Gönderen: adalarpostasi | 19 Ocak 2011

ADALAR POSTASI-2546: adalar ilçemizde sorular havada uçuşmakta…

* * *

ADALAR’da TARİHTE O GÜN:

19 Temmuz 1907 Cuma günlü, Büyükada’daki kulüp müdavimini hakkında tahkikat ve takayyudat yapıldığına dair…

* * *

ADALAR’da BİR GÜN:

Fotoğraf: Ugo Antonio Corintio, Büyükada’da, 2011.


* * *

ADALAR’da HAVA DURUMU:

20 Ocak 2011 Perşembe





Büyükada’da HAVA DURUMU*
Parçalı bulutlu
5-10ºC
% 69-85 nem
Poyraz, KD 15km/sa
Gündoğuşu 07:25… Günbatışı 17:03…

* * *

Cicely Mary Barker, The Self-Heal Fairy.

* * *

1- Adalar Kültür Derneği Yönetimi: “Ferruh Ertürk’ün cenazesi 20 Ocak Perşembe günü öğle namazını [12:22] müteakip Büyükada Hamidiye Camii’nden kaldırılacaktır…”

2- Ali Şenalp: “Ferruh Ertürk’ün kaybından dolayı üzüntümü belirtir…”

3- Handan Altıneller: “Sayın Ferruh Ertürk’ün ölümünden duyduğum üzüntüyü paylaşır…”

4- Avni Kurtuldu: “Adalar ilçemizde sorular havada uçuşmakta ancak muhataplar kıvrak manevralarla sorulardan kendilerini uzak tutmakta ve almaza gelmektedirler…”

5- Ali Şenalp: “Yaşarken anlattıklarının kat be kat fazlasını ölümüyle anlatan; 1915 dehşetini Agos’un kaldırımında yatan cansız bedeninde idrak etmemize yol açan; Anadolulu, ‘yüz yıllık Ermeni’ kardeşimiz ve Adalı dostumuz Hrant Dink’e çok sevdiği Kınalıada’dan bir selam gönderdik…”

6-
İlkim Erkan Karaca: “Seni hep hatırlayacağım Sireli (Sevgili) Hrant, Dariner Antsan (Seneler geçti), bugün yine 19 Ocak…”

7- Seni çoook ama çooook özleyeceğiz Sevgili Komşumuz Lexy…

8- Barış Özçetin: “Büyükada sahillerinde…”

)O(





_______________________________________________________1

From: TALİN ETYEMEZ
Subject: acı kaybımız
Date: January 19, 2011 11:05:52 AM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com






acı kaybımız…





Derneğimiz üyelerinden değerli Büyükadalı dostumuz, büyüğümüz, hocamız, yazarımız, ressam; merhum Ferruh Ertürk’ün cenazesi 20 Ocak Perşembe günü öğle namazını [12:22] müteakip Büyükada Hamidiye Camii’nden kaldırılacaktır.

Adalar Kültür Derneği Yönetimi

_______________________________________________________2

From: ALİ ŞENALP
Subject: Re: ADALAR POSTASI-2545: adalar reis-i belediyesi, verilmeyecek sözleri verip de yerine getirmek yerine verdiği sözleri yerine getirebilseydi keşke!…
Date: January 18, 2011 11:26:04 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi.1@gmail.com







Ferruh Ertürk’ün kaybından dolayı üzüntümü belirtir, Adalar Kültür Derneği, ailesi ve sevenlerine başsağlığı dilerim.

_______________________________________________________3

From: HANDAN ALTINELLER
Subject: Başsağlığı dileği..
Date: January 19, 2011 6:42:34 PM GMT+02:00
 

To: adalar.postasi@gmail.com
















ADALAR POSTASI aracılığıyla Sayın Ferruh Ertürk’ün ölümünden duyduğum üzüntüyü paylaşır, kederli ailesine, sevenlerine ve Adalar halkına başsağlığı dilerim.


Sevgilerimle,

Handan Altıneller

_______________________________________________________ 4

From: AVNİ KURTULDU
Subject: Sorular ve TISS’lar!
Date: January 19, 2011 11:10:48 PM GMT+02:00
To: adalarpostasi@gmail.com


SORULAR VE TISS’LAR!…





Genelde bir konu irdelenirken bazı sorular sorulur ve cevaplar verilir. Bazen soruyu bir kişi sorar bazen de toplu halde sorular muhatabına iletilir. Burada önemli olan soruların muhatabına nasıl ve kim tarafından sorulduğu değil muhatabın nasıl cevap verdiği ya da cevap verip vermediğidir. İyi ya da kötü cevap cevaptır. Ancak cevap alınamaması, soruya muhatap kişilerin cevap yerine TISS sesi vermesi en hafifinden cevap bekleyenlere saygısızlıktır.

Adalar ilçemizde sorular havada uçuşmakta ancak muhataplar kıvrak manevralarla sorulardan kendilerini uzak tutmakta ve almaza gelmektedirler. İsterseniz soruları soralım ve muhatapların ağzından cevapları verelim:

— Kongreyle gelen ilçe yönetim kurulu üyelerine istifa baskısı yapılırken siz bu eylemin neresindeydiniz?
— TISS

— İstifalarla boşaltılan ilçe yönetimi yerine atanan üyeler hangi demokratik yöntemle belirlendi?
— TISS

— CHP’den istifa edip başka bir partiye gidip daha sonra tekrar CHP’ye gelmenin, ilçe yönetimine önerilebilmenin önemli bir kriter olmasındaki katkınız nedir?
— TISS

— Kent Konseyi Çevre Komisyonu’nun toplantı yeri olarak belirlediği yerde (Prens Otel) toplantı yapılmasını engellemedeki etkiniz nedir?
— TISS

— Belediye Meclis Salonu kapıları halka ve partililere kapatılırken siz neredeydiniz?
— TISS

— Belediye Meclis Salonu’nu önceden dolduran kardeş partililer sizlerin davetiyle mi teşrif buyurmuşlardı?
— TISS

— Olağanüstü ilçe kongresi yapılması için imza veren delegelere telefonla baskı yapan Belediye Başkanı ve yönetim kurulu üyelerine işlem yapıldı mı?
— TISS

— Belediye Başkan yardımcısının azledilmesi grup toplantısı sonucu alınmış bir karar mıdır yoksa tamamen keyfi bir uygulama mıdır?
— TISS

— İstifayla boşalan Belediye Meclis Divan Katipliği’ne CHP’li Meclis üyelerinin oylarıyla AKP’li bir üyenin seçilmesi sizce parti suçu değil midir?
— TISS

— Yerel medyaya yansıyan Prens Otel ruhsatıyla ilgili 10.000 TL rüşvet iddiası hakkında hangi işlemleri başlattınız?
— TISS

— Sedefadası ve Kaşıkadası’nın imara açılması girişimleriyle ilgili önleyici çalışmalara başladınız mı?
— TISS

— LİDO inşaat projesini görebilme şerefine nail olabildiniz mi?
— TISS

— Gurup toplantılarında ‘Siyasi Amir’ görevinizi layikiyle yerine getirdiğinize inanıyor musunuz?
— TISS

— ECA armatüründen daha fazla TISS sesi vermeniz ‘BOZUK’ olduğunuzu mu gösteriyor?
— TISS

— Bu kadar TISS’ dan sonra istifa müessesesini çalıştırmayı düşünüyor musunuz?

_______________________________________________________5

From: ALİ ŞENALP
Subject: Hrant için… Adalet için…
Date: January 19, 2011 1:12:59 AM GMT+02:00
To: adalar.postasi.1@gmail.com







Geçtiğimiz Eylül’de, referandumdan bir gün önce Adalar Belediyesi Kınalıada’da sahildeki çocuk parkına Hrant Dink’in adını verdi.

Parkın açılışı sırasında yapılan gafları, yerel yöneticilerimiz ve çevresinin bu işi ertesi gün yapılacak olan referandum vesilesiyle bir propaganda vesilesine çevirmelerini bir yana bırakıyorum…

O gün Adalı Dergisi için yazdığım yazıyı, Hrant’ın katlinin dördüncü yılında Postamıza gönderiyorum.

* * *

… Kardeşimsin Hrant!

Yaşarken anlattıklarının kat be kat fazlasını ölümüyle anlatan; 1915 dehşetini Agos’un kaldırımında yatan cansız bedeninde idrak etmemize yol açan; Anadolulu, “yüz yıllık Ermeni” kardeşimiz ve Adalı dostumuz Hrant Dink’e çok sevdiği Kınalıada’dan bir selam gönderdik… Denizinde balık tuttuğu, meyhanesinde dostlarıyla şarkı söylediği ve sokaklarında, sahilinde çocuklara yarenlik ettiği Kınalıada’daki çocuk parkına Hrant Dink adı verildi.

Çocukluğunu yaşayamamış fakat samimiyeti ve heyecanıyla hep çocuk kalmış bu koca adamın ruhu, şimdi sevgili adasındaki parkta, çocuk sesleri ve oyunları arasında, kaçırdıklarını yakalama fırsatı buluyordur belki, kim bilir…

“Kesim artığı” bir ailenin Malatya’dan İstanbul’a savrulup, dağılmasıyla yetimhane yaşamı ve bin bir zorluklarla kazanılan ekmek parası mücadelesinin içinde unutulan bir çocukluğu olan Hrant’ın isminin bir çocuk parkına verilmiş olması, ona çocukluğunu geri verebilmiş olmanın getireceği yürek ferahlamasını vermiyor tabii. Yaşamının son aylarında söylediği “güvercin tedirginliği”ni, onun manevi varlığı ve yüzyıllık hoyratlıktan nasibini alanlar nezdinde yok edebilmemizi sağlamadığı gibi…

Her gün aldığımız yeni ölüm haberleri ve savaş çığırtkanlıklarının boğazımızı sıkması karşısında onun barışa ve demokratikleşmeye adanmış yaşamı soluklanmamızı sağlıyor. “Biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardandık” sözü yapabileceklerimizi gösteriyor… Hrant, ölümünden sonra da anlatmaya, öğretmeye devam ediyor…

Hrant’ın mahkemesinde “Bebekleri katil yetiştiriyorlar ve bunu Türkiye’ye hizmet diye yapıyorlar,” diyerek, gerçekleri en yalın haliyle haykıran Rakel Dink, parkın açılışında “Oyun parkına asılan bu tabelayı gören her insan ona yapılan ırkçılığı ve ayrımcılığı hatırlasın istiyorum. Hrant, bana ‘Benim samimiyetim silahımdır,’ demişti. Bu parkla bu samimi kardeşimizi, arkadaşımızı hatırlayacağız. Bize bıraktığı kültür ve insanlık miraslarıyla bu çocuklar tarafından da hatırlanacağı için çok seviniyorum,” dedi.

Ben de Rakel’in sevincine buruk bir şekilde iştirak ettim…

Hrant’ın katlinin ertesinde şöyle yazmıştım:
“Nasıl bakacağız birbirimizin yüzüne?
Ben nasıl taziyede bulunacağım şimdi Miran’a, Etyen’e, Zakaryan’a?
Telefon edemem, mesaj gönderirim; seslerine dayanamam, çok utanıyorum…”

Ben hâlâ utanıyorum.

Barış uğruna ölmüş bir kişinin adına açılan parkta yaptığı konuşmayı, ertesi günkü referandum karşıtlığı üzerine bina eden ünlü şairler, Nobel ödülü almış yazarımıza ‘satılmış’ diyen edebiyatçılar, insan hakları savunucusu ve unutulmaz eserlerin sahibi sanatçımıza, sadece düşüncesini açıkladığı için ‘sazan’ diyen politikacılar oldukça da utanmaya devam edeceğim.

Ta ki, bu ötekileştirme hali, bu linç kültürü, bu hoyratlık, her türlü kirli döküntüsünü toplayıp ülkemizi terk edene dek…

O zamana dek sevgili kardeşim Hrant, sen, adına açılan parkta çocuklarla söyleş, anlatmaya devam et…

O gün geldiğinde, yani ‘azınlık’ kelimesini lügatlerimizden söküp attığımızda söz, Kınalı’da sahilinde senin parkın hemen önünde rakı-balık yapıp, Anadolu türküleri söyleriz, her dilden…


***

Not: Bu vesileyle Tûba Çandar’ın, Everest Yayınları’ndan çıkan Hrant kitabını hatırlatırım. Kitapta Hrant’ın yanı sıra Anadolu Ermenileri’nin zorlu yaşamları da anlatılıyor

Ali Şenalp




_______________________________________________________
6

From: İLKİM ERKAN KARACA
Subject: Fwd: yazim…….ilkim KARACA
Date: January 19, 2011 10:42:38 AM GMT+02:00
 

To: adalar.postasi@gmail.com

OKU GAZETECI OKU












Gazeteci-yazarlarimiz da okur-yazarlarimizdandir. Ama ben pek bilemiyorum, ne zaman okurlar ve ne zaman yazarlar. Sanirim onlar da, kendileri yasadiklari zaman, kendi sabirlari tastigi zaman, yazarlar, okunsun diye…


Baskalarinin yasadiklarini, ne dinlemeye vakitleri vardir, ne de yazarak kendi rahat köselerini rahatsiz etmeye niyetleri vardir… Ekonomi, siyaset böylesine sanal ve buz üstünde kayip düsmeye mi benzer acaba? Ben hiç anlamam da…

Siyaseti sevmedigimi söyledigim halde mazide yasadigim güzel bir siyasi hatiram var ama. O yillarda Radyo Cumhuriyet’te haberleri okurduk Alev AYKENT’le dönüsümlü olarak ve ben hafta içi aksamlari Bu Dünyadan Nazim Geçti programinda siirler okurdum. Birgün Ana Haber Bülteni’nde kendi adimi bir siyasi partinin içinde okumustum. Ali Haydar VEZIROGLU’nun BARIS PARTISI’nde muhtesem ozan Asik Mahzuni SERIF’le birlikte benim de adim Resmi Gazete’de yayimlanmisti, Ilkim ERKAN olarak, baba soyadimla, o zaman diliminde henüz KARACA soyadimi almamistim. Babam Hasan Hüseyin ERKAN da iyi, güzel ve dogru bir siyaset adamidir ve hep siyaset ve ekonomi dünyasinin içindedir, çünkü meslegidir, Maliye Bakanligi Hesap Uzmanlari’ndan birisidir ve Turgut ÖZAL döneminin en basarili Yeminli Mali Müsavirleri’nden birisidir.

Sanat ve siyaseti birarada çok basarabilen nadir örnekler vardir yeryüzünde, bizde Bedri BAYKAM’i çok takdir ederim ve maalesef gönül verdigi partisi CHP’nin kendisinin yeterince kiymetini bilemedigini düsünürüm, bu fikirlerimi paylasmak, sanatçinin mirasi, telif haklari, kadin haklari konusunda yasadigim aci gerçekleri paylasmak için Sayin Kemal KILIÇTAROGLU’yla görüsmek istedigimde ise hiç geri dönen olmadi bana… Sasirmamayi ögretmeye devam ediyorlar hep… Cumhurbaskanimiza da, Basbakan’imiza da, Vali’mize de, Belediye Baskanlarimiza da, Gazeteci-yazarlar’imiza da, sanatçilarimiza da hiç ulasamamistim.


Sanirim herkesin çok isi vardi. Ya da onlara ulasabilmem için bir yabanci olmam gerekiyordu belki de onlardan çok uzak birisi… Mesela, Amerika’dan Bayan CLINTON, CHP’yle görüsmek isteyince, eminim görüsebilir ve elbette görüsmelidir. Ben sadece yalnizlastirilisima üzülüyorum, saygiyla hep andigim ATATÜRK’ün sözünü hatirliyorum, ”Demokrasi bilhassa kimsesizlerin kimsesidir,” diyor da, bu sözü kaç kisi anliyor, hassasiyet gösteriyor ve uyguluyor diye düsünüyorum…

Gazeteci-yazar-müzisyen Halit KAKINÇ’a ulasmistim, dogrulari yazmisti; gazeteci-yazar-müzisyen Recep YETER’e ulasmistim, belgelere bakmis, gerçegi yazmisti; gazeteci Kenan ERÇETINGÖZ’e ulasmistim, komplo teorileriyle bana maledilmeye çalisilan Cem KARACA’nin MAHKEMELERI’nin bir kismini yayinlamisti. Bakiniz bir elin parmaklarina ulasamadim, sayabildiniz mi?

Simdi sizlere, gerçekleri bildigi halde, belgeleri gördügü halde susan Arastirmaci-gazeteci-yazar – programci-sunucularin isimlerini hiç söylemeyeyim, hayallerinizi bir de ben yikmayayim, siz onlari kendi sesleriyle dinledikçe, adeta bulmaca çözer gibi çözeceksiniz… Zaten onlar, teker teker, kendilerini, kendi meselelerini anlatarak, kendilerini sizlere tanitiyorlar, ben de onlari TV’deki programlarda seyrettikçe, artik okumadigim köse yazilarini TV’de okuyanlardan dinledikçe, yalan-yanlis haberlerle, yapayalniz birakildigim, misafir oldugum anne-evimde oturdugum kösemden, olan biteni anlamaya çalisiyorum, muhakkak ekonomilerine bir zarar gelmistir, köselerinin paralari ödenmiyordur ki, rahatlari kaçmistir ve sesleri çikmaya baslamistir diye düsünüyorum, kimilerinin o sen kahkahalarinin yerini itiraz sesleri almis, kimileri yine yigitlik günlerini hatirlamis ama hissettigim bir koku var ki, bu koku, gerçegin gerçek kokusu degil gibi, yine ne çare ki parasizligin kokusu gibi, elbette kendilerine ödenmeyenlerin sorgusu gibi… Yoksa fakirlikmis, emeklilikmis, kimsesizlikmis, yoklukmus, siyasetsizlikmis bunlarin kokusu duyulmuyor, kimsenin umrunda degil, kimse kimsenin umrunda degil, sanki herkese lazim olan, sonunda ebedi istirahatgahimiz için, 2 metrekare yer degilmis gibi, —geçenlerde Saygideger Basbakanimiz dil sürçmesi olarak “2 metreküp,” diyerek, yine beni güldürdü bu kadar acimin arasinda, ben de bir balik burcuyum, bir balik böyle güzel mizahi yapar, dogustan sanatçidir baliklar bence, diger su gruplari gibi, akrep ve yengeç burçlari gibi…—

Anlamadigim bir sey de, bir sanatçi diger bir sanatçiyi neden hiç çekemez de çok sever gibi yapar? Bence üzerinde çok düsünülmesi gereken bir konu… Galiba en kötüsü de bu, sevmeden, sever gibi yapmak, anlamadan, anlar gibi yapmak, dinlemeden dinler gibi yapmak, saymadan, sayar gibi yapmak… Eyvah yine ekonomiye döndük, yine para’ya ulastik… Bütün yollar ve bütün düsünceler paraya mi çikiyor artik?

Beni dinleme nezaketini gösteren, insan gazeteci-yazarlari yazarken, iki cihanda hiç unutmayacagim bir türküsever olan, yürekli, vicdanli, empati duygusu gelismis bir gerçek insan olan Hrant DINK’i yazmazsam, benim insanligima, kadinligima, bir sanatçinin sanatçi dul karisi olmama yakismaz… Hrant yazacakti tüm gerçegi, bana ve Cem’e hazirlanan komplolari, belgeleriyle, tarihin kronolojisine inanarak… Biz 19 Ocak 2007’de, benim Kudüs’ten döndügüm gün Hrant’la Arnavutköy’de bulusup röportaj yapacaktik. Kaderimize yazilmamis ki, bu hayatin kendisi gibi, konusmamiz, kavlimiz yarim kaldi… Daha evvel, AGOS’ta konustugumuzda, içi sizlamisti bana, ”Niçin daha önce gelmedin, anlatmadin, ben yazacagim gerçekleri, Cem’in herkesle mahkemelik olmaya hakki var, Cem’in davalarini sana maletmeye kimsenin hakki yok Ilkim kuyrik (kizkardes), izin veriyor musun bana, sana bu komplolari yazanlarin hepsinin ……, izin veriyor musun bana?” diye haykirdi, dürüst ve yigit bir insan arkadasimizin var oldugunu hatirlamak, beni huzura erdirmisti, Hrant her zamanki empati yüceligini göstermis, zaman zaman birbirini yanlis anladiklari arkadasi Cem’in, dul karisina yardim etmeyi, kamuoyu vicdaninda aklamayi görev bilmisti, çünkü Hrant vicdan sahibiydi, önce insandi, sonra gazeteci-yazar’di… Keske hepimiz Hrant gibi Ermeni olabilsek… Seni hep hatirlayacagim Sireli (Sevgili) Hrant, Dariner Antsan (Seneler geçti), bugün yine 19 Ocak, ben seni, Açık Gazete okuyucularina anlatiyorum, eminim sen simdi Cem’le yine hararetli sohbet ediyorsunuzdur, konusup da bulusamadiginiz, Toto Anne’nin Sisli Ermeni Mezarligi’ndaki mezari basinda anma törenlerini de anlatiyorsunuzdur. Bizim seninle Tesvikiye Camii’nde Sidika SU Teyzem için konusup da bulusamadigimiz gibi, benim trafik yüzünden dogruca Zincirlikuyu mezarligina gidisim gibi, senin beni telefonla arayip, “Ilkim nerede kaldin,” deyisin gibi, senin Hollanda ve Amerika seyahatlerinden sonra  —ki sana verilecek ödülü Rakel’le birlikte gidip, alip dönecektin, gittin, aldin, döndün— yani 19 Ocak 2007’de bulusma sözümüz gibi, bulusamadigimiz gibi… “Ölüm Allah’in emri”… —Bir zamanlar Baris MANÇO söylemisti ya— O güzel insana, Türk Dil Kurumu ne kadar ödül verse azdir bence…


Burada hâlâ, dert çok hem dert yok… —Bir zamanlar Cem KARACA söylemisti ya— O güzel insani, Türkiye Cumhuriyeti, yalan bir haber yüzünden vatandasliktan çikarttigi için, yetmedi bir de mezarindan çikarttigi için, ne kadar özür dilese azdir bence…

Bana hazirlanan komplolori sen biliyorsun Hrant, herkes susuyor, sen konusacaktin… Suçum Cem KARACA’nin ana-babasi kadar sevdigi ve inandigi karisi olmam bence, bana zarar vermek, Cem’in hatirasina zarar vermekmis, sen böyle söylemistin… Ben kederleri bitirmek için varim demistin, sen sakin aglama, hep gül, demistin…

Simdi orada, siz iyisiniz, size ‘Sanat Günesimiz’ Zeki MÜREN’in sarkisini hatirlatmak istiyorum, buradaki gazeteci-yazarlar da okusun diye…

Yillarca dinledik Zeki MÜREN’i, sesini kaybetsin diye, vicdansiz ve zulmeden insanlar tarafindan, ilacinin içine kezzap konuldugunu kaç kisi bilebildi? 1949’da Istanbul Bogaziçi Lisesi’nde okurken, sinema yönetmeni ve senaryo yazari Arsavir ALYANAK’in babasi olan Agopos Efendi ile Udi Kirkor Efendi’den aldigi derslerle musiki egitimini sürdürmüstü, sanatta ve sanatçida Türk-Ermeni-Rum…. Hep birdir… Sarkilarin dini olmaz ki… Gözyasinin ve tebessümün dili de aynidir…
Kimsesizlerin kimsesiziyim, Kimsesizim
Yalnizlarin yalniziyim, Yalnizim
Dertlilerin dertlisiyim, Dertliyim 
Asksizlarin Askiyim, Asikim.
Ismim Mesut, Göbek adim Bahtiyar
Yillarca hep böyle bildiniz siz
Mesut Bahtiyar’dan sarkilar dinlediniz.


Sadece sizin degil, herkesin, görünmeyen, gösterilmeyen, ört-bas edilen dertleri vardir. ”Emek zayolmadan sizlar mi yürek?” diye söyler Ruhi SU Hocam.

Ben bir BESIKTAS taraftari olarak, GALATASARAYlilarin ve ülkemizin stadyumlarindan birinin yapiminda emegi olanlari kutluyorum, hiç kimsenin emegi zayolmasin, emek zayolmadan yürek sizlamaz, her ölüm, gerçek sevenlerinin yüregini yakar, sevilenler hep hatirlanir, kendi derdinden baska hiç kimseyi görmeyen, duymayan, konusmayan, yani meshur üç maymunu oynayan gazeteciler, yine somazsiniz, dinlemezsiniz, yazmazsiniz, bilirim… Belki, belki, belki okursunuz, oku gazeteci oku… 


_______________________________________________________7


Seni çoook ama çooook özleyeceğiz 
Sevgili Komşumuz Lexy… 

Lexy’yle Büyükada’da, 7.10.2009.

Lexy (?-Büyükada 17.1.2011)
Sıcak günlerde Şemsi Molla’dan hareketle Albayrak yokuşundan Türkoğlu Sokağı’na çıkıp orman kıyısından Aşıklar Yolu’na doğru seyretmekteyken kıyı köşedeki çalı çırpıyı koklamak bahanesiyle ağırdan alıp beraberindekiyle arayı bir hayli açar, bizim evin önüne vardığında bir ileriye bir geriye bakıp “Kim yürüyecek bu sıcak havada şimdi,” diye geçirip içinden gerisin geriye evine dönerdi… Sevgili Lexy hepimizin hayatında yer etmiş, sevgisini kazanmış bir şahsiyetti…
Yolun açık olsun canımın içi…
)O(




_______________________________________________________8


Büyükada sahillerinde…


buyukada, istanbul from baris ozcetin on Vimeo.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: