Gönderen: adalarpostasi | 05 Kasım 2009

ADALAR POSTASI-2335: lüferlerden, istavritlerden yanıt var mı?

W. Goble, Büyükada.
A. Van Millingen, ‘Constantinople’, Paris 1906.

* * *

ADALAR’da TARİHTE O GÜN:

8 Ekim 1896 Perşembe günlü veba hastalığına yakalanmış inekleri İzmit’ten Büyükada’ya naklederek hastalığı Büyükada’ya bulaştıran sorumlular hakkında yasal işlemler yapılması, mağdur olunların da zararlarını giderebilmek için sorumlular hakkında dava açabileceklerine dair…

* * *

ADALAR’da BİR GÜN:

Büyükada, 5/11/2009 14:23

* * *

ADALAR’da HAVA DURUMU:

5 Kasım 2009 Perşembe günü
Büyükada’da HAVA DURUMU*
parçalı bulutlu
8-18ºC
% 73-95 nem
GB 33km/sa

Gündoğuşu 06:39 … Günbatışı 16:55

* http://www.dmi.gov.tr/tahmin/il-ve-ilceler.aspx?m=BUYUKADA uyarinca

* * *

Cicely Mary Barker, The Horned Poppy Fairy.

* * *

ADALAR POSTASI’nın 2335. sayısında neler var bir bakalım:

1- Cumhuriyet/ Ali Sirmen: “AKP’ye oy vermemiş olan Adalıları cezalandırmak için bazı vapurların yerine motor ikame edilmesi üzerine Adalıların başlattığı kampanyayı herkes biliyor. Önceki gün mühendis dostum Bülent Turan’dan işin güvenlik yönüne değinen bir mektup aldım. Çok büyük bir tehlikeyi vurgulayan bu mektubu olduğu gibi yayımlıyorum…”

2- Deniz Emin Tüfekçi: “Siyasi bir önderliğin olmaması nedeniyle, çok iyi niyetle başlayan bir eylem ne yazık ki dilekçesini (kara çelengi) sembolik de olsa İDO’nun kapısına, olan bitenden payı olan AKP ‘nin Adalar’daki siyasi bürosu olan AKP ilçe binasına, Anakent belediyesinin Adalar’daki temsilciliğinin önüne koymak yerine denize atmış, asıl muhatapları yerine ‘istavritlere, lüferlere, yosunlara’ durumu arz etmiştir. Eğer öyle yapılmamış, gerekli siyasi liderlik yapılmış olsaydı, kimin neden yana olduğu, kimin Ada halkının istemlerine sahip çıktığını, kimlerin sorunları görmez geldiğini görebilecek, sonuç alınması konusunda ciddi adımlar atabilecektik. Yapılanların yeterli olduğunu, yöntemin doğru olduğunu, yapılabilecek başka bir şey olmadığını savlayanlara o zaman bir soru yöneltelim:İstavritlerden bir yanıt aldınız mı? Deniz yosunları size ne yanıt verdi?”

3- Neşe Kıldacı: “İDO’nun, optimize ve ‘proaktif’ kararlarına, insanların medyun-u şükran olmaları, hatta neredeyse bir duayla tesekkur etmeleri söz konusu. Yaptıkları hizmeti sadaka olarak gördüklerinden olsa gerek, hani utanmasa yolcuların “Allah İDO’dan razı olsun” dediklerini bile yazacak ama o kadarına cüret edememiş…”

4- Nur Çakmak Baysal: “Hadsizlik uzmanı dr* (Güntay Şimşek,  şehirhatları kış vapur tarifesinde Adalıları vapursuz bırakmaktansa  (hiç olmazsa!),  yerine motor koyma ali cenaplığı gösteren İDO’ya karşı; Adalıların imza toplama, basın açıklaması gibi eylemlerle gösterdiği toplu karşı çıkışına, teşhis koymuş:)) Meğer bütün sorun, biz Adalıların şımarıklığından kaynaklanıyormuş (da haberimiz yok) :)) ”

5- Volkan Cordan: “Evet İDO kâr amaçlı bir ticari kurum olabilir, ama aynı zamanda kamu hizmeti sunma zorunluluğu vardır. Eğer Adalar, İstanbul’un bir ilçesiyse ve bu ilçede düzenli bir şekilde tüm vergilerini ödeyen vatandaşlar yaşıyorsa bu vatandaşlara İstanbul’un diğer ilçelerine sağlıklı ve güvenli ulaşım olanağı sunma zorunluluğu vardır. Bu kamu hizmetini sunma yükümlülüğü ise İDO’nundur. Bu kamu hizmeti şu an ki motorlarla sağlıklı ve güvenli bir şekilde sağlanabilir mi? Eğer ülkemizdeki yönetmelikler baz alınırsa, bu sorunun cevabı “evvettir”. Yasal açıdan/yönetmelikler açısından herhangi bir sorun gözükmemekte. Sorun bu yönetmeliklerin Hindistan, Mısır, Fas, Meksika gibi ülkelerin standartlarında olmasıdır. Oysa ülkemiz 2005 yılından beri Avrupa Birliği’yle (AB) üyelik müzakerleri yürütmektedir. AB —ister beğeniriz ister beğenmeyiz— kendi vatandaşlarına en yüksek seviyede emniyet, güvenlik, sağlık gibi elzem konularda yüksek standartlar getirmiştir. Kısaca eğer herhangi bir AB üyesi ülkesinde yolcu taşıma sektöründe faaliyet göstermek istiyorsanız, belirli minimum standartları yerine getirmeniz zorunludur…”

6- Adil Akgün: “Öncelikle, Adalar’da yaşayanların ense kalınlığını ve ulaşımda vapur faktörünü ele alalım. Misal, benim ensem epey kalındır. Hemen her zaman, konferans, davet, seminer ve türevlerinde son düğmesini rahatlıkla bağlayabileceğim gömlek bulamamaktan muzdarip, kravatı, boynumda palamut kıvamına geldi mi gelmedi mi paranoyasıyla periyodik olarak yoklar ya da düğmeyi kapatır ve nefes darlığı çekerim. Ancak maalesef bu ensenin bana maddi bir getirisi yok, rutin memur maaşıyla hayatını sürdüren bir insanım. Adalar’daki diğer enselere bakacak olursak, ensesi kalın olarak tabir edilen grup, genellikle Temmuz başı-Eylül başı arasında buralarda bulunur. Bunun dışında kalan kalın enselerin zaten ulaşım açısından sıkıntıları yoktur; ağırlıklı olarak, ya sürekli ve düzenli gidip gelmeye ihtiyaçları yoktur ya da kendi tekneleriyle gidip gelirler. Bölgede sürekli kalan ve sürekli ve düzenli gidiş-geliş mecburiyetinde olan vatandaşların enseleri ise genellikle kıldan incedir…”

7- Mordehay Kohen: O zaman vapurun yakıtı kalıyor masraf olarak. Yani tek yakıttan tasarruf ediliyor. Yakıt tasarrufuna karşılık motor şirketine uyguladığı seferler için ödenek yapılıyor. O zaman tasarruf nerede burada? Bu konuyu düşünün lütfen.

8- Hasan Barış Sevin: “İDO’yla yapılan toplantıda Ada’da yapılan eylemlere kulaklarını çevirdiklerini ve bu nedenle motorlarla sözleşmeyi 31.12.2009 tarihine düşürdükleri haberini aldım…”

9- Adalar Belediyesi’nden ne haber?: “Belediye Meclisi 2 Kasım’da toplandı…”

10- “Adalar’a ‘mopur’ değil ‘vapur’ istiyoruz!” kampanyasına 28 Ekim 2009 Çarşamba günü 19:33 itibariyle toplanan 1148 imza…

)O(

* * *

BİR de BALIK:

…………………………………………………1

Cumhuriyet 05.11.2009
DÜNYADA BUGÜN
ALİ SİRMEN
asirmen@cumhuriyet.com.tr

MOTOR FACİASI OLMASIN!

AKP’ye oy vermemiş olan Adalıları cezalandırmak için bazı vapurların yerine motor ikame edilmesi üzerine Adalıların başlattığı kampanyayı herkes biliyor.

Önceki gün mühendis dostum Bülent Turan’dan işin güvenlik yönüne değinen bir mektup aldım. Çok büyük bir tehlikeyi vurgulayan bu mektubu olduğu gibi yayımlıyorum:

“26 Ekim 2009 Pazartesi akşamı saat 17.30’da Bostancı’dan Büyükada’ya giden yeni motorlardan birine eşimle birlikte binmek zorunda kaldık. Herhalde yeni yapılmış ve tam bitmeden servise konmuş olmalı ki, bir şantiye aracından farklı olmayan, boylu boyunca uzanan ısı cam pencereleri ile tam hangar yapısında acayip bir yapı idi.

Yolun yarısında sancak bordadan bir vapur belirdi, vapurun kırmızı iskele feneri görünüyordu ve tabii yol hakkı da onundu. Ancak bizim kaptan arkadaş birdenbire gaz koluna asılarak, teknenin hızını arttırıp vapurun önünden geçmeye kalkıştı. Eğer kaptanın azıcık tecrübesi olsa böyle bir harekete tevessül edemezdi. Radar olsa kolayca bu vapurun pruvasından geçemeyeceğini görürdü. Eğer radar varsa da anlayacak kimse yoktu demek ki. Tabii bu arada sancaktan gelen vapurun kaptanı bu çılgınlığı önlemek niyetiyle, o da tam yol verdi gemisine. İşte o andan itibarın teknenin içine özenle yerleştirilmiş Besmele, Ayet’el Kürsi gibi Arapça yazılmış duaların ne işe yaradığını anlamış oldum!.. Teknemizin kaptanı hidayete ererek yavaşladı ve 50 m. aralıkla vapur önümüzden geçip gitti. Bir felaket böylece gerçekleşmedi. Eğer bir çarpışma olsa idi, bu tekneden hiç kimse sağ çıkamazdı. Teknede tek bir güvenlik kapısı yok. Sadece yolcuların girmesi için başta iki adet ev kapısı bulunuyor.

***

Gördüğüm kadarıyla limanda böyle teknelerden onlarca var. Sanki bir emirle aynı projelerden genelde en az 20 m. boyunda ve 300 – 500 yolcu taşımak üzere tasarlanmışlar gibi. Estetik bakımdan bir facia ama asıl korkunç olan hidrolik yapıları. Genişlikleri neredeyse boylarının yarısı, bir ‘barge’ yapısında. İki katlı yapılmış ve tabii, yaz seferlerinde alt katta oturmak mümkün olamayacak (galiba iki tane ev kliması konmuş o kadar). Pencereler açılmıyor ve bir deniz aracına konamayacak kadar büyük. Denizi tanıyan her kişi, böyle bir pencere açıklığının ne kadar yanlış olduğunu bilir. Bu durumda sıcakta bütün yolcular (tabii istiap haddinin üstünde olacaktır) üst kata doluşacağından ve teknenin ağırlık merkezi de yükseleceğinden yalpa ve alabora riski tehlikeli boyutlara ulaşacaktır. Aynen geçenlerde batan Karaköy iskelesinin başına gelen gibi.

Karaköy iskelesi sanırım 1960’lı yılların başında hocam değerli insan Prof. Vakkas Akyurt tarafından projelendirilmiş çok özel bir yapı idi. Band Stahl adı verilen, ince çelik sacların özel profil formları verilmesiyle yaratılan, ince, narin ve güvenli yapı elemanları idi. Bu yolla iskele üst yapısını hafif tutarak sistemin ağırlık merkezini mümkün olduğu kadar deniz düzeyi altına indirerek devrilme güvenliği sağlanmış idi. Ve bildiğiniz gibi birkaç küçük onarım geçirmekle birlikte bu yapı 50 yıla yakın hiçbir tehlike yaratmadan ayakta durdu. Ta ki bu cehalet işbaşına gelene kadar. Önce onarım adı altında üst katlara takviye yaptılar ve galiba bir de kat çıktılar ve böylece ‘Metasantr’ denen yalpa ve batma güvenliği veren değer küçüldü ve sanıyorum iskelenin ağırlık merkezi çok yükseldi ve yüzme balansı bozuldu. Ve bir süre dualarla ayakta kaldı. Sonunda yalpalayarak rezonansa girdi ve devrildi. Su falan alarak değil, devrilerek battı. Ağır lodos koşulları dendi, katiyen geçerli değil. Düşünün ki bu yapı yaşadığı 50 yıla yakın süre içinde ne ağır lodoslar gördü.

***

Diğer taraftan Adalar’a giden bu tekneler için de aynı koşullar geçerlidir. Bu teknelerin Bostancı – Adalar hattı ağır lodos koşullarında çok risklidir. Marmara Denizi’nde en sert ve tehlikeli rüzgâr batı lodostur ve bazen çok sert, hatta Orkan şiddetinde eser. Aniden çıkar ve tekne yolda iken karşılaşılabilir ve bu motorlarda bir gram güvenlik olmadığından da facia kaçınılmazdır. Çok korkarak söylüyorum, kurtulan olamaz.

Bu tekneleri yapan tersanelerde nasıl olup da bu projeler uygun bulunabilmektedir? Bu proje ve hesapları kim tasdik etmektedir? Bildiğim kadarı ile Makine Mühendisleri, Gemi Mühendisleri Odaları var, bunlar görmüş mü bu ucubeleri? Bu teknelerin yüzme ve devrilme riskleri çok yüksek. Ayrıca estetik, işletme ve güvenlik bakımından bir facia. Bu konunun “Adalar’a Vapurumu İsterim” gibi romantik, nostaljik afişlerle çözülmesi mümkün değildir. Şu anda vakit geçirilmeden, yalnızca kuzey ülkelerinin göl ve su yolları için planlanmış olan bu teknelerin ciddi bir şekilde gözden geçirilmek üzere en azından bir kriz masası kurulmak suretiyle acilen ele alınması gerektiğini düşünüyorum.

Bülent TURAN”

Büyük bir facianın önünün alınması için bu uyarının dikkate alınması zorunlu.

…………………………………………………2

From: DENİZ EMİN TÜFEKÇİ
Subject: Lüferlerden, istavritlerden yanıt var mı?
Date: November 5, 2009 1:44:02 PM EET
To: adalar.postasi@gmail.com

— LÜFERLERDEN, İSTAVRİTLERDEN YANIT VAR MI?

Politika eksikliğinin sonuçları, hem politikasızlık hem de politikacısızlık…

Adalar’da yerleşik siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerinin, muhtarlıkların ve ADALAR POSTASI’nın ortak çabası ve gayretiyle ”mopur değil vapur istiyoruz” sloganıyla dillendirilen, gıpta edilen, uzun süredir göremediğimiz, sevinçle katıldığımız, kendiliğinden oluşan hareketin ne yazık ki siyasi irade eksikliği nedeniyle istenilen sonuca yönelik bir etki yaratmadığını görmekteyiz.

İyi niyetle, haklı gerekçelere dayalı istemler ne yazık ki gerekli siyasi önderlik, eşgüdüm ve hedefe ulaştıracak yöntemler herhangi bir şekilde tartışılıp saptanmadığı için onca emeği, çabayı, harcanan enerji ve zamanı boşa çıkartmıştır. En azından şu ana kadar istenen sonuç alınamamıştır.

Sakın yanlış anlaşılmasın, doğru liderlik, eşgüdüm, girişim yapılsa bile çabaların karşılığı alınamayabilir, en azından kısa dönemde alınamayabilir. Ancak, şu ana kadar benimsenen yöntemlerle, tavırla ”sonuç almanın olanağı yoktur,” düşüncesini taşımaktayım.

İyi niyetle, özveriyle yürütülen hareketin sonuç elde edememesinin bir başka olumsuz etkisi ise gelecekte benzer bir haksız uygulamayla karşılaşıldığında gösterilmesi gereken örgütlü tepkinin ”amaan… geçen sefer toplandık da, imza verdik de ne oldu… hiç bir şey değişmiyor,” türü yargıyla insanları eylemsizliğe itmesi tehlikesidir.

Bostancı – Adalar hattında yapılan uygulamaya, halkın oylarının çoğunu alarak seçilmiş sayın belediye başkanı bile, destek vermeyi bırakın, uygulamaya neredeyse hak verecek konumda, söylemde ise ortada bir yanlışlığın olduğu açıktır. Bu ibretlik tavır ayrı bir yazı konusu, burada devam etmeyeceğim.

Ne olmalıydı?

Bu kadar eleştiri sonrası bu konudaki çözüm önerisini bir senaryoyla anlatmak istiyorum.

Tüm Adalıları ilgilendiren, bir çoğunu doğrudan etkileyen İDO’nun uygulamasının doğurduğu tepkiyi doğru bir kanala çekmek gerekir. Bu kanala yönlendirme görevini ise siyasi bir partinin üstlenmesi en doğru harekettir. Kim olmalı bu parti? Adalar’da son iki seçimde Adalılar’ın en çok oyu verdiği parti, yani CHP olmalı.

CHP ilçe başkanı konuyla ilgili değerlendirme yapmak için ivedilikle ilçe yönetimini toplamalı, konunun siyasi bir konu olduğunu, alınan kararın arkasında siyasi bir güdü olduğunu görmeli, konunun siyasi olmasına karşın ”partiler üstü” bir yaklaşım benimsenerek, başta AKP ilçe yönetimi olmak üzere Adalar’daki tüm siyasi parti temsilcilerini ortak sorun karşısında birliği sağlamak, güçleri birleştirmek amacıyla ortak toplantıya davet etmeli. Bu toplantıda şikâyete neden olan uygulamanın sahibi konumundaki AKP Anakent belediyesi, bağlı işletmesi olan İDO’yla ilişkiye geçilmesi konusunda AKP ilçe yönetiminin katkısının aranması gündeme getirilerek siyasi sorumluluğu olan kurumların ellerini taşın altına sokması istenir. Eğer bu talep başta AKP ilçe yönetimi olmak üzere siyasi partiler tarafından uygun görülmezse durum kamuoyuna bildirilerek, Adalılar aleyhine yapılan uygulamanın arkasında kimlerin olduğu açıklanır.

Öte yandan Başta CHP ilçe yönetimi olmak üzere konunun çözümü için gerekli girişimler ilgili partilerim il yönetimlerine, bölge milletvekillerine iletilerek siyasi desteğin sağlanması arayışı başlatılır. Hangi siyasi hareket hangi girişimi yaptığını, ne sonuç aldığını Adalılar’a örneğin ya bir ortak bildiriyle ya da ADALAR POSTASI kanalıyla duyurmalı.

Çeşitli kanallarda ilişki arayışları sürerken Adalar’daki tüm sivil toplum örgütleri ve de Adalar Belediyesi katkısıyla kamuoyunun oluşması ve örgütlenmesi sağlanır. Tüm farklı gruplar ve kurumlar aynı metin altına imza atılması işlemini yürütür.

Konu basın  kuruluşlarının dolayısıyla halkın bilgilendirilmesi amacıyla yapılacak ortak basın toplantısıyla kamuoyuna aktarılır.

Başta İDO genel müdürü, AKP Anakent belediye başkanı olmak üzere ilgililer ile randevu alınıp oluşturulacak bir heyetle görüşme sağlanır.

Benzer görüşmelerin ilgili siyasi partilerin İl düzeyindeki yetkilileri, milletvekilleri eliyle yapılamsı sağlanır.

Bu konuda yapılan girişimlerin sahipleri özellikle ADALAR POSTASI türü yayınlarla Adalılar’a bildirilir, bu tür girişimlere sıcak bakmayan siyasi partiler, sekter tavır koyanlar, halkın istemlerine sırtını dönen siyasetçiler kurum başkanları afişe edilir. Kimin halkın yaşamının düzelmesi için çalıştığını, kimlerin şahsi menfaatleri olmadıkça bu tür toplumsal hareketleri görmezden geldiğini gösterirsiniz.

Bu bir yöntem önerisidir, böyle yapılsaydı sonuç alma şansı doğardı düşüncesindeyim.
 
Şimdi duyar gibi oluyorum,”efendim biz imza topladık da… çelenk hazırladık da, olayı siyasete alet etmek istemedik de… yürüyüşe katıldık da,” türü söylemlerle yapılanı yeter görmek, suçu başkasına yüklemek, sorumluluktan sıyırmaya çalışmanın gereği yok.

Siyasi bir önderliğin olmaması nedeniyle, çok iyi niyetle başlayan bir eylem ne yazık ki dilekçesini (kara çelengi) sembolik de olsa İDO’nun kapısına, olan bitenden payı olan AKP ‘nin Adalar’daki siyasi bürosu olan AKP ilçe binasına, Anakent belediyesinin Adalar’daki temsilciliğinin önüne koymak yerine denize atmış, asıl muhatapları yerine ”istavritlere, lüferlere, yosunlara” durumu arz etmiştir.

Eğer öyle yapılmamış, gerekli siyasi liderlik yapılmış olsaydı, kimin neden yana olduğu, kimin Ada halkının istemlerine sahip çıktığını, kimlerin sorunları görmez geldiğini görebilecek, sonuç alınması konusunda ciddi adımlar atabilecektik.

Yapılanların yeterli olduğunu, yöntemin doğru olduğunu, yapılabilecek başka bir şey olmadığını savlayanlara  o zaman bir soru yöneltelim;

İstavritlerden bir yanıt aldınız mı? Deniz yosunları size ne yanıt verdi?

Siyasiler ne yapsın diyenlere de bir çift sözüm var!

Siyasi nedenlerle Adalıları cezalandırmak için alındığı saklanmayan bu karar, bu uygulamaya ses çıkartıp önderlik etmeyeceksiniz de sadece bayramda seyranda çelenk koyup, kongrelerde yönetimi elde tutmak için mi  çalışacaksınız?
Bu mu sizin siyasi faaliyetinizin amacı, bu mu halka hizmet anlayışınız?

Hiç bir şey için geç değil…,  değil de, acaba niyet var mı?
Bakalım… görelim.

Deniz Emin Tüfekçi

 

…………………………………………………3

From: NEŞE KILDACI
Subject: Re: [vapurlarimizi_vermiyoruz] sen bir harikasin ido!? :)
Date: November 4, 2009 8:49:12 PM EET
To: vapurlarimizi_vermiyoruz@yahoogroups.com

Sevgili Emine Cigdem Hanim, baslik soyle olsa nasil olur? “Sen neymissin be abi!” Sayin Fakihoglu’nun yazisi yureklere nasil su serpiyor degil mi? Agizlarindan dusurmedikleri “huzur iklimini” yakalamis gorunuyorlar. Ido’nun, optimize ve “proaktif” kararlarina, insanlarin medyun-u sukran olmalari, hatta neredeyse bir dua ile tesekkur etmeleri soz konusu. Yaptiklari hizmeti sadaka olarak gorduklerinden olsa gerek, hani utanmasa yolcularin “Allah ido’dan razi olsun” dediklerini bile yazacak ama o kadarina curet edememis. Yazinin ido’nun basin bulteninden alindigini  dusunuyorum. “Nurlu Ufuklar” gerceklesmis ama bizim haberimiz yok. Birileri mehtap uyanmasin diye kurekleri aheste cekiyor.

Kabatas sahillerinden Ada sahillerine selam ve sevgiyle ve de Mehtabin artik uyanmasi dilegiyle…

Nese Kildaci

From: EMİNE ÇİĞDEM TUGAY
Subject: [vapurlarimizi_vermiyoruz] Re: sen neymissin be abİDO? :)
Date: November 4, 2009 10:37:29 PM EET
To: vapurlarimizi_vermiyoruz@yahoogroups.com

Sevgili Nese Hanim,
“Sen neymissin be abİDO” basliginda anlasalim! :)
“Biz Heybeli’de her gece mehtaba cikalim” da cece sineginin isirdigi su
mehtabi uyandiralim!
Pek de kadirsinas* (KADİRcinas, KADİRci nas, KADİR cin as)
olmayanlardan Cigdem de “HAYIR”la yad ediyor abİDO’yu vesselam…
Selam ve sevgiler,
)O(

* […] IDO’nun ulastigi bu hizmet kalitesinden vatandasin ne kadar
memnun oldugunu, bize gelen telefon ve mesajlardan anliyoruz.
Kadirsinas halkimiz, yapilan bu guzellikleri goruyor, sebep olanlari
hayirla yad ediyor. […]

…………………………………………………4

From: NUR ÇAKMAK BAYSAL
Subject: Hadsiz doktor! (ironik bir yorum)
Date: November 5, 2009 10:30:07 AM EET
To: adalar.postasi@gmail.com

Hadsizlik uzmanı dr* (Güntay Şimşek,  şehirhatları kış vapur tarifesinde Adalıları vapursuz bırakmaktansa  (hiç olmazsa!),  yerine motor koyma ali cenaplığı gösteren İDO’ya karşı; Adalıların imza toplama, basın açıklaması gibi eylemlerle gösterdiği toplu karşı çıkışına, teşhis koymuş:)) Meğer bütün sorun, biz Adalıların şımarıklığından kaynaklanıyormuş (da haberimiz yok) :)) Bunu da yazısında açıklamış, kendisine minnettarım ki biz Adalıların henüz çocuk olup işin idrakine varamayacağımızı düşünüp,  “Bunları Adalılar anlamaz, ama İDO bu tepkiyi hak ediyor!”    diyerek noktaladığı yazısında İDO’nun haksızlığını da ortaya koymuş :)  Bu objektif ve bilimsel bakışı için de kendinin ödüllendirilmesine taraftarım da ” bu nasıl bir ödül olsun?” o konuda kararsızım:)

Sanırım ki uzman dr.muzun, bu tür tepkilerle karşılaşmaması için İDO’yo vereceği reçete (öneri); tarifedeki tüm seferlerin  motorlarla yapılmasını önermek olacaktır:((

Nur B.Ç.

* bu ünvan kendisine tarafımca verilmiştir:)

…………………………………………………5

http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=91613&start=30

Volkan Cordan
Çrş 28 Ekm 2009, 23:49

Bu tartışmayı bu noktaya kadar tüm arkadaşların görüşlerini okuyarak geldim.
Kimi İDO’yu haklı buluyor, sonuç itibarıyla ticari bir kurum ve kâr amaçlı çalışan bir kurum.
Bazı arkadaşlar ise Adalılar’a hak veriyor ya da ulaşım sevdalısı oldukları için vapurların ada semalarından silinmesini istemiyorlar.
Yine üçüncü bir grup ise, işin içinde siyasi bir karar seziyor ve Adalılar’ın cezalandırıldıklarını belirtiyor.

Bir Adalı olarak —eğer işim gereği yurt dışında değilsem, Heybeliadalı’yım— ben de bu konu hakkında görüşlerimi belirtmek isterim, sonuç itibarıyla söz konusu olan bizler yani Adalılarız.

Tüm görüş ve tespitlerde bir yere kadar haklılık payı var, ama İDO basın müşaviri Sayın Uyar —kusura bakmasın— yaptığı basın açıklaması (gercekgündem.com) eğer dogruysa, zırvalamaktan öteye gitmiyor.

1- Evet İDO kâr amaçlı bir ticari kurum olabilir, ama aynı zamanda kamu hizmeti sunma zorunluluğu vardır. Eğer Adalar, İstanbul’un bir ilçesiyse ve bu ilçede düzenli bir şekilde tüm vergilerini ödeyen vatandaşlar yaşıyorsa bu vatandaşlara İstanbul’un diğer ilçelerine sağlıklı ve güvenli ulaşım olanağı sunma zorunluluğu vardır. Bu kamu hizmetini sunma yükümlülüğü ise İDO’nundur.

Bu kamu hizmeti şu an ki motorlarla sağlıklı ve güvenli bir şekilde sağlanabilir mi?

Eğer ülkemizdeki yönetmelikler baz alınırsa, bu sorunun cevabı “evvettir”. Yasal açıdan/yönetmelikler açısından herhangi bir sorun gözükmemekte. Sorun bu yönetmeliklerin Hindistan, Mısır, Fas, Meksika gibi ülkelerin standartlarında olmasıdır.

Oysa ülkemiz 2005 yılından beri Avrupa Birliği’yle (AB) üyelik müzakerleri yürütmektedir. AB —ister beğeniriz ister beğenmeyiz— kendi vatandaşlarına en yüksek seviyede emniyet, güvenlik, sağlık gibi elzem konularda yüksek standartlar getirmiştir. Kısaca eğer herhangi bir AB üyesi ülkesinde yolcu taşıma sektöründe faaliyet göstermek istiyorsanız, belirli minimum standartları yerine getirmeniz zorunludur.

Bu bağlamda Türkiye’de 2005 yılından bu yana ciddi gözetim ve denetim altındadır. Bizde maalesef her yıl yayınlanan “AB ilerleme raporlarının” sadece siyasi içerikli kısımları okunur, incelenir. Oysa bu raporlar —ki bir kaç gün önce yayınlanan rapor— tüm konuları içerir, buna teknik konular da dahil. Son rapor yaklaşık 90 sayfadır ve ULASIM—>Deniz ulaşımı bölümü ülkemiz açısından yüz kızartıcıdır. Ülkemizdeki yasalar ve yönetmeliklerin AB standartlarından çok altında olması bir yana, 2005 yılından bu yana herhangi bir ilerleme ve çalışma dahi maalesef söz konusu değil!!!

Bu bağlamda asıl konumuza dönelim. Bugün Türkiye AB üyesi olsa, Adalar ya da diger hatlarda kullanılan motorların hiçbiri, yani bir tanesi bile toplu taşıma açısından hizmet veremezdi. Bu gibi motorlar/tekneler ancak nehirler ve şehir içinde suni kanallarda çalışabilir. Oysa, İstanbul sözkonusu olunca —ne kadar karaya yakın olsa— “açık deniz” olgusu söz konusu. Açık denizlerde ise bu tür motorlarin insan bir yana “canlı hayvan” taşıması bile can güvenligi açısından sakıncalı ve yasak.

Bu motorlar “statik bakımdan” yetersiz oldukları kadar, herhangi bir Acil durumda gerekli minimium tahliye sürelerini bile tutturmaktan çok uzak.

Sonuç itibariyle eğer vatandaşın sağlığını ve emniyetini düşünen bir zihniyet hakimse, bu motorlar kesinlikle bu şekilde hizmet sunamazlar. Ama zihniyet “bir sey olmaz, biz neler gördük” zihniyeti ise, o zaman sorun yoktur demektir.

Ben ve Avrupa’dan gelen misafirlerim bu motorları tercih etmiyoruz. Birçok Adalı’nın kaygıları da aynı yönde.

2- İDO geçen sene 7,5 milyar Lira zarar ediyorum bu sebeple bu kararı aldım diyor… Yani tamamen ticari bir düşünce zihniyetiyle. Peki bu zararlar kamu hizmetini kesmekle mi kapatılır? Yoksa gereksiz, lüks masraflar kısılarak mı?

Ne zaman Bostancı iskelesinde onlarca bağlı bekleyen deniz otobüslerini görsem ayni soruyu sorarım kendime: Acaba Hong Kong veya Sidney kentlerinde —ki bu iki kentte de büyük deniz otobüsleri filosu mevcut— tüm denizotobüsleri seferdeyken ve para kazanırken, bizimkiler pik saatler dışında atıl durumda iskelede neden bağlı kalır. Bizim ülkemiz demek çok zengin!

Deniz otobüsü uçak gibi maaliyetli bir araçtır ve işletmeciye seferdeyken para kazandırır. Madem bu kadar ihtiyaç yok, bu yüksek sayıda niye filo şişirildi ve durduğu yerde para kazandırmak yerine zarar yapıyor? Yok, eğer ihtiyaç varsa bu ne biçim bir ticari anlayıştır ki bir ton para verip filo kurulur ama kârlı bir şekilde işletilemez ve zararlar başka taraflardan kapatılma yoluna gidilir???

3- Ben siyaset ile pek ilgilenmem, hele yerel anlamda parti marti de pek ilgi alanıma girmez. Sonuç itibarıyle esas olan verilen hizmettir. Ancak Adalar için çok belirgin bir durum var, Belediye seçimleri sonunda Adalar’a aktarılan pek çok kaynak ve hizmet birdenbire ya tümüyle kesildi ya da ciddi kısıtlamaya uğradı.

Bu olguda, ister istemez bazı pis kokuların oluşmasına zemin hazırlıyor. İDO için aynısı söz konusudur demiyorum, diyemiyorum… ancak yine de bu işin içinde de bir kötü koku ve Adalıları “cezandırılmak” hissi uyanmıyor değil.

Peki çözüm?

Bugünkü motorlar asla bir çözüm olamaz! Mevcut filoda küçük vapurlar ağırlıklı olarak hizmet verebilir. Geniş vadede ise daha küçük ama AB standartlarında güvenli ve emniyetli vapurlar kızağa konulabilir.

Bir dipnot da bu bölümün duayeni Akın abi için ayırmak istiyorum:

Adalar arası bedava seyahat ile Bogaz hattı karşılaştırması pek uymuyor gibime geliyor. Sonuç itibariyle 4-5 ada = 1 ilçe. Birçok zaman en basit devlet daireleri vb. işi hal etmek için adadan adaya gitmek gerekiyor. Ben bedava olsun demiyorum ancak zorunlu işlerim için doğal engele (denize) takılıyorsam, yerliler için bir kolaylık sağlanması lâzım. Örnegin Emlak vergimi yatırmak için Büyükada’ya gitmem zorunluysa tıpkı Bostancı’dan binen yolcu gibi 2,5-3 TL (misal) ödemek en az “bedavacılık” gibi adaletsiz bir durum olsa gerek.

Selamlar,

…………………………………………………6

http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=91613&start=40

Adil Akgül
Cum 30 Ekm 2009, 01:38

Volkan Bey durumu güzel özetlemiş; birkaç ilave de ben yapmak isterim.

Öncelikle, Adalar’da yaşayanların ense kalınlığını ve ulaşımda vapur faktörünü ele alalım. Misal, benim ensem epey kalındır. Hemen her zaman, konferans, davet, seminer ve türevlerinde son düğmesini rahatlıkla bağlayabileceğim gömlek bulamamaktan muzdarip, kravatı, boynumda palamut kıvamına geldi mi gelmedi mi paranoyasıyla periyodik olarak yoklar ya da düğmeyi kapatır ve nefes darlığı çekerim. Ancak maalesef bu ensenin bana maddi bir getirisi yok, rutin memur maaşıyla hayatını sürdüren bir insanım.

Adalar’daki diğer enselere bakacak olursak, ensesi kalın olarak tabir edilen grup, genellikle Temmuz başı-Eylül başı arasında buralarda bulunur. Bunun dışında kalan kalın enselerin zaten ulaşım açısından sıkıntıları yoktur; ağırlıklı olarak, ya sürekli ve düzenli gidip gelmeye ihtiyaçları yoktur ya da kendi tekneleriyle gidip gelirler.

Bölgede sürekli kalan ve sürekli ve düzenli gidiş-geliş mecburiyetinde olan vatandaşların enseleri ise genellikle kıldan incedir. Ekmek parası peşinde olduklarından ötürü şehire inip çıkmak zorundadırlar. Alternatif ve pahalı çözümlere yönelmeleri maddi açıdan mümkün değildir. Bu grubun %70’i, “Param vardı da karşıda ev almadım da keyfimden mi gidip geliyorum sanırsın?” düşüncesine katılır.

Buradan sonuç olarak, zorunlu iniş-çıkış yapan, vapur kullanan grubun, alternatifinin olmadığı açıkça görülmektedir.

İkinci olarak, Adalar arası ücretsiz ulaşımın ülkeye getirdiği maddi zararı inceleyelim:
6-7 sene öncesine dek, Adalar güzergâhında çift bilet uygulaması yapılıyordu (Kesin zamanı üstadlarımız daha iyi bilirler). Önceleri biletler sadece İstanbul iskelelerinden alınır ve dönüşler ücretsiz olarak yapılır, haliyle bilet fiyatları şimdiye nispeten daha pahalı olurdu. Daha sonra, “Pas bileti” tabir edilen uygulamaya geçilerek, yine İstanbul iskelelerinden gidiş bileti alınırken yanında yolcuya bir adet de kağıt bilet teslim edilmeye başlandı. Bu kağıt biletler, dönüşte, yine İstanbul iskelelerinde, çıkışta bekleyen memurlarca toplanmakta idi. Başka bir deyişle, ödeme, her türlü İstanbul iskelelerinde gerçekleşiyor, Adalar arasında ücretsiz geçiş yapabiliyordunuz. Bunların dışında, vapuru sürekli kullananlar için aylık kart uygulaması ve öğrenci kartı uygulaması vardı. Öğrenci kartıyla ciddi tasarruf yapılabilmekle beraber, normal aylık kartta bu miktarın düşük olduğunu hatırlarım (Eğer ki günde bir defa inip bir defa dönüyorsanız).

Bu uygulamaya Akbil entegrasyonundan daha önce son verildi; bütün ada iskelelerine jetonlu turnikeler yerleştirildi; bu arada öğrenci kartları da kaldırıldı ve son olarak da Akbil entegrasyonu gerçekleşti. Bu durumda, şu anda, Büyükada’dan Heybeliada’ya geçmek için, akbiliniz yok ise, 3 TL ödemek durumunda oluyorsunuz (10 dakika yol). Bu açıdan bakıldığında, bu hatların Boğaz Hatları’yla karşılaştırılması da pek mümkün değil (bunların beheri 1.5 TL).

Adalar arası ücretsiz ulaşımın şu anda nasıl sağlandığına dair açıkçası bilgim yok, çünkü ne zaman başka bir adaya geçecek olursam olayım, ulaşımım gayet ücretli oldu. Yukarıda bahsi geçen akbiller biçimindeyse genel olarak söylenebilir ki, okul amaçlı geçiş yapan öğrenciler ve devlet memurları ile birkaç (günde 30-40’ı geçmez, onlar da eğer bu hizmetten faydalanabiliyor ise) esnaf dışında kimsenin bu “beleş” ulaşımı kullanmasının gereği yoktur. Çünkü gün içinde adada kalan hiç bir adalı, kışın ayazında, “Yahu bir vapura bineyim de filanca adadaki falanca arkadaşıma kahveye gideyim, oradan da diğer filanca adaya geçip falangillere çaya geçer, oradan da akşama eve dönerim” diyecek kadar na-üşengeç ve sosyal ötesi değildir.

Özeten, -şayet mevcutsa-, Adalar arası “beleş” ulaşımı kullanan kişi sayısı gün içinde 400-500’ü geçemez, bunların zaten 300-400 kadarı öğrenci, kalan kısmı da ağırlıklı olarak memurdur.

Bu kadar küçük rakamlarla köşe edebiyatı doldurabilecek kabiliyette olan insanların, görüş açılarının kısıtlılığından endişe edilir. Şöyle ki, aynı İDO’nun Kabataş İskelesi’nde, paralel yanaşan Kadıköy ve Adalar gemileri sırasında, Kadıköy yönüne akbil basıp Adalar vapuruna kaçanlar senelerdir engellenememektedir. Yaz aylarında bunların sayısını düşünmek bile istemiyorum.

Şimdi, İDO AŞ tarafından yapılan açıklamalara dönelim;

Sevgili İDO, yazdıklarını büyük bir heves, ilgi ve şevkle okudum. Fakat mübalaayı abartmanı tasvip etmeyip aynı zamanda da uygun görmüyor ve onamıyorum (Bu cümledeki anlatım bozukluklarını bulunuz.).

a. Ekonomik kısım:

a.1. Yolcu yoksa, ister transatlantik, ister de kütükle yapın, sefer sayılarının artırılması mantıksız.

a.2. Zoraki seferlere muhtaç olan insanlar olabilir (ilk ve son seferler); zararını diğer sefer yahut hatlardan kurtarmak koşuluyla bunları yapmakla yükümlüsünüz.

a.3. Motora genel olarak karşı olmak söz konusu değildir. Motor tarifesi zaten mevcut ve sizin tarifeniz ile üç aşağı beş yukarı çakışık, tercih eden bunlara biner —ki binmekteyiz—. Ek olarak yolcu da az ise neden bu harekete gerek gördünüz? 10 dakika arayla 100 yolculu iki motor yerine 200 yolculu tek motor kalksa daha ekonomik olmaz mı?

b. Etik kısım:

b.1. Anket yapıldığını belirtmişsiniz ancak, 2009 Ocak-2009 Nisan haricinde 30 aydır aralıksız olarak Ada’dayım ve aralıksız olarak inip çıkıyorum; bizim bu anketlerden nasıl haberimiz olmadı? Şu anda motorlarda yapıldığı söylenen anketlerin bu konuyla bir alâkası var mıdır?

b.2. Yolcu kapasiteleri sizin resmi basın açıklamanızda 400-600, boyları 40 metre, “Klaslı” teknelerden Mavi Marmara kooperatifi elinde 3 adet mevcuttur. Bunların da boyları 40 metreden azdır (50 cm yahut 500 cm); kapasiteleri de kooperatifçe 350-700 olarak beyan edilmekte ancak yine kooperatifin web sitesinde bu kapasiteler maksimum 440 kişi olarak görünmektedir. Bu tutarsızlıkların sebebi, kapasitelerin farklı kriterlere göre verilmesi olabilir. Bununla beraber, bu üç teknenin dışındaki diğer tekneler de iskelelerinizden sefer almaktadır (şu ana dek 3 defa rast geldim), bu ne perhiz, bu ne lahana turşusudur?

b.3. Yaptığınız açıklamada, Adalar’a günde 33 sefer yapıldığını iddia etmektesiniz. Bu seferlerin Kabataş’tan yapılan 9’unun 8’i Kadıköy uğraklıdır. Bu durumda toplam sefer sayısı 25 olmasın? Ben tarifeden sayıyor ve 25 buluyorum. Sizin yaklaşımınızla bakarsak, Kınalıada, Burgazadası ve Heybeliada’dan kalkan seferleri de sayarsak Büyükada’ya günde (9+8)+(9+8)*3=68 sefer yapılmaktadır. Bu Nobel alacak bir yüksek matematik bilgisidir ki biz bu tip hataları “mantık hatası” olarak nitelendiririz. Rakam şişirme amaçlı mı yapılmıştır, hesap hatası mıdır? Yok, eğer doğru ise, Kabataş ve Kadıköy’den kalkan toplam 17 ayrı seferin saat dökümünü buraya koyabilir misiniz? Eğer yanlış ise düzeltebilir misiniz?

b.4. Tarife hazırlanırken, diğer hatlarda zamanında yapılmış olduğu gibi, “(*) işaretli seferler, çok kılas teknelerle yapılmaktadır, Allah inandırsın, bir görseniz parmağınızı ısırırsınız” türünden açıklamaların yapılmamış olması, bunların hâlâ yapılmaması ve bu şekilde hiçbir yolcunun vapura mı, motora mı denk geleceğini denemeden öğrenememesi; bu sebepten ötürü yaşlıların, engellilerin sıkıntı çekmesi müşteri hizmeti anlayışınızla örtüşmekte midir?

c. Ada hattı, motor uygulaması ve sıkıntı yaratan noktalar:

c.1. Motorlar, özellikle gürültü, yetersiz ısınma ve yetersiz/konforsuz kapalı alan mahiyetinde sıkıntı oluşturmaktadırlar.

c.2. Boğaz ve türevi hatların aksine, Bostancı-Adalar hattında hava muhalefetini her yönüyle hissedersiniz. Marmara’da kıyamet koparken Beykoz’dan İstinye’ye sandalla dahi geçebilirsiniz —Misal, son lodosta tüm seferler iptalken saat 20:30 gibi Kabataş’tan Üsküdar’a motorla resmen sallanmadan geçtim—. Ama bu açıdan Adalar hattı hiç bir Boğaz yahut Haliç hattıyla karşılaştırılamaz. Özellikle bu sebepten ve lodosun çok ani kuvvetlenebilme özelliğinden ötürü motorlar yolcuda seyir emniyeti kapsamında huzursuzluk uyandırmaktadır.

c.3. Teknenin iskeleye yanaşmasında, az çalkantılı denizlerde bile gerek yalpa, gerek baş-kıç vurma durumlarında teknenin başı merdivenin üstüne çıkabilir, yolcunun ayağı ezilebilir —son lodosta iyice fark ettim; teknenin başı merdivene göre 30-40 cm inip kalkıyordu—. En azından buna önlem alın.

c.4. c.2.’ye ek olarak, kış, kar, soğuk durumlarında, yolculuk süresi de dikkate alınırsa, özellikle okula inen çocuklar ve yaşlılar için motor sıkıntı ve risk doğuracaktır. Isıtma tertibatları vapura nispeten yetersizdir.

Konuyu, “ekonomik” açıdan biraz daha irdeleyelim;

Her şeyden önce, zarar varsa aktarma kaldırılabilirdi —Buna dair görüşlerimi daha önce nice belirtmişimdir—. En azından şöyle düşünülebilir; ne öğrenci, ne öğretmen dinlemeden 202 Üstbostancı-Taksim iki katlı otobüsü önüne gelenden 3 TL çekiyor. Eminim ki buna halktan çok itiraz gelecektir ama mantıklı olan bu.

Şimdi daha ince bir noktaya bakalım;
Gün içinde İDO’nun sayımıyla 17, benim sayımımla 9 adet olan Kabataş-Kadıköy-Adalar hattı seferlerinin ordinoları, genel olarak;
Kabataş-Kadıköy-Kınalı-Burgaz-Heybeli-Büyükada-Heybeli-Burgaz-Kınalı-Kadıköy-Kabataş, biçimindedir. Büyükada’da geminin bekleme süresi nispeten azdır. Misal: 16:30 Kabataş-Kadıköy-Adalar gemisi, 18:10 gibi Büyükada’ya yanaşır; 18:15 Adalar-Kadıköy-Kabataş kalkar. Bunun gibi birkaç tane daha var. En çok yolcunun Heybeliada ve Büyükada’dan bindiği dikkate alınırsa, bu gemiler geldikleri yolu neden birebir geri dönmekte, direkt Kadıköy-Kabataş seferi yapmamaktadır? Bu yaklaşımla 3 ek manevra ve yaklaşık 40 dakika fazla yakıt sarfiyatında bulunuyorsunuz. Madem zarardasınız, bunu nasıl dikkate almadınız?

(Şimdi soracak olanlar olursa, peşinen söyleyeyim, biraz daha mantıklı bir düzenlemeyle hem herkesin yolu kısalır, hem de tasarruf sağlanır. Ama o düzenlemeyi yapmaya zahmet edecek birilerinin varlığına inanmıyorum. Ha evet, Kınalı ve Burgaz’dan binen 20 kişinin yolu uzayacak ama Heybeli ve Büyükada’dan binen 150 kişinin yolu da iyice kısalacak, bu da demokrasi olsa gerek. Daha âlâsı, seferler şaşırtmalı da denenebilir.)

Sonuç:

Makul bir düzenleme ve zamanında yapılacak bir açıklamayla vapurlara takviye olarak motor kullanımı kabul edilebilirdi. Ancak gerek üslubunuz (“biz yaptık oldu”), gerek yaptığınız şişirme, saçma ve tutarsız basın açıklamaları karizmanızı yerle bir etmiştir.

Motorlar, henüz vapurun yerini alabilecek özelliklere sahip değildir; bunun gerçekleşebilmesi için, motor kavramında, gürültü/titreşim emisyonları, özellikle yolcu mahalleri, iniş-çıkışlar ve taşıt içi düşey-yatay ulaşım yolları kapsamında ciddi ve sıkı bir “klas”lama ve denetimin yaratılması şarttır. Bunların hiçbirinin mevcut olmadığı dikkate alınırsa, işi şu anda üstlenen kooperatif de mevcut şartnameleri sağladığı sürece suçlanamaz; ancak rekabet ortamı dikkate alındığında, motorların zaman içinde daha iyiye gitmesi doğal olarak beklenebilir. Bununla beraber eğer İDO AŞ hattı elinde tutacaksa, Akın Abi’nin de dediği gibi, hacmen Kasımpaşa türü vapurlar, hatta belki biraz daha küçükleri, bu hatta ekonomi sağlayabilirler.

Özellikle mevcut durum dikkate alındığında, genel olarak ise her durumda, hattın selameti ve sürekliliği için vapurun şart olduğu açıktır; ekonomik ıslahatın başka yollarla da yapılabileceğini de gösterdim.

Umarım sizler de, gerek içinizde, gerekse hatlarınızda yapabileceğiniz bazı düzenlemelerle sorumluluğunuzun az da olsa bilincinde olan bir kurum olduğunuzu göstermek başarısını bir gün sergilersiniz.

…………………………………………………7

http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=91613&start=40

mordehay kohen
Cum 30 Ekm 2009, 19:32

Diyelim ki İDO vapur yerine başka bir kuruluştan motor kiralıyor zaten böyle ya.
Motorlar vapurlar yerine sefer yapıyor ve tabiki sefer başına motorlara anlaşmaya göre belli bir ücret ödeniyor. Buraya kadar hepsi açık şeffaf.
Peki çalışan motorların yerine vapurlar iskelelerde bağlı, ben gecenin geç saatinden bahsetmiyorum, konu gündüz saatlerindendir .
İskelerde bağlı bulunan vapurlarda 24 saat görevli ekipler var. Bu ekiplere maaş ödeniyor ve vapurların sigortası yani kaskosu da Lloyds veya başka bir şirkete de ödenmiş. O zaman vapurun yakıtı kalıyor masraf olarak. Yani tek yakıttan tasarruf ediliyor. Yakıt tasarrufuna karşılık motor şirketine uyguladığı seferler için ödenek yapılıyor. O zaman tasarruf nerede burada? Bu konuyu düşünün lütfen.

…………………………………………………8

http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=91613&start=40

Kaptan Barış Paşa (Hasan Barış Sevin)
Cmt 31 Ekm 2009, 21:51  

Koperatifin genel müdürlüğünde sözleşmeye baktığımda anladığım kadarıyla Mart sonuna kadar Mavi Marmara motorları görev yapacaktır… Zaman neyi gösterir bilinmez…

http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=91613&start=50

Kaptan Barış Paşa (Hasan Barış Sevin)
22:56 (dün)

Mavi Marmara Koperatifinin müdürlüğünde aldığım bilgilere göre

İDO’nun açıklaması

İDO’yla yapılan toplantıda Ada’da yapılan eylemlere kulaklarını çevirdiklerini ve bu nedenle motorlarla sözleşmeyi 31.12.2009 tarihine düşürdükleri haberini aldım… Tabi zarar vs. gibi olumsuz yorumlar devam ederse tarihin yeniden artabilme imkânı var…

…………………………………………………9

ADALAR BELEDİYESİ’nden NE HABER?

http://www.adalar.bel.tr/haberler/hbr54.asp

BELEDİYE MECLİSİ 2 KASIM’DA TOPLANDI


Adalar Belediye Meclisinin kasım ayı toplantılarının 02.11.2009 tarihli 1. birleşimi Belediye Meclis Toplantı Salonunda yapıldı.

Gündem maddeleri görüşülerek konularına göre ilgili komisyonlara havale edildi ve 2. birleşimin 06.11.2009 Cuma günü saat 14.00’de Belediye Hizmet Binası Meclis Toplantı Salonunda yapılması oybirliği ile kararlaştırılarak toplantı kapatıldı.

T.C.
İSTANBUL
ADALAR BELEDİYESİ
Yazı İşleri Müdürlüğü 

SAYI   : M.34.0.6.ADA.0.10.301.03/2066                                                                                             27.10.2009
KONU : Meclis toplantısı 

ADALAR BELEDİYESİ
MECLİS GÜNDEMİ

5393 sayılı Belediye Kanununun 20. maddesi gereğince toplanacak olan  Adalar  Belediye  Meclisinin  6. seçim  dönemi 1. toplantı  yılı 2009/KASIM  ayı  toplantıları yapılacaktır.

2009/KASIM ayı toplantılarının 1. birleşiminin 02.11.2009 tarih, Pazartesi günü saat 14.00 ’da Olağan toplantı yapılacağından  belirtilen gün ve saatte Belediye Hizmet Binası Meclis Toplantı Salonunda katılımınızı rica ederim.  
 

Dr. Mustafa FARSAKOĞLU
Belediye Başkanı

GÜNDEM      : 

1. Yoklama, açılış, geçen toplantı karar tutanağının okunması

2. Zabıta Amirliği’ nin 21.10.2009 tarih ve 2417 sayılı yazılarıyla Adalar İlçesi dahilinde kullanılacak bisikletler ile akülü bisikletlerin trafik düzeni, kayıt altına alınmaları, plakalandırılması ve kiralama işi ile iştigal edenler hakkında yönetmeliğin maddelerinde değişiklik yapılması.

…………………………………………………10

26.9.2009

ADALAR’A
MOPUR DEĞİL
VAPUR İSTİYORUZ!

[ ilgili arzuhal şu adreste: http://adalar-postasi-guncel.blogspot.com/2009/10/adalar-postasi-2318-ne-yazik-ki-tek.html ]

ADALAR POSTASI
adalar.postasi@gmail.com
htpp://adalar-postasi-guncel.blogspot.com

Emine Çiğdem Tugay, Handan Altıneller, Şirin Ünal Kahraman, İpek Yağal Gül, A. Armağan Portakal, Davut Berker, Tuba İlkmen Şenay, Pınar Örtel, Yaşar Özürküt, Recep Yarlığan, Yasemin Baran, Tugay Kartal, Arif Pırnal, Begüm Yavuz, Fethi Okyar, Selda Arkan, Pınar Turhan, Ayşe Çağlar (Prof. Dr.), Birsen Sezgün, Sasa Vasiliadiz, Selah Özakın, Aris Kyriazis, Pınar Satıoğlu, Hakan Satıoğlu, Arif Çağlar (Dr.), Gökhan Akçura, Oya Koca, Orhan Bursalı, Sara Beşkardeş, M. Cemal Beşkardeş, Ali Fuat Beşkardeş, Ahmet Can Beşkardeş, Zehra Taşman, Fatma Samiye Beşkardeş, Selma Kurdakul, Cem Ertekin, Ömer Faruk Beşkardeş, İzzet Beşkardeş, Fatma Artunkal, Mercan Bursalı, Meryem Bursalı, Nisan Özdoğan, Seza Artunkal, Akgül Baylav, Cahit Baylav, Ayşe Bilgin, Ali Bilgin, Kerem Khan, Uğraş Salman, Mehmet Selim Tugay, Canan Alioğlu, Engin Damcı, Nesrin Yazıcı, Mehmet Onaner, Muharrem Demir, İsmail Serdar Demir, Alper Dizdar, Ender Eren, Ersin Güneralp, Seda Zobaroğlu, F. Nur Çakmak, M. Berken Çakmak, Musa Çakmak, Nesimi Büyükbabani (Prof. Dr.), Melek Kızıldağ, Arif Kızıldağ, Aziz Kızıldağ, Keklik Kızıldağ, Deniz Kızıldağ, Derya Kızıldağ, Çağlar Kızıldağ, Menteş Azuz, İlkay Kurdak, Istatis Arvanitis, Kenan Yüksel, Sibel Yüksel, Sinan Yüksel, Aykut Yüksel, Gamze Yüksel, Gülsevil Tüzün, Işık Meriç, Kaya Onur, Gönül Kurtkan, Kuten Kurtkan, Alanur Kurtkan, Altuğ Kurtkan, Sezin Kurtkan, Feride Özmat, Mustafa Özmat, İsmail Özsürücü, Nevin Özsürücü, İrem Özsürücü, Berkay Özsürücü, Nirva Özsürücü, Vildan Kaçar, Mete Kaçar, Ayşe Şive, Baturer, Avni Baturer, Burcu Özgültekin, Doğan Özgültekin, Deniz Özgültekin, Ayda Arel (Prof. Dr.), Selçuk Gül, Şebnem Aksan (Prof. Dr.), Nevin Arpaçay, İsmail Baysal, Sema Baysal, Gökhan Baysal, Ataol Behramoğlu, Hülya Behramoğlu, Barış Behramoğlu, Eren Sagay, Bingül Durbaş, Füsun Başer, Ron Rose, Emma Rose, Kerim Rose, Tiraje Dikmen, Dilek Zaptçıoğlu, Jurgen Gottschlich, Nilgün Cerrahoğlu, Ali Şenalp, Esen Çamurdan, Mine Baysan, Celâl Karaca, Ahmet Tanrıverdi, Hüsnü Fikri Karaman, Nurettin Karaman, S. Ufuk Tatlı, Nazaret Gezer, Mircan Göçer, Nuran Çelik, Levon Çelik, Uğur Ademoğlu, Harun Keşiş, Mustafa Altıneller, Can Altıneller, Cem Altıneller, Stelki Triyandafilidis, Ömer Faruk Şenay, Yurdanur İlkmen, Oğuz Argon, Eda Yurdakul, Nur Kızıltuğ, Celâl Kızıltuğ, Esra Kızıltuğ, Selçuk Kızıltuğ, Dilek İçinsel, Nezih Bayraktar, Ayşegül Bayraktar, Damla Bayraktar, Asuman Demir, Serap Güre Şenalp, İrini Notis, Diamandis İliadis, Uğurhan Öksüm, Efe Rıfat Öksüm, Umut Deniz Öksüm, İnciser Sayın, Emine Tosun, Zeynep Kalender, Serap Erdem, Hülya Balkay, Necdet Balkay, Bülent Baviker, Metin Karadağ, Rabia Gürol, Ayşegül Beton, Filiz Tokcan, Ceylan Yüceoral, Işık Yüceoral, Selen Tokcan, Sema Miller Çamurdan, Kâmil Masaracı, Yeşim Bayrak, Elif Acar, Hakan Senemoğlu, Semiha Baltacı, Baki Nedim Baltacı, Rezan Peya Gökçen, Tülay Çellek, Erendiz Özbayoğlu (Prof. Dr.), Sakine Fındık, Neşe Kıldacı, Murat Özen, Kâzım Şakar, Mustafa Gök, Mustafa Erol Yazman, Mustafa Araç, Ramazan Özen, Osman Yürük, Turgay Şakar, Zeynel Çelik, Ender Özbey, Yako Nigri, Melih Ürkmez, Ömer Ürkmez, Hacer Ürkmez, Hakkı Gezgin, Lütffiye Gezgin, Ali Murat Gezgin, Mahmut Bağrıyanık, Osman Yazıcı, Erol Çelik, İbrahim İşleyen, Sandy Ongan, Gülçin Delice, Satı Kıbıç, Cemal Uluca, Halil Özen, Şaban Güney, Ümit Ünal, Kemal Şakar, Hüseyin Çelik, Perihan Şakar, Leyla Demirkol, Derviş Güler, Galip Uçan, Salih Kuru, Musa Kâzım Biçer, Erkan Araç, Erol Kösciler, Hasan Kösciler, Gencay Ünal, Ali Tunç Şenbir, Mustafa Kerşit, Yücel Yıldırım, İsmail Gül, Murat Akdemir, Bayram Kaya, Osman Özen, M.Ali Vural, Hüseyin Aydın, Nazmi Arslan, Kadir Duman, Funda Gök, Necmettin Yödem, Cafer Şakar, Ruhser Şakar, Neslihan Şakar, Fatma Şakar, Rahime Aydın, İrem Aydın, Gülabi Şakar, Kemal Şakar, Leyla Şakar, İbrahim Yazganoğlu, Tuğrul Akoğlu, Sabri Poyraz, Hayrettin Kızılkaya, Celal Arpa, Tanla Özer, Selma Kösoğlu, Mahmut Öztürk, Seta Sahakyan, Fatma Ekşi, Gülsun Gürol, Ferhat Pehlivan, Filiz Altınbaş Yılmaz, Güney Kurdak, Deniz Kurdak, Mehmet Gözgücü, Ferda Erdinç, Hande Solakoğlu, Buket Uzuner, Murat Adalı, Süleyman F. Başaka, Sara Bahar, Nalan Cezer, Zübeyde Duran Dizdar, Feryâl Orhon Basık (Prof. Dr.), Celâlettin Basık, Birge Elif Basık, Makbule Orhon, Eşref Tümer, Adnan Mete, Can Öroğlu, Semra Öroğlu, Kıvanç Öroğlu, Güvenç Öroğlu, Dimitri Koçias (Taki), Nilgün Karsan, Başar İsmail Çetinelli, Kemal Çetinelli, Hüseyin Ateş, Kadir Çınar, Yusuf Çetin, Hüseyin Ünal, Kemal Satık, Müslüm Işık, Hüseyin Demir, Bayram Çiftçi, Yakup Şahin, Ekrem Hacı, M. Nuri Şahin, Hasan Işık, Rafel Çalışkan, Ahmet Emre, Sıracettin Şahin, Selahattin Altundağ, Turan Gürsözlü, Doğukan Kaynak, Hakan Gürsözlü, Kutbettin Atayan, Dursun Çelik, Turgay Çelik, Emrah Dursun, Zafer Aslan, Salih Çiçek, İsmail Hallaçoğlu, Nazmi Yüncü, Burhan Çiçek, İlyas Tetik, Siyami Tekin, Adem Söylemez, Rıza Girginer, Nedim Camer, Yavuz Üstünel, Aziz Tomar, Suat Kirpik, Özkan Çolak, Recep Altunbaş, Mura Çevik, Selahattin Şahin, Recep Şahin, Herekel Tokatlı, Alaaddin Karsan, Ersoy Tümay, Mustafa Atılgan, Nihat Atılgan, Murat Atılgan, Erdoğan Demir, Kâmil Dala, Göltan Getek, Kemal Kumlutepe, Kemal Şahin, Akın İdigül, Fikret Gedik, Salih Yakut, Mustafa Çalışkan, Engin Vay, Ayşe Yıldırım, Birsen Gürdağ, Esma Çetin, Münire Kocatepe, Veysel Öner, Rabia Sezer, Tuncay Duman, Atakan Söğüt, Tekin Söğüt, Süleyman Söğüt, Cafer Distas, Rüstem Kaya, Melahat Koç, Sertaç Dokuzer, Nureser Koç, Şaheser Özbalçık, Taceser Ergül, Şaziment Çolak, Fatma Küçüker, Burhan Yalçınçıray, Fikriye Akkemik, Mücella Ceylan, Mehmet Ceylan, Gönül Coşkuner, Remziye Çiftçi, Veli Çiftçi, İlker Çiftçi, İzzet Özacar, Güler Sarıgül, Ergün Sarıgül, Mustafa Güncan, Halil Çelen, Necdet Simdim, Hürriyet Yılmaz, Fevzi Miletli, Deniz Vaylayan, Meliha Barışkan, İsmail Yıldemir, Mustafa Gültekin, Eyüp Gültekin, Sevim Oğuz, Aysel Yazgu, Ruhugül Yaşar, Esra Tokmak, Hakan Zeyrek, Ayşe Tokmak, Nebahat Erdoğan, Sofia Koredis, Kamil Ceylan, Mualla Ceylan, Emine Miletli, Sabahat Bilensoy, Ender Varlık, Emine Kanbur, Nermin Yılmaz, Nilgün Koçtaş, Aynur Koçtaş, Aynur Bostan, İrem Erman, Aysel Sözer, Sami Başat, Kadir Dönmez, Gül Ersan, Nezmi Başbozkent, Ali İçin, Gürel Çoban, Zuhal Çetin, Vural Bereket, Eşref Arlı, Ayla Dönmez, Seyfetullah Taş, Kutbettin Taş, Murat Güneş, Yusuf Öztürk, Sema Damcı, Nefise Kayar, Güven Önen, Celal Önen, Fehime Merttürk, Günaydın Merttürk, Behçet Merttürk, A. Nazif Aydın, Sevgi Kunal, Habibe Terzi, Cesim Karasu, Turan Karasu, Serekan Erol, Serdar Karasu, Feyyaz Karasu, Rafet Karasu, Fırat Karasu, Erdal Karasu, Yusuf Öztürk, M. Emin Taş, Mehmet Taş, Abdülbaki Taş, Şefik Taş, Veysel Karasu, Ferman Aksu, Taner Erol, Mert Pala, Yavuz Çelik, Fadime Himmet, Hatice Özacar, Kadriye Sevin, Ünal Çelik, Tolga Itmeç, Yasemin Itmeç, Nevriye Yıldırım, Işıl Türk, Ayşe Eryaz, Bülent Er, Lale Göral, Asiye Özkan, Gönül Atak, Aydın Senbir, Cihan Talay, Esin Özbay, Kâzım Önel, Sercan Önel, Güler Dilmaç, Nurcan Arız, Yaşar Turan, Haşim İnatlı, Nurcan Karadağ, Şerife Can, Fesih Zencir, Atilla Kılıç, İsmet Sert, Ayten Atılım, Mustafa Levent, Kamil Orhan Güngör, Kezban Avşar, Cihat Yılmaz, Selami Vural, Yaşar Öner, Doğan Önder, Osman Levent, Davut Yıldırım, Ramazan Gencer, Haskız Albayrak, Fatma Başçılar, Burhan Deniz, Fidan Bozkırt, Turan Pala, Hava Özkaradeniz, Emin Özkaradeniz, Kemal Anaç, Celâl Anaç, Aysel Ay, Sinan Karasu, Safiye Çelik, Çetin Evdiz, Yaşar Türkmen, Fethi Yeşil, Ayşe Boz, Oya Özdemir, Neslişah Demirel, Akın Demirel, Kahraman Özdemir, Alaaddin Merttürk, Reyhan Merttürk, Ayşe Yanık, Hamide Günay, Fatma Şen, Tahsin Karataş, Gülçiçek Taşdemir, Aysun Duman, Büride Kayhan, Yuana Tukatlı, Nermin Ateş, Şevket Gülyar, Güzide Sarıbayraktar, Öznur Özana, Emine Mete, Sonay Balcılar, Fidaye Balcılar, Leyla Dönmez, Cemile Atalay, Hülya Kazancı, Murat Arlı, Vahdettin Zeren, Y. Aykut Çalık, Mukaddes Çalık, Erhan Bayram, Metin Bayram, Erdal Özkaynak, Mevlût Erdoğan, Ahmet Ünsal, Zehra Gürçay, Sebahattin Saraman, Tahsin Atılgan, Abdullah Atılgan, Abdullah Tuğlu, Hüseyin Tuğlu, Hamdi Güreş, Ansude Baytaş, Erol Baytaş, Pelin Baytaş, Tekin Zencir, Kalender Öney, Döne Türk, Seran Kahvecioğlu, Saliha Öcal, Gülsüm Emzikli, Ayla Karsan, Cemalettin Pelit, Serdar Özlük, Feyyaz Karasu, Mustafa Kaymaz, Yaşar Turgut Alp, Vilma Agopyan, Gülsüm Ok, Mine Kuşadalı, Fatma Yeğiner, Fatma Turna, Nebahat Çelik, Azmi Demir, Sevgi Altın, Emine Yılmaz, Murat Yılmaz, Zübeyde Balcı, Bahar Honet, Emine Akgün, İsmail Balcı, Kezban Koçyiğit, Gökhan Kaplan, Bekir Peker, Okan Aydın,Gunnar Köhne, Adnan Fındık, Deniz Fındık, İlyas Güler, Fatma Güler, Rıza Güler, Nilgün Güler, Seçkin Güler, Abidin Güler, Dawn Güler, Evrim Güler, Elyana Emilya Güler, Özlen Tümer (Dr.), Kubilay Beyhan, Reyhan Oksay, Zeynep Alemdar, Murat Tandoğan,Gonca Baviker, Ersin Saran, Tanya Özkan Saran, Bakır Yeğenoğlu, Gülhan Çakır, Hasan Yazıcı, Nejat Kâmil, Cemal Şakar, Mithat İlikçi, Berç Yazmacıyan, Ömür Güner, Mine Levent, Döndü Şener, Muhammet Tanık, Şeküre Çelen, Bircan Çelen, Cenan Kılınç, İsmail Tanrıverdi, Aynur Tanrıverdi, Azra Tanrıverdi, Fevzi Yorulmaz, Sevim Yorulmaz, Cenk Yorulmaz, Ayşın Baykan, Melda Çift, Aymelek Erdemir, Nursevil Özel, Aget Gülçiçek, Necla Kıncı, Altan Kılınç, Ramazan Temel, Eldebran Akünal, Ayten Sabis, Şeyma Dal, Şule Halatçı, Meral Ataç, Avni Kurtuldu, Selen Koca, Cüneyt Kurtuldu, Yeşim Ortaç, Zeynep Külek, Eser Ertuğrul, İhsan Şimşek, Peker Seyhan, Mithat Seyhan, Melahat Bayraktar, Tülin Halit, Habibe Çaşkurlu, Uğur Çaşkurlu, Ümit Tekin Önsal, Melike Önsal, Özlem Özvarış, Nesimi Özvarış, Recep Demirak, Selvinaz Demirak, Heylin Seyhan Sezginsoy, Yeşim Garip, Fadıl Teper, Nevhide Teper, Vildan Hanım, Beki Molho, Refail Molho, Sara Molho, Coya Motola, Moiz Motola, Natan Fermon, Diana Motola, Adel Katz, İshak Katz, Sima Molho, Burçak Demirok, Gülsen Bakiler, Ezel Garip, Kubilay Ertuğrul, Füsun Güneygül, Zuhal Kalender, M. Onur Emral, Serdal Yaşar, Kâmil Şahin, Muhammet Ali Çeniz, Galip Uçan, Sadık İmamoğlu, Hadiye Adakan, M. Emin Kelen, Turgay Önal, Yorgo Yorgiyadis, Saadet Öztürk, Serdar Coşar, Fatma Coşar, Hera Avedian, Tahsin Çiftçi, Selahattin Orhan, Kâmil Akın, Fehmi Akkaya, Arzu Savatlı, Hasan Savatlı, Tuğba Aküzüm, İsmail Aküzüm, Rahime Aydın, Şaban Tanık, Selçuk Toşdu, Fanayoti  Nikolaidas, Batuhan Tanık, Şeyma Baharoğlu, Alin Uzman, Halim Güngör, Semra Has Çırpıcı, Arif Bozuçurum, Tuğçe Karsan, Tahsin Çiftçi, Ergün Sarıgül, Güler Sarıgül, Gülsen Aydemir, Gürsel Kaya, Abdullah Yıldırım, Yakup Sevinç, Salvo Bener, İris Kürkçübaşı, Erdoğan Güneş, Serhat Yüksel, Banu Yıldız, Neamo Kanitler, Armen Alacef, Özgür Bozkurt, Alman Bahar, Aslan Şirin, Duygu Çakır, Nazlı Denli, Tiginçe Oktar (Prof. Dr.), Taylan Karaduman, Hayati Önel, İlyas Yıldırım, Engin Paşa, Bereo Kuyumcu, Maria Maltezos, Lena Shulte, Mihal Manara, Noula Manara, Yasemin Yılmaz, Kâmil Yılmaz, Stelyo Karayani, Nursu Dönmez, Hatice Karakaş, Mikail Paşa, Serdar Köşker, Edibe Köşker, İlyas Yirmi, İspir Carcar, Simon Köşker, Ayfer Köşker, Erol Günay, Ferda Ertürk, Hamdi Çelik, Bülent Albayrak, Berker Albayrak, Reyhan Albayrak, Sabri Ertekin, İsmail Yıldırım, Sara Köşker, Mihail Köşker, Sultan Dilmaç, Fatma Dilmaç, Orhan Dilmaç, Fetma Dilmaç, Duygu Sütçü Girit, Olgaç Sütçü, Nafiye Dilmaç, Ramazan Dilmaç, Deniz Koç, Ozan Dilmaç, Okan Dilmaç, Sasi Nikolaidis, Yani Nikolaidis, Sotiriya Papadoplus, Mariya Coli, Naciye Dilmaç, Mariya Paşa, Hülya Yirmi, Ayşe İmil, Sotici Hacıyanakos, Kostandi Talyaduro, Vasil Lemopulo, Kâmuran Yalınca, Andın Lauter, Leman Taşkın, Güldane Milas, Rika Pandelara, Elçin Durmuş, Ayhan Aktaş, Suyun Tülbençi, Paulos Pandelara, Enzi Durmuş, Efe Durmuş, Aygin Güraslan, Emre Kayıkçı, S. Selen Sağlam, Özdemir Feyizoğlu, Zeynep Güzeldoğu, Ulaş Güzeldoğu, Talin Etyemez, Manuk Etyemez, Serda Etyemez, Fatoş Kendir, Janet Bilmen, Raffi Etyemez, Arman Etyemez, Zabel Etyemez, Tunç Öner, Ari Etyemez, Natali Etyemez, Ayk Etyemez, Annik Ableoğlu, Pier Ableoğlu, Ender Merter, Işıl Merter, Tankut Merter, Gökcin Merter, Handan Yalvaç Kaplan, Sofi Mitarakis, Özlem Kırval, Latif Sönme, Erol Günay, Sabih Gürce, Vasil Stavrapulo, Mümtaz Lumioscu, Gökalp Demir, Serdar Acı, Asalettin Ayrancı, Yalım Eralp, A. Nail Eti, Handan Eliz, Kemal Eliz, Hikmet Eliz, Hayrunisa Eliz, Selma Eliz, Kutsal Eliz, Eser Eliz, Ebru İnanç, Gültekin İnanç, Gülseren İnanç, Şeniz Demir, Doğan Demir, Derya Coşgun, Eda Altın, Elena Karadeniz, İdil Yanar, Gökhan Yanar, Ali Murat Gergin, Özen Çeliktemel, Ayten Ateş, Gül Malkoç, Hanna Yumurta, Nermin Çeliktemel, Mehmet Çeliktemel, Hızır Balcı, Ferzan Yıldırım, Melike Cerit, Efterya Yalmacı, Muharrem Yıldız, Celâl Karagül, Şeref İpekçi, Mustafa Savaş, İbrahim Çelgin, Recep Özen, Ayhan Arlı, Faruk Erişgin, Mehmet Şinik Elmas, Sedat Elmas, Beki Kalaoza, Eliya Levi, Amarya Levi, Ceni Benbase, Lara Pilavzade, Fatoş Sedetmen, Maria Cassa, Muzaffer Sedetmen, Şaduman Ünver, Efsane Celayi, Mehmet Makin Durak, Şeyma Eliz, İbrahim Hakkı İsaoğlu, Derya Mermertaş, Ebru Özen, Özlem Dalkılıç, Behçet Özen, Fikriye Öcal, Hakkı Kapan, Betül Keçeci, Esra Kılıç, Ezgi Yıldırım, Murat Ay, Halis Yılmaz, Ali Haliloğlu, Derya Cengiz, Mustafa Kerşit, Fatih Kelen, Özhan Özgün, Ayşegül Kakaliçoğlu, Kadir Ağbaba, Rıza Gülkanat, Osman Kad, Hayrettin Kızılkaya, Şeref Taş, Memet Demir, Gonca Elmas, Nermin Ayder, Ekrem Ayder, Özgü Ayder, Ali Özdemirler, Ahmet Şekerci, Bahar Cengiz, Zeynep Cavıldak, Suna Bıçakçıoğlu, Tülin Yazgan, Dilek Derman, Gönül Coşkuner, Ayhan Culum, Koray Kakaliçoğlu, Selahattin Koç, Can Kaplan, Orkun Tanrıkulu, Atilla Becan, Canan Kaplan, Zafer Acar, Ulviye Koç, Mustafa Koç, Mustafa Türkoğlu, Nebahat Kakaliçoğlu, Pınar Eliz, Hayrünnisa Eliz, Kutsal Eliz, Cavit Ülkü, Kemal Cebeci, Hüseyin Aksoy, Kenan Karakaş, Bülent Demirörs, Ayşe Bilgiç, Ahmet Hasip Bilgiç, Bahar Bilgiç, Dilara Eliz, İsaret Sura, Hasan Kafagil, Mehmet Tuhsol, Sallahi Aslan, Cemal Adnan Ginçay, Affan Ginçay, Hakan Kuru, Ahmet Sokullu, Kuzey Zobu, Musa Sarıgül, Toğyan Akdağ, Emel Akdağ, Murat Atay, Ergin Özdemir, Sadık Doğan, Yılmaz Akbulut, Gönül Dinler, Cabbar Doğan, Turgut Erdoğan, Gönül Serin, Abdullah Kalın, Gözde Acır, Mehmet Serin, Kevser Kocabaş, Hamza Şahin, Ebru Şahin, Muhittin Yıldırım, Bedriye Yıldırım, Bülent Atmaca, Tanay Garip, Nafi Haleva, Sevgi İmam, Songül Arcı, Tayfun Dinler, Bülent Akpolat, Mehmet Okumuş, Ahmet Okumuş, Hatice Özacar, Rıza Gülban, Orkun Tünay, Ayhan Karadeniz, Nebahat Karadeniz, Murat Serin, Sebahattin Koç, Soner Kurtses, Şevket Kahraman, Volkan Kaya, Sinan Özer, Yıldırım Koca, Firdes Barış, Ayla Erdik, Apti Erdik, Senem Şimşek, Emrah Şimşek, Renan Bilek, Manolya Bilek, Hakan Çelen, Azmi C. Kaynak, Selin Acar, Oya Özdemir, Hüseyin Çetin, Mehmet Erdik, Gülnaz Uzunyol, Ziya Ünver, Ali Akpolat, Makbule Armağan, Güzel Aydın, Hülya Akpolat, Melek Akpolat, Erdinç Tanrıverdi, Erten Yıldırım, Duygu Armağan, Menekşe Kiraz, İsmail Sarıkaya, Mehmet Şin, Nur Çelik, Ali Özdemirler, İffet Özdemirler, Veysel Almaz, Metin Akgün, Hatice Tokdemir, Gizem Tokdemir, Seda Bakır, Umut Varış, Zeynel Karakuş, Orhan Odabaşı, Roberto Calich, Didem Edman, Ali Erol, Neriman Erduman, Memduha Kuban, Sezai Yavuz, Enif Yavuz, Nurcan Aslan, Şerife Özdemir, İlgün Boran, Necle Çelikbaş, Ümit Çelikbaş, Banu Akçaoğlu, Hasan Selışık, Nazife Kırımlıoğlu, Babür Kırımlıoğlu, Can Kırımlıoğlu, Fatma Safvet Özdil, Pakize Kemik, Nino Varon, Harika Tiniş, Füsun Çelikbilek, Sabiha Çelikbilek, Ferşan Başaka, Süleyman Başaka, Orçun Başaka, Gül Tündoğan, Şenol Dilmaç, Volkan Dilmaç, Nusret Uzunyurt, Emel Dilmaç, Ayşe Söbütay, Emine Demirkaya, Ali Yüksel Meriç, Ülkü Özer, Ahkar Zapetan, Kiper Pehlivanzade, Demet Kavala, Murat Kavala, Enes Gülce, Mehmet Tertipli, Pırıl Şenyurt, Yeşim Mumcuoğlu, Esra Uğursay, Banu Şilte, Kadir Demircan, Meryem Yankol, Mehmet Altan Kaya, Burak Akpınar, Seçil Yavuz Akpınar, E. Arzu Akmeriç, Özgür Varlı, Levent Kılıç, Erhan Keseli, Levent Bulusan, Abdülbasit Gülsen, Burak Özgen, Ahmet Yılmaz, Pınar Can Kaya, Mihriban Karu, Duygu Atayurt, Sarp Aykut, Nahit Karslı, Tan Uras, H. Sevgi Özgen, Altan Özgen, Burcu Özgen, H. Cahit İlkmen, Bedriye İlkmen, M. Emin İlkmen, Şebnem İlkmen, Nisan İlkmen, Ahmet İlkmen, Suzan McClusky İlkmen, Erhan İlkmen, Yasemin Sohtorik İlkmen, Mustafa Mestanlar, Fikriye Mestanlar, Mehmet Mestanlar, Ömür Mestanlar, Mustafa Gevrek, Ayşe Gevrek, Yasemin Sönmez, Rozi Asa, Metin Berk (Dr.), Osman Bahadır, Zafer Ataylan, Nuran Ataylan, Utku Ataylan, Ezgi Ataylan, Ebru Şendoğan, Ayten Sendoğan, Ayfer Yavi, Erkal Yavi, Melis Akıllı, Sezen Çavdar, Kerem Çavdar, Nurşen Dönmez, İlgi Adalan, Şebnem Pekcan, Murat Pekcan, Nilgün Gömüç, Adnan Göker, Vedia Göker, Levent Göker, Cihangir Dönmez, Benkitül Dönmez, Altuğ Dönmez, Deniz Dönmez, Erhan Öztürk, Saadet Büyükengiz, Server Güzey, Arzu Kılıçöz, Altan Hüseyin, Betül Karaca, Ece Karaca, İ. Cem Yenigül, Fatma Subaşı, Aleksandra İliadis, Meryem Koray (Prof. Dr.), Hatice Yavuz, Gürol Kaymak, Özgür Kaymak, Olcay Başeğmez, Nursel Gülenaz, Deniz Kandiyoti (Prof. Dr.), Angela Berzeg, … (28 Ekim 2009 Çarşamba günü 19:33 itibariyle toplanan 1148 imza…)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: