Gönderen: adalarpostasi | 23 Nisan 2010

ADALAR POSTASI-2412: ben burda öleceğim bir yere gidemem…

http://urun.gittigidiyor.com/HUSEYIN-RAHMI-GURPINAR-HEYBELIADA-FOTOGRAF-2_W0QQidZZ26424383

* * *

ADALAR’da TARİHTE O GÜN:

8 Kasım 1899 Çarşamba günlü Anadolu ve sair vilayetlerde misyonerler tarafından ruhsatsız mektep açılmaması ve buna göz yuman memurların mesul tutulmasına dair tebligat üzerine ecnebi mekteplerin ruhsata bağlanmaları hususunda devam eden görüşmeler bitene kadar Büyükada’da ruhsatsız açılan Fransa Mektebi için de bir şey yapılamayacağına dair…

* * *

ADALAR’da BİR GÜN:

Fotoğraf: Ugo Antonio Corintio, Büyükada’da Koço Kalfa’nın evinde, 14.4.2010.

* * *

ADALAR’da HAVA DURUMU:

24 Nisan 2010 Cumartesi
Büyükada’da HAVA DURUMU*
Parçalı bulutlu
11/22ºC
% 53-79 nem
Gündoğusu, D 17km/sa

Gündoğuşu 06:13… Günbatışı 19:51…

* http://www.dmi.gov.tr/tahmin/il-ve-ilceler.aspx?m=BUYUKADA uyarınca

* * *

Cicely Mary Barker, The Elm Tree Fairy.

* * *

1- Amelia Burci: “6 Eylül’ü de gördük biz, yaşadık, ona rağmen baba [Koço Kalfa] dedi ben burda öleceğim bir yere gidemem…”

2- Burgazadalı Vedat Milor Büyükada’da… Tadı damağında…

ADALAR POSTASI’nın 2412. sayısında…

)O(

………………………………………………….1

ADALAR POSTASI-1811 (08.08.2007): Koço Kalfa (Kantakuzinos)…
Samih Rifat’ın (1945-2007) anısına…

ADALAR POSTASI-2072 (24.4.2008): bir iyi… bir kötü haber…
Koço Kalfa’nın (1907-2008) anısına…

ADAm
Büyükada, 22 Temmuz 2005.
Koço Kantakuzinos, Amelia Burci,
Tiraje Dikmen, Samih Rifat, Emine Çiğdem Tugay.

KOÇO KALFA (Kantakuzinos)…







KK— Size bi şey söyleyeyim mi? 98 yaşım! Cafer Bey, evi biliyorum. Babamdan işitiyordum Cafer Bey, Cafer Bey. Hayri Bey vardı. Arif Bey vardı. Bir ailedendiler. Ben kaç yaşındayım? 98 yaşında!

SR— Maşallah!

KK— Çok işittim Cafer Bey, Anadolu Kulübü’nün müdürü. Akraba, Hakkı Bey de akraba [Arif Suyabatmaz’ın dedesi]. Çok eski Adalı aile.

SR— Koço Kalfa, Adalı mısınız siz?

KK— Aşağıdaki evde, bu dedemin evi, bu evde babam otururdu. Dedem otururdu. Dedeme yetişmedim. Dedeme yetişmedim. Bu tarihi evdi. Ama ben ne vakit aldım […] şeyden gittiler Yunanistan’da, bu ev kaldı Hazine’ye kaldı bu ev. Mirasçılar. Babama kaldı, bir de halama kaldı. Amcam da bir kişi satmıştı Ermeni buraya. Ama bütün parayı almadı babamdan. Bir 80 kuruşa mı ne almıştı bunu hatırlıyorum. Raşit Bey mi? Kaldı o adam oturuyordu. Ermeni oturuyordu burada. […] Yok kalsın otur, ver ona dedi buna. Oturuyordu. Babam oturduktan sonra […] Ne vakit babam öldükten sonra […] Ben soruyordum ona gel sana tapu. Boş ver diyordu, boşver. Vefat etti, öldü. 10-15 sene sonra Hazine gelir, bana geldi. […] Gidiyorum Hazine’ye soruyorum açıyor defteri […] bu sizin, bu halanın, bu, bu da sizin.

SR— Kardeşlerin.

AB— Babasının, halasının, başka bir amcasının […]

KK— Avukat […] konuştuğu zaman Hazine mahkeme çıkarttı, ya al ya ver, hepimize. Hazine artırdı, ben artırdım. […] Ben çıktım aldım. 20.099 kuruş, on beş gün zarfı içinde bütün parayı verdim. Bir kişi Yunanistan’da duruyordu, o Hazine’ye kaldı. O satan babası. […] Beş bin lira verdiler beş bin lira benim için. 20.000 lira verecektim. Para verdim aldım. Demek istediğim bu. Ahşap taraça, bir güzel kapı vardı, güzel bir işleme. Eski kampana kolları vardı kapı açmak için. Su kadar kaldırıyordu. Düşüyordu.

SR— Ne oldu sonra o ev?

KK— 60 senelik duvar, taş duvar. İçeri şey idi ahşap. Sıvası bağdadi. Eski bağdadi. Tahtadan açma bütün içeride, bütün içi böyle idi. Toprak, kireç ve saman. Bildiğimiz saman. Saman üzerinde sıva. Çok güzel bir sıva. […] değildi. Şap gibi sıva. Bunun üzerinden kireç ilen eski zamanda mermer yaparlardı. Mermer kireci. Mermerden kireç yaparlardı. […] ama dersin Koço Kalfa […], tavanlar ahşap. Bir işleme vardı ki üzerinde o işleme nasıl ben yıktım ama yıkılıyor. Toprak. Ne işlemeler vardı.

SR— Kalem işi.

KK- Kalem işi. […] nasıl yapıyorlardı o zaman boyacılar. Eski Kanaviçe gibi çiçekler. Hâlâ görüyorum şu duvarlar üzerinden. Yıktık! Durmazdı ki! Nasıl diyorsunuz siz […]. Bu sıva alçıdan yapılırdı. […] Bu taraça ahşap, merdiven ahşap, meşe korkuluk ahçap, bütün ahşap.

TD— Ama ev hangi tarihte yapılmıştı acaba?

KK— İçeride bir merdiven vardı. Ama çok eski bir tarihi eser. Uğraştım tezkere almaya, bizim orda vermiyorlardı. İzin almaya vermiyorlardı. […] O zaman Belediye Sarayı’na gönderdim. O zaman Belediye çıkmış idi. Nasıl yapayım? Şey almıştı. Eskiden Karakol karışırdı. Sonra şey karıştı, Belediye aldı. Kaçak. Ben bunu, bana diyordu ki kaba inşaat yapabilirsin. […] O kadar güzel işleme ama saman, toprak hep eskimişti. Bir vursaydın hemen dökülürdü. Döşemeler bütün meşe. Döşeme şu kadar dösemeyi sökmedim. Aynı. Döşemeyi sökmedim. Döşemeleri sökmedim. […] Mutfak, banyo beton öteki tavanlar ahşap ama altında sıva üstünde parke. O eski döşemeler üzerinde kambur mabur onları kendim döşedim parke. […] Tam yerleştirdim. Parke Rıza Derviş’ten, o bana hediye vermiş idi. […] döşedim, şu içerideki mermer, şu tavandaki mertekleri o vermişti bana 1956 senesinde.

SR— Peki bu binanın ne kadarı duruyor şimdi binanın, ben anlamadım? Ne kadarı duruyor binanın şimdi?

KK— Ercüment Bey geldi baktı buraya. […] Taraça al kaba inşaat yap. Ne yaptım? […] Filiz de bıraktım. İçeride […] Aşağıda büyük bir mutfak idi. Çamaşırhane idi. Üç tane kolon içeri diktim, güzel, taze. 20×20, sıvanmış, temizlenmiş. Alt tarafta filiz, yukarıda da filiz bıraktım. Bir Cuma günü çocukları çağırdım hepsini, şuraya demirleri hazır ettim. Dört kiriş buraya hazır ettim. Çağırdım bir Cumartesi hep beraber. […] Hepsi malzemeler hazır. Hepsi hazır. Hazır diktim. Hemen diktik. […] Kalaslar. Bir tek döşeme yaptık üzerine. Hemen aynı gün oldu. Betonu, kirişi hepsi aynı gün. Kanatları çıkardım. Çiniyi döşedim. Geldi mühendis, Koço Kalfa duvara […] diyor ki bana müsade edecek artık taraça bitir. Servet Bey dedi ki taraça bitti. Ne? Bir gün! Bir gün! Bitti! Şu içerideki beton. […] Ve mermerler dediğim gibi Rıza Derviş’in hediyesi.

SR— Peki Koço Kalfa…

KK— Buyurun efendim?

SR— Peki Koço Kalfa, bu inşaat işini nasıl başladın? Nerden öğrendin bu inşaat işini?

KK— Benim babamın dedesi Andon Kalfa idi. Andon Kalfa, […] kalfa geldi İstanbul’dan. Ama Yorgi Kalfa sürgün! Saray işleri yapıyordu. Saraylı bir kadınla beraber […] tutturmuştu, sürgün ettiler.

SR— Nereye sürgün ettiler?

KK— Ada’ya. Sürgün yeriydi evvelden. Sürgün ettiler buraya geldi Yorgi Kalfa, Yorgi Kantakuzinos! Aldı bir tane yer, şu telefon şirketinin sokağının köşesi, nerde Çankaya Oteli, Çankaya Oteli’nin köşesi dedemin eviydi orası. Bunu da almış idi. Bir de Lunapark’ta. Babam […] Haydi bırak! Bıraktık o Lunapark’ta. Nasıl gitti sizin [Tiraje Dikmen’lerin] orman. Kaldı gitti.

TD— O şahitlik etti. Dinleseydiniz…

KK— Babam da dedemin çırağı. Babam ordan çıktı kalfa. Ben de kalfalıktan. Bizim yakın bir akraba Hristo Kalfa. Hristo Kalfa, Cafer Bey’in evini yapan. Ben onun yaninda idim. Babam kalfa. Bizim Rum Mektebi […] Hristo Kalfa. Çok evler yaptı hangisini anlatayım: Cafer Bey, sonra Kazım Şinasi Bey, çamlar içinde. Çok evler yaptı o Hristos Kalfa. […] Eser o, Camcı [Camcı Sion] binaları yapardı. Ahsap küçük ufak oteldir o. Küçük Splendid, ufak oteldir o. Belediye yanında iki tane ev ahşap çok eski bina Hristo Kalfa tamir yapmıştı. Ahşap. Göreceksiniz çok leş gibiydi kafesler ama eski, tarihi! Tamir ister!

SR— Peki Koço Kalfa, baba yanında öğrenirken önce doğrudan kalfa olunmuyor. İlk çırak sonra bir işin ustası olunuyor herhalde? Bir ustalık gerekmiyor mu arada? Çıraktan sonra? Önce çırak, sonra ne ustası olunuyor?

KK— Çırak çalıştık. Çırak’tan. Kalas sırtında. Eskiden tuğla semer ilen sırtımızdan harman tuğla, 25-26 tane tuğla koyuyorsunuz. Sırtımızda tuğla. Eski zaman tekne vardı.[…]

[Tiraje Dikmen] Ufaktı! Bir şey söyleyeyim mi? Bir şey söyleyeyim mi? Salıncağını salladığımda. Cafer Bey’in evi en eski… Cafer Bey’in evi […] idi. İki kat […]. Bahçe vardı. Baba yemek getirirdi. […] Cafer Bey’in binası, itfaiyenin binası nerde. […] Güzel bir ahırı vardı. İki tane inekleri vardı. İki tane arı kovanı vardı. Hatırlıyorum. Babama yemek getirirlerdi. Babam da ufak bir şarap içerdi yemekle. Efendim! Sonra o bina satıldı. Satılmadı. Çok sene sonra satıldı. Maden’de çıkarken, orda bu [Tiraje Dikmen] dünyaya geldi.

TD— Minalar’ın [Mina Urgan] evi.

KK— […] Bir manifaturacı Ermeni idi. Belkim hatırlıyorsun. Balıkçı Horoz vardı. Horoz ile beraber. Bir […] En yukarı kızı en yukarıdaki kata. Ben o zaman 26 yaşında idim, yok 18 yaşında idim. […] yapıyordum. Ağladı [Tiraje Dikmen]. Hristos Kalfa bana derdi, Koço çocuğa, biraz salıncak şey et, bir çivi orda bir çivi orda [beşik için]. En yukarıda çatı katında oradaydı odası. Çok güzel bir ahşap bina idi. Ahşap!

TD— Cemal Bey’in idi değil mi?

KK— O bina satılmazdan evvvel Cafer Bey burayı [Bahçelerönü Sokağı’ndaki arsayı] aldı. Hristo Kalfa başladı. 1923’te babam şey etti. Ben askerden geldim sonra 1935’te, 34’te o zaman yapıldı bu bina. Sonra o ahşap binayı bir Musevi aldı. […] Büsbütün çalıştı. Anadolu Kulübü’nün oraya.

SR— Peki bugün burda Ada’da inşaat yapmak çok zor iş Ada’da. O zaman eskiden malzeme falan nerden gelirdi? Ağacı, taşı, kireci nerden gelirdi?

KK— Şeyden geliyordu. Sen söyle. Kum Ada’da çıkıyordu. Kum, Ada’nın kumu. Çimento, kireç Sedef Adası’ndan. Tuğla, Eski Bağ altında ocaklar vardı. Gazino var sonra gazino yaptılar. Viranbağ Gazino’nun orda harman vardı, tugla çıkarttırdı, kireç çıkarttırdı. İsmi de Kasandros.

SR— Yazıyor muydu? Tuğlaların üzerinde yazardı herhalde?

KK— Yazmazdı.

SR— Ağaç nerden gelirdi?

KK— Romanya’dan gelirdi. Bizim Türk malı gelirdi.

SR— Sedir ağacı kullanıyorsunuz herhalde bir ara galiba? Romanya sediri?

KK— Çıralı köknar, meşe. Ben bir yerde gittim. Kaymakamlık karşıda eski Seferoğlu binası. O Üsküdar’da. […] 40×40 meşe, 38×40 kiriş, geçme böyle geçme şey yapıyorlardı. […] gittikçe şu kadar meşe. Bütün meşe. Merdiven bütün meşe. Bir kiriş gördüm orada Tütün Fabrikası, 35 metre bir meşe. Agaç. Şu kadar bir ağaç. Gittikçe gittikçe şu kadar […] Çürüdü kaba yerleri çürüdü. Onu kesmiş idik. Yine o Celâl Bey’in binasıydı. O zaman kaç yaşındaydım? Sizin bina bittikten sonra zaten oraya gittim. Celâl Bey. Dereden bir […] kaçingo oraya. Şu kadar geniş, şu kadar. Bir çinko dere, şu kadar derin, şu kadar geniş. İçeri girip yatıyorduk. Duvarları 2 metre kalınlık rıhtım taşlarının Tütün Fabrikası o zaman.

EÇT— Tütün Fabrikası nerdeydi?

KK— İşleme Tütün Fabrikası. Deposu. Vapurdan çıkarken […] çok eski deniz kıyısından bir de mektep vardı. Bilmiyorum hatırlamıyorum. Tam deniz üzerinde.

SR— Kahve soğudu.

KK— Ben bırakıyorum kahveyi daima.

SR— Yok iç onu.

TD— Kaçıncı kuşak saraydan gelme?

SR— Amelia Hanım diyor ki Trabzon’dan gelme.

KK— Eski binalar hangi binaları yaptılar? Çikvaşvili binası, bir tane Yaşar Durmuşoğlu’nun —DYO boyaları sahibi— onun evi. Maden’deki De Narios yapmış İtalyan mimari. İtalyan. Size söyledim. Yeni Yol’da. Kalkın. Şu beyaz var ya bir siyah çatı var, solda, sağda sağda aşağıda bir çatı var. O beyazdan sonra De Narios yaptı. Güzel! Beyazın altında bir tane siyah var o siyah bina var o sizin bina ile aynı. De Narios yaptı.

EÇT— De Narios, Ada’da oturmuş bir dönem değil mi?

KK— Oturmadı.

EÇT— Bir kızı vardı değil mi?

KK— Bir kızı vardı.

EÇT— De Narios [mimar Edouard De Nari] hakkında baska bildiginiz ne var?

KK— Mühendis mimar mı? De Narios, Asım Mutlu…

SR— Asım Mutlu ile çalıştın m?

KK— Rıza Derviş ile beraber 1946 senesinde tanıdım. Onun binası, Hristo Kalfa bir bina yapıyordu onun karşısında. Abdurrahman Hancı […]
Cafer Bey’in binasını Hristos Kalfa yaptı. Onun projeleri. Geldi bir gün, De Narios geldi bir gün baktı bir gün takdir etti. Bir şey söyledi. O taraçada [Bahçelerönü Sokak’ta Dikmen’lerin Evi] kapama bir stor yapsa. Bir şey söyledi. Demir kepenk var ya De Narios. Bütün proje sizin o terasa Hristo Kalfa. Çok bina yaptı. Hristo Kalfa yarı ada yaptı! Abdurrahman Hancı, […]

SR— Peki Koço Kalfa, iyi usta olmadı mı kalfa da olmuyor mimar da olmuyor. Burada elinizin altında herhalde iyi ustalar var? Kim var ustalar eskiden? Marangozlar, demirciler…

KK— Bir tane Yakoz vardı. Ustalar vardı eski zamanda. Boyacılar vardı. Kimse yapamaz. Bir tane İtalyan boyacı vardı. Geldi baktı. Bu dedi ki “Andon mu bu evi sıvadı,” böyle durdu kaldı. Eski boyacılar.

TD— Koço Kalfa, bizim ev hiç boyanmadı. 1934 senesinden beri. Hiç boyanmadı bizim ev.

EÇT- Koço Kalfa, nasıl oluyor da bu kadar uzun zaman dayanıyor?

KK— Mimarlar şimdi Asım Bey, Abdullah Abusoğlu…

TD— Sedad Bey’in de var, Sedad Eldem. Rıza Derviş’in evi, Sedad Eldem.

SR— Sedad Eldem.

KK— Deli Sedad! Ne sinirli adam idi.

SR— Deli Sedad’ı ben çok tanıyorum tabii.

KK— Rıza Derviş’in bina, mutfak, pencere yükseklik olsun. Ama söyledi…

AB— Baba bir de Edmond Kalfa vardı. Edmond Kalfa vardı. Hep söylerdin. Edmond Kalfa. Edmond Kalfa. Ventura, Ventura bunları hatırlıyorum.

KK— İki tane marangoz vardı. Bir de demir doğrama şey idi. Bir tane mimar daha vardı beraber. Deli Sedad Bey, çimento koyduk. Şimdi Rıza Bey dedi ki, Rıza Bey dedi ki, ne dedi ona biliyor musun? Rıza Bey, hiç unutmam! “Rıza, Rıza sen yerinde otur! Senin para, ev benim!” Neden? Şu kadar yükseklik. 1,5 metre pencere bütün beton. Beton tahta […] çıkmak istediler öyle yaptık. Sonra BTB üzerine koyduk. Pencere ufak, beton üzerinde pencere cam, tuğla camlardan, ama pencere en yukarıda. [Rıza Derviş, Sedad Hakkı Eldem’e] demiş ki “Ne yapacan? Vapur mu yapıyorsun?” demiş ona. “Rıza Derviş, sen yerinde otur! Senin para, ev benim!” Hiç unutmam onu da.

SR— Sizde hafıza maşallah evet!

KK— Ama güzel ev yapmış. Ama sonra Kemal Derviş ve gelinle beraber ayrıldılar, Rıza Bey’in oğlu, karıyı bıraktı. […] Haşim Bey idi. Sedad Bey o zaman sağ idi. Haşim Bey dedi ben izin vermeyeceğim. Ama yaptılar! Büyük Tur, Sedad Bey’in evini eski bir bağ evi idi. O da dekoratör bina idi. O Rum idi. İyi bir mimar. 1959’dan sonra bunlar yeni.

TD— Şeyi, Sedad, Fethi Okyar, Fethi Bey’in evi, Büyük Tur’daki, bağ evini Sedad Bey yaptı yani yeniledi falan.

KK— O da dekoratör bina idi. Rum idi. O Rum idi. O zaman Sedad da… Ah! Unuttum neydi ismi? Genç, o da iyi bir mimar. O kalfa kim idi? Kalfa? Kalfa başka başka bir kalfa idi. Rum idi. Kardesi hatırlıyorum. Kardeşi Makarna Fabrikası, ismi Ruli. Esas mimarı Stefo ama soyadı, soyadı hatırlayacağım soyadı. Neyse.
Uzun zaman oldu.

EÇT- Koço Kalfa, sizin aile Trabzon’dan mı geldi Ada’ya, İstanbul’dan mı geldi?

KK— İstanbul’dan geldi.

EÇT— Trabzon’da mıydılar?

KK— Bilmiyorum.

EÇT— Niye sürgün edildiler?

KK— Sarayda kalfa idi orada çalışıyordu. Benim ailem sizin […]

KK— Akrabaları geldiler; istediler. Sonra Romanya’ya gittiler.

AB— […]

AB— Ama biliyorsunuz. Kantakuzino var.

SR— Kantakuzino mu soyadı? Kantakuzino mu soyadı? Bizans Ailesi’nden…

KK— Sarrafyan yaptı şu yandakini.

AB— Baba içmedin kahveni.

SR— “Siga siga,” diyorsun… Soğudu kahve.

KK— Mimar Gipsi, güzel bir bina daha var. Şişli’de Kurt bınasını [Çiftkurt Apartmanı] orada yaptı. Sonra Gipsi, caminin karşısında bir tane pasaj vardı, büyük bina, mimar Gipsi yaptı, o da büyük mimar, dekoratör, güzel mimar. O da ahşap De Nario ile bir bina, kaba ahşap. Çatı ahşap güzel, güzel mertekleri görüyorsun güzel. Kagir bina, bir beton, bir plak!

TD— Kantakuzino soyadı nereden geliyor? Babanın babası Andon. Sonra Yorgo.

KK— Andon ile beraber Trabzon’dan Ada’ya geldi babamın dedesi.

[…]

SR— Katran cami var mıydı Koço Kalfa, ben onu merak ediyorum. Katran cami biliyor musun?

AB— Katran cami? Katran?

SR— Katran cami? Karaçam?

KK— Yok şimdi. Ceviz vardı, köknar vardı, meşe vardı, selvi vardı. Eskiden temele selvi ağacı konuyordu. Size bir şey daha ufak bir […] arabacılardan çıkarken bir nalburcu var. O nalburcunun tepenin altında su çıkmıştı. Onun içine meşe odunları döşemişler. Onun üzerinde 30 cm beton ama ne beton? Taş kireç ile kapatıyorlar içinde ağac ile yaptılar. […] Sarnıç, suyun içinde çürümuyor. Abanoz duruyor. Suyun içinde çürümez. Suyun dışarısına Çıkarsa çürür. Demir de aynı. Demir çürümez, hava alınca çürür.

TD— Hasan Nalbur muydu?

KK— Hasan Nalbur.

TD— Hasan öldü biliyorsun?

KK— Altında hiçbir şey yoktu. Altında taş şu kadar. Taş harçsız. Su şeysinin altında. Onun üzerinde sonra […] 65 santim vardı, sonra 50, 50’den sonra 45 beton taştır, çimento hiç yok kireç.

SR— Horasan yapıyor musunuz peki?

KK— Tuğla ezilir.

SR— Kullanıyor muydunuz o zaman, yapıyor muydunuz?

KK— Yok. Melez harç. Toprak ile şey kum ile kireç. Çimento yok. Bütün binaları […] hiçbir tane bina, çimento yok ancak kirişlere ve tabana hafif biraz kireç bırakmazlardı. Çimento yok!

SR— Niye yok? Neden yok çimento?

KK— Rutubet yapar. Hava almıyor rutubet yapar, koku yapar. Kapatır kapıları. Pencere kapattı içeride. Kışın kapatır yazın küf! Hava almıyor. Kireç hava alıyor, toprak büsbütün havalı. Anadolu’da evler yapıyorlar bütün toprak, hava, nefes alıyor. Çimento katiyyen, katiyyen hava almıyor. Ancak şimdi son zamanlarda çimento kireç, hafif biraz kireç. Kireç sert, harç yumuşak, yapışmıyor. Harç yapışmıyor. Çimento koy biraz yapışsın. […] Çimento yok! Karadeniz’de bir yer vardı Atina derler Malta taşı çıkıyordu. Malta taşı çıkıyordu. O Malta taşı döşeme yapıyorlardı. 30×40, 40×40 döşeme. Malta taşı yumuşak su çeker. Çimento yapışmaz, çimento yapışmıyor, kireç de yapışmıyor. Hafif çimento kireç ile biraz […] Malta taşı 4cm kalın. Kesiyorduk eskiden testereyle kesiyorduk. Yarım santimlik şerbet döküyorduk beyaz çimento Fransızlar’dan gelirdi. Sonra geldi o fabrika 1927 senesinde babamla beraber yaptık. Şişmanoğlu bahçesini bitti, sonra babamı İtalyanlar aldılar, baca yaptı Gümüş Çimentosu. Gümüş Çimentosu, yeşil kiremitleri çıkarttırdı. Çimentomuz çok idi o zaman. Darıca’da bir fabrika, sonra Gümüş çimentosu çıktı, sonra Zeytinburnu çimentosu, çimentosu beş para etmez. Ama Gümüş Çimento Fabrikası’nı kaldırdılar, yıktılar.

SR— Peki Koço Kalfa burda deprem de oluyor, hareket de oluyor burda. Hareket ve deprem oluyor Ada’da.

KK— Zelzele oldu. Anadolu Kulübü’nün yandaki Zarifi binasını babam tamir ediyordu, zelzele oldu bağlama yaptık. Ama hangi tarihte oldu hatırlamıyorum. Çok büyük zelzele ondan da büyük deprem olmadı. 115 sene evvel. Ondan büyük zelzele olmadı.

SR— Adapazarı’nda [1894’te] oluyor.

SR— Son zelzelede korktun mu? Son zelzelede ne oldu, evde bir şey oldu mu çatlak falan?

KK— Zelzele oldu ben yatıyordum. Bana dediler giyin çık dışarı. Oldu zelzele. Bir sey olmaz. “Çık dışarııı”. Uzandım yatağa ohhhh! Başka bir şey olamaz budur!

AB— Allah korusun! Hadi allah korusun! Bu bina üstümüze geliyordu. Gidiyorum dedim ben…

KK— Ufak zelzele çok oldu. Başka yerden buraya…

SR— “İnsanlar çok korktu, Ada’dan kaçtı,” falan dediler.

AB— 6 Eylül’ü de gördük biz, yaşadık, ona rağmen baba dedi ben burda ölecegim bir yere gidemem.

SR— Koço Kalfa rakı içiyor mu akşamları?

AB— Dün akşam iki tane attı. İki kardeş biraz atıştık orda.

SR— Bir kadeh rakı var mı diye soruyorum da?

AB— Rakı, rakı içiyor musun diyor?

SR— Biraz…

EÇT— İzin vermiyorlar ki diye bir hali var…

KK— Şarap babam yapıyordu, annem yapıyordu. Rakı da çıkarabilirim, biliyorum.

SR— Ama bu yaşa gelmiş fazla da ögretecek bir şey yoktur…

KK— İşleme biliyorum. Babadan gördüm. Güzel şey vardı… Anadolu Kulübü’nün müdürü Cafer Bey de vardı, babam bir fırın yaptı, francalo, Anadolu Kulübü içerisinde, Sedad Hakkı Bey de vardı. O zaman 15-14 yaşındayım. Ögrendim 12-16 yaşlarında çocuktum. Hiç babamla ardından hiç düşmezdik daima beraber. Gördüm fırınlar nasıl yapılıyor, kazanlar nasıl yapılıyor gördüm. Kazan yapan […] kafam işledi başka babam takdir etti, sen benden daha iyi biliyorsun diye […] Kazanları yaptım bir kaç tane… Askerliğe gittiğim zaman içki içmiyordum.

EÇT— Askerliğe nereye gittiniz?

KK— Ahh! Çok güzel, çok uzun bir şeydir. Samsun, Sivas. Tokat Zile’deydik. Belediyeler yıkılacak. Taş atmışlardı. Döşemeciydik 7 ay kaldık. Ama…

SR— İstihkâm mı?

KK— Ne oldu bana orada? Bir gün yemek yiyorduk. […] vuruyorduk. Teraziyi aldım baktım. Bir Ahmet Usta vardı çavus, Fatihli’ydi. Terazi dişli, dişi bir taraftan geniş, ray bir taraftan yüksek, bir taraftan alçak. Aldım terazi baktım dedim Ahmet Usta baktım sizin terazi bozuk. Nasıl olur? dedi ki müteahhit Necati bilmem ne, dört kişi geliyor terazi ilen. Nasıl olur? Bozuk. Bak. Görüyorsun. Müteahhit geldi […] gösterdim. Neyse geldiler kontrole. Ben […] beraber daima. Diyor ki Ahmet Usta, çavuşa söylemedim. Çavuş karışmıyordu, karışırdı. Dedi ki “Kim bozdu?” […] bozdu. Ondan sonra Koço sen gelsene buraya. Gittim. Çağırdı beni. Sen nereden biliyorsun bozuk? Biliyorum ahsap yerinde değil dedim. Biz bu işi yapıyoruz. Görüyorsun. Bir kol gerekecek olacak. Şakuli ben aldım, dedim ki nasıl duruyor? Görüyorsun. Haklı! Aferim nasıl o kadar zaman geçti göremediniz? Göremediniz! Göremediler işte ne bileyim? Sen dedi ki tesviyeci kalacaksın. Çalışacaksın, çalıştıracaksın. Üç kişi içeride, üç kişi dışarıda. […] sağa sola getiriyoruz. Palaz vuruyoruz, kazma vuruyoruz. 4.5 ay kazma çalıştırdım ben. Tamam. Eh! Bir gün aksilik, gittim battaniye aldım. Fırından ekmek almaya. Gittim dışarı. Tuğla, çarşı tuğla, kum, kum degil toprak tuz […] dedim ki ne için aldınız buraya? […] Dedi ki “fırın bozuk”. Para yok dedi yapmaya. 60 Lira para istedi Amasya’dan birisi gelecek yapmaya. Çok tuhafıma geldi bana. Senin fırın yapayım. Ama ben o taraftan güzel çalışıyorum bana iş verdiler. 30-130 kişi sağa sola […] Ahmet Usta’ya söyledim, senin fırın yaparım dedim. Hadeee böyle yaptı. Allah rahmet eylesin. Yapar mısın? Şaka. Şaka ediyorum Ahmet Usta. Yapamam dedim. Yapamazsın. Bir baktım yüzbaşı geldi. Bir de köşe vardı. Çarşıydı ama köşe. Köşede birisi duruyordu. Dedi ki ekmek de alıyor veriyor. Bu yapabilir fırını. Yapar mısın? Yaparım sizin fikrini. Yapar mısın? Yaparım. Kaç gün izin istiyorsun yapmak için. Dedim 3 gün bana müsaade edin ben yaparım fırını. Yoook olmaz dedi. Gene bir temizleme tamamiyle […] bir temizleme. Bana tuz verin. Tuzu verdiler. Merdiven altında cam vardı. Cama bıraktı. Cam eşiği vardı. Çakı. Bıraktım onu altında. Tuzu attım. Çamuru […] Ben istedim ki […] tamamiyle döşedim, kenarları menarları hepsini döşedim. Bana diyor ki amca şu birazdan yukardan baksana bana. Gömlek vardı. Anahtarı düşmüş. Kemer anahtarı. Gittim yukarda. […] Kabalaşır. Yukarda geniş aşağıda geniş. Yaptim tam sıkiştırdım. Bir günde. Yıkandım, pantalon giyiniyorum. Baktım yüzbaşı geldi. Diyor ki sakın ha söyleme fırın yapıldı bitti. Yok oğlum dedi sakın. Sen ona söyle fırın bitti! Yüzbaşı geldi. “Ey Yüzbaşım,” dedi Allah razı olsun evlat fırını bitirdi. Bitirdi mi? Kösede! Bana bir bakıyor yüzbaşı. Evladım dedi sana helâl olsun. Kadıköylü’ydü Yüzbaşı. Peki burda kalayım. Üç kişi de onları da benle beraber.[…] Çok bedava, bal bedava 10 kuruş, 5 kuruş. Kuruş kuruş… […] Bolluk. Bolluk. Ne bolluk vardı Anadolu’da?

EÇT- Koço Kalfa ordan nereye gittiniz?

KK— Bitirdim bana dedi burda kal, kaldım, kaldım 1 ay kadar kaldım. Sabah ya böyle yemek yiyorum. Beraber çay börek, üzüm. Bir çocuk geliyor diyor ki bana. Koço sen gidiyorsun. Ne? Sen gidiyorsun. Nereye? Gidiyorsun. Yemek yedim, yemeği ye gel. Gittim selam verdim. Bana diyor ki Yüzbaşı: Koço sen, dedi ki sen burda kalamazsın. Samsunlu Paşa haber aldı. Seni Paşa istiyor. 1 Hafta için dedi ki bana, dedi 1 hafta kadar bizde kalsın bu adam. […] yapsınlar. Peki. Eşyalarımı hepsini […] dört kişi Şile’ye gittim. Kıpkırmızı kazınıp kaşınır affedersin manda boku gibi çok affedersiniz yalan değil ki valla kızım yemek yedik trenle aşağıda idi. Gittik içeri. Amasya’dan geldik. […] Gittik Samsun’a. […] Güzel bir Katolik Kilisesi vardı orda. Bir tane papaz vardı o zaman o papaz oradaydı. Gittik oraya çıktık. Verdim dedim binbaşı istiyor. Şişmanca bir binbaşı çıktı selam verdi. […] Gittik taraçada büyük bir eski Rum binası idi. Bana diyor ki şu bina görüyorsun onu evet tamir edeceksin. Bana diyor ki İstanbul’da Büyükada. Ah! Büyükada! Oraları bıraktın Samsun’a geldin askerlik yapıyorsun. Askerlik, askerlik. Bana diyor ki şu köşkü tamir edebilir misin? Alet var mı? Alet var mı? Yaparım. Şu köşkü mü? Aaaa! Çıktım tekrar çıktım yukarı yüzbaşı. Kaç günde biter dedi bu? Bir hafta kadar biter. Yoook olmaz. Yavaş yavaş biter. Ve hakikaten izin verdi bize bir hafta kadar, Paşa emir versin başlamaya. Beşinci gün indim asağıya Katolik Kilisesi. Bir baktım ki çağırıyorlar: “Koço… Koço… Koço…” çağırıyorlar. […] Emir vermişti Paşa, yapmak ama ben alet… Testere aldım, aldım ne istediysem. Ahşap bina için aldım. Geldim. Altı köşeydi, alt köşe üzeri parmaklık vardı, korkuluk onun üzeri iskele. Dışardan verdik. Tam iskele altına koydum balkonun altına koydum tezgah. Bir parça sokuyordum. […] Merhaba! Merhaba! Nasılsın. Sağol. […] Sordu bana. Tezkere, izin aldın mı? Bak oğlum. Evvelallah dedim. Şunu bitireceksen. Bir hafta iş nerde bırakmıyorlar ki… bırakmıyorlar ki… Rüzgâr esiyor gir içeri. Hava vuruyor gir içerde. 2,5 ay. Hristo vardı Yorgo, nasıl bitireceğiz biz bu işi. Cama vuruyor Osman vardı çavuş. Emir subay seni istiyor. Kurmay başkan, geldim otur dedi ki bana oturdum. Sigara vereyim. Bana bak dedi ki sen evli misin? Hayır nişanlıyım! Affedersin böyle yalandan uzatıyorum ama. Nişanlıyım. Bana bak dedi. Sen ölürsen. Sen ölürsen nişanlı kadın başkasını bulacak. Başkasını alacak. Babana kara çivi kalacak dedi. Rüzgâr esiyor, gir içeri. Bize bir yer verdiler. Yatmak için değil yemek içmek… Pardon bir oda. Gittim. Sonra bana geldiler 135 lira para, eşyalarım, çantamı falan hepsini getirdiler bana teslim ettiler. Tezkere aldım.

SR— Orda bitti diyorsun askerlik.

KK— Paşa’nın da evini gittim yaptım. Paşa’nın evini, iki defa içeri gittim. 1 ay izin verdi. 15 kişi idik çalışan. Dedim İstanbul’dan Fethi Paşa verdi. Paşa neydi? Neydi? İstanbul’dan 1930 senesinde! Atatürk’ün […]. Belki görmüşsündür. İki tane istasyonu var. Biri aşağıdaki diğeri kara istasyon. Amasya’da bir değirmen var. Zile’de bir sel şey etti… Amasya’nın […] simit gibi cçvirdi demirleri sel bastı. Amasya ve Çarşamba mahvetti. 1930 senesinde…

SR— Ben lafın ucunu kaybetttim. Neredesiniz?

EÇT— Amasya’dayız. Amasya’daki sel…

EÇT— Peki Koço Usta, bir de Caivano vardı Ada’da. Caivano çok ev yaptı değil mi Ada’da?

KK— Sonra. Caivano. Sonra. Nerde […] nerde Bağdat. Yaptı. Bütün o kalfalar yapıyorlardı. Proje çiziyorlardı. İnceleme. Abdurrahman Hancı bir, sonra bir tane Edmond Safrati vardı. Bir tane Ventura vardı. Edmond Safrati ile Havra’yı onunla beraber yaptık. Çikvaşvili, yukardaki onunla beraber onu yapmadık. Yalnız Havra’yı yaptık onunla. Edmond Safrati. Eski Havra, bir fotoğraf, aynı bina, söktük parçaları aynı yere koyduk. Bir fotoğraf ne yaptık orada. O da bir […]. Mimar Abdurrahman Hancı, disiplin vardı. […] Ustalarla yok, Hristo Kalfa, kim konuşabilir, sert. Sedad sert. Asım Bey sert. Öteki gülüyorlardı şaka geliyor birbirine. Askerlikte ne diyorlar disiplin! İşte disiplin iştir. Abdurrahman Hancı, disiplin.

SR— Deli Sedad da fena değil galiba!

KK— Sedad da disiplin. Ama ne vakit söylüyordu bu böyle. Ercüment Bika, Asım Mutlu, Akademi’ye müdür de oldu. Ercüment Bika, hoca Pendikli’ydi. Rıza Derviş’in havuzunu onunla birlikte yaptık. Bana bir şey istedi, kabul etmedim. Kabul etmedim. Beton, beton, şap sıvası, bildiğimiz alaturka, bana diyor ki bunu üzerinde kanaviçe koyacağız. Ercüment Bey olmaz! Ercüment Bey olmaz! Getirdiler asfalt getirdiler. Git dediler Rıza Derviş’ten. Olmuyor. O güzelim sıva üzerinde alaturka sıva 12 ton var şu depo. Eski alaturka sıvası. Rıza Derviş’in depo. Ha benim de var. Çatının üzerinde depo, 8 santim kalınlıkta beton, 12 ton su alır. Sedad Bey ile Asım Bey, biz demirleri, proje aldım, kalemi böyle böyle… Asım Bey dedi ki Ercüment Bika istiyor çuval, çuval geldi toplarla geldi. Ercüment Bey, rica ederim bu tutmayacak. Ben sana bir rakı vereceğim dedi. Ne akıl! İkisi bir beton dökecek o zaman olur. Mermerleri işlerken o mermerler ile beraber demirler de ayriyeten son zamanlarda gene kabarıyor, su alıyor, atıyor öteki çuval duruyor. Mecbur olduk sıvalar eski sıvanın üzerinde mermer kaldı. Ama […] gitti. Ercüment Bey diyor, Rıza Bey Allah bu nerden çıktı benim başıma?

TD— Koço Kalfa hatırlıyor musunuz? Avlonyalı Ferit Paşa’nın evini Akil Muhtar’ın evinin yanında…

KK— O ne bina idi? Hatırlamıyorum. Cavit Paşa hatırlıyorum. Tam Kâzim Şinasi’nin karşısı. Şey mimar, binası var, Kuruçesme var. Seferoğlu’na gitmeden evvel, Con Paşa’ya gittikten sonra solda bir tane kösk vardı. Seferoğlu’nun karşısında bir tepe var tam orada otururdu. Cavit Paşa, 1926 senesinde gene baban, ben, Yorgo, Cavit Paşa’nın evine elektrik aldık, getirdik elektrik. Gel zaman git zaman bitti burada işimiz, İstanbul’da çalışıyoruz. Köprü’nün üzerinde Cavit Paşa. Ordan tanıyordum. […] Babanın zamanında. Neden? Baban gönderdi. […] Tütüncü Yanni vardı. Eczahanenin yaninda. […] vardı. Yanni, Giovanni… Cavit Paşa’yı […] astılar. Ne olduysa Atatürk… Cavit Paşa’yı hatırlıyorum.

TD— Şakir Paşa’nın da evini de biliyorsunuz.

AB— Say say paşaları…

KK— Ferit Paşa var, Arap İzzet Paşa var.

TD— Arap İzzet Paşa?

KK— Onu hatırlıyorum ama…

TD— Peki Koço Kalfa, Şakir Paşa’yı hatırlıyorsunuz?

KK— Aaaa! Hatırlıyorum. Şakir Paşa’nın oğlu […]le öldürdü, mezarı babamla birlikte Hristo Kalfa yaptı.

TD— İlk gömülen bu mezarlığa Şakir Paşa.

KK— Şakir Paşa’nın mezarı babamla beraber yaptık. Hristos Kalfa ile.

SR— Peki Cevat Bey’i tanıyor mu acaba?

TD— Tabii, tabii.

KK— Şakir Paşa’nın köşkü aşağıya inerken burda vardı, burda büyük bir salon vardı, içeride bir karpuz vardı. Salonda alaturka oturma kanepeleri. Sonra bir tane sediri vardı. Balıkları vardı…

TD— Bahçe? Koço Kalfa bahçe, bahçe çok güzeldi.

KK— Onu da söyleyeyim size. Neyi hatırlıyorum. Büyük bir ağaç vardı. Ağaç, kesmemişler. Baban mı yapıyordu bu işleri? Baban mı yapıyordu? O ağacı içerden kestirdi, aynı kapı yaptı, yarısı duvar, yarısı ağaç. Çürük ağaç. Şey kalmasın boş kalmasın duvarı onlar yaptırmış. Görüyordum, dış taraftan yarı taşlı, […] bir ağaç var…

TD— Siz Aliye, Aliye Berger’i hatırlıyorsunuz. Cevat, Cevat, Cevat’ı hatırlıyorsunuz. Aliye’yi? Aliye? Aliye?

KK— Hepsi hepsi hatırlıyorum. Hepsi Rumca konuşuyorlardı.

SR— Hepsi Rumca konuşuyorlar. Giritli onlar Giritikos onlar onun için konuşuyorlar.

KK— […]

TD— Akil Muhtar’in evini de hatirliyorsunuz degil mi?

KK— Akil Muhtar, ne bina idi. Çıktığın zaman bütün meşe 15×15 meşeler vardı.

TD— Ruşen Eşref’inkini de hatırlıyorsunuz değil mi? Ruşen Eşref, Nizam’da. Hani hanım falan. Hatırlıyorsunuz. O ev de güzel, deniz kenarında.

KK— Kimin?

TD— Ruşen Eşref’in.

KK— Güzel bir köşk. Sonra sattı. Kâzım Şinasi’nin bugunkü evinin yerindeki köşk yandı. Oraya otururlardı. Bir tane hakim vardi, Mahmut Bey vardı orada. Yandı zannederim sonra o. Sattılar.

TD— Kâzım Şinasi’nin bugünkü evinin yerinde eskiden bir köşk vardı, yandı, yanmış. Değil mi? Kâzım Şinasi evi?

KK— Kâzım Şinasi evi yandı. […] Oraya otururlardı birkaç kişi muhabbet ediyorlardı. Bir tane hakim vardi. […] Orayı bir de tamir etti. Unuttum. Sabri Bey. Çok güzel bir bina. Sonra yandı. Kâzım Şinasi aldı.

SR— Peki ne zaman işi bırakıyor Koço Kalfa, son ne zaman?

AB— Bir iki sene evvel. 10 sene evvel bıraktı işi.

KK— Aykut Bey’i biliyorsunuz? Asım Bey’in oğlu.

SR— Onu biliyorum evet.

KK— Gelmedi geleceydi bugünlerde. Gelmedi. Geliyor bana. Aykut ufak. Aykut 55 senesinde […] Asım Bey çok iyi bir mimar idi. Kimseyi, kalfayı kırmazdı. Anlaşılırdı. Ne vakit ki Abdurrahman […] Düşünür kabul eder haklısın. Aykut […] Portakal Yokuşu’nda başında bir bina var… Portakal Yokuşu’nda başında bir bina var, köse başında son bina var. Ben onu 1973 senesinde ne vakit köprü yapılıyordu onu tamir ettim Arnavutköy’de.

TD— Koco Kalfa, Celile Hanım’ı hatırlıyor musunuz? Celile Hanım?

KK— Celile Hanım?

TD— Celile Hanım, Nizam’da. Hani anlatıyordunuz, pantalon ilk pantalon giyen hanım diye…

KK— Kâzım Şinasi Bey’in eski binanın altında otururdu.

TD— Con Paşa’nın karşısında Celile Hanım.

KK— Tabii çok çalıştım ona. Çok iş yaptım ona.

TD— Celile Hanım. Hani siz anlattınız pantalon giyiyordu diye…

KK— Başka hiç pantalon giyen yoktu. O giyiniyordu.

TD— O bir de Ruşen Eşref’in hanımı…

SR— Celile Hanım, babamın teyzesi.

AB— Siz Adalısınız?

SR— Babamın teyzesi.

KK— Ne diyorsunuz? Mebus idi. O zaman ilave yaptık. İlave yaptık. Kaplama. Dedim buraya kaplama yapacağıma sıvadan yapalım. Yukardaki yokusştan aşağı. Kocası da çok iyi, beraber oturuyorlardı. Ben de dedim sıvama yapacağım, ayni tahta 22×24 cm.

[…]

Mimar Bedros, Zümrüt Apartman, Abdurrahman Hancı’nın karşısında.

TD— Siz şeyi hatırlıyor musunuz? Bizim Maden’deki evin karşısında ne Paşa’nin evi vardı? Maden’deki evde bileceksiniz. O Esenbeller oturdukları. Neydi Paşa’nın ismini unuttum. Anladınız değil mi? Maden’de köşedeki.

KK— Ermeni Kadın idi.

TD— Evet köşedeki Ermeni Kadın’ın yanında.

KK— Şeylerin komşusuydu o kadın.

TD— Çok hoş ama adamın ismi çıktı aklımdan.

KK— Doktor.

AB— Hangi doktor?

Ah! Ne coç konuştuk.

SR— Hadi yeter! Bir kere de… Gidelim artık hadi!

AB— Hangi Façyo? Hakiki Façyo?

KK— Ah! Unuttum be! Doktor… [Hıntıryan]

AB— Hangi doktor? Sermet? Doktor Sermet? Sermet?

KK— Rum Mektebi’nin yanındaki. Tabii Ermeni bir kadin idi.

TD— Markosyan. Markosyan.

SR— Ne yapmak biliyor musunuz? Bunu sistemli çözüp sonra tekrar sormak lâzım. Çünkü […]

KK- Sizin yanınızda. Güzel ahşap bina.

TD— O hanım Markosyan’dı. Madam Ermeni Markosyan. Böyle yürüyen madam. Evet. Karşıda.

KK— Karşıda.

TD— Yukarıdaki Hıntıryan’a gidip geliyordu. Hıntıryan’ın ahbabı. Fakat Ermeni’nin yanında bir Paşa’nin kızı vardı, piyano çalıyordu. İsmi aklıma gelmiyor şimdi. Çok yoruldunuz, çok konuştu değil mi?

ECT— Madam Zafiro’nun evini kim yaptı?

KK— Bilmiyorum.

EÇT— Babası kimdi? Bahçıvan? Soyadı Psikas. Ama kim yaptığını bilmiyorum.

KK— Kaptan Murat’ın evinin yanında. Yani biraz altı. Sizin orda [Türkoğlu Sokak] bir tane bina yıktılar. Evvelsi gün… neydi ismi?

EÇT- Ayten Sabis?

KK— Ayten Sabis geldi bana. Çay ısmarladık ona. Nasıl kaybetti o kadın bina. Kocası profesör mimar. Yıktılar. Yeni kaybettiler. […]

EÇT— Ada’daki bahçevanlar kimlerdi? Kimler vardı bahçevanlardan Ada’da? Sayın bir kaç tane isim…

KK— Bütün Paşa… 10-15 tane paşa vardi.

AB— Yoooook Paşa! Paşa sormuyor yok, bahçevan… Söyle Panayot Usta hatırlıyorum…

KK— Bahçevan? Haaa… Petra Bahcevan vardı, Andon Bahçevan vardı. Panayot Bahçevan vardı, Aleko vardı. Seferoğlu’nda Andon bahçevan vardı.

EÇT- Peki bahçe işleri nasıldı? Bahçelere nasıl bakıyorlardı?

KK— Gübre koyarlardı. Büyük bir bel yaparlardı. Şu kadar derinde. Aşağıdaki toprak, sonra toprak yukarı gitsin. Onu öyle yapıyorlardı. Cafer Bey’in bahçesine Aleko bakıyordu. Çok bahçevan vardı. Andon vardı, Aleko vardı, Marko vardı Anadolu Kulübü’nün bahçevanı. Çok vardı, hatırlamıyorum çok. Dilmen’in eski evi, Dilmen’i biliyorsunuz?

EÇT— Biliyorum.

KK— O bahçevan Aleko. Hristos Kalfa yaptı tamir, 1936 senesi Hristos Kalfa yapti Stefanidis Evi’nin tamirini. Stefanidis sonra aldı Dilmen. Sinema oynuyor şimdi orda. […] kadın çalışıyor orda […] Kac defa geldi bana. Yarım bıraktılar. Bitiremediler.

SR— Hadi arkadaşlar evet! Bu lafın sonu yok!

TD— Andon, Maden’e giderken çiçek bahçesi vardı; çiçek yetiştirip satıyordu. Çınar’dan Maden’e giderken, yokuş sağda, bizim Maden’deki eve giderken, gitmeden sağda yokuşu çıkarken Andon’un bahçesi vardı. Andon, süper bahçevandı o çünkü.

KK— Haaa! Andon. Geçen sene oğlu geldi buraya. Oğlu Niko. Yokuştan çıkarken solda, sağda. Bir Ermeni aldı orayı. Onun üzerine iki tane bina var şimdi, eskiden duruyordu, belediye aldı, ne oldu, Andon’un bitişiğinde?

TD— Haaa… duruyor o duruyor. Güzel bir ahşap bina duruyor. Herseyi hatırlıyor.

KK— Tabii.

SR— Koço Kalfa biz gidelim. Haydi! Bu muhabbet…

KK— Andon’un oğlu Niko vardı; onunla beraber mektebe gidiyorduk.

SR— Haydi!

AB— Otuuuuur!

SR— Yok gidelim, gidelim. Bu kadar fazla.

KK— Gene bekliyorum.

SR— Evet gene bir daha gelelim, bir daha gelelim.

EÇT— Bir daha gelelim…

………………………………………………….2

ntvmsnbc, 4.12.2009
Tadı Damağımda
Vedat Milor

Burgazadalı Vedat Milor Büyükada’da… Tadı damağında…

http://video.ntvmsnbc.com/?758182#v003224073252021179138092156053170053127054166112

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: