere Tophane rıhtımına gitmiştik. Bizim gibi elemanın iyisini yerinde kapmak için gelen başkaları da vardı. Bay Niyarkos, kızgın öğle güneşine rağmen omzundan hiçbir zaman atmadığı kalın ceketi, başında fötr şapkası, yeleğinde yürürken kasten salladığı iri altın kösteği ve bütün heybetiyle, o önde, yarım düzine genç kız arkada, Aksu vapurunun iskelesinden ağır ağır inmiş, hiç konuşmadan, bir mafya babası gibi kaş göz hareketleriyle hepimizi arkasından sürükleyerek Mumhane Sokağı’ndaki salaş bir kahvehaneye götürmüş ve kopelya (genç kız) dağıtımını orada yapmıştı.
  • Uzun bir müddet adamıza yağmur yağmadığı zaman kuyular kuruduğunda, damacanalarla satın alınan içme suyu el yüz yıkamasına kullanılsa da hamam ihtiyacını karşılayamazdı ve hamama gidilirdi. Annemle birçok kere ‘kadınlar saati’nde hamama gitmişliğim olmuştur. Adamızın sükseli hamamı, telefon santralı köşesinden aşağıya inen Aydoğdu yokuşunun sağında idi. Çankaya kavşağından sonra Kadıyoran yokuşunu devamla Aydoğdu kavşağına henüz varmadan, yanık odunun tatlı is tadı, damağa yapışırdı. Biraz sonra keskin yanık kokusu etrafı kaplardı. Lodoslu günlerde ise daha yokuşun başında iken, dumandan göz gözü göremezdi.
  • Hamamın kapısından içeri girerken, buharla karışık mis gibi nefis bir sabun kokusu şenlendirirdi etrafı. Sayın sanayicilerimiz, “yüzünüz çamaşır değildir” sloganıyla, bu tür kokulu Ayvalık sabunundan soğuttu çoğumuzu. Ben halen, Ege yöresi gezilerimde, halis zeytinyağından yapılmış ‘beyaz kalıp’ sabunlarından satın alır ve her kullandığımda kokulu buharını ısrarla ciğerlerimin tamamını dolduracak şekilde içime çekerken annemin kokusunu alır, çocukkken Büyükada’daki kadınlar hamamının sıcak buharlı, sisli ve bol köpüklü ortamında, bu kadar çıplak hatun arasında koşuşmakta olduğum sahneleri gözümün önünde canlandırırım.
  • Sandalımı inşa ettiğim günlerde, komşumuzun bu sandal yüzemez, batacak demesi üzerine, annem heyecanlanır, benim tekne inşa etme hevesime son vermemi isterdi. Fakat üzüldüğümü gördüğünde, “Viktoriko Paşa, yaptığın bunca maket gayet güzel yüzdüğüne göre bu da yüzecek, korkma, deşalo avlar (bırak konuşsun) tu mira tu eço (sen işine bak)” diyerek, bana hep güven aşılardı. Komşu İstepan Efendi, sandalımın rahatlıkla dengede yüzdüğünü gördükten sonra bana karşı daima saygılı olmuştur. Annem’le ise müşterek bahçe duvarlarının onarımı yüzünden genellikle kavgalı idiler. Belki de defalarca “Madam Albukrek, bu tekne yüzemez, batacak,” demesindeki amaç annemi üzmekti.
  • Annemiz, çocuklarının yaptığı bir elişini, bir el becerisini, değerli bir esermiş gibi tüm aile efradını yanına çağırarak iftiharla gösterir, sırayla hepimizi yüreklendirirdi. Babamız da, bu temaşaya katılır, sanatın, hayatımızı renklendirdiğini, genel kültürü zenginleştirdiğini belirtir ve ileride, ömür boyu karşımıza çıkabilecek, beklenmedik durumlar için okluğumuzda, fazla yedek ok’un ve yedek yay bulundurmanın önemini, değişik misallerle anlatırdı. “Şans’a inanmayın,” derdi. “Şans’ın sizden yana olacağına hiçbir zaman güvenmeyin. Şans, önünüzde akan derenin sürüklediği mantar parçasını alabilene güler. Bu yüzen parçaya erişmek, onu yakalayabilmek için hazırlıklı olmanız gerekir. Bu hazırlık, okumakla, derslere çalışmakla olur,” diye eklerlerdi.
  • Dolayısıyla yaz tatili başlar başlamaz özel derslere önem verilirdi. Öğretmen eve gelmeden bir saat kadar evvel, yarım kalmış bir el işini bitirmek veya hazırlanmamış bir dersi atlatmak için en geçerli bahanemiz, “karnım ağrıyor,” idi. Annemiz, derhal yarım elma yedikten sonra derse girmemizde ısrarlıydı. Babamız ise tatilde olsak dahi çalışmanın gerekli olduğunu hayvanlar aleminden İbranice bir misallle anlatırdı: “Lo raiti hatul yaşan, şelihnaz ahbar la pe, (Uyuyan kedinin ağzına, farenin girdiği görülmemiştir)”. Bu deyimi, yaz boyunca tembel tembel oturmamamız için tekrarlardı ve son sözleri: “Kemana çalış, bir gün lazım olur,” idi.
  • Yıllar sonra keman çaldığım değişik amatör orkestralarında alkışlanırken ve bilhassa o günlerden tam 65 yıl sonra, 2008 de Atatürk Kültür Merkezi’nde sahnelenen Masada temsilinin orkestrasında keman çaldığım için plaket alırken, anne ve babamın “bir gün lazım olur,” seslerini hasret ve içtenlikle duyar gibi oluyorum. Bu tür alkışlardan payıma düşeni, daima annem ve babama gönderirim.
  • Ada’ya sıklıkla davet ettiğim ilkokul arkadaşım, Hananya Abulafya idi. Henüz altı buçuk yaşındayken, annem beni okula götürdüğü ilk gün, sırtında bir kamburu olan ve yapayalnız bir köşede sessizce duran bu çocuğa gözünü kestirdi ve: “Bak,” demişti bana, “Bu çocuğun annesi öldü, yani annesi yok! Sen onunla arkadaş olacaksın! Sana bu vazifeyi veriyorum! Onu bir köşede yalınız kalmasına sakın müsaade etme, hep onun yanında olacaksın!” Annem bana bu görevi vermekle, yetim ve özürlüye yardım etme şevkimi kabarttıyordu. İstediği de buydu.
  • Biz torunlar, büyükannemize ‘ayakkabı’ kelimesini bir türlü öğretememiştik ve mahallemizin efesi Şaban efendi bir iş için evimize her girdiğinde, yerleri kirletmemesi için büyükannemiz ona: “Çabuk çık papuç, çık papuç,” diye seslenirdi. Biz torunlar, kapı ardından katıla katıla gülerken, büyükannemiz inadına “Çabuk çık papuç çık papuç,” teranesini sürdürürdü. Aslında ninemizin ayakkabı dememesinin sebebi, torunlarının şen kahkahalarını işiterek mutlu olmaktı.
  • Oto yedek parçacısı olarak çalışmaya başladıktan sonra, Ada benim için geceleri uyumak için kullanılan bir yatakhane olmuştu. Büyükannem, her gün işe gittiğim için “Viktoriko ya se izo un hombre d’eço, (Viktorcuğumuz artık bir iş adamı oldu)” diyerek seviniyor ve bana iltifatlar yağdırıyordu. Sabahları erkenden vapura yetişmem için odama gelip beni uyandıran ve kahvaltımı hazırlayan büyükannemdi. Kendi adıma iş kurmak fırsatı çıktığı gün ise çocukken tamir işleriyle uğraştığımda anneme: “Koş gel, bak Viktor evimizi başımıza yıkıyor,” diye yakınan aynı Büyükannem, şimdi işe başlamam için sonradan kendisine gururla iade ettiğim bir miktar para veriyordu bana…
Tüm Annelere, evlatlarıyla birlikte uzun ve huzurlu yıllar dilerken, aramızdan ayrılan Analarımız’dan kalan hatıraları saygıyla yad ediyorum.
Viktor Albukrek

_______________________________________________________4

From: ARİF ÇAĞLAR
Subject: eşeğin hakkı eşeğe
Date: May 6, 2011 11:15:50 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Eşeğin hakkı eşeğe…

Adalarda her türlü hayvanla daha yakın bir ilişkide hayat süren halk, ticari amaçla kullanılan hayvanların, özellikle faytonlara koşulu atların bazılarının aç, susuz, tımarsız, para peşinde koşturulmaktan bitkin halini gördükçe içi acıyarak hayvanların da korunması gerektiğini aklından geçirir. Bu hayvanların denetimi ve daha ziyade bu hayvanları paraya koşanların denetimi var mıdır? Yasaların gereği ve yükümlülüğü ne olmasını gerektiriyor? Hayvanlara eziyetten nasıl vaz geçilebilir? Adalılar için bu soruların yanıtı açık değil, tartışılan bir konu da değil. Oysa önemli bir konu, hayvanlarla birlikte insanca yaşamak gibi önemli bir konu. Üstelik hayvan deyince, karıncadan kuşa, balıktan ata kadar hepsini düşünmek gerekiyor. Adalar’da hayvan sevgisi ve merhametiyle cevvaliyet gösteren arkadaşlarımız bu konuda bizi aydınlatsa ve ne yapmamız gerektiği konusunda yol gösterse ne kadar iyi olacak. Elbette iş sokaktaki kedi ve köpek için vergi alınmasına kadar gidebilir, belediye eliyle aşılanıp, bakılıp beslenmesi de düşünülebilir. Hayvanlar hayatımızın önemli bir zenginliğidir. 
Yakında sıcaklar basacak ve biz yine tepelenmiş hayvan resimleriyle karşı karşıya geleceğiz. 
Güncel bir fırsatı Alman Oryent Enstitüsü hayvanlarla ilgili hal ve gidişin, koruma, önlem ve yasaların Osmanlı’daki geçmişini gündeme getirerek yaratmış. Fırsat bu fırsat bu konuyu gündeme getirmekte yarar var.

Arif Çağlar

_______________________________________________________5

From: ÖZLEM YÜZAK
Subject: tayyip’in gozdesi İnan’dan
Date: May 5, 2011 6:24:36 PM GMT+03:00
Cc: adalar.postasi@gmail.com

Kanal İST procesini sahiplenen Terras Lido kazuletinin mimarı Serdar İnan’a bakın neler diyor!…

* * *

Laf yapan değil, iş yapan olalım 
ve elimizi taşın altına sokalım [‘koyalım’ demek istedi zaar!].
Türkiye’nin önelenemez [önlenemez]  yükselişi, gayrimenkul sektörüyle hız kazanacak… Türkiye’nin Batı’yı geçtiği (şimdilik) tek konu: İnşaat[.]
Her zaman söylediğim, bir ülkenin süper güç [!] olması için üç temel yükselişe ihtiyacı vardır. Bu üç yükselişin içinde 21. asırda inanın ki bilgi ve teknoloji eski önemini kaybedecektir. [Serdar İnan’a ister inan ister inanma!] Artık yepyeni kuralları olan bir çağa girmek üzereyiz, bu da ‘etkileşim çağı’dır. Bilgi ve teknolojiye ulaşım artık 20. asırdaki gibi sorun olmaktan çıkmıştır. Bir küçük çocuk dahi elindeki beş yüz dolarlık notebook ile her an teknolojinin içinde [in the technology!]. Bu artık yeni güç odaklarının yükselişine izin veren ulusların nefesiyle 21. asrın yelkeni dolacaktır demekte. [?] Nedir bu üç yükseliş?
1- Şehirleri inşa eden halkları inşa eder.
2- Akılları eğiten, nesillere yön verir.
3- Göz önünde olan, gönülleri çevirir.
Bu üç olgu da şu an ülkemizde yükselmekte. 
1- Türk inşaat firmaları dünya sıralamasında ikinci sıraya yerleşti. Artık dünya şehirlerini Türk mimar ve mühendisleri kuruyor. Geleceğin nesillerinin yaşayacağı mekanlarda [mekânlarda] Türk eli ve dokunuşu var. Bu, şimdilik batıyı geçtiğimiz tek konu. 
2- Türk okulları artık her yerde. Ben 20. asrın süper gücü ABD tarafından bu vizyonla açılmış bir okuldan Robert Kolej’den mezun oldum. [Tebrikler!] Artık dünyanın her yerinde olan Türk okullarından geleceğin yönetici kuşakları mezun olmakta. Bizler onların evlatlarının akıllarını eğitiyoruz, nesillerine yön veriyoruz. 
3- Son yükselişimiz [!] ise Türk dizi ve filmleri. Tüm çevre ülkelerinde hayatı durduran dizilerimiz oynuyor. Artık bizler Amerikan starlarını değil ama, onlar bizleri idol haline getiriyor. Onlar bizlere ülkeniz bu kadar güzel mi diye soruyor. Onların gönülleri yavaş yavaş bize dönüyor. Bu sebeple Türkler Arap ülkelerinde yükselişe geçiyor.
Arap ülkelerinde başlayan ve devam eden trend, bizleri bu bölgenin finans ve fikir merkezi haline getirecek. Eğer sizde finans ve fikir varsa siz çoktan fatih olmuşsunuz demektir.
21.yy Türkiyesi:
Tunus ardından Mısır ve sırasını bekleyen yirmi diğer Arap ülkesi. Hepsi de 21. asra sırtını dönmüş, 16. y.y.’dan kalma bir bilinç ile [bilinçle] günümüzü tanımlamaya çalışıyor. Artık taş gediğinden oynadı ve hiçbir irade onu yerine tekrar geri koyamayacaktır. Bu hareket dünyaya, Orta Doğu’ya ve ülkemize ne getirecektir? Dünya, yönetimi yeniden şekillenecek İslam ülkelerinde yaşanacak olan özgürcü, demokratik rüzgarları [rüzgârları] seyre dalacak. Kafalarında oluşan tekdüze, katı İslam inanışını sorgulayacak ve eski düzenlerin yerine yenileri kurulacak. Bu olgu hem fiziken hem de ruhen kendini ortaya koyacaktır. Yönetim yapısı değişen İslami ülkelerde yaşayan halkların değişen düşünsel yapısı, krizin etkisiyle güçten düşen batısal yörüngenin daha da doğuya, bize doğru kaymasını sağlayacaktır. Kısaca bu son gelişmelerden her zaman dediğim gibi gene ülkemiz kazançlı çıkacaktır. Batıdan zamanında korkan Arap dünyasının paraları hızla ülkemize girecektir. Siz deyin elli ben diyeyim yüz milyar doların ülkemize girmesi an meselesidir. Altı aydır ülkemize girmeye karar veremeyen sermayelerin, bir gecede kararını verip ülkemize ve esasen de şehrimize akın etme niyetini görüyorum. Bu olgu bizi liderliğe taşıyacak enerjiyi bize sağlayacaktır. Bu manada konumlanmalı [!] ve hareket planı hazırlamalıyız. Her zaman dediğim gibi kaldıralım ayağımızı ve bizi taşıyan toprağa bir kez de bu gözle bakalım. Gerçekten yaşadığımız topraklar bize henüz çoğumuzun anlayamadığı, pek azımızın ise dilinde tüy bitirdiği misyonu sırtımıza yüklemiştir. Bu topraklar bizden istediği başarıyı alacaktır, buna direnenler ise ismini tarihin direnen Mübarek’ler sayfasına ekleyecektir. Bizim ise muhtaç olduğumuz kudret, zaten çoktan [!] kanımızda mevcuttur.

Serdar İNAN

Serdar İnan
İnanlar Yönetim Kurulu Başkanı

* * *

* * *

From: ARİF ÇAĞLAR
Date: May 6, 2011 12:29:13 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Herkesin gözü önünde işlenen suçun 
akla getirdiği sorular:

Büyükada sahiline Lido kazuletini inşa eden müteahhit ve bu inşaatın sahiplerinden Serdar İnan kimdir? Bu adam yasalara aykırı inşaatıyla mahkemededir. Yasa dışı eylemine uzun zaman göz yumarak destek olan kamu kuruluşları ve yöneticileri sonunda kurtuluşu bu kazulet inşaatı mühürlemekte bulduğunu sanmış, şimdi de bir an önce mühürü kaldırmak peşindedir. Mühürlü inşaatta çalışmaya devam etme cesaretini nereden bulduysa müteahhit Serdar İnan herkesin gözü önünde yasaları hiçe sayarak mühürlü inşaatını tamamlamak üzeredir. Evet, bu adam kimdir, bu adama destek olanlar kimdir? Bu adama destek olan meslek odaları, kamu kuruluşları ve yöneticileri ve nihayet siyasi partiler hangileridir?

Arif Çağlar

_______________________________________________________6

From: TUBA İLKMEN ŞENAY
Subject: Fwd: Günlerdir 120.000 kişiye zor ulaştı, bu kadar mı duyarsız olduk… LÜTFEN.
Date: May 5, 2011 10:46:58 AM GMT+03:00
Bcc: adalar.postasi@gmail.com

Tema 2B’lik orman arazilerinin satılmaması için imza kampanyası başlattı.
Hükümet satarım diye ısrar ediyor.
Hayrettin Karaca ise ‘Verin bana bir milyon imza, sattırmam,’ diyor.
Lütfen imza atalım!…

http://www2.tema.org.tr/temaimza

İMZALADIKTAN SONRA DA BU LİNKİ LÜTFEN TANIDIKLARINIZA GÖNDERİN.

_______________________________________________________7

Adalar’ın evvel zeman bahçelerinde 
şakayıklar açmakta bugünlerde…

Büyükada, 30.4.2011.

Kâbuslardan uzak durmak isteyenler, içerlermiş şakayığın tohumlarını
Ayın ışığını şakayıktan aldığını söyler kimileri
Sürü ve çobanları korur, kötü ruhları uzak tutarmış “dikensiz gül” şakayık!
)O(

Büyükada, 30.4.2011.



Çinlilerin, bahçelerin kraliçesi dedikleri Şakayık (Paeonia), Olympos Dağı tanrılarının doktoru Paieon’dan (Paian, Payan) almış adını.

Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü, İstanbul (1989)67:
Homeros destanlarında Apollon, ordulara veba, kıran salan olumsuz, korkunç bir güç diye canlandırıldığı gibi, iyileştirici, derda deva bulan tanrı anlamındaki “Paian” ek adıyla da anılır. Destanlar boyunca adı geçen hekimlerin hepsi bu Paian tanrının oğulları ve ögrencileri sayıldığına göre sağlık tanrısı Asklepios’un da Apollon’dan doğmuş olması bir rastlantı değildir.

Herkül’ün Hades’e saldırmasıyla oluşan yaraları, Çin’den gelen bu bitkinin kökleriyle iyileştirmiş Paieon.

Homeros, İlyada V 401-404:
Hades de neler çekti, o azman tanrı,
Kalkanlı Zeus’un oğlu sivri bir okla
ölüler ülkesinin kapısında vurdu onu,
Herakles ona dinmez acılar verdi.
Sonra Hades çıktı Zeus’un evine, koca Olympos’a,
yüreği yanık, acılar içindeydi,
Omzuna güçlü ok girmiş, canını yakıyordu.
Ama ölümlü yaratılmış değildi o;
Geldi, acı dindiren ilaçlar serpti omzuna,
Paian tanrı, yarayı iyi etti.

Paian, Ares’in yaralarını da iyileştirir.

Homeros, İlyada V 899-906:

Böyle dedi (Zeus), onu (Ares) iyileştirmesini buyurdu Paian tanrıya.
İyileştirdi yarayı Paian tanrı,
acı dindiren ilaçlar serpti üstüne,
ölümlü yaratılmış değildi ki o.
Ak sütle incir özü karıştırılır da hani,
çarçabuk koyulaşıverir sulu süt,
mayalanıverir göz önünde,
saldırgan Ares’i öylece iyileştirdi o,
göz açıp kapayıncaya dek.

Ayın ışığını şakayıktan aldığını söyler kimileri, sürü ve çobanları korur, kötü ruhları uzak tutarmış “dikensiz gül” şakayık!

Kökleri ve özellikle tohumları büyücülükte kullanılmış. Kâbuslardan uzak durmak isteyen Uzakdoğulular içerlermiş şakayığın tohumlarını…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: