Gönderen: adalarpostasi | 27 Kasım 2010

ADALAR POSTASI-2518: ‘hizmet’ kisvesi altında ‘hezimet’ vesikasıyla ‘suç beyanı’ da cabası…

Büyükada, 31.5.1943.
* * *
ADALAR’da TARİHTE O GÜN:
10 Ekim 1905 Salı günlü, Büyükada’da konserve imal eden ve uzun süredir temettu vergisini ödemeyen Yunan tebeasından Dimitri Kantarcı hakkında gerekli kanunî işlemlerin yapılmasına dair…
* * *

ADALAR’da BİR GÜN:

Fotoğraf: Ugo Antonio Corintio, Adalar vapurunda, 26 Kasım 2010.
* * *
ADALAR’da HAVA DURUMU:
27 Kasım 2010 Cumartesi
Büyükada’da HAVA DURUMU*
Gökgürültülü sağanak yağışlı
19ºC
% 64 nem
Keşişleme, G 36km/sa
Gündoğuşu 07:04… Günbatışı 16:38…
* * *
Cicely Mary Barker, The Rush-Grass & Cotton-Grass Fairies.
* * *

1- Şirin Ünal Kahraman: “Zarar eden bir hatta neden bu kadar yatırım yapılıyor biri bana açıklar mı lütfen…”

2- Ugo Antonio Corintio: “Diğer adaları bilmiyorum ama Büyükada çoooktan elden gitti maalesef bunlar güzel (!) günlerimiz!…”

3- Ahmet Tanrıverdi: “Bir lodosta Adalar’ın anakarayla irtibatı kesiliyorsa teknolojik çağda bu durumumuzdan utanmalıyız…”

4- İBB’nin CHP’li Meclis üyesi Bülent Soylan, İDO’nun özelleştirilmesine ilşkin ihalesinin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle dava açtı…

5- Adalar Belediyesi Başkanı adına Teknik Başkan Yardımcısı Resul Can: “Bu ziyaretçiler manastır yokuşunun başlangıç noktası olan Lunapark meydanına kadar Adalarımızın simgesi olan faytonlarla seyehat etmekte olup, buradan manastıra çıkış ve Lunapark meydanına inişlerinde ise talep etmeleri halinde Belediyemiz araçları ile kendilerine yardımcı olunmaktadır…”

6- Selçuk Aral: “Zaraoğlu yalnız kaldı… Acelen neydi be Süleyman…”

7- Büyükada’daki Rum yetimhanesi yıllarca süren yargı sürecisinin ardından, pazartesi günü tapudaki ‘malik’ kısmındaki Vakıflar Genel Müdürlüğü ifadesinin silinip yerine ‘Fener Rum Patrikhanesi’ yazılmasıyla resmen Patrikhane’nin olacak…

8-  Avukat Cem Sofuoğlu, pazartesi günü Büyükada’daki Tapu Dairesi’ne gidip 150 liralık bir harç yatıracaklarını ve böylece yetimhanenin tapusunu alacaklarını söyledi…

9- Efkan Bucak: “Adalarspor’dan bir sezon önce 1. Amatör’e çıkan, bir diğer ada takımı Heybeliadaspor ise tam tersi. Geçen sezon son maçta Tuzla Şifaspor’u yenerek kümede kalmayı başaran Yeşil-Beyazlılar bu sezon 10 maç itibariyle puansız son sıradalar…”

10- İlkim Erkan Karaca: “Hz. Mevlana diyor ki…”

)O(

_______________________________________________________1

From: ŞİRİN ÜNAL KAHRAMAN
Subject: BAYRAMADA ADALAR
Date: November 25, 2010 1:42:13 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Merhaba,

Bugünkü ADALAR POSTASI’nı [ADALAR POSTASI-2517 (25.11.2010) http://adalar-postasi-guncel.blogspot.com/2010/11/25-2517.html] okurken yazma gereği duydum…

Bir Adalı olarak başından beri vapurların kaldırılmasına, yerine motorların sefer yapmasına karşıyım ama yapılan tüm çabalara rağmen maalesef bir sonuç alınamadı!

15.11.2010 günü Büyükada’ya ailemin yanına gitmek için 15:00 seferine Bostancı’ya gittim tabii o saatte vapur olmadığı için mecburen motor iskelesine yöneldim. Turnikelerden geçtim, yanlış hatırlamıyorsam motorun adı DEMOKAN ki buna ‘motor’ denmez vapur büyüklüğünde, inanın motorun içerisine girince durdum ve baktım… Muhteşem! Meğer benim bindiğim sefer, motorun ilk seferi imiş, önce ayakta bir süre, sonra da oturduğum yerden her tarafını en ince ayrıntısına kadar inceledim. Alt katta oturmuştum, bende takıntı, motora binince can yeleklerine yakın otururum ve oturduğum yerden de eğer bir şey olursa can yeleğine nasıl ulaşırım diye düşünürüm çünkü motorlara güvenmiyorum elimde değil!

Ama bu bir başka, kocaman, öncelikle görselliğe önem vermişler, koltuklar çok rahat, alt katta tam 10 tane [!] tahminen 51 ekran LCD TV, 2 tane de girişte yanlarda yine tahminen 106 ekran LCD TV var, 2 tane bebek koltuğu var, içerisi çok ferah, büfesinde ilk seferini yapması nedeniyle çay servisi ücretsiz ki çok hoşuma gitti —yaz aylarında motorlarda hafta içi farklı hafta sonu farklı ücret uygulandığına da şahit olmuşken— büfesinde yok yok, her şey düşünülmüş, zaten büfede bir bey duruyordu, tepkileri ve tebrikleri kabul ediyordu ki çevreden konuşulanlardan duyduğum kadarıyla da motorun sahibiymiş ve MaviMarmara Koop. ortağıymış —ben onların yalancısıyım çünkü beyefendiyi tanımıyorum—
EN ÖNEMLİSİ MOTOR SESİ İÇERİYE GELMİYOR, SESSİZ, yanındakini duyabiliyorsun!

Buraya kadar hep motoru övdüm durdum ama hak etmişlerdi. Şimdi size daha doğrusu İDO yetkililerine sormak istediğim ama cevap vermeyeceklerini bildiğim bir sorum olacak. Madem vapurlar zarar ediyor onun için sefer sayıları azaltıldığını söylüyorlar… Madem zarar ediyorsa peki ya bu donanımdaki bir motor ADALAR seferini yapıyor ve nasıl zarar etmiyor?

Yaptığım işten dolayı biraz olsun anlarım, bu motorun sigorta değeri nereden bakarsan bak en az 4- 4,5 milyon —eski parayla 4-4,5 trilyon— eder ki hangi sigorta şirketinden sigortalanmış olduğuna dair bir tabela/yazı da görmedim, o da ayrı! Zarar eden bir hatta neden bu kadar yatırım yapılıyor biri bana açıklar mı lütfen…

Çarşamba günü İstanbul’a döneceğim vapur seferine baktım, 16:55 var, iyi doğrudan Bostancı, iskeleye gittim ki sefer Mavi Marmara iskelesinden yapılıyormuş! Neden? Gittik mecburen… Aman Allahım mahşer yeri gibi içerisi tıka basa dolu, bir o kadar insan da dışarıda nasıl yani bu kadar insan motora binecek yine mi can yeleği derdine düşeceğim? Offf! Motor geldi KÜÇÜCÜK bir şey! Bir sonraki sefer 17:05, binebildiği kadar ya da alabildiğince yolcu bindi,  geri kalan, kaldı! Ne olmuş batarsa batsın kalan sağlar bizimdir değil mi?

“İDO ZARAR EDİYOR”MUŞ, KİME NE, PARA, CAN GÜVENLİĞİNDEN DE HERŞEYDEN DE ÖNEMLİ, HİZMET SONRA GELİR!

Kusura bakmayın sanırım biraz dolmuşum, uzun uzun yazdım.

Saygı ve sevgilerimle,

Şirin ÜNAL KAHRAMAN

_______________________________________________________2


From: UGO ANTONİO CORİNTİO
Subject: MERHABA
Date: November 25, 2010 2:13:32 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

MERHABALAR,
BAYRAMDA HAVA COK GUZEL OLMASINA RAGMEN, KALABALIKTAN DOLAYI BÜYÜKADAYA GELMEDIM… KISMETSE YARIN GELECEGIM GÜNÜ BIRLIGINE…

SN. BALCICEK ILTER’IN YAZISINI OKUDUM… DOGRU SOZE NE DENIR?!!!

FAYTONLAR KONUSUNA COK KISA DEGINECEGIM:
ADA’DA YOLDA YURURKEN FAYTON SESI GELIYOR… O GUZELIM NOSTALJI DOLU “ZIL” SESI YERINE FAYTONCU’NUN: “ALOO DAYI, KENARA CEKIL,” DIYE BAGIRAN KABA SESI GELIYOR KULAGA!!! VE MAALSEF, ÇOGU BÖYLE DAVRANIYOR…BILMEM, DAHA FAZLA YAZMAYA GEREK VAR MI?

SN. ILTER HANIM, DIGER ADALARI BILMIYORUM AMA BUYUKADA ÇOOOKTAN ELDEN GITTI  MAALSEF! BUNLAR GÜZEL (!) GÜNLERIMIZ!

SELAM VE SEVGLERIMLE,

U G O

_______________________________________________________3

From: AHMET TANRIVERDİ
Subject: lodos
Date: November 27, 2010 4:58:18 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi.1@gmail.com

Bir lodosta Adalar’ın anakarayla irtibatı kesiliyorsa teknolojik çağda bu durumumuzdan utanmalıyız. 1950’li yıllardan bu yana lodos veya siste Şehir Hattı vapurları kimi seferleri yapamasa da yine de gün içinde çoğu seferi yapılarak Adalar’ın ulaşımı sağlanırdı. Şimdi vapurların zaten esamesi okunmuyor, motorların tatlı sularda seyri dışında hizmet vermesini bekleyen yok. Nedir bu hal? Bugün ADALAR, ‘ıssızada’ oldu. Ekonomiye verdiği zarar da cabası. Seçimler yaklaşırken iktidar partisinin mensupları bu durumu yöneticilerine anlatıp vapur seferlerini koydurabilirler. Bak hökumatımız ne ekonomik aflar çıkarıp vatandaşı kurtarıyor. Adalılara özel bir hizmet de yapabilirler. Uyumayın sevgili Akpartililer, hadi kımıldayın, taviz zamanı şimdi, ne koparırsak kârdır.

_______________________________________________________4

Akşam, 25.11.2010

http://www.aksam.com.tr/2010/11/25/haber/yasam/8079/ido_nun_ozellestirilmesi_ihalesine_dava.html

İDO’nun özelleştirilmesi ihalesine dava

İBB’nin CHP’li Meclis üyesi Bülent Soylan, İDO’nun özelleştirilmesine ilşkin ihalesinin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle dava açtı.

CHP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi üyesi Bülent Soylan, İDO’nun özelleştirmesine ilişkin ihalenin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle İstanbul İdare Mahkemesine dava açtı.

CHP İstanbul İl Başkanı Berhan Şimşek ve bazı partililerle İstanbul Bölge İdare Mahkemesi binasına gelen Bülent Soylan, hazırladığı dava dilekçesini, İstanbul Nöbetçi İdare Mahkemesine sundu. Berhah Şimşek, konuya ilişkin basın mensuplarına yaptığı açıklamada, 30 yıllığına intifası verilen gemi ve iskeleden oluşan menkul ve gayrimenkullerin mülkiyetlerinin İstanbul Büyükşehir Belediyesine ait olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

“Belediyenin sözü edilen mallarla ilgili tasarrufu ve yaptığı işlemlerin denetimi, Kamu İhale Yasası’na tabidir. Belediye bu denetim ve kontrolden kaçınmak için kendi bünyesinde özel şirket kurmuştur. Bu malların intifasını kurduğu şirkete vermiştir. Şirket ise özel hukuk tüzel kişisidir. Herhangi bir kamu denetimine tabi değildir. Ancak bu şirketin denetimi aynen ticari piyasadaki şirketlerle eş değerdir. Kamu denetiminden ve kontrolünden kaçırmak için bu malların 30 yıllık intifasını özel şirkete vermişlerdir.”

İşin en önemli noktasının ise şirkete 30 yıllığına intifası verilen malları bir başka kişi ve kuruluşlara verilebileceği yetkisinin olacağını söyleyen Şimşek, ”bu şekliyle, malları kendi yandaşlarına peşkeş çekmenin yolunu açtıklarını” söyledi.

Berhan Şimşek, ihalenin herkese açık olması gerekirken, ihale gizlice yapıldığını ve sırf bu iş için özel şirket kurulduğunu kaydederek, ”İhale işlemleri hakkında kamuoyuna bugüne kadar herhangi bir bilgi verilmemiştir. Dolayısıyla saydamlık ilkesi ihlal edilmiştir. İhaleye katılacak adaylar ile katılan istekli arasında eşit muamele sağlanmamıştır. Yani eşitlik ilkesi ihlal edilmiştir” diye konuştu.

Şimşek, ihalede rekabet ilkesi, saydamlık ilkesi, kamuya açıklık ilkesi, kamunun denetim ilkesinin ihlal edildiğini söyleyerek, şöyle konuştu:

”İhalenin başından ve ihalenin yapılmasından sonraki tüm ilan işlemleri usulüne uygun yapılmamıştır. Bu ilan ve ihalenin yapılmasından sonraki tüm ilan işlemleri usulüne uygun yapılmamıştır. Bu ilan ve ihalenin sonuçları İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş tarafından bir görev olarak yüklendiği halde bu görevin gereklerinin yerine getirilmemiş olması dolayısıyla sorumlu bulunmaktadır. Kadir Topbaş’ın bu eylemi, Kamu İhale Kanunu’nun 60. maddesi uyarınca soruşturmayı gerektirmektedir. Bu sebeple Cumhuriyet başsavcılıklarını göreve davet ediyoruz.”

Mahkemeye sunulan dava dilekçesinde de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına bağlı 32 adet yolcu vapuru, 3 adet yolcu motoru, 1 adet römorkör, 2 adet hizmet motoru, 1 adet yakıt gemisi, 7 adet yüzer iskele olmak üzere toplam 46 adet deniz vasıtası ile 49 adet iskele ve terminal ile Haliç Tersanesinin tümünün intifa hakkı karşılığı 30 yıl süre ile işletilmesi işinin ihalesinin gerçekleştirildiği belirtildi.

Dava konusu ihalenin, muhammen bedelinin 400 bin lira gösterildiği belirtilen dilekçede, su görüşlere yer verildi:

”Kabaca bir hesaplamada, yukarıdaki 32 yolcu vapuru ve 46 iskele ile Haliç Tersanesinin de dahil olduğu toplam 96 parça kıymetli gayrı menkulün yıllık asgari kirası 400 bin lira ihale bedeli olarak kabul edilirse, her birinin ortalama aylık kirası 347 lira 22 kuruşa gelmektedir. Hesaplanan bu ortalama kira bedeli daha iyi anlaşılabilmesi için günlüğe çevrildiğinde, bir şehir hatları vapurunun veya bir vapur iskelesinin günlük kirası sadece 11 lira 57 kuruşa geldiği görülecektir”

İhalede, kanunun belirlediği usule uyulmadığı, duyurunun sadece bir yerel gazetede iki ayrı günde yayınlanarak yapıldığı savunulan dilekçede, diğer illerde ve Resmi Gazete’de ilan yapılmadığı, böylece ihalenin en önemli ilkeleri olan aleniyet ve rekabetin sağlanmadığı kaydedildi.

Dilekçede, açık teklif usulüyle yapılan ihalenin ilanının usule uymadığı ve geçersiz sayılacağından iptali ile ihalenin ve yapılmış ise sözleşmenin uygulaması telafisi mümkün olmayan zarara sebebiyet vereceğinden yürütmenin durdurulması istendi.

_______________________________________________________5

From: Adalar Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü
Subject: 18.10.2010 tarihli e_postanız.
Date: November 26, 2010 2:34:07 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi.2@gmail.com

Sayın Selçuk ARAL
“Minibüsle Ayayorgi” isimli haberinizi [ADALAR POSTASI-2501/1 (23.10.2010) http://adalar-postasi-guncel.blogspot.com/2010/10/23-2501.html] büyük bir üzüntü ile okudum. Bildiğiniz üzere yüce tepede bulunan Ayayorgi Manastırı Uluslararası camiada ismi bilinen ve hangi din mensubu olursa olsun insanların ziyaret ettiği bir manastırdır. Manastırın ziyaretçilerinin önemli bir bölümüde dertlerine çözüm arayan sakat ve yaşlılardır.

Bu ziyaretçiler manastır yokuşunun başlangıç noktası olan Lunapark meydanına kadar Adalarımızın simgesi olan faytonlarla seyehat etmekte olup, buradan manastıra çıkış ve Lunapark meydanına inişlerinde ise talep etmeleri halinde Belediyemiz araçları ile kendilerine yardımcı olunmaktadır.

Bu uygulama uzun yıllardan beri yapılmakta olup, yazınızda belirttiğiniz gibi son iki senedir yapılan bir uygulama değildir. Bu sebeple haberinizi bu bilgiler ışığında düzelteceğinizi düşünerek, işinizde başarılar dilerim.

Bilgilerinizi rica ederim. 

Resul CAN
Belediye Başkanı a.
Teknik Başkan Yardımcısı

* * *

ADALAR BELEDİYESİ’nin 
‘hizmet’ adı altındaki ‘hezimet’ vesikasını 
velhasılı ‘suç beyanı’nı okudunuz!

İstanbul III Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 16.06.1999 tarihli 11012 sayılı kararı uyarınca “[…] Adalar’daki bütün yolların prensipte de yaya yolu olması öngörüldüğünden, motorlu araçların kullanılamayacağı, ancak Belediye ve Kaymakamlığın sağlık, itfaiye, temizlik, orman hizmeti, emniyet hizmetleri için kullanılmak üzere kısıtlı miktarda araç kullanilabileceği […]” açıkça belirtilmiş olmasına ve “[…] kamuya ait araçların zorunlu olmadıkça trafiğe çıkmaması, trafiğe çıktıklarında yerleşim alanlarında 30 km/saat, yerleşim bölgeleri dışında ise 50 km/saat hızla seyir etmeleri, yasak olan cadde ve sokaklara zorunlu olmadıkça giriş yapılmaması, yolcu ve eşya taşınmaması […]” kaidesi

yanı sıra
ve üstelik


7.3.2009 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanan “Prens Adaları’nda Oy’lar Faytona” başlıklı yazıda da “Farsakoğlu, bu kez de CHP’nin belediye başkan adayı olarak diyor ki:” diye doğrudan Mustafa Farsakoğlu‘nun demecinden aktarılan “[…] Makam aracımız yine fayton olacak; Adalar’da motor sesi kesinlikle duyulmayacak, […]” vaadine;

ve asıl bizzat Mustafa Farsakoğlu’nun Ocak 2009 tarihli “Adalar’da Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlığıyla basılıp seçim propaganda broşürü olarak dağıtılan, bu suretle 01.03.2009 tarihli ADALAR POSTASI’nın 2239 sayısında da yayımlanan [
http://adalar-postasi-guncel.blogspot.com/2009/03/adalar-postasi-2239-niye-kaldirim-sokup.html] raporunun 3.6.2. numaralı “Adalar’ın İç Ulaşımı ve Taşımacılık (Faytonlar-Yük Arabaları)” bölümünde: “[…] Adalar, özel motorlu taşıtların dünyada yasak olduğu ender yerleşim alanlarından biridir. Adalar’ı çok özel ve sağlıklı yapan bu durumun, ilgisizlik, plansızlık ve denetimsizlik sonucu Adalar’ın olumsuz imaj edinmesine de neden olduğu görülmektedir. […]” ve yine aynı raporun 3.6.3. numaralı “Motorlu Taşıtlar” başlıklı bölümünde de “[…] Adalar’da, son yıllarda kamu kuruluşlarına ait olanların yanı sıra, başta kamyonlar olmak üzere özel motorlu taşıtların sayısında sürekli olarak artış olduğu görülmektedir. Bu durum, Adalılar arasında büyük tepki doğurmaktadır. […] Bu tehlikeli gidişe son verilecektir. […] Adalar’da ancak zorunlu bazı kamu hizmetleri için (ambulans, itfaiye, polis, zabıta gibi) motorlu taşıtlara sınırlı sayıda izin verilecektir. Belediye’ye ait çıkarma gemisiyle Adalar’a getirilebilen motorlu taşıtların yalnızca zorunlu gereksinmeler ve hizmetler dışında Adalar’a girmesi ve ancak hizmetin gerektirdiği zorunlu durumlar dışında çalıştırılmaları etkin bir denetim yapılarak kesinlikle önlenecektir. […]” denilmesine;
rağmen



Adalar Belediyesi Başkanı adına Teknik Başkan Yardımcısı Resul Can’ın, ADALAR POSTASI’na göndermiş olduğu bu yazı, ilgili kanunun yok sayılmasıyla ‘hizmet’ adı altındaki ‘hezimet’in vesikası olması yanı sıra  alenen suç beyanıdır da aslında!
)O(

_______________________________________________________6

From: SELÇUK ARAL
Subject: Re: Fwd: ADALAR POSTASI-2517: kaptan sülo’ya elveda…
Date: November 25, 2010 2:25:47 PM GMT+02:00
To: Emine Cigdem Tugay

Kinaliada.net, 23.11.2010
Selçuk Aral

http://www.kinaliada.net/index.php?news-1232

Süleyman Kaptan Vefat Etti

Zaraoğlu Yalnız Kaldı

Foto: Selcuk Aral ©

Sevgili Dostlarim!
Biraz evvel Kinaliada’nin sayfasina bir fotograf yüklerken (acil haber olarak) Ada’nin en renkli simalarindan ve demirbasi dostum Süleyman Kaptanin vefat etmis oldugunu ögrenerek sarsiliyorum. Daha bundan bir ay önce (<<<- Almanya’ya hareket etmeden önce) vedalasirken balikci barinaginin kahvesi önünde oturup bir taraftan caylarimizi yudumlarken bana en bilir agizdan Ada’nin kedilerinin kis aylarindaki vaziyetlerini (daha bir sürü Ada problemlerini) anlatiyor. Süleyman Ada’nin yerlisi-yazlikcisi hatta günü-birlikci’sinin, daha dogrusu herkesin tanidigi bir kisi. Motorcu Süleyman diyince tanimayan yok. Cünkü o her hafta Cuma sabahi Maltepe’den Ada’ya yük getiren motorun hem kaptani hem organizatörü. Gecen sene benim esyalarin tamamini Istanbul’dan Ada’ya tasiyan da o. Bu sene Kinaliada cok zor bir badireden geciyor. Bir taraftan Adalar Belediyesinin üzerlerindeki gazabi, diger taraftan Mayis ayinda 4 gencinin kaybi ve uzun zaman bulunamayisi (onlarin herbirisi teker teker baska göz yasi) simdi de Süleymanin ani vefati. Buna ragmen Allah beterinden saklasin diyip Süleyman’a Rahmet dilemekten daha baska bir sey elden gelmiyor. Selcugun selamiyla: Hosca ve dostca kal Süleyman. Selcuk Aral (23 Kasim 2010, Pforzheim – Germany) NOT: Cenaze bugün ögle vakti kalkiyor (Büyük bir ihtimalle Kinaliada Camisinden).

Parayi kazanan benim – Vergisini de ödemek bana düser! 

Sevgili Okurlarim!
Aslinda en son görüsmemize (kendisiyle yaptigim) bir reportaj diyemiyorum cünkü insanin iki dost arasinda yapilan konusmalara bu sözcügü koymasi araya mesafe koymak anlamini alir. Ada’daki en büyük problemlerin basinda nakliyat gelir. Ada icersinde de, disinda da, bir mali/yükü bir yerden, bir yere tasimak (oldukca tuzlu kibar Istanbul Türkcesiyle tam anlamiyla kazIk) büyük bir külfettir. Istanbul’un her tarafina sefer-transfer yapan sirketler, magazalar, satis yerleri, marketler Adalar diyince dur derler. Mali getirip iskelelerden birisine birakip, ondan sonrasina karismazlar. Motor tutmak, tasimak, indirmek-bindirmek hep senin isindir. Gecen sene insaat bitiminde bir sürü esyayi (miyadi doldu diyip dagittiktan sonra) yeni aldigimizda nerdeyse Süleyman’in motorunun yarisini zaptettiydik. Eve gelip her seyi yerli yerine yerlestirince, yataklardan birisinin unutulmus oldugunu farkediyoruz. Önce yolda kayboldugunu zannetsekde faturalari inceleyince hic hesaba katilmadigini farkediyoruz. Yani simdi tek bir yatak (-matratze- silte) icin sil yeni bastan ayni seyleri tekrarla. Gelde simdi küfürü (Türkce) basma. (<<<- Sen sinirlenme abi, ben hallederim) diyor Süleyman. Gercektende bir Cuma sabahi motoru Zaraoglu ile Maltepe’ye geciyoruz. Kinaliada esnafiyla birlikte hep-beraber yatagi kapip dönüyoruz. Bana yük bile tasittirmiyorlar. Motorun ücretini soran bile yok (artik böyle insanlar Ada’larda bile cok az kaldi). Birkac gün sonra her zaman oturdugu yerde (balikci barinagi kahvesinde) Süleyman‘a rasliyorum. Daha borcum nedir? diye sormadan bir banknotu ona uzatiyorum. Önce yüzüme bakiyor sonra parayi alip cebinden cikardigi digerlerinin yanina koyduktan sonra icersinden bir tanesini alip bana geriye veriyor. Bu yeter abi diyor!!! O zaman Süleyman, caylar benden diyorum. Onuda kabul etmiyor. Parayi kazanan benim vergisini de ödemek bana düser diyor. Kahkahayi basiyorum uzun zaman ondan-bundan eskilerden konusuyoruz. Iste böyle bir adamdi Süleyman. Selcuk Aral (23 Kasim 2010, Pforzheim – Germany) Canlarini Calmadan Bir Yere Gitmem! Süleyman’in vefatinin nasil oldugu ögrenmek icin, sabahtan beri benim 80’lik arkadas (Ada’nin en kidemlisi) Mihal’e telefon ediyor, bir türlü evde bulamiyorum. Biraz evvel yakalayinca (oram-buram agrir, belim tutmaz dersin) topal bir bit gibi dokuz yorgan dolasmaktan da vazgecmezsin, nerdeydin, diye soruyorum. Senin haberin yok cenazeden geliyorum (<<<- Mihalis Rum’dur hem de kiliseye ugramadigi Pazar günü de yoktur <<<- Biz Ada’lilar icin Müslüman/Hristiyan/Yahudi vs. farki mevcut degildir) karsi tarafa gecen Süleyman motordan indikten sonra aniden fenalasti düstü, hastahaneye kaldirdilar, kurtarilamadi. Cok üzgünüm, babasi da (<<<- o daha genc vefat etmisti) o da cok sevdigim insanlardi (Benden para bile almazdi) diyor. Ve gecen Cumartesi günü aralarinda gecen bir diyalogu sözlerine ilave ediyor. Mihal’in uzaktan yaklastigini gören Süleyman kendisine takilarak: (Mihal-Mihal önden git de, yolu ac! Sirada bekleyen bir sürü insan var!) diyor. Mihal hic laf altinda kalir mi? Oglum Süleyman, senin canlarini calmadan hic bir yere gitmem diye lafini gedigine koyuveriyor. Hangimizin kalici veya ne zaman gidici oldugunu hicbirimiz bilmiyoruz. Belki de (muhakkak) böylesi cok daha iyi. Mihal bir gün senin icin de birilerine telefon etmek istemiyorum diyerek telefonu kapatiyorum. Oysa Mihalin belki bir gün Selcugun da canlarini calip-calmayacagini kim bilebilir.

Selcuk Aral (23 Kasim 2010, Pforzheim – Germany)

365 days 361° Istanbul by Selcuk Aral © 

* * *

Kinaliada.net, 24.11.2010
Selçuk Aral

http://www.kinaliada.net/index.php?news-1233


Acelen neydi be Süleyman?

Foto: Gültekin Sözen ©

Sevgili Okurlarim!
Eylün ayinin son haftalarinda bir gün, yazilarimi takip eden arkadaslarimdan Nazan Hanim bana bir mail atarak (Burgazadasinda oturan kuzini) Tilbe Saran’nin bir mesajini iletip bu konuda bir-k…ac laf etmemi rica ediyor.
Mesajda söyle yaziyor:
GUNAYDIN, AZ ONCE SABAH EZANI OKUNMAYA BASLADI. BURGAZADA’DA GUN ISIRKEN USUTMEYEN RUZGARLI BIR SABAHTA. 35 DAKIKA ONCE MEHTAP SOKAKDA AC KALAN KOPEKLER BIR KEDIYI DAHA PARCALADI. HER SONBAHARDA ADADAN KOPEK ULUMALARINA DAYANAMAYIP KACIYORUM. IKI KEDIMI ALIP, ONLARCASINI BIRAKARAK…
Bu isi bilse-bilse (en iyi) onlar bilir düsüncesiyle önce Nezihi (Futbol antrenörü ) daha sonra (Burgazdan vapurun gelmesini beklerken) her zamanki gibi (teknesinde olmadigi zamanlar) oturdugu kösesinde, balikci barinaginin etrafinda bir yerde rasladigim Süleymana soruyorum.
Lafa Süleyman (kac seneden beri bu adadasin?) diye girip (52, belki de bu onun kendi yasi?  sormuyorum) cevabini aldiktan sonra kendisine Burgaz Adasindaki olayi anlatip, ne düsündügünü soruyorum.
Bana köpeklerin acliktan kedilere saldirip parcalamalari icin zamanin daha cok erken oldugunu, bunun münferit (istisnai) bir vaka oldugunu söylüyor. Dur bakalim daha kis gelmedi, köpekler acliktan, tepedeki, cali-cirpi, ormani terkedip sahile inip ahali arasina karismadi. Sen onlari gelde, hele bir kisin gör!
Biliyormusun Selcuk? Kinalida tepedeki cöplügün (manastirin arkasi) kaldirilmasi en cok köpekleri etkiledi. Cöpler varken bütün köpekler oradan beslenirlerdi. Simdi kis gelip ac kalinca, o yazin sagda-solda yan gelip yatan, günün nerdeyse tamamini uyumakla geciren hayvanlar canavar kesiliyorlar.
Aslinda köpeklerin cogu kolay kolay yetismis bir kediyle bas edemez, kendini korumak icin kullandiklari pencelerinden, bicak gibi keskin tirnaklarindan cekinip, korkarlar.
Yalniz sokaklarda barinan basi-bos köpekler (bütün kurt cinsinden üremis hayvanlar gibi) sürüler halinde yasayan hayvanlardir. Gözlerine kestirdikleri kedileri, kenarda-kösede yakalayip-kistirdiklari vakit, besi-altisi hücum ederek kendisini müdafaa etmesine imkan birakmazlar.
Üstelik bu hücumu ya gece yarisi, yahutta sabaha karsi, el ayagin cekildigi zamanlarda ve tenha yerlerde yaptiklari icin gören insanlarin müdahele etmelerine imkan da birakmazlar.
Süleyman desene köpekler bu sekilde populasyon’un (tabiyattaki canlilarin, insan-hayvan-bitkilerin devamliligi, ayni yerde, ayni zamanda beraberce yasamalari, sayilarinin ayni kalisi) devamini, kedilerin fareleri yok etmeleri gibi, onlarinda sayilari artan kedileri hedeflediklerini söylüyorsun, diyorum.
Ben söylemedim abi, bunlar senin laflarin diye cevap veriyor.
Cayimdan son bir yudum daha alarak iskeleye yaklasmakta olan vapura dogru kosuyorum. O an aklimin kösesinden bile bu sohbetin üzerinden henüz daha iki ay bile gecmeden Süleyman’in aramizdan ayrilacagi gecmiyor.
Acelen neydi be Süleyman?
Selcuk Aral (24 Kasim 2010, Pforzheim – Germany)
365 days 361° Istanbul by Selcuk Aral ©

_______________________________________________________7

Radikal, 26/11/2010 8:35

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=1030305&Date=26.11.2010&CategoryID=77

Yetimhane pazartesi sahibine kavuşuyor

Rum yetimhanesi pazartesi sahibine teslim edilecek. Uluslararası çevre enstitüsü olacak. Dünyanın en görkemli yapılarından biri olacak.
Büyükada’daki Rum yetimhanesi yıllarca süren yargı sürecisinin ardından, pazartesi günü tapudaki ‘malik’ kısmındaki Vakıflar Genel Müdürlüğü ifadesinin silinip yerine ‘Fener Rum Patrikhanesi’ yazılmasıyla resmen Patrikhane’nin olacak.
Yetimhanenin Vakfılar Genel Müdürlüğü’ne geçirilmesiyle ilgili davada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye’yi haksız bulmasıyla iade sürecine girilmişti. Büyükada Sulh Hukuk Mahkemesi’nde ‘iade-i muhakeme’ davası açılmış, Dışişleri de AİHM kararı uyarınca yetimhanenin patrikhaneye iade edilmesi gerektiği görüşünü bildirmişti. Dava Patrikhane lehine sonuçlandı.
Fener Rum Patrikhanesi’nin avukatı Kezban Hatemi, davanın lehe sonuçlandığını ve pazartesi günü de sürecin tamamlanacağını belirtti. Hatemi, şu bilgileri verdi:
“Yalnızca tapu işlemi yapılacak. Zaten yetimhane fiilen cemaatin elinde. Hiçbir zaman karşı taraf ‘el koyma’ yapmadı. Tapusu da zaten bizdeydi. Sadece ‘malik’ kısmında Vakıflar Genel Müdürlüğü yazılmıştı. Şimdi maliki Patrikhane olacak. Eskiden zaten öyleydi. Bu da patrikanenin ezelden ebede tüzelkişiliği olduğunu gösteriyor.
AİHM, ‘Patrikanenin üzerindeki bir yeri alamazsınız’ deyince Adalar Sulh Hukuk Mahkemesi, geçen hafta sonuçlanan iade-i muhakeme davasıyla bunu onayladı. Pazartesi günü gidip mahkeme kararını tapuya işleteceğiz. Bina harap vaziyette. Tarihi kültürel mirasımızı mahvetttik. Hemen restore edilemez. Çok büyük fona ihtiyaç var.”
Patrik’le uzlaşıldı
Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, yetimhanede uluslararası çevre enstitüsü kurulması için Patrik’le anlaşıldığını açıklarken, şu bilgileri vermişti: “Bütün dünyadaki çevre konusunda araştırma yapan üst düzey akademisyenlerin çalışma yapabileceği bir yapı haline dönüşecek. Dünyanın en görkemli yapılarından biri haline gelecek.”
Avrupa’nın en büyük ahşap binası
Avrupa’nın en büyük ahşap binası sayılan beş katlı yetimhane, 1898’de Fransızlar tarafından 206 odalı lüks bir otel ve casino (Büyükada Sarayı) olarak inşa edildi. Bina ve arsa 1902’de padişah tezkeresiyle Rum Patrikhanesi’ne satıldı. Yedikule’deki Balıklı Rum Hastanesi’nde bulunan Rum yetimhanesi Büyükada’daki bu binaya taşındı. I. Dünya Savaşı sırasında Rum göçmenler barındı. 1963’te yangın nedeniyle boşaltılan binayla ilgili hukuki süreç 1997’de başladı.
Vakıflar Genel Müdürlüğü, Rum Erkek ve Kız Yetimhanesi Vakfı’nı hayır hizmeti bulunmadığı gerekçesiyle mazbut vakıflar arasına aldı ve tapu davası açtı. Sekiz yıllık yargı süreci sonunda Vakıflar Genel Müdürlüğü binayı aldı. Patrikhane bu karardan sonra AİHM’ye başvurdu. AİHM 2008’deki kararında Türkiye’nin haksız olduğuna hükmederek, 20 bin euro tazminat ödemesine karar verdi. AİHM’nin bu kararı üzerine yetimhanenin geri evrilmesi süreci başladı.

_______________________________________________________8


ntvmsnbc, 26 Kasım. 2010, 09:32

http://www.ntvmsnbc.com/id/25154124/

Sofuoğlu:Umarız yetimhane emsal olur


Büyükada’daki yetimhanenin Patrikhane’ye teslim edilmesiyle ilgili avukat Cem Sofuoğlu, “Temennimiz bundan sonra benzer uygulamaların ‘ancak, ama, fakat’ ve benzeri gerekçelerin hışmına uğramadan devam etmesi” dedi.
İSTANBUL – Türkiye’de ilk kez azınlıklarla ilgili bir sorun iç hukuk yolları tüketilmeden sonuca kavuşturuldu.
“Yetimhanenin Fener Rum Patrikhanesi adına yeniden tapu siciline kaydettirilmesi haricinde bir alternatif bulunmamaktadır.” Adalet Bakanlığı’nın yazısında yer alan bu ifade, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) “Yetimhanenin Patrikhane’ye iadesi” kararının sonuçlanmasını sağladı.
Fener’deki Rum Ortodoks Patrikhanesi’nin avukatı Cem Murat Sofuoğlu, “Belki kimse farkında değil ama bu müthiş bir şey. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez böyle bir şeye tanık oluyoruz. Ancak hemen ifade etmek isterim ki, siyasi irade olmasa herhangi bir sonuç alınamazdı. Çünkü, bu dava Yargıtay’a giderdi ve oradan da azınlıklar lehine bir şey çıkması maalesef mümkün değildi” dedi.
Avukat Sofuoğlu, pazartesi günü Büyükada’daki Tapu Dairesi’ne gidip 150 liralık bir harç yatıracaklarını ve böylece yetimhanenin tapusunu alacaklarını söyledi.
Daha sonra deniz otobüsü ile Fener’deki Patrikhane’ye gideceklerini belirten Sofuoğlu, burada tapuyu Patrik Bartholomeos’a teslim edeceğini açıkladı.
Sofuoğlu sözlerine şöyle devam etti: “Bu kararın alınabilmesinde siyasi iradenin ağırlığının büyük rolü var. Dışişleri ve Adalet bakanlıklarının yaptığı yazışmalar bu doğrultuda bir kararın alınmasında son derece etkili oldu. Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne attığı imzaya bağlı kalmış ve AİHM’nin aldığı kararı, 3 aylık süre içinde yerine getirmiştir.”
Hürriyet gazetesinin haberine göre kararı yorumlarken, “Türkiye ilk kez AİHM’nin mülkiyetin iadesi ile ilgili vermiş olduğu bir kararı, iç hukuk yollarından geçirerek uygulamıştır” diyen avukat Cem Murat Sofuoğlu, “Yanlış bilmiyorsam bu durum Avrupa Konseyi bünyesinde de ilk defa olan bir şeydir. Söz konusu kararın alınmasında iki önemli bakanlığın görüşünün ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün kararının etkisinin olduğu tartışmasızdır. Temennimiz bundan sonra benzer uygulamaların ‘ancak, ama, fakat’ ve benzeri gerekçelerin hışmına uğramadan devam etmesi ve mahkemelerimizin de bu kararı örnek almasıdır” diyerek sözlerini bitirdi.
Patrikhane’nin diğer avukatı Kezban Hatemi, yetimhanenin mülk hanesi altında zaten “Patrikhane” yazdığını, Patrikhane’nin elinde başka mülkler de olduğunu belirterek, şunları söyledi:
“Patrikhane’nin tüzel kişiliğinin olmadığı iddiası yıllardır derin devletin zihinlerimize yerleştirmeye çalıştığı bir şey. Tüzel kişiliği olmayan bir yerle nasıl yazışırsınız, nasıl resmi muhatap olarak alırsınız? Yetimhanenin iadesi kararı var olan ama görmezlikten gelinen tüzel kişiliğinin bir kez daha tasdiki anlamına gelir.”

_______________________________________________________9

Radikal, 25.11.2010
[…] Geçen hafta İstanbul 1. Amatör Lig 13. Grup’ta mücadele eden Adalarspor’u konuk etmiştik. Gruplarında lider durumda bulunan Yeşil-Siyahlılar’ın kadrosundaki futbolcuların çoğu ‘dışarı’dan geliyordu, idmanlar ve maçları ‘anakara’da yapıyordu. Büyükada halkı ve esnafının ilgisi çok fazlaydı.
Adalarspor’dan bir sezon önce 1. Amatör’e çıkan, bir diğer ada takımı Heybeliadaspor ise tam tersi. Geçen sezon son maçta Tuzla Şifaspor’u yenerek kümede kalmayı başaran Yeşil-Beyazlılar bu sezon 10 maç itibariyle puansız son sıradalar.
1966’da kurulan kulüp 90’lı yıllarda federe oldu. Takımdaki futbolcuların hemen hemen hepsi Heybeliada’da yaşıyor (En son Sancaktepe maçında ilk 11’dekilerin dokuzu ‘yerli’ydi). Takım idmanlarını adadaki toprak sahada yapıyor ancak bu idmanlar çoğunlukla krosla kısıtlı kalıyor, topla idman yapma şansları olmuyor.
Kulübün başkanlığını, takımın aynı zamanda eski bir futbolcusu olan Yiğit Uzunhasan yapıyor. Uzunhasan, maddi sıkıntıların kulübün belini büktüğünü belirterek, “Milli Emlak’a yaklaşık 60 bin TL borcumuz var. Kulübe, adada pek ilgi yok. Ben ve birkaç yöneticinin gayretleriyle takım ayakta kalıyor. Yalnızca Adalar Belediyesi motorumuzu veriyor, Maltepe Belediyesi de otobüs sağlıyor. Bir yemek düzenliyoruz mesela, geliri futbolcuların lisanslarını çıkarmaya anca yetiyor,” diye konuştu.
Eğer sis olursa…
Uzunhasan, 1. Amatör Lig’in kendileri gibi mütevazı bir kulüp için zorlu bir arena olduğuna işaret ederek, “2. Amatör’de üç kez şampiyon olduk, iki kez düştük. Geçen sezon kurtulduk ancak bu sezon da işimiz zor” ifadelerini kullandı. Altyapıya önem verdikleri ve adadaki gençleri takıma kazandırmaya çalıştıklarını söyleyen Uzunhasan, sonuçta amatör futbolun zevk için oynandığını, bu nedenle yollarına Heybeliadalı gençlerle devam etme taraftarı olduklarının altını çizdi.
Ada takımı olmanın sıkıntılarını Heybeliadaspor da yaşıyor elbette. Örneğin bir kez yoğun sis nedeniyle vapur ve motorlar işlemeyince takım maça gidememe tehlikesiyle karşı karşıya kalmış. Sakıncalı olmasına karşın özel bir motor kiralayarak maça yetişmişler.
25 kişilik kadroya sahip Heybeliadaspor’u teknik direktör Mitat Aydoğan çalıştırıyor. […]

_______________________________________________________10


From: İLKİM ERKAN KARACA
Subject: Fwd: yazim……ilkim KARACA
Date: November 26, 2010 1:40:23 PM GMT+02:00
To: ADALAR POSTASI

Hz. MEVLANA

Hz. MEVLANA diyor ki,

Her gün bir yerden göçmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan donmadan akmak ne hos
Dünle beraber gitti canlarim
Ne kadar söz varsa düne ait
Simdi yeni seyler söylemek lazim…
Ve bu degerli sözleri, hocam Ruhi SU, bas-bariton sesiyle, ezgileyerek söylüyor.
Bir çogumuz biliriz ki, Ask’ in, Hz. Insan için sebebi ve önemi ne kadar önemli ve degerlidir. Bagli oldugum tüm güzellikler gibi Hz. MEVLANA CELALEDDIN RUMI’ ye de bagliyimdir. Çok sevdigim bestecilerden Mesut CEMIL ve Sadettin HEPER’ in arastirmalarindan okuduguma göre, Hz. MEVLANA bir musikisinas degilmis fakat çok müzikal bir insanmis. Rebab çaldigi söylentileri ise gerçek degilmis. Ancak, Hz. MEVLANA’nin hem siirleri hem hayatinin bir çok olaylari, ritmlere ve seslere karsi derin ilgi ve yakinligini açikca gösterirmis. Öyle ki, kendisinin sonsuzluga göçmesinden sonra, bütün insanliga biraktigi ASK MIRASI’nin hazinelerine, musiki ve raks, birinci planda önemli ve ayrilmaz unsurlar olarak, rahatça eklenebilmistir. Hz.MEVLANA’nin oglu Sultan VELED, Mevleviligi bir tarikat halinde kurarken, Mevlevi Ayini’ ne Sema ile beraber musikiyi de getirmis, musikili Mevlevi Ayinleri böylece dogmustur. Bestecileri bilinmeyen, pençgah, dügah ve hüseyni makamlarindaki üç ayin’e, 15. ve 16. yüzyillarda rastlanmistir. Bestecileri bilinen ilk ayinler ise, 17. yüzyildan itibaren baslamistir ve bunlarin ilki, bayati makaminda, Dervis Köçek Mustafa Dede’nin besteledigi ayindir.
1963 yilinda Konya MEVLANA IHTIFALI (SEB-I ARUS=DÜGÜN GECESI ) için hazirlanan saba makamindaki Hamami Zade Dervis Ismail Dede Efendi’ nin ayini, Hafiz Kani KARACA tarafindan okunmustur. Bu ayin’in ses kaydi, dünyadaki bütün aydin, barissever ve müziksever insanlar için, ilk defa olarak Melodi Plaklari tarafindan yapilmistir. Yayinlanan Long Play’ de Neyleri üfleyenler Ulvi ERGUNER, Niyazi SAYIN, Akagündüz KUTBAY’dir. Kemençe çalan Cüneyt ORHON’dur. Viyolensel çalan Mesut CEMIL’dir. Kudüm çalan Sadettin HEPER’ dir.  Nazim Hikmet RAN’ in, Mevlevi olan dedesi Mehmet Nazim Pasa’nin yazdigi Mevlevi siirlerinden etkilenerek, 1917 ya da 1918 yillarinda MEVLANA için bir siir yazdigini okumustum.
Sararken alnimi yoklugun taci

Gönülden silindi neseyle aci
Kalbe muhabbette buldum ilaci 

Ben de müridinim iste MEVLANA

Ebede set çeken zulmeti deldim

Aski içten duydum arsa yükseldim
Kalpten temizlendim huzura geldim

Ben de müridinim iste MEVLANA…
Nazim Hikmet RAN, çocukluk anilarindan bahsederken, dedesi ve diger Mevlevilerle beraber, duanin ritmiyle ve cosku içinde, yorgunluktan kesilinceye kadar, gece açik gökyüzü altinda, gözleri yildizlara uzanarak, döner, dönermis… bir keresinde yere yigilip kaldigi an için, ” yüregimi ilk kez o zaman tanidim belki de yorulan ben degildim, oydu.” diyor sair. Ve sonraki yillarda yazdigi bir siirinde söyle söylüyor,

Sonra su on yildan bu yana
benim fakir milletime ikram edebildigim

Bir tek elmam var elimde doktor
bir kirmizi elma: kalbim.
Ve sonraki yillarda 1949 da yazdigi TAHIR’ LE ZÜHRE MESELESI baslikli siirinde söyle söylüyor,

Tahir olmak da ayip degil Zühre olmak da

hatta sevda yüzünden ölmek de ayip degil
bütün is Tahir’le Zühre olabilmekte

yani yürekte.

Seversin dünyayi dolu dizgin

ama o bunun farkinda degildir
ayrilmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrilacak

Yani SEN ELMA’YI SEVIYORSUN DIYE, 
ELMANIN DA SENI SEVMESI SART MI?

Yani Tahir’ i Zühre sevmeseydi artik

yahut hiç sevmeseydi

Tahir ne kaybederdi Tahir’liginden?

Tahir olmak da ayip degil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayip degil.
Yasamis ve yasayacak tüm asiklara, siirlerin ipincecik güzelligiyle, ask ile, selam olsun… Selam olsun tüm güzelliklere, tüm güzel Hz. Insan’lara, selam size Hz. SEMS ve Hz. MEVLANA, size sizin ögrettiginiz cümleyle merhaba demek istersem eger, ”Gece içindeler ama sabah gibiler” demek isterim, ”GEL” çagrinizi ”HIÇ” unutmayarak… 
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: