Gönderen: adalarpostasi | 16 Ağustos 2010

ADALAR POSTASI-2483: duyanlar duymayanlara duyursun!…

Büyükada, 1938.

* * *

ADALAR’da TARİHTE O GÜN:

2 Haziran 1903 Salı günlü Büyükada’da Fişenkhane Caddesi’nde mutasarrıf olduğu arsa üzerine hane inşa eden Tabib Hıteryan’ın [Hıntıryan] talebi üzerine inşaat bitip oturulacak hale gelinceye kadar vergi alınmamasına dair Şura-yı Devlet kararının Şehremaneti’ne bildirildiğine dair…

* * *

ADALAR’da BİR GÜN:

Fotğraf: Ugo Antonio Corintio, Büyükada’da gün doğuşu, Ağustos 2010,

* * *

ADALAR’da HAVA DURUMU:

16 Ağustos 2010 Pazartesi
Büyükada’da HAVA DURUMU*
Az bulutlu
24/34ºC
% 66-96 nem
Poyraz, KD 22km/sa
Gündoğuşu 06:14… Günbatışı 20:01…

* http://www.dmi.gov.tr/tahmin/il-ve-ilceler.aspx?m=BUYUKADA uyarınca

* * *

Cicely Mary Barker, The Rogwort Fairy.

* * *

1- Yüksel Özcan: “Gereği düşünüldü… Sanıkların üzerine atılı ormanlık alanda ateş yakmak suçundan eylemlerine uyan 6831 sayılı yasanın 76/b maddesince, aynı yasanın 110/2 maddesi gereğince suçun işleniş şekli, faillerin güttüğü amaç ve saik dikkate alınarak takdiren 1 yıl hapis ve 5 gün adli para cezasıyla ayrı ayrı cezalandırılmasına… Peki yangın kararlarını uygulamayanlar hakkında hangi yaptırım veriliyor. Duyan var mı? Duyanlar Duymayanlara Duyursunlar!!!!”

2- İstanbul Heybeliada’da ormanlık alanda yangın çıktı!…

3-Ugo Antonio Corintio: “Bir zamanlar Turing İskele Cafe vardı…”

4- Baki Nedim Baltacı: “Kurulmakta olan Adalar Müzesi’nin resim sergisinde yöneticilerin önemli bulduğu 10 adet biyografinin içinde Lefter’in de yer aldığı görülmektedir. Fakat Lefter’in biyografisini anlatan panoda sırtında Tarsus İdmanyurdu formasıyla çekilmiş bir fotoğrafı yer almaktadır. Lefter’in, bu işin uzmanlarının değerlendirmesi alınmadan binlerce resim içerisinde Lefter’i düşük yoğunlukta bir özneyle tanıtma çabası, hatanın, ayıbın ötesinde müze projesini yönetenlerin de sorgulanmasını beraberinde getirmektedir…”

5- Bülent Ovacık: “İşte o çocukların, yetimhanenin depolarında kalan eşyalarıyla, Aya Nikola Manastırı’nın idari işlerinden sorumlu Timelon Katerinoğlu, küçük bir müze açtı…”

6- İlber Ortaylı: “Troçki’nin Büyükada’daki köşkü müzeye dönüştürülmeli…”

7- Tülay Şubatlı: “Troçki’nin evi müze mi olacak, satılacak mı?…”

8- Adalar Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü hizmet alım işi ihale komisyon kararı…

9- Balçiçek Pamir‘in Büyükada notları…

10- Zuhal Aytolun: “Bercuhi Berberyan, yeni kitabı ‘Burgazada Sevgilim’le anılar ve fotoğraflarla Burgazada’yı anlatıyor. Aslında amacı dünden bugüne değişimi yansıtabilmek. Mutlulukları da var kırgınlıkları da. Hoşgörünün, anlayışın, dostluğun ve doğanın şekil değiştirmesine üzülüyor. Karşı duruşunu da yazarak yapabildiğini söylüyor. Dileği Burgazada’ya gömülebilmek, ‘Ama orada Ermeni mezarlığı yok,’ diyor.”

11- Selçuk Aral: “Üzüm Bayramı ve Mihalis…”

12- Fazıl Say: “Mesela Türkiye’de en önce televizyon arabesktir. Bütün gün yılışıklık seyrediyorsunuz, akşam haberler başlıyor: 35 şehit, 27 tutukIama, 62 cinayet, 78 kişi trafik kazasında öldü. 20 milyon insan işsiz, 10 milyon insan açlık sınırında, İsrail’le savaş durumu, Ermenistan’la savaş durumu. ‘Türkiye çözüldü, Türkiye tükendi, tuttuğunuz takım ön elemede elendi’ haberIeri. Sonra haberIer bitiyor ve yılışık programlar devam ediyor. Hiçbir şey olmamış gibi, seyrettiğiniz haberler anIamsızmış gibi… Göbek atanIar, kirli söylenen şarkılar, düzeysiz konuşmalar, saçma sapan espriler, bir cehalet okyanusu…”

)O(

_______________________________________________________1

From: YÜKSEL ÖZCAN
Subject: Ada Gazete Ekoloji Sayfası Yazıtı
Date: August 16, 2010 12:30:43 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

DUYANLAR DUYMAYANLARA DUYURSUN!!!!!!!!

17.05.2010 tarihinde Ormanlarımızın ve Kültürel Varlıklarımızın sabotajlara ve yangınlara karşı korunması amacıyla yapılan toplantıda bazı kararlar alındı. Toplantıya tüm birim amirleri ve temsilcileri katıldı. Bütün birimler tarafından düşünce ve öneriler yanı sıra yapılanlar ve yapılması gerekenler de açıkça dile getirildi. Bir öneri ve karar oldukça dikkat çekiciydi.

Orman İdaresi temsilcisi, önceki dönemlerde olduğu gibi Adalar Belediye Başkanlığı vapur ve motor iskelelerinde (İDO-Mavimarmara ve Prenstur), ‘Adalar Ormanları’nda Mesire Alanları dışında piknik ve mangal yakmanın yasak olduğuna’ dair uyarıcı anonsların yapılması gerektiğini fakat son yıllarda bu konuya gereken hassasiyetin ilgili kurumlarca gösterilmediğini, vapur ve motor saatlerinde anonsların hiç yapılmadığını belirtti.

Belediye temsilcisi, Adalı vatandaşlarca mangal yapan piknikçilerin uyarılması gerektiği, özellikle bu sorumluluğun herkesçe yerine getirilmesi gerektiği, Belediyemizce yapılan anonslarda gürültü kirliliği konusunda yerel halktan çok sayıda şikâyet aldıklarını, bu yüzden sıklıkla uyarıcı anonsların yapılamadığını dile getirerek, anonsların ormanlık alanlara yakın hem mobil hem de sabit olarak uygulanması gerektiğini,” belirtti.

Karar: 01.06.2010 tarihinden itibaren Adalar’a gelen tüm vapur ve tekne saatlerinde orman yangınlarının önlenmesi için mesire yerleri dışında mangal ve piknik yapmanın yasak olduğuna dair uyarıcı anonsların yapılmasına karar verildi.

Kaymakamlık makamı bu kararı tüm ilgili kurumlara 2 defa tebliğ ederek hoparlörden anons yapılması emrini yinelemiştir. Ancak…

— Sayın Adalılar!!! Büyükada Atatürk meydanında Yarın Saat yirmi birde plastik sanatlar ve müzik festivali başlayacaktır. Festivale tüm adalılar davetlidir. Duyurulur. Adalar Belediyesi.

— Bu akşam başlayacak olan plastik sanatlar ve müzik festivaline katılacak olan çocukların malzemeleriyle birlikte, bu sabah Atatürk meydanında hazır bulunmaları rica olunur. Duyurulur. Adalar Belediyesi.

— Büyükada Çınar Meydanı’nda 31 Temmuz 2010 tarihinde Acayip Müze’nin açılış şenliği yapılacaktır. Tüm vatandaşlar bu şenliğe davetlidir. Duyurulur. Adalar Belediyesi.

— Maltepe Belediyesi Senfoni Orkestrası’nın Halk Konseri’ne tüm Adalılar davetlidir. Saat 20:30.

— Burgazada sakinlerinden bilmem neci Z’nin babası M’nin dayısı A.B.C vefat etmiştir. Cenazesi yarın Teşvikiye Camii’nden kaldırılarak Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilecektir. Duyurulur. Adalar Belediyesi.

— Esnaf ve sanatkârlar… Emlak vergileri. Çevre temizlik vergisi… Birinci taksidi belediye veznemizden Cumartesi-Pazar günleri alınmaktadır. Duyurulur. Adalar Belediyesi.

— Acayip Sanatlar Sergisi ve müzik konseri festivali Atatürk Meydanı’nda yapılacaktır. Tüm Adalılar davetlidir. Duyurulur. Adalar Belediyesi.

— Recep Koç Caddesi, falan caddesi filan sokakta bisiklete binmek yasaktır. Uymayanlar cezalandırılır. Duyurulur. Adalar belediyesi.

Tüm DUYURULAR defalarca yapılır. Duyurulur. Adalar Belediyesi.

TÜM ADA HALKI VE ZİYARETÇİLERİN DİKKATİNE!
SICAK VE KURAK YAZ MEVSİMİ NEDENİYLE; 1 AĞUSTOS-30 KASIM 2010 TARİHLERİ ARASINDA; KINALIADA, BURGAZADA, HEYBELİADA VE BÜYÜKADA’DAKİ MESİRE YERLERİ DIŞINDA KALAN ORMANLIK ALANLARDA ATEŞ VE MANGAL YAKMAK, PİKNİK YAPMAK TEHLİKELİ VE YASAKTIR. YASAKLARA UYMAYANLAR HAKKINDA YASAL İŞLEM YAPILMAKTADIR. UYMAYANLARI UYARALIM. ORMANLARIMIZ YANMASIN. Duyurulmaz. Adalar Belediyesi.

Duyanlar duymayanlara duyursunlar diye bu satırları yazmak zorunda kaldım. Çünkü haftaiçi bir gece Heybeliada Aşıklar Yolu ile Bayraktepe arasında 21:20’de çıkan orman yangını rüzgârın durması ve Adalı gençler ile müdahale ekiplerimizin gayretleri neticesinde fazla büyümeden söndürüldü. Yaklaşık bin metre kare fundalık yandı. Kızılçamlarda hasar yok. 6 araç 60 kişi çalıştı yangını söndürmek için.

Pazar günü yani 15 Ağustos 2010 saat 16:10’da Adakule’den gelen anons yine Heybeliada ama bu sefer tam Ruhban Okulu bitişiğini ihbar ediyordu. Alevler poyrazın etkisiyle hızla yükselmeye başladı. Heybeliada’daki arazöz ekibimiz ve itfaiye ekibi derhal olay yerine yönlendirildi. 16:15’te olay yerine varıp müdahale etmeye başladılar. Ben de olay yerine gitmek için balıkçı barınağına vardım bir elimde telsiz, bir elimde telefon havadan müdahalenin yapılması için gerekli görüşmeleri yaptım. Uçakları ve helikopterleri havalandırdım… Barınağa vardığımda iskeleye bağlı iki tekne hem de sürat teknesi vardı. Oradaki görevli olanlara yangına ulaşmam için tekneye ihtiyacım olduğunu söyledim. Hepsi de “sahipleri burada yok,” dedi. Telefonla ulaşıp izin almalarını söyledim ama nafile çünkü sahipleri iskele kafesinde oturup dinlenmekteydi. Diğer tekne ise hızla uzaklaştı. Ne numarası var bu teknelerin ne de kime ait olduklarına ait bir ibare. Ne yapalım biz de polis teknesini yakaladık son anda ve olay yerine vardık.

Bu arada hava güçleri 10 dakikada gelip 16:25’te uçaklar sorti yapmaya başladı. 3 sorti yaptılar ve yangın Ruhban Okulu’na ulaşmadan 16:30’da kontrol altına alındı. Helikopter de soğutma çalışması yaptı ve yer ekipleri de etrafını çevirip yangını 16.:45’te tamamen söndürdü. Yangın Papaz Okulu’nun duvarına 20 metre mesafede kaldı. Toplam 300 metre kare maki florası yani funda yandı. Kızılçamlarda çok az hasar var.

Peki Orman idaresi bu denli ciddi önlemler almasaydı ve müdahalede geç kalsaydı. Uçakların ve helikopterlerin havalanması gecikseydi. O zaman manşetleri tahmin bile edemezdiniz. Nele neler yazılırdı.

Tüm emeği geçen ve ilgi duyup yangın alanına gelen Adalı gençler ve gerçek Adalılara Orman İdaresi adına teşekkür ediyorum. Ancak tüm Adalılar da İtfaiye ve Orman İdaresi’nin hava gücü ve arazözlerinde çalışan Orman Muhafaza memurlarına teşekkür borçlu. 2003 ve öncesi ile sonrası Orman İdaresi’ndeki yapılanma ve yangın harekâtı konusunda çok mesafeler katettiği için.

Yine geçen sene bir gece aldığımız bir ihbarı değerlendirmek için olay yerine gittiğimizde saat 23 civarında İsatepe’de gecelemek için ateş yakmış üç üniversiteli genci bulduk. Gençler üzerini dallarla kapatıp bize ateş mateş yakmadıklarını söyleseler de inandıramadılar ve dalları kaldırdığımızda kor halinde bomba gibi ateşle karşılaştık. Eğer inanıp bıraksaydık veya gençleri uzaklaştırsaydık, yarım saat sonra İsatepe’den yükselen alevler yerleşim yerine de yayılıp felaket olacaktı. Bu durumları 3 yıldan bu yana yasal işlemle sonuçlandıran iİdaremiz, bu olaya da yasal işlem yaptı. İşte o işlemin sonucu.

GEREKÇELİ KARAR
TÜRK MİLLETİ ADINA

HAKİM…..
KATİP……
DAVACI…..
MÜŞTEKİ: Adalar İşletme Şefliği
SANIK: Badem İnce, a ve b oğlu 1988 Ada doğumlu değil.
SANIK: Kiraz Kara, c ve d oğlu 1990 Ada doğumlu değil.
SANIK: Elma Kahve, e ve f oğlu 1991 Ada doğumlu değil.
SUÇ : Ormanlık Alanda taksirle yangına neden olma
SUÇ TARİHİ; SAATİ: …
SUÇ YERİ: Büyükada..
KARAR TARİHİ: …….

“Yukarıda açık kimliği yazılılar hakkında mahkemede yapılan duruşma sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
“6831 sayılı kanunun 76/b,110/b ve TCK’nun 53/1 gereğince yargılanmaları talebiyle dava açılmıştır. Sanıkların üzerine atılı ormanlık alanda ateş yakmak suçundan eylemlerine uyan 6831 sayılı yasanın 76/b maddesince, aynı yasanın 110/2 maddesi gereğince suçun işleniş şekli, faillerin güttüğü amaç ve saik dikkate alınarak takdiren 1 YIL HAPİS ve 5 GÜN ADLİ PARA CEZASIYLA AYRI AYRI CEZALANDIRILMALARINA…”

Peki yangın kararlarını uygulamayanlar hakkında hangi yaptırım veriliyor. Duyan var mı?

Duyanlar Duymayanlara Duyursunlar!!!!

_______________________________________________________2

Radikal, 15.8.2010 17:18

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=1013780&Date=16.08.2010&CategoryID=77

Ciğerlerimiz yandı!

İstanbul Heybeliada’da ormanlık alanda yangın çıktı. İtfaiye ekipleri bu yangına müdahale ederken, kötü haber Antalya’dan geldi.


İSTANBUL – Heybeliada Ruhban Okulu’nun alt kısmındaki ormanlık alanda henüz belirlenemeyen nedenle yangın başladı. Yaklaşık 500 metrekare alanda etkili olan yangına itfaiye ekipleri, İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü’nün yangın söndürme uçağıyla müdahale etti.

Yangının büyümeden kontrol altına alındığı, söndürme ve soğutma çalışmalarının sürdürüldüğü bildirildi.

[…]

_______________________________________________________3

From: UGO ANTONİO CORİNTİO
Subject: Emailing: WKND 29-30 MAGGIO 2010 ISOLA 052
Date: August 15, 2010 11:07:19 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

BİR ZAMANLAR “TURİNG” VARDI……

SEVGİYLE KALINIZ,

UGO.

_______________________________________________________4

From: BAKİ NEDİM BALTACI
Subject:
Date: August 16, 2010 1:37:02 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

FENERBAHÇELİ LEFTER ve ADALAR MÜZESİ


Lefter Küçükandoniyadis, Türk Futbolu’nun ‘canlı ikonu’ Büyükşehir Meclis Spor ve Kültür Komisyonu başkanıyken Lefter’e sokak ismi verilmesini düşünmüştüm. Kendisine bu niyetimi açıklayınca Lefter’den: “Düşüncesi bile güzel ama bugüne kadar olmadı olamadı,” yanıtını aldım. Bir ay sonra Lefter’in evinin karşısındaki sokağa dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Nurettin Sözen, ben, o zamanki Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Güven Sazak, Adalar Belediye Başkanı merhum Recep Koç’un yer aldığı fotoğraf karesinde “Fenerbahçeli Lefter Sokağı” plaketini çakarken görünmekteydik. Kararı meclisten jet hızıyla geçirmiştim. Sözen: “İsmi sen ver Baki,” deyince “Hocam, ismi zaten halk vermiş isim FENERBAHÇELİ LEFTER SOKAĞI’dır. Lefter kitlelerin hafızalarında Fenerbahçeliliği ve de Büyükadalı kimliğiyle kodlanmıştır. Milyonların gönlüne başka bir kabulü sığdırmak imkânsızdır.

Kurulmakta olan Adalar Müzesi’nin resim sergisinde yöneticilerin önemli bulduğu 10 adet biyografinin içinde Lefter’in de yer aldığı görülmektedir. Fakat Lefter’in biyografisini anlatan panoda sırtında Tarsus İdmanyurdu formasıyla çekilmiş bir fotoğrafı yer almaktadır. Lefter’in, bu işin uzmanlarının değerlendirmesi alınmadan binlerce resim içerisinde Lefter’i düşük yoğunlukta bir özneyle tanıtma çabası, hatanın, ayıbın ötesinde müze projesini yönetenlerin de sorgulanmasını beraberinde getirmektedir.

Adalar Müzesi hepimiz tarafından desteklenmekte olup evimizdeki resimleri, objeleri ve de bilgilerimizi müzeyle paylaşmaktayız. Ben şahsen böyle yapmaktayım. Müze projesi Adalar için bir gerekliliktir. Bu işi kotaranların bu yanıyla takdir edilmesi lâzımdır. Fakat bu demek değil ki genel arıza karşısında demokratik tavır üretmeyeceğiz, gördüğümüz olumsuzlukları gündeme getirmeyeceğiz. Tabii ki bu beklenen bir davranış olamaz. Lefter’in forma olayı basit bir kızgınlık olarak ele aldığımız izlenimini vermemelidir. Konu beraberinde bu işle ilgililerin bilgi ve becerisinin sorgulanmasını da getirir. Fotoğrafın kendi tinsel özellikleriyle dışarı fırlayacakmış gibi bir Lefter karakteri özne olarak karenin içine oturtulmuş olsaydı olayın ciddiyetiyle bir kuşkuya da yer kalmazdı. Böylesine ciddi bir işin başında niyete bağlı bilinçsizce yüzeysel olarak yer verilen forma olayı geleceğe yönelik heyecanları da törpülemektedir. Bu işin hafife alındığı izlenimini de vermektedir. Bırakın bilimsel akademik çalışmalar içeren müzecilik işleriyle uğraşanları çikletten Lefterlerin, Canların, Metinlerin resminin çıktığı dönemlerde alt mı üst mü oynayan çocuklar bile bu işe çok gülerlerdi. En azından bu işlerle ilgili Fıstık Ahmet’in bir görüşü alınsaydı sizleri bu vahim hatadan döndürebilirdi. Acil olarak panodaki resmi değiştirilerek çok geniş zengin bir Lefter biyografisiyle tanıtılmalıdır. Ayrıca herkesin dokunabileceği bilgi ve belge akışını sağlayacak bilge insanlardan komiteler kurularak çalışmalara devam edilmelidir.

Baki Nedim Baltacı

_______________________________________________________5

Hürriyet, 10.8.2010
Bülent Ovacık

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=15520151

Saklı müze

KIBRIS’ta iplerin gerildiği 1964’te, Türkiye’den binlerce Rum Yunanistan’a gitti. Büyükada’daki Rum Yetimhanesi de bu dönemde tahliye edilince, ahşap binası da çürümeye terk edildi. Yetimhanedeki kız çocukları Heybeliada’ya gönderilirken, 45 kadar oğlan çocuğu da Büyakada’daki Aya Nikola Manastırı’na nakledildi. İşte o çocukların, yetimhanenin depolarında kalan eşyalarıyla, Aya Nikola Manastırı’nın idari işlerinden sorumlu Timelon Katerinoğlu, küçük bir müze açtı. Katerinoğlu, manastırın bir odasına, o dönemden kalan sıraları yerleştirdi. Sınıfa girince ilk göze çarpan, kız çocuklarının ayakkabıları. Sonra Türkçe, Rumca ders kitapları… Sıraların üzerinde, teneke pergeller, Derby marka silgiler, plastik saplı divitler, Kostas’ın kırmızı kaplı defteri, bir abaküs… 1976’ya ait Büyükada Yetimhanesi Yardım Derneği takvimi, Atatürk köşeşi, kızlardan birinin bayramda giydiği, önünde 23 Nisan yazan beyaz tuvalet… Törenlerde çalınan trampetler, borazanlar, duvarda bir buzuki…

Varlığını pek az kişinin bildiği bu saklı müzenin ziyaretçileri ise yıllar önce yetimhaneyi evi bilmiş çocuklar.

_______________________________________________________6

Milliyet, 14.8.2010
İlber Ortaylı

http://www.milliyet.com.tr/trocki-nin-buyukada-daki-kosku-muzeye-donusturulmeli/ilber-ortayli/pazar/yazardetayarsiv/16.08.2010/1276542/default.htm

Troçki’nin Büyükada’daki köşkü müzeye dönüştürülmeli

Sürgün edilen sosyalist lider Troçki’nin Büyükada’da oturduğu şahane ev hem Bolşevizm’i daha iyi tanımamızı sağlar hem de ciddi turizm geliri getirir


Devrim evlatlarını yer; Fransız Devrimi’nin kanlı iç çatışmalarını Bolşevik devrimi de tekrarladı. Troçki, yani asıl adıyla Lev Bronştayn Ukrayna Yahudilerindendi. Kuşkusuz Yahudiliği reddeden komünistlerdendi. Bir dönem Lenin’e karşı Menşevik denen kanatta yer aldı. Ama Rus ihtilali fiiliyata geçtikçe Troçki de Menşeviklerin aksine uyumlu ve legal davranışlı bir devrimden uzak kalması gerektiğine inandı ve ikisi birbirine tutundular.

Zekiydi, yetenekliydi, en büyük özelliği hapiste İncil metinlerinden öğrendiği yabancı dilleri dışarıda kullanabilmesiydi. Almanya’ya kaçtığında bu dille kitlelere hitap edebildi. Komünist ihtilale dost veya düşman olan herkesin tekrarladığı bir kanaat vardı; Kızıl Ordu’nun silahları sınırlıydı, yiyeceği yoktu, askerler ceplerinde ayçiçeği ve kulaklarında Troçki’nin nutuklarıyla savaşıyordu.

Savaş işleri başkanıydı
(yani harbiye nazırı).
Yeni Ekonomi Politikası denen ve geçici liberal ekonomili dönemde Lenin’le çatışmaya düştüğü söylenemez ama partide ve merkez komitede Stalin hakim oldukça onun tek ülkede sosyalizm stratejisinin gülünçlüğüne (!) ve kurduğu bürokratik parti hakimiyetine karşı durdu.

İki soru var: Troçki değişik bir uygulama yapabilir miydi? Ülkede sosyalizm bugünün gözüyle muvaffak olmadı ama onun dünya devrimi stratejisi başarılı olabilir miydi? Stalin diğer muhalif komünistleri düzmece mahkemelerle idama götürdü, Troçki’yi ise yurtdışına sürdü, daha fazlasına ilk anda cesaret edemedi.

Polisin despotluğu sayesinde Troçki’nin başına iş gelmedi
Troçki sürgünün önemli bir bölümünü İstanbul’da geçirdi. 1932 ve 1933 yıllarında Türkiye Stalin’le soğuk bir savaş içinde, hele cepheleşmede değildi. Onu kovan ülkeye karşı aşırı Troçkist bir misafirperverlik göstermedi. Önce Kadıköy’de Moda’da Mahmud Ata burnunda bir evde kaldı. Söylenene göre Nazım Hikmet’in ailesine komşuydu ama hiç görüşmemişlerdi.

Söylenenlere göre Nazım Hikmet’in ailesi ile komşuydu
Türkiye Troçki’nin temaslarını kontrol altında tuttu. Zaten onun etrafında toplanacak Stalinizm veya Troçkizm tercihi yapacak sayıda yerli komünist olmadığı da açıktı. Polisin bir-iki denemesinden sonra Büyükada’daki eve eşiyle birlikte adeta kapatıldı. Gezme alanı son derece sınırlıydı. Adalılar ve balıkçılar sonraki yıllarda da onu hatırlıyorlardı. Burada bol bol yazdı. Büyükada notları gönderdiği yerlere ulaştı. Devletimizin ona sansür uygulamadığı görülüyor ama kitle ile temas etmemesine dikkat edildiği ve Şükrü Kaya’nın paralel polis yöntemlerine başvurulduğu da açık. Bu yüzden Belçika’daki durum gibi, ama asıl önemlisi eve giren sözde ahbabın baltayla kafa yarması gibi bir Meksika faciası burada yaşanmadı. Şükrü Kaya döneminin despot Dâhiliye Vekâleti ve polisi bu tip bir canavarlığın burada meydana gelmesine başarıyla mani olmuştur.

Bugünlerde Hürriyet gazetesindeki bir ilandan ve bizim gazetenin Cadde ilavesinin perşembe günkü yayınından Troçki’nin oturduğu şahane evin satışa çıkarıldığı görülüyor. Tarihi evlere ve yalılara bir prestij aracı olarak bakan seçkinlerimiz, buraya da gereken ilgiyi gösterir mi? Yoksa olmadık birinin eline geçen yapı kuşa mı döner? Göreceğiz. Ama görmesek de, şu evi Belçika ve Meksika’daki gibi bir Troçki müzesine dönüştürseler daha iyi olur. Komşu memleketteki Bolşevizm’in tarihini hazırlanan sergilerle gençler hazırlop el kitaplarının dışında daha derin boyutlarıyla tanırlar ve hiç şüpheniz olmasın, ada turizmi de bundan kazanır.

_______________________________________________________7

HaberTürk, 16.8.2010
Tülay Şubatlı

http://www.haberturk.com/kultur-sanat/haber/542537-trockinin-evi-muze-mi-olacak-satilacak-mi

Troçki’nin evi müze mi olacak, satılacak mı?

Ünlü tarihçi İlber Ortaylı’nın teklifi: “Evi müze yapalım”


Rus devriminin önemli isimlerinden ve Kızıl Ordu’nun kurucusu Marksist teorisyen Leon Troçki’nin sürgün yıllarını geçirdiği Büyükada’daki evi, 5 milyon Euro’ya satışa çıkarıldı. Ünlü tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın müze yapılması önerisinde bulunduğu evin satışa çıkarıldığını doğrulayan emlak broker’ı Netsi Sadi, 3 bin 500 metrekare arsası bulunan evin, 1. derece tarihi eser olduğunu ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nun restorasyon projesini onayladığını söyledi.

Prof. Dr. Ortaylı, önceki günkü yazısında da sürgün edilen Troçki’nin kişiliği ve tarihteki yerine değindi. Prof. Dr. İlber Ortaylı, Troçki’nin önce Kadıköy Moda’da bir evde kaldığını, daha sonra eşi ile Büyükada’daki evde yaşadığını, evin müze yapılması halinde, hem Bolşevizm’i daha iyi tanımamızın sağlanacağını, hem de
ciddi turizm geliri getireceğini kaydetti.

‘ADA TURİZMİ DE KAZANIR’
Prof. Ortaylı “Tarihi evlere ve yalılara bir prestij aracı olarak bakan seçkinlerimiz,
buraya da gereken ilgiyi gösterir mi? Yoksa olmadık birinin eline geçen yapı kuşa mı döner? Göreceğiz. Ama görmesek de, şu evi Belçika ve Meksika’daki gibi bir Troçki müzesine dönüştürseler daha iyi olur. Komşu memleketteki Bolşevizm’in tarihini hazırlanan sergilerle gençler hazırlop el kitaplarının dışında derin boyutlarıyla tanırlar ve hiç şüpheniz olmasın, ada turizmi de bundan kazanır” dedi.

Geçtiğimiz haftalarda Adalar Kent Müzesi açılışını gerçekleştiren Adalar Vakfı’nın, Troçki’nin evinin müzeye dönüştürülmesi için daha önce girişimde bulunduğu ancak bir sonuç alamadığı öğrenildi.

ADALAR VAKFI İSTİYOR
Evin satın alınması ve restorasyon maliyetinin çok yüksek olduğunu bu nedenle yurtdışındaki kurumlarla temasta bulunduklarını belirten Adalar Vakfı Başkanı Halim Bulutoğlu “Evin müze olması için Fransa dahil yurtdışındaki birçok kuruma girişimde bulunduk ancak bir sonuç alamadık. Bina harebe vaziyette. Binadan başka Troçki’den kalan bir belge ya da eşya yok. Eğer bunlar da temin edilirse Troçki’nin evi müze olarak sürekli ziyaret edilebilir ve ada kültür tarihine önemli bir katkı sağlanır” dedi.

EVİN İÇİ HARABE
Leon Troçki’nin 12 Şubat 1929 – 17 Temmuz 1933 tarihleri arasında 4.5 yıl yaşadığı Büyükada’daki Arap İzzet Paşa Köşkü olarak da anılan ev, 1931 yılında geçirdiği yangınla harabeye dönmüş, Hanifi Ailesi, evi 2002 yılında 2.5 milyon dolara (yaklaşık 4 milyon 125 bin lira) başkasına satmıştı. Yeni sahipleri de aradan geçen 8 yılın ardından evi satışa çıkardı. Eve, 5 milyon Euro, yani yaklaşık 10 milyon TL bedel biçildiği belirtildi.

KIZIL ORDU’YU KURDU, KAZMAYLA ÖLDÜRÜLDÜ
Asıl adı Leon Davidoviç Bronstein olan Troçki, 7 Kasım 1879’da Güney Ukrayna’nın Yenovka Köyü’nde doğdu. 1897’de Rusya İşçi Birliği adlı gizli örgütü kurunca Sibirya’ya sürgüne gönderildi. 1902’de Troçki takma adını kullandığı sahte pasaportla Viyana’ya, oradan Londra’ya kaçtı. 1905 devriminde St. Petersburg’a dönüp İşçi Sovyeti Başkanlığı’na seçildi. Devrimin yenilgiye uğramasıyla tutuklanıp 1907’de Doğu Sibirya’ya sürüldü, yine Londra’ya kaçtı.

1917 devriminde Rusya’ya döndü. Önce Dışişleri Komiserliği, ardından da Savaş Komiserliği’ni üstlenip Başkumandan sıfatıyla Kızıl Ordu’yu kurdu. 1924’te Lenin’in ölümünden sonra Stalin’le giriştiği iktidar mücadelesini kaybetti. 1926’da Politbüro‘dan çıkartıldı. 1928’de Alma Ata’ya, bir yıl sonra da Türkiye’ye sürüldü. 1933’te Fransa’ya, sonra Oslo’ya geçti. 1937’de Mexico City’ye yerleşti. 1940’ta bir İspanyol komünisti olan Ramon Mercader tarafından başına kazmayla vurularak öldürüldü.

_______________________________________________________8

http://www.adalar.bel.tr/ih_ilan/ih_sonuc.asp

İHALE SONUÇLARI

Adalar Belediyesi

Fen İşleri Müdürlüğü

Hizmet alım işi ihale komisyon kararı

İmar ve Şehircilik Müdürlüğü

1) İhalesi 28.07.2009 tarihinde yapılan Adalar İlçesi Büyükada 154 ada 8 parselde bulunan Eski Eser Yapının Projelerinin Yapılması Hizmet Alım İşi’nin sözleşmesi 53.300,00TL. Bedelle, 24.08.2009 tarihinde imzalanmış ve 28.08.2009 tarihinde yer teslimi yapılmıştır.

2) İhalesi 28.07.2009 tarihinde ihalesi yapılan Adalar İlçesi Heybeliada 41 ada 13 parselde bulunan Eski Eser Yapının Projelerinin Yapılması Hizmet Alım İşi’nin sözleşmesi 27.000,00TL. bedelle 24.08.2009 tarihinde imzalanmış ve 28.08.2009 tarihinde yer teslimi yapılmıştır.

3) İhalesi 28.07.2009 tarihinde ihalesi yapılan Adalar İlçesi Büyükada 32 ada 6 parselde Bulunan Sivil Mimarlık Örneği Yapının Projelerinin Yapılması Hizmet Alım İşi’nin sözleşmesi 43.500,00 TL. bedelle 10.09.2009 tarihinde imzalanmış ve 11.09.2009 tarihinde yer teslimi yapılmıştır.

4) İhalesi 27.07.2009 tarihinde ihalesi yapılan Adalar İlçesi Büyükada, 83 ada 9 parselde Bulunan Kamu Hizmet Binasının Proje Yapımı Hizmet Alım İşi’nin sözleşmesi 25.000,00 TL. bedelle 29.09.2009 tarihinde imzalanmış ve yer teslimi 02.10.2009 tarihinde yapılmıştır.

5) İhalesi 27.07.2009 tarihinde ihalesi yapılan Adalar Kaymakamlık ve Ek Hizmet Binaları Projeleri Yapılması Hizmet Alım İşi’nin sözleşmesi 99.000,00 TL. bedelle 25.09.2009 tarihinde imzalanmış ve yer teslimi 29.09.2009 tarihinde yapılmıştır.

6) İhalesi 27.07.2009 tarihinde ihalesi yapılan Adalar İlçesi Heybeliada 10 pafta 50 ada 2 parseldeki Eski Eser Binanın Restorasyon Projesi Uygulama İşi’nin sözleşmesi 340.000,00 TL. bedelle 14.10.2009 tarihinde imzalanmış ve 19.10.2009 tarihinde yer teslimi yapılmıştır.

_______________________________________________________9

HaberTürk, 14.8.2010
Balçiçek Pamir

http://www.haberturk.com/yazarlar/542156-aclik-grevi-mi-yapsinlar

Keyifli bir hafta sonu için…

Gelelim şanslı azınlığın bir üyesi olarak, Büyükada’dan notlara…
Öncelikle şunu söyleyebilirim, Arap turist akını sona erdi. Malum ramazan geldi… Esnafkan ağlıyor, Büyükada sakinleri olarak biz mutluyuz… Turiste karşı olduğum sanılmasın ama onlar sayesinde faytonculardan yediğim azarın haddi hesabı yok. Deniz otobüsünde beklediğim kuyrukların, normal zamanda peşimizde koşan restoran sahiplerinin burun çevirmelerinin hangi birini anlatayım? Liste uzar gider… Ezcümle, bu sıcak İstanbul günlerinde şehirden kaçmak isterseniz, Kabataş’tan deniz otobüsüyle Büyükada 35 dakika… Klimalı üstelik.

“Yok ben nostaljik takılacağım” derseniz, Bostancı’dan şehir hatları vapurları ve Mavi Marmara tekneleri yarım saatte bir ve sadece yarım saat sürüyor. Şehir hattı vapuru dediysem eski tiplerini aramayın, onları kaldırdılar nedense! Öbür teknelerin ismi ise Mavi Marmara… İnsanda binerken önce bir endişe yaratsa dahi, alışıyorsunuz…. Büyükada’da hafta sonu eğlenmek
isteyenler için sahil kenarında “by Şük-rü”yü öneririm. Müthiş meze… Ahtapot dolması, balık pastırması ve lakerdayı öneririm. Canlı müzik… Daha ne olsun?

Adamız bu yıl balık restoranlarından başka kategoride bir mekâna kavuştu. Deniz otobüslerinin tam karşısında “Eddie” açıldı. İncecik fırın pizza, ev makarnası, et çeşitleri… Lokasyonu öylesine güzel ki siz yemeğinizi yerken, meydandaki müzik ziyafetine tanık olabiliyorsunuz. Adalar bu yıl müthiş etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Örneğin, bu akşam 3 tenorun özel bir konseri gerçekleşecek. Bu arada cuma-cumartesi şehir hatları vapurları, gece yarısı 01.00’e kadar Bostancı’ya seferlere devam ediyor, dönüş için. NOT: Ada notları devam edecek… Yarına…

[…]

* * *

HaberTürk, 15.8.2010
Balçiçek Pamir

http://www.haberturk.com/yazarlar/542410-bu-sicakta-bu-meydanlar

[…]

Büyükada notları 2

DÜN başladık, bugün devam edelim. “Hafta sonu için Adalar’ı mutlaka değerlendirin” demiştim. Büyükada’da akşamüstü Aya Yorgi’yi mutlaka ziyaret edin. Böylesine güzel bir manzara… Kelimeler yetmez. Köfte ekmek öneririm. Bir de güneşi batırırsanız, beni anarsınız mutlaka. Ama uyarayım, yolun bir bölümü “tabanvay”. Yola çıkmadan sıcağı göz önüne alın. Yukarıda yemek istemezseniz, dönüşte “Mavi” yi öneririm. Genelde turistlerin pek uğramadığı yeşillikler içinde bir otelpansiyon. Sabah kahvaltıları da zengin…

Ada’nın ilginç mekânlarından bir tanesi de evlerinin ön bahçesini harika bir restorana dönüştüren “Bahçede snack” keyifçiler… Akşam yemekleri için mönü seçip yaptırmak mümkün. Mavi’deki geleneksel kahvaltı burada başka bir forma dönüşmüş, peynir çeşitleri, reçeller mutlaka tadılmalı. Rezervasyonsuz kesinlikle gitmeyin zaten topu topu üç-dört masa var. “Nereden denize girilecek?” diye sorarsanız, Nizam tarafındaki Değirmen… Tek geçerim. Bu aralar “Adalardan denize girilir mi girilmez mi?” tartışması süredursun, asıl tercihim Sedef Adası açıkları. Gitmişken Club Ada Sedef’i mutlaka keşfetmelisiniz. Çıtır karides, deniz mahsullü mantı, önünde derinden denize girebileceğiniz plajı… Akşam yemeği için Club Ada Sedef’in transfer hizmeti de mevcut. Cumartesi geceleri mekânın adeta bir kulüp havasına girdiğini herhalde tahmin edersiniz. Uzun lafın kısası adalar şehre sadece yarım saat uzaklıkta, her keseye hitap eden cennetler… “Farkına varın” derim.

[…]

_______________________________________________________10

Cumhuriyet-Dergi, 01.08.2010
Zuhal Aytolun

Her zaman Burgaz’a ait bir yazar

Bercuhi Berberyan, yeni kitabı “Burgazada Sevgilim” ile anılar ve fotoğraflarla Burgazada’yı anlatıyor. Aslında amacı dünden bugüne değişimi yansıtabilmek. Mutlulukları da var kırgınlıkları da. Hoşgörünün, anlayışın, dostluğun ve doğanın şekil değiştirmesine üzülüyor. Karşı duruşunu da yazarak yapabildiğini söylüyor. Dileği Burgazada’ya gömülebilmek, “Ama orada Ermeni mezarlığı yok,” diyor.

Bercuhi Berberyan, bir yazar, ressam ve tiyatrocu. İçinde biriktirdiklerini farklı biçimlerde dışavuruyor. Biriktirdiklerinden biri de çocukluğunu geçirdiği Burgazada anıları. Unutamıyor, hatta kimse de unutsun istemiyor. O yüzden de bir kitapla okuyucuyla buluşturuyor. Adı, “Burgazada Sevgilim”. Bir sevgiliye duyulan sevgiyle bağlı Burgaz’a, ağaçları yandığı zaman da sevdiği insanlar topluca ölmüş gibi derin bir acı hissediyor. Çok güçlü bir belleği var. Her şeyi an be an hatırlıyor. Acı da olsa tatlı da olsa, hafızasının bir yerine kaydediyor. Hal böyle olunca yazmadan da duramıyor. Burgazada Sevgilim, Berberyan’ın üçüncü kitabı. “İçimiz Isınsın Biraz” ve “Ermenistan’da bir Türkiyeli”den sonra bu kitapla İstanbul’da başlayan Burgazada’da da devam eden sosyal ve fiziksel değişimi eleştiriyor. Polislerin amca, bekçilerin baba olarak görüldüğü günlerden emniyet ve güvenlik birimlerinden korkan çocukların olduğu bugüne dek uzanıyor hikâyesi. Çocukken bahçede oynadıkları oyunları hatırlıyor bir an, sonra “Mehmet’e uykusunda korkarsa haç çıkarıp ‘Hisus Krisdos’ (İsa Mesih) demesini tembihlemiştim. Yapardı da. Kimse ona ‘Sen Müslümansın haç çıkaramazsın’ demezdi” diyor. “Biz öyle bir ayırımın ne olduğunu bilmediğimiz gibi ailesi de buna hoşgörüyle bakardı. Hıristiyan, Yahudi, Müslüman birlikte oynar, farklı olduğumuzu bile fark etmezdik. Şimdi öyle bir şey olabilir mi?”

– Sizi bu kitabı yazmaya ve anılarınızı paylaşmaya iten şey neydi? Nasıl araladınız hafızanızın kapılarını?

– İlk kitabım olan “İçimiz Isınsın Biraz”da çocukluğumdan bugüne hayvanlarla kurduğum iletişimi anlatmıştım. Oradaki tüm öykülerin arka fonu da Burgazada’ydı. Tabii yazma süreci de adayla ilgili hem olayları hem de insanları çağrıştırdı, ki hiçbiri şimdiki haline benzemez adanın. Tüm bunlar belgelensin istedim. Şimdiki adalılar da bizim eskiden ne güzellikler yaşadığımızı bilmeliydi. Tabii adalardaki önüne geçilemeyen ve hiç hoşa gitmeyecek değişimi gördükçe, bu eski güzellikleri anlatmak için dayanılmaz bir arzu duydum. Hafızamın kapılarını aralamaksa benim için çok kolay. O kapı neredeyse hep açık durur çünkü.

– Peki çocukluğunuzdaki Burgazada’yı nasıl tanımlarsınız?

– Çocukluğumdaki Burgazada koskoca bir yuva gibiydi. Taşıyla, ağacıyla, hayvanıyla, deniziyle, balığıyla, insanıyla kocaman bir aile gibiydi. Herkes birbirini tanırdı. Din, dil, ırk ve sınıf farkı yoktu. Adalı herhangi biri, herhangi bir adalının kapısını çalıp bir şey isteyebilirdi. Adada başımıza kötü bir şey gelmez, herkes herkesin çocuğunu gözetir, kimse kimseye sataşmazdı. Evlerin kapısı kilitlenmez, hırsızlık olmazdı. Burgaz’ın havasında, yaşanan her anıyı acı verici bile olsa, gülümseyerek hatırlamanızı sağlayan bir şey vardır.

– Tüm bu hoşgörü ve anlayış ortamı nasıl yansıdı yaşamınıza?

– Doğrusu, beni hoşgörülü ve sevgi cömerti yaptı. Mutlu bir çocukluk yaşadığım için de kendimle çok daha barışığım.

– Anılarda sadece mutluluk yok. Diğer yandan yaşanan 6-7 Eylül olayları da acı anıların bir parçası. O dönemde Burgazada’yı nasıl hatırlıyorsunuz?

– Neyse ki hiç olmazsa bu soruya “Ben o zaman daha çok küçüktüm hatırlamıyorum” diyebilirim. Biz o sırada Kurtuluş’taki kışlık evimizdeydik. Bizim sokak Rum ve Ermenilerin çoğunlukta olduğu bir sokaktı. Buna rağmen fazla zarar verilmedi. Çünkü bir arkadaşımızın emekli albay olan babası, üniformasını giyip sokağın ortasında durarak kırıp dökmeye gelenlere engel oldu. Biz kardeşimle, annemin bize hiçbir şey sezdirmemeye çaba göstereceği kadar küçüktük. Tüm olanları sonradan öğrendim. Burgaz ve Kınalı’da hiçbir olay olmamış. Çünkü ada esnafı ve emniyet güçleri kıyıları tutup yabancı teknelerin yanaşmasını önlemişler. Oysa Büyükada çok zarar görmüş. Bunları da sonradan öğrendim. Tabii ondan sonra, yıllar geçtikçe, büyüdükçe, o olay yüzünden mahallemizde olagelen değişiklikleri gördüm. Büyükada kısa sürede yaralarını sardı. Burgaz ise alışıldığı gibi kaldı. O, çok daha sonraki yıllarda Rumların zorla gönderilmesinden sonra azar azar İstanbul’daki değişime ayak uydurmaya başladı.

– Nasıl bir değişim bu?

– Burgaz benim çocukluğumdaki Burgaz değil artık. Değişen zamana ayak uyduruyor. Ben bu halini yadırgıyorum tabii. Ama o benim hâlâ sevgilim. Hani sevgili, kusurlarıyla da sevilir ya… Artık eskisi kadar beğenmiyorum ama hâlâ eskisi gibi seviyorum. Bomonti’de oturuyorum fakat aidiyet söz konusu olduğunda ne çocukluğumun bir kısmının geçtiği Kurtuluş’a, ne Bomonti’ye aitim. Ben her zaman Burgaz’a ait olacağım. Bir tek orada ben hâlâ gencim, hatta çocuğum. Mümkün olsa da oraya gömülebilsem. Ama orada Ermeni mezarlığı yok. l

Burgazada İskelesi’nin eski hali.

Bercuhi Berberyan babası ve kardeşiyle.

_______________________________________________________11

Kinaliada.net,
Selçuk Aral

http://www.kinaliada.net/index.php?news-1086

Üzüm Bayrami ve Mihalis…

Foto: Selcuk Aral ©

Sevgili Okurlarim!

Bugün Agustos ayinin ikinci Pazar günü, bizim Ada’nin Hristiyanlarinin (<<<- Hem Rumlarin hem de Ermeni'lerin) üzüm yortusu günüdür. Benim arkadaslarimin icersinde her iki cemaat'tan da kisiler oldugu icin neyin-nerede-nasil oldugunu oldukca bilirim. Aslinda her cemaat kendi arasinda kaldigi (<<<- kendilerine ait Kiliseler'de ayinlerini düzenledigi) icin herhangi bir problem olmazsa da: Sayin Patrik Bartholomeos gibi önemli bir kisi Kinali'ya gelip ayinde bulundugu zaman (<<<- bir sürü yasli Ermeni hanimlarin da) ayine (<<<- Rum) katilma arzulari bir kac pürüzü de beraberinde getirir. Cemaat pek büyük olmasa da Manastir oldukca kücüktür. Tiklim-tiklim dolu olsa da (<<<- yaz günü, icerde klima yoktur) en az bir o kadar kisi de disarda, kilisenin terasinda veya manastirin bahcesinde oturmak zorunda kalir. Neticede Sayin Patrik Bartholomeos Rum'larin (<<<- Ortodokslarin) lideridir ve tabiyatiyla onlara öncelik tanir. Iste bu yukarda sözü gecen yasli madam'lar biraz kirilip, gücenseler de (<<<- Selcugun kulagina pIs-pIs sikayette bulunsalar da) kaderlerine razi olarak, ayini disardan izlerler ve sonra sessizce dagilirlar. Ayin'den iki gün önce Mihal'i yolda görüp (<<<- beraber bir cay icince) bana (<<<- Pazar sabahi kiliseye gelmeyi unutma, Üzüm Yortus var!) diyor. Aslinda ben Milliyet'te Ermeniler'in de ayni gün festivalleri oldugunu okudugum icin (<<<- Rumlarin ayinlerini cok cektim) bu defa oraya gitmeyi planliyordum. Zaten uzun zamandir Ada'nin Ermeni Kilisesinde resim cekemiyorum. Herhalde burnum hosuna gitmiyor olmali ki: Kiliseye bakan kadin (<<<- git Patrikhane'den izin al öyle gel!) diyerek beni bir türlü iceriye sokmuyor. Gecen gün Ermeni rahibi vapurda gördüm (<<<- selamlastik) müsait degildi gidip kendisine derdimi anlatamadim. Mihal zaten (<<<- Oglum yakinda 80 oluyorum <<<- daha ne kadar cekersin hic belli olmaz <<<- Gel beni camera'ya cek <<<- arkamda kalanlar Mihal kim di, bilsinler) her defasinda yeni genclesmis görmeme ragmen (<<<- yasliligin getirdigi kompleksle mücadele ederken <<<- Kinaliada Tarzan'i gibi her öglen Ada'nin göbeginde yüzme gösterileri yaparken) arzusunu yerine getirebilmek icin (<<<- adama elli kere benim fotografci oldugumu <<<- kameraman olmadigimi <<<- söylememe ragmen) sabahleyin erkenden Mihal'in ilahi okudugu Kinaliada Rum Kilisesine gidiyorum. Gerisini artik fotograflardan cikartmaya calisin. Hepinize hayirli Pazarlar. Bayrami olanlara da "Hayirli Bayramlar!" Selcuk Aral (<<<- Paz. 15 Agustos 2010, Kinaliada) NOT: Aslinda Yortu Isa Peygamberin annesi Maria (<<<- Meryemana) nin ölüm yildönümüne istinaden kutlaniyor. Zamanla üzüm yortusuna dönüsmüstür. Inananlar bu kutlamadan önce üzüm yemedikleri gibi burada üzümün sembol ettigi Isa Peygamberin kani degildir. Üzüm sayisiz taneleriyle daha cok bereketi sembol eder. Bence burada biraz da (<<<- Thanksgiving to God) benzerligi var. Üstelik ayin sonrasinda dagitilan üzümlein tamami yesil üzümlerdi. NOT: Ben her seye ragmen sadece izleyiciyim, bilirkisi degil. (<<<- mesuliyet kabul edilmez)





_______________________________________________________12

HaberTürk, 16.8.2010
Kutlu Esendemir [Fazıl Say röportajından]

http://www.haberturk.com/polemik/haber/542530-muzik-yapiyoruz-patlican-yemegi-degil


[…]

■ Arabesk nedir?
Arabesk bir ruhtur. Toplumsal bir ruh; bir çöküşün ruhu. Yılışıklıkla zaman geçirerek ölümü bekleyen o tembel ruh… Mesela Türkiye’de en önce televizyon arabesktir. Bütün gün yılışıklık seyrediyorsunuz, akşam haberler başlıyor: 35 şehit, 27 tutukIama, 62 cinayet, 78 kişi trafik kazasında öldü. 20 milyon insan işsiz, 10 milyon insan açlık sınırında, İsrail’le savaş durumu, Ermenistan’la savaş durumu. “Türkiye çözüldü, Türkiye tükendi, tuttuğunuz takım ön elemede elendi” haberIeri. Sonra haberIer bitiyor ve yılışık programlar devam ediyor. Hiçbir şey olmamış gibi, seyrettiğiniz haberler anIamsızmış gibi… Göbek atanIar, kirli söylenen şarkılar, düzeysiz konuşmalar, saçma sapan espriler, bir cehalet okyanusu. O ruh işte bu; arabesk!

■ Ne tür bir yılışıklıktan söz ediyorsunuz?
Düşünün ki, öğleden sonra yemek programı. Yemek yapanların tahammül edilmez laf salataları. Hiçbir şey öğrenemeyeceğimiz bir boş laf galaksisi içindeyiz… Ve, “Televizyonda yemek yapanlar” göbek atmaya başlıyorlar. Aniden! Hiçbir sebep yokken. Onlar göbek ata dursun, altyazı geçmeye başlıyor, memleketin bir yerinde olan hazin ölümler altyazıdan geçiyor, sol köşede ise bir margarin reklamı. İyice vıcıklaşması için. Altyazı bedenlere sıkılan kurşunları geçiyor, görüntüdeki vıcıklık ise ruha sıkılan kurşunları.

[…]


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: