Gönderen: adalarpostasi | 20 Eylül 2010

ADALAR POSTASI-2491: açılışa iki gün kala, bir ihbar gelmiş, bağış’a.. "adalara gidip kurdelesini keseceğiniz müzenin binası kaçak" diye…


Heybeliada’da…

* * *

ADALAR’da TARİHTE O GÜN:

26 Ekim 1903 Pazartesi günlü Heybeliada’da erbab-ı fesaddan olan Yorgi’nin memleketine gönderilmesine dair…

* * *

ADALAR’da BİR GÜN:

Fotoğraf: Ugo Antonio Corintio, Büyükada’da, Eylül 2010.

* * *

ADALAR’da HAVA DURUMU:

20 Eylül 2010 Pazartesi
Büyükada’da HAVA DURUMU*
Parçalı bulutlu
18/28ºC
% 53-83 nem
Poyraz, KD 20km/sa
Gündoğuşu 06:49… Günbatışı 19:05…

* http://www.dmi.gov.tr/tahmin/il-ve-ilceler.aspx?m=BUYUKADA uyarınca

* * *

Cicely Mary Barker, Alder Fairy.

* * *

1- Hayati Önel: “Kaldırım Vergisi-Harcama Katkı Payı konusunda bilgilendirme toplantısı dün Büyükada’da yapılmıştır ve mahkemeye toplu başvuru yapma kararı alınmıştır…”

2-Nesrin Çokneşeli: “Neandros’ta kaza…”

3- Buket Uzuner: “Ancak son 2 yıldır bana ve oğluma yılda yalnızca 8-10 gün geçirdiğimiz yazlık evimizde ‘gürültü yapıyoruz!’ bahanesiyle sözlü saldırı ve hakaretler başladı. Bunları farklı hayat biçimlerimizden kaynaklanan durumlar diye büyütmedik ancak geçen haftasonu, Adalar Müzesi açılışı için Ada’ya iki arkadaşımla beraber gittiğimizde Bayram’ın 3. gecesi Cumartesi saat 02:00’de 3 kadın balkonda kahve içip sohbet ederken…”

4- Sermed Tezel: “Tarçın (Jack Russel Terrier, erkek, 6 yaşında, fotoğrafları ekte), 30 Ağustos gecesi Tepeköy’de yanımdan ormana girdi ve dönmedi… Görenlerin 0532 547 72 28 no’lu telefonu aramaları rica olunur…”

5-Selçuk Aral: “Bayram-ı şerifiniz mübârek olsun efendim!…”

6- Talin Etyemez: “Değerli dostlar, 18 Eylül Cumartesi günü saat 16:00’da Büyükada Anadolu Kulübü’nde “Adalı Ressamlar” kitabımın birinci cildinin tanıtım kokteyli yapılacaktır. Birarada olmak dileğiyle…”

7- Adalar Kültür Derneği: “Ada’daki yaz sezonunun sonunda dostlarımızla sezon kapanışı ve kış sezonu açılışı yapalım dedik…”

8- Ali Şenalp: “OHA: Büyükbaş hayvanları durdurmak için kullanılan seslenme. (Dil Derneği Türkçe Sözlük) Bu sesleniş bana ait değil. DET’e ait. 10 Eylül tarihli Postamızda böyle sesleniyor, okuyuculara… Bunu da, referandumda değişecek maddeleri hâlâ anlamamış olanlara hitaben söylüyor. Yani DET’in anladığı gibi anlamadıysanız ―Dil Derneği Türkçe Sözlüğün tanımıyla― büyükbaş hayvan sınıfına giriyorsunuz… Buyurun bakalım…”

9- Adalar %64 oranlarında “hayır” oyu verdi…

10- Baki Nedim Baltacı: “Belleğimizde yer tutacak kirlilikte olan Aya Nikola’daki Sabri Demircioğlu’na ait araziden geçerken burnumuzun direği sızladı. Burası Yakup Amca’nın hayat verdiği bostandı. Şimdi biriketten yapılmış kaçak kuçak yığmalara ilave pislikleri de içine alan tam bir leş abidesi… Anlaşılan deniz tarafı kurtarılmış fakat çirkinlikler yolun diğer tarafına transfer edilmiş…”

11- Önay Alpago, 1983’ten bu yana CHP’de çeşitli kademelerde yöneticilikler yaptığını, Devlet Bakanlığı görevinde bulunduğunu ve birçok açılışa katıldığını ancak daha önce bir çöplükten sanat eseri yaratıldığını hiç görmediğini söyledi…

12- Adalar Belediye Başkanı Mustafa Farsakoğlu da Adalar’da tarihi bir olayı yaşadıklarını belirterek, “İstanbul’da bir ilk olan, belki Türkiye’de benzeri olmayan Adalar Müzesi, Adalar için değil İstanbul için de milat olacaktır,” diye konuştu…

13- Müzeye girdik. İlk anda similasyonlar, adaların oluşumunu anlatıyor. Birkaç arkeolojik buluntu… İçiçe geçmiş… İlkokul panoları gibi resimler asılmış, duvar gazeteleriyle binlerce yıllık tarih anlatılmaya çalışılmış. Yetimhaneden iki ayakkabı ile durum kurtarılmaya çalışılmış…

14- İlker Akgüngör: “İstanbul’un Büyükada’daki ilk kent müzesi olan Adalar Müzesi 400 milyon yıllık zırhlı balık replikası gibi bir çok obje ve dokümanın yanında Büyükada’da başlayıp Atina’da sona eren ve aşkları yüzünden Türkiye’yi terk etmek zorunda kalan İstanbullu Bedia ile Büyükadalı Niko’nun gölgede kalmış hazin aşk hikâyesine de ev sahipliği yapıyor…”

15- Nilgün Cerrahoğlu: “Sert bir ‘poyraz’ akşamı, gidiş dönüş 70 TL’ye patlayan Ada için hayli uzun sayılabilecek bir fayton yolculuğundan sonra vardığım Müze’nin, dış görünüşü pek vaatkâr değildi. Adı üstünde sıradan bir ‘hangar’ binasında; Aya Nikola mevkiinde yapılmış küçük bir müze burası. ‘Maden’in sonunda, Reşat Nuri Güntekin’in evini de geçtikten sonra fayton ahırlarının bulunduğu yere yakın; kuş uçmaz kervan geçmez bir noktada bu ‘hangar’a erişiyorsunuz! Ama değiyor…”

16- Müze sayesinde, Adaları daha yakından tanımak mümkün oluyor. İsmet İnönü’nün Heybeliada Sadık Bey plajında meşhur çivileme atlayışını yaptığı tek askılı mayosu ve fotoğrafları, Fenerbahçeli Lefter’in Milli Takım forması ve Hacı Bekirler’den Doğan Şahin’in jetski motoru da müzenin kalıcı bölümlerini renklendiriyor…

17- Rubi Asa: “Eylül ayının çiseleyen yağmuruyla müjdelediği sonbaharında, artık Adalı yazlıkçılara güle güle dediği günlerden bir Cumartesi günü Adalar Müzesi, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında açıldı…”

18- Gila Benmayor: “İstanbul’un ilk “Kent Müzesi”nin açılışına, Devlet Bakanı ve Baş Müzakereci Egemen Bağış ile İstanbul 2010 Ajansı Başkanı Şekib Avgadiç de bekleniyordu. Ancak Bağış açılıştan birkaç saat önce Büyükada’ya gelmekten vazgeçmiş. Avgadiç de öyle. Sanırım yine siyasi kaygılar ön plana geçmiş. Hem Bağış, hem Avgadiç referandum öncesi CHP’li bir Belediye Başkanı’yla aynı fotograf karesinde görünmek istememiş olsalar gerek…”

19- Hıncal Uluç: “Hani dün yazdım ya.. Adalar Müzesi açılışına Egemen Bağış ‘Geliyorum’ dediği halde, son dakikada iptal etmişti ya.. Yorum koymuştum. ‘Referanduma iki gün kala CHP’li Belediye’nin yanında görünmek mi istemedi acaba’ diye.. ‘Ben CHP’li Belediyelerin yanında görünmekten üstelik gurur duyarım’ dedi. ‘Alakası yok. Bak sana niye gitmediğimi anlatayım, inanmazsın’ dedi. Anlattı. Ben de başlığı koydum. ‘İnanılmaz!..’ Öyle çünkü…”

20- Açık deniz eğitimlerini tamamlayarak İstanbul’a dönen Deniz Harp Okulu öğrencileri yakınları tarafından hasretle karşılanırken…

21- 30 yılı aşkın süredir Hesed le Avraam Sinagogu Vakfı’nın başkanlığı yürüten Lazar Yakar’ın Onursal Başkan olması kararı da alındı…

22- Büyükada Hesed le Avraam Sinagogu Yönetim Kurulu tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen iftar yemeği 2 Eylül Perşembe akşamı gerçekleşti. Yaklaşık 200 kişinin katıldığı yemek, SKY Türk kanalından canlı olarak yayınlandı…

23- Viktor Albukrek: “23 Mart 1931 tarihinde İstanbul’da doğdum. Bu yıl, Büyükada’daki sekseninci yaz mevsimim. Ada’nın hafızamdan silinmeyen anıları o kadar çok ki, saymakla bitmez…”

24- Kadıköy Emlak Müdürlüğü tarafından Kınalıada ve Üsküdar’da satışa çıkarılan arsa vasıflı gayrimenkullerin…

25- Fener Rum Patrikhanesi’nin düzenlediği konser, Heybeliada Ruhban Okulu’nun bahçesinde gerçekleştirildi. Konserden önce bir konuşma yapan Fener Rum Patriği Bartholomeos, Ruhban Okulu’nun uzun yıllardır kapalı olmasına rağmen…

26- Kınalıada açıklarında içinde bir kişi bulunan teknede yangın çıktı. Teknede kişi, sahil güvenlik ekipleri tarafından kurtarılırken…

27- SHOW TV’nin iddialı tarihi-komedi dizisi Deli Saraylı, ilk bölümüyle büyük beğeni topladı. Dizinin ilk bölümünü başrol oyuncuları Perran Kutman, Çetin Tekindor, Cüneyt Türel, Melis Birkan, Kenan Ece ve Özge Özpirinççi hep birlikte Büyükada’da izledi…

28- Troçki’nin evinin müzeye dönüştürülmesinin Türkiye’ye ciddi katkılar yapacağına ilişkin önerilere katıldığını belirten Bakan Ertuğrul Günay, “Troçki’nin kaldığı evin müze olmasının elbette bize faydası olur. Biz, ‘benim benimsediğim bir siyasi çizgi olmazsa, bize faydası olmaz’ yaklaşımı içerisinde değiliz. Troçki, dünyanın tanıdığı bir isim. Onun, gelip birkaç yıl yaşadığı bir evin, İstanbul’un kültür hazinesi içerisine girmesi elbette bize fayda sağlar,” diye konuştu…”

29- Talin Etyemez: “”300 günübirlikçi” müthiş bir film!..”

30- Mustafa Farsakoğlu, Dink adının Adalı çocuklara ışık tutacağını belirtirken sözlerine şöyle devam etti: “Dink, benim eskiden Adalar’da kaymakamlık yaparken tanıdığım değerli bir gazeteci ve iyi bir yurtseverdi. Onun üzüntü verici olay sonucu hayatını kaybetmesi, Adalar’da derin bir travmaya neden oldu. Onun gibi değerli insanların isimlerinin Adalar’da yaşatılması gerektiğini düşünüyoruz. Dink çocukları severdi. İnsan sevgisiyle doluydu. Adını orada gördükleri vakit çocuklar da mutlu olacaklar. Hiç değilse onlara ışık tutacaktır…”

31- Şair Ataol Behramoğlu da iktidarın Dink davasında aciz davrandığını söyledi.

32- Ece Temelkuran: “Kınalıada Belediyesi’ndeki AKP’li ve CHP’lilerin beraber ‘Hrant Dink Çocuk Parkı’ kurması (En içten sevgilerimi yolluyorum onlara) örneğindeki gibi beraber tedavi etmemiz gereken bir dil, bir zihniyet var ortada…”

33- Kartal Belediyesi’nin Büyükada Sosyal tesisindeki plaj ve mesire alanları Ramazan Bayramı boyunca vatandaşlara ücretsiz hizmet verdi…

34- Adalar Belediyesi’nden ne haber?: “Yol Harcama Katılım Payı hakkında açıklama… Adalar Belediyesi kıyı ve çevre temizliği için aldığı dört tekneyle denizde temizlik çalışması başlattı… Heybeliada Sağlık Merkezi 3 ayda 3 bin 300 hastaya baktı…”

35- İstanbul’un Prens Adaları’nda zaman, yazları panayırlar, kışları ise bayramlarla dolu dolu geçerdi. Bu kutlamalar için hangi hazırlıklar yapılır, sofralar hangi yemeklerle donanırdı, gelin birlikte hatırlayalım…

)O(

_______________________________________________________1

From: HAYATİ ÖNEL
Subject: Re: ADALARDA KALDIRIM VERGİSİ HK. BİLGİLENDİRME TOPLANTISI
Date: September 20, 2010 3:22:54 PM GMT+03:00
To: Cigdem&Selim Tugay

Değerli Adalılar,
Kaldırım Vergisi-Harcama Katkı Payı konusunda bilgilendirme toplantısı dün Büyükada’da yapılmıştır ve mahkemeye toplu başvuru yapma kararı alınmıştır. Başvurunuzu Büyükada Maden Mahallesi Muhtarı RAFET BEY vasıyasıyla YAPABİLİRSİNİZ.
En içten ve dostça selamlarımla,
Hayati Önel

* * *

From: HAYATİ ÖNEL
Subject: ADALARDA KALDIRIM VERGİSİ HK. BİLGİLENDİRME TOPLANTISI
Date: September 16, 2010 2:34:14 PM GMT+03:00
To: Cigdem&Selim Tugay
Cc: ADALAR POSTASI

ADALILAR’IN
‘KALDIRIM VERGİSİ’ KATKI PAYI HAKKINDA
HUKUKİ BİLGİLENDİRİLMESİ

DEĞERLİ ADALILAR,
KALDIRIM VERGİSİ ‘KATKI PAYI’ HUSUSUNDAKİ HUKUKİ BİLGİLENDİRME TOPLANTISI
19 EYLÜL 2010 PAZAR GÜNÜ 16:00-17:30 SAATLERİ ARASINDA BÜYÜKADA’DA PRİNCE OTELİ’NİN BAHÇESİNDE YAPILACAKTIR.
BÜTÜN ADALILAR DAVETLİDİR. KATILIM ÜCRETSİZDİR. CAFE’DE TÜKETİLEN İÇECEKLER VE YİYECEKLERİN ÜCRETLERİ KATILIMCILAR TARAFINDAN KARŞILANIR.

KONUŞMACI: ESKİ YARGITAY HAKİMİ AVUKAT HAKAN ŞAŞ’DIR.

MEVKİ: BÜYÜKADA MOTOR İSKELESİ -DENİZ OTOBÜSÜ İSKELESİ KARŞISI -PRİNCE OTEL’İN CAFE OLAN BAHÇESİDİR.

BU TOPLANTININ ADA’YA VE ADALILAR’A HAYIRLI OLMASI DİLEĞİYLE…

-ADALAR PLATFORMU – AVUKAT HAKAN ŞAŞ HAYATİ ÖNEL
Tel: 05352293054

_______________________________________________________2

From: NESRİN ÇOKNEŞELİ
Subject: Neandros’ta Kaza
Date: September 12, 2010 7:20:01 PM GMT+03:00




_______________________________________________________3

From: BUKET UZUNER
Subject: Buyukada’da taciz ve hakaret
Date: September 14, 2010 1:16:58 PM GMT+03:00
Cc: adalar.postasi.1@gmail.com

Merhabalar,

Son yıllarda cesitli nedenlerle yilda ancak 8-10 gun gecirebildigim Buyukada’da bulunan küçük çatıkatı adaevimizin alt katına 5 yil once tasinan, Ada’ya bir Anadolu sehrinden gocmus, Buyukada Sular Idaresi’nde memur olarak calisan ortayaslı bir bey ve yetiskin kizi ile karisi tasindi. Ev 3 katli, mirascilar tarafindan 4 daireye bolunen tarihi bir kosktur.

Bu yeni komsuyla beraber farklı dini kulturlerden dort komsu olduk diye sevinip, kendilerine bir hosgeldin armaganı da verdigimi de onyargıisizligimin bir isareti olarak belirtiyorum.

Ancak son 2 yıldır bana ve ogluma yilda yalnizca 8-10 gun gecirdigimiz yazlık evimizde ‘gurultu yapiyoruz!’ bahanesiyle sozlu saldiri ve hakaretler basladi. Bunlari farkli hayat bicimlerimizden kaynaklanan durumlar diye buyutmedik ancak gecen hafta sonu, Adalar Muzesi acilisi icin Ada’ya iki arkadasimla beraber gittigimizde Bayram’in 3. gecesi Cumartesi saat 02:00 de 3 kadin balkonda kahve icip sohbet ederken “…. olmussun ama insan olamamissin ULAN!!!” gibi kisisel hakaret ve “ Gelirim kapınıza ULAN!!!” seklinde tehditlerle bagirmaya donen bu taciz artık katlanılamaz hale donustu.

Savciliga sikayette bulunmak dahil gereken herkese bu durumu bildirmek, eger bana, arkadaslarima veya cocuguma bir kotuluk yapilmasi halinde bu durumun baslangicini ADALAR’daki dostların da bilgisine sunmak istiyorum. Farklı hayat bicimlerimiz olabilir ancak birbirmize saygıyı kaybettigimizde yalnızca zayıf olan degil, guclu, kaba kuvvetten yana ve şiddet yanlıları da zarar gorebilir, hepimiz kaybederiz.

Simdiye kadar hicbir komsuluk kavgasinda yer almamis, adı basında kisisel hicbir skandalla gundeme gelmmemeye ciddi ozen gosteren bir yazar ve bekar bir kadın olarak ADA’da yasamanin hala mumkun olması gerektigine inanıyorum.

* * *

From: BUKET UZUNER
Subject: Re: yarın bağbozumunda görüşmek üzere…
Date: September 18, 2010 7:08:56 PM GMT+03:00
To: cigdem.selim.tugay@gmail.com

[…] Merak edenlerle paylasabilmeniz icin ozetle: Lalahatun’daki koskte bana ve arkadaslarima tacizde bulunan komsu meslesi simdilik su asamada: Bayram ve haftasonu gecesi kendi evimizin balkonunda 3 kadin kahve icip sohbet ederken secim oncesi bos olan sokak ve koskteki erkek olma kaba kuvvet avantajini kullanan komsu bozuntu Bey efendiyi Ada karakoluna cagirip olayi sordular: hic utanmadan cok iyi komsuluk ettigimizi soylemis (pes!!!) o gece olanlara pismanmis!!! Bilge bir aile dostumuz da savcilik konusunu bir sonraki sefere birakmamizi onerdi. Bu insanin gercek niyetinin ne oldugu anlasilamadigindan bu oneri simdilik akla yakin geldi. Adalar Emniyeti Durumdan haberdar ayrica Adalar Postasi vasitasiyla da Lalahatun 24/2 nolu evde oturan bu kisinin buraya tesbitini yapmak istiyorum Bu arada Adalar emniyet mud yrd Ercument Bey’in kibar ve ilgili tavrini da ovguyle paylasmak isterim. Taciz ve hakaretin tekrari halinde direkt bizi arayin dedi. Bugun TRT adalar belgeselinde ada komsulugunun da degistigini malesef belirtmek durumunda kaldim.

Gorusmek uzere selamlar,

BU

_______________________________________________________4

From: İSMAİL BAYSAL
Subject: Fwd: Fw: tarcın
Date: September 15, 2010 10:25:01 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Merhaba,
Nasılsınz? Siz ve birazcık da ben sorunlara yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bizim arkadaşımız Anadolu Kulübü uzakdoğu sporları hocası olan Sermed Bey’in köpeği (TARÇIN) kaybolmuş bulanların bana veya ADALAR POSTASI’na bildirmeleri önemle rica olunur. Teşekkürler…
İyi ki varsınız . . .

Saygılarımızla,

İsmail Baysal

———- Yönlendirilmiş ileti ———-
Kimden: SERMED TEZEL
Tarih: 14 Eylül 2010 00:48
Konu: Fw: tarcın
Kime: Ismail Baysal


“TARÇIN” 6 YAŞINDA, ERKEK JACK RUSSEL TERRIER… 30 AGUSTOS GECESİ YANIMDAN TEPEKOY BUYUKADA’DA ORMANA GİRDİ VE DÖNMEDİ….

GORENLERIN 0532 547 72 28 NO’DAN SERMED TEZEL’E BİLDİRMELERİ RİCA OLUNUR.

* * *

From: EMİNE ÇİĞDEM TUGAY
Subject: Fwd: tarcın
Date: September 15, 2010 12:12:56 PM GMT+03:00
To: Yüksel Özcan
Cc: İsmail Baysal, Sermed Tezel, Eva Kent

Yüksel Bey,
Komşumuz Sermed Tezel Bey’in şipşirin köpeği Tarçın (Jack Russel Terrier, erkek, 6 yaşında, fotoğraflari ekte), 30 Ağustos gecesi Tepeköy’de ormana girip kaybolmuş derken komşumuz bisikletiyle köpeğini ararken ağaca çarpıp omzunu kırmış, o esnada her nasılsa bisikleti de çalınmış, omzuna ameliyatla platin takılmış, anlayacaginiz tüm bu felaketler üst üste gelmiş derken hani belki Adakule’den görünebilir filan ya da Orman’da gezerken Tarçın’a rastlarsaniz şayet Sermed Tezel’e müjdeyi 0532 547 72 28 no’lu telefonundan vermenizi rica ederim.
Bilgi ve ilginize önemle…
Selamlar,
Çiğdem’den
)O(

* * *

From: YÜKSEL ÖZCAN
Subject: Re: tarcın
Date: September 19, 2010 11:37:05 AM GMT+03:00
To: emine.cigdem.tugay@gmail.com

merhaba,
yeni geldim izinden.
çok üzüldüm.
hemen araştırıp bulmaya çalışacağım.

_______________________________________________________5

Kinaliada, 8.9.2010
Selçuk Aral

http://www.kinaliada.net/index.php?news-1129

Ramazan Bayrami’2010 (Istanbul)

Foto: Selcuk Aral ©

Bayram-i serifiniz mubârek olsun efendim!

Allâh nice bayramlara coluk cocugunuzla, sihhat, saadet, bet-bereket ve âfiyet icinde eristirsin.

_______________________________________________________6

From: TALİN ETYEMEZ
Subject: ‘Adalı Ressamlar’ kitabım…
Date: September 16, 2010 12:09:27 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Değerli dostlar,
18 Eylül Cumartesi günü saat 16:00’da Büyükada Anadolu Kulübü’nde “Adalı Ressamlar” kitabımın birinci cildinin tanıtım kokteyli yapılacaktır.
Birarada olmak dileğiyle.
Talin Etyemez

(Kitapta ADA Gazetesi’nde yaptığım 32 ressamla söyleşiler ve resimlerinden örnekler yer alıyor. 72 sayfa. )

Söyleşiler ve tüm fotoğraflar: Talin Etyemez
Kapak ve iç tasarım: Lora Baytar

_______________________________________________________7

From: ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ
Subject: [adalarkulturdernegi] 19 Pazar Kahvaltısı
Date: September 15, 2010 11:48:08 AM GMT+03:00
To: adalarkulturdernegi@yahoogroups.com

Sevgili Dostlar,
Adadaki yaz sezonu sonunda dostlarımızla sezon kapanışı ve kış sezonu açılışı yapalım dedik.
Dernek üyelerimizle, dernek gönüldaşlarımızla, İstanbul’lu gezi dostlarımızla beraber 19 Eylül Pazar sabahı
Büyükada Lunarap mevkiine yakın ve çam ağaçları içinde Mavi Klüp’te bir sabah kahvaltısı düzenledik.
Birlikte olmaktan mutluluk duyacağız.
Mavi klübün yerini aşağıdaki web sitesinde bulabilirsiniz.
Yer sorunu yaşamamak için bize geleceklerin bilgi vermelerini rica ederiz.
(kişi başı 15 TL tesisin alacağı ücrettir)

http://www.clubmavi.com/ada/ada.html

Kurban bayramında Endülüs gezisi detaylarını da o gün hep beraber konuşacağız.

Saygılarımızla,

Adalar Kültür Derneği Yönetim Kurulu
0216-382 73 78
0533-692 60 95
0532-282 17 67

_______________________________________________________8

From: ALİ ŞENALP
Subject: Re: ADALAR POSTASI-2490: pala’ya elveda…
Date: September 20, 2010 12:14:12 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi.1@gmail.com

(Bu yazıda, yazana kolaylık sağlaması ve önemine(!) atfen bir kısaltma kullandım: DET. Yani Heybeliadalı, postamızda yol arkadaşımız, Deniz Emin Tüfekçi)

*** *** ***

OHA: Büyükbaş hayvanları durdurmak için kullanılan seslenme.(Dil Derneği Türkçe Sözlük)

Bu yukarıdaki sesleniş bana ait değil. DET’e ait.

10 Eylül tarihli postamızda böyle sesleniyor, okuyuculara…

Bunu da, referandumda değişecek maddeleri hâlâ anlamamış olanlara hitaben söylüyor.
Yani DET’in anladığı gibi anlamadıysanız –Dil Derneği Türkçe Sözlüğün tanımıyla- büyükbaş hayvan sınıfına giriyorsunuz…

Buyurun bakalım…

Şimdi ben DET’in anladığı gibi anlamadım (Bu yüzden DET tarafından büyükbaş hayvan kategorisine sokulduğumu görüyorum).

Çünkü DET, düpedüz yalan yazıyor…

Değişiklik maddeleri –şimdi değişmiş olan maddeler, yani DET’in ve partidaş militanlarının söylediği şekliyle, başımıza şeriatı getirecek olan, sivil darbeyi yapacak olan maddeler- hiç de DET’in anlattıklarıyla alakalı değil…

DET, açıkça demagoji yapıyor. Üstelik dayanağı olmayan yalanlar söylüyor…

Ha, bir de şirinlik olsun diye gönderdiği bir bayram kartı var. Beynimizi kullanmadığımızı, eğer kullanırsak “hayır” dememiz gerektiğini söyleyen bir kart…

DET, beynimizi de nasıl kullanmamız gerektiğini bizlere söylüyor…

Pes yani…

(Belki biliyorsunuzdur bu DET, Adalarımıza Belediye Başkanlığı için aday adayı olmuştu. Ya olsaydı, nasıl bugünü arardık, tahmin edebiliyor musunuz? Kötünün kötüsü var…)

DET’in yazdıklarıyla konunun uzaktan yakından bir alakası yok,

Burada tartışmaya davet ediyorum:

1- Bireysel özgürlükler alanı
2- Kolektif özgürlük alanı
3- Etkin başvuru yolları ve hak arama özgürlüğü alanı
4- Askeri yargı alanının daralması ve komutanlara yargı yolunun açılması
5- Yargı sisteminde demokratik değişiklikler,
açılarından önerileri ve referandum sonuçlarını tartışabiliriz.

Tabii ki, benim de “yetmez ama evet” derken kastettiğim birçok eksikliğin bulunduğu idi.
“Hayır” diyen arkadaşların savunabilecekleri çok daha iyi argümanları olmasına rağmen bu denli yalan ve demagoji çamuruna saplanmış olmalarını anlayamıyorum.

Yetersizlikleri olsa da, bu değişiklikler ‘yeni anayasa’nın yapılabilmesine olanak verecek.

Şimdi yenisini konuşmamız, tartışmamız ve tabii ki uzlaşmamız gerek…

DET bunu bilmiyor. “Evet” diyenleri insanlık sınırının ötesine gönderiyor.
Doğrudan ‘hayvan’ diyerek ötekileştiriyor…

Hoş, ben hayvanların –insan kategorisi de dâhil- her türünü severim…

Şimdi, bir referandum baskısı olmadan (seçim/oylama) açıkça tartışabiliriz. DET’in söyledikleri mi doğru, yoksa yeni bir anayasa yapabilmek için yeni imkânlar mı doğdu.

Ben buradayım, bekliyorum…

*** *** ***

Bu arada yazılacak ‘Adalar Müzesi’ açılışı, Kınalıada’da ‘Hrant Dink Çocuk Parkı’ gibi konular vardı. Bu DET yüzünden çok uzattım, sabırları zorlamayayım…

Herkese selamlar,

Ali Şenalp

_______________________________________________________9

Milliyet, 13.9.2010

http://www.milliyet.com.tr/marmara-da-hatlar-keskinlesiyor/siyaset/haberdetay/13.09.2010/1288326/default.htm

Marmara’da hatlar keskinleşiyor

AKP’nin başını çektiği “evet” cephesi İstanbul’da desteğini yaklaşık yüzde 5 artırırken, Trakya’daki illerde ise CHP’nin başını çektiği “hayır”cıların oy oranlarında adeta patlama oldu. […] Adalar’da yüzde 64 oranlarında “hayır” oyu verdi. […]

_______________________________________________________10

From: BAKİ NEDİM BALTACI
Subject:
Date: September 12, 2010 6:44:07 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

KENT MÜZESİ AÇILIŞI

Belleğimizde yer tutacak kirlilikte olan Aya Nikola’daki Sabri Demircioğlu’na ait araziden geçerken burnumuzun direği sızladı. Burası Yakup Amca’nın hayat verdiği bostandı. Şimdi biriketten yapılmış kaçak kuçak yığmalara ilave pislikleri de içine alan tam bir leş abidesi… Anlaşılan deniz tarafı kurtarılmış fakat çirkinlikler yolun diğer tarafına transfer edilmiş. Barakanın içi temizlenerek ütü, cam şişeler, sandal, dikiş makinesi, bir Adalı’nın kullandığı dalgıç malzemeleri ve benzeri eski objelerle tasarlanmış mekân birtakım yaşanmışlıkları görsel olarak günümüze taşıması açısından müzeciliğin ilk adımı olarak tanımlanabilir. İleride oluşmasını hayal ettiğimiz bir müzenin alt yapısını oluşturması açısından bu işin bütçesini kotararak Adalara katma değer getirenlerin olumlu bir iş başlattıkları gerçeğinin altını çizmek lâzım. Ada’nın bir ucunda bir barakada bu işin başlatılması anladığımız kadarıyla bir zorunluluğun sonucu.

Kalabalık azımsanmayacak ölçüde 500’ün üzerinde gözükmekteydi. Anlamsız bir bekleyişten sonra yapılan konuşmalar ses düzeninin ayarlanamaması yüzünden bir hayli kötü giderken son konuşmacıyla birlikte düzeldi. Fakat son konuşmacının da müzenin açılışıyla olan bağını kimse anlayamadı. Konuşmacı kentsel tasarımla veya müzecilike ilgili veya bu bilimlerin nesnel verileriyle donanmış biri değildi. SHP’den sonra Çiller’in DYP’sinde politika yapmış CHP üyesi eski bir politikacıydı. Önay Hanım konuşmaya başlayınca varlılığının sebebi hikmeti de anlaşıldı. ”Siz Adalılar Belediye Başkanı’nı değiştirmekle birçok şeyi başardınız. Başkan’ın yaptığı güzel işlerden biri de bu müzedir,” diyerek Başkan’a övgü düzen söylemiyle konuşmasını sürdürdü. Hanımefendi, kendisinin müze için özel davet aldığını da ilave etti. Tabiiki konuşmacı müze olayını ben merkezli, yani Farsakoğlu merkezli “Ego santrik” bir yapıya eklemliyordu. Herkes biliyor ki bu iş Halim Bulutoğlu ve onun kıvrak zekâsına, becerisine aitti. Halim Bulutoğlu kolektif bir irade görüntüsü vermeye çalışırken bu “çakma konuşmacı” olayı biraz tuhaf kaçtı. Tabiiki esas olan konuşmacının siyasi kimliği değil konseple yani müzecilikle ilgisiz olmasıydı ki zaten bu yanıyla da pek bir sırıtmaktaydı. Dinleyiciler açısından kimse dayatmalara zorlanmamalıydı. Farsakoğlu’nun methiyesini yapan özel biriydi Sayın Alpago.

Kokteyl ise çok kötüydü. Erken giden 40 kişi faydalandı. Diğerleri aç kaldı. “Efendim gelenler yemek için mi geldi,” diyemezsiniz. Lider sadece çakma konuşmacıları değil her şeyi hesaplamalıdır. Orada yüzlerce yaşlı insan vardı.Tabii ki dört saat aç susuz kalamazdı. Sonuç olarak yine de müze girişimini Adalar için bir kazanç olarak görmekte fayda var.

_______________________________________________________11

Zaman, 10.9.2010

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1026252&title=adalar-muzesi-acildi

Adalar Müzesi, açıldı

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı projeleri kapsamında Adalar Belediyesi, Adalar Vakfı ve Adalar Kaymakamlığı’nın ortak çalışmasıyla hayata geçirilen Adalar Müzesi, açıldı.

Müzenin açılışı dolayısıyla Büyükada Aya Nikola mevkii Hangar Müze Binası’nda düzenlenen törende konuşan eski bakanlardan Önay Alpago, ekonominin, siyasetin, sosyal yaşamın, bilimin ve kültürün çok hızlı değiştiği bir dünyada yaşanıldığını belirterek, ”Bütün bunlara bağlı olarak da yerel yöneticiler, sosyal hayatta, ekonomide, kültürde ve bilimde bu çok hızlı değişiklikleri yapmanın yanında, kent ve kültür vizyonunu yaratmak zorundadırlar. O vizyonu yaratabilmek de vizyon önderi olabilecek bir kapasiteyi gerektirir,” dedi.

Alpago, 1983’ten bu yana CHP’de çeşitli kademelerde yöneticilikler yaptığını, Devlet Bakanlığı görevinde bulunduğunu ve birçok açılışa katıldığını ancak daha önce bir çöplükten sanat eseri yaratıldığını hiç görmediğini söyledi.

Önay Alpago, ”Her kültürden, dili farklı, dini farklı, kültürü farklı insanlar, camilerde, cemevlerinde, sinagoglarda, kiliselerde, manastırlarda bir ortak kültür yarattıkları Ada’da bence her şeyin en güzeline lâyıklar. Bu kent müzesi hepinize hayırlı olsun,” dedi.

Adalar Belediye Başkanı Mustafa Farsakoğlu da Adalar’da tarihi bir olayı yaşadıklarını belirterek, ”İstanbul’da bir ilk olan, belki Türkiye’de benzeri olmayan Adalar Müzesi, Adalar için değil İstanbul için de milat olacaktır,” diye konuştu.

Adalar Vakfı Başkanı Halim Bulutoğlu da Müze’nin bulunduğu alanın Adalar’ın ilk yerleşim yerlerinden biri olduğunu, kentin gelişmesine rağmen bu bölgenin gelişmediğini ifade etti.

Müze binasının daha önce helikopter hangarı olarak kullanıldığını kaydeden Bulutoğlu, ”Karşımızda Aya Nikola Manastırı, tepemizde Rum Yetimhanesi, çok güzel bir doğa çevreliyor burayı. Burası İstanbul’un ilk kent müzesi,” dedi.

Açılışa katılan Atina Büyükadalılar Derneği Başkanı Yerasimos Kulga da müze açılışını büyük bir sevinç ve memnuniyetle karşıladıklarını belirterek, bu etkinlikle iki ülke arasındaki dostluğun sadece sözle değil somut eserlerle de güçlendirildiğini gördüklerini bildirdi.

Törende konuşmaların ardından kurdela kesilerek müzenin açılışı yapıldı.

Bu arada, müzenin açılış törenine katılacağı bildirilen Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, açılışa katılmadı.

_______________________________________________________12

Hürriyet, 11.9.2010

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/15753775.asp?gid=233

Adalar Müzesi’ne kavuştu

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı projeleri kapsamında Adalar Belediyesi, Adalar Vakfı ve Adalar Kaymakamlığı’nın ortak çalışmasıyla hayata geçirilen Adalar Müzesi açıldı.


Müzenin açılışı dolayısıyla Büyükada Aya Nikola mevkii Hangar Müze Binası’nda düzenlenen törende konuşan eski bakanlardan Önay Alpago, birçok açılışa katıldığını, ancak daha önce çöplükten sanat eseri yaratıldığını hiç görmediğini söyledi. Adalar Belediye Başkanı Mustafa Farsakoğlu da Adalar’da tarihi bir olayı yaşadıklarını belirterek, “İstanbul’da bir ilk olan, belki Türkiye’de benzeri olmayan Adalar Müzesi, Adalar için değil İstanbul için de milat olacaktır,” diye konuştu. Açılışa katılan Atina Büyükadalılar Derneği Başkanı Yerasimos Kulga da, bu etkinlikle iki ülke arasındaki dostluğun sadece sözle değil somut eserlerle de güçlendirildiğini gördüklerini bildirdi.

_______________________________________________________13

Kadın Haberleri, 11.9.2010

http://www.kadinhaberleri.com/index.php?content_view=18843&ctgr_id=23

Ce-he-pe’li belediye, 2010 müzeciği ve bir efsane…


Ayinleri, dualar, duaları terennümlerin ve kurbanların izlediği asırlarca süren ibadetlerin merkezi mabetlerle sarılı bir müzecikteyiz. Aylardır reklamı yapılan Adalar Müzesi nihayet açıldı. 2010 Kültür Başkenti kapsamındaki projelerden biri de hayat buldu. Büyükada’da, Aya Nikola Manastırı ve meşhur Aya Yorgi Kilisesi’nin arasında Sedef Adası manzaralı bir plaj Aya Nikola. Yakın zamana kadar çöplük ve hangar olarak kullanılıyormuş.

Bayramın ikinci günü çoluk-çocuk biz de açılışa gittik. Tahmin ettiğiniz gibi tek küçük çocuğu olan bizdik. Dünyada şu anda ulaşım aracı olarak sadece Adalarda kullanılan faytonla (Yunan mitolojisinde Helios’tan uzakta yaşayan ve onu henüz tanımayan oğlu Phaeton), vapur iskelesine epey uzak müze alanına yol alıyoruz. Açılış 17:00’de biz ancak 18.30’da müzeye varabiliyoruz. Bir kıyamet bir kalabalık, rengarenk giyinmiş yaşlı görünümlü ruhu genç birçok insan var. Doğrusu ilk bakışta renkli tipleri, gülümseyen insanları, entelektüel mevzularıyla heyecanlandıran bir ortam. Ünlüler de var mesela Nuriye Akman. Eski bakan Önay Alpago, CHP milletvekilleri felan….

Bu renkli manzara, Sedef Adası, mis kokulu rüzgârlar, üstüne bir de tarihe doyabileceğiniz bir müze, “insan” zannetiğimiz bilge yaşlılar!!!… Değmeyin keyfime.. Tabii durum böyle olmadı. Müzeye girdik. İlk anda similasyonlar, adaların oluşumunu anlatıyor. Birkaç arkeolojik buluntu… İçiçe geçmiş… İlkokul panoları gibi resimler asılmış, duvar gazeteleriyle binlerce yıllık tarih anlatılmaya çalışılmış. Yetimhaneden iki ayakkabı ile durum kurtarılmaya çalışılmış.

Müze deyince Louvre beklemiyorduk ama en azından çağdaş kent müzesine yakışır bir nizamda olmasını bekliyorduk. Hayal kırıklığı… “Olsun hava güzel… Servisler bizi şimdi Ada’nın merkezine atar. Balık yer, bayrama bayram katarız,” dedim. 70-80 kişi sırada. “Aman koskoca Adalar Belediyesi için 80 kişi ne ki hemen atarlar iskeleye,” dedim eşime. Eşim, yılların tecrübesiyle “yapamazlar” der gibi baktı.

Sıranın ortalarında kırmızı şapkalı, hayat dolu yaşlılarımız vardı başında ise gençler. Servisler geldikçe öne doğru bir kalabalık oluyordu. Belediye 10 kişilik bir midibüs ve bozuk bir minibüsle servis çekiyordu. Organizasyon görevlisi tabi ki yoktu. O sevimli yaşlılarımız ise birer teneke yüzlü duyarsızlar oldu. Tek bir ricada bulunmadan servislere kuruldular. Sıradaki bazı gençler “ahlaksızlar, sıraya girin,” vs. diye bağırmalarına dahi aldırmadılar. Bilgelik mi, entellektüellik mi, zariflik mi??? !!!

Biz bir saat bekledikten sonra servise binebildik. Tam “oh be,” demişken servis bozuldu!!! “Perfeckt,” dedi genç bir kardeşimiz. Servis için dediyse de bizim aile saadetimiz için çok uydu!!!

Çoluk çocuk indik, hava mis gibi ya “yürürüz,” dedim. Demez olaydım tam bir saat sürdü yol. Köyde kadınlar çocuklarını sırtına “hop eder,” ya. Ben de “hop ettim,” ufaklığı. Bir yandan eşim diğer yandan büyük kızım söylendi. “Senin müze sevgine de sana da,”… Bu arada servistekiler de söylene söylene yanımızdan yürüyerek gittiler. “Ake-pe-li belediye seçmenine güzel hizmet veriyor. Bu CHP bizi umursamıyor,” vsss… diye. Saçmalardan seçmeler, deseler ki bu uluslararası organizasyonu beceremediler… Sanki müze açılışına sadece CHP’liler mi geldi? Bu ne arkaik bir düşünce…

Velhasıl müze de organizasyon da iyi çalışılmamıştı. 2010 paraları nerelere gitmemiş ya da gitmiş görüyoruz…

Son bir not bayram şekeri niyetine; bir şehir efsanesine göre; “buradaki otelde kalan, plajda gezen çiftler evleniyorlarmış. Burası Aya Nikola Manastırı ve meşhur Aya Yorgi Kilisesi’nin arasında, kesişim noktası gibi. Sözde manevi bir enerji akıyor. Kışın bile haftada en az 2 çift buradan evlenme kararı vererek ayrılıyormuş”.

_______________________________________________________14

Gazete Vatan, 11.9.2010
İlker Akgüngör

http://haber.gazetevatan.com/Haber/328256/1/Gundem

Hüzünlü bir aşk hikâyesi

Adalar Müzesi, İstanbullu Bedia ile Büyükadalı Niko’nun aşk hikâyesine de ev sahipliği yapıyor

Adalar Müzesi, birçok objenin yanı sıra Büyükada’da başlayıp Atina’da sona eren İstanbullu Bedia ile Büyükadalı Niko’nun hazin aşk hikâyesine de ev sahipliği yapıyor

İstanbul’un Büyükada’daki ilk kent müzesi olan Adalar Müzesi 400 milyon yıllık zırhlı balık replikası gibi bir çok obje ve dokümanın yanında Büyükada’da başlayıp Atina’da sona eren ve aşkları yüzünden Türkiye’yi terk etmek zorunda kalan İstanbullu Bedia ile Büyükadalı Niko’nun gölgede kalmış hazin aşk hikâyesine de ev sahipliği yapıyor. İşte Bedia Cavuri’nin 65 yıl aralıksız tuttuğu günlükler sayesinde ortaya çıkan Bedia ile Niko’nun imkansız aşkı: 1911 doğumlu Bedia, babası Necip, ablası İsmet ve ağabeyi Ziya ile kışları İstanbul’da, yazları da Büyükada’da zengin bir hayat yaşadı.

Niko’yla ilk kez 11 Şubat 1929’da 18 yaşındayken Beyoğlu’nda bir pastahanede buluştu. Sonrasında her 11 Şubat’ta Niko buluşmalara, Bedia’ya 11 çiçekli bir buket getirdi. Evlenmek istediler ancak Bedia babasını üzmemek için 15 sene gizli gizli buluşarak ilişkilerini sürdürdüler. 1944’te Bedia’nın babasının ölümünden iki yıl sonra evlendiler. Niko Cavuri tarım ürünleri ticareti yapan zengin bir işadamıydı. 1954 yılında Yunan pasaportuna sahip Niko, sebebini bir türlü öğrenemedikleri bir şekilde İstanbul’u terk etmeye mecbur edildi. Bedia Hanım üç ay sonra Büyükada’daki konaklarını kapatarak Niko’sunun yanına Atina’ya yerleşti.

Niko, Atina’nın tanınmış zeytin tüccarlarındandı. Çocukları olmadı. Bedia Hanım Atina’da vaftiz oldu ve “Agapi” yani “Sevgi” adını aldı. 1967’de borç yüzünden Büyükada’daki konakları satıldı. Niko, 1969’da bir zeytin fabrikası kurdu ama iki yıl sonra öldü. Bedia Hanım her 11 Şubat’ta 11 çiçekli buketiyle pastahaneye gidip Niko’yu bekledi. Yaşamının sonunu parasızlık içinde geçiren Bedia Hanım, bu yüzden Niko ile beraber kimsesiz yaşlılar için kurdukları Skepi Pronia’ya bile alınmadı. Son günlerinde “bir şey ister misiniz,” diyenlere “ölümü,” diyerek cevap verdi.

_______________________________________________________15

Hakimiyeti Milliye, 12.9.2010
Nilgün Cerrahoğlu

http://www.hakimiyetimilliye.org/index.php/turkiye-siyaset/1076039-b%C3%BCy%C3%BCkada%E2%80%99da-nostalji-m%C3%BCzesi-nilg%C3%BCn-cerraho%C4%9Flu.html

Büyükada’da Nostalji Müzesi

“Bu sabah uyanınca kendimi Ada’da zannettim. Deniz ve çam kokusu bana Ada’daki bahçemizi hatırlattı. Motor sesleri de sanki bizim motor balığa gitmemiz için hazırlanıyor hissini verdi, galiba Ada’yı çok özledim. Kimbilir Niko da ne kadar hasretini çekiyor bahçesinin. Fakat belli etmiyor. İstanbul’dan ayrıldığı bir sene oldu…” 25 Haziran 1955, Lutraki.

Bedia Hanım, 1935’ten 2000’e dek günlük tutmuş…

1954’te bir daha artık geri dönmemek üzere göç ettiği Yunanistan’da “Agapi” (“Sevgi”) adını alan Bedia Hanım’ın, bir ilkyaz sabahı burnuna ulaşan ‘Büyükada kokusuyla’ günlüğüne düştüğü gurbet notları bunlar.

Yabancı Damat’a taş çıkartan bir dizi olabilir…

Agapi/Bedia Hanım’la 15 yıllık ‘gizli flört’ döneminden sonra evlenen kocası Niko için, ‘vatan’ doğup büyüdükleri ‘Büyükada’ imiş…

“Yabancı Damat” kıvamındaki bu imkânsız aşk öyküsü; sevgililerin nikâh masasında birbirine kavuşmasından sonra, tarihin fırtınalı iniş çıkışlarından etkileniyor. ’50’li yılların ‘göç savrulmalarından’ nasibini alan çift, yaşamlarının ait olduğu topraklardan koparak kendilerini Yunanistan’da buluyor.

Atina’da ‘Madam Agapi’ olan Bedia Hanım girişteki satırları göç acısının içinde yer etmeye başladığı evrede kaleme alıyor.

Büyükada’da çevirilecek yeni bir diziye konu olmaya aday bu gerçek yaşamöyküsü; “Göçün Gölgesinde Büyük Bir Aşk Öyküsü- Bedia ve Niko Cavuri” panosu altında anlatılıyor. Panoların yanında bir de sıra dışı ‘aşk ve bağlılığın’ tablosu gibi duran bir fotoğraf göze çarpıyor.

Agapi/Bedia ile Niko, çok şık bir davetin gecesinde, klasik bir koltuğun üzerinde göz göze konuşuyor. Salonda sanki onlardan başka hiç kimse yok. Bu eski, siyah beyaz fotoğrafa bakarken dahi çiftin arasında çok özel bir ilişki ve güçlü bir iletişim olduğunu hemen seziyorsunuz.

Adaların sırları Aya Nikola ‘Hangarı’nda

Büyükada’nın romanlara taş çıkartan bu aşk öyküsünü önceki gece açılışı yapılan “Adalar Müzesi’nde” keşfettim.

Sert bir “poyraz” akşamı, gidiş dönüş 70 TL’ye patlayan Ada için hayli uzun sayılabilecek bir fayton yolculuğundan sonra vardığım Müze’nin, dış görünüşü pek vaatkâr değildi. Adı üstünde sıradan bir ‘hangar’ binasında; Aya Nikola mevkiiinde yapılmış küçük bir müze burası. “Maden”in sonunda, Reşat Nuri Güntekin’in evini de geçtikten sonra fayton ahırlarının bulunduğu yere yakın; kuş uçmaz kervan geçmez bir noktada bu “hangar”a erişiyorsunuz! Ama değiyor.

Bu kadar sapa ve Büyükada için sıradan bir yerde, bu kadar kısa sürede ancak böyle özenli bir “kent müzesi” çıkarılabilir.

Haliyle gönül, böyle bir müzenin Büyükada’nın demirbaş köşklerinden birinde yapılmasını/yapılabilmesini dilerdi. Beş milyon Avro’ya satışa çıkarıldığı söylenen Troçki’nin evi, örneğin böyle bir müze için ideal bir çatı oluşturabilirdi. Ancak bırakın Troçki’nin evini İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin mülkü olarak anılan eski ‘Taş Mektep’ binası bile İstanbul’un bu önemli ilk kent müzesi için gözden çıkarılamadı. Sonuçta bu derme çatma ‘hangar’a kalındı.

Derme çatma hangarın içi her şeye rağmen çok etkileyici. Büyükada’nın 1700’ler, erken 1800’lerdeki ‘ilk sayfiye evleri’ ile başlayan benzersiz ‘dönüşümünün tarihi’, Prens Adaları’nın yazarları, anıtları ve mabetleri, Osmanlı’dan kalma okulları, bu kıyıları mesken edinen kuşları, balıkları; benzersiz ‘çokkültürlü bayramları’; her zerresi yaşanmış ‘çokkültürlülüğün’ ‘botanik’ ve ‘peyzaj’ çeşitliliğine yansıyan zengin ihtişamdaki bahçeleri, şiir gibi iskeleleri ve Türkiye’nin gelmiş geçmiş en önemli mimarlarının adlarını taşıyan birbirinden görkemli köşkleri.

Cumhuriyet tarihin en büyük mimarları arasında sayılan Sedad Hakkı Eldem’in “Büyükada”da örneğin iki çok büyük eseri olduğunu biliyor muydunuz?

Bunlardan biri -ilk ‘yüzme havuzlu’ köşk- ’50’li yıllardan kalma Rıza Derviş -namı diğer Kemal Derviş ailesinin- villası.

Diğeri, uzun yaz öğleden sonralarında bazen konserler verilen Fethi Okyar’ın evi.

O konserlerden birinde bulunan şanslı konuklardan biri olarak Fethi Okyar’ın evinin gördüğüm en büyülü ev olduğunu söyleyebilirim. Sadeliğin ihtişamının böylesi bir ustalıkla bir araya geldiğine başka hiçbir yerde tanık olmadım.

Evin ―Büyükada Müzesi’nde ayrıntıları uzun uzadıya anlatılan― bahçeleri, başlı başına bir efsane her şeyden önce. On hektara yayılan bahçeler, denizden setler halinde “yola doğru, 80 metre” yükselmekteymiş. Ve “farklı ağaçlar, çiçeklerin” bulunduğu, “farklı setler”; botaniğin tümüyle doğal tercihlerini yansıtıyormuş. Botanik açısından bahçenin bir diğer önemi de, “11-12. yüzyıllardan beri Aya Yorgi rahipleri tarafından yetiştirilen üzüm bağları ile bugünlere gelen asma kazıklarıymış!”

Bahçe anlayacağınız; tam bir doğa harikası. Asırlık zeytinlikler, asmalar arasından ―durduğunuz yere göre― bu rüya bahçede kendinizi, kâh bir Toskona bağı; kâh asırlar öncesinin el değmemiş Büyükadası’nda hissedebiliyorsunuz.

Fethi Okyar evi ve Ada’nın/Adalar’ın tüm bilmediğiniz diğer sırlarını keşfetmek için Ada Müzesi’ni yaz bitmeden mutlaka ziyaret edin.

_______________________________________________________16

Haberler.com, 13.9.2010

http://www.haberler.com/istanbul-un-ilk-kent-muzesi-acildi-2234740-haberi

İstanbul’un İlk Kent Müzesi Açıldı

İstanbul’un İlk Kent Müzesi, Adalar Müzesi 10 Eylül’de Açıldı


İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı projeleri kapsamında, Adalar Vakfı, Adalar Belediyesi ve Adalar Kaymakamlığı’nın ortak çalışmasıyla hayata geçirilen Adalar Müzesi, Aya Nikola Mevkii Eski Helikopter Hangarı’nda, 10 Eylül Cuma günü kapılarını İstanbullulara açtı.

İstanbul’un ilk çağdaş kent müzesi, içeriğinden sunumuna, mekânları ve yerleşiminden düzenlediği etkinliklere kadar ziyaretçiler için farklı bir deneyim sunuyor.

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı projeleri kapsamında, Adalar Vakfı, Adalar Belediyesi ve Adalar Kaymakamlığı’nın ortak çalışmasıyla hayata geçirilen Adalar Müzesi, 3 geçici açık hava sergisiyle gerçekleştirdiği ön açılışının ardından, kapılarını İstanbullulara açtı.

Müzenin ön açılış etkinlikleri kapsamında, “Ada Sahillerinde Bekliyorum” ve “Adalılar” sergileri ile Büyükada Çınar Mevkii’nde, “Adalar’da İz Bırakanlar” sergisiyle de Büyükada İskelesi’nde 40 gün boyunca devam eden süreç, müzenin kalıcı bölümleri yedi ana galeri olarak kapılarını tüm İstanbullulara 10 Eylül Cuma günü açtı.

Adaların Doğası, Yazarları, Şairleri ve İlk Sahipleri Bu Müzede…
Dokuz İstanbul Adası’nın çeşitli haritaları ve uzay fotoğrafları üzerinde yapılan çalışmalar sonucu hazırlanan “10 Dakikada Prens Adaları” isimli animasyon ve Adalar’a ilişkin tarihsel ve güncel temel kentsel bilgilerin verildiği tanıtımla ziyaretçilerini karşılayan Adalar Müzesi’nde ada kayalıklarında fosilleşmiş izleri bulunan ve 400 milyon yıl önce bu denizlerde yaşadığı bilinen Dunkleosteus zırhlı balık replikası gibi çok özel parçalar yer alıyor.

Eskilerden Bugüne…
Müze sayesinde, Adaları daha yakından tanımak mümkün oluyor. İsmet İnönü’nün Heybeliada Sadık Bey plajında meşhur çivileme atlayışını yaptığı tek askılı mayosu ve fotoğrafları, Fenerbahçeli Lefter’in Milli Takım forması ve Hacı Bekirler’den Doğan Şahin’in jetski motoru da müzenin kalıcı bölümlerini renklendiriyor.

Adalar’ın fabrikalar, imalathaneler olan dumanları tüten, İstanbul’a ürettiklerini satan bir kent olduğu dönemlere ait ticari yaşam belgeleri, bugünkü esnafları, usta çırak geleneğinin anlatıldığı belgesel, sözlü tarih klipleri ve Osmanlı arşivleri belgeleri eşliğinde sunuluyor.

Göç, bir kent müzesi açısından önemli araştırma alanlarından biri. Bu bölümde haritalar üzerinde yapılan çalışmalardan da yararlanıldı.

Türkiye ve İstanbul için önemli kırılma noktalarının göç ve nüfus değişimleri açısından Adalar’a yansımaları Rum eşi Niko Çavuri 1954 yılında Türkiye’den gitmek zorunda bırakıldığında çok sevdiği Adası’ndan ve eşinden ayrılma öyküsü, günlüklerinden sesli anlatılar ile Bedia Çavuri (Madame Agapi) dilinden anlatılıyor.

Atina’daki Adalılar Müze’nin açılışında evlerine gelmekten çok mutlu oldular.
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ve Adalar Müzesi’nin özel davetlileri olarak Atina’dan açılışa katıldılar. Açılışta mezun oldukları Büyükada Aya Dimitri İlkokulu bahçesinde sınıf arkadaşlarıyla çocukluk fotoğraflarını, aferin belgelerini, diplomalarını görmek, doğup büyüdükleri Adalar’ın kendilerinden önceki tarihinden kesitleri dinlemek herkesi hem duygulandırdı hem de kent müzesinin birleştirici, düşündürücü niteliklerini gözler önüne serdi.

_______________________________________________________17

Şalom, 15.9.2010
Rubi Asa

http://www.salom.com.tr/news/detail/16864-Adalarda-BIR-KENT-MUZESI.aspx

Adalar’da ‘BİR KENT MÜZESİ’

“Anlatılan bizim hikâyemiz”, bu başlık; yüzlerce yıllık bir tarihçenin, ortak bir geçmişin gelenek ve göreneklerin, kardeşliğin, komşuluğun, dostluğun hikâyesine ad olabilir…


Bu adın tanımıyla, Adalar halkı yıllar boyu biriktirdikleri bir ortak kültürün, bir kent kültürünün oluşturduğu tarihlerinin müzesini kurdular.

Eylül ayının çiseleyen yağmuruyla müjdelediği sonbaharında, artık Adalı yazlıkçılara güle güle dediği günlerden bir Cumartesi günü Adalar Müzesi, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında açıldı.

Adalar’ın birçok kaynak karşılığı “Prens Adaları” tanımı; Bizans imparatorluğu zamanında sürgün yeri olarak kullanılması ve bu sürgünlerin genelde çok sayıda insanın taç giymiş yüksek seviyeli saray mesuplarından olması gereği konulmuştur. Daha sonraları bu isim çevredeki tüm adaları kapsamasıyla bütünü için kullanıldı.

İzmit Körfezi ile boğaz arasında, Bostancı, Kartal, Maltepe sahili karşısında konuşlanmış bu doğa harikası yerleşimlerin yaklaşık 2000 yıllık tarihi olduğu bilinir.

Büyükada, Heybeliada, Burgazada, Kınalıada, Sedef Adası, Yassıada, Sivriada, Tavşan Adası ve Kaşık Adası’ndan oluşan ve Marmara’nın incileri olan takım adalarda birçok kültür bir arada yaşanmış ve her birinden bünyesine değişen yüzyılların etkileriyle nice şeyler kalmış.

Unutulmamış günümüze dek gelmiş; Aya Nikola Rum Ortodoks Kilisesi’nden Makarios Manastırı’na, Aya Yorgi Manastırı’ndan Rum Yetimhanesi’ne, Kınalıada Modern Camii’nden Heybeliada Sinagogu’na, Cem Evi’ne, farklı kültürler diller dinler yer bulmuş bu ada kara parçacıklarında.

İstanbul’un kozmopolit yapısına uygun farklılıkları kucaklayan bir hoşgörü ortamında herkes birbirine kardeş dost hatta akraba yaşamış yüzyıllar boyu.

Oluşan bu kocaman ailenin ortak paydası “Adalılık ve Adalı yaşam biçimi” olmuş.

Bu kavram şimdi artık bir Adalar Müzesi’ne dönüştü.

Ada sakinlerinin belge, eşya ve bağışlarıyla oluşturulan ve her gün katkılarla daha da gelişimi sürdürülecek müze kısa sürede adaların dününü, bugününü ve geleceğini gün yüzüne çıkaracak nice Adalı konuklara ev sahipliği yapacak.

Adalar Müzesi; yıllar boyu Adalı olup, çoğu zaman anmak istemediğimiz, yanı sıra unutamadığımız birçok etnik baskı ve zorlamalara karşı terk eden, eksilen nüfuslarıyla acı tatlı hatıralarını beraberinde götürmek zorunda kalan Adalılarımızın, yaşanmışlıklarının izlerini korumayı amaçlamakta.

Bu açıdan müzenin değerleri arasına, açılış günü Yunanistan’dan, İsviçre’den, İsrail’den ve diğer ülkelerden gelen Adalılar kendi hatıra ve belgelerini bağışlamışlar.

Adalar Müzesi kuruluş çalışmalarına İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ile Adalar Belediyesi, Adalar Kaymakamlığı ve Adalar Vakfı arasında Nisan 2009 yılında aralarında imzalanan bir protokolle başlanmış.

İki yıl kadar önce kurulan Adaevi, bugüne değin çeşitli kültürel faaliyetlerde bulunmuş ada halkını bu amaç ve fikre hazırlamış.

Öncelikle Çınar Meydanı’nda kurulan geçici sergi Adalar tarihçesini, sivil toplum kuruluşlarının etkisini, yaşam biçimini ve önemli şahsiyetlerini tanıtır bir hazırlık içindeydi. Aya Nikola mevkiinde kurulan Adalar Müzesi binası ile Hüseyin Rahmi Gürpınar Evi, Heybeliada’da İnönü Evi, Deniz Lisesi Müzesi, Burgazada Sait Faik Müzesi ve ilerde müzeye eklenecek birçok kültür merkezleri, kütüphaneler ve sivil toplum kuruluşlarına ait farklı mekânlar, tüm Adalar’a yayılacak nice etkinliklere ev sahipliği yapacak.

İskeleler, meydanlar, parklar, sahil şeritleri, kıyı lokantaları, faytonları Adaları süsleyen unsurlar olacak ve geleceğe bu yaşam kültürünü yansıtacaklar.

İstanbul 2010 Kültür Başkenti kapsamında gerçekleştirilen, Adalar yerel ve idari yönetimlerinin desteğiyle kurulan İstanbul Adalar Müzesi aslında bir Kent Müzesi olarak etkinlik gösterecek.

_______________________________________________________18

Hürriyet, 12.9.2010
Gila Benmayor

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=15757469


Adalar Müzesi

İSTANBUL’un ilk “Kent Müzesi” olan Adalar Müzesi nihayet Büyükada’da açıldı.

Nihayet demem müze işinin biraz yılan hikâyesine dönmüş olmasından.

Kısaca özetlemeye çalışayım.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi, belediye seçimlerinden önce 1870’lerde İskenderiye Patriği Sofronios’un yazlık evi olarak yapılan, 1922’den sonra Büyükada İlkokulu (Taş Mektep) olarak kullanılan binayı müze için tahsis etmişti.
Ne ki siyasi kaygılar ön plana geçti.
İBB, belediye seçimlerini Adalar’da CHP’ye kaptırınca Taş Mektep binasını Adalılara vermekten vazgeçti.
Topbaş, binayı bir “Engelli Okulu” yapma tasarısından söz etmeye başladı.
Dolayısıyla İstanbul’un ilk ve şimdilik tek “Kent Müzesi”, maalesef Büyükada’nın merkezinde ve tarihi bir yapı yerine oldukça uzak bir noktada eski bir helikopter hangarında açıldı.
Önceki gün poyrazlı bir havada müzenin açılışı için Büyükada’nın yolunu tuttum.

400 MİLYON YILLIK BALIK
Müze, Büyükada’nın Maden mevkiindeki Aya Nikola’da.
Çocukluğumda orada aynı ismi taşıyan bir meyhane vardı.
Tepedeki manastır da Aya Nikola Manastırı diye anılır.
1997-98 yılları arasında hizmet veren bir “ambulans helikopter” için yapılan hangarda açılan müze küçük ama içeriği oldukça zengin.
Projektörünü, Adalar’ın jeolojik oluşumundan, bitki örtüsüne, Bizans döneminden itibaren tarihçesine, kültür mozaiğine, evlerine, dini yapılarına, ünlülerine tutuyor.
Girer girmez Prens Adaları’nın uzaydan çekilmiş fotograflarıyla bir animasyon film var.
10 bin yıl önce ortaya çıkmış Adalar.
Ancak müze daha geriye gidiyor.
Adalar oluşmadan, 400 milyon yıl önce bu denizlerde yaşamış, “Zırhlı Balık” diye bilinen balığın replikası, İstanbul Teknik Üniversitesi bağışı olan, yine bu sularda yaşamış 385 milyon yıllık kalamar benzeri bir yaratığın fosili var.

KEMAL DERVİŞ’İN EVİ
Müzeyi gezerken ilginç bağışlara rastlıyorsunuz.
Kemal Derviş’in ilk eşi Neslihan Taki 20. yüzyılın ilk yarısından bir şezlong bağışlamış.
Derviş’in çocukluğunu geçirdiği ev, babası Rıza Derviş’in ünlü mimar Sedad Hakkı Eldem’e yaptırmış olduğu villanın fotografı da gözüme ilişiyor.
Yıllar yılı önlerinden geçtiğim halde adlarını bilmediğim köşklerin, villaların adlarını bu vesileyle öğreniyorum.
Meğer Nizam’da “Perili Köşk” diye bildiğimiz o meşhur kuleli ev Mizzi Köşkü’ymüş.
Müze bu açıdan çok önemli bir misyonu yerine getirmiş.
Ada’nın benzersiz mimari yapıları kayıt altına alınmış.
Bu ve benzeri bilimsel çalışmalar için ODTÜ, Yıldız Teknik, Boğaziçi, İstanbul Üniversitesi, İTÜ, Bilgi Üniversitesi’nden destek alınmış.
Adalar’da yaşamış ünlü edebiyatçılarla ilgili kapsamlı bilgi de var.
Halide Edip Adıvar, Ahmet Rasim, Yahya Kemal Beyatlı, Reşat Nuri Güntekin, Sait Faik, Hüseyin Rahmi Gürpınar aklımda kalmış bazı isimler.

İNÖNÜ’NÜN BORNOZU
İsmet İnönü’nün Heybeliada’daki meşhur “çivilemesi”nden sonra üzerine aldığı mavi beyaz bornozu ve tek parça mayosu da müzede.
Ünlü futbolcu Lefter’in milli takım forması da.
Bir başka ilginç bağış, efsanevi sualtı araştırmacısı Jacques Cousteau’nun tasarımı olan dalış takımı.
1964 yılında Rumların hazin göç hikâyelerine de rastlıyorsunuz.
Adalarla ilgili bol arşiv malzemelerine de başvurulmuş.
Örneğin, 1904 tarihli Tanin Gazetesi’nde Adalıların vapurların yetersizliğiyle ilgili şikâyetini konu alan bir haber müzenin duvarında.
Yıl 2010, Adalılar yine ulaşım araçlarından şikâyetçi.
İDO’nun Bostancı-Adalar hattında vapurlar yerine motorları koyması Adalıları isyan ettiriyor.
Motorların poyrazda ne kadar tehlikeli olduklarına önceki gün bizzat tanık oldum.
Dalgalardan sırılsıklam olan güvertede ayağınız bir kaydı mı, anında denizdesiniz.
İDO’nun can güvenliğine bu kadar kayıtsız kalmasına kimselerin aklı ermiyor.

Bağış ve Avdagiç neden katılmadı

ADALAR Müzesi’nin hayata geçirilmesi, Başkanlığını Halim Bulutoğlu’nun yaptığı Adalar Vakfı, İstanbul 2010 Ajansı sayesinde.
İstanbul 2010 Ajansı 930 bin lira aktarırken, aynı miktarda meblağı da Adalar Vakfı vermiş.
Adalar Belediyesi de önemli lojistik destek sağlamış.
Müzenin küratörleri Korhan Atay, Sadık Karamustafa, proje yöneticisi ise tarihçi ve müzeci Deniz Koç.
Müze yakında Adalar ile ilgili araştırma yapmak isteyenler için arşivini internet üzerinden açacak.
İstanbul’un ilk “Kent Müzesi”nin açılışına, Devlet Bakanı ve Baş Müzakereci Egemen Bağış ile İstanbul 2010 Ajansı Başkanı Şekib Avgadiç de bekleniyordu.
Ancak Bağış açılıştan birkaç saat önce Büyükada’ya gelmekten vazgeçmiş.
Avgadiç de öyle.
Sanırım yine siyasi kaygılar ön plana geçmiş.
Hem Bağış, hem Avgadiç referandum öncesi CHP’li bir Belediye Başkanı’yla aynı fotograf karesinde görünmek istememiş olsalar gerek.

_______________________________________________________19

From: ARİF ÇAĞLAR
Subject: adalar müzesi
Date: September 17, 2010 3:36:44 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Sabah, 16.9.2010
Hıncal Uluç

http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/uluc/2010/09/16/inanilmaz_ama_siz_gene_de_inanin

“İnanılmaz” ama siz gene de inanın!..

Yurt dışında yaşayan bir okur uzun süreden sonra tatil için Türkiye’ye gelmişti. Dönüşte bana bir e-mail attı.. Yazdım hatta galiba o zaman..

“Hıncal Bey, bu millet inancını kaybetmiş” diyordu.. “Türkiye’de en çok duyduğum sözcük, ‘İnanılmaz’ oldu. Kim ne anlatacaksa lafa ‘İnanılmaz’ diye başlıyordu. Hiç bir şeye inanmaz olmuşuz yani” dedi.

Öyle etkilendim ki, o gün, bugün özen gösteriyorum, bu kelimeyi “Hıncal Uluç Sözlüğü”nden çıkarmaya..
Ama bugün dayanamadım. Başlığa koydum. Çünkü okuyunca göreceksiniz.. Olay gerçekten inanılmaz.. Dinlediğim zaman “İnanılmaz” diye ben haykırdım en başta..

Dinleyin “İster İnan”ın.. “İster inanma”yın.. Hani Ripley diye biri vardı, bu başlıkla (Believe it or not) günlük çizer, sonra dergiler kitaplar yapardı, biz çocukken.. Ona layık tam. (Boş vaktiniz varsa, Google’e girin. Çok hoş şeyler bulursunuz.)

Efendim, dün öğleden sonra Ertekin’de oturuyoruz. Komşum aradı.. Komşum, Devlet Bakanı Egemen Bağış..
Onun İstanbul Çalışma Ofisi Ortaköy’de otoparkın bir yanında.. Benim dinlenme yerim, nerdeyse oturma odam, aynı otoparkın öte yanında. Ertekin’de ön divana oturdum mu, puromu tüttürmek için, Bağış’ın penceresine bakıyorum. O da sık sık çıkıyor Ortaköy meydanına hava almaya.. Halkın arasında olmayı seviyor benim gibi. Arada Ertekin’de oturup kahvemi de içiyor. Havadan sudan sohbetleşiyoruz. Hiç siyaset konuşmadık bugüne dek, iyi mi?.

Hani dün yazdım ya.. Adalar Müzesi açılışına Egemen Bağış “Geliyorum” dediği halde, son dakikada iptal etmişti ya.. Yorum koymuştum. “Referanduma iki gün kala CHP’li Belediye’nin yanında görünmek mi istemedi acaba” diye..

“Ben CHP’li Belediyelerin yanında görünmekten üstelik gurur duyarım” dedi. “Alakası yok. Bak sana niye gitmediğimi anlatayım, inanmazsın” dedi.

Anlattı. Ben de başlığı koydum. “İnanılmaz!..” Öyle çünkü.

Efendim, açılışa iki gün kala, bir ihbar gelmiş, Bağış’a.. “Adalara gidip kurdelasını keseceğiniz müzenin binası kaçak..”
Gülmüş önce.. Sonra içine kurt düşmüş.. Biri dalga geçiyor mutlak.. Peki ama ya geçmiyorsa.. Hele de bizim gazeteleri düşünün.. Kapakta kocaman fotoğraflar.. “Bakan kaçak binayı açıyor!..”
Kurt düşmeye görsün.. Hemen talimat vermiş.. “Anakentten de, vilayetten de soruşturun. Durumu öğrenin” diye.
İki taraftan da gelen cevap ayni.. Adalar Müzesi yapılan binanın ruhsatı yok!..
Düşünebiliyor musunuz?.. Adalar Belediyesi, Adalar’da bir müze açıyor, ama binanın ruhsatı yok.. Bu dünyanın neresinde olur?.
Yahu binaya ruhsat veren belediye.. Ruhsatsız binayla mücadele eden belediye. Kendi binasının ruhsatı yok. Kendi binası kaçak.. Yani bunun izahı var mı?. Böyle bir şey olabilir mi?. Mümkün mü?.
Türkiye’de olur.. Çünkü Türkiye “Olmaz olmaz deme.. Olmaz olmaz” lafını yüz yıllardır defterine yazmışların ülkesi..
Bu ülkede her şey oluyor.. Yani bu ülkede aslında “İnanılmaz” diye bir şey yok..
O zaman başlığım yanlış.. Özür dilerim!..

***

Şimdi Adalar Belediyesi’nden de arayacaklar. Bir açıklama da onlardan gelecek. İddia ederim, onlar da “İnanılmaz” şeyler söyleyecekler..

Ben de burda Ripleycilik yapacağım.. “İster inan.. İster inanma.. Ama hepsi gerçek..”

_______________________________________________________20

Sabah, 14.9.2010

http://www.sabah.com.tr/Yasam/2010/09/14/ayrilik_ve_kavusma

Ayrılık ve kavuşma


Açık deniz eğitimlerini tamamlayarak İstanbul’a dönen Deniz Harp Okulu öğrencileri yakınları tarafından hasretle karşılanırken, ikinci sınıfa geçen 5’i kız 221 öğrenci açık deniz eğitimine uğurlandı. Törende Deniz Harp Okulu Komutanı Tuğamiral Kemalettin Gür, şapka çıkararak kendisini selamlayan öğrencileri aynı şekilde şapka çıkararak selamladı. Eğitimlerini tamamlayıp dönen öğrenciler ise karşılamaya gelen aileleriyle kucaklaşarak hasret giderdi.Öte yandan Heybeliada’daki Deniz Lisesi’nde 2010-2011 eğitim öğretim yılı törenle açıldı. Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanı Koramiral Bülent Bostanoğlu, deniz subay adaylarının mesleğe ilk adımlarını attıkları söyledi.
AA

_______________________________________________________21

Şalom, 15.9.2010

http://www.salom.com.tr/news/detail/16859-Buyukada-Sinagogu-Vakfi-Yonetim-Kurulu-belirlendi.aspx

Büyükada Sinagogu Vakfı Yönetim Kurulu belirlendi

Geçtiğimiz günlerde yapılan seçimlerden sonra yapılan toplantıda yönetim kurulu görev dağılımı gerçekleşti. Kurtuluş Morhayim başkanlığında Yönetim kurulunda görev alanların isimleri şöyle: Başkan Vekili Rafael Habib, Başkan Yardımcısı İlya Barokas, Sekreter Erol Meşulam, Sayman Sami Özberaha, Halkla İlişkiler Vedat Nakri, Basın Sözcüsü Salamon Mazaltov, Kültür Merkezi Sorumlusu Bensi Elmas ve Danışman Marko Eliya Baruh.

30 yılı aşkın süredir Hesed le Avraam Sinagogu Vakfı’nın başkanlığı yürüten Lazar Yakar’ın Onursal Başkan olması kararı da alındı.

_______________________________________________________22

Şalom, 15.9.2010

http://www.salom.com.tr/news/detail/16857-Buyukada-Sinagogunda-geleneksel-iftar-yemegi.aspx

Foto: Alberto Modiano

Büyükada Sinagogu’nda geleneksel iftar yemeği

Büyükada Hesed le Avraam Sinagogu Yönetim Kurulu tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen iftar yemeği 2 Eylül Perşembe akşamı gerçekleşti. Yaklaşık 200 kişinin katıldığı yemek, SKY Türk kanalından canlı olarak yayınlandı

Büyükada Hesed Le Avraam Sinagogu’nda gerçekleşen iftar yemeğine Adalar Kaymakamı Salih Keser, Adalar Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu, Adalar Cumhuriyet Savcısı Halit Koçak, Adalar Emniyet Müdürü Levent Yapraklı’nın yanı sıra adanın kulüp başkanları, müdürleri ve ada esnafı katıldı. İftarda ayrıca Hahambaşı Rav İsak Haleva, Cemaat Başkan Yardımcısı Moris Levi, geçmiş dönem Cemaat Başkanı Silvyo Ovadya, Bet-Din üyelerinden Rav Moşe Benveniste, Rav Naftali Haleva, sinagog vakfı yönetim kurulu üyeleri hazır bulundular. İftar yemeği Kumsal Cami İmamı Rıfat Cömert’in okuduğu dua ile başladı.

Günün sunuculuğunu üstlenen Büyükada Hesed Le Avraam Sinagogu Vakfı Başkan Vekili Rafael Habib yaptığı konuşmada“ Bugün burada değişik dinlere ve inançlara bağlı Büyükadalılar olarak, iftar ifa eden kardeşlerimizi bu mütevazi soframızda konuk etmekten, onlarla lokmamızı paylaşmaktan onur duyuyoruz” dedi ve daveti kabul ederek katılanlara teşekkür etti.

Habib sözlerini şöyle sürdürdü: “Üç semavi dinin ortak bir düşüncesi vardır; iyi insan oluşturmak. Konulan kurallar ile inanan, dürüst, çalışkan, yardımsever, doğruluktan yarılmayan, iyi insandır amaç. İstanbul’umuzun en güzel mekanında, cennet adamızda, bazılarımız görevli olarak, bazılarımız yaz tatillerini geçirmek, bazılarımız ise sürekli ikamet ederek komşuluk etmekteyiz. Farklı kültür ve farklı dinlerden olan insanların çok uzun yıllar, belki de bütün dünyaya örnek olacak şekilde dostça, kardeşçe ve barış içinde bir arada yaşadığı yerlerdir adalar ve özellikle Büyükada. İşte bu ifatr sofrası bu toprakların en güzel geleneklerin canlı örneğidir.

Zaman bazı şeyleri değiştirmiş olabilir ancak kalplerdeki birliktelik, anlayış ve dayanışmayı canlı tutmayı bildiğimiz sürece, bu dünyanın en güzel ülkesinde her zaman sevgi, hoşgörü ve uyum var olacaktır. Bu geleneğimizi hep birlikte yaşatalım”

Haham Akaal Rav Benveniste ise Mezmurlardan örnekler vererek birlikteliğin öneminin altını çizdi.

Cemaat idaresi adına söz alan Moris Levi ise; büyüklerin yıllar önce Balat Kuzguncuk gibi semtlerde mahallelilerin hep birlikte iftar hatta selihotlarda yedikleri sahur yemeklerini anlatmalarına değinerek konuşmasına başladı ve şöyle devam etti: “Musevi cemaatinin düzenlediği iftar yemeklerine ilk kez katılanlar, duyardık, aralarında şunları konuşurlardı: ‘Yenilenler içilenler aynı, sohbetleri tatlı ve tanıdık, inançlarımız çok benzer, aynı helal eti yiyoruz, dualarımız da benziyor, hepimiz Hz. Adem’in torunlarıyız, aynı bayrak altında birlikte askerlik yapıyoruz, aynı felakete ağlıyor aynı şakaya gülüyoruz- ya bu yahudiler bizim gibi ya’ Bizler de bu tepkiyi görünce kendimizi iyi tanıtamadığımızı farkettik. Kabahat kimde? Kabahat bizde. Dağ sana gelemiyorsa sen dağa gideceksin. 20 bin insanın kendini 70 milyona tanıtması kolay değil ama bir yerlerden başlamak lazım. Böylece iftar yemeklerine başladık. İşte hep birlikte bu mütevazi sofrada aynı Allaha ibadet eden komşularımıza dostlarımıza hemşerilerimize oruç ibadetlerinde katkı ve desteğimizi sunmaya, kendimizi anlatmaya çalışıyoruz.” Levi konuşmasını küçük bir hikâye ile tamamlarken “İnsanı; huzuru, inancı, ailesi dostları alışkanlıkları ile bir bütün olarak tutabilirsek bütün dünyayı da barış içerisinde tutabiliriz.” temennisiyle sözlerine son verdi.

Adalar Belediye Başkanı Farsakoğlu birliktelikten duyduğu memnuniyeti dile getirdikten sonra, bu dostluk ve birlikteliğin daha uzun yıllar devam etmesi temennilerini iletti.

Kaymakam Yapraklı, iftar yemeğinin düzenlenmesinden ötürü teşekkür etti ve dayanışmanın önemini vurguladı.

Hahambaşı Rav Haleva ise “Yazdan yaza da olsa İstanbul’un bence bu en güzel ilçesinin yıllardan beri oturanı olarak, yani kıdemli bir adalı olarak; Büyükada cemaatimizin düzenlediği iftar sofrasında adalarımızın sizler gibi mümtaz şahsiyetleriyle bir arada olmaktan çok büyük bir onur ve zevk duyuyorum.

Türkiye Musevilerinin Hahambaşısı olarak size hoş geldiniz demek isterdim ama görüyorsunuz, burada ben de sizler gibi misafirim.

Öyleyse hep beraber hoş geldik. Hoşluklar, hoşnutluklar getirdik. Sizleri en derin saygılarımla, en samimi sevgilerimle ve en iyi dileklerimle selamlıyor, tuttuğunuz oruçların, ettiğiniz duaların Tanrı katında makbul olmasını diliyorum. Yüce Tanrı birlikteliğimizin ahengini, ağzımızın tadını bozmasın. Dilerim ki burada görülen şu kardeşlik duygusu yurdumuzun hemen her tarafına yayılsın, din, dil, ırk, cinsiyet ve inanç farklılıkları gözetmeksizin ülkemizin en ücra köşelerinde bile gönüllerdeki yansımasını bulsun.

Bunu hemen her fırsatta tekrarlıyorum: Aslında dostluk ve kardeşlik duyguları içinde birlikte yaşama, bu toprakların ve bu topraklar üstünde yaşayan halkın genlerinde var, doğasında var, yapısında var. Ülkemizin başka birçok ülkede rastlanmayacak boyuttaki bu çoğulcu kültür yapısının oluşturduğu zenginliğin kıymetini bilmemiz ve bunu ne pahasına olursa olsun korumamız gerekir diye düşünüyorum. Bu bir yönüyle atalarımıza karşı borcumuz, bir yönüyle de gelecek nesillerimize karşı ödevimizdir. Bundan tarih önünde de, tanrı önünde de sorumluyuz kardeşlerim. Dinimiz, diyanetimiz, akidelerimiz farklı olsa da, bizler hep birlikte ülkemiz ve ulusumuzun bütünlüğünü oluşturan unsurlarız. Asırlardır aynı özlemleri paylaştık, aynı dilekleri diledik, aynı duaları terennüm ettik. Dahası aynı hedefleri amaçladık, aynı gayelere baş koyduk. Kimsenin kimseyi ötekileştirmeye, berikileştirmeye hakkı da yok, geçerli bir gerekçesi de yok diye düşünüyorum. Eminim sizler de öyle düşünüyorsunuzdur.” dedi ve Ramazan Bayramı’nı kutladı.

İftar yemeği Hamidiye Cami İmamı Hilmi Gölükçü ve Hazan Rıfat Romi’nin okudukları şükür dualarıyla sonlandı.

_______________________________________________________23

Şalom, 15.9.2010

http://www.salom.com.tr/news/detail/16867-Herkesin-anlatacak-bir-oykusu-vardir-VIKTOR-ALBUKREKin-anilarindaki-Buyukada.aspx

Herkesin anlatacak bir öyküsü vardır/ VİKTOR ALBUKREK’in anılarındaki Büyükada


23 Mart 1931 tarihinde İstanbul’da doğdum. Bu yıl, Büyükada’daki sekseninci yaz mevsimim. Ada’nın hafızamdan silinmeyen anıları o kadar çok ki, saymakla bitmez.

Örneğin, Balkan oyunları adına meydanlarda oynanan, Atatürk’ün de şeref verdiği folklorik dansları seyretmek, Hristos tepesinde laterna dinlemek, Glosa’da (Dil Burnu) çamların altında günü geçirmek, Platano’daki (ÇınarMeydanı) Rifat Telgezer Cambazhanesine gitmek, Lunapark’ta eşek sırtında tur atmak anılarımdan sadece birkaçı…

BÜYÜKADA’DA GÜNLÜK YAŞANTIMIZ

Sabahları horoz sesi ile uyanır, günlük işlerimizi ise seyyar satıcı seslerine göre ayarlardık. Saat 9 da, katır sırtında küfelerde satılan “Taze enginaaar”, 10 da “Kesmece karpuuuz”, 11’de seyyar manifaturacı Nisim efendinin “Mak’raciiiii”, 12’de eskici Kiryo Haralambos’un “Paliyaruhaçiiiii”, “Muuuuuslukçu”, ardından “Halis Bulgar Kömürüüüüü”, saat 13 te “Kalaylaçiiiii”, 16 da, Avramaçi’nin “Boreka kaymaaaak”, 18’de Hacı Baba’nın “Akşam yoğurduuuuu” sesleri günlük hayatımızı zamanlamamız için birer rehberdi.

Çocuklu aileler için, akşamüstleri, şehirden gelecek babaları, ada iskelesinde karşılamak, kutsal bir vazife, ciddi bir “resmi geçit” töreni idi. O devirde anneler işe gitmezdi. Siestadan sonra, çocukları ile birlikte cici giysilerini giyerek, ellerinde birer çiçekle iskeleye inerlerdi. Polis abilerimiz, vapur çıkışından saat kulesine kadar olan yolda toplanan bu kalabalığı, bir tören kıtası gibi, sağlı sollu hizaya sokar, ortada açılan geniş şeritte ise muzaffer gladyatör endamı ile yürüyen erkekler, birer kahraman gibi, çiçek ve öpücüklerle karşılanırdı.

Çocukluğumda Büyükada’da, her binanın içinde, bir tek mişpaha (aynı aileden insanlar) yaşardı. Binalar genelde münferit, etrafı bahçeli, büyük odalı yüksek tavanlı, ahşap panjurlu ve ferah pencereli yapılardı. Giriş katında kocaman bir mutfak bulunurdu. Sayfiyeye gidemeyen akraba ve arkadaşları, misafir odalarına davet etmek usuldendi. Bu davetler, genç kuzenler arasında, aile kavramını güçlendirir, aile ilişkilerini pekiştirirdi.

On altı yaşında iken, adada yaptığım bir metre boyundaki gemi maketi ile önemli yarışmalara katıldım. 17 yaşında iken ise, üç metre boyunda ve 120 santim enindeki bir sandalı, ada evimizin arka bahçesinde inşa ettim. Bu sandalı, Yörükali’ye bir yük arabası ile götürüp, orada törenle denize indirttim ve tam 18 yıl, kürek, yelken ve sonraları arkasına taktığım küçük bir benzin motoru ile Marmara Denizi’nin adaları, Fenerbahçe ve Pavli adası üçgeninde, büyük bir keyifle kullandım.

GENÇLERİN YAŞANTISI

Ergenlik çağımda, Bay Mıgırdıç’ın Florida bahçesinde Latin müziği eşliğinde dans etmek, Mehtap sinemasında Amerikan filmleri seyretmek, Lunapark veya Palyo-ambelo’da (Viranbağ) şarap partileri ve Plaj Oteli sahnesindeki gösterilere gitmek revaçtaydı. Olgun gençler, Yekta Gece Kulübü’nün müdavimi idiler. Bay Yekta Isıtan ve sanatkâr eşi, bu yaştakilere hitap eden çok güzel eğlenceler düzenlediklerinden, diğer adaların gençleri de Yekta’ya dans etmeye gelirlerdi.

Adadaki genç kızların çoğu, rahibe okullarında terbiye görmüş, hislerini açıklamaktan utanan cici kızlardı. Genç bir erkeğin, bir kızla uzun bir müddet görüştükten sonra bile, Yekta’da ‘cheek to cheek’ dans etmesi ayıplanırdı.

Kızlı, erkekli kalabalık gruplar halinde sokakta gezinirken, genellikle yüksek sesle tartışırdık. Geceleri, açık pencere ile uyumakta olan ada sakinleri ise, bundan rahatsız olur, bizi ikaz ederlerdi. Öfkelerini ana lisanları ile dile getirdiklerinden, pencereden savurdukları argo kelimeler sayesinde bilgimiz artıyor, yeni bir lisan öğrenme arzumuz kabarıyordu. Bu sayede birçok yabancı lisan öğrenmiş, poligot olmuştuk.

BÜYÜKLERİMİZİN EĞLENCE ŞEKLİ

Orta yaşlılar, Otel Kalipso veya Otel Splendid’in teraslarında oturup, sosyetik beş çayına rağbet ederlerdi. Akşam ziyafetleri ise Selekt veya Façyo lokantalarında tertiplenirdi. Haftasonu, öğleden sonraları, herkes şık giyinip sokağa çıkardı. Tanışmayanlar dahi gülümseyerek selamlaşırlardı. Giysilerde hakim renkler, beyaz, krem ve pembe idi. Üstlerinde bembeyaz, yeni ütülenmiş kostümleriyle, başlarında hasır Panama şapkası, ayaklarında iki renkli iskarpin giyen şık beyefendilerle, beyaz dantel eldivenlerle, ellerinde tuttukları saçaklı güneş şemsiyelerini, pastel renk kloş – flotan entarilerini, yelpaze ve mücevherlerini sergileyen ada sosyetesinin havalı hanımları, iskelede boy gösterirlerdi.

Büyüklerimiz, akşamları Anadolu Kulübü’ne giderlerdi. Hanımlar suare elbisesiz, beyler ise ceketsiz kulübe giremezlerdi. Gençler ve çocuklar ise akşamları kulübün demir kapısından içeri alınmazdı. Kulüp yönetimi, her yaz mevsimi, dış ülkelerden dünyaca meşhur orkestralar getirtirdi. Anadolu Kulübü’nün tertiplediği, Venedik Festivali’ni andıran kıyafet baloları, büyük bir şenlikti. Tasarımlar, hazırlıklar, aksesuar temini, süslenme, yarışma heyecanı ve dedikodusu, eğlence bittikten sonra dahi, uzun müddet konuşulur, çoğu kez, ertesi baloya kadar tartışılırdı.

DİNİ VECİBELER

Yahudiler için, yaz mevsimi, bazı yıllar Mayıs ayının ortasında başlayan Şavuot (Hasat) bayramından evvel açılır ve bazı yıllar da Ekim ortasında biten Sukot (Çardaklar) bayramından sonra kapanırdı. Bahçelerde, şehir evlerinde olmayan sukalar (çardak)’ vardı. Sukası olan dindarlar, sukası olmayan dindaşları, bahçelerine yemeğe davet etmekle sevap işlediklerine inandıklarından, bayram bitmeden önce, İstanbul’daki evlerine dönmek için göç dahi hazırlanmazdı. Açık havada kurulan, biskoçoların ve çeşitli meyvelerin asılı olduğu çardaklarda, dua edip neşe içinde yemek yiyen Yahudilerin, koro halinde okudukları ilahi sesleri, ve böreklerin kokusu, sokaklara kadar taşardı. Sonbahar yağmurları başlasa bile, bayrama ara verilmezdi.

Böyle zamanlarda, mevsim icabı günler kısaldığından, sabah erkenden okula giderken ve akşam dönerken, derslerimizi, yandan çarklı vapurun, kömür dumanı kokan, nemli, loş ışıklı bodrum kamarasında tamamlardık. Çok yavaş ilerleyen Halep, Basra, Neveser adındaki bu dilenci (Kadıköy ve tüm adalara uğrayan) vapurları, çoğu kez, hava karardığında Büyükada’ya varırlardı.

Cuma akşamları, Büyükada’daki Hesed Le Avraam Sinagogunda, Hazan Elia Eskenazi’nin bize öğrettiği ilahileri, çocuk korosunda seslendirirdik. Böyle bir akşam, dua bitiminde, üç dört arkadaş, ertesi sabah Yörükali’ye bisikletle gitmek için anlaşmıştık. Koro arkadaşlarımızdan Viktor Benbasat’ın tutucu babası, cumartesi günü oğluna bisiklete binmeyi men etti. Ricalarımız sonuç vermeyince, hakem olarak, saygıdeğer amcam Salamon Bahar’a danışma kararı aldık.

Amcam, önce uzun uzun düşündü, sonra kararını açıkladı: “Eğer bisikleti siz götürecekseniz olmaz, Şabat çalışılmaz, günah işlemiş olursunuz, fakat bisiklet sizi götürecekse olur, dinlenmiş olursunuz, mubahtır!” Bu yorum, küçük kafamda derin bir iz bırakmıştı.

KIRSAL YAŞAM ÖZLEMİ

Çanakkale’nin, Edirne’nin veya Bursa’nın kırsal yörelerinde büyüyüyen dedelerimiz, tıpkı Büyükada’mızda olduğu gibi, susuz, gazsız, telefonsuz, radyosuz geçen, ailece kalabalık yaşam şeklini sevdiler, benimsediler, o devri huzurlu yaşadılar ve bize de yaşattılar. Horoz ötüşünün sesi, merkep – katır kokusu, onlara çocuk yaşta oldukları günlerin, mesuliyetsiz, dertsiz, mutlu devrini hatırlatıyordu.

Büyükada’nın eski köy hayatını, ben de çocukluğumda bir nebze tattığım için kendimi şanslı addediyorum. Ne yazık ki, kentlerde doğan yeni nesil insanı, gönüllerimizde saklı kalan, nineler dedeler ile tek bir çatı altında büyümenin ve doğa ile iç içe yaşamanın tadını hiçbir zaman bilemeyecek artık.

_______________________________________________________24

Emlak Kulisi.com,
İclal Süzgün

http://www.google.com/url?sa=X&q=http://www.emlakkulisi.com/46870_milli_emlak_istanbul_da_9_arsayi_satisa_cikardi_&ct=ga&cad=:s1:f2:v0:d1:i0:lt:e0:p0:t1284504754:&cd=DEQElWjZMqo&usg=AFQjCNFbd4rvVE6df2ls5rDk9NcrDpxvog

Milli Emlak’tan İstanbul’da satılık 9 arsa!


[…] Kadıköy Emlak Müdürlüğü tarafından Kınalıada ve Üsküdar’da satışa çıkarılan arsa vasıflı gayrimenkullerin alanları 71 metrekare ile 902 metrekare.

Arsaların tahmini bedelleri 325 bin TL ile 326 bin TL, geçici teminatları ise 65 bin TL ile 97 bin 800 TL olarak belirlendi.

İhale 18 Ekim 2010 saat 14.00’de açık teklif usulü ile yapılacak. […]

_______________________________________________________25

İnternetHaber, 19.9.2010
Nazım Alpman

http://www.internethaber.com/istanbul/adalar/ruhban-okulundan-yunan-ezgileri-yukseldi-293594h.htm

Ruhban Okulu’ndan Yunan ezgileri yükseldi

Fener Rum Patriği Bartholomeos, Ruhban Okulu’nda verilen konserin okulun yeniden açılması için öncü olmasını diledi.

Yunan sanatçı Evanthia Reboutsika, Heybeliada Ruhban Okulu’nda konser verdi.

Fener Rum Patrikhanesi’nin düzenlediği konser, Heybeliada Ruhban Okulu’nun bahçesinde gerçekleştirildi. Konserden önce bir konuşma yapan Fener Rum Patriği Bartholomeos, Ruhban Okulu’nun uzun yıllardır kapalı olmasına rağmen, bu akşam kapılarını açıp, hem sanatçı Reboutsika’ya hem de Yunanistan’dan gelenlere ”hoş geldiniz” dediğini söyledi.

Ümidimiz arttı

Ruhban Okulu’nun, 2010 Avrupa Kültür Başkenti çerçevesinde kapılarını açarak, 101 Yunan sanatçının eserlerinden oluşan bir sergiyi ağırladığını belirten Bartholomeos, sergiden sonra müziğin geldiğini ve bu iki sanatın Heybeliada Ruhban Okulu’nda gerçekleştirilmesinin kendilerine ümit verdiğini kaydetti.

Bu konser öncü olsun

Bartholomeos, bu iki sanat etkinliğinin okul için küçük bir açılış olmasını dileyerek, ”Bu açılış için yıllardır çabalıyoruz. Bu konser bizim için mutluluk verici. Umarız burada Hristiyan inancını ve çan sesini bir daha duyacağız. Umarız bu okul, yeni din adamları yetiştirmek için yeniden açılacak. Bu konser, Ruhban Okulu’nun yeniden açılması için öncü olsun, bir mesaj olsun” diye konuştu.

Yunan sanatçı Evanthia Reboutsika da bu tarihi mekanın herkese geçmişi hatırlattığını belirterek, ”Umudumuz, bu geçmişin şimdiki zamana dönmesidir. Buradan bütün evrene kültür ve ahlak yayıldı. Umarım bundan sonra da bu devam eder” dedi.

Sanatçı Reboutsika, konserini sanatçılar Dilek Koç ve Cihan Okan eşliğinde verdi.

Bağış, çiçek gönderdi

Yunanistan’ın İstanbul Başkonsolosu Vasileios Bornovas, Adalar Belediye Başkanı Mustafa Farsakoğlu ve çok sayıda davetlinin izlediği konsere, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış da çiçek gönderdi.

_______________________________________________________26

Hürriyet, 19.9.2010
Haber-Kamera: Cengiz Çoban

http://webtv.hurriyet.com.tr/1/9797/15818391/1/denizin-ortasinda-cayir-cayir-yandi.aspx

Hürriyet Video’larını izlemek için Flash 7 veya daha yüksek eklenti yüklenmeniz gerekmektedir. Yüklemek için tıklayınız!!!

var hm = new FlashObject(“http://webtv.hurriyet.com.tr/adplayer_new.swf”, “Hürriyet_Video”, “580”, “370”, “1”);hm.addParam(‘wmode’,’transparent’);hm.addVariable(‘FlashVars’, “&videoid=9797&vimage=http://webvideohaber.hurriyet.com.tr/Haber/tekne_19092010_0346_flv.jpg”);hm.write(“videoHolder”);

Kınalıada açıklarında içinde bir kişi bulunan teknede yangın çıktı. Teknede kişi, sahil güvenlik ekipleri tarafından kurtarılırken alev alev yanan balıkçı teknesi, kıyı emniyetine bağlı gemi tarafından su sıkılarak söndürüldü. Kınalıada açıklarında bir teknenin yandığı ihbarı üzerine olay yerine kısa süre içinde kıyı emniyeti ve sahil güvenliğe bağlı ekipler geldi.Sahil güvenlik ekipleri teknede bulunan Barbaros Taneri’yi kurtarırıken ,olay yerine gelen söndürme gemisi,yangına su sıkarak müdahale etti.Yaklaşık yarım saat süren müdahalenin sonrasında yangın tamamen söndürüldü. Yangını elektrik kontağı nedeniyle çıktığı öğrenildi.

_______________________________________________________27

Akşam, 19.9.2010

http://www.aksam.com.tr/2010/09/19/haber/magazin/5389/_deli_saraylilar__toplu_gosterimde.html

‘Deli Saraylılar’ toplu gösterimde

SHOW TV’nin iddialı tarihi-komedi dizisi Deli Saraylı, ilk bölümüyle büyük beğeni topladı. Dizinin ilk bölümünü başrol oyuncuları Perran Kutman, Çetin Tekindor, Cüneyt Türel, Melis Birkan, Kenan Ece ve Özge Özpirinççi hep birlikte Büyükada’da izledi.


Senaryosunu Gani Müjde’nin yazdığı diziyle 4 yıl aradan sonra ekrana dönen Perran Kutman, Deli Saraylı’da Mısır’dan gelen ve Osmanlı soylusu numarası yapan hemşire Perizat’ı canlandrııyor. Kutman, ‘Beni Gani Müjde ikna etti. Daha en başından çok keyifli bir iş olacağına inandım. Şimdiye kadar oynamadığım bir rolü oynamak istiyordum ve çok da memnunum. Çok güzel bir ekip çalışması oldu. Farklı kuşaklardan yetenekli oyuncular bir arada. Umarım seyirciler de beğenecektir’ diye konuştu. Deli Saraylı’da, 1. Dünya Savaşı’nda müttefikler tarafından işgal edilen Osmanlı’nın başkentinde, yabancı cemiyet hayatına girerek Anadolu’ya bilgi akışı sağlamak üzere bir araya gelen bir ekibin komik öyküsü anlatılıyor.

_______________________________________________________28

Gazete HaberTürk, 20.9.2010
Düzgün Karadaş

http://www.haberturk.com/kultur-sanat/haber/553171-gunaydan-muze-olsun-talimati

Günay’dan ‘müze olsun’ talimatı

Troçki’nin sürgün hayatı yaşadığı ev, bakanlığı harekete geçirdi


Kızıl Ordu’nun kurucusu ve Marksist teorisyen Leon Troçki’nin 1929– 1933 yılları arasında sürgün hayatı yaşadığı İstanbul Büyükada’daki evinin satışa çıkarılması Kültür ve Turizm Bakanlığı’nı harekete geçirdi. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, evin müzeye dönüştürülmesi için çalışma yapılması talimatını verdi. HABERTÜRK’e konuşan Bakan Günay, “İnceleme yapmalarını, evin mülkiyet durumunu, yasanın özelliklerini çıkarmalarını ve imkân varsa müze yapılmasının değerlendirilmesi gerektiği konusunda arkadaşlarıma talimat verdim” dedi.

‘ELBETTE FAYDASI OLUR’
Troçki’nin evinin müzeye dönüştürülmesinin Türkiye’ye ciddi katkılar yapacağına ilişkin önerilere katıldığını belirten Bakan Günay, “Troçki’nin kaldığı evin müze olmasının elbette bize faydası olur. Biz, ‘benim benimsediğim bir siyasi çizgi olmazsa, bize faydası olmaz’ yaklaşımı içerisinde değiliz. Troçki, dünyanın tanıdığı bir isim. Onun, gelip birkaç yıl yaşadığı bir evin, İstanbul’un kültür hazinesi içerisine girmesi elbette bize fayda sağlar,” diye konuştu.

‘DEMOKRATİK SOSYALİST’
“Yıllarca solda politika yapmış bir insan olarak Troçki’nin fikirlerine yaklaşımınız nedir?” sorusuna ise Bakan Günay, şu yanıtı verdi: “Ben her zaman demokrasiye inandım. Troçkist veya Leninist olmadım hiçbir zaman. Yaşamım boyunca, 20 yaşında öğrenciyken bile ‘demokratik sosyalizm’ çizgisi dışındaki, demokrasi dışındaki hiçbir yola, yönteme, çizgiye itibar ve intibak etmedim. Çünkü hep halka inandım” dedi.

ORTAYLI: CİDDİ TURİZM GELİRİ GETİRİR
Troçki’nin evinin müzeye dönüştürülmesine destek verenlerin başında ünlü tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı geliyor. Ortaylı, Troçki’nin Büyükada’da yaşadığı evin müze yapılması halinde, hem Bolşevizm’i daha iyi tanımamızın sağlanacağını, hem de ciddi turizm geliri getireceğini söylemişti.

5 MİLYON EURO İSTENİYOR
Troçki’nin 12 Şubat 1929 – 17 Temmuz 1933 tarihleri arasında 4.5 yıl yaşadığı Büyükada’daki Arap İzzet Paşa Köşkü olarak da anılan ev, 2002 yılında 2.5 milyon dolara el değiştirmişti. Yeni sahipleri de aradan geçen 8 yılın ardından evi satışa çıkardı. Eve, 5 milyon Euro, yani yaklaşık 10 milyon TL bedel biçiliyor.

_______________________________________________________29

From: TALİN ETYEMEZ
Subject: 300 günübirlikçi
Date: September 14, 2010 10:13:25 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

“300 günübirlikçi” müthiş bir film!

Sevgilerle,

300 Günübirlikçi from Bilinmiyor.net ! Vimeo Page on Vimeo.

_______________________________________________________30

From: OYA İSLİMYELİ
Subject: Kınalıada’da Hrant Dink Parkı
Date: September 11, 2010 2:02:03 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Hrant Dink’in evinin olduğu Kınalıada’daki çocuk parkına ‘‘Gazeteci Hrant Dink Çocuk Parkı’’ adı verildi.

Park, Dink’in eşi Rakel Dink’in de katılımıyla 11 Eylül 2010 Cumartesi saat 13:00’te açılıyor.

Belediye Başkanı Mustafa Farsakoğlu Belediye meclisine önerge vererek, kendisi de bir Kınalıada sakini olan Dink’in adının bir sokağa ya da mahalleye verilmesi fikrini üyelere açtı. Tüm isim değişikliklerinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) onayından geçmesi gerektiğinden Dink’in adının isimsiz bir bölgeye verilmesi kararlaştırıldı. Bunun üzerine Adada Balıkçılar Kooperatifi’nin karşısındaki çocuk parkı gündeme geldi.

Belediye meclisi, öneriyi karara bağladı ve parka, ”Gazeteci Hrant Dink Çocuk Parkı” adını verdi.

Başkan Mustafa Farsakoğlu, Dink adının Adalı çocuklara ışık tutacağını belirtirken sözlerine şöyle devam etti:
“Dink, benim eskiden Adalar’da kaymakamlık yaparken tanıdığım değerli bir gazeteci ve iyi bir yurtseverdi. Onun üzüntü verici olay sonucu hayatını kaybetmesi, Adalar’da derin bir travmaya neden oldu. Onun gibi değerli insanların isimlerinin Adalar’da yaşatılması gerektiğini düşünüyoruz. Dink çocukları severdi. İnsan sevgisiyle doluydu. Adını orada gördükleri vakit çocuklar da mutlu olacaklar. Hiç değilse onlara ışık tutacaktır.”

Böylece Hrant Dink’in adı, ilk kez bir belediye tarafından bir yere verilmiş oldu.

Adalar Belediyesi Kültür-Sanat Koordinatörü
Oya İslimyeli

* * *

From: OYA İSLİMYELİ
Subject: Adalar Belediyesi Hrant Dink Çocuk Parkı Açılışından Görüntüler
Date: September 13, 2010 1:31:50 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Hrant Dink, çocuklarla buluştu

ADALAR Belediyesi, Kınalıadalı olan ve bir suikast sonucu öldürülen gazeteci Hrant Dink anısına, bir çocuk parkı açtı. Gazeteci Hrant Dink Çocuk Parkı açılışı için düzenlenen törende konuşan Adalar Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu; “Dink, benim eskiden Adalar’da kaymakamlık yaparken tanıdığım değerli bir gazeteci ve iyi bir yurtseverdi. Onun üzüntü verici olay sonucu hayatını kaybetmesi, Adalar’da derin bir travmaya neden oldu. Onun gibi değerli insanların isimlerinin Adalar’da yaşatılması gerektiğini düşünüyoruz. Dink çocukları severdi. İnsan sevgisiyle doluydu. Adını orada gördükleri vakit çocuklar da mutlu olacaklar. Hiç değilse onlara ışık tutacaktır.” dedi.


Başkan Farsakoğlu “bugün bir dostumuzu bir Adalı’yı burada anıyor ve onu ölümsüzleştiriyoruz. Adalar’da farklı inanç, kültür ve etnik kökenlere sahip yurttaşlarımız bunu bir zenginlik olarak görerek bir arada yaşıyorlar. Hrant’da bu zenginliklerimizden biriydi ancak bu gün aramızda yok onu geleceğe çocuklarımızla gençlerimizle birlikte yaşatacağız dedi.

Kendisi de bir Kınalıada sakini olan Dink’in adının bir sokağa ya da mahalleye verilmesi fikri, Adalar’ın CHP’li Belediye Başkanı Mustafa Farsakoğlu’ndan çıktı. Çocukları çok seven Hrant Dink’in adı belediye meclisinin oybirliği ile aldığı kararın ardından Kınalıada’daki parka verildi.

Açılışa öldürülen gazeteci Hrant Dink’in eşi Rakel Dink, CHP İstanbul Millet Vekili Ali Topuz, Adalar Belediye Meclis Üyeleri, gazeteci ve yazar dostlarıyla kalabalık bir topluluk katıldı.


Açılışta konuşan Adalar Belediyesi Meclis Üyesi Raffi Hermon Araks “Hrant çocukları çok severdi bir ada aşığıydı. Yaşamında hep kitaplarda yazan Ali topu tut Ahmet Topu Aliye at, yerine neden Agop neden Yarvant yazmıyor diye sorgulardı.
Daha sonra konuşan Şair yazar Ataol Behramoğlu’da Dink’in katledilmesinin arkasındaki gerçeklerin ortaya çıkarılmadığını belirterek “ İktidar uydurma çeteler yaratıp Atatürkçü insanları hapse atacağına Hrant öldüren gerçek çeteyi bulsa daha yararlı bir iş yapmış olur dedi.


Hrant’ın eşi Rakel Dink yaptığı konuşmada “Doğup büyüdüğü yaşamına son verildiği bir ülkede ilk kez yaşadığı, girdiği sokakların arasındaki bir parka adının verilmesinden büyük bir mutluluk duyuyorum” dedi. Rakel Dink yaptığı duygu dolu konuşmada gözyaşlarını tutamadı.



_______________________________________________________31

İstanbul BİA Haber Merkezi, 11.9.2010
Berivan Tapan

http://www.bianet.org/bianet/azinliklar/124721-kinaliada-sahilinde-artik-hrant-dink-cocuk-parki-var

Kınalıada Sahilinde Artık “Hrant Dink Çocuk Parkı” Var

Hrant Dink’in “yazları sandalında balık tuttuğu” Kınalıada’da, adının verildiği çocuk parkının açılışında Rakel Dink “Bu tabelayı her görenin ister çocuk, ister yetişkin olsun ona yapılan hakaretleri, iftiraları, çektirilen acıları hatırlamasını isterim” dedi.

Öldürülen Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in adı “doğduğu, büyüdüğü, yazları sandalında balık tuttuğu” Kınalıada’da, sahildeki çocuk parkına verildi.


Park açılışında konuşan Dink’in eşi Rakel Dink, “Bu tabelayı her görenin ister çocuk, ister yetişkin olsun ona yapılan hakaretleri, iftiraları, çektirilen acıları hatırlamasını isterim” dedi.

Resmi adı “Adalar Belediyesi Gazeteci Hrant Dink Parkı” olan parkın açılışına, Rakel Dink’in yanı sıra, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekili Ali Topuz, Hatice Farsakoğlu, Başkan danışmanı Agop Sarıyan, Eşber Yağmurdereli, İpek Çalışlar, Oral Çalışlar, Nadire Mater, Tayfun Mater, Bülent Aydın, Feride Akovalı Aydın, Sezer Duru, Ayda Özlü Çevik, Levent Çevik, Yahya Akyel, Sue Marsh Akyel, Yıldız Önen, Gülten Kaya, Maral Jefroudi, Garo Paylan, Adnan Genç, Ferdan Ergut, Serap Güre, Nayat Karaköse, Serpil Çelik gibi siyasetçi, gazeteci ve aktivistler katıldı.

Rafi Hermon Atraks açılışta Hrant’ın “Yahu ders ve çocuk kitaplarında, ‘Ali, topu Ahmet’e at’ deniyor. Ama bir türlü ‘topu Garo’ya at, Agop’a at” demedik” sözlerini hatırlattı.


“Şimdi hep beraber, topu Agop’tan aldık, Ali’ye atıyoruz. Topu adalardan aldık Hrant’a atıyoruz ama maalesef kendi yokluğunda….”

Dink’in yakın dostu ve çalışma arkadaşı yayıncı Ragıp Zarakolu da “Keşke ismi verilmeseydi, keşke anıtı dikilmeseydi de Hrant aramızda olsaydı” diye konuştu.

“Onu hep Kınalıada’da sandalında balık tutan haliyle hatırlamak istiyorum. Onca belge ortaya çıkmasına rağmen hala Hrant’ı elimizden alanlara yönelik sözde yargı ilerleme sağlayamıyor. Böyle oldukça biz Hrant’ı kaldıramayız. Kavgamız devam edecek.”

Şair Ataol Behramoğlu da iktidarın Dink davasında aciz davrandığını söyledi.

“Uydurma çeteleri yaratarak Dink Davası’nda Türkiye bayrağı önünde, sanki o bayrak Hrant’ın da değilmiş gibi, onu kirleterek, fotoğraf çektiren katilleri yargılamaktan aciz bir iktidardır. Burada çocuklar oyun oynarken merak edecekler ve çok utanç verici bir olayı öğrenecekler, bunu da ileri kuşaklara taşıyacaklar.”

Park fikrinin mimarı CHP’li Adalar Belediye Başkanı Mustafa Farsakoğlu da, “bu acı olayı anmamızın ötesinde,bir dostumuzu, bir ada sevdalısını, yürekli ve herkesin gönlünde taht kurmuş bir insanı anıyoruz, “dedi.

“Unutmamamız için, yeni kuşağın onun ismini, neler yapmak istediğini öğrenerek, geleceğe taşımaları için bu parka onun adını verdik.”

Rakel Dink ise parkın açılışının kendisine neler hissettirdiğini anlattı:

“Eşimin doğduğu ve büyüdüğü ülkede ilk defa, küçük de olsa, çocukların parkı olması çok zarif bir düşünce… Bu tabelayı her görenin onun sevdiklerinden ayrılmasını hatırlamalarını isterim. Irkçılığın ve ayrımcılığın onu öldürmelerini unutmamalarını isterim. Çünkü o zaman ‘o duygulardan’ nefret edecekler.”

Gözyaşları içinde dinlenen konuşmaların ardından Dink ve Farsakoğlu alkışlar eşliğinde parkın açılışını gerçekleştirirken katılımcılar, “Hrant İçin Adalet İçin” sloganı attı. (BT)

_______________________________________________________32

Haber Türk, 11.9.2010
Ece Temelkuran

http://www.haberturk.com/yazarlar/550732-selamet-der-kenarest

[…] DİL TEDAVİSİ
Süreç boyunca yaşanan diğer bir saçmalık, rahibe, soy sop tartışması ekseninde iliklere sinmiş ayrımcılığın ortalıklara serilmesiydi. Orada da çok kalp kırıldı. Alevilerden Ermenilere, rahibelerden bilmem artık kimlere kadar birçok kesim aşağılandı. Oralarda da bozuldu ayarımız. Tıpkı Kürt meselesinde olduğu gibi oralarda da ciddi tamirat gerekecek. Kınalıada Belediyesi’ndeki AKP’li ve CHP’lilerin beraber “Hrant Dink Çocuk Parkı” kurması (En içten sevgilerimi yolluyorum onlara) örneğindeki gibi beraber tedavi etmemiz gereken bir dil, bir zihniyet var ortada. […]

_______________________________________________________33

İnternetHaber, 13.9.2010
Nazım Alpman

http://www.internethaber.com/istanbul/kartal/kartallilar-denizin-tadini-cikardilar-291913h.htm

Kartallılar denizin tadını çıkardılar

Kartal Belediyesi’nin Büyükada Sosyal tesisindeki plaj ve mesire alanları Ramazan Bayramı boyunca vatandaşlara ücretsiz hizmet verdi.


Tamamı orman içerisinde ve denize sıfır olan tesiste misafirler, hem yemyeşil doğanın hem de masmavi denizin tadını çıkarttılar.

Havaların iyi olmasını fırsat bilen Kartallılar, Bayram boyunca Kartal Belediyesinin Büyükada Sosyal Tesisine gelerek gönüllerince eğlendi. Kartal Belediyesi tarafından, Kartal İskelesinden özel olarak kaldırılan deniz motorları ile tesise ulaşan tatilciler, bayramı kendi tesislerinde eğlenerek geçirmenin fırsatını yakaladılar. Orman içi mesire alanlarında bulunan masalarda pikniklerini yapan ziyaretçiler, tesiste bulunan kafeteryanın imkanlarından da yaralanarak, ihtiyaçlarını giderdiler.

Tesisin iki tarafında bulunan ve büyük bir alana hakim olan plajlarda denize girerek yüzme fırsatı bulan misafirler, yeni düzenlemeyle onlarca kişinin aynı anda güneşlenmesini sağlayacak alanlarda şezlongların üzerinde güneşlendi. Yeni ve modern soyunma kabinlerinde üstlerini değiştiren ziyaretçiler, kendileri için hazırlanmış duş kabin alanlarında duş alarak ferahladılar.

Muhteşem İstanbul manzarası eşliğinde doğayla baş başa rahat, huzurlu ve güvenli bir ortamda tatillerini geçiren ziyaretçiler gönüllerince eğlendikten sonra evlerine döndü.

_______________________________________________________34

ADALAR BELEDİYESİ’nden NE HABER?

http://www.adalar.bel.tr/images/duyuru/bordur.pdf

YOL HARCAMA KATILIM PAYI
HAKKINDA AÇIKLAMA

Değerli Hemşehrilerimiz,
Bildiğiniz üzere, önceki Belediye yönetimi tarafından Kınalıada ve Burgazadası’nda 2007 yılında ihale edilen bordür ve kaldırım yapım işi 2008 yılında tamamlanmış, Büyükada Maden Mahallesi’nde 2008 yılında ihale edilen çalışmalar ise 02 Nisan 2009 tarihinde tamamlanmıştır.

* * *

http://www.adalar.bel.tr/haberler/hbr107.asp

ADA KIYILARI TEMİZLENİYOR…


Adalar Belediyesi kıyı ve çevre temizliği için aldığı dört tekneyle denizde temizlik çalışması başlattı. Belediye Başkan Dr. Mustafa Farsakoğlu Adalarda sahillerin temiz olduğunu belirterek; “Ancak deniz akıntılarıyla gelen atıklar ile bilinçsizce kıyılarımızdan atılan çöpler, görüntü ve çevre kirliliğine yol açmaktadır. Temiz bir deniz ve çevre için yerel yönetim olarak olanaklarımızı seferber ettik” dedi.

Belediyeye ait dört tekneyle başta Büyükada olmak üzere, Heybeli, Burgaz,Kaşık, Sedef ve Kınalıada kıyılarında deniz temizleme çalışmalarının sürdürüldüğü belirtildi.Teknelerin deniz yüzeyine çıkan pet şişeler, yosunlar ve diğer atıkları toplayarak karaya çıkarttıkları kaydedildi

* * *

http://www.adalar.bel.tr/haberler/hbr108.asp

HEYBELİADA SAĞLIK MERKEZİ 3 AYDA 3 BİN 300 HASTAYA BAKTI


Ocak ayında Adalar Belediyesi ve Maltepe Üniversitesi işbirliğiyle temeli atılan Heybeliada Sağlık Merkezi açıldığı 6 Haziran gününden beri üç ayda 3 bin 300 hastaya bakarak adanın sağlık sorununa çözüm getirdi.


1 Ekim 2005 tarihinde kapatılan ve aynı zamanda Türkiye’nin ilk sanatoryumu Heybeliada Sanatoryumu’nun ardından kendi haline terk edilen Heybeliadalılar, temel sağlık ihtiyaçlarını bile karşılayamıyordu. Göreve geldiği günden beri Adalıların ana sorunlarına çözüm bulan Adalar Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu yaptığı açıklamada 24 saat sağlık hizmeti veren merkezinin sosyal güvencesi olan herkesin ücretsiz olarak yararlandığını söyledi.

Acil müdahalelerin yapıldığı sağlık merkezinde durumu ağır olan hastalar Adalar Belediyesi’nin tekneleriyle 7 dakikada Maltepe’ye taşınıp ambulansla ilgili hastaneye götürülüyor. Ayrıca Salı ve Perşembe günleri Maltepe Üniversitesi’nden branş uzmanı doktorlar gelerek Adalılara hizmet veriyor.

_______________________________________________________35

From: OYA İSLİMYELİ
Subject: Adalarda Eski Bayramlar, Panayırlar ve Yeme İçme Kültürü (Söyleşi)
Date: September 15, 2010 4:47:13 PM GMT+03:00

İstanbul’un Prens Adaları’nda zaman, yazları panayırlar, kışları ise bayramlarla dolu dolu geçerdi.
Bu kutlamalar için hangi hazırlıklar yapılır, sofralar hangi yemeklerle donanırdı, gelin birlikte hatırlayalım. Geçmişten gelen kokuların burunlarımızda, tatların damaklarında dolanacağı bir sohbete birlikte dalalım.

Konuşmacı: Sula Bozis
Tarih: 17-Eylül-2010-Cuma
Saat: 17.00
Yer: Prinkipo Meyhanesi
Adres: Büyükada Kumsal Caddesi
(Kumsal Parkı No:80)

Bu anlamlı ve keyifli sohbette sizleri de aramızda görmekten onur duyacağız.

Adalar Müzesi Adalar Belediyesi
Museum of the Princes’ Islands

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: