Gönderen: adalarpostasi | 02 Nisan 2010

ADALAR POSTASI-2400: sivriada (hayırsızada) neden mi hayırsız?

* * *

ADALAR’da TARİHTE O GÜN:

12 Haziran 1899 Pazartesi günlü Büyükada’daki Ayayorgi ve Hristos Manastırları arazisinde bulunan taş ocaklarının nizamnamesine uygun çalıştırılması ve Yalova tarafına yapılan taş sevkiyatının yasaklanması için gereğinin yapılmasına dair…

* * *

ADALAR’da BİR GÜN:

Büyükada, 1.9.2005.

* * *

ADALAR’da HAVA DURUMU:

2 Nisan 2010 Cuma
Büyükada’da HAVA DURUMU*
Sağanak yağışlı
10/18ºC
% 73-87 nem
Lodos, GB 20km/sa

Gündoğuşu 06:46… Günbatışı 19:29…

* http://www.dmi.gov.tr/tahmin/il-ve-ilceler.aspx?m=BUYUKADA uyarınca

* * *

Cicely Mary Barker, The Dog-Violet Fairy.

* * *

1- Begüm Yavuz: “Yıllar herzamanki gibi su misali akmış gitmiş… Emeklerinize sağlık , varlığınızla iletişim eksiğimiz tamamlandı, Adalı dostlarımıza ulaştık, detaylardan dahi haberdar olduk…”

2- Cemal Beşkardeş: “ADALAR POSTASI’nın yayın hayatına başlamasının beşinci yılını gönülden kutluyorum. Siz bu bebeği dünyaya getirdiniz, yılmadan, yorulmadan O’nu beslediniz; dağarcığınızdan, kitaplıklardan, belgeliklerden (arşivlerden) nice fotoğraf, resim, belge ve anılarla O’nun sayfalarını bezediniz; Adalar’ın haberleri, olayları, perde arkaları, kulisleri, sokakları, caddeleri, kıyıları, denizi, havası O’nun sayfalarında İstanbul’un, Türkiye’nin insanlarına, uzaklardaki Adalılara ve Ada dostlarına düzenli bir biçimde ulaşabildi…”

3- Sibel Sicimoğlu: “Nice yıllara…”

4- Tülay Çellek: “5. yaşınızı kutluyor, mutluluk, başarı, sağlık diliyorum…”

5- Mehmet Selim Tugay: “Elimizde kalan değerleri koruyabilmek için çıkarsız ve çekincesiz çaba harcayan ADALAR POSTASI’nın yeni yaşını kutlarım…”

6- Tugay Kartal: “Nice yıllara…”

7- Bülent Mısırlıoğlu: “Kınalıada’da yapılan iskele hakkında Büyükşehir Belediye Başkanlığı basın açıklaması ve Adalar Belediye Başkanlığı [izin!] yazısı…”

8- Sibel Kantarcı: “Adalar Belediye Başkanı’nın, Kınalıada’daki salaş kaçak iskeleyle ilgili “İBB tarafından müsade verildiğini ve Adalar Belediyesi olarak bizim yapacağımız bir şey yok, […] oraya biz bakmıyoruz,” vs. gibi bilgilerle basını ve halkı yanılttığı ortaya çıkmıştır…”

9- Onur Balbinar: “Merhaba Adalılar, sizlere çok güzel haberlerimiz var artık bu adaların gençleri…”

10- Bir Adalı: “Bu sıralar şu linkteki tasarı geçebilir meclisten. http://www.cmo.org.tr/index.php/taslaklar/1857-avcilik-tasari Çünkü hin oğlu hinler, tasarının başlığını kara avcılığı olarak koymuşlar. Ama içeriği orman açılımı…”

11- Emre Sarıkuş: “Gidişleriyle ıssızlaşmış sokaklarda lodosun estiği geceler sesleri duyuldu tıpkı yıllar önce olduğu gibi… Seslere dayanamayanlar sandallara, teknelere atlayıp bazılarını gizlice geri getirmeye gittiler ve adaya yanaştıklarında gördükleri manzarayı bir daha hiç unutamadılar. Sürgündeki seksen bin köpek denizin ortasındaki bu çorak kara parçasında kendilerini alıp götürecek bir tanrı misafiri bekliyordu. Ne var ki…”

12-Emine Çiğdem Tugay: 3 Nisan 2010 Cumartesi günü saat 19:30‘da yönetmen Emre Sarıkuş‘un söyleşisinin ardından 20:30‘da “Sesim Rüzgâra” adlı belgesel filmi Adaevi’nde seyredebilirsiniz… Al gözüm ibretle seyreyle nerden nereye…”

13- Sivriada (Hayırsızada) neden mi hayırsız?

14- Edmondo de Amicis: “İstanbul köpeği pek bol olan bir yerdir. Herkes gelir gelmez farkına varır bunun. Köpekler şehrin, daha az kalabalık, ama birincisinden daha az garip olmayan ikinci halkını meydana getirir. Türklerin köpekleri ne kadar sevip koruduğunu bütün dünya bilir…”

15- Ayşe Hür: “İstanbul’un Kıdemli Sakinleri: Sokak Köpekleri…”

16- Pierre Loti: “Bu ülkeye II. Mehmed’in ordularının ardından gelen köpekler… Terakki’yi ve hükümet işlerine levantenlerin girişini unutmuşlardı. Dört-beş asırlık sadakatten sonra ve kimseyi hiçbir zaman ısırmamış olmalarına rağmen, katliamların en iğrencine mahkûm edildiklerini gördüler. Hiçbir Türk, Hilâl’e uğursuzluk getireceği söylenen bu onur kırıcı görevi üstlenmek istemedi. Bu yüzden serseriler, işsiz güçsüzler ve haydutlar görevlendirildi…”

17- C. Sami Yılmaztürk: “Doğumunun 100. yılında ‘Geleneksel Mimarinin Şairi’ Nail V. Çakırkan…”

ADALAR POSTASI’nın 2400. sayısında…

)O(

………………………………………………….1

From: BEGÜM YAVUZ
Subject: Re: ADALAR POSTASI-2399: beş yaşındayız! :)
Date: April 2, 2010 1:22:57 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi.1@gmail.com

Sevgili Adalarımızın POSTASI…

Yıllar herzamanki gibi su misali akmış gitmiş… Emeklerinize sağlık , varlığınızla iletişim eksiğimiz tamamlandı, Adalı dostlarımıza ulaştık, detaylardan dahi haberdar olduk…
Bu emeğin ne demek olduğunu hepimiz biliyoruz, farkındayız ve minnetle teşekkür ederiz.

Her daim sizinle olalım…

Sevgi, saygı ve dayanışma dileklerimle…

Begüm Yavuz
CHP Parti Meclis Üyesi
TKB Adalar Onursal Başkanı

………………………………………………….2

From: CEMAL BEŞKARDEŞ
Subject: RE: ADALAR POSTASI-2399: beş yaşındayız! :)
Date: April 2, 2010 7:24:28 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Sevgili ADALAR POSTASI moderatörü Emine Çiğdem Hanım,
Sevgili ADALILAR,

1 Nisan gününde ne kadar çok kutlanılacak olay ve etkinlik var sizin oralarda?

Sırasıyla kutlamalarımı sizlerle paylaşmak istiyorum:

1. ADALAR POSTASI’nın yayın hayatına başlamasının beşinci yılını gönülden kutluyorum. Siz bu bebeği dünyaya getirdiniz, yılmadan, yorulmadan O’nu beslediniz; dağarcığınızdan, kitaplıklardan, belgeliklerden (arşivlerden)
nice fotoğraf, resim, belge ve anılarla O’nun sayfalarını bezediniz; Adalar’ın haberleri, olayları, perde arkaları, kulisleri, sokakları, caddeleri, kıyıları, denizi, havası O’nun sayfalarında İstanbul’un, Türkiye’nin insanlarına,
uzaklardaki Adalılara ve Ada dostlarına düzenli bir biçimde ulaşabildi…

Kentimizin bu mücevher değerinde, paha biçilemez köşesi, adeta geçmişinden geleceğine bir köprü gibi uzanmaya çalışan bülteninizde seçkin ve duyarlı bir izleyici topluluğunun ilgisini ayakta tuttu…

İstanbul’da yaşamak giderek zorlaşıyor. Yaşamlarının finaline doğru yol alan Boğaziçi ve Adalar sevdalıları, kentimizde bozulan çevre, çarpık kentleşme, kilitlenen ulaşım-trafik, yoğunlaşan kültürsüzleştirme, artan
etnik ayrımcılık gibi olguların boğucu koşulları altında bunalıyoruz… ADALAR POSTASI örneği bültenler ve internet siteleri, benzer duyguları, kaygıları ve beklentileri paylaşan kentli yurttaşları buluşturuyor. Çok sayıda sorunlarla ilgili çözüm önerilerini ortak akıl platformlarına taşımamıza aracı oluyor… Başarılı yayıncılığınızın nice yıllar devam etmesini diliyorum.

Bu vesileyle, Adalı Hıristiyan dostlarımızın Paskalya Yortusu’nu candan kutluyor, ilkbaharın tüm güzelliklerini doyasıya yaşamanızı diliyorum.

Sarıyer’den, “Boğaziçi’nin Büyükadası TARABYA’dan sizlere nice mimozalar, lale, manolyalar, bembeyaz çiceklerle bezenmiş erik dalları gönderiyorum. (Elbette bu dalları yalnız seyrederek ve hiçbir şekilde incitmeden!)

Sağlık ve esenlik dolu günlerde buluşmak umuduyla…

M. Cemal Beşkardeş

………………………………………………….3

From: SİBEL SİCİMOĞLU
Subject: RE: ADALAR POSTASI-2399: beş yaşındayız! :)
Date: April 2, 2010 10:27:28 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi.1@gmail.com

NİCE YILLARA…
SS…

………………………………………………….4

From: TÜLAY ÇELLEK
Subject: DOĞUM GÜNÜ KUTLAMASI…Re: ADALAR POSTASI-2399: beş yaşındayız! :)
Date: April 2, 2010 10:47:14 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Merhaba,

5. yaşınızı kutluyor, mutluluk, başarı, sağlık diliyorum…
Nice kitaplı, yazılı, kalemli, bilgisayarlı yıllara, güzelliklere…

Hoşça kalın,

Tülay ÇELLEK

………………………………………………….5

From: MEHMET SELİM TUGAY
Subject: nice yıllara…
Date: April 2, 2010 9:20:32 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com


Geçmişle bugünü yaşayan ve onları hep hatırlanmaya değecek kadar güzelleştiren, elimizde kalan değerleri koruyabilmek için çıkarsız ve çekincesiz çaba harcayan ADALAR POSTASI’nın yeni yaşını kutlarım.

Mehmet Selim Tugay

………………………………………………….6

From: TUGAY KARTAL
Subject: Re: ADALAR POSTASI-2399: beş yaşındayız! :)
Date: April 2, 2010 7:49:04 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Nice yıllara…

………………………………………………….7

From: BÜLENT MISIRLIOĞLU
Subject: Kınalıada Motor İskelesi
Date: April 2, 2010 12:47:30 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Kınalıada’da yapılan iskele hakkında Büyükşehir Belediye Başkanlığı basın açıklaması ve Adalar Belediye Başkanlığı [izin] yazısı…

01.04.2010

KINALIADA İSKELESİ HAKKINDA AÇIKLAMA

Son günlerde basında “Kınalıada İskelesi” hakkında çıkan haberler ile bugünkü Milliyet Gazetesi’nde “Kısacık Sahile 4. İskele” başlığıyla yayınlanan habere ilişkin aşağıdaki açıklamanın kamuoyuna duyurulması gereği doğmuştur.

· Öncelikle belirtmek gerekir ki S.S. Mavi Marmara Deniz Yolcu Eşya Turizm Motorlu Taşıyıcılar Kooperatifine, ilgili yere yapı yapma izni Adalar Belediye Başkanı Dr. Mustafa FARSAKOĞLU’nun imzasını taşıyan 2 Kasım 2009 tarih ve M.34.6.ada.0.12.2009/1692 sayı numaralı evrakla verilmiştir.

· 15 Mart 2010 tarihinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi İmar Müdürlüğü ekipleri 5216 sayılı yasaya göre, yapının durumunu tespit etmiş ve tutanağı Adalar Belediyesi’ne göndererek 15 gün içinde yasal işlemlerin yapılması ve neticeden İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bilgi vermesini tebliğ etmiştir.

· İstanbul Büyükşehir Belediyesi Emlak Müdürlüğü 2008 yılında S.S. Mavi Marmara Deniz Yolcu Turizm Motorlu Taşıyıcılar Kooperatifine, Kınalıada Mahallesi Kınalı Çarşı Caddesi 158 ada, 1 parsel kuzeyinde Kamu Malı Saha (dolgu alanı) 102 m² alanlı yeri, deniz motorlarının bekleme yeri olarak sözleşme yaparak kiralamıştır.

· Sözkonusu sözleşmenin 16. Maddesi gereği “yer teslimi hukuki veya fiili bir engel nedeniyle imkansız hale geldiği taktirde kiracı/ işletmeci dilerse engelin ortadan kalkmasını bekler, dilerse akdin feshedilmesini ister. Akdi fesh edilirse yatırmış olduğu teminatlar kendisine iade edilir. Bu durumda kiracı/işletmeci belediyeden zarar ziyan talebinde bulunamaz denilmektedir.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur…

İstanbul Büyükşehir Belediyesi
BASIN DANIŞMANLIĞI

………………………………………………….8

From: SİBEL KANTARCI
Subject: Kınalıada motor iskelesine yapım iznini KİM VERMİŞŞŞ ???
Date: April 2, 2010 10:34:58 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Adalar Belediye Başkanı’nın, Kınalıada’daki salaş kaçak iskeleyle ilgili “İBB tarafından müsade verildiğini ve Adalar Belediyesi olarak bizim yapacağımız bir şey yok, […] oraya biz bakmıyoruz,” vs. gibi bilgilerle basını ve halkı yanılttığı ortaya çıkmıştır.
Adalar Belediye Başkanı’nın, Mavi Marmara Yolcu Kooperatifi’ne 2 Kasım 2009 tarihinde vermiş olduğu yapı izin belgesiyle söyledikleri yalanlanmıştır.

Başkanımızın verdiği izin yazısı, İBB Basın bürosu tarafından tüm basın mensuplarına ve ilgili mercilere gönderilmiştir.
Ayrıca vermiş olduğu yapı izin belgesinde ‘demontabl ve prefabrik’ ibareleri de var.

Yapılan BETONARME İskele prefabrik ve demontabl mi??? Yorumlarınıza bırakıyorum.

………………………………………………….9

From: ONUR BALBİNAR
Subject: GENÇ ADALILAR DERNEĞİ BASIN BİLDİRGESİ
Date: April 2, 2010 2:59:38 AM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Merhaba Adalılar,

Sizlere çok güzel haberlerimiz var artık bu adaların gençleri sizin dediğiniz gibi boşboş gezip kahve köşelerinde veya çıkmaz sokakların köşelerinde içki içerek kimseyi rahatsız etmeyecekler. Çünkü onlar kendilerinin farkına vardı ve ne kadar değerli olduğunu, adalar için bir şeyler yapabilmek için geç olmadığını fark ettiler “ARTIK BİR ŞEYLER YAPALIM!’’ diyerek bir adım atma cesaretini gösterdiler. Artık Adalar’ın bir gençlik derneği var GENÇ ADALILAR DERNEĞİ.

Amaç ve Hedefler;

Adalı gençlerin, tanışmalarını ve birbirleriyle uyum içerisinde olmalarını sağlayacak platformlar kurmak ve bu yönde çeşitli organizasyonlar düzenlemek.

Adamızın tarihini, doğal güzelliklerini öncelikle gençlerimize benimsetmek sonra tüm ülkede hatta dünyada tanınmasını sağlamak için çalışmalar yapmak.

Gençlerin sosyal, kültürel ve bilimsel alanda gelişmelerini sağlamaya yönelik faaliyetler gerçekleştirmek.

Gençlerin sportif organizasyonlar düzenleyerek birbirleriyle ilişkilerini kuvvetlendirmek.

Adalı gençlerin söz sahipliğini ve özgüvenini artırıcı faaliyetler düzenlemek.

Gençlerin araştıran, üreten ve sorgulayan yönlerini ortaya çıkartmak ve bu yönlerini adalarımız ve gençlik yararına kullanmak.

Hoşgörü, saygı, sevgi, dostluk ve arkadaşlık duygularımızı çoğaltarak yok olmaya yüz tutan değerlerimize sahip çıkmak.

Faaliyetlerimizde gençlerin aktif katılımcı olmalarını ve sorumluluk almalarını sağlayarak, gençlerin entegrasyonunu sağlamak için gençlikle ilgili çalışmalara katılmak ve Adalarımızı en iyi şekilde temsil etmektir.

Gençler yararına çalışan kamu, özel ve sivil toplum kuruluşlarıyla uyum içerisinde olarak, Adalı gençlerin bu alanlarda faydalanmalarını sağlamak.

İşte bu gençler yukarıda yazılan amaç ve hedefler doğrultusunda çalışarak hem adaları daha yaşanır kılacak hem de gençlerin farkındalıklarını yaşatacak.Bu gençlere artık güvenin ve desteklerinizi esirgemeyin ve hiçbir şüpheniz olmasın bu gençler daha çok şeyler başarabilecek gurur duyduğunuz şeylerin altına imza atacak…

Genç Adalılar Derneği

Genel Sekreter
Öznur AKPOLAT
05343478464
gencadalilar@hotmail.com

Kurucu Üyeleri:

Erkan ÇİÇEK
Esra BOSTANCI
Kadir TERZİ
Onur BALBİNAR
Öznur AKPOLAT
Sait ŞEKERCİ
Sinan BALCILAR

………………………………………………….10

From: BİR ADALI
Subject: ORMAN AÇILIMI TASARISINA DUR DEMEYE DAVET EDİYORUM.
Date: April 1, 2010 11:45:45 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

İyi akşamlar,

Bu sıralar şu linkteki tasarı geçebilir meclisten.

http://www.cmo.org.tr/index.php/taslaklar/1857-avcilik-tasari

Çünkü hin oğlu hinler, tasarının başlığını kara avcılığı olarak koymuşlar.

Ama içeriği orman açılımı.

Allah rızası için uyandıralım.

Yoksa bu 2/B den kat kat daha kötü.

Ulusal basına vermeniz en akıllısı olur.

Orman haftası kutlamaları yapanlara iyi bir ders olur!

………………………………………………….11

From: TUGAY KARTAL
Subject: “modern bir sürgün hikâyesi”
Date: April 2, 2010 1:29:47 PM GMT+03:00

http://kentvedemiryolu.com/icerik.php?id=683


“Gidişleriyle ıssızlaşmış sokaklarda lodosun estiği geceler sesleri duyuldu tıpkı yıllar önce olduğu gibi… Seslere dayanamayanlar sandallara, teknelere atlayıp bazılarını gizlice geri getirmeye gittiler ve adaya yanaştıklarında gördükleri manzarayı bir daha hiç unutamadılar. Sürgündeki seksen bin köpek denizin ortasındaki bu çorak kara parçasında kendilerini alıp götürecek bir tanrı misafiri bekliyordu. Ne var ki, hayat artık onları geri getirtmeyecek kadar modernleşmişti.”

1910 yılında, Sultan II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden ve Jön Türklerin başa geçmesinden bir yıl sonra, İstanbul’daki sokak köpeklerinin kökünün kazınmasına karar verilir. Mesele büyük bir hızla halledilir. Önceleri köpeklere şehir kapılarında bakılması düşünülmüş, ama sürgünlerin bu duruma büyük bir gürültüyle karşı koyacağı hesaba katılmamıştı. Balık istifi gibi yığılmış, gece gündüz uluyan, hiç durmadan kapışan köpeklerin olduğu yerde yaşamak imkânsız hale gelir. Birbirlerini yiyen köpeklere bakmayı insanların içi kaldırmaz ve herkes bu sürgün cezasına karşı çıkar. Belediye de işi bitirmek için bu gürültücü hayvanları kimsenin yaşamadığı Sivriada’ya göndermeye karar verir.

Kültür tarihçisi Ekrem Işın ve Orhan Kuloğlu’nun da görüşleriyle yer aldığı film bu konuyla ilgili yapılan ilk belgesel çalışma olma özelliği taşıyor.

Sesim Rüzgâra “modern bir sürgün hikâyesi”
Yazan -Yöneten: Emre Sarıkuş
Seslendirenler: Altan Erkekli, Altan Gördüm, Engin Alkan, Hakkı Ergök ve Sungun Babacan
Müzik: Erdal Güney
Kamera: Adem Erkoçak
Kurgu: Enes Korkmaz, Erkan Tosun, Gamze Öğüt
Video Renk Düzenleme: Enes Korkmaz
Ses Miksaj: Ümit Satır
Türkiye, 2010, 37′

………………………………………………….12

3 Nisan 2010 Cumartesi günü saat 19:30’da yönetmeni Emre Sarıkuş’un söyleşisinin ardından 20:30’da “Sesim Rüzgâra” adlı belgesel filmi Adaevi’nde seyredebilirsiniz…

al gözüm ibretle seyreyle nerden nereye…
Emine Çiğdem Tugay
)O(





Osmanlı Arşivi’nden…

22.08.1889 Perşembe günlü Belediye sınırları dahilindeki köpeklerin itlaf ve uzaklaştırılması hususunda başta Rusya sefiri olmak üzre ecnebi sefirler tarafından başlatılan girişimlerin onur kırıcı olduğu, olayların sebebi, gelişimi ve teferruatı hususunda lâzım gelen tahkikatın yapılıp sonucunun bildirilmesine dair…

24.08.1889 Cumartesi günlü Yedinci Daire [Adalar] dahilinde bulunan köpeklerin dairece itlafı hususundan sarf-ı nazar olunmasına dair…

24.08.1889 Cumartesi günlü Rus Sefarethanesi’nde müstahdem bir hammalı ve bir takım köpekleri ısıran kuduz köpeğin telef edildiği ancak bu gibi fenalıklara meydan verilmemek için diğer köpeklerin de itlaf edilmelerine dair…

29.04.1900 Pazar günlü İstanbul’a gelecek olan Alman imparatorunun geçmesi muhtemel caddelerde temizliğe dikkat edilmesi, dilencilerin Darülaceze’ye yollanması, köpeklerin de ortadan kaldırılması gerektiğine dair…

25.10.1909 Pazar günlü sokak köpeklerinin itlafına dair…

25.04.1910 Pazartesi günlü Belde-i Tahire’deki köpeklerin sur haricine ihracı ve şehrin temizlenmesi gibi vazifelerin belediye dairesine ait olduğuna dair…

06.06.1910 Pazartesi günlü Topkapı’da toplanan köpeklerin-etraftakileri rahatsız ettiğinden-Hayırsız Ada’ya nakillerine dair…

10.08.1910 Çarşamba günlü Dersaadet sokak köpeklerinin Hayırsızada’ya mahkum edilmelerine dair Himaye-i Hayvanat Cemiyeti Zürih Şubesi’nden gelen mektup.

03.11.1915 Çarşamba günlü başıboş gezen köpeklerin imhası ve kuduz köpek tarafından ısırılan şahıslar ve köpekler hakkında alınacak tedbirlere dair talimatnamenin gönderildiği ve gereğinin yapılmasına dair…

05.11.1915 Cuma günlü kuduz hastalığının artması üzerine başıboş köpeklerin toplatılarak imhasına dair…

08.11.1915 Pazartesi günlü son zamanlarda köpeklere ısırılan insan sayısı arttığından şehir ve kasabalardaki başıboş köpeklerin toplatılarak imha edilmesi lüzumuna dair…

09.11.1915 Salı günlü yaygın hale gelen kuduz hastalığına karşı vilayetlerde başıboş gezen köpeklerin toplanması hakında tamim…

28.10.1916 Cumartesi günlü Daülkelb’in önüne geçilebilmesi için başıboş köpeklerin toplattırılarak imhası hususunun tebliğine dair…

31.03.1917 Cumartesi günlü Hüdavendigar Valiliği tarafından köpeklerin imhası, zehair mültezimleri gibi konularda mülhakata Şubat ayında yapılan tebligat-ı umumiye suretleri ile Kanun-ı sani zarfında mülhakata tebligat-ı umumiye yapılmadığına dair…

04.07.1922 Salı günlü Üsküdar ve Kadıköy’de başgösteren kuduz hastalığının yayılmasını önlemek için Şehremaneti hududu dışındaki köpeklerin itlaf ettirilmesine dair…

Neyseki günümüzde o güzel sevgi geleneğini can-ı gönülden sürdürenler de var… İyi ki varsınız!

İskelede Sevgili Rabia Gürol’un yolunu gözler Burgazlı o güzel mi güzel yüzlü köpekler…

Vapur yanaştığında iskeleye, Burgaz yolcusu Sevgili Ayşe Orbay Kınalı’nın kedilerine yemek vermekte…

………………………………………………….13

Birgün, 28.6.2008
Ayşe Hür

http://www.birgun.net/ourworld_index.php?news_code=1214653479&year=2008&month=06&day=28

İSTANBUL’UN KIDEMLİ SAKİNLERİ: SOKAK KÖPEKLERİ

Bizans döneminde İstanbul sokaklarının hakimi kedilerdi. Ama 1453’ten itibaren durum değişti ve egemenlik köpeklere geçti. Köpeklerin Fatih’in ordusundaki Türkmenlerle birlikte geldiği rivayet edilir. İstanbul’u 1665’te ziyaret eden Fransız seyyah Jean de Thèvenot, şehir halkının köpekleri nasıl koruduğunu, hatta bazı zenginlerin ölümlerinden sonra köpeklerin bakımı için kaynak bıraktığını övgüyle anlatır. 1701’de şehri ziyaret eden Fransız botanikçisi P. de Tournefort da benzer şeyler söyler. Köpek taifesinin durumu Tournefort’u öyle etkiler ki, bilim adamı bitkileri bırakıp bir süre köpekleri gözler. Notlarında sırf köpeklere verilmek üzere et satan satıcılarından, köpeklerin yaralarını saran, yatmaları için altlarına saman koyan, barınabilmeleri için küçük yuvalar yapan şehir sakinlerinden övgüyle söz eder. Fransız yazarı François R. Chateaubriand, 1806-1811 yılları arasında Yunanistan’ı ve Kudüs’ü kapsayan bir doğu yolculuğu sırasında uğradığı İstanbul’daki köpek nüfusunun kalabalığından ve sokakların köpeklere bırakıldığından söz eder.

ÖLDÜRMÜYORLAR AMA…

Kutsal Topraklara yaptığı bir gezi dolayısıyla 1867 Ağustos’un İstanbul’a gelen Amerikalı hiciv yazarı Mark Twain ise, 1869’da Innocents Abroad adıyla yayınlanan gezi günlüklerine şöyle yazar: “Konstantinopolis’in ünlü köpeklerinin yanlış tanıtıldığına, onlara iftira edildiğine inanmış gibiyim. Okuduklarımdan gelen bir şartlanmayla, bu köpeklerin yolları tıkayacak kadar kalabalık olduğunu, müfrezeler, bölükler ve alaylar halinde dolaşıp, istediklerini vahşi ve kararlı saldırılarla elde ettiklerini, geceleri korkunç ulamalarıyla bütün sesleri bastırdıklarını sanıyordum. Oysa burada gördüklerimin okuduklarımla aynı köpekler olmasına imkan yok. Her yerde köpek görüyorum doğru, ama öyle kalabalık gruplar halinde değil. En çok on veya yirmi tanesini bir arada gördüm. Bunların büyük kısmı gece-gündüz uyuyorlar. Ayaktakiler ise uyumak istermiş gibi geziyorlar. Hayatımda hiç bu kadar aç, sefil, mahzun bakışlı, kalbi kırık sokak köpekleri görmedim… Köpekler şehrin çöpçüleri… İnsanlar da onları öldürmek istemiyor. Gerçekten öldürmüyorlar…. öldürmüyorlar ama öldürmekten beter ediyorlar. Bu zavallı köpekleri ölesiye tekmeleyip taşlıyor, haşlıyor, sonra eziyet içinde yaşamaya bırakıyorlar….”

BOĞAZ SEFASI

Benzer sözler, 1875 veya 1876’da İstanbul’a gelen İtalyan seyyah Edmondo de Amicis’in hatıralarında da vardır. Amicis “Bilhassa Pera”da ve Galata”da zavallı hayvanlar o kadar hırpalanırlar ve dövülmeye o kadar alışmışlar ki, bir değnek gördükleri anda kaçarlar ya da kaçmaya hazırlanırlar” diyerek şanımıza leke sürer. Aynı yıllarda İstanbul’a gelen romantik Fransız şairi, yazarı ve seyyahı Gerard de Nerval ise; İstanbul’u ‘tasması, vazifesi, ismi, meskeni, kanunu olmayan köpeklerin oluşturduğu büyük bir serseriler cumhuriyeti’ olarak niteleyerek kafamızı iyice karıştırır. Anlaşılan o günlerde sokak köpekleri ile şehir halkı arasında amansız bir savaş sürmektedir. Nitekim, İstanbul’un yabancı sakinlerinden Dorine I. Naeave adlı bir hanım, Twenty Six Year on the Boshorus (Londra, 1933) adlı kitabında, ‘bu baş belalarından kurtulmak için’ sandalcılara para vererek köpekleri nasıl toplatıp karşı kıyıya postaladıklarını, buna karşılık karşı kıyı sakinlerinin nasıl iki katı para verip köpekleri tekrar kendi yakalarına gönderdiklerini anlatır.

KÖPEK TEHCİRLERİ BAŞLIYOR

Daha bir sürü seyyah, yazar İstanbul’un köpeklerinden söz etmiştir, çünkü 19. yüzyılın başında şehrin bu dört ayaklı sakinlerinin sayısı 40-50 bine ulaşmıştı. Avrupa’da sokak köpeği kavramı, 19. yüzyılın başında ortadan kalkmış, köpekler evcilleştirilerek evlere sokulmuştu. Modernleşmenin gereği olarak köpeklerin sokaklardan uzaklaştırılması bizde farklı yoldan oldu. Çünkü İslam dini, evde köpek beslemek konusunda yeterince esinlendirici değildi. Bu konudaki ilk adımı, atı için Karacaahmet’te kubbeli bir mezar yaptıracak kadar ileri giden II. Mahmud attı. Köpekler bir gemiye doldurarak halk arasında halk arasında Hayırsız Adalar diye anılan üç adadan biri olan Sivriada’ya (diğerleri Yassıada ile Tavşan Adası’dır) doğru yola çıkarıldılar. Ancak yolda fırtınaya yakalanan gemi, köpekler ile birlikte sahile vurunca bu trajik olay halkın tepkisini çekti, hatta II. Mahmud’un müneccimlere danışmadan yaptığı bu iş için Allah’ın ceza verdiği bile düşünüldü.

İkinci köpek tehciri Abdülaziz döneminde (1861-1876) yapıldı. Yine gemilere doldurulan köpekler, Hayırsız Ada’ya sağ salim ulaştılar ancak, bir süre sonra İstanbul’un çeşitli semtlerinde çıkan yangınlar, köpek tehcirine kızan halkın intikamı olarak yorumlandığı için, köpekler tekrar şehre getirildi. 1889’da Paris’teki Doğu Garı’ndan yola çıkan ünlü Şark Ekspresi ilk yolcularını İstanbul’a getirdiğinde, artan seçkin misafir ve araç trafiği şehir sokaklarını köpeklerin egemenliğinden kurtarmayı yine gerekli kıldı, çünkü tramvayların geçiş yollarında yatan köpekler kazalara neden oluyorlardı.

BEDAVAYA BELEDİYE HİZMETLERİ

Eski İstanbul Hatıraları adlı kitabın yazarı Sadri Sema (Mehmed Sadreddin Aydoğdu) 19. yüzyılın sonundaki durumu şöyle anlatıyor: “Her mahallede bu köpeklerin her biri eve kapılanmıştı. Hiçbir köpek diğerinin bağlanmış olduğu kapıya yanaşmaz, kendine uygun bulduğu kapıdan şaşmazdı. Evlerden bu köpeklere akşam sabah yiyecek verilir, yavruları varsa ayrıca beslenir, bunlara başka başka isimler verilir ve her biri mahalle halkı tarafından bu isimle beslenirdi. Sokak köpekleri bir taraftan da o günlerin adı var, kendi yok belediyesinin, beyaz kemerli belediye kavaslarının belediye çöpçülerinin muavinleri ve yardımcıları idi. Sokaklara atılan süprüntülerin çoğunu bu köpekler toplar, yok ederlerdi. Yine bu sokak köpekleri istibdad zabıtasının da fahri efradından idi. Mahallerinde gece karanlığında bir yabancı, hele kılıksız kıyafetsiz bir serseri geçse üstüne atılırlar, hudut harici ederler,bununla da iktifa etmiyerek feryadı basarlar, polisleri, zaptiyeleri,bekçileri uykudan uyandırırlar, halkı ayaklandırırlardı. Bu köpeklerin hırsızı tartakladıkları, kundakçıyı yaraladıkları, zamparayı yakaladıkları da çok olmuştur.”

Fanatik bir Abdülhamit düşmanı olan yazarın abarttığı düşünülebilir ama bu satırlar, Türklerin köpek sevgisine pek inanmayan ve köpeklere gösterilen müsamahanın ardında bir çeşit ‘bedavaya belediyecilik’ mantığı yattığını iddia eden II. Mahmut döneminin ünlü Prusyalısı Helmut von Moltke’nin sözleri uyum içindedir.

MODERNLEŞMENİN ACIMASIZ YÜZÜ

II. Meşrutiyet dönemi belediyecilik hizmetinin sokak köpeklerine bırakılmayacağı kadar karmaşık bir dönemdi. Dolayısıyla, sokak köpeklerine gösterilen hoşgörünün sonuna gelinmişti. Ancak, bu iş son derece vahşi biçimde yapıldı. 1910’daki Şehremini Tevfik Bey sokaklardaki başıboş dolaşan tam 80 bin köpeği bir nevi ‘Deyr Zor’ rolü oynayan Sivriada’ya göndermekle kalmamış, verilen fetva gereği hayvanlar hemen öldürülmek yerine, aç ve susuz bırakılmışlardı. İstanbul halkı köpeklerin haykırışları ile bölünen uykularına en sonunda kavuşmuşlardı, çünkü aç köpekler birbirini yiyerek telef olmuşlardı! Bu korkunç facia sırasında, fırsatçı bir Fransız sanayicisi adadaki köpeklerden elde ettiği deri, kemik tozu, gübre, yağ gibi malzemeleri Marsilya’ya ihraç etmeyi başarmıştı.

Kayıtlara geçen son büyük köpek itlafı 1911’de oldu. Bu tarihten itibaren şehrin sokaklarında köpekler egemenliklerini yeniden ilan ettiler. Kısa sürede köpek sayısı 30 bine ulaşıverdi. Ama, köpekler, karşılarında ülkeyi ‘dahili düşmanlardan temizlemeyi’ görev edinmiş bir iktidar olduğunu unutmuşlardı. Nitekim, Ağustos 1912’de ‘Şehremini’ olarak göreve başlayan ve şehircilik açısından çok güzel hizmetlere imza atan Dr. Cemil Topuzlu, anılarında sanki marifetmiş gibi ‘bunları yavaş yavaş imha ettirdim’ diye yazmıştı.

İSTANBUL HİMAYE-İ HAYVANAT CEMİYETİ

1911’den 1914’e kadar sokak köpeklerinin itlafına ara verilmesinde 1912 yılında kurulan İstanbul Himaye-i Hayvanat Cemiyeti’nin payı olmalıdır. Çünkü cemiyetin başkanı Ayan Meclisi üyesi ve eski sadrazamlardan Hüseyin Hilmi Paşa; ikinci başkanları Şura-yı Devlet Reisi Prens Said Halim Paşa ile Teşrifat-ı Umumiye Nazırı İsmail Cenani Bey; katipleri Ayan Meclisi üyesi Baserya Efendi ile Şura-yı Devlet üyesi Yusuf Razi Bey, veznedarı Türkiye Milli Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Sir H. Babington’dur. Cemiyetin üyeleri arasında, sokak köpeklerinin baş düşmanlarından İstanbul Valisi İbrahim Bey ile daha iki yıl önce 80 bin köpeğin Sivriada’da birbirini yemesiyle biten facianın mimarı olan (Şehremini) İstanbul Belediye Başkanı Tevfik Bey’in bulunması bir çeşit ironi olmalıdır. Diğer ünlü üyeler, Müze-i Hümayun Müdürü Halil Bey, Maarif Nazırı Emrullah Efendi ile İttihatçıların 23 Ocak 1913 tarihinde gerçekleştirdikleri ünlü ‘Babıali Baskını’ndan sonra Sadrazam ve Harbiye Nazırı olan Mahmut Şevket Paşa’ydı. Bilindiği gibi Cemiyetin İkinci Başkanı Said Halim Paşa, Mahmut Şevket Paşa kabinesinde Hariciye Nazırlığı görevinde bulunmuş, Mahmut Şevket Paşa’nın 11 Haziran 1913 tarihinde bir suikasta kurban gitmesinden sonra onun yerine sadrazam olarak atanmıştı. (Said Halim Paşa’nın da, 6 Aralık 1921’de siyasi bir suikasta kurban gittiğini hatırlatalım.)

O yıllarda Altıncı Daire-i Belediye diye anılan Beyoğlu Belediyesi bünyesinde kurulan cemiyetin nizamnamesine göre cemiyetin iki temel görevi vardı: Birincisi hayvanlara reva görülen zulüm ve haksızlıkların önlenmesi, hayvanlara iyi muamele edilmesi teşvik edilmesi ve hayvanların içinde bulundukları kötü koşulların düzeltilmesi idi. İkinci amaç ise, halk arasında, özellikle de çocuklar arasında adalet, iyilikseverlik ve hayvan sevgisi duygularının yaratılmasına yönelik çalışmalar yapmaktı. Bu amaçlara ulaşmak için aile içinde ve dışında eğitime önem veren cemiyet hayvanlara kötü davrananlara verilecek cezaların arttırılmasını, bu kişilerin teşhir ve ilan edilmesini, ayrıca yeni kanun ve düzenlemeler yapılmasını istiyordu.

Gerçi, Şehremini Dr. Cemil Topuzlu, el altından sokak köpeklerini imha etmeye devam ediyordu ama, bu yüce ideallerin devlet katında önemli görevler üstlenen kişiler tarafından paylaşılması görünüşte de olsa etkisini göstermiş, o güne kadar ‘yok edilmesi gereken baş belaları’ olarak görülen sokak köpeklerinin açıkça itlafına ara verilmiş, gazetelerde sokak köpeklerinden yana yayınların sayısı artmıştı. Hatta hayvanları korumaya yönelik girişimler artmış hatta hayvanlara iyi davrananlara ödül verilmesi bile söz konusu olmuştu. Sokak köpeklerinin bu altın dönemi ne yazık ki kısa sürdü. 1914’te savaşın başlamasıyla, ortalık toz duman olurken, yeni bir köpek kafilesinin Sivriada’ya tehcirine başlanmıştı bile…
Halbuki Piyer Loti ne demişti: “Sokaklarında köpeklerin olmadığı bir İstanbul’u düşünemiyorum!”

» ÖZET KAYNAKÇA: Ekrem Işın, İstanbul’da Gündelik Hayat, Yapı Kredi Yayınları, 2006; Cihangir Gündoğdu, “Doksan yıl önce İstanbul hayvanseverler”, Toplumsal Tarih, S. 116, Ağustos 2003, s. 10-17; Taner Timur, “Köpekler”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, C.5, Tarih Vakfı Yayınları, 1994, s. 89; a.g.y., “XIX. Yüzyılda İstanbul’un Sokak Köpekleri”, Tarih ve Toplum, S. 117, Eylül 1993, s.10-14; Hakan Akçaoğlu, “Karabaşname-i İstanbul”, Tombak, no.16 (1997), s. 22-32; Münevver Alp, “Sokak Köpekleri”, Eski İstanbul’da Gündelik Hayat (Yay.Haz.: İ. Günda Kayaoğlu ve Ersun Pekin), İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanlığı Yayınları, 2001, Sadri Sema, Eski İstanbul Hatıraları, Kitabevi Yayınları, Mayıs 2008.

………………………………………………….14

Edmondo de Amicis (çev. Beynun Akyavaş), İstanbul (1874), Ankara (1993)116-122:

KÖPEKLER

[…] O zaman İstanbul en merak uyandırıcı tuhaflıklarından birini daha kaybetmiş olacak: köpekler. Burada, kalemimi biraz kendi haline bırakacağım, çünkü mevzu buna değer. İstanbul köpeği pek bol olan bir yerdir. Herkes gelir gelmez farkına varır bunun. Köpekler şehrin, daha az kalabalık, ama birincisinden daha az garip olmayan ikinci halkını meydana getirir. Türklerin köpekleri ne kadar sevip koruduğunu bütün dünya bilir.


Bunu Kuran’ın hayvanlara karşı da olmasını emrettiği merhamet hissiyle mi, yoksa köpeklerin de bazı kuşlar gibi uğurlu olduğunu sandıkları için mi yaptıklarını anlayamadım. Belki, Peygamber köpekleri sevdiği, belki mukaddes tarihleri bu hayvanlardan bahsettiği, belki de bazılarının iddia ettiği gibi, Fatih Sultan Mehmed’in Topkapı’da açılan gedikten, arkasında bir sürü erkan-i harb köpekle beraber, şehre muzaffer girmesi yüzündendir. Şu bir vakıadır ki, bu hayvanları içten severler. Birçok Türk beslenmeleri için kabarık meblağlar vasiyet eder. Sultan Abdülmecid bunların hepsini Marmara’da bir adaya sürdüğü vakit, halk sızlanıp mırıldanmış, köpekler geri dönünce de bayram etmistir. Hükümet hoşnutsuzluk yaratmamak için bu hayvanları hep rahat bırakmıştır.


Bununla beraber, Kur’an’a göre, köpek murdar bir hayvan olduğundan ve Türkler evlerinde barındırdıkları takdirde evlerinin kirleneceğini zannettiklerinden, İstanbul’daki bu bir sürü köpeğin hiçbirinin sahibi yoktur. Köpeklerin hepsi birden, tasması, vazifesi, ismi, meskeni, kanunu olmayan büyük bir serseriler cumhuriyeti teşkil ederler. Her şeyi sokakta yaparlar. Kendilerine sokakta oyuklar kazarlar, orada uyurlar, orada yer içerler, orada doğarlar, yavrularını orada emzirirler, orada ölürler ve hiç değilse İstanbul’da, hiçkimse köpekleri dolaşırken veya yatarken rahatsız etmez. Köpekler yolun sahibidir. Bizim şehirlerimizde atlara ve insanlara, köpekler bir kenara çekilip yol verir. Burada köpekleri ezmemek için insanlar, atlar, develer, eşekler şöyle bir kavis çizerler. İstanbul’un en kalabalık yerlerinde, sokağın ortasında halkalanıp yatan dört veya beş köpek yarım gün boyunca bütün bir mahalle halkının kıvrıla kıvrıla yürümesine sebep olur. Bu Pera ile Galata’da da böyledir. Yalnız burada köpeklere ilişilmemesinin sebebi pek de duyulan saygıdan değildir. O kadar çok köpek vardır ki, yolunuzdan uzaklaştırmak istediğiniz takdirde, evden çıktığınız dakikadan döndüğünüz dakikaya kadar tekme atmaktan, bastonla vurmaktan başka bir şey yapamazsınız. Olsa olsa, sokakta, rüzgâr gibi giden ve yolunu değiştirmesi artık mümkün olmayan dört atlı bir arabayı gördükleri zaman kıpırdamak zahmetine girerler. Bazıları son ana, atların ayakları başlarına bir parmak yaklaşıncaya kadar bekledikten sonra ağır aksak kalkar ve dört parmak öteye, hayatlarını ucu ucuna kurtarabilecek bir mesafeye gidip tembel tembel kıvrılırlar.


Tembellik İstanbul’daki köpeklerin alâmet-i farikasıdır. Sokağın ortasında dizi veya daire halinde beş, altı, on köpek oturur, hayvandan çok süprüntü yığınına benzeyen bir şekilde testekerlek yatar, bir hareketin ve sağır edici bir gürültü patırtının içinde günlerce uyurlar. Bunlara yağmur da, güneş de, soğuk da vız gelir. Kar yağdığı zaman karın altında kalırlar. Yağmur yağınca tepelerine kadar çamura gömülürler; öyle ki, ayağa kalktıkları vakit, artık ne gözü, ne kulağı, ne de burnu seçilebilen balçıktan yapılmış köpeklere benzerler. Bununla beraber, Pera ile Galata’da İstanbul’dakinden daha az uyuşuk davranırlar. Çünkü orada daha zor yiyecek bulurlar. İstanbul’da pansiyondadırlar; Para’da ve Galata’da alakart yerler. Köpekler sokakların canlı süpürgesidir. Domuzların bile yemeğe tenezzül etmediği şeyler bunlara şekerleme gibi gelir. Taş hariç, her şeyi yerler ve midelerinde ölmeyecek kadar bir şeyler olunca yeniden devrilip yatar, açlıktan uyanıncaya kadar uyurlar.

Hemen daima aynı yerde uyurlar. İstanbul’un köpek halkı da beşer halkı gibi mahallelere ayrılmıştır. Her bölge, her sokak bunlara mesken olmuş veya daha ziyade, oradan hiç ayrılmayan ve aralarına yabancıları sokmayan, akraba yahut arkadaş belli sayıda köpek tarafından ele geçirilmiştir. Köpekler bir çesit zaptiye hizmeti görürler. Muhafız kıtaları, ileri karakolları, nöbetçileri vardır; devriye gibi dolaşır, teftiş ederler. Aç kaldığı için komşularının müstemlekelerinde dolaşmak tehlikesini göze alan köpeğe eyvahlar olsun! Canavar gibi bir sürü çoban köpeği tepesine çullanır, yakalarlarsa gebertirler. Yakalayamazlarsa mahalle hudutlarına kadar deli gibi kovalarlar. Hududu aşmazlar: düşman memleketine hemen her zaman korkuyla karışık bir saygı gösterilir. Bir kemik, güzel bir dişi, bir arazi ihlali yüzünden yaptıkları meydan muharebesi ve göğüs göğüse çarpışma hakkında fikir vermek mümkün değildir. Her dakika, bir araya karmakarışık toplanmış köpeklerin ortasına çılgın gibi atılan ve bir toz bulutu içinde kaybolan bir köpek sürüsü görülür. Havlama, hırlama, bir sağırın bile kulak zarını patlatacak öfkeli bağırmalar duyulur. Sonra alay dağılır ve azalan tozun içinde yere uzanmış muharebe kurbanları görülür. Aşklar, kıskançlıklar, düellolar, kan, kırılmış ayaklar, yırtılmış kulaklar her gün görülen hadiselerdendir.

Bazen bir dükkânın önünde o kadar çok köpek toplanır ve öyle gürültü patırtı ederler ki, dükkâncıyla çırakları ellerine sopa ve iskemle alıp kendilerine yol açmak için usulüne göre bir huruc hareketi yapmak mecburiyetinde kalırlar. İşte o zaman kafa, sırt, karın nerelerine gelirse vururlar ve gökkubbeyi çökertecek bir uluma duyulur. Bilhassa Pera’da ve Galata’da, zavallı hayvanlar o kadar hırpalanırlar ve dövülmeye o kadar alışmışlardır ki, bir değnek gördükleri, bir bastonun veya bir şemsiye ucunun kaldırım taşına vurduğunu işittikleri anda kaçarlar yahut kaçmaya hazırlanırlar. Hatta uyuyormuş gibi göründükleri zaman bile hemen daima bir gözlerini aralık bırakır ve gözbebeklerinin görünmeyen bir noktasıyla sopaya benzeyen herhangi bir seyin en ufak hareketlerini uzaktan uzağa ve uzun uzun dikkatle takib ederler. İyi muamele görmeye pek alışık olmadıklari için yanlarından geçerken bir tanesini okşamanız on tanesinin zıplayarak, tatlı tatlı havlayarak, kuyruğunu sallayarak peşinizden koşmasına ve âlicenap hâmilerini sevinç ve minnet yaşlarıyla dolu gözlerle sokağın başına kadar geçirmelerine yeter. Bir köpeğin Pera’daki ve Galata’daki hâli, başka söze lüzum yok, bir örümceğin Hollanda’daki hâlinden beterdir. Örumcek Hollanda’da hayvan hükümdarlığının en fazla eziyet gören yaratığıdır.


Köpekleri bu kadar bedbaht görünce, insan öbür dünyada onlar için de bir mükâfat olmadığını düşünemez. Köpekler de, İstanbul’da başka her şey gibi, aklıma tarihi getiriyordu: bunlar, erguvan renkli örtüleri ve incili tasmalarıyla, Bayezid’ın, Keşiş dağındaki has ormanlarda koşan meşhur av köpekleriydi. Ne büyük bir içtimai mevki farkı! Kötü kaderleri kısmen çirkinliklerine bağlıdır. Bunların hemen hepsi çomar veya kurt kopeği cinsindendir. Kurda da benzerler, tilkiye de, veya daha ziyade hiçbir şeye benzemezler. Tesadüfi birleşmelerin çirkin mi çirkin meyveleri olup üzerlerinde acayip renkli benekleri vardır. Kasap köpeği denilen köpeklerin boyundadırlar ve kadidi çıkmış bu hayvanların yirmi adım öteden kaburga kemikleri sayılabilir. Sonra, çoğu, sıskalıklarından başka, dövüş ede ede öyle bir hale gelmiştir ki, yürüdükleri görülmese telef edilmiş köpeklerin iskeleti oldukları sanılabilir. Aralarında kuyruğu kesik, kulağı kopuk, tüyü yolunmuş, boynunun derisi yüzülmüş, bir gözü kör, iki bacağı topal, yaralı bereli, üstüne sinek üşüşmüş, velhasıl canlı bir köpek ne kadar rezil edilebilirse o kadar rezil olmuş köpekler vardır. Bunlar muharebenin, açlığın ve güzel aşk tanrıçasının sahici kurbanlarıdır. Kuyruğun lüks bir uzuv olduğu söylenebilir; cemiyet hayatı içinde kuyruğunu iki aydan fazla bütünüyle muhafaza eden İstanbullu bir köpek nadiren görülür. Zavallı hayvanlar! Taşdan bir kalbi bile merhamete getirecek haldedirler. Bununla beraber, bazen o kadar garip bir şekilde ısırılıp örselenmişlerdir ki, yalpalaya yalpalaya, sallana sallana yürürler, gülmemek mümkün değildir.

Uğradıkları en büyük felaket ne açlık, ne muharebe, ne de sopadır. Galata ve Pera’da bir müddetten beri yerleşen gaddarca bir adettir. Ekseriya, gece, sakin Peralılar cehennemi bir gürültüyle uyanıp yataklarından fırlayarak pencerelere koşuyor ve aşağıda, sokakta, hoplayan, zıplayan, deli gibi dönen ve kafasını duvarlara vuran korkunç bir köpek dansı görüyorlar. Sabah şafakta, sokak cesetten geçilmiyor. Gece çalışan mahalle doktoru veya eczacısı, köpek milleti tarafından rahatsız edilmek istemediği için zehirli et dağıtarak bir hafta başını dinliyor. Bu yüzden ve başka sebeblerden Pera ile Galata’da köpek sayısı devamlı olarak azalıyor: ama neye yarar! Bu zaman zarfında İstanbul’da, Türk şehrinde yiyecek bir şeyler bulamayıncaya kadar çoğalıp artarak, yavaş yavaş karşı sahile göç ediyor ve muharebelerin, kıtlığın ve zehirin aile içinde meydana getirdiği boşlukları dolduruyorlar. […]

………………………………………………….15

http://www.wardom.org/sivriada-hayirsiz-ada-neden-mi-hayirsiz-t301703.html

Sivriada (Hayırsız Ada) neden mi hayırsız?


İlk önce kısa bi bilgi :

İstanbul adaları içinde, Adalar kümesine en uzak olan adamız Sivriada; piramitsi bir görünüme sahiptir. Eski ismi “Oxia” olan bu ada, bir dağın deniz yüzeyinde kalan uç kısmından meydana gelmekte ve yüksekliği 90 metredir. Güney cephesinde bir tatlı su kuyusu ve yatçılar tarafından kullanılan küçük bir liman bulunan adanın, en yakın komşusu Yassıada ile arasında 1,7 km mesafe vardır.

Hayırsızada olarak da bilinen Sivriada, deniz mahsulleri yönünden bereketli bir bölgenin ortasındadır. Tepesinde bir fener bulunan ada, Bizans döneminde diğer İstanbul adaları gibi sürgün adası olarak kullanılmasının yanı sıra, inzivaya çekilen Bizans din adamlarını da uzun yıllar ağırlamıştır. 10. yy.’dan beri varolduğu tahmin edilen, melek Mihail’e adanmış Sivriada manastırı; adanın günümüze ulaşmış en önemli tarihi kalıntısıdır. Adaya sürgün edilen mahkûmların ve inzivaya çekilen keşişlerin yalnızlık içinde geçirdikleri ızdırap dolu günlerin cansız şahidi olan bu manastır, uzun yıllardır yerleşimin olmadığı adada, aynı yalnızlık içinde son demlerini yaşamaktadır.

1911 yılında istanbul’un başıboş köpeklerinin Sivriada’ya terk edilmesi, adanın son sürgünü olarak ada tarihindeki yerini almış; adaya terk edilen bu köpeklerin açlıktan birbirlerini yemesi akabinde İstanbul’da yaşanan büyük deprem, köpeklere reva görülen acımasızlığa yorulmuştur

İşte hikayemiz de burda başlıyor:


1910 yılında istanbul sokaklarındaki 80.000 (seksen bin) köpek hayırsızada’ya bırakılmıştır.

adadaki köpeklerin durumunu bizzat gözlemlemek isteyen fransız bir gazetecinin yazdıkları şöyledir: (kaynak: dr. zekai muammer tunçman 1965, türk mikrobiyoloji yayını, s: 115-122)

“dayanılmaz derece sıcak vardı. etkisinden kurtulmak için kabineme çekidim. vapur durmuştu. biraz kestirmiştim. hemen kalktım. acele merdivenleri çıkarak güverteye kendimi attım: küme küme köpek cesetleri ve etrafa yayılan çok fena bir koku. kaptan köprüsünde toplanmış olan arkadaşlarımın yanına çıktım. hepsi mendilleriyle burunlarını tıkamışlardı. koku o derece dayanılmaz bir hal almıştı ki ikinci kaptan emir verdi! kamaraların kapılarını, pencerelerini kapadılar. vapurun diğer kısımları da kapatıldı.

bir mil uzakta ağaçtan, bitkiden oluşmuş yalçın bir kayadan ibaret olan ada gözüküyordu. güneşin parlak ışınları görme kabiliyetimizi azaltmış olduğundan üzerinde bulunan hayvanları önce farketmemiştim. zannediyordum ki bu ada üzerinde taşlar hareketli, büyük bir kütle halinde çalkalanıyor, kaynaşıyor. bu yanlış görüşü güneşin etkisi yapıyor diye düşünmüştüm.

yalçın kayanın üstünde köpekler karınca gibi kaynıyor. bir kısmı kıyıya yayılmış, güneşin yakıcı sıcağından kurtulmak için ve biraz serinlemek için kendilerini suya atmışlar. diğer bir kısmı tepelere tırmanmış adeta tiyatrolardaki panıramaları andıran acıklı bir tablo vücuda getirmiş. yaklaştıkça durum ve görünüşler dah belirleniyor. dürbüne ihtiyaç duymaksızın gözlerimizle her şeyi, bu zavallı hayvanın çaresiz çırpınışlarını elemle görüyor ve izliyorduk.

köpeklerin en büyük kısmı sahili takip eden kayalık üzerinde toplanmıştı. pek çokları güneş hararetinden kavrulmuş, serinlemek için var güçleriyle suda yüzüyorlar, son takatlarına kadar suda kalmak istiyorlar. ötede beride görülen cesetlerin etrafında dolaşarak, çabalayarak bir parça et koparmaya çalışıyorlar… karadaki diğer kısmı ufak bir gölge bulabilmek için taş kovuklarına sığınmak üzere delik, deşik arıyorlar… diğer bir kısmı ise adeta delirmiş gibi oraya buraya koşuyorlar, sürekli kendi etraflarında dönüyorlar… seslerini şimdi tam olarak duyuyorduk. işittiğimiz bu feryatlar köpek havlaması değil adeta insan feryadı idi.

kaptan geminin düdüğünü çaldırdı. zavallı hayvanlar bir yardım sesi duymuş gibi heyecanlandılar. bu sese hayvanların nasıl yalvarırcasına cevap verdiklerini size anlatamam. bilmem göz önüne getirebiliyor musunuz? feryat ve inilti saçan bir yalçın kaya. bir yanardağ ki ateş yerine feryat, duman yerine cesetler saçıyor. bu kızgın zemin üzerinde su, yiyecek için ağızları açık köpekler…etrafında martıların uçuştuğu cesetler kısım kısım denizde lekeler oluşturuyor. vapur hareket etti. zavallı köpekler yine bizleri son bir ümit ile takibe çalışarak çırpınıyorlar. hiçbirşeyden habersiz geminin dalgaları onları büsbütün baturuyor, boğuyor, öldürüyordu. ne karada ne denizde ölümden başka onlara el uzatan yoktu. uzaktan bir romorkör’ün adaya doğru geldiğini gördük. arkasında iki mavna köpek dolu kafeslerle aynı adaya gidiyor. hayırsız ada’nın aç sakinlerine istanbul’dan taze köpek getiriyorlardı. biz uzaklaştık. marmara’nın yüzü üzerinde siyah bir nokta halinde kalan bu müthiş manzaralı adadan bakışlarımızı ayıramıyorduk…

yorum siz değerli wuser’ların…

………………………………………………….16

http://mitoloji.info/osmanli-imparatorlugu/hayirsiz-ada-kopekleri.nedir


İstanbul, Bizans’tan beri, bu mahlukatlar açısından çok yüksek nüfuslara sahip oldu. Zaman zaman nüfuslarındaki bu artış çok yüksek boyutlara ulaşınca, yönetimler için bir sorun haline geldi…

Bulunan çare genellikle köpekler için bir “toplama kampı” yapılması oldu ve kamp için en uygun yer olarak da; Marmara’nın ortasındaki Hayırsızada seçildi…

İstanbul köpekleri ilk toplu sürgünlerinden birini 19. yüzyılın ilk çeyreğinde, II. Mahmud zamanında yaşadı. Hükümdar İstanbul’da ne kadar köpek varsa yakalanıp adaya gönderilmesini buyurdu, birkaç gün boyunca şehirde belki de tek bir hayvan kalmadı ama İstanbullulardan hiç beklenmeyen tepkiler yükseldi: Halk, “Hayvanlara eziyet etmek uğursuzluk getirir, başımıza iş açılır, köpekleri orada bırakmayalım” diye homurdanmaya başlayınca Hayırsızada’daki sağ kalan köpekler yeniden teknelere konup İstanbul sokaklarına salındı. Ama uğursuzluk da köpeklerle beraber geldi: Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa’nın ordusu Kahire’den kalktı, Kütahya’ya kadar girdi… Mısır askerleri, Bursa taraflarına da şöyle bir uzanıp geri döndüler…

Takvimler 1910’u gösterdiğinde ‘‘mahlukat meselesi”ni çözmeye bu defa da İstanbul “Şehremini”, yani Belediye Başkanı Suphi Bey soyundu: Haziran başında İstanbul’daki bütün köpeklerin yeniden Hayırsız Ada’ya yollanmasını emretti, iktidardaki İttihadçılar’dan da destek aldı ve birkaç gün içinde 80 bin civarında köpek çatanalara yüklenip yeniden mecburi bir ada yolculuğuna çıkartıldı…

Hayırsız Ada sadece kayaydı, üzerinde dikili tek bir ağaç bile yoktu ve 80 bin köpeğin feryadı söylendiğine göre geceleri İstanbul’dan bile işitilir olmuştu… Sesler birkaç gün sonra kesildi, zira yaşayabilmek için birbirlerini yiyen köpeklerden artık bir teki bile açlığa ve susuzluğa dayanamayıp ölmüştü…

Ama İstanbul halkının beklediği uğursuzluk da gecikmedi: Balkan Savaşı patladı…

Suphi Bey’in ortadan kaldıramadığı köpekleri yok etmek, sonraki belediye başkanlarından birine, Operatör Cemil Paşa’ya düştü…

Paşa seneler sonra çıkarttığı ‘‘80 Yıllık Hatıralarım” başlıklı kitabında kendi dönemindeki köpek kıyımını ‘‘Meşrutiyetin ilânından sonra, İstanbul’daki köpeklerin büyük bir kısmı toplatılarak Marmara’daki Hayırsız Ada’ya gönderilmişti. Bununla beraber belediye başkanlığına tâyinim sırasında 30 bine yakın köpek buldum. Bunları yavaş yavaş imha ettirdim…

…Süprüntüleri sabahları kapılarının önüne bir çöp kabı içinde koymayıp sokağa atanların çöplerini tekrar evlerinin içine döktürdüm,” diye övünerek anlatacaktı…

İşte, köpekler konusunda sadece bugün değil, geçmişte de pek iyi olmayan sicilimizden birkaç küçük örnek…

Köpekleri serseriler toplamıştı

Pierre Loti’nin kaleminden:

“…Bu ülkeye II. Mehmed’in ordularının ardından gelen köpekler… Terakki’yi ve hükümet işlerine levantenlerin girişini unutmuşlardı. Dört-beş asırlık sadakatten sonra ve kimseyi hiçbir zaman ısırmamış olmalarına rağmen, katliamların en iğrencine mahkûm edildiklerini gördüler. Hiçbir Türk, Hilâl’e uğursuzluk getireceği söylenen bu onur kırıcı görevi üstlenmek istemedi. Bu yüzden serseriler, işsiz güçsüzler ve haydutlar görevlendirildi. Bunlar işlerini demir kıskaçlarla yapıyorlar, zavallı kurbanlarını boyunlarından, ayaklarından götürecek olan mavnalara atıyorlardı.

…İstanbul’un diğer bütün köpeklerinden yüzlercesinin yer aldığı Hayırsızada, Marmara’nın ortasında çöle benzeyen bir kayaydı. İçecek bir damla su yoktu, köpekler orada açlıktan ve susuzluktan öldüler ve bu arada bilinçlerini yitirdiklerinden birbirlerini yediler. Adanın yakınlarından bir kayık geçerken hepsi kıyıya geliyorlardı ve yürekleri parçalayan iniltileri duyuluyordu. Bu, iki ay sürdü. Kayıkları ve insanları ne kadar uzakta olursa olsun gördüklerinde, bütün saflıklarıyla yardıma çağırıyorlardı.

…Ve ben de bu köyün insanları gibiydim… Bütün bunların Türkiye’ye uğursuzluk getirmesinden korkuyorum”
Şimdiyse, bu sokaktaki köpeklerin yok edilmemesinden kaynaklanacak musibetleri yaşayacağız…
midas gazeteden alıntıdır..

………………………………………………….17

From: C. SAMİ YILMAZTÜRK
Subject:
Date: April 1, 2010 11:58:39 PM GMT+03:00
To: adalar.postasi@gmail.com

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: