Gönderen: adalarpostasi | 26 Kasım 2009

ADALAR POSTASI-2347: [büyükada’da] sevmek zamanı…

1Büyükada Lunapark Meydanı’nda.

* * *

ADALAR’da TARİHTE O GÜN:

19 Haziran 1897 Cumartesi günlü Büyükada’da kalmaya mecbur olduğunu, Sör Philip Kürri’ye teesüflerinin ve Viktorya’nın jübilesi şenliklerinden dolayı tebriklerinin arz edilmesini, Lender gemisinin muvasalat ettiğini havi Kamiyon’un Büyükada’dan Tarabya’da Fransız Sefareti’ne gönderdiği telgrafın suretine dair…

* * *

ADALAR’da BİR GÜN:

Büyükada, 17/11/2009.

* * *

ADALAR’da HAVA DURUMU:

26 Kasım 2009 Perşembe günü
Büyükada’da HAVA DURUMU*
Parçalı bulutlu
7-13ºC
% 71-95 nem
KB 8km/sa

Gündoğuşu 07:02 … Günbatışı 16:39

* http://www.dmi.gov.tr/tahmin/il-ve-ilceler.aspx?m=BUYUKADA uyarinca

* * *

Cicely Mary Barker, The Shepherd’s Purse Fairy.

* * *

1- Milliyet Gazetesi Arşivi’nden: “Kızılay Derneği Adalar Şubesi’nin yıllık kongresi yarın [3.6.1950] saat 15’te Büyükada’daki…”

2- [Büyükada’da] Sevmek Zamanı: Ada’da çalışan boyacı Halil (Müşfik Kenter) oradaki bir köşkte gördüğü kadın resmine aşık oluyor. Resmin sahibi Meral (Sema Özcan) ise…

3- Begüm Yavuz: “Sevgili Avedis Hilkat, Verdiğiniz bütün emekleri yakından takip ediyorum ve bir ADAlı olarak şükranlarımı sunuyorum…”

4- Övgün Ahmet Ercan (Prof. Dr.): “Ulusumuza bilinç, gönenç, esenlikler dilerim…”

5- Adalar Müzesi: “Deniz fısıltılarının dostluğu, dayanışmayı, paylaşımcılığı baki kılması dileğiyle…”

ADALAR POSTASI’nın 2347. sayısında…

)O(

…………………………………………………1

MİLLİYET GAZETESİ ARŞİVİ’nden…

http://gazetearsivi.milliyet.com.tr

Milliyet, 02.6.1950
Cemiyet

KONGRE
Kızılay Derneği Adalar Şubesi’nin yıllık kongresi yarın saat 15’te Büyükada’daki şube merkezinde yapılacaktır.

…………………………………………………2

SEVMEK ZAMANI…


Yapım: 1965-Türkiye
Tür: Dram
Yönetmen: Metin Erksan
Senaryo: Metin Erksan, Kemal Demirel
Yapımcı: Metin Erksan
Görüntü Yönetmeni: Mengü Yeğin
Müzik: Metin Bükey
Seslendiren: Yorgo İlyadis, Kemal Ergüvenç
Süre: 1 saat 24 dk

”Siyah beyaz fotoğraflarıyla Türk sinemasının en güzel ve çarpıcı filmlerinden” Agah Özgüç, 100 Filmde Başlangıcından Günümüze Türk Sineması

Sinemamızın en önemli filmleri arasında gösterilen ”Sevmek Zamanı”, ”surete aşık olma” halini beyazperdeye taşıyor. Boyacı Halil (Müşfik Kenter) yaşlı ustalarıyla birlikte çalışmaya gittiği köşkte duvarda asılı gördüğü bir kadın fotoğrafına tutkuyla bağlanır. Düşlerine giren bu kadın kısa süre sonra eve döner. Halil, Meral (Sema Özcan) adındaki bu kadın resimle arasındaki ilişkiyi bozmasını istemez. Çünkü onun aşık olduğu resimdir.

”Sevmek Zamanı” ticari gösterime girmemiş, sinemalarda oynama şansı bulamamıştır. Kült tanımlamasını fazlasıyla hak eden bu film seyircisiyle ancak özel gösterimlerde buluşmuş, az sayıdaki televizyon gösterimiyle merak edenlerin karşısına çıkmıştır. (http://www.tulumba.com/storeItem.asp?ic=VI400602AJ672)

“Sevmek Zamanı”nı seyretmek zamanı…

http://video.google.com/videoplay?docid=3302075487686841701&ei=xHUMS8aGOaW-2gKdzonLAQ&q=sevmek+zamanı&hl=en&client=safari#m

FOTOPYA-MAG
Cem Başeskioğlu

http://www.fotopya.com.tr/fotopyamagdetay.aspx?id=77

İçinden Fotoğraf Geçen Filmler

Bu sayfamızda konuşacağımız ve üzerinde duracağımız asıl konu hareketin yakalanması üzerine kurulu Yedinci sanatın…
Bu sayfamızda konuşacağımız ve üzerinde duracağımız asıl konu hareketin yakalanması üzerine kurulu Yedinci sanatın, anın yakalanması olan bir başka sanat dalını bu kadar yoğun kullanmasıdır. Sinemanın ard arda gelen fotoğraf karelerinden oluştuğunu düşünürsek, sinema ve fotoğraf ilişkisinde, eşlerin kendi platformlarında birbirlerine yaptıkları jestler, aniden hoşbir sürpriz olarak çıkabiliyor karşımıza.

Sanatçı, ister fotoğraf ister sinema olsun konu, olay, mekan, model farketmeksizin iki anlatım yolunun peşinden gider. Objektif ya yaşadığımız dünyadan memnuniyetsizliği dert eder kendine ya da dünyayı olmasını istediğimiz, özlemini duyduğumuz haliyle gösterir bizlere. Ölümlü sanatçılar olarak, ölümsüzlüğe ulaşmanın yolu yakaladığımız anlarsa, çektiğimiz her kare hayata bıraktığımız mezar taşlarından başka nedir ki aslında… Bazı fotoğraflarla yakalanan anlar da, çağlarının en büyük tanıklıkları değil midir? Kendi çağlarını bile aşıp bize gelen ve hala yeni çekilmişgibi haz veren… Bazen bir filmde duvara asılıveren fotoğrafa yüklenen anlamlar, duygular modelin kendisinden daha çok etkilemez mi bizi. Sıkı sinefiller eşsiz ve benzersiz Metin Erksan başyapıtı “Sevmek Zamanı” filminden bahsettiğimi anlamışlardır.



Metin Erksan, halk tarafından anlaşılamayacağı için bu toprakların üzerindeki sinemalarda gösterime sokulmayan güzeller güzeli filmi “Sevmek Zamanı”nı yaptığında tarihler 1965 yılını gösteriyordu. Kısa bir süre önce başyapıtı kabul edilen (kimilerince) Susuz yaz ile Berlin film festivalinde Altın Ayı ödülünü kazanmıştı. Yani bırakın kendi halkı tarafından anlaşılmayı, Üstelikte Türklere burun kıvrıldığı bir dönemde daha kibarca söylemek gerekirse neredeyse görünmez olduğumuz bir dönemde ki o kadar görünmezdik ki yıllar sonra aynı ödülü kazanan bir zat ı muhterem bile Susuz yaz filminden habersiz olduğunu söylemişti. Ne yapmıştı da Metin Erksan, bu topraklardan ve gerçeklerinden yola çıkarak başka halklar tarafından bile anlaşılabilen ve ödüllendirilen bir filmden sonra kendi halkının bile anlayamayacağı iddia edilen böyle bir yanlışa düşmüştü (kimilerince!). Film yıllar sonra TRT tarafından üç kere gösterildi. Ben o zamanlar sinema okumayı düşleyen bir gençken gecenin bir vakti rastlamıştım o yalnız filme. Gencecik Müşfik Kenter hiç tanımadığı bir evin duvarına asılı bir kadın fotoğrafına olan aşkıyla demlenirken bende neredeyse tasavvufi bir dünyanın sinemasal bombardımanı altında huşu içinde kalıp adeta secde etmiştim büyük ustaya. Fotohaber, içinden fotoğraf geçen filmlerle ilgili bir yazı istediğinde tereddüt bile etmedim bu filmlerin en başında yazılması gerekenin “Sevmek Zamanı” olduğuna. Usta büyük ihtimalle aldığı sanat tarihi eğitiminin derin izlerini taşıyan sinemasal dilini, doğunun sufizmi ile harmanlayıp kendi kuramını oluşturuyor ve Türk sinemasının yürümesi gereken yolu aydınlatıyordu. Sanatla az biraz uğraşanlar iyi bilir ki seçilen modelin başarısı sanatçıyı pek çok dışsözden koruyacak ve takipçileriyle neredeyse hipnotik bir ilişki kurmasını sağlayacaktır. Fotoğraftaki kadını oynayan Sema Özcan derin, ürkek bakışları ve her an kırılacak hissi veren düşsel aurasıyla öyle güzel bir seçimdir ki, bütün film boyunca enfes güzellikteki pek çok karenin bilinçaltımıza yerleşmesini sağlar. Görüntü yönetmeni Mengü Yeğin’in usta işi siyah beyaz görüntü çalışması, Metin Bükey’in aklımızı başımızdan alan müzikleriyle kusursuzluk mertebesine ulaşır. Yoğun empresyonist etkiler taşıyan vapurda üç kadın planı, fırtınada iskelede bekleme planları, şehirdeki evin balkonundan bize her an ne kadar küçük ve zavallı olduğumuzu hatırlatan ‹stanbul planları Cezanne ya da Matisse tablolarından fırlamışgibi gözükse de film ilerledikçe poligon sahnesi, iki aşığın yürüdükleri boşsokalar ve özelliklede gelinlikli manken ve Sema Özcan’ın fotoğrafıyla göl üzerinde Müşfik Kenter’in kürek çektiği güzeller güzeli sahneyle usta yeni bir görselliğin kapısını araladığını yüzümüze çarpar. Kendi adıma sanat hayatımda yediğim en güzel tokatlardan biriyle üstelik. Gerçekliği varoluşu ters yüz eden ruh la bedeni, tutkuyu ve masumiyeti anlatan sandal üzerindeki mankenin kıyıda bekleyen gerçek aşka yaklaştığı plan bugün bile o kadar yeni ve ulaşılmazdır ki insan bu filmin çekildiği yılları ve şartları düşündükçe kıskanmaktan alamıyor kendini. Başrolünde bize bakan bir kadın portresinin olduğu filmin izlek olarak fotoğrafa dayalı bir görsel anlatım kullanmasının filme kattığı derinlik görsel açıdan etkiliyken, model olarak kullanılan karakterlerin başarısı bize fotoğrafın ardına saklı bir dünyanın tutkusunu hissetmemize ve karelerin içine girmemize ön ayak oluyor. Her fotoğraf meraklısının, her sinemaseverin hala görmediyse ısrarla tavsiye ettiğim bu filmi mutlaka görmelerini ve arşivlerine katmalarını diliyorum. En azından dünyayı yeniden keşfetmeye çalışmanın anlamsızlığını ve zaten başarılmışşeylerin sanki ilk kez yapıyormuşuz hissinden ve nafile çabalardan kurtarması için.



Bir dahaki yazıya kadar dostçakalın derken büyük usta Metin Erksan’a bir kez daha teşekkür ederken, böyle bir ustayı otuz yıldır setlerden uzak tutan Türk Sinema sektörünü de kınadığımı belirtmek istiyorum.


Radikal, 2.9.2007
Erman Ata Uncu

http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=7426

Sevmek Zamanı’nın zamanı

Müşfik Kenter ve Sema Özcan’ın oynadığı 42 yıllık ‘Sevmek Zamanı’ (üstte)yeni kuşak sinema seyircisiyle buluşmaya hazır.
Metin Erksan’ın kült filmi ‘Sevmek Zamanı’ DVD olarak yayınlandı. Yeni zaman seyircisinin keşfini bekleyen filmin yönetmeni, oyuncusu ve sinema yorumcularıyla konuştu


Metin Erksan’ın 1965 yapımı başyapıtı Sevmek Zamanı, yıllardır kült unvanının hakkını veren bir seyir izliyor. Zamanında gösterilecek salon zar zor bulmuş olsa da uzun zamandır meraklılarınca farklı şekillerde temin edilip seyredilmesi, (özellikle MSÜ Sinema TV Merkezi arşivinden) sadece kült filmlere reva görülebilecek bir ilgi çeşidi. Sonradan televizyonda yayınlanması ise, daha çok insanca keşfedilmesine, dolayısıyla, ününün sınırlarının genişlemesine vesile olmuş. Filmin etrafı bir efsane örtüsüyle kaplı.

Artık bu ‘efsaneyi’ temin etmek eskisi kadar zor değil. D Productions, Sevmek Zamanı’nın DVD’sini piyasaya sürdü. Üstüne çokça konuşulan, sık sık referans verilen film, artık daha çok kişinin elinin altında bulunabilecek.

Metin Erksan’ın senaryosunu yazıp yönetmenliğin yanı sıra yapımcılığını da üstlendiği Sevmek Zamanı’nın temel meselesinin suretle aşk olduğu konusunda çoğu kaynak hemfikir.

Adada çalışan boyacı Halil (Müşfik Kenter) oradaki bir köşkte gördüğü kadın resmine aşık oluyor. Resmin sahibi Meral (Sema Özcan) ise üst sınıftan, çevresine yabancılaşmış genç bir kadın. Halil’in aşkına karşılık vermek istese de o, resme âşık olduğunu söyleyerek Meral’i reddediyor.

Bu hikâye de aslında, Yeşilçam aşk filmlerinin temelindeki sınıf çatışmasının bir çeşitlemesi (1). Ama tıpkı Vesikalı Yarim’de olduğu gibi Sevmek Zamanı’nda da bu tanıdıklığın içinde insanı farklılığıyla afallatan, dingin bir atmosfer var. Sevmek Zamanı’nı ayrıksı kılan, onu nesiller boyu efsaneleştiren, katmanlarını artıran şey de, muhtemelen, tanımlanması zor bu hissiyat.

Sevmek Zamanı’nın farklı okumalarının bolluğu, onun nasıl katmanlı bir eser olduğunun kanıtı. Erksan’ın o dönem taraflarından biri olduğu ulusal sinemacılar ve ‘evrenselci’ Sinematekçiler arasındaki tartışma, Sevmek Zamanı’nın da sıklıkla bu odağa yerleşmesine sebep oldu. Tabii ki ‘suretle aşk’ temasının Doğu edebiyatıyla bağlantısı, Batı usulü aşk-Doğu usulü aşk arasında kurulan karşıtlık filmin bu açıdan değerlendirilmesinin diğer nedenlerinden (2).

Ama asıl ilginç olan, filmin tanımları aştığı yönleri. Sevmek Zamanı üretildiği dönemdeki ortamdan ayrı düşünüldüğünde de çeşitli anlamlar kazanan bir yapım. Ulusal sinemanın örneği sayılan bir filmin, aynı zamanda gerçeklik meselesinin tartışılmasına zemin olması, onun zenginliğine örneklerden sadece biri. (Fuat Ercan’ın bu savı sunduğu makalesi, http://www.bianet.org/2007/08/03/100507.htm adresinden okunabilir.)

Sevmek Zamanı’nın günümüz seyircisi için ifade ettikleri ise muhtemelen DVD’si sayesinde izleyicilerini artırdığı için daha da çeşitlenecek. Çünkü film, Doğu-Batı karşıtlığı temasının boyunduruğundan kurtulduğunda da estetiğiyle, kendine özgü atmosferiyle, seyirciyle geçmiş arasında farklı kapılar açıyor. Üzerine yapılan tanımlar eskise de verdiği his, tazeliğini koruyor. Biz de Sevmek Zamanı’nın eskimeyen tarafını belgelemek için hem yaratıcısı Metin Erksan’a ve oyuncusu Müşfik Kenter’e hem de eserin itibarını teslim eden iki yorumcuya Fatih Özgüven ile Övgü Gökçe’ye başvurduk.

(1, 2) Ali Murat Akser, Ulusallık Arayışında Bir Yaratıcı: Metin Erksan’ın Sevmek Zamanı (1965), Türk Film Araştırmalarında Yeni Yönelimler 1

“Yarı deli bir kız, ormanda gezinen bir adam…”

>> Metin Erksan
Tatilde yakaladığımız Metin Erksan’ın ‘Sevmek Zamanı’yla ilgili hisleri muhtelif. İlk başta seyircisiyle zar zor buluşturulan filminin efsane haline gelişini ise görmüş geçirmiş bir serinkanlılıkla değerlendiriyor gibi.

Sevmek Zamanı’nın sonraki seyri hakkında ne düşünüyorsunuz? Zamanında gösterime girememişti ama yıllar içinde bir kült haline geldi.
Zamanında gösterilmedi. Sinemalara sokamadık. O zaman çok zorluklar vardı. Sonra televizyonda oynadı. Televizyonda seyredildikten sonra sevdi demek insanlar.

Böyle bir seyri olacağını, dönemin koşullarında seyircisiyle buluşmasının zor olacağını tahmin etmiş miydiniz?
Yoo öyle bir sonuç beklemiyordum ama zaten çekerken bu filmde benim asistanım yoktu. Set işçileri zaman zaman asistanlık yapıyordu. Bizim ekip dört veya beş kişiydi.

Niye?
O zaman dar bütçeliydi filmler. Bir de ben kalabalık sevmem film çekerken, ondan dolayı olacak.

Sevmek Zamanı’nın, dönemin sinemasında ayrıksı bir yerde durduğu da sık sık dile getirilir. Katılıyor musunuz?
Tabii tabii, benim bütün filmlerim öyle zaten. Para kazanmak için yapılmış filmlerin dışındakilerin Türk sinemasıyla hiç ilgisi yoktur. Mesela Sevmek Zamanı’nın Türk sinemasıyla ne ilgisi var? Daha doğrusu Sevmek Zamanı’nın kendisi Türk sinemasıysa diğer çoğunluğun artık ne sineması olduğu belli değil. (Gülüyor)

Oyuncu seçiminizde en çok neyi önemsemiştiniz?
O sırada demek ki onları münasip görmüşüm.

Filmin başta gösterime girmemesinde bildiğimiz anlamda popüler oyuncuların yokluğunun da etkisi olabilir mi?
Olabilir. Ama mesela o zaman filme şöyle bakılıyordu Türk sinemasının içinde: Yarı deli bir kız, ormanda, elinde plastiğe sarılı bir çerçeveli bir fotoğrafla bir adam geziniyor… O dönemin prodüktörleri, sinemacılar da böyle bakıyorlardı.

“Bizimkileri biliyorsunuz”

>> MÜŞFİK KENTER
Müşfik Kenter, ‘Sevmek Zamanı’yla ilgili her anekdotu gülümsemeyle hatırlıyor. Filmin başlarda kötü giden talihini ise “Bizim seyircileri biliyorsunuz” diye açıklıyor.

Sevmek Zamanı’nda nasıl rol aldınız?
Metin Erksan çağırdı beni.

Çekimler sırasında farklı bir iş kotarıldığını hissetmiş miydiniz?
Çok farklıydı zaten. Günlerce her sabah Ada’ya gittik. Sabah vapuruyla. Sonra Ada’da iş bitti. Belgrad Ormanları’na gittik. Biraz uzun bir çekim olmuştu. Hatta film bitti dediler, dört ay sonra bir yer kalmış orayı çekelim diye geri çağırdılar.

Hangi sahneydi?
Hiç hatırlamıyorum valla. (gülüyor)

Metin Erksan nasıldı sette?
Metin Erksan biraz sinirli bir yönetmendi yani bağırıp çağırıyordu. Ama çok güzel çalıştı. Biz de alıştık onun bağırmalarına, çağırmalarına. Aldırmıyorduk.

Film, zamanında bir salonda gösterime girebilmişti. Ama sonradan kült konumuna yükseldi. Bu seyri nasıl değerlendiriyorsunuz?
İş yapacak bir film değildi. Çok güzel bir filmdi ama iş yapacak bir film değildi. Ama bizim seyircimizi biliyorsunuz. Pek rağbet etmiyor öyle filmlere.

“Antoniovari bir modernizm ve Tanpınarvari bir huzur”

>> FATİH ÖZGÜVEN
Fatih Özgüven, ‘Sevmek Zamanı’nı yorumlarken onun için kategoriler üstü bir tanım getiriyor: Melez…

Sevmek Zamanı’nın farklı dönemlerde cazibesini yitirmemesinin sebebi ne olabilir?
Filmin etrafında örülen efsane tabii ki.

Bugünün Türk sinemasında ‘Sevmek Zamanı’nı çağrıştıran bir damardan söz edilebilir mi?
Elbette. Nuri Bilge Ceylan, tabiat ve insan ilişkisi konusunda, Semih Kaplanoğlu -bence yanlış anlamakla birlikte – manzara ile duygu durumlarını açıklama konusunda ‘Sevmek Zamanı’ndan etkilenmişlerdir gibi geliyor bana. Reha Erdem de özellikle ‘A Ay’da siyah-beyaz peyzaj duygusu açısından ‘Sevmek Zamanı’na borçludur.

O dönemdeki ulusal sinema – sinematek tartışmalarında Sevmek Zamanı nereye oturuyor?
Ben o tartışmayı aşılmış buluyorum. ‘Sevmek Zamanı’, Erksan’ın o zamanlar sevdiği anlaşılan Antonionivari bir modernizmle Tanpınarvari bir ‘huzur’ duygusunun tuhaf, güzel ve belki de günü için fazla erken bir karışımıdır. Bir melez, daha doğrusu.

“Nereye yerleştireceğini bilemeyenler de olacaktır”

>> Övgü Gökçe
Peki parodiye aşina nesillerin ‘Sevmek Zamanı’na bakışı… Altyazı yazarı Övgü Gökçe, Ohio Üniversitesi’nde, sinemada hissiyatın bir metod olarak düşünülüp düşünülemeyeceğini Türk sineması üzerinden çalışıyor. Sevmek Zamanı’nın hissiyatı üzerine konuşurken yeni seyircilerin filme nasıl hisler besleyeceği üzerine tahmin de yürüttü.

‘Sevmek Zamanı’nın etkisini yitirmemesinin sebebi ne olabilir?
Ben ‘Sevmek Zamanı’nı, şans eseri Mimar Sinan Üniversitesi’nde 35 mm. kopyasından seyrettim. Sevmek Zamanı, hem geleneğe dair konuları hem de son derece etkileyici görselliğini özgün bir biçimde anlatan bir üsluba sahip. Şimdi baktığımızda her köşesi içimize sinmeyen bir film olabilir. Ama bence hâlâ kimileri için Türk sinemasının tarihsel açıdan çok önemli bir yerine oturan, kimileri için neredeyse kült sayılabilecek bir sürü sahneye sahip. Diyaloglar, oyunculuklar, birtakım görsel buluşlar…

Filmin zaman içinde farklı anlamlar kazanmaya başladığını söyleyebilir miyiz?
Mutlaka ama şu anda ilk defa o filmi izleyecek seyircinin nasıl tepki vereceğini pek bilmiyorum. Yani ben de Türk sinemasını konuştuğum farklı dönemlerdeki öğrencilerimle hep farklı tartışmalar yaşadım. ‘Sevmek Zamanı’ hâlâ başka kuşaklardan insanlar için bir cazibe unsuru olduğu kadar birçok insan da onun kendini ciddiye alan üslubuyla anlaşamayabiliyor. 80’li, 82’li, 83’lü insanlardan bahsediyorum. Çünkü bir şekilde onlar gelenekle kurulan ilişkinin daha çok parodi çizgisi üzerinden ilerleyen örneklerin görüldüğü bir dönemde yaşadılar. O yüzden tarihsel bağlamı içinde ‘Sevmek Zamanı’nı görmeye çalışanlar mutlaka olacaktır. Ama doğrudan filmle karşılaşıp onu nereye yerleştireceğini bilemeyenler de olacaktır diye düşünüyorum.






…………………………………………………3

From: BEGÜM YAVUZ
Subject: Re: TÜRKKIZILAYI ADALARDA SAĞLIK TARAMASI YAPACAK
Date: November 25, 2009 7:41:18 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com, bilgi@adalarmuzesi.com

Sevgili Avedis Hilkat,

Verdiğiniz bütün emekleri yakından takip ediyorum ve bir ADAlı olarak şükranlarımı sunuyorum..
Herzaman dayanışma dileklerimle…
begum yavuz
Büyükadalı bir yurttaş

…………………………………………………4

From: ÖVGÜN AHMET ERCAN
Subject: RE: ADALAR POSTASI-2346: büyükada’da geçen bir hortlak filmi “ölüler konuşmaz ki”yi gururla sunar…
Date: November 25, 2009 2:34:54 PM GMT+02:00
To: adalar.postasi@gmail.com

KOYUNUN, BÜYÜKBAŞIN KURBAN EDİLMESİ İÇİN ‘BOYNUZLU’ OLMASI GEREKİYOR.

TÜRKİYE’MİZİ YABANCI SÖMÜRÜCÜLERE KURBAN EDENLERİN BOYNUZLU OLMASINA BAKILIYOR MU?
YOKSA, İŞBİRLİKÇİLER DOĞAL BOYNUZLU MU?

Ulusumuza bilinç, gönenç, esenlikler dilerim…

Prof. Dr. Övgün Ahmet ERCAN

…………………………………………………5

From: ADALAR MÜZESİ
Subject: Adalar Muzesi / Bayram Tebrigi
Date: November 25, 2009 8:14:43 PM GMT+02:00
To: emine.cigdem.tugay@gmail.com


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: