Gönderen: adalarpostasi | 10 Mart 2010

ADALAR POSTASI-2384: büyükada hamidiye camii’ne külliyen yanlış bir külliye kondurulmakta…


http://www.karamitsos.com/preview.php?img=07822.jpg&item_id=5&auc=341

* * *

ADALAR’da TARİHTE O GÜN:

14 Kasım 1898 Pazartesi günlü Heybeliada’daki kadim müslüman ve hıristiyan mezarlarının, çevresindeki evlere yakın oluşunun bazı mahzurları bulunduğuna dair…

* * *

ADALAR’da BİR GÜN:

Büyükada’da, 2010.
Fotoğraf: Ugo Antonio Corintio.

* * *

ADALAR’da HAVA DURUMU:

10 Mart 2010 Çarşamba
Büyükada’da HAVA DURUMU*
Çok bulutlu
3/10ºC
% 86-96 nem
Yıldız, K 26km/sa
Gündoğuşu 06:25… Günbatışı 18:03

* http://www.dmi.gov.tr/tahmin/il-ve-ilceler.aspx?m=BUYUKADA uyarinca

* * *

Cicely Mary Barker, The Crocus Fairies.

* * *

1- Emine Çiğdem Tugay: “Külliye: Bir caminin çevresinde ‘cami ile birlikte kurulmuş’ medrese, imaret, sebil, kitaplık, hastahane gibi çesitli yapıların bütünüdür. Peki ya öyleyse Sultan II. Abdülhamid tarafından 1892 (1310) yılında ‘külliyesiz’ olarak yaptırılan Büyükada Hamidiye Camii’ne bugünkü gün ‘külliye kondurmanın’ alemi ne?”

2- Ayşe Adli (Aksiyon, 3.7.2006): “Geçtiğimiz ay bir cuma namazı sonrası toplanan yardım sayesinde İstanbullular’ın da ortak olduğu projeye şu ana kadar Vakıflar Genel Müdürlüğü, Diyanet İşleri Başkanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve çorbada tuzu bulunsun isteyen pek çok kişi müdahil olmuş durumda. Anıtlar Yüksek Kurulu’nun onayıyla çalışmalar başlayacak. Şimdi sırada cami kompleksine ilave etmek istedikleri yeni yerler var. Henüz konuşmaya başlamamışlar ama Kenan Amca’nın, ‘Birkaç seneye kadar Hamidiye Camii Eyup Sultan gibi olacak,’ demesinden…”

3- Begüm Yavuz (15.9.2006): “Ben İl Genel Meclis üyesi olarak kardeşim Adnan Demir’in ve Bekir Hocamız’ın bilgilendirmeleri ve Su Sporlari Kulübü’ndeki toplantıya beni davet etmeleri sonucunda İstanbul İl Genel Meclisi’nde vermiş olduğum önerge derhal kabul görmüş ve bahçe yapımıyla ilgili yanılmıyorsam 130 milyar destek gelmiştir ve haberimin olduğu her konuda her zaman önergelerimle destekleyeceğimi değerli Kenan Ağabeyimize ilettim bir Adalı olarak Adalı olmanın ayrıcalığını bilen bir kişi olarak…”

4- Erendiz Özbayoğlu (15.9.2006): “Hamidiye Camisi faaliyete geçecekmiş, geçsin tabii ama hoparlörleri takıp da yazın sabah 4:00’lerde, kışın da 6:00’larda yataktan fırlarsanız ve bir daha uyuyamazsanız o zaman görüşürüz!…”

5- Emine Çiğdem Tugay (15.9.2006): “Külliyetli ‘külliye’ sevdasıyla külliyen Hamidiye Camisi’nden de olmasak… TC Kültür ve Turizm Bakanlığı Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulu’nun 31.3.1984 tarihli 2234 numaralı kararı uyarınca “Doğal ve Kensel SİT Alanı Bütünü” ilan edilmiş olan İstanbul Adaları’ndan Büyükada’da Osmanlı İslâm mimarisinin yegâne orjinal tarihi eseri olan Hamidiye Camii’nin, külliyen yanlış “külliyekondu sevdası”na kapılıp da Eyüb Camii’ne öykünmeden kendine has özelliklerini muhafaza ederek ‘gereği gibi’ restore edilmesini diliyorum…”

6- Hasan Cevad Özdil (15.9.2006): “Allah aşkına bu külliye de nereden çıktı anlayamadım. Yani önceden burada bir külliye mi varmış? Bu sözü edilen üç katlı ev de o külliyeye mi aitmiş? Yoksa eski eser bir camiyi korumak, onu külliye haline getirmekle mi oluyor? Eski eserleri eklenti yaparak korumak post modern bir yöntem mi?…”

7- Selah Özakın (15.9.2006): “Eh artık! Ada da kendi tarikatına kavuşur yakında :) Hamidiye Tarikatı! Külliyesinde de tesettür ticareti başlar artık. Ardından da çıkar kavgaları. Öyle ya! Parsayı kim toplayacak?”

8- Erendiz Özbayoğlu (15.9.2006): “Hatırlıyorum, hoparlör ilk çıktığında ne kadar imam varsa karşı çıkmıştı, metal sesi olmaz demişlerdi, haklı olarak. İstanbul’un hoparlör haritasını, bu nedenle bilmekte yarar var. Sakın bana bu sese alışılır demeyin, alışılmıyor, evin içinde birisi bağırıyomuş gibi fırlıyorsun ve artık uyku yok…”

9- Mehmet Şevki Eygi (Milli Gazete, 10.4.2007): “Adalar’da beş cami var. Acaba bu sayfiye (yazlık), hava alma, havalanma bölgesinde dinî faaliyet yapılabilir mi? Böyle bir hizmet plan ve programını kimler yapacak, kimler uygulayacak?…”

10- Avedis Hilkat: “Kınalıada sahilleri temizleniyor…”

11- Avedis Hilkat: “Kınalıada’da bir Akasya ağacı dikkatimi çekti, rüzgârla ağaç kabuğunun arasına giren Ballıbaba tohumunun, baharla birlikte yeşerip çiçek açmasıyla insanlık aleminin ibret alması gerekliliğine inandım….”

12- Biraz da spor: “Arda Ada’ya taşındı!” :)

ADALAR POSTASI’nın 2384. sayısında…

)O(

………………………………………………….1

BÜYÜKADA HAMİDİYE CAMİİ’ne
KÜLLİYEN YANLIŞ BİR KÜLLİYEKONDU!

‘Şimdilik’ fotoğrafsız yayımlanan bu haberin dehşetengiz fotoğrafı makinede lakin yeni bilgisayarın usb kapısı ile eski fotoğraf aktarım kablosunun ucu haliyle uy(uş)mamakta! Teşbihte hata olmaz derler ya hani tıpkı habere konu olan tarihi Büyükada Hamidiye Camii’ne bugünkü gün kondurulmakta olan külliyen yanlış külliyetli külliye misali…

Oysa, “Külliye: Bir caminin çevresinde ‘cami ile birlikte kurulmuş’ medrese, imaret, sebil, kitaplık, hastahane gibi çesitli yapıların bütünüdür.”

Peki ya öyleyse, Sultan II. Abdülhamid tarafından 1892 (1310) yılında ‘külliyesiz’ olarak yaptırılan Büyükada Hamidiye Cami’ne bugünkü gün külliye kondurmanın alemi ne?

TC Kültür ve Turizm Bakanlığı Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulu, 31.3.1984 tarihli 2234 no’lu kararı uyarınca “Doğal ve Kensel SİT Alanı Bütünü” ilan ettiği İstanbul Adaları dahilindeki Büyükada’da (ve dahi 9 adada da) Osmanlı İslam mimarisinin yegâne orjinal tarihi eseri olan ‘külliyesiz’ Hamidiye Camii’ne, külliye kondurulmasına izin vermiş olamaz değil mi?

Zira Allah muhafaza tarihi ve kutsal bir esere yapılan bu tecavüzün öde öde bitmez vallahi günahı vebali külliyeti!

ADALAR POSTASI’nın arşivinden konuya dair kimi bilgi ve belgeler ekte…

Hayretle…

Emine Çiğdem Tugay
)O(

………………………………………………….2

ADALAR POSTASI (12.9.2006): Birkaç seneye kadar Hamidiye Camii Eyüp Sultan gibi olacakmış!

http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=24714

Ayse Adli – Sayi: 604 – 03.07.2006

Buyukada’ya II. Abdulhamid kulliyesi

Istanbul’un fethinden once Osmanli’ya gecen Buyukada, 1850’de buraya yerlesen Musluman halkin ozlem duydugu Hamidiye Kulliyesi’ne kavusuyor.


Kenan Amca’nin sik sik ciktigi yuruyuslerle baslayan bir hikaye bu. Yillardir konusulan ama bir turlu bismillah denip baslanamayan Buyukada Hamidiye Camii’nin restorasyon hikayesi. Hayatta hicbir sey basit bir tesaduften ibaret degil diye beylik laflar ettirecek kadar carpici bir karsilasmayla basliyor olay. 73 yasindaki Kenan Cirpici, 10 yil once ettigi “artik kimsenin isine karismayip hayatimi yasayacagim” yeminini bozduran olayi soyle anlatiyor: “Gecen yil ada sokaklarinda cekim yapan iki gencle karsilastim. Almanya’dan Adalar’i anlatan bir belgesel cekmek uzere gelmisler. Sohbet esnasinda saydiklari yerlerin tamami gayrimuslimlere ait ibadethanelerdi. Neden sadece kiliseleri gezdiklerini sordum. Rehberlik ederseniz cami de cekeriz dediler. Cevap veremedim…” Cirpici’nin suskunlugunun sebebi, gezdirecek yer bulamamasi degil. Sultan Abdulhamid’in yaptirdigi tarihi Hamidiye Camii, Buyukada’nin en guzel mimari eserlerinden biri. Ancak, 1895’te insa edilen cami, yuzyildir neredeyse kaderine terk edilmis. Kenan Amca’nin genc gazetecilere yol gostermemesinin sebebi, bakimsiz bir cami goreceklerine hic gormesinler daha iyi diye dusunmus olmasi. Bu karsilasma, bardagi tasiran son damlaya karsilik gelmis.

Bundan oncesi de var elbette. 1999’da baslayip bir turlu bitmeyen tezyinat restorasyonu sebebiyle ada sakinleri daha once yine isyan noktasina gelmis. Uc yil boyunca bir arpa boyu yol alinamadigini gorunce yetkilileri adaya davet edip, “musaade edin kendi isimizi kendimiz gorelim” demisler. Istedikleri de olmus. Kenan Cirpici, Bulent Misirlioglu, Adnan Demir, Akif Sekerci ve Ozer Kangur’den olusan gonullu bir ekip o gunlerde proje uretmeye baslamis. Bir gayretle camiyi tamir icin harekete gectiklerinde hos bir surprizle karsilasmislar.

Ayni gunlerde Hamidiye’nin bitisigindeki uc katli ahsap ev, oldukca uygun fiyata satiliga cikarilmis. Su deposunun tamiri icin 3 milyar lira bulunamazken cami alanini genisletmenin hayaliyle 180 milyarlik yukun altina girmekte tereddut etmemisler. Ancak 2001 yilinda yasanan ekonomik kriz butun planlari rafa kaldirmalarina sebep olmus. Gecen yilki karsilasmaya kadar… “Hamidiye Camii’nin durumu 50 yildir konusuluyor ama kimse elini tasin altina koymuyordu.” diyor Kenan Amca. Neyse ki bu sefer oyle olmamis. Tabii bunda Cirpici’nin payini unutmamak gerek. “Ada gonulluleri” hemen o gunlerde toplanmis. Aradan bes yil gecse de caminin bitisigindeki ev hala satilmadigi icin planlar yeniden masaya yatirilmis.

Kenan Amca sonrasini soyle anlatiyor: “Bir gun arkadaslarla konusurken yanima bir adam yaklasip mevzunun ne oldugunu sordu. Projeden ve satin almak istedigimiz evden soz ettim. “Yarin yanina biri gelecek!” deyip uzaklasti. Ertesi gun gelen kisi Diyanet Isleri Baskanligi gorevlisiydi. Durum Ankara’ya iletilmis ve Diyanet Isleri Baskanligi bedelin yarisini vermeyi kabul etmis.” Parayi toparlamak kolay olmamis ama pazarligi 210 milyara baglamislar. Bir yil icinde bunun gibi hos baska olaylar da yasanmis. Bir hayal gibi baslayan proje bugun uygulama asamasina gelmis durumda. Bes kisilik gonullu grubundan Akif Sekerci, “Simdi mutevazi bir kulliye plani tutuyoruz elimizde. Oysa gecen sene Kenan Amca’ya bu bir hayal demememizin tek sebebi ondan cekinmemizdi.” diye itiraf ediyor.

DOKUZ ADANIN TEK TARIHI CAMISI

Istanbul’un fethinden once Osmanlilar’in eline gecen adalar, 19’uncu yuzyilin ortalarina kadar Rum agirlikli bir nufusa ev sahipligi yapmis. Ilk Musluman iskani ise 1850’lerde baslamis. Adaya cami insa edilmesi fikri, Istanbul’dan duzenli vapur seferi baslayinca Musluman sayisinin artmasiyla ortaya cikmis. Alt kati okul olarak insa edilen Hamidiye Camii’nin ilk kayitlardaki ismi de Mektep Camii. Insa tarihi ve muteahhidin adi disinda resmi bilgi olmasa da cami ile ilgili rivayetler cesitli. Anlatildigina gore insaya baslandigi yillarda gunduz yapilan duvarlar gece gayrimuslimler tarafindan yikildigi icin binanin tamamlanmasi ancak gece bekcilerinin duzenli nobet tutmasiyla mumkun olmus. Gayriresmi tarihte catismalardan soz edilse de bugun icin durum farkli. Cok kucuk bir nufusa sahip Ermeni, Rum ve Yahudilerle Muslumanlar ortak bir kultur olusturmus. Farkliliklar ancak cok ozel durumlarda kucuk hosluklarla ortaya cikiyor. Hamidiye Camii Dernegi uyesi Makine Muhendisi Ozer Kangur son ornegi soyle anlatiyor: “Bir ay kadar once bir Rum komsumuzu kaybettik. Cenaze toreninde kilise dolup tasti. Cogunluk Turk’tu. Zaten adada o kadar Rum yasamiyor. Ayni sekilde Musluman cenazesine de onlar geliyor hatta bazen bizimle namaza bile duruyorlar.” Bu yakinlik projeye ozel bazi ilaveler yapilmasini da zorunlu kilmis. Musalla tasinin az ilerisine yerlestirilecek tentelerin amaci cenaze namazi kilmayanlarin gunesten ve yagmurdan korunmasi. Cirpici, “Bunlar kucuk seyler ama sonradan buyuk neticeler doguruyor.” diye acikliyor hassasiyetlerini.

Cami ile ilgili bir baska rivayet insaatin Sultan Abdulhamid’in esinin altinlari ile yapildigi yonunde. Yuz yil once ne kadar harcama yapildigi bilinmiyor ama yeni ilaveleri de iceren proje icin gereken miktarin 1 bucuk trilyonu bulacagini tahmin ediyorlar. Rakamin buyuklugu bahceye eklenecek bolumun sosyal amacli bir kompleks olmasindan kaynaklaniyor. Restore edilecek ahsap binanin altina cenaze yemeklerinde hizmet verecek kucuk bir mutfak, kutuphane, sahnesi ve simultane tercume odasi ile 180 kisilik bir konferans salonu yapilacak. Sadirvan ve tuvaletlerin yeri degisecek. Ayrica projede camiye ait tarihi vesikalarin sergilenecegi kucuk bir muze de var. Cami kapisi ve kenar sutunlara Sultan Abdulhamid’in tugrasi islenecek. Hamidiye Camii’nin bahcesindeki kucuk kulubelerde kalan gorevliler icin de Kumsal Camii’nin bahcesinde lojman insa edilecek. Kenan Amca, proje tamamlandiginda Buyukada’nin hem ideal bir ibadethane hem de butun adalilara hizmet verecek bir sosyal tesis kazanacagini dusunuyor.

Ada gonullulerinin her detaya hassasiyet gostermeleri biraz da farkli dinlerden insanlarla birlikte yasamalarindan kaynaklaniyor. Muezzine musiki dersi aldirmalarinin sebebi farkli makamlarda ve adabina uygun okunacak ezani herkesin zevkle dinleyecek olmasi. Camilerin bugune kadar ihmal edildigini dusunmeleri icin onemli gerekceleri var. Gayrimuslimlere ait pek cok tarihi yapi bulunuyor adada ve bunlar duzenli olarak bakimlari yapildigi icin oldukca iyi durumdalar. Harap vaziyetteki Aya Nikola Kilisesi Amerika’da yasayan bir Rum’un topladigi 3 milyon dolarla restore edilmis gectigimiz yillarda. Bu tur orneklerle sik sik karsilasan ada gonulluleri, simdi Hamidiye Camii icin benzeri bir duyarlilik olusturma gayreti icinde. Kiliselere ozel gunlerde Yunanistan’dan ziyaretci gelirken Hamidiye Cami’nin en azindan Istanbullular icin bir cazibe merkezi olmasini istiyorlar.

Gectigimiz ay bir cuma namazi sonrasi toplanan yardim sayesinde Istanbullularin da ortak oldugu projeye su ana kadar Vakiflar Genel Mudurlugu, Diyanet Isleri Baskanligi, Istanbul Buyuksehir Belediyesi ve corbada tuzu bulunsun isteyen pek cok kisi mudahil olmus durumda. Anitlar Yuksek Kurulu’nun onayiyla calismalar baslayacak. Simdi sirada cami kompleksine ilave etmek istedikleri yeni yerler var. Henuz konusmaya baslamamislar ama Kenan Amca’nin, “Birkac seneye kadar Hamidiye Camii Eyup Sultan gibi olacak.” demesinden mevcut projenin zihnindekiyle kiyaslaninca oldukca mutevazi kaldigini tahmin etmek zor degil.

………………………………………………….3

ADALAR POSTASI (15.9.2006): Begüm Yavuz’dan mektup var!

From: BEGÜM YAVUZ
Subject: Re: ADALAR POSTASI: Birkac seneye kadar Hamidiye Camii Eyup Sultan gibi olacakmis!
Date: September 15, 2006 9:44:56 AM EEST
To: ADALAR POSTASI

Ulkem insaninin maneviyatini kendi duygularimi da tartmayi basardiktan sonra cok daha iyi anlamis bir kisi olarak emegi gecen herkese tesekkur etmek istedim…

Hamidiye Camii gecmis donem hocasi Bekir Hocamiz da adali kadin sivil toplum kuruluslarini ziyaret ederek destek istemistir konuyla ilgili…

Turk Kadinlar Birligi Adalar Subesi kendince ve ayrica dernegin onursal baskani Neriman Erduman, Bekir Hocamiz’in ilettiklerinden sonra derhal bagista bulunmuslardi…

Ben Il Genel Meclis Uyesi olarak kardesim Adnan Demir’in ve Bekir Hocamiz’in bilgilendirmeleri ve Su Sporlari Klubu’ndeki toplantiya beni davet etmeleri sonucunda ISTANBUL IL GENEL MECLISI’nde vermis oldugum onerge derhal kabul gormus ve bahce yapimiyla ilgili yanilmiyorsam 130 milyar destek gelmistir ve haberimin oldugu her konuda her zaman onergelerimle destekleyecegimi Degerli Kenan Agabeyimize ilettim bir Adali olarak Adali olmanin ayricaligini bilen bir kisi olarak yasamak, birlikte paylasmak birlikte emek vermekten yana nefes almaktayim…

Saygi ve sevgilerimle…

Begum Yavuz

………………………………………………….4

ADALAR POSTASI (15.9.2010): Erendiz Özbayoğlu’ndan mektup var!

From: ERENDİZ ÖZBAYOĞLU
Subject: RE: ADALAR POSTASI: Begum Yavuz’dan mektup var!
Date: September 15, 2006 3:04:04 PM EEST
To: ADALAR POSTASI

Hamidiye Camisi faaliyete gececekmis,
gecsin tabii ama hoparlorleri takip da
yazin sabah 4.00’lerde, kisin da 6.00’larda
yataktan firlarsaniz ve bir daha uyuyamazsaniz
o zaman gorusuruz! Iyi dusunun!
Erendiz

………………………………………………….5

ADALAR POSTASI (15.9.2006): Külliyetli “külliye” sevdasıyla külliyen Hamidiye Camisi’nden de olmasak…

From: EMİNE ÇİĞDEM TUGAY
Subject: ADALAR POSTASI: Kulliyetli “kulliye” sevdasiyla kulliyen Hamidiye Camisi’nden de olmasak…
Date: September 15, 2006 5:36:40 PM GMT+03:00
To: ADALAR POSTASI

Kulliyetli “kulliye” sevdasiyla kulliyen Hamidiye Camisi’nden de olmasak…

Ayse Adli’nin, Aksiyon Haftalik Haber Dergisi’nin 604. sayisinda 03.07.2006’da yayimlanan “Buyukada’ya II. Abdulhamid kulliyesi” baslikli yazisinin “(Birkac seneye kadar Hamidiye Camii Eyup Sultan gibi olacak.) demesinden mevcut projenin zihnindekiyle kiyaslaninca oldukca mutevazi kaldigini tahmin etmek zor degil.” cumlesiyle sondan baslayalim aklimiza takilan sorulari sormaya…

Buyukada Hamidiye Cami neden Eyup Sultan Cami gibi olacak? Son zamanlarda eserin, yerin ve her neyin ise kendi deger ve onemine bakilmaksizin bir yere benzetme sevdasi moda oldu hadi hayirlisi diyecegim amma ve lakin hic ama hic hayirli olmayacagi asikar… ‘Sanzelize gibi Ada sahilleri’ sevdasi ne denli anlamsiz ve nafileyse ‘Eyup Cami gibi bir Hamidiye Cami’ sevdasi da ayni minvaldedir suphesiz!

Buyukada Hamidiye Cami’nin restore edilecek olmasina hakikaten cok ama cok sevindik. Ancak hangi uzmanlar tarafindan nasil bir restorasyon uygulanacagi konusunu da ogrenmek isteriz. Restorasyon projesinin ADALAR POSTASI’nda aciklanmasini ve konunun uzmanlarinca gorus bildirilmesini temenni ederiz. Adalarimizda mukim koruma ve restorasyon konularinda uzman degerli bilimadamlarinin gorus ve onerilerinden de faydalanma imkani dogacaktir boylelikle.

Akif Sekerci, “Simdi mutevazi bir kulliye plani tutuyoruz elimizde,” demis. Buyukada’da kulliyeye ihtiyac var midir? Ihtiyac sebebiyle birlikte plani da ADALAR POSTASI’nda yayimlamak isteriz.

Son zamanlarda restorasyon adi altinda Istanbul’daki tarihi eserlerin tahrip ile rezil rusva edilmesine tanik oldukca bu konulardaki bilinc ve duyarliligin eksikligini gorup yitip gidenlere uzuluyor insan. Bu konuda akla ilk gelen turbeler ve camilerdir ki bir sonraki mektubumda hemen iki ornek verecegim sizlere… Ilki Sultan II. Bayezid turbesi digeri Mimar Sinan’in eseri Findikli Molla Celebi Camisi…

“(…) Rakamin buyuklugu bahceye eklenecek bolumun sosyal amacli bir kompleks olmasindan kaynaklaniyor. Restore edilecek ahsap binanin altina cenaze yemeklerinde hizmet verecek kucuk bir mutfak, kutuphane, sahnesi ve simultane tercume odasi ile 180 kisilik bir konferans salonu yapilacak. Sadirvan ve tuvaletlerin yeri degisecek. (…) Cami kapisi ve kenar sutunlara Sultan Abdulhamid’in tugrasi islenecek. Hamidiye Camii’nin bahcesindeki kucuk kulubelerde kalan gorevliler icin de Kumsal Camii’nin bahcesinde lojman insa edilecek.(…)”
Bu paragrafi okuyunca Hamidiye Cami’nin restorasyondan ziyade yeniden insaa edilecegi fikrine ve dehsete kapiliyorum! Hamidiye Cami’nin o kendine ozgu yalinligini kaybedeceginden endise duyuyorum. Adalar gibi turlu din ve kulturden insanlarin birarada yasadigi kucuk bir alanda ibadethanelere 180 kisilik bir konferans salonu gibi sosyal amacli alan ve mekanlarin ilistirilmesini dogru bulmuyorum. Bu tur sosyal amacli mekanlar bir dine ait ibadethane icinde degil de ortak kullanim alanlarinda tarihi dokuya uygun binalarda hele de tarihi binalarda olsa cok daha islevsel ve anlamli olur kanaatindeyim.

“(…) Muezzine musiki dersi aldirmalarinin sebebi farkli makamlarda ve adabina uygun okunacak ezani herkesin zevkle dinleyecek olmasi. (…)”
Hakikaten gayetle yerinde guzel bir fikir. Hele de su hoparlor isinden vazgecilip hic degilse adabiyla bir sesle ezan okunursa ala! Bir cigirtkan misali usulsuz okunan ezanlari duydukca hakikaten utaniyorum valla!

“(…) Bu tur orneklerle sik sik karsilasan ada gonulluleri, simdi Hamidiye Camii icin benzeri bir duyarlilik olusturma gayreti icinde. Kiliselere ozel gunlerde Yunanistan’dan ziyaretci gelirken Hamidiye Cami’nin en azindan Istanbullular icin bir cazibe merkezi olmasini istiyorlar. (…)”
Buyukada’daki Hristiyan dinine ait mekanlarin ozel gun ve rituelleri gibi Islamiyet dininin de Istanbul’da bir Eyup Sultan gibi pek cok tarihi ve ozel yerleri varken boylesi bir kimlige sahip olmayan Buyukada Hamidiye Cami’ne sonradan eklemlendirilmis bir mana ve islev yuklemeye calismak ve hele adina da “cazibe” demek son derece suni geliyor.

“(…) Anitlar Yuksek Kurulu’nun onayiyla calismalar baslayacak. Simdi sirada cami kompleksine ilave etmek istedikleri yeni yerler var. (…)”
Istanbul 5. Numarali Kultur ve Tabiat Varliklarini Koruma Kurulu henuz gerekli izni vermemis anlasilan.

Kulliye: Bir caminin cevresinde cami ile birlikte kurulmus medrese, imaret, sebil, kitaplik, hastane gibi cesitli yapilarin butunudur. Halbuki Buyukada Hamidiye Cami 1892 (1310) yilinda kulliyesiz olarak Sultan II. Abdulhamid tarafindan yaptirilmistir. Yildiz Hamidiye Cami ile benzerlikler gosterir. Kagir duvarli, tek kubbelidir. Mihrabi cikintili olup son cemaat yeri de vardir. Minaresi tamamiyla kefeki tasindandir. Tugrali kitabesi kaldirilmistir.

TC Kultur ve Turizm Bakanligi Tasinmaz Kultur ve Tabiat Varliklari Yuksek Kurulu’nun 31.3.1984 tarihli 2234 numarali karari uyarinca “Dogal ve Kensel Sit Alani Butunu” ilan edilmis olan Istanbul Adalari’ndan Buyukada’nin Osmanlı Islam mimarisinin yegane orjinal tarihi eseri olan Hamidiye Cami’nin, Eyub Cami’ne oykunmeden kendine has ozelliklerini muhafaza ederek geregi gibi restore edilmesini diliyorum.

Emine Cigdem Tugay
)O(

………………………………………………….6

ADALAR POSTASI (15.9.2010): Cevad Özdil’den mektup var!

From: HASAN CEVAD ÖZDİL
Subject: Re: ADALAR POSTASI: Erendiz Ozbayoglu’ndan mektup var!
Date: September 15, 2006 5:08:22 PM EEST
To: ADALAR POSTASI

degerliler,

aslinda ben 12 eylul konusunda yazacaktim. fakat
seyrek giriyorum internete. girdigimde de bir yigin
yeni seyle karsilasiyorum. ornegin su hamidiye camisi
(a. cami’i) meselesi.

ben eyupsultan ile rabitama onem veririm. eyupsultan
vardir ve sadece camiden murekkep degildir. bir sosyal
olgudur. bu nedenle hamidiye camisinin eyupsultan
olmasi mumkun de degildir. sanirim halusinasyon
goruluyor.

erendiz hanim, bu hoparlor konusu yanilmiyorsam zaten
bugun soylediginiz gibi oluyor. benim oturdugum ev
camilere uzak. bu nedenle nesnel bir yorum
yapamiyorum. ama biliyorsunuz egemen soylem sudur:
‘ezan sesinden rahatsiz olanlar can sesinden rahatsiz
olmuyorlar mi, rahatsiz olan ulkeyi, pardon adayi terk
etsin’ ‘musluman mahallesinde’ ‘cami duvarina’ ‘ya sev
ya terk.’
yani ne yapacaksak ya onlarin icazetiyle ve
istedikleri gibi yapacagiz ya da gidilecek gibi
soylemlerin yani sira izliyoruz, lincciler de gemi
aziya almis durumda. yani konu muhatarali.

diger yandan belki daha onemli olarak sunlar da var:
restorasyon icin ilgili kuruldan gerekli izinler
alinmali. fakat izin alinmasi dogru bir restorasyon
yapilacagi anlamina gelmiyor. dogru uygulama icin
gereken onlemler de alinmali. belki bu vesileyle sark
kurnazligi/gecekondu zihniyet eseri aluminyum
eklentiler de kalkmis olur.

fakat bana gore bir onemli mesele daha var bu konuda.

kulliye meselesi.

allah askina bu kulliye de nereden cikti anlayamadim.
yani onceden burada bir kulliye mi varmis? bu sozu
edilen uc katli ev de o kulliyeye mi aitmis? yoksa
eski eser bir camiyi korumak, onu kulliye haline
getirmekle mi oluyor? eski eserleri eklenti yaparak
korumak post modern bir yontem mi?

sonra bir onemli mesele daha var. bu uc katli evin
degeri olan 180 milyar kimin parasi? diyanet gorevlisi
kendi cebinden mi veriyor? yoksa verdimse ben verdim
mi oluyor?

sorular, sorular, sorular. abesle istigal mi ediyorum
ne! adalar’a bir turlu dahil olamadim ya, bir yigin
seyi sonradan ogreniyorum. aslinda benim bu grupta da
olmamam gerekiyor galiba. kendimi haricten gazel
atanlara benzetiyorum. hem de sesi detone.

saglik ve mutlulukla diyecegim ama bu gidisle ne olur
bilmiyorum.
c

………………………………………………….7

ADALAR POSTASI (15.9.2010): Selah Özakın’dan Hamidiye Cami’ne dair mektup var!

From: SELAH ÖZAKIN
Subject: Re: ADALAR POSTASI: Cevad Ozdil’den mektup var!
Date: September 15, 2006 6:23:43 PM EEST
To: ADALAR POSTASI

Acaba amac tarihi degeri olan bir yapiyi onarmak mi?
Yoksa onarildiktan sonra oranin kaymagini yemek olmasin esas amac?

Eh artik. Ada da kendi tarikatina kavusur yakinda :)
Hamidiye Tarikati!
Kulliyesinde de tesettur ticareti baslar artik. Ardindan da cikar kavgalari.
Oyle ya! Parsayi kim toplayacak?

Bir yandan adalarda bazi plajlarin tesetturluler icin kapatilmis olmasindan, sokakta sortla gezen kizlarin bacaklarina tukurulmesinden yakiniliyor, ote yandan da tarihi oldugu saviyla yeni camiler yapilmasina koltuk cikiliyor.
E tabi! “TURKIYE MUSLUMAN BIR ULKEDIR!” nitelemesi, “TURKIYE LAIK BIR ULKEDIR!” nitelemesinin yerini aldi artik.
Her mahalleye bir cami yetmez. Her sokaga bir cami gerekir artik.
Ramazan yakin.
Ramazanda icki icilen yerler perdelerini kapatir artik.
Sokakta sigara icenlerin linc edilmeleri de olasidir artik.
Sira, cumhurbaskanligi koskune turbanin cikmasina geldi artik.

………………………………………………….8

ADALAR POSTASI (15.9.2010): Erendiz Özbayoğlu’ndan mektup var!

From: ERENDİZ ÖZBAYOĞLU
Subject: cami
Date: September 15, 2006 7:44:44 PM EEST
To: ADALAR POSTASI

Sayin Cevad Ozdil, Sayin Selah Ozakin,
Cami konusu istenirse iyi niyetle hemen cozulecek bir sorun. Soyle ki:
Arabistan ekvatora yakin oldugu icin yaz-kis, gece-gunduz saat farki cok az. Kuzeye gittikce fark artiyor ve ulke icinde paraleller arasi da saat farki oluyor. Erzurum’da sabah namazi, biyolojik zamana gore, yani gunesin dogusuna gore, 03.00’te!
Istanbul’da, yazin 04.00’e kadar geriliyor, her gun 3 dakika!
Bedenin biyolojik ritmi her gun ayni saatte yatin diyor, Hoparlorle bu imkansiz.
Canlar mi calsin dediniz, hayir! Cunku ilk donemlerinde canlar da biyolojik zamana gore ayarliydi, sonra, 1700’lu
yillarin sonunda Papa’nin bir fermaniyla bundan boyle canlar sabah yediden once calmayacak denildi, ben 7’ye degil, 6’ya
da raziyim, yeter ki ayni saatte yatip kalkayim. Hatirliyorum, hoparlor ilk ciktiginda ne kadar imam varsa karsi cikmisti, metal sesi olmaz demislerdi, hakli olarak. Istanbul’un hoparlor haritasini, bu nedenle bilmekte yarar var, Sakin bana bu sese alisilir demeyin, alisilmiyor, evin icinde birisi bagiriyomus gibi firliyorsun ve artik uyku yok.
Durum bu, benden soylemesi!

Erendiz

………………………………………………….9

ADALAR POSTASI-1562 (10.4.2007): acaba bu sayfiye, hava alma, havalanma bölgesinde dinî faaliyet yapilabilir mi?

http://www.milligazete.com.tr/index.php?action=show&type=writersnews&id=11919

MILLI GAZETE / 10.4.2007
Mehmet Sevket Eygi

Ada Sefasi

PAZAR gunu BUYUKADA’ya gidip biraz hava almak istedim. Yanima birini aldim. Saat on otuz vapuruna yetismek icin Sirkeci’ye tramvayla gittik. Aaa iskele bombos. Megerse Ada vapuru artik Kabatas’tan kalkiyormus. On dakika vakit kalmis, acaba yetisebilir miyiz? Bir taksi soforu “Kabatas…” diye bagiriyor. Icinde iki kisi var, biz de atladik, Kabatas’a yetistik. Bir de gemiye girdik ki, oturulacak mahaller dolu, ayakta da bir suru yolcu var. Gemideki levhada “Yaz aylarinda azamî (en fazla) yolcu sayisinin 1500” oldugu yazili…

Bir kenara dikildik, gemi once Kadikoy’e ugrayacak, oradan da yolcu alacak… Sanki yer var…

Haydarpasa’da iki mendirek var, biri Sultan Abdulhamid zamaninda, biri Cumhuriyet devrinde yapilmis. Hamidî mendirek marti, karabatak dolu. Uc dort tane balikcil kusuna benzer kus da gorduk.

Kadikoyune geldik. Kapilar acildi ve oradan da kalabalik bir yolcu grubu gemiye doldu. Yer yok… Koltugunda kucuk bakimli bir kopek olan yaslica bir vatandas kaptana bagirip cagirmaya basladi. Ne dedigini yukaridaki camin ardindan anlamadim ama “Boyle rezalet olmaz, bu gemiye bu kadar yolcu alinmaz, bu ne bicim hizmettir…” diye bagirdigindan eminim. Baska ne soyleyecekti ki. Herhalde “Havalar iyi, sizinkiler ne yapiyor?” demiyordu. Guvenlik gorevlileri adamcagizi yatistirmaya calisti.

Vapur kalkti. Moda burnunu donerek Ada istikametinde gidiyoruz. Ya Rabbi, Istanbul ne kadar betonlasmis ve cirkinlesmis… Zina ve bina medeniyeti bu guzel sehri kanser gibi yemis bitirmis. 1940’li yillarda yandan carkli vapurlar Galata koprusunden kalkar, Kadikoy, Moda, Fenerbahce…butun Anadolu sahilindeki iskelelere ugrayarak yolcu tasirdi. Bu eski zaman gemileri cok sevimli idi. Bazilari onlara, carklarin cikardiklari seslerden dolayi “Pat Pat” derdi.

Kinaliada’ya yanastik. Sultanahmet’ten, o adanin televizyon ve daha bilmem ne antenleriyle ne kadar cirkinlestigini goruyorum. Bu antenler insanlara, hayvanlara, bitkilere zarar veren titresimler ve radyasyonlar yayiyormus… Burgaz, Heybeli… ve nihayet Buyukada. Gemide iken kendimi 1940’larin, 50’lerin Istanbul’unda sandim, her tarafta yuksek sesle Rumca konusuluyordu. Paskalya tatili munasebetiyle komsu Yunanistan’dan akin akin turist gelmisti. Eskiden Adalarda hayli Rum otururdu. Belki de onlarin cocuklariydi gelenler. “Kala kala… Ohi… Efharisto poli…(Birinin cep telefonu caliyor) Aristi… Kalimera… Kalispera…” Heybeliada’ya cikan Rumlar belki de tepedeki Ortodoks Ruhban okulunu ziyaret edecekler. Acaba Yunanistan’a gidip de oradaki eski ve harap bir medreseyi veya tekkeyi ziyaret eden Musluman Turk var midir?

Evden saat 10.00’da cikmistik. Buyukada’ya vardigimizda 12.00’yi gecmisti. Sabah kahvalti etmemistik. Iskelenin sag tarafindaki yoldan biraz yuruduk, on sene kadar once yemek yemis oldugum Konak lokantasini bulduk. Yemekleri guzel, fiyatlari makul, ickisiz, oldukca buyuk bir lokanta. Yemek cesidi o kadar cok ki, secimde zorlandim. Karnimizi doyurduktan sonra civarda biraz dolastik. Ezana fazla vakit yoktu. Ogle namazini Hamidiye Camii’nde kilacagiz. Bir eskici dukkani bulduk ama satin alacak enteresan bir parca goremedim.

Ezan okundu, camiye gittik. Sagli sollu iki merdivenle cikilan asil camiyi birakmislar, zemin katinda duzayak bir salon yapmislar, ibadet orada yapiliyor. Kapiyi actim, iceriye girdim. O ne! Sadece alti kisi vardi. Civil civil hayat kaynayan, gemilerin salkim sepet yolcu tasidigi Buyuk Ada Camii’nde ogle namazinda sadece alti kisi… Onlar da fakir halktan kisiler. Guzel giyimli, gencten kimsecikler yoktu. Her neyse namazi kildik…Camiin karsisinda Adalar Muftulugu, avluda Diyanet Vakfi Adalar subesi…

Adalarda bes cami var. Acaba bu sayfiye (yazlik), hava alma, havalanma bolgesinde dinî faaliyet yapilabilir mi? Boyle bir hizmet plan ve programini kimler yapacak, kimler uygulayacak?..

1960’li yillarda Buyukada’nin luks Nizam bolgesindeki yuksek tabakaya mensup cagdas Musluman hanimlar, can seslerinden bikmislar, burada bir cami olsun, ezan sesi isitilsin deyip kucuk bir cami yaptirmislardi. Projesini bir Rum mimarin cizdigi, minaresi pencerelerle dolu garip ve kucuk bir yapi. Bizim cagdas hanimlar camiyi yaptirdilar ama daha sonra ezan seslerinden rahatsiz oldulardi. Gerci, bu “rahatsizlikta” suc sadece onlara ait degildi. Insaat biter bitmez minareye bir suru hoparlor takilmis ve bu âletler sabahin korunde sonuna kadar acilip ezan okunmaya baslamisti.

Namazdan sonra Nizam’a kadar yuruduk. Koskleri seyrettik. Celik Gulersoy, iyice eskimis ve dokulmus olan ada faytonlarini tâmir ettirmis, yeniletmis. Biz Nizam’a giderken faytona binmedik, donuste araba ile doneriz dedik ama onu da bulamadik. Biraz yoruldum ama epey yurudum. Insan sagligini korumak istiyorsa temiz havada her gun en az bes-alti kilometre yurumeliymis. Kosmaya luzum yok, hizli yuruyus yeterli. Uzun muddet kosmak sagliga, bilhassa kalbe zararli. Nizam yolunda orta yasli bir adamcagiz gorduk. Elinde pet bir su sisesi kosuyor. Yuzu mosmor olmus, gozleri ve yuz hatlari bir acayip hal almis, kosuyor kosuyor. Imkânim olsaydi onu ambulansla evine veya hastahaneye gonderirdim.

Heybeliada’ya ugradigimizda 60’ini gecmis bir zat deniz otobusuyle vapurun etrafinda dolasip durdu. Eskiden boyle seyler yapilmazdi. Yeni yeni neler cikti.

Nizam’a giderken yol kenarinda kahve veya cay icecek bir yer aradi gozlerim. Yok… Bir yerde oturduk, gazoz ictik. Yeni gazozlarin icinde tabiî bir sey yok. Kimya kimya kimya… Eskiden Olimpos gazozu vardi, ne kadar lezzetli idi.

Eyvah saat 15.00’e on kalmis, acaba 15.30 Bostanci vapuruna yetisebilir miyiz? Insaallah… Yorulmusum, aheste beste yuruyerek yine de yetistik. Ne yazik, iskele civarindaki kafelerden birinde limonlu cay veya sutlu neskafe icemeyecegim. Bir dahaki sefere… Acaba gelir miyim?

Vapura bindik, yine kalabalik var ama sabahki kadar degil. Bir yerde yer bulup oturduk. Bostanci’dan trene bindik. Haydarpasa…Dev istasyon binasinin onundeki kucuk, zarif, sanatli vapur iskelesi binasinin ici tâmir ettirilmis, guzelce boyanmisti. Kisa zamanda bozulmus, kartonpiyerler yer yer dusmus, boyalar kabarmis, viraneye donmus… Buraya bakan yok mu? Yolcular icinde hayli turist vardi. Yanimdaki aile Almanca konusuyordu. Boyle mutena bir yerdeki vapur iskelesinin daha temiz, daha bakimli, daha derli toplu olmasi gerekmez mi?

Iskelenin, gemilerin yanastigi on cephesinde cini uzerinde yazilmis eski yazi ile iki adet “Haydarpasa” levhasi var. Ilk konulan sanatli levhalar alfabe devriminde herhalde Vandallar tarafindan kirilip tahrip edilmis, bunlar sonradan yapilmis. Yazilari son derece cirkin ve zevksiz. Bunlarin yerine iyi bir hattata sulusle Haydarpasa yazdirilip ciniye gecirilse ve oralara bunlar takilsa iyi ve guzel olmaz mi? Kim yapacak? Iskelenin Gar binasina bakan arka tarafindaki giris kapilarinin uzerinde “Birinci Mevki”, “Ikinci Mevki” yazilari son derece duzgun ve guzel. Cunku onlar iskele yapilirken, insa edilirken yazilmis. Iyi ki, hoyrat eller onlari da kirip tahrip etmemis.

Gemiye bindik, Karakoy’e gidiyoruz… Karakoy’de yeni bir borekci acilmis. Oradan ikindi cayi icin bir seyler aldim, tramvaya binmek icin alt gecitten gecerken sergiden iki de kitap… Sultanahmet tramvayi lebaleb dolu. Eminonu ve Sirkeci’de balik istifi oldu yolcular. Ayakta duruyoruz, benim yerim yakin. Yanimdaki kibar bir bey beni tanidi, ayakta seyahat ettigime uzuldugunu soyledi. “Ben uzulmuyorum, genc birinin yer verecegini de sanmiyorum ve umid etmiyorum. Zaten cok sukur sagligim yerinde, oturmam gerekmez” dedim.

Eskiden gencler ve cocuklar yaslilara, hanimlara yer verirlerdi. Bu adet ve gorgu tarihe karisti.

Bin zahmet Sultanahmet’e geldik, yolcular inmeden bekleyenler hucum etti, zorla disariya cikabildik. Sultanahmet meydani ana baba gunu, turistler, yerliler, acik saciklar, carsaflilar ve neler neler…

Oh eve geldik. Kapiyi arkadan kapattim. Simdi limandayiz.

Bir daha pazar gunu, hele Paskalya mevsimi Ada’ya gitmeyecegim.

*

(Not: Buyuk Ada’dan karsi sahildeki tepelere bakilinca Istanbul’un ne korkunc bir yapilasma istilâsina ve talanina ugradigi anlasiliyor. Tepenin biri zirvesine kadar ecis bucus evlerle dolu, bitisIkteki tepede henuz biraz yer kalmis, o da bu yaz dolar… Bu sehirde imar, sehircilik, medeniyet kalmamis. Yetmis uc milyonluk ulke halkinin yarisini Istanbul’a ve Kocaeli yarimadasina dolduracaklar, Anadolu’nun nice yerini bombos edecekler… Artik oralara Ermeni nufus mu gelir, Rum nufus mu bilmem… Birtakim ceteler ve mafyalar Kocaeli yarimadasinin Istanbul’a yakin bolgelerini, meselâ Sile ile Gebze arasini yagmalayip yapilasmaya acmak icin hazirlik yapiyor. Bu iste yuz milyarlarca dolarlik rant var… Allah belâlarini versin!)

………………………………………………….10

From: AVEDİS HİLKAT
Subject: ADA SAHİLLERİ TEMİZLENİYOR
Date: March 8, 2010 12:13:01 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

KINALIADA SAHİLLERİ TEMİZLENİYOR!

Haber-Fotoğraf: Avedis Hilkat

Geçtigimiz günlerde Adalar belediyesi ekiplerince Kınalıada sahillerinde şikâyet söz konusu olan ve görüntü kirliliği yaratan terkedilmiş tekne, hurda yığınları çöp ve denizden dalgalarla kıyıya yıgılan naylon, pet şişe, poşet ve evsel atıklardan temizlenmeye başladı. Ada sahillerinde çok kötü bir manzara yaratan bu kirlilik, yapılan çalışmalarla temizlenmeye çalışılıyor. Kınalıada muhtarı Hüseyin Şahin, yaptığı açıklamada ada sahillerinin yaz sezonuna kadar temizleneceğini, Adalılar’ın yaz sezonunda tertemiz bir sahil bulacaklarını, Adalar Belediyesi’nin kısıtlı imkânları olsa bile büyük bir özveriyle temizleme çalışmalarının devam edecegini dile getirdi. Öte Yandan Adalar Belediyesi başkan yardımcısı Ercan Akpolat, yaptığı açıklamada Adalar’da şezlong ıslah çalışmalarını yürüttüklerini, Ada sahillerinin, Adalar Belediyesi’nce halka açık plaj ve güneşlenme alanı olarak düşünüldüğünü, sahillerin Adalılar’ın istekleri doğrultusunda değerlendirileceğini ifade etti.

………………………………………………….11

From: AVEDİS HİLKAT
Subject:
Date: March 8, 2010 2:10:17 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com


Selam Dostlar,
Tabiat Ana’nın biz insanlara bir sunumu:
Kınalıada’da bir Akasya agacı dikkatimi çekti, rüzgârla ağaç kabuğunun
arasına giren Ballıbaba (bir nevi şifalı ot) tohumunun, baharla birlikte
yeşerip çiçek açmasıyla insanlık aleminin ibret alması gerekliliğine inandım.

Avedis Hilkat

………………………………………………….12

biraz da SPOR… :)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: