Gönderen: adalarpostasi | 23 Nisan 2011

ADALAR POSTASI-2579: her yağmur sonrasında yollarımız mis gibi lavanta çiçeği, yaban nanesi, adaçayı ve ıtır kokardı…

Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramımız 
kutlu olsun!…
)O(

* * *

ADALAR’da TARİHTE O GÜN:

10 Ekim 1909 Pazar günlü, Büyükada’da Ayanikola Caddesi’nde Ağnadisi [Agniadis] Efendi’nin kendisine ait arazinin beş parçaya ayrılması talebine ve teferruatına dair…

* * *

ADALAR’da BİR GÜN:

Fotoğraf: Ugo Antonio Corintio, Büyükada’da, Nisan 2011.

* * *

ADALAR’da HAVA DURUMU:

23 Nisan 2011 Cumartesi
Büyükada’da HAVA DURUMU*
Parçalı bulutlu
7/13ºC
% 59-79 nem
Poyraz, KD 31km/sa
Gündoğuşu 06:15… Günbatışı 19:50…

* http://www.dmi.gov.tr/tahmin/il-ve-ilceler.aspx?m=BUYUKADA uyarınca

* * *

Cicely Mary Barker, The Larch Fairy.

* * *

1- ‘Çocuk‘ ve ‘Paskalya‘ Bayramlarımız kutlu olsun!…

2- Viktor Albukrek: “Viktor Albukrek’in 1931-1961 Büyükadası‘ndan, üstü henüz tamamıyla örtülmeyen Ada’nın nasıl olduğunu anlatan birkaç paragraf sunuyorum…”

3- Emine Çiğdem Tugay: “Aya Yorgi neden, nasıl ve ne zaman gününü şaştı?…”

4- bir soru(n): “usulsüz bir biçimde ve uygunsuz bir yere dün takılıp bugün sökülen tourism information kondusunun imalatı ve yıkımının parası kimin cebinden çıktı? yanlış kararların zarar ziyanını kim ödüyor?

5- Yüksel Özcan: “35. Ekotur İstanbul izcilerinin katılımıyla gerçekleştirildi…”

6- Bahadır Özgür: “Hasan Vecih Bereketoğlu’nun, “Burgaz Ada Kalpazankaya” isimli tablosu 60 bin liradan açık arttırmaya sunulacak…”

7- “Milli ve dini bayramlarda artan yolcu trafiğini göz önünde bulundurarak sefer artışına giden İDO, bu kez 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda Büyükada Aya Yorgi Kilisesi’nde yapılacak ayin [!] nedeniyle artan talebi dikkate alarak söz konusu güzergahta sefer sayısını artırıyor…”muş!…

)O(

_______________________________________________________1

‘Çocuk’ ve ‘Paskalya’ Bayramlarımız 
kutlu olsun!…
)O(

_______________________________________________________2

From: VİKTOR ALBUKREK
Subject: Adamızın toprağı
Date: April 22, 2011 10:04:17 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Müjde: ADALAR POSTASI’nın tamamını okuyabiliyorum! Teşekkürler.

Son günlerde teknolojinin yeni buluşları (plastik, demir, beton, v.s.) sayesinde toprağımızı artık göremez olacağız.

Viktor Albukrek’in 1931-1961 Büyükadası‘ndan, üstü henüz tamamıyla örtülmeyen Ada’nın nasıl olduğunu anlatan birkaç paragraf sunuyorum.

Bu vesileyle Hıristiyan ve Yahudi okurlarımın dini bayramları yanı sıra tüm milletimizin ve çocuklarımızın Milli Egemenlik Bayramı’nın da kutlar, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlarım,

Viktor Albukrek


* * *

Viktor Albukrek’in 1931-1961 Büyükadası’ndan…

[…]

Adamızın toprağı…

  • Eskilerin, toprağının renginden dolayı “Chemin Rouge” (Kırmızı yol) adını taktıkları İsa Tepesi’ne giden yokuştan yukarı çıkarken, sol tarafta çok az ev vardı ve Anadolu yakası boydan boya gözlerinizin önüne serilirdi. Sonraları Yeni Yol, şimdi ise Yaver Bey Sokağı adını alan bu yokuştan yukarı çıktığımda, yükselirken, ayaklarımın altında Marmara Denizi’nin alçaldığını, ufuktaki Maltepe topraklarının ise derinlemesine büyüdüğünü fark ederdim. O manzara karşısında, inanılmaz bir güç benliğimi sarar, ilham ve güven verirdi bana. Bu görkemli ufku seyredip tümünü kucakladığımda ise, dünyanın hakimi olduğumun hevesine kapılır, insan üstü kuvvetlere muktedir olduğumu zannedip, şeytani fikirlerim doğardı. Çok kere, tasarladığım zor bir olayı gerçekleştirmek için, tereddütsüz o yollara düştüğüm, o muhteşem manzarayı bir müddet seyredip derin bir nefes aldıktan sonra, oradan aldığım güçle, engelleri yendiğim olmuştur.
  • Bu bayırdan, bu görkemli ufku kucaklayıp kâinatın hakimi olduğuma inandığım bir gün, hayvanlara da hükmetmek azmi doğdu içimden. Yanı başımdaki ağaca, uzunca bir ipe bağlı olarak otlanmakta olan munis bir merkebi, eğlenmek için yularından çekerek yanıma kadar getirmek ve aniden koyvermek hakkının bende olduğunu sanıyordum. İpi onuncu defa çektiğimde, hayvanın eşşekliği birden galebe geldi ve şaha kalkıp beni tekmelemez mi? Devrildim ve toprağa yapıştım. Var gücümle gerisin geriye sürünerek, ipin etki alanından kendimi zor kurtarmıştım o gün. Hayvan son bir hamleyle şaha kalktığında, onu ağaca bağlayan kaytan kopsaydı, beni mutlaka altına alıp tepeleyecekti ve ben bugün, bu satırları yazamayacaktım.
  • Merkebin azizliğinden başka, bir kere de ada beygirlerinin hışmına uğradım. Nazi Almanyası’ndan kaçıp yurdumuza sığınan profesörlerden Doktor Nissen’in oğlu, Ada’da düşerek yaralanmıştı. Tedavisi için bir faytonla, babama getirdiler. Arabacı, alelacele çocuğu kucaklayıp eve taşıdığında, o sırada kapı önünde oynayan ben, boş faytona binerek arka koltuğuna kuruldum ve kollarımı iki yana açarak arabayı salıncak gibi bir sağa bir sola sallamaya başladım. Birkaç saniye sonra, esnek yayların etkisiyle arabanın sallanması şiddetlendi ve durduramaz oldum. Okun —iki at arasındaki uzun tahta— hayvanlara olan etkisinden olsa gerek, atlar birdenbire parladı ve var güçleriyle Çankaya Meydanı’na doğru fırladılar.
  • Atların biri sağa, diğeri sola doğru kabararak hırlıyor, dörtnala uçuyorlar. Sokaktaki insanlar çığlık atıyor. Araba Çankaya’ya vardığında aniden sağdaki caddeye saptı. Ben, bir tenis topu gibi arabanın içinde yuvarlanıyorum. Dışarıya fırlamamak için var gücümle tutunurken, Kaymakam Konağı’nın yakınında bulunan birçok faytoncu, süratle kendi arabalarından inerek, el kol hareketleriyle parlayan ateşli hayvanları yatıştırdılar ve tasmalarından yakalayarak zaptetmeyi başardılar. Onları zorlukla durdurttuktan sonra da boyunlarını şefkatle okşamaya başladılar. Halbuki o sırada, asıl okşanması gereken zavallı bendim!
  • Ana yolların yalınız orta şeridi bir at arabası genişliği kadar asfaltlıydı ve bu lüks yol, bir silindir makinesiyle ezilmiş toprak üzerine fırçayla sürülen sıcak katran ve üzerine serpilen kumdan ibaretti. Yolun iki tarafı ise toprak kalırdı. Bu kırmızı toprağın demir oksitli çamur lekesi, kumaştan zor çıkardı.
  • Tüm kaldırımlar ise, adamızın meşhur demir oksitli taşından, Arnavut kaldırımı şeklinde örülürdü. Döşenmiş taş aralarında kalan toprakta ve asfalt yolun iki yandaki geniş toprak yol şeritlerinde biriken at ve eşek gübresi sayesinde, envai türlü bitki, kök salardı. Her yağmur sonrasında yollarımız mis gibi lavanta çiçeği, yaban nanesi, adaçayı ve ıtır kokardı. Sayfiyede olmanın hazzıyla bu güzel kokuları daha iyi teneffüs edebilmek için biz çocuklar, merkepler gibi “iha, iha,” diyerek, asfaltın dışındaki bakir toprak yollarında, ayakkabılarımızın ucunu batırarak yürür, toz bulutu yaratırdık. Toprakla yaşar, topraktan zevk alır, toprak kokardık.
  • Evlerine yürüyerek gitmek istemeyen yorgun ‘çorbacı’ların, faytondan daha ucuz olan eşek sırtında yolculuk etme imkânları da vardı. Hatta ertesi sabah vapura gitmek için evinden alınacak müşterisine randevu veren eşekçiler vardı. Akıllı olan merkepler, orta şeritteki asfaltta kaymamak ve güneşten kaçınmak ve de bilhassa kaldırım kenarında biriken gübreli funda toprağında biten otların cazibesine kapıldıkları için, katranlı şeridin dışındaki toprak yollara basarak gitmekten hoşlanırdı. İşte o zaman, sırtında taşıdığı yolcunun kafası, çok kere kaldırım kenarında bulunan ağacın dalına kütlerdi. Hayvan hiç umursamadan, hatta yükünden hınç almışçasına, keyifle zıplayarak boynundaki mavi nazar boncukları arasında serpiştirilen küçük çanların “çin-çiç-çin,” sesi ve nallarının “glaga-gluga glaga-gluga,” tatlı vuruşların ritmiyle, fütursuzca yoluna devam ederdi.
  • Ada’nın değişik yerlerinde, taksi durağı gibi eşek kiralama noktaları vardı. Eşekçiler, tanıdık müşterilerine, üzengi ayarı yaptıktan sonra, peşlerinden gelmeye gerek duymadan hayvanı onlara emanet ederdi. Mehtaplı gecelerde, boyunlarındaki çanlarını şakırdayarak, zıplar adımlarla koşuşan şen merkep gruplarının ve eğlenmeyi bağırmak ve çığlık atarak vazife edinen şen binicilerinin patırtısı, Ada’ya bir panayır havası yaratır, şikâyet eden olmadığı gibi, bu şamatayı duyan Adalılar memnun ve mesut olurdu.
  • Sabah ve akşam işe gidip dönen insanların yoğun trafiği saatleri dışında, bazı eşekçiler, merkeplerinin üzerindeki deriden mamul parlak semeri söker, yerine sağa ve sola küfe asılacak kaba iş semerleri takardı. Küfelerine kum, taş, çakıl yüklenen üç-beş hayvancık, konvoy halinde eşekçi nezaretinde bir-iki kere, bir kervan düzeni ile malzeme deposundan inşaat alanına gidip geldikten sonra, başlarında kimse olmadan dahi, işlerine ciddiyetle devam ederdi. “Glaga gluga, glaga gluga, glaga gluga,” tatlı nal sesleriyle her vardıkları teslimat yerinde, gelecek yeni bir emre kadar, sessiz sedasız oracıkta beklerdi bu uysal ve akıllı insan dostu yaratıklar.

[…]


_______________________________________________________3

AYA YORGİ
NEDEN, NASIL ve NE ZAMAN
GÜNÜNÜ ŞAŞTI?…

Aslen Rumi (Jülyen) Takvim’e göre 23 Nisan’a, Miladi (Gregoryen) Takvim’e göreyse 5 Mayıs’a tekâbül eden Aya Yorgi (Saint Georges) günü neden günümüzde Miladi Takvim’deki 23 Nisan’da kutlanmaktadır? Aya Yorgi’nin günü, 5 Mayıs gecesinin 6 Mayıs’a bağlandığı Hidrellez’le aynı gün değil midir aslında?

Yorgo L. Zarifi, Hatıralarım (Kaybolan Bir Dünya İstanbul 1800-1920), İstanbul (2005)306:

[…] Babam sayfiyeyi çok severdi. Therapia’ya gitmemiz için sıcakların başlayacağı günü dört gözle beklerdi. Vosporos’un nemi ve serinliği kendisini korkuturdu. Stavrodromi’nin sıkıcılığından kurtulmak için, 1891 yılından itibaren hava yumuşayana kadar, bir ay Pringipo’da kalmamıza karar verdi. Hotel Giacomo’nun 1. katının hemen hemen hepsini kiraladı. Babaannem, çocuklar ve ögretmenler olmak üzere tüm aile, Avrupa takvimine göre, 1 Mayıs’ta Pringipo’ya yerleştik. Bu tarih, eski takvime göre, her yıl 23 Nisan’da kutlanan adanın büyük panayırının arife gününe denk düşüyordu. 1 Mayıs aynı zamanda Türkler’in “bahar bayramı”nı kutladıkları günle çakışıyor. Her sene, bu tarihte, Marmara’nın Anadolu yakasındaki köylerinde oturanlar, Ayios Megalomartiras ve Tropeoforos’yu kutlamak için kumsallara yanaşan kayıklarla Pringipo’da toplanırlardı. Kadınlar renkli poturlar giyinirler ve başlarına üzerinde altın paralar olan tepelikler takarlardı. Manastırın inşa edilmiş olduğu tepede şarkılar ve danslar iki gün boyunca durmak bilmezdi. Gösteri o kadar güzeldi ki kaçırmak istemezdik. […]

Büyükada– Lunapark Meydanı, 1937.

Hızır ile İlyas ve de Aya Yorgi (Saint George), Hıristiyan ve İslami anlatımlarda çok geniş sembolizme sahip ve gerek Alevilik’te (Ya! Hızır! Sen bize yetiş Bozat’ın süvarisi!) gerekse Tasavvuf ve diğer batınî inanışlarda benzer hikâye ve geleneklere sahiptirler. Hızır ve Aya Yorgi (St. George), gezginlerin koruyucuları olarak tanınmışlardır, her ikisinde de “gül” sembolü önemli yer tutar.

Gel zaman git zaman Hıdrellez’de gül ağaçlarının dibine konulan hamurlar misali yoğrulmuştur Anadolu’da da inançlar… Ahir zaman gelenekleri, bu coğrafya üzerindeki tüm inanışlarda hani sanki pek bir benzer gibi…

Çerden çöpten, pirinçten taştan dilekler şekillendirilir ve taş taş üstüne konulur Hıdrellez’de… Büyükada Aya Yorgi yolunda da taş taş üstüne konulmuştu geçen Nisan’ın 23’ünde.


Sağlık şifa, bolluk bereket, mal mülk, servet… Tüm dilekler sicim ve çaputlarla birlikte nahıllara bağlanır Hıdrellez’de… 23’ünde Aya Yorgi’ye çıkan yol kenarındaki çalılıklara da keza…

Hıdrellez’de yakılan ateşler üzerinden atlayan her birimiz, ejderhayı öldürdüğü sırada atıyla üzerinden geçer bir vaziyette resmedilen Aya Yorgi miyiz? Yoksa bir diğer ejderi öldürüp de Andromeda’yı kurtaran Perseus mu?

Ama ve bir daha asıl soru şu: Aya Yorgi neden, nasıl ve ne zaman gününü şaştı?
)O(





Aya Yorgi (St. George), babasının Kapadokyalı annesinin ise Filistin yakınlarındaki Lyddalı olduğuna inanılan bir azizdir, uzun yıllar süren askeri görevi daha sonraki dönemde Avrupa’da şövalyelik erdemlerinin kutsal azizi olarak görülmesine yol açmıştır. Hakkında en çok bilinen efsane, “ejderhayı öldürmesi”dir. Anlatıma göre bir su başını tutan ejderha halkı susuz bırakmaktadır ve karşılığında insan kurban edilmesini istemektedir. Sıra en sonunda şehrin prensesine gelir ancak bu arada St. George yetişir, ejderhayı öldürür ve prensesi kurtarır. Hıristiyan mitosunda ejderha yenilen paganizmi simgelese de aslında ejderha ve atın üzerindeki silahli figür Kapadokya ve yakın doğuyu kapsayan pagan inanışlarında aslen bir Frigya tanrısı olan Sabazios’un sembolüdür ve erken dönem kaynaklarında bu ejderha hikâyesine rastlanmaz.



Perseus and Andromeda, 1602, Guiseppe Cesari, called II Cavalier d’Arpino, 1568-1640, 
oil on slate, 51.8 38.5 cm, Kunsthistorisches Museum, Vienna.


Aya Yorgi’nin (St. George) hikâyesi, Perseus ve Etiyopyalı Andromeda‘nın hikâyesini de oldukça andırır. Hem Kapadokya ve Lydda, hem de Mısır ve Etiyopya kitonik —yeraltıyla, ölüm ve yeniden doğumla bağlantılı— panteist kült merkezleridir. St. George hakkında ilk anlatılan hikâyelerde ejderha bu yüzden görülmez. Lydda’nın, Perseus’un canavarı öldürdüğüne inanılan yerlerden biri olan Joppa’ya yakınlığı düşünüldüğünde durum anlamlıdır.

_______________________________________________________4

bir soru(n):
yarından bugüne düne derken evveli güne!…
büyükada iskelesi ciheti fotoğrafları ekte…

tarih tekerrür mü ediyor ne?
“münih olimpiyatları köyü”ne öykünmeden keşke kalsa böyle…
akıllara takılan soru şu bir de:
dün takılıp bugün sökülen 

tourism information kondusunun 
imalatı ve yıkımının parası kimin cebinden çıktı? 
yanlış kararların zarar ziyanını kim ödüyor?




yarın?






bugün!

dün!

evveli gün!

_______________________________________________________5

From: YÜKSEL ÖZCAN
Subject: 35.Ekotur Istanbul Izcileriyle Yapildi.
Date: April 23, 2011 12:32:46 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi1@gmail.com

35. Ekotur 
İstanbul izcilerinin katılımıyla gerçekleştirildi…

Ekotur katılımcıları, 21 Nisan Perşembe günü Saat 11:00’de Büyükada İskelesi önünde toplandı. Daha sonra sırasıyla;

11:30’da Büyükada Herbariumu ziyaret edildi. Herbarium’da ada ekolojisi ve bitki örnekleri tanıtıldı. Bitkilerin yenebilir kısımları hakkında bilgiler verildi. Gladyatör Böcek Üretim Laboratuarı’nda uygulamalı bilgilendirme yapıldı. Ekotur programı hakkında yapılan açıklamadan sonra, tarihi köşklerin bulunduğu sokakları takiben, İsatepe’yi takiben Birlik Meydanı’na yürüyüş yapıldı.

Burada Kızılçam ormanlarında oluşturulan Ekolojik Denge Adaları’ndaki hayat hakkında detaylı ve uygulamalı bilgilendirme yapıldı.

Ekoloji sorularına doğru cevap veren katılımcılara laboratuvarda çoğaltılan gladyatör böceklerden birer tane hediye edildi. İzci çocuklar da gladyatorleri doğaya bırakarak ekolojik dengeye katkı sağladılar.

Ekotur’da başarılı olan izcilere kuş yuvası hediye edildi. Hediye kuş yuvaları izciler tarafından kızılçam ağaçlarına asılarak kuşların yuvaya kavuşmasına yardımcı olundu.

Ekolojik gezinin sonunda, Âşıklar Mesire Yeri’nde izciler azıklarıyla ormana ve çevreye duyarlı piknik yaptı.

Piknikten sonra Âşıklar Mesire yeri etrafında bilinçsiz kişilerce atılan pet şişe v.b atıklar toplanarak çevre temizliğine katkı sağlandı. Böylece saat 15:00’te Ekotur tamamlandı.

* * *

36. Ekotur Bilgileri:

Tarih: 1 Mayıs 2011 Pazar

Yer: Büyükada

Saat: 11:00
Buluşma Noktası: Büyükada İskele önü.
Saat: 11:30
Başlama Noktası: Herbarium/Orman İdaresi
Saat: 16:00
Bitiş Noktası: Âşıklar Mesire Yeri

Bilgi Telefonları:
İbrahim Kısa: 0506 541 72 11
Yüksel Özcan: 0544 411 18 91

_______________________________________________________6

Radikal, 22.4.2011
Bahadır Özgür

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1047046&CategoryID=80

Üstel 32 yıllık koleksiyonunu satışa çıkardı

Türkiye’de televizyonculuk tarihinin en renkli isimlerinden Aziz Üstel, 40 yıllık tablo koleksiyonunu müzayedeye çıkarıyor. Artium Sanatevi’nin 8 Mayıs’ta düzenleyeceği müzayedede Üstel’in 45 tablosu açık artırmaya sunulacak.

[…] Hasan Vecih Bereketoğlu’nun “Burgaz Ada Kalpazankaya” isimli tablosu 60 bin liradan açık arttırmaya başlayacak. […]

_______________________________________________________7

HaberX, 22.4.2011
http://www.haberx.com/ido_23_nisanda_buyukadaya_ek_sefer_duzenliyor%2817,n,10653157,148%29.aspx

İDO 23 NİSAN’DA BÜYÜKADA’YA EK SEFER DÜZENLİYOR

İSTANBUL (İHA) – Yolcularından gelen talep ve beklentileri dikkate alarak, sefer ve hatlarında düzenlemeye giden İDO, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda yaşanacak yoğunluğu dikkate alarak, 23 Nisan Cumartesi günü Büyükada’ya ek sefer düzenliyor.

Milli ve dini bayramlarda artan yolcu trafiğini göz önünde bulundurarak sefer artışına giden İDO, bu kez 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda Büyükada Aya Yorgi Kilisesi’nde yapılacak ayin nedeniyle artan talebi dikkate alarak söz konusu güzergahta sefer sayısını artırıyor.

Düzenlemeye göre, 23 Nisan Cumartesi sabahı Kabataş- Büyükada gidiş hattına 9.00 ve 9.30 ek seferleri konulurken, aynı gün akşam Büyükada- Kabataş dönüş güzergahı 17.30 ve 18.00 seferleri ile güçlendiriliyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: