Gönderen: adalarpostasi | 21 Aralık 2010

ADALAR POSTASI-2533: dostlar alışverişte görsün…

* * *
ADALAR’da TARİHTE O GÜN:
26 Eylül 1906 Çarşamba günlü, Sicill-i Nüfus Umumi İdaresi Pasaport Kalemi mümeyyizi Artin Efendi’nin zevcesi Takohi Hanım’ın 9. Belediye Dairesi dahilinde Heybeliada’da mutasarrıf olduğu emlake ait vergi borcunun Artin Efendi’nin mütedahil maaşından mahsub edilmesine dair…
* * *

ADALAR’da BİR GÜN:

Fotoğraf: Ugo Antonio Corintio, Büyükada’dan, 2010.
* * *
ADALAR’da HAVA DURUMU:
21 Aralık 2010 Salı
Büyükada’da HAVA DURUMU*
Parçalı bulutlu
9-17ºC
% 79-85 nem
Kıble, G 13km/sa
Gündoğuşu 07:24… Günbatışı 16:38…
* * *
Cicely Mary Barker, The Winter Aconite Fairy.
* * *

1- Akif Poroy: “Adalılara müjde! Yakında ulaşım sorunu çözülüyor…”

2- Lefter Küçükandoniyadis: “Benden selam söyle Büyükada’ya. Önümüzdeki yaz inşallah Ada’da tekrar beraber oluruz…”

3- Yani Kalamaris: ““Çocuklarla birlikte Aya Nikola plajına gidiyorduk. Plaj sahibi, çocuklardan giriş parası almıyordu. Çocuklarla ufak çılgınlıklar yapardık. Mesela çocuklarla yüzerek Sedef Adası’na geçiyorduk…”

4- Özellikle sanatçılar, ressamlar ve yazarlar, kendilerine ilham veren ada manzaralarından yararlanmak istediklerinde

5- Bülent Ortaçgil: “Su altından tutuşmuş elleri…”

6- Oya İslimyeli: “16 Aralık 2010 Perşembe akşamı Adalar Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu, Baş Danışman ve Meclis Üyemiz Raffi Hermon Araks ve ben Kültür-Sanat Koordinatörü Oya İslimyeli birlikte -La Galerie-Notre Dame de Sion Fransız Lisesi’nde, Ara Güler Fotoğraf Sergisi açılış kokteylindeydik…”

7- Oya İslimyeli: “16 Aralık 2010 Perşembe akşamı Adalar Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu, eşi Hatice Farsakoğlu, Baş Danışman ve Meclis üyemiz Raffi Hermon Araks ve ben Kültür-Sanat Koordinatörü Oya İslimyeli birlikte İstanbul Lütfü Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’ndaydık…”

8- Salim Yavaşoğlu: “Büyükada’daki Yetimhane’nin tapusunun Fener Kilisesi’ne verilmesinin ardından Rumlar şimdi de Heybeliada’daki Deniz Askeri Lisesi olarak kullanılan binayı istemeye hazırlanıyor…”

9- Fedon: “Birgün senin adada, birgün Büyükada’da… Kardeşlik şarkıları hep birarada…”

)O(

_______________________________________________________1

From: AKİF POROY
Subject: Re: ADALAR POSTASI-2531: adalılar için ulaşımda sunduğunuz alternatif herkesin kendi teknesine sahip olması mı yoksa?…
Date: December 19, 2010 11:12:09 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi.1@gmail.com

Adalılara Müjde,
Yakında ulaşım sorunu çözülüyor!
İsmi saklı bir Büyükadalı yılbaşı ertesi adaya ulaşım sorununu çözecekmiş!!!!!!!!!!
Haydi müjdeler olsun!!!!!!!!!!
Milli Piyango bileti almış. Büyük ikramiye çıkarsa büyük bir tekne alıp ücretsiz çalıştıracakmış.
Oh! Nihayet bir çözüm ümidimiz var!!! İlgilenmeyen ilgililer çatlasın!!!!
Gülelim ağlanacak halimize!!!

Herkese saygılar,

Dr. Akif Poroy

* * *

ikramiye… osmaniye…
çoooktan anlamalıydık zati!
süper loto’da
15, 22, 31, 37, 45 ve 53’ü tutturup da
9 milyon 518 bin 441 lira 75’er kuruşluk
ikramiyeyi alan osmaniyeli
adalar’da işletecekmiş meğer tekneyi!…
)O(
http://www.osmaniyerehberi.com/haber/2094/buyuk-ikramiyenin-biri-osmaniye-den-haberi.html

_______________________________________________________2

ntvmsnbc ve Ajanslar, 

19.12.2010

Lefter’in durumu kötüleşti

Hastanede enfeksiyon kapan Fenerbahçe’nin ‘Ulu Çınarı’ Lefter’in durumu düne göre ağırlaştı.
ATİNA – Fenerbahçe’nin efsane futbolcusu Lefter Küçükandonyadis’in sağlık durumu bugün ağırlaştı.
Atina’nın Evangelismos Hastanesi’nde kalp ve damar hastalıkları kliniği yoğun bakım servisinde tedavi gören Lefter’in doktorları, efsanenin sağlığının düne göre kötüleştiğini söyledi.
Doktorlar, ”Hastanın durumu istikrarlı değil. Düne göre bugün koşullar daha da zor. Tabii ki değişmez diye bir şey yok, ancak Sayın Küçükandonyadis’in yaşının da ileri oluşu durumu güçleştiriyor” diye konuştu.
Hastanede enfeksiyon kapan ”Ordinaryüs” lakaplı 85 yaşındaki Küçükandonyadis’e dün, yüzde 80 oranında aort damarı tıkanıklığı teşhisi konulmuştu.
Efsane futbolcunun hastaneden çıkarak yolculuk yapmasını doktorları yasaklamıştı.
Hafta içinde perşembe günü yoğun bakıma alınan, bilinci açık olan Lefter Küçükandoniyadis, konuşmak da zorluk çekse de Büyükadalı dostlarından getirilen selamları duyunca tebessüm etmiş ve ”Benden selam söyle Büyükada’ya. Önümüzdeki yaz inşallah Ada’da tekrar beraber oluruz” demişti.

* * *

21 Aralık 2010 Salı 00:42

http://www.haber50.com/yetimlerin-milli-yurdu-342847h.htm

Fenerin Efsane ismi Lefter vatanına geldi

RAHATSIZLIĞI nedeniyle Atina’nın Evangelismos Hastanesi Kalp ve Damar Hastalıkları kliniğinde yoğun bakıma alınan Fenerbahçe’nin efsanevi futbolcusu Lefter Küçükandonyadis tedavisi için İstanbul’a getirildi.
Fenerbahçe Kulübü ileri gelenlerinin, bugün, Atina’nın Evangelismos Hastanesi Kalp ve Damar Hastalıkları Kliniği özel ünitesinde tedavi altında tutulan Küçükandonyadis ile yaptıkları görüşme ve doktorların konsültasyonu sonrasında, İstanbul’a hareket için hazırlıkları tamamlananan efsane futbolcunun, Metropolitan Hastanesi’nde bakımına devam edileceği öğrenildi.
Fenerbahçe Kulübü Müdürü Serkan Acar ile Atina’da bulunan Kulüp Asbaşkanı Murat Özaydınlı, Küçükandonyadis’in şuurunun yerinde, sağlığının da iyi olduğunu belirtti ve efsane futbolcunun bir an önce Türkiye’ye dönmek istediğini kaydetti. Kulüp yetkilileri öğle saatlerinde yaptıkları açıklamada, Küçükandonyadis’in sağlık durumunun düne nazaran daha iyi olduğunu ve doktorunun, İstanbul’a sevk edilmesinde sakınca bulunmadığını söylediğini belirtmişlerdi.
Özel bir ambulans uçakla, saat 21.30’da ailesi ile birlikte İstanbul’a getirilen Lefter Küçükandonyadis, Atatürk Havalimanı Genel Havacılık Apronu’ndan ambulansla alınarak tedavisinin yapılacağı Memorial Hospitol’a götürüldü. Lefter’i Atatürk Havalimanı’nda Fenerbahçeli yöneticiler karşıladı.
Öte yandan, Küçükandonyadis ailesi, “Bu zor günlerde kendilerini yalnız bırakmayan, Türkiye’nin Atina Büyükelçisi Hasan Göğüş, Atina Pire Başkonsolosu Beyza Üntuna, Fenerbahçe Kulübü, hastanın bakıma alındığı Evangelismos Hastanesi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Andonis Sideris, Atina Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak-Burun-Boğaz Bölümü eski başkanı İstanbullu Prof. Dr. Lefteris Ferekidis, İstanbullu Avukat Grigoris Athanasiadis, Galatasaray Kulübü genç takımında 1959 yılında forma giyen Kostas Hacopulos, tüm İstanbullu Fenerbahçeliler ile birlikte ilgilerini esirgemeyen Galatasaraylı futbolseverlere” teşekkür etti.
Adını Fenerbahçe ile Türk futboluna altın harflerle yazdıran Küçükandonyadis, geçen Perşembe, Evangelismos Hastanesi Kalp ve Damar Hastalıkları kliniğinde bakıma alınmıştı.
Küçükandonyadis’in sağlık durumuna ilişkin soruları yanıtlayan Doktor Andonis Sideris, “Hastamızın durumu ağır. Yarın ne getirir bilemiyorum. Sayın Küçükandonyadis, solunum sorunlarıyla hastanemize getirildi. Ufak bir iyileşme kaydedilmiş olmasına rağmen, durumunun iyi olduğunu söyleyemem” demişti.

_______________________________________________________3

EmlakKulisi.com, 19.12.2010

Vatan, 
Tuğrul Tunalıgil

http://www.emlakkulisi.com/rum_yetimhanesi_harabe_haline_geldi_-56886.html

Rum Yetimhanesi harabe haline geldi!

Avrupa’nın en büyük ahşap yapısı olan Rum Yetimhanesi’nin çatısı bakımsızlık yüzünden tamamen yok olmuş, camları kırılmış, ahşap zeminleri ise aşağı katlara doğru göçmüş durumda
Büyükada’daki Rum Yetimhanesi, kapısına kilit vurulduğu 1964 yılından sonra kaderine terk edildi. Avrupa’nın en büyük ahşap yapısı olan binanın çatısı bakımsızlık yüzünden tamamen yok olmuş, camları kırılmış, ahşap zeminleri ise aşağı katlara doğru göçmüş durumda. Bina çaresizlik içinde çökeceği anı bekliyor. Tapusu yıllar sonra tekrar Patrikhane’ye devredilen yetimhanede tadilata başlandı.
49 yıl önce okulda ders veren öğretmenlerden Yani Kalamaris’le Yetimhane’yi ziyaret ettik.
İstanbul doğumlu olan Yani Kalamaris’in hayatında Büyükada Rum Yetimhanesi’nin yeri bambaşka. Çünkü yetimhane, Kalamaris’in 1955 yılında 19 yaşındayken öğretmenliğe başladığı ilk yer. 75 yaşındaki eğitimci, yoğun ısrarlarımız sonucu okuluna veda ettikten yıllar sonra bizle birlikte Büyükada’daki yetimhaneye geri döndü. Yetimhanenin bulunduğu alan her an çökebilecek, “tehlike arz eden yapı” statüsünde olduğu için binadan içeri girmek yasak. Bekçi can güvenliğimiz için rüzgârda hâlâ yukarıdan tahta parçalarının aşağıya döküldüğü binaya yaklaşmamamız konusunda bizi uyarıyor. Gerçekten de rüzgâr ve nemin 100 yıllık binayı nasıl viraneye çevirdiğini görmek bizi hayrete düşürüyor. Bir zamanlar bahçesinde çocuk kahkahalarının eksik olmadığı, eski güzelim binadan eser yok. Heyecanla okulunu gezen Yani Bey, bize eski odasını, çocukların yatak odasını, derslikleri, yemekhaneyi ve tabii ki okulun bir zamanlar en görkemli yeri olan tiyatro salonunu gösteriyor. Öğrencilerin yıllar önce duvarlara yazdığı yazıları gördüğünde ise gözleri doluyor. Tiyatro salonunu görmek için içeri gidiyoruz. Bugünkü okullarda bile bulunmayan, devasa bir tiyatro salonuyla karşılaşıyoruz.
6 yıl yetimhanede öğretmenlik yapan Kalamaris, yetimhaneden 1961 yılında ayrılmış. Yetimhanenin kapandığı yıl olan 1964’te Atina’ya giderek pedagoji ihtisası yapmış. Daha sonra ise İsviçre’de Dalton çocuklar üzerine master yaparak Türkiye’ye dönmüş. 47 yıl eğitim görevi yaptıktan sonra da 2003 yılında emekliye ayrılmış.
Bugün hâlâ yetimhanedeki çocuklarımla görüşüyorum
Büyük bir tiyatro salonu vardı
“Yetim okulunun eskiden çok büyük bir tiyatro salonu vardı. Temiz ve güvenli bir salondu. Bütün işlemeleri de el işiydi. Tarihi bir bina olduğu için gelenler de hem o binanın tarihinden faydalanıyor, hem de çocuklarıyla birlikte eğleniyordu.”
‘Yetim kelimesini çocukların sırtından attık’
Kalamaris, yetimhanenin kapısından içeri adımını attığı ilk günü dün gibi hatırlıyor: “Okula ilk girdiğimde kız ve erkek çocuklarını birbirinden ayıramadım. Hepsinin saçları tek tip, kısacık kesilmişti. Kızlar ve erkekleri birbirlerinden ayıramıyordum. Giydikleri önlükler birbirleriyle aynı tipti. Bu kıyafetler içinde sanki harpten çıkmış, sefil bir topluluğa benziyorlardı. Bu durumları beni tedirgin etti. Müdür arkadaşıma ‘Ben bu durumda size yardımcı olamayacağım. Çünkü çocuklara yapılan benim hiç hoşlanmadığım bir muamele’ dedim. Müdür bana destek verdi, ‘Biz buraya bu çocuklara hizmet için geldik. Sen doğru bildiklerini yap‘ dedi. İlk yaptığım şey de kız çocuklarımın üzerinden o eski üniformaları atmak oldu. Alüminyumdan yapılan tabak ve bardakları da attık. Yemekhanedeki eski tip uzun masaları attık ve arkadaşlarla beraber çocukların kendilerini daha çok evlerinde hissedebilecekleri masaları kurduk.”
1955 yılında yetimhaneye ilk çıktığım yıl, 192 öğrencisi olduğunu belirten Kalamaris, o dönemde tuttuğu notları ve fotoğrafları büyük bir özenle saklamış. Yetim okulunda aldığı ilk maaşının 192 lira olduğunu hatırlayan Kalamaris, ilk günlerde müdürle birlikte tek başına yetimhanenin öğretmenliğini yapmış: “Müdür Aristo Mavrofridis’le beraber çocuklarımızı eğlendirmek için, onları ‘yetim’ psikolojisinden kurtarmak için her şeyi yaptık. ‘Yetim’ kelimesini bu çocuklarımızın sırtından atmak istedik. Onlara hep ‘Siz yetim değilsiniz, siz bu toplumun çocuklarısınız’ derdik. O yüzden bu okulun adını biz ‘şefkat ve sevgi okulu’ olarak değiştirdik. Yetimhaneden çıkıp da bir yerlere gelen çok öğrencim var. En tanınmışları bugün onkoloji profesörü olan Lidia Ioannidu Muzakas. Ama Hurmuz Çimulakis adında pastacı öğrencimin yeri başka. Okumaya pek hevesli değildi. Onu Karaköy’deydeki Bayram Pastanesi’ne pastacı olsun diye yerleştirdim. O zamanlar Bayram Pastanesi İsviçre’den bir ustabaşı getirmişti. Ustabaşı pasta yaparken odayı kapatıyordu ve kimseye de işin sırrını öğretmiyordu. Öğrencim ertesi gün gelip ‘Hocam ben bu işe gitmeyeceğim. Çünkü bana bir şey göstermiyor’ dedi. Ben de gidip mal sahibi Bay Philip’le çocuğu içeri almaları için konuştum. Sonraki hafta bana sevinçle gelip ‘Hocam, pasta yapmayı öğrendim. İsterseniz size pasta yapayım’ dedi. Daha çok küçüktü ama bugün çok iyi bir pastacı oldu. Ve Atina’daki Kalitea’da meşhur bir pastane açtı.”
Lefter ve Kasapoğlu bile yetimhanede top koşturdu
“Nasıl bir baba oğluna ilgi gösteriyor, ben de onlara aynı şekilde davranıyordum” diyen Kalamaris, 19 yaşında öğretmenliğe başladığında 16 yaşında bile öğrencisi olduğunu gülerek anlatıyor: “Biz öğretmenleri anne ve baba yerine koyuyorlardı. Beni de ‘büyük ağabeyleri’ yerine koyuyorlardı. Öğretmenliğe başladığımda 16 yaşında bile öğrencim vardı. Eskiden çocukları alırken yaşa bakılmıyordu. 6 yaşında da öğrencim vardı, 16 yaşında da… Maksat çocuğu topluma kazandırmaktı. 32 küçüğümüz de anasınıfındaydı. Bugün 69 yaşında olan eski bir öğrencim var ki, o da dede olmuş. Hayatta muvaffak olmuş ve aile kurmuş bu çocuklarımla hâlâ görüşüyorum.”

Yılda bir kez 15 günlük tatili olduğunu söyleyen Kalamaris, tatil günlerimi de onlarla beraber geçiriyordu: “Benim manevi babam beni bıraktı demesinler diye hep onlarla kaldım. Oyunlarım, gezilerim, banyom hep çocuklarla beraberdi.” Kalamaris, en önemli icraatlarının okula güzel bir voleybol sahası, bir basketbol sahası ve futbol sahası yapmak olduğunu vurguluyor: “Aşağıdaki gençler hafta sonları yukarı çıkıp bizim bahçemizde futbol ve basketbol maçları yapardı. Hatta milli futbolcular Lefter ve Koço Kasapoğlu dahi bizim futbol sahamızda top koşturdu. Kalburüstü kişiler bizi ziyarete gelir, yetimhanede büyük yemekler verilir, şenlikler yapılırdı. Sanatçılardan da gelenler olurdu. Ama aralarında en çok Pamukoğlu ailesinin oğlu ve torunları sevilirdi.”
Sedef Adası’na kadar yüzerdik
“Çocuklarla birlikte Aya Nikola plajına gidiyorduk. Plaj sahibi, çocuklardan giriş parası almıyordu. Çocuklarla ufak çılgınlıklar yapardık. Mesela çocuklarla yüzerek Sedef Adası’na geçiyorduk. Ne olur ne olmaz diye de bizle birlikte bir sandal geliyordu. YorulanlarY sandalda dinleniyordu. Sedef Adası’nda bir yorgunluk molası verdikten sonra tekrar geri dönerdik.”
Tamiratları çocuklarla yapardık
Okulun bazı yerlerindeki inşaatlara yetimhanedeki çocuklar da katkıda bulunmuş. Kalamaris çocuklarla okulda yaptıkları icraatı şöyle anlatıyor: “Bu okul onların yaşadığı yerdi. Onların eviydi. Bu duyguyu ben çocuklarıma aşıladım. O zaman basket sahasının beton zeminini düzleştirmek için üzerinden bir silindirle geçilmesi gerekiyordu. Ama bu çocukların altından kalkacağı bir iş değildi. Çünkü silindir makinesi çok ağırdı. Ama 7-8 çocuk bir araya geldiler ve ‘Efendim, biz bunu yapabiliriz’ dediler. O an çok duygulandım. Çocuklarla silindiri bile birlikte çektik.”
Metruk bir şekilde iade edilmesi bile bizi sevindirdi
“1964’te yetimhanene kapanınca çocuklarım çok etkilendi. Çünkü yaşadıkları, büyüdükleri evden kovulmuş gibi oldular. Ben bunun olacağını hiçbir zaman beklemiyordum. En azından bugün iade edilirken de, daha iyi bir şekilde iade edilmesini beklerdim. Biz binayı bu durumda teslim etmedik. Fakat şimdi gördüğünüz bina, yaşanmayacak halde, metruk bir bina. Hiç olmazsa bir bakımı yapılması lazımdı ama aradan geçen 46 yılda hiç bakım yapılmadı. Buna rağmen, yine de sevindim. Çünkü bizim binamız, yine bize iade edildi. O zaman öğrenci olan çocuklarım da bu kararı duyunca çok sevindiler. Çünkü yaşadıkları, büyüdükleri ev onlara iade edildi.”

_______________________________________________________4

EmlakKulisi.com, 19.12.2010

http://www.emlakkulisi.com/meslege_gore_konut_secim_donemi_basladi_-56924.html

Hürriyet,

Mesleğe göre konut seçim dönemi başladı!

Nüfusun hızla arttığı İstanbul’da, ticaretin de gelişimiyle birlikte, konut alam olarak kullanılan semtler, ana caddeler boyunca ticari kullanıma dönüştü
[…] ADALAR: Büyükada, Kınalıada, Heybeliada, Sedef Adası ve Burgaz Ada[SI] İstanbullular için yılın altı ayında yazlık, kışm ise kaçamak amacıyla değerlendiriliyor. Özellikle sanatçılar, ressamlar ve yazarlar, kendilerine ilham veren ada manzaralarından yararlanmak istediklerinde bu mülklere kiracı olurlar. […]

_______________________________________________________5


http://www.365gunmuzik.com/haberdetay_4707_Bulent-Ortacgil—Sen-Muzik-Marketlerde.html

Bülent Ortaçgil – Sen 
Müzik Marketlerde…

Türkiye’de şehir müziğinin önemli isimlerinden Bülent Ortaçgil, “Sen” isimli yeni albümünü Ada Müzik’ten çıkarttı.

http://adamusic.com.tr/SAlbumGoster.aspx?SanatciID=44&AlbumID=341

Bülent Ortaçgil
Sen

Yapım: Ada Müzik
Söz / Müzik: Bülent Ortaçgil
Düzenlemeler: Baki Duyarlar
Stüdyo: Power Sound – Ada – Cem Aksel – Gürol Ağırbaş / Kuzguncuk
Tonmaister: Poul Pouwer – İhsan Apça – Özkan Mete – Cem Aksel – Gürol Ağırbaş
Editing: Özkan Mete – Cem Aksel
Mastering: Cem Büyükuzun
Fotoğraflar: Aykut Uslutekin
Grafik: Hayalgücü Tanıtım

6. Adalar  / 3:20

[…] su altından tutuşmuş elleri
dümene yapışmışm sevgilim sanki
dipsizliğin ortasında
liman da yok artık rotamızda
dökülmüş üstüme bir kova yakamoz
yıldızlı hem yaldızlı […]

Akustik Gitar: Bülent Ortaçgil
Vokal: Bülent Ortaçgil
Yaylılar: Sedar Erkmenis (1 Violin), Erica Von Gleich (1 Violin), Anouschka Joppe (1 Violin), Kamlung Cheng (1 Violin),
Catharina Ungvari (2 Violin), Olga Rybina (2 Violin), Ester Pampa (2 Violin), Mikhail Zemtsov (Viyola), Dan Zemtsov (Viyola),
Jeroen Quint (Viyola), Roeland Dujine (Çello), Thomas Guirten (Çello), Slava Kumanikin (C. Bass)
Klavyeler: Baki Duyarlar
Davul: Cem Aksel
Bas Gitar: Gürol Ağırbaş
Elektrik Gitar: Barlas Tan Özemek

_______________________________________________________6

From: OYA İSLİMYELİ
Subject: Ara Güler -Eller ve Yüzler / İnsanlık Savunması- Sergisi
Date: December 19, 2010 8:27:23 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Ara Güler
Eller ve Yüzler / İnsanlık Savunması Sergisi

16 Aralık 2010 Perşembe akşamı Adalar Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu, Baş Danışman ve Meclis Üyemiz Raffi Hermon Araks ve ben Kültür-Sanat Koordinatörü Oya İslimyeli birlikte -La Galerie-Notre Dame de Sion Fransız Lisesi’nde, Ara Güler Fotoğraf Sergisi açılış kokteylindeydik.

”Yaşam size verilmiş boş bir filmdir. Her karesini mükemmel bir biçimde doldurmaya çalışın,” diyen Ara Güler çoğumuzun da bildiği gibi, 1928 yılında doğan Ermeni asıllı Türk fotoğraf sanatçısı ve foto muhabiridir.
16 Aralık açılışında dünyaca tanınmış fotoğraflarından bir kesiti yine fotoğraseverlerle paylaştı. Eller ve Yüzler / İnsanlık Savunması sergisi Soru, Durum, Sınırlar, Büyüklük, Karar, Özgürlük ve Umut bölümlerinden oluşuyor.
Fransız edebiyatından alınan birkaç metni, fotoğraflarla bir araya getirerek insan onuruna bir mekân vermek, bir ışık tutmak ve onu savunmayı amaçlayan sergide İstanbul ve Anadolu’dan unutulmaz mekânlar, denizlerin zenginliğinden görüntüler, zanaat ve küçük esnaf gibi kırılgan insan ortamları ve de duyarlılıklarıyla birlikte sıradan insanın yüceliğini de yansıtan kadın, erkek ve çocuk portreleri yer alıyor.
Sergi 20 Ocak 2011 tarihine kadar izlenebilecek. Kaçırmayın derim… :)

_______________________________________________________7

From: OYA İSLİMYELİ
Subject: Bir Konserin Ardından…”Gomidas’a Saygı/Bu Toprağın Şarkıları”
Date: December 19, 2010 8:37:14 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Gomidas’a Saygı… 
Bu Toprağın Şarkıları…

16 Aralık 2010 Perşembe akşamı Adalar Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu, eşi Hatice Farsakoğlu, Baş Danışman ve Meclis üyemiz Raffi Hermon Araks ve ben Kültür-Sanat Koordinatörü Oya İslimyeli birlikte İstanbul Lütfü Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’ndaydık.

Müzikolog,kompozitör,yorumcu,koro şefi Gomidas,doğumunun 140. ve ölümünüm 75.yıldönümünde anılmak üzere Anadolu Kültür ve İstanbulahay tarafından organize edilen etkinlikler İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı ile ortak düzenlenerek,İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tarafından desteklenmişti.
1869 yılında Kütahya’da doğan, etnomüzikoloji alanında yağtığı çalışmalar, beste ve derlemeleri, güzel bariton sesi, kilise ve halk müziği üzerine verdiği dersler ve Tiflis, Bakü, İstanbul, İzmir, İskenderiye, Kahire, Paris, Lozan ve Cenevre’de organize ettiği korolarla çağdaş Ermeni müziğinin babası kabul edilen Gomidas’ın eserleri tümüyle o akşam ”Gomidas’a Saygı / Bu Toprağın Şarkıları” konserinde seslendirilecekti.
İçeri girdiğimizde tahminimizden de öte, olağanüstü hazırlıklar, sahne düzeni, Türk Siyasetinden, basından, müzik, sinema, tiyatro ve edebiyat dünyasından tanıdığımız isimlerle dopdolu bir salonda konseri izlemeye koyulduk.
Fondaki dev perdede Gomidas’ın değişen portreleri ve yaşamından kesitler gösterilirken Piyanist Şahan Arzruni’nin yanı sıra, Ari Edirne, Sevan Şencan ve Kevork Tavityan konserde yer alan üç şan sanatçısı oldu.
Türkiye Ermeni toplumunun önde gelen koroları, Karasun Mangants, Kusavoriç, Sahakyan, Surp Takavor ve Vartanants, Gomidas’ın koral parçalarını seslendirdiler.
Aynur, Şevval Sam, Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu ve Aşkın Ensemble de Gomidas yorumlarıyla geceye renk katanlardandı.
Konser bitiminde fuayede Baş Danışman ve Meclis Üyemiz Raffi Hermon Araks Ermenistan Televizyonu ekibine gecenin anlamı üzerine bir röportaj verirken, biz de standlardaki Ermeni müziği, müzisyenleriyle ilgili cd leri,konsere katkıda bulunan müzik gruplarının albümlerini ve kitap reyonunu dolaştıktan sonra anlamlı bir gecenin bıraktığı keyifli izlerle oradan ayrıldık.
İçimde yine bir buruk mutluluk,hafızamda ise kültür mozaiğimizdeki derin zenginliklerin izi kaldı…

_______________________________________________________8


Haber50.com, 20.12.2010


Yeniçağ, 
Salim Yavaşoğlu


http://www.haber50.com/yetimlerin-milli-yurdu-342847h.htm

“Yetimlerin Milli Yurdu”

Heybeliada’daki binanın Yunan arşivlerindeki adı “Yetimlerin Milli Yurdu” olarak geçiyor.

Sırada askeri lise var

Büyükada’daki Yetimhane’nin tapusunun Fener Kilisesi’ne verilmesinin ardından Rumlar şimdi de Heybeliada’daki Deniz Askeri Lisesi olarak kullanılan binayı istemeye hazırlanıyor
Osmanlı Devletinin savaş döneminde el koyup, askeri amaçlarla kullandığı Büyükada Rum Yetimhanesi Mondros Ateşkes Antlaşması’nın hemen sonrasında da Rumlara teslim edilmişti. Bugün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından Fener Rum Kilisesi’ne tapusu verilen yetimhane, o gün işgal kuvvetlerince oluşturulan “Toplumlararası Mahkeme” kararıyla teslim edilmişti. İç hukuk yolları tüketilmeden Büyükada’daki yetimhanenin tapusunun Fener Kilisesi’ne verilmesinin ardından Rumlar şimdi de halen Deniz Askeri Lisesi olarak kullanılan, Yunan arşivlerinde ise adı “Yetimlerin Milli Yurdu” olarak geçen Heybeliada’daki bir dönem Kız Yetimhanesi olarak kullanılan taşınmazı istemeye hazırlanıyor.
Savaş nedeniyle el kondu
Türkiye’de AKP’nin çıkarttığı yasalar ve yapılan uygulamalarla elden giden Büyükada Rum Yetimhanesi 1903 yılında açıldı.

1. Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla 1915’te boşaltılan binâya Kuleli Askerî Lisesi talebeleri yerleştirildi.. Buradaki yetimler de Heybeliada’daki bugün Deniz lisesi olarak kullanılan Rum Ticaret Lisesi’ne yerleştirildi. 1918’de Kuleli öğrencilerinin binayı boşaltmasıyla önce Alman askerleri, daha sonra da 1. Dünya Savaşı esirleri ve Bolşevik ihtilâlinden kaçan Beyaz Ruslar yerleştirilmiş. 6 Aralık 1916’da Osmanlı Hükümeti Rum Ticaret Lisesi’ne de el koydu ve Kasımpaşa’da ki Deniz Lisesi’ni oraya taşıdı. Yetimler de Heybeli’deki Ruhban Okulu’na yerleştirildi.
Mondros’tan 1 gün sonra
Fener Rum Kilisesi ve Rumların önde gelenleri, Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasının hemen ertesi günü toplandılar. 22 Kasım Günü “Sürgündeki Rumlara Merkezi Yardım Komisyonu” (S.R.M.Y.K) adlı bir teşkilat kurdular. Başına da “Patrikhane vekili” sıfatını verdikleri Bursa Metropoliti Doroteos adlı bir papaz getirildi. Yönetim kurulu da Anadolu’daki metropolitler ve İstanbul’un Rum eşrafından oluşturuldu. Kurumun hedefi sürgündeki Rumların memleketlerine dönmelerini sağlamak oldu.
Vatanperver Gözetme Kurumu
Bu arada Yunanistan’dan Petmezas başkanlığında “Vatanperver Gözetme Kurumu” diye bir heyet İstanbul’a geldi. Bu heyetin etkinlik alanı, Edirne’den-Pontus’a (Doğu Karadeniz’in Rus sınırına) kadar uzanıyordu. İstanbul’da ve Anadolu’daki var olan yetimhaneleri destekledi, yeni yetimhaneler açtı ve masraflarını karşıladı.
AİHM yerine işgalci mahkemesi
Fener Kilisesi odaklı Rumlar, Vatansever Gözetme Kurumu, problemlerini çözmek için işgalci devletlerin açtığı “Toplumlararası Mahkeme”yi kullandı. Toplumlararası Mahkeme, 26 Mart 1919’da Heybeliada Rum Ticaret Lisesi’ni, Büyükada Yetimhanesi’ni ve ne istedilerse Rumlara geri verdi. Heybeliada Yetimhanesi, Büyükada’nın şubesi halini aldı. Aslında yetimhane olmayan Rum Ticaret Lisesi’ne 1942’de İkinci Dünya Savaşı sırasında bir kez daha Türk hükümeti tarafından el konuldu. Çocuklar Büyükada Yetimhanesi’ne nakledildi ve yerine Türk Deniz Telsiz Okulu yerleşti. Büyükada Yetimhanesi de yıkılma tehlikesi altında olduğundan 1964’te boşaltıldı.
Benzer durumda olanlar faydalanacak
Büyükada’daki yetimhanenin tapusunu Büyükada Tapu Müdürlüğü’nden alarak Fener kilisesine teslim eden avukat Cem Murat Sofuoğlu, yaptığı açıklamada aynı süreci Bozcaada’daki 3 gayrimenkul için de başlattıklarını belirtmişti. Sofuoğlu, “Fiili olarak bir tanıma söz konusudur. Benzer durumda olanlar da bu karardan faydalanacaktır” diye konuşmuştu. Gazetecilerin, “Bu karar hukuksal bir karar mıydı? Siyasal destek var mıydı?” sorusu üzerine Sofuoğlu, “Bu kararda ben siyasetin etkisinin var olduğuna ve hükümetin aktif bir rol oynadığına inanıyorum,” demişti.
İngilizler de Uzunada’yı istiyor
Emekli Tapu Kadastro Genel Müdür Yardımcısı Orhan Özkaya, son yıllarda Türkiye’de adeta Mondros Mütarekesi koşullarına geri dönüldüğünü düşündüren gelişmeler yaşandığına değinip, Uzunada’daki Deniz Üssü’nün de AİHM tarafından geri alınabileceği uyarısında bulundu.
Dava 6 yıldır sürüyor
Özkaya, “Şu anda İzmir Urla Asliye Hukuk Mahkemesi’nde 2004 tarihinden bu yana görülmekte olan Uzunada’daki deniz üssümüzün bulunduğu araziyle ilgili İngiliz mirasçının 1896 tarihli tapuya dayanarak açmış olduğu dava bir gün Türkiye’nin gündemine bomba gibi düşecektir,” dedi. “Sessiz sedasız bu fünye yanmakta, fitil ateşlenmiştir. Davanın arkasında İngiliz Büyükelçiliği, İzmir İngiliz Konsolosluğu bulunmaktadır,” diyen Orhan Özkaya şöyle konuştu:
Daha neleri vereceğiz?
“Altı yıldır devam eden bu sinsi olay, Türkiye kamuoyunun, halkımızın tepkisini yakalayamamakta, gündeme taşınamamaktadır. Bu davanın sonucu ne olursa olsun, Türkiye’nin onuruyla oynanmaktadır. AB uğruna daha neleri feda edeceğiz? Toprak satışında askeri yasak bölgeler bile gözardı edildi. ’Yabancılara taşınmaz satışı yasağı’, Fenerbahçe Orduevi’nin yanında Asompsiyon rahiplere verilen araziyle delinmişti. Bunun devamının geleceği belliydi. Çünkü bu uygulama emsal teşkil etti. Yetimhaneden başlayarak AİHM kararları karşımıza çelik bir duvar gibi çıkmıştır. Bütün bu durumları aşabilmek için Atatürk’ün her alanda, ’Tam Bağımsız Türkiye’sine geri dönmek zorundayız. Daha neleri vereceğiz?”

_______________________________________________________9

Dostluk Şarkısı…

Fedon: “Birgün senin adada, birgün Büyükada’da… Kardeşlik şarkıları hep birarada…”


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: