Gönderen: adalarpostasi | 28 Ocak 2011

ADALAR POSTASI-2548: büyükada’nın viyanalı robenson’u kâmil kaya…

Büyükada, 22.5.1933.

* * *

ADALAR’da TARİHTE O GÜN:

11 Ağustos 1907 Pazar günlü,Büyükada’da Artiye Hanım’ın ruhsatsız olarak yaptırmış olduğu evin arsasının cezalı olarak iki kat bedel-i öşre bağlanmasına dair…

* * *

ADALAR’da BİR GÜN:

Fotoğraf: Ugo Antonio Corintio, Büyükada’da, 2011.

* * *

ADALAR’da HAVA DURUMU:

29 Ocak 2011 Cumartesi
Büyükada’da HAVA DURUMU*
Yağmurlu
3-7ºC
% 53-80 nem
Poyraz,  KD 34km/sa
Gündoğuşu 07:17… Günbatışı 17:17…

* http://www.dmi.gov.tr/tahmin/il-ve-ilceler.aspx?m=BUYUKADA uyarınca

* * *

Cicely Mary Barker, The Snow-Drop Fairy.

* * *

1- Feride Özmat: “Birer birer gidiyor dostlar… :( …”

2- Handan Altıneller: “Bu yaprak dökümü hiç hoşuma gitmiyor bu mevsimde ama yapacak bir şeyimiz olmadığını da biliyorum. Üzüntüm sonsuz, bir bir kaybediyoruz iyi insanları…”

3- Bilge Tuğsuz Kayakıran: “Sevgili Sermed Tezel Hoca’ya rahmet sizlere başsağlığı diliyorum. Çok üzgünüm. Güzelliklerle kalın bu dünyada…”

4- Adalar Müzesi: “Yetişkin Atölyesi ise ‘600 milyon yıl içinde Adalar ve Deprem’ başlığıyla 12 Şubat Cumartesi günü 11:00-13:00 saatleri arasında Büyükada Aya Nikola Hangar Binası’nda başlayan ve Büyükada Jeo Gezi rotasında dış mekânda devam eden bir programla sizleri bekliyor…”

5- Selçuk Aral: “Dün Milliyet Gazetesi’nin arsivinde bir kisi hakkinda arama yaparken Hasan Cemali’nin 13.08.1978 yilinda yayimlanmis bir yazisi karsima cikiyor. Icinizde —bugün muhtemelen aramizda yasamayan bu zati— tanimis olanlarinizin mevcut oldugunu düsünerek bugün kendim yazmak yerine burada o küpürü yayimliyorum…”

6- Yakup Barokas: “Biraraya geldiğimizde, yıllarca önce varlığını bir yaz sezonu sürdürebilen ancak herbirimizin anılarında nostaljik bir yeri olan gençlik cenneti ‘Koko Kulübü’nü de andık. Nino Varon ve Sarı Moris’in konserler verdiği, ilk göz ağrılarının yaşandığı, büyük bir bahçede voleybol sahasına da sahip eski bir ada köşkü. O da yıkıldı, yerini…”

7- Sait Faik’in Burgazadası’nda Pandelli’de rakısına lobya…

)O(

_______________________________________________________1

From: FERİDE ÖZMAT
Subject: Birer birer gidiyor dostlar… :(
Date: January 28, 2011 12:29:27 AM GMT+02:00
To: adalar.postasi.1@gmail.com

Birer birer gidiyor dostlar… :(

ADALAR POSTASI’ndan son birkaç gündür gelen mailleri az önce ardı ardına okuduk eşim Mustafa’yla ve iki acı kaybımızı aynı anda öğrendik.

Ferruh Bey’le, dükkânına her uğradığımızda —ki epey sık oluyordu bu— yaşam üzerine, resim üzerine ve özellikle kitaplar üzerine sohbetler ederdik. Sergilerini ise kaçırmamaya çalışırdık. Kitabını almış ama nedense bir türlü imzalatma olanağını bulamamıştık.
Sermed Bey ise bizim arka sokaktan komşumuzdu. Yokuşu inerken ya da çıkarken sürekli karşılaşır, ayaküstü şundan bundan sohbet ederdik. Köpeğinin kaybolmasına çok üzülmüştük. Biz de yaşamımızı dört ayaklı dostlarla paylaştığımız için onun duygularını gayet iyi anlıyorduk.
Başımız sağolsun. Her iki dosta da Tanrı’dan rahmet, ailelerine ve sevenlerine sabırlar diliyoruz.
Üsküdar sahillerinden selamlar hepinize…

* * *

Yitik Ada Günceleri / Adalı Yayınları – Ekim 2009
Ellerin Söylüyor Sonsuzluğu / Hayal Yayınları- Haziran 2009
Yanlış Zaman Hikâyeleri / Hayal Yayınları – Şubat 2008
Güneş Kapkaranlık / Adalı Yayınları – Ağustos 2007
Eksildi Artık Söz / Sis Yayınlari – Nisan 2006

_______________________________________________________2

From: HANDAN ALTINELLER
Subject: Yaprak dökümü mü?
Date: January 28, 2011 7:09:11 PM GMT+02:00
To: emine.cigdem.tugay@gmail.com

Yaprak dökümü mü?

Sevgili Çiğdem Hanım,
Günlerden beri beni de paçavraya çeviren griple uğraşıp tam da iyileştim derken dışarı hiç çıkmamanın verdiği sinirlilik mi desem bilmiyorum, ne sabah kalkabiliyorum ne de vücudumun tüm kemiklerini toparlayabiliyorum, bu sabah da aynı şekilde zor kalkıp saat 11:30 civarlarında mektup kutuma baktığımda bir taraftan da Fars sanatçı Farid Farjad’ın insanın içine işleyen ve durduk yerde ağlatan kemanını dinlerken Sermet Bey’le ilgili kötü haberi aldım. Bir merhabadan başka bir konuşmamız tanışmamız olmamasına rağmen, iyi insanların neden bu kadar erken gittiğine takılıp bayağı bir ağladıktan sonra ani bir kararla giyinip ancak yetişirim diye kendimi dışarı ve dolmuşa attım. Erenköy’e yaklaşırken, dolmuşun içindeki bir hanım ki yanında genç oğlu da vardı, kendisini Galippaşa camisine yakın bir yerde indirmesini söylemesin mi şoföre… Ben de oraya gidiyorum deyip birlikte indik ve Sermet Bey, eşinin teyzesinin oğlu imiş, camiye kadar birlikte yürüdük.
Çok hüzünlü bir ortam idi. Annesi daha hayatta imiş ne zor bir durum. Eva Kent ve eşini tanıyabildim ancak, biraz sohbet ettik. Ve ebedi uykusuna gönderdik Sermet Bey’i, eğer Sevgili Tarçın’ı da oralarda bir yerde ise yine buluşacaklar. ADALAR POSTASI’na koyarsınız diye çok utanarak da olsa gizli saklı  bir kaç fotoğraf çektim. Size ekte gönderiyorum.
Bu yaprak dökümü hiç hoşuma gitmiyor bu mevsimde ama yapacak bir şeyimiz olmadığını da biliyorum. 
Üzüntüm sonsuz, bir bir kaybediyoruz iyi insanları…
Şimdilik bu kadar yazabiliyorum sonra tekrar yazışırız.
Moda sahillerinden Ada sahillerine sevgi ve selamlarımla,
Handan


(1948-2011…)

_______________________________________________________3

From: BİLGE TUĞSUZ KAYAKIRAN
Subject: merhaba
Date: January 28, 2011 8:49:27 PM GMT+02:00
To: ADALAR POSTASI

ADALAR POSTASI’ndan haberler beni mutlu eder.

Adım: Bilge
Soyadım: Tuğsuz
E mail: @

Sevgili Sermed Tezel Hoca’ya rahmet sizlere başsağlığı diliyorum.
Çok üzgünüm.

Güzelliklerle kalın bu dünyada.

Bilge Tuğsuz Kayakıran

_______________________________________________________4

From: ADALAR MÜZESİ
Subject: Adalar Müzesi – Müze’de Atölye
Date: January 22, 2011 8:39:54 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Müze’de Atölye

Müze Doğa Atölyeleri’nden ilki 7-12 yaş grubu 11 çocuğun katılımıyla yapıldı. Gelecek Çocuk Atölyesi 22 Ocak Cumartesi…
Yetişkin Atölyesi’ne ise 12 Şubat Cumartesi günü bekliyoruz…

“Ada Kayalarını ve Fosillerini Keşfediyoruz” Doğa Atölyesi 15 Ocak Cumartesi günü 11 çocuğun katılımıyla gerçekleşti.
Atölyenin ilk bölümünde, Dünya’nın oluşumundan Adalar’ın oluşumuna uzanan yüz milyonlarca yıllık jeolojik yolculuk, performans eşliğinde çocuklarla birlikte çalışıldı. İkinci bölümde ise yaklaşık 300 milyon yıl önce var olan Trilobit’lerin görselleri üzerinde boyama yapıldı ve çocuklar hayal ettiği Trilobit’in resmini yaptı. İstanbul ilginç doğası ve zenginliklerine rağmen bir Doğa Tarihi Müzesi’ne henüz sahip değil. Adalar Müzesi Adalar’ın Doğası ve Oluşumu Galerisi ile bu eksikliği gidermeye gayret ediyor, çocukların ve yetişkinlerin bu konuda eğlenerek düşünmelerine imkan yaratıyor. Atölye sonunda ürettikleri malzemeleri evlerine götüren çocuklar ve veliler, ilk doğa atölyesinden mutlu ayrıldılar.


Gelecek çocuk atölyemiz 22 Ocak Cumartesi günü 11:00-13:00 saatleri arasında Büyükada Aya Nikola Hangar Binası’nda gerçekleşecek.

Yetişkin Atölyesi ise “600 milyon yıl içinde Adalar ve Deprem” başlığıyla 12 Şubat Cumartesi günü 11:00-13:00 saatleri arasında Büyükada Aya Nikola Hangar Binası’nda başlayan ve Büyükada Jeo Gezi rotasında dış mekanda devam eden bir programıyla sizleri bekliyor. Atölye katılımcılarına birer pusula, Jeo Gezi rotasını gösterir harita ve Jeo Gezi içerik metni hediye edilecek…
Yürüyüş için uygun ayakkabı ve giysilerle gelmeniz keyifli bir gezi geçirmenizi sağlayacaktır.
Rezervasyon için web sitesinde form doldurabilir, telefonla arayabilirsiniz. Atölyeler ücretsizdir.

Çocuk Atölyelerimiz Nişantaşı Rotary Kulübü sponsorluğu ve Adalar Belediyesi desteğiyle gerçekleşmektedir.

_______________________________________________________5

From: SELÇUK ARAL
Subject: Re: Kamil Kaya (Büyükada’nin Viyanali Robinson’u)
Date: January 28, 2011 12:22:54 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Kinaliada.net, 26.1.2011
Selçuk Aral

http://www.kinaliada.net/index.php?news-1291

Kamil Kaya (Büyükada’nin Viyanali Robinson’u) 

Foto: Selcuk Aral ©

Dün Milliyet Gazetesi’nin arsivinde bir kisi hakkinda arama yaparken Hasan Cemali’nin 13.08.1978 yilinda yayimlanmis bir yazisi karsima cikiyor. Icinizde —bugün muhtemelen aramizda yasamayan bu zati— tanimis olanlarinizin mevcut oldugunu düsünerek bugün kendim yazmak yerine burada o küpürü yayimliyorum. 




Büyükada’da tam 35 yildir (1978’de) ak sacli fakat cevik bir adam fundaliklar arasinda derme catma kulübesinde yalnizliga cekilmis ilkel yasamini sürdürüyor. Bir insanin güclükle ilerleyebilecegi bodur agaclarin sarmas dolas oldugu patika bizi kiyidaki kayalarin üzerinde Robinson’un kulübesine götürdü. Az ilerde barakasinin dört bir yanini cevreleyen sIk dikenli fundaliklar arasinda, üzerinde pacavradan giysileriyle ak sakalli bir adamin tavuklarina yem vermek icin büyük caba sarfettigini gördük. Calilar arasindaki ayak seslerimizden olacak ki, bir an durakladi etrafi dinledi ve farkedince de “Ah siz misiniz, ben yine kediler geldi zannettim… 35 tavugumdan otuzunu yediler… Yumurta paramdan oldum,” dedi. 
Bir Viyanali 
Oysa gazeteci oldugumuzu ögrenince o üzüntülü halinin yerini sevinc aldi ve kesik kesik konusmasini sürdürdü: “78 yasindayim… Viyana’da dogdum. Franz Fischer olan adimi Hitler’den kacip Türkiye’ye yerlestikten sonra Kamil Kaya olarak degistirdim. Bir süre New York’ta lokanta islettim ve bahce mimarligini etüd ettim. Sonra Istanbul’da sehir bahcivani oldum. Taksim bahcesi gibi öteki bahcelerin cogunun planlari benim eserimdir. Sonra bir ara islerim ters gitti. Ortada kalmistim. Ve, Büyükada’da bu issiz yere yerlestim. Gercek su ki, medeniyet denen nesne herkesi canavarlastiriyor. Yerimi kesfeden coluk cocuk beni, evimi tasliyor, hayvanlarimi caliyorlar.” 
Robinson Kamil, suskunlasti. Sonra aci aci gülümseyerek bir anisini söyle dile getirdi: “Bu calma aliskanligi galiba uygarligin ana ilkesi. Harpten önceydi. Amerika’da barmen olarak calisiyordum. Ambrose denilen ickiye katilan bir bitki özü karisimi bulmustum. Amerikalilar formülü elimden aldi. Simdi USA Wilky adi altinda satarak milyonlar kazaniyorlar. Ama etrafimda öyle bitkiler var ki, tonik cikartmak benim icin cocuk isi. Ama artik faydasiz…“Politikadan söz acalim dedik ancak Robinson sus isareti yaparak konusmayi kendisi sürüdürmek istedi: “Benim hakkimda cok seyler söylendi. Oysa ben ne bir casusum ne de bir ask macerasi sonucu burada tek basima yasamaya devam ediyorum. Sadece politik olaylarin kurbaniyim.”

Hosca ve dostca kalin sevgili okuyucularim!

Selcuk Aral
(26. Januar 2011, Pforzheim – Germany)

_______________________________________________________6

Şalom, 19.1.2011
Yakup Barokas

http://www.salom.com.tr/news/detail/18202-Eski-dostluklar.aspx

Eski dostluklar…

[…]

Geçenlerde bir dostum telefonda aradı; “Eski arkadaşlar gelecek, sen de katılırsan sevinirim” dedi. Fırsatı kaçırmadım, dokuz kişiydik; 40 yıl önce Büyükada takımının bir bölümü. Kimi ile yolum sık sık kesişti, kimini 20-30 yıldır görmedim.

Biraraya geldiğimizde, yıllarca önce varlığını bir yaz sezonu sürdürebilen, ancak herbirimizin anılarında nostaljik bir yeri olan gençlik cenneti ‘Koko Kulübü’nü de andık. Nino Varon ve Sarı Moris’in konserler verdiği, ilk göz ağrılarının yaşandığı, büyük bir bahçede voleybol sahasına da sahip eski bir ada köşkü. O da yıkıldı, yerini yıllar önce beton yığınlarına bıraktı.

Dostlarımla pek öyle kolay unutamayacağım bir gece geçirdim. Eski albümlerin sayfalarını karıştırmaktan hoşlanmıyorum, ama çocukluk arkadaşlarıyla bir araya gelmek ayrı bir keyif.

_______________________________________________________7

Radikal, 27.1.2011

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&Date=&ArticleID=1038042

Beş asırdır süren bir muhabbet

55 yazarın kaleminden tam 1755 madde… Adabından muhabbetine, mezelerden tarihi şahsiyetlerin masa hatıralarına, köklü âdetlerden halk efsanelerine, bu topraklarda rakı kültürünün 500 yılına dair her şey Rakı Ansiklopedisi’nde…

[…]

Sait Faik Abasıyanık(1906-1954)
İçkiler içinde en çok rakıyı sevdiğini onu tanıyan herkes söylemektedir. Sait Faik, Orhan Veli’yle yaptığı meşhur Rakı Şişesinde Balık Olmak İsteyen Şair röportajında Orhan Veli’ye “Rakıyı sever misiniz?” diye sormuş ve aldığı “Bayılırım” yanıtını “Bendeniz de” diyerek onaylamıştır.

Burgazada’da Pandelli’de rakısına lobya, Cumhuriyet Meyhanesi’nde biraz gevezelik katık eden Sait Faik pek hoşsohbet biri olmadığı ve oturmayı pek sevmediği için meyhanelerde uzun süre kalmazmış. Herkesle ayaküstü konuşma olanağı bulduğu için Lambo’yu sever, Anadolu Pasajı’ndan bir tek atıp çıkmayı tercih edermiş. Sait Faik’in kendisini en rahat hissettiği yer Mustafa’nın Meyhanesi olmuştur. Sait Faik’i arayanlar, önce Mustafa’nın Meyhanesi’ne göz atmak gerektiğini bilir, bulamasalar bile söyleyeceklerini Mustafa’ya söyleyip giderlerdi.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: