Gönderen: adalarpostasi | 09 Ekim 2009

ADALAR POSTASI-2323: beş yüzden fazla münzevi kadının yaşadığı eski bir manastırın görkemli temelleri…

http://cgi.ebay.com/1920-1930s-HEYBELI-ADA-BUYUK-ADA-PHOTOGRAPHS_W0QQitemZ300131588267QQcmdZViewItemQQptZLH_DefaultDomain_0?hash=item45e13c98ab

* * *

ADALAR’da TARİHTE O GÜN:

18 Eylül 1895 Çarşamba günlü Heybeliada’da Mekteb-i Bahriye Gazinosu’nun kiracısı Panayotaki’nin, cülus-ı hümayun gününde düzenlenmesine ruhsat verilen balonun yarım hasılatı olup Darülaceze’ye verilecegi taahhüt edilen meblağın gönderilmesine dair…

* * *

ADALAR’da BİR GÜN:

Vapurda, 29/02/2008 09:09

* * *

ADALAR’da HAVA DURUMU:

9 Ekim 2009 Cuma günü
Büyükada’da HAVA DURUMU*
az bulutlu
15-24ºC
% 57-92 nem
KD 23km/sa

* http://www.dmi.gov.tr/tahmin/il-ve-ilceler.aspx?m=BUYUKADA uyarinca

* * *

+
ADALAR’da NÖBETÇİ ECZANELER:

http://www.istanbulsaglik.gov.tr/w/nobet/liste.asp?lc=1&gun=09.10.2009

Burgazada’da Burgazadat Ecz. 381 21 12, Büyükada’da Deniz Ecz. 382 38 78, Heybeliada’da Hayat Ecz. 351 99 07, Kınalıada’da Ada Ecz. 381 44 77.

* * *

Cicely Mary Barker, The White Bryony Fairy.

* * *

1- “Adalar’a ‘mopur’ değil ‘vapur’ istiyoruz!” kampanyasına 9 Ekim 2009 Cuma günü 09:53 itibariyle toplanan 577 imza…

2- Ali Şenalp: “Bildiğiniz gibi İDO, ücret, tarifeler derken şimdi de vapur yerine motorları sefere koymak suretiyle bizlere yeni bir dert daha icat etti. Başta İDO problemleri olmak üzere, kıyıların orman tarafından kiraya verilmesi vb sorunları konuşmak üzere, geniş katılımlı bir toplantı organize edebilir miyiz?”

3- Arif Çağlar: “Yeri gelmişken şunu da belirtmekte yarar var: siyasi partilerin hepsi son seçimlere Adalar’ı turizme açmak sloganıyla girdi. Adalar Vakfı da bu konudaki propagandayla başı çekiyor. Orman İdaresi, Adakule ve mesire yerleriyle turizmi başlattı. Dikkat ederseniz hiçbir siyasi parti Adalar’ın SİT alanı olarak korunmasından bahsetmedi, bahsetmiyor. Demek ki siyasi partileriyle örgütlü halkın da zihniyetini değiştirmek gerekiyor. Bir de Kent Konseyi var galiba. Ve nihayet biz bu yeni belediye yönetimini bu işlerle uğraşsın diye seçmedik mi?”

4- Bir zamanlar Fenerbahçe vapuru…

5- Akgül Baylav: “Bu Cumartesi gecesi (10 Ekim 2009 Cumartesi günü saat 21:00) SOAS Rebetika Orkestrası’yla eşim Cahit, İstanbul’da Ghetto Terası’nda “ANATHEMA SE THALASSA: Songs of Ships, Migrations and Diasporas” konserinde çalacak. Birazcik vapurlar, denizlerle de ilgili olunca…”

6- Büyükada Kadınlar Manastırı…

ADALAR POSTASI’nin 2323. sayısında:
http://adalar-postasi-guncel.blogspot.com/2009/10/2323.html

)O(

* * *

BİR de BALIK:

…………………………………………………1

From: adalar.postasi@gmail.com
Subject: adalar’a mopur degil vapur istiyoruz!
Date: October 9, 2009 2:22:39 PM EEST
To: baskan@ibb.gov.tr, info@ido.com.tr, binali.yildirim@tbmm.gov.tr, hnaiboglu@denizcilik.gov.tr
Cc: adalar@istanbul.gov.tr, mustafafarsakoglu@adalar.bel.tr, adalar.postasi@gmail.com

26.9.2009

ADALAR’A

MOPUR DEĞİL

VAPUR İSTİYORUZ!

[ ilgili arzuhal şu adreste: http://adalar-postasi-guncel.blogspot.com/2009/10/adalar-postasi-2318-ne-yazik-ki-tek.html ]

ADALAR POSTASI
adalar.postasi@gmail.com
htpp://adalar-postasi-guncel.blogspot.com

Emine Çiğdem Tugay, Handan Altıneller, Şirin Ünal Kahraman, İpek Yagal Gül, A. Armağan Portakal, Davut Berker, Tuba İlkmen Şenay, Pınar Örtel, Yaşar Özürküt, Recep Yarlığan, Yasemin Baran, Tugay Kartal, Arif Pırnal, Begüm Yavuz, Fethi Okyar, Selda Arkan, Pınar Turhan, Ayşe Çağlar (Prof. Dr.), Birsen Sezgün, Sasa Vasiliadiz, Selah Özakın, Aris Kyriazis, Pınar Satıoğlu, Hakan Satıoğlu, Arif Çağlar (Dr.), Gökhan Akçura, Oya Koca, Orhan Bursalı, Sara Beşkardeş, M. Cemal Beşkardeş, Ali Fuat Beşkardeş, Ahmet Can Beşkardeş, Zehra Taşman, Fatma Samiye Beşkardeş, Selma Kurdakul, Cem Ertekin, Ömer Faruk Beşkardeş, İzzet Beşkardeş, Fatma Artunkal, Mercan Bursalı, Meryem Bursalı, Nisan Özdoğan, Seza Artunkal, Akgül Baylav, Cahit Baylav, Ayşe Bilgin, Ali Bilgin, Kerem Khan, Uğraş Salman, Mehmet Selim Tugay, Canan Alioğlu, Engin Damcı, Nesrin Yazıcı, Mehmet Onaner, Muharrem Demir, İsmail Serdar Demir, Alper Dizdar, Ender Eren, Ersin Güneralp, Seda Zobaroğlu, F. Nur Çakmak, M. Berken Çakmak, Musa Çakmak, Nesimi Büyükbabani (Prof. Dr.), Melek Kızıldağ, Arif Kızıldağ, Aziz Kızıldağ, Keklik Kızıldağ, Deniz Kızıldağ, Derya Kızıldağ, Çağlar Kızıldağ, Menteş Azuz, İlkay Kurdak, Istatis Arvanitis, Kenan Yüksel, Sibel Yüksel, Sinan Yüksel, Aykut Yüksel, Gamze Yüksel, Gülsevil Tüzün, Işık Meriç, Kaya Onur, Gönül Kurtkan, Kuten Kurtkan, Alanur Kurtkan, Altuğ Kurtkan, Sezin Kurtkan, Feride Özmat, Mustafa Özmat, İsmail Özsürücü, Nevin Özsürücü, İrem Özsürücü, Berkay Özsürücü, Nirva Özsürücü, Vildan Kaçar, Mete Kaçar, Ayşe Şive, Baturer, Avni Baturer, Burcu Özgültekin, Doğan Özgültekin, Deniz Özgültekin, Ayda Arel (Prof. Dr.), Selçuk Gül, Şebnem Aksan (Prof. Dr.), Nevin Arpaçay, İsmail Baysal, Sema Baysal, Gökhan Baysal, Ataol Behramoğlu, Hülya Behramoğlu, Barış Behramoğlu, Eren Sagay, Bingül Durbaş, Füsun Başer, Ron Rose, Emma Rose, Kerim Rose, Tiraje Dikmen, Dilek Zaptçıoğlu, Jurgen Gottschlich, Nilgün Cerrahoğlu, Ali Şenalp, Esen Çamurdan, Mine Baysan, Celâl Karaca, Ahmet Tanrıverdi, Hüsnü Fikri Karaman, Nurettin Karaman, S. Ufuk Tatlı, Nazaret Gezer, Mircan Göçer, Nuran Çelik, Levon Çelik, Uğur Ademoğlu, Harun Keşiş, Mustafa Altıneller, Can Altıneller, Cem Altıneller, Stelki Triyandafilidis, Ömer Faruk Şenay, Yurdanur İlkmen, Oğuz Argon, Eda Yurdakul, Nur Kızıltuğ, Celâl Kızıltuğ, Esra Kızıltuğ, Selçuk Kızıltuğ, Dilek İçinsel, Nezih Bayraktar, Ayşegül Bayraktar, Damla Bayraktar, Asuman Demir, Serap Güre Şenalp, İrini Notis, Diamandis İliadis, Uğurhan Öksüm, Efe Rıfat Öksüm, Umut Deniz Öksüm, İnciser Sayın, Emine Tosun, Zeynep Kalender, Serap Erdem, Hülya Balkay, Necdet Balkay, Bülent Baviker, Metin Karadağ, Rabia Gürol, Ayşegül Beton, Filiz Tokcan, Ceylan Yüceoral, Işık Yüceoral, Selen Tokcan, Sema Miller Çamurdan, Kâmil Masaracı, Yeşim Bayrak, Elif Acar, Hakan Senemoğlu, Semiha Baltacı, Baki Nedim Baltacı, Rezan Peya Gökçen, Tülay Çellek, Erendiz Özbayoğlu (Prof. Dr.), Sakine Fındık, Neşe Kıldacı, Murat Özen, Kâzım Şakar, Mustafa Gök, Mustafa Erol Yazman, Mustafa Araç, Ramazan Özen, Osman Yürük, Turgay Şakar, Zeynel Çelik, Ender Özbey, Yako Nigri, Melih Ürkmez, Ömer Ürkmez, Hacer Ürkmez, Hakkı Gezgin, Lütffiye Gezgin, Ali Murat Gezgin, Mahmut Bağrıyanık, Osman Yazıcı, Erol Çelik, İbrahim İşleyen, Sandy Ongan, Gülçin Delice, Satı Kıbıç, Cemal Uluca, Halil Özen, Şaban Güney, Ümit Ünal, Kemal Şakar, Hüseyin Çelik, Perihan Şakar, Leyla Demirkol, Derviş Güler, Galip Uçan, Salih Kuru, Musa Kâzım Biçer, Erkan Araç, Erol Kösciler, Hasan Kösciler, Gencay Ünal, Ali Tunç Şenbir, Mustafa Kerşit, Yücel Yıldırım, İsmail Gül, Murat Akdemir, Bayram Kaya, Osman Özen, M.Ali Vural, Hüseyin Aydın, Nazmi Arslan, Kadir Duman, Funda Gök, Necmettin Yödem, Cafer Şakar, Ruhser Şakar, Neslihan Şakar, Fatma Şakar, Rahime Aydın, İrem Aydın, Gülabi Şakar, Kemal Şakar, Leyla Şakar, İbrahim Yazganoğlu, Tuğrul Akoğlu, Sabri Poyraz, Hayrettin Kızılkaya, Celal Arpa, Tanla Özer, Selma Kösoğlu, Mahmut Öztürk, Seta Sahakyan, Fatma Ekşi, Gülsun Gürol, Ferhat Pehlivan, Filiz Altınbaş Yılmaz, Güney Kurdak, Deniz Kurdak, Mehmet Gözgücü, Ferda Erdinç, Hande Solakoğlu, Buket Uzuner, Murat Adalı, Süleyman F. Başaka, Sara Bahar, Nalan Cezer, Zübeyde Duran Dizdar, Feryâl Orhon Basık (Prof. Dr.), Celâlettin Basık, Birge Elif Basık, Makbule Orhon, Eşref Tümer, Adnan Mete, Can Öroğlu, Semra Öroğlu, Kıvanç Öroğlu, Güvenç Öroğlu, Dimitri Koçias (Taki), Nilgün Karsan, Başar İsmail Çetinelli, Kemal Çetinelli, Hüseyin Ateş, Kadir Çınar, Yusuf Çetin, Hüseyin Ünal, Kemal Satık, Müslüm Işık, Hüseyin Demir, Bayram Çiftçi, Yakup Şahin, Ekrem Hacı, M. Nuri Şahin, Hasan Işık, Rafel Çalışkan, Ahmet Emre, Sıracettin Şahin, Selahattin Altundağ, Turan Gürsözlü, Doğukan Kaynak, Hakan Gürsözlü, Kutbettin Atayan, Dursun Çelik, Turgay Çelik, Emrah Dursun, Zafer Aslan, Salih Çiçek, İsmail Hallaçoğlu, Nazmi Yüncü, Burhan Çiçek, İlyas Tetik, Siyami Tekin, Adem Söylemez, Rıza Girginer, Nedim Camer, Yavuz Üstünel, Aziz Tomar, Suat Kirpik, Özkan Çolak, Recep Altunbaş, Mura Çevik, Selahattin Şahin, Recep Şahin, Herekel Tokatlı, Alaaddin Karsan, Ersoy Tümay, Mustafa Atılgan, Nihat Atılgan, Murat Atılgan, Erdoğan Demir, Kâmil Dala, Göltan Getek, Kemal Kumlutepe, Kemal Şahin, Akın İdigül, Fikret Gedik, Salih Yakut, Mustafa Çalışkan, Engin Vay, Ayşe Yıldırım, Birsen Gürdağ, Esma Çetin, Münire Kocatepe, Veysel Öner, Rabia Sezer, Tuncay Duman, Atakan Söğüt, Tekin Söğüt, Süleyman Söğüt, Cafer Distas, Rüstem Kaya, Melahat Koç, Sertaç Dokuzer, Nureser Koç, Şaheser Özbalçık, Taceser Ergül, Şaziment Çolak, Fatma Küçüker, Burhan Yalçınçıray, Fikriye Akkemik, Mücella Ceylan, Mehmet Ceylan, Gönül Coşkuner, Remziye Çiftçi, Veli Çiftçi, İlker Çiftçi, İzzet Özacar, Güler Sarıgül, Ergün Sarıgül, Mustafa Güncan, Halil Çelen, Necdet Simdim, Hürriyet Yılmaz, Fevzi Miletli, Deniz Vaylayan, Meliha Barışkan, İsmail Yıldemir, Mustafa Gültekin, Eyüp Gültekin, Sevim Oğuz, Aysel Yazgu, Ruhugül Yaşar, Esra Tokmak, Hakan Zeyrek, Ayşe Tokmak, Nebahat Erdoğan, Sofia Koredis, Kamil Ceylan, Mualla Ceylan, Emine Miletli, Sabahat Bilensoy, Ender Varlık, Emine Kanbur, Nermin Yılmaz, Nilgün Koçtaş, Aynur Koçtaş, Aynur Bostan, İrem Erman, Aysel Sözer, Sami Başat, Kadir Dönmez, Gül Ersan, Nezmi Başbozkent, Ali İçin, Gürel Çoban, Zuhal Çetin, Vural Bereket, Eşref Arlı, Ayla Dönmez, Seyfetullah Taş, Kutbettin Taş, Murat Güneş, Yusuf Öztürk, Sema Damcı, Nefise Kayar, Güven Önen, Celal Önen, Fehime Merttürk, Günaydın Merttürk, Behçet Merttürk, A. Nazif Aydın, Sevgi Kunal, Habibe Terzi, Cesim Karasu, Turan Karasu, Serekan Erol, Serdar Karasu, Feyyaz Karasu, Rafet Karasu, Fırat Karasu, Erdal Karasu, Yusuf Öztürk, M. Emin Taş, Mehmet Taş, Abdülbaki Taş, Şefik Taş, Veysel Karasu, Ferman Aksu, Taner Erol, Mert Pala, Yavuz Çelik, Fadime Himmet, Hatice Özacar, Kadriye Sevin, Ünal Çelik, Tolga Itmeç, Yasemin Itmeç, Nevriye Yıldırım, Işıl Türk, Ayşe Eryaz, Bülent Er, Lale Göral, Asiye Özkan, Gönül Atak, Aydın Senbir, Cihan Talay, Esin Özbay, Kâzım Önel, Sercan Önel, Güler Dilmaç, Nurcan Arız, Yaşar Turan, Haşim İnatlı, Nurcan Karadağ, Şerife Can, Fesih Zencir, Atilla Kılıç, İsmet Sert, Ayten Atılım, Mustafa Levent, Kamil Orhan Güngör, Kezban Avşar, Cihat Yılmaz, Selami Vural, Yaşar Öner, Doğan Önder, Osman Levent, Davut Yıldırım, Ramazan Gencer, Haskız Albayrak, Fatma Başçılar, Burhan Deniz, Fidan Bozkırt, Turan Pala, Hava Özkaradeniz, Emin Özkaradeniz, Kemal Anaç, Celâl Anaç, Aysel Ay, Sinan Karasu, Safiye Çelik, Çetin Evdiz, Yaşar Türkmen, Fethi Yeşil, Ayşe Boz, Oya Özdemir, Neslişah Demirel, Akın Demirel, Kahraman Özdemir, Alaaddin Merttürk, Reyhan Merttürk, Ayşe Yanık, Hamide Günay, Fatma Şen, Tahsin Karataş, Gülçiçek Taşdemir, Aysun Duman, Büride Kayhan, Yuana Tukatlı, Nermin Ateş, Şevket Gülyar, Güzide Sarıbayraktar, Öznur Özana, Emine Mete, Sonay Balcılar, Fidaye Balcılar, Leyla Dönmez, Cemile Atalay, Hülya Kazancı, Murat Arlı, Vahdettin Zeren, Y. Aykut Çalık, Mukaddes Çalık, Erhan Bayram, Metin Bayram, Erdal Özkaynak, Mevlût Erdoğan, Ahmet Ünsal, Zehra Gürçay, Sebahattin Saraman, Tahsin Atılgan, Abdullah Atılgan, Abdullah Tuğlu, Hüseyin Tuğlu, Hamdi Güreş, Ansude Baytaş, Erol Baytaş, Pelin Baytaş, Tekin Zencir, Kalender Öney, Döne Türk, Seran Kahvecioğlu, Saliha Öcal, Gülsüm Emzikli, Ayla Karsan, Cemalettin Pelit, Serdar Özlük, Feyyaz Karasu, Mustafa Kaymaz, Yaşar Turgut Alp, Vilma Agopyan, Gülsüm Ok, Mine Kuşadalı, Fatma Yeğiner, Fatma Turna, Nebahat Çelik, Azmi Demir, Sevgi Altın, Emine Yılmaz, Murat Yılmaz, Zübeyde Balcı, Bahar Honet, Emine Akgün, İsmail Balcı, Kezban Koçyiğit, Gökhan Kaplan, Bekir Peker, Okan Aydın, … (9 Ekim 2009 Cuma günü 09:53 itibariyle toplanan 577 imza…)

…………………………………………………2

From: ALİ ŞENALP
Subject: İDO!
Date: October 8, 2009 6:20:05 PM EEST
To: ARİF ÇAĞLAR, ENGİN DAMCI
Cc: adalar.postasi.1@gmail.com

Merhabalar,
 
Mail adreslerinizi ADALAR POSTASI’ndan Çiğdem hanım gönderdi.
Bildiğiniz gibi İDO, ücret, tarifeler derken şimdi de vapur yerine motorları sefere koymak suretiyle bizlere yeni bir dert daha icat etti.
Başta İDO problemleri olmak üzere, kıyıların orman tarafından kiraya verilmesi vb sorunları konuşmak üzere, geniş katılımlı bir toplantı organize edebilir miyiz? Hemen her çevreden Adalılar’ın katılacağı, problemle mücadele yöntemlerini konuşup, saptayabileceğimiz bir toplantı!
 
Ne dersiniz?
 
Selamlar,
 
Ali Şenalp / Burgazadası
0533 732 33 40
0507 242 72 12

…………………………………………………3

From: ARİF ÇAĞLAR
Subject: Re: İDO!
Date: October 9, 2009 2:57:19 AM EEST
To: Ali Şenalp, Engin Damcı, Emine Çiğdem Tugay
Cc: adalar.postasi.1@gmail.com

Ali Bey merhaba!

Her türlü toplantıya katılım ve protesto eylemi olabilir ancak İDO, Orman İdaresi ve diğer kamu kuruluşlarının yasaları hiçe sayan ve hayat kalitesini düşürücü davranışlarıyla mücadelede önemli olan bu kurumların işledikleri suçu sorumlularına tazmin ettirmek ve sürekli yayın yoluyla yurtiçi ve yurtdışına teşhir etmek olacaktır. Bunu sağlayabilmek de ancak avukatlar yardımıyla olayların üzerine gitmekle ve bu kurumları denetim altında tutmakla mümkün. Bizim derneğimizin internet sayfasında bu mücadeleyi dilekçelerle yürütmeye çalıştığımızı göreceksiniz (www.adalarkoruma.org). Adalar’da çok sayıda dernek ve siyasi parti var, onların da benzer şekilde girişimde bulunması gerekir ilk adımda. Yapılacak çok iş var, biz hepsine yetişemiyoruz.

Adalılar sorunları biliyor, öfkeleniyor ama parti ve derneklerin sessizliğini de görüyor. Yasal yolla (dilekçe verip hak arayarak ve dava açarak) ve yayın yoluyla bir yere varılabilir. Yapılmasını düşündüğünüz toplantıda herkes haklı öfkesini dile getirecek ama dava açmak ve yayın yapmak gücünü bulmak zor olacaktır. Bence dernek ve siyasi partiler seçim öncesinde olduğu gibi harekete geçsin ve halkın katılımını sağlasın. Bizim derneğimiz şu anda motorlu taşıt ve ‘vapur yerine motor rezaleti’yle ilgili yasal islem başlatmak üzere. Bu ciddi bir adımdır. Buna katılacak ya da benzer şekilde harekete geçebilecek bildiğiniz kişi, dernek ya da parti var mı? Böyle bir cephe oluşabilirse bir yere varılabilir. Karşı taraf rezil olmaktan hiç korkmuyor, kamuoyu baskısı da umurlarında değil. Yasa gücü kullanarak aldıkları paralar engellenirse belki hizaya gelirler.

Üstelik eğer yapılacaksa protestonun da gücü olmalı: Engin Damcı haklı olarak motorlara binmemeyi önerdi. Eğer Adalılar bu konuda tutarlı bir davranış gösterebilirlerse en güçlü protesto bu olur. Bunun için olduğunca çok sayıda dernek ve siyasi parti ortak bir metin hazırlayarak belli bir günden itibaren bu eylemi baslatsın. Vapur seferini iptal ettiği için işine gidemeyen ya da işinden evine dönemeyenler avukat yoluyla İDO’ya tazminat için dava açsın. Bunu örgütlemek için toplantı yapılabilir.

Yeri gelmişken şunu da belirtmekte yarar var: siyasi partilerin hepsi son seçimlere Adalar’ı turizme açmak sloganıyla girdi. Adalar Vakfı da bu konudaki propagandayla başı çekiyor. Orman İdaresi, Adakule ve mesire yerleriyle turizmi başlattı. Dikkat ederseniz hiçbir siyasi parti Adalar’ın SİT alanı olarak korunmasından bahsetmedi, bahsetmiyor. Demek ki siyasi partileriyle örgütlü halkın da zihniyetini değiştirmek gerekiyor. Bir de Kent Konseyi var galiba. Ve nihayet biz bu yeni belediye yönetimini bu işlerle uğraşsın diye seçmedik mi?

Selamlar,

Arif Çağlar

…………………………………………………4

From: CAN ÖZERDOĞAN
Subject: FW: bir zamanlar fenerbahçe vapuru
Date: October 8, 2009 11:59:13 PM EEST
To: emine.cigdem.tugay@gmail.com

Date: Mon, 14 Sep 2009 02:28:53 +0300
Subject: Fwd: bir zamanlar fenerbahçe vapuru
From: sukrangurpinar@gmail.com
To: Can Özerdoğan

UNUTANLAR YA DA BU HALİNİ ANIMSAYANLAR İÇİNDİR :)

Fenerbahçe’ye güzel derdik de biz en kötü halini beğenir güzel bulurmuşuz meğer… Ne kadar rivayet edilse de bu kadar güzel olduğunu düşünemezdim…






…………………………………………………5

From: AKGÜL BAYLAV
Subject: Vapurlarla ilgili Rebetiko konseri…
Date: October 9, 2009 10:08:54 AM EEST
To: emine.cigdem.tugay@gmail.com

Bu Cumartesi gecesi esim Cahit Istanbul’da asagidaki konserde calacak. Konserin adi  “ANATHEMA SE THALASSA: Songs of Ships, Migrations and Diasporas.

Birazcik vapurlar, denizlerle de ilgili olunca size bir sorayim dedim – Bilmem Vapurlarimizi Vermiyoruz sitesinde duyurmayi dusunur musunuz? Arkadaslarin ilgisini ceker mi, vakitleri musait olur mu? Biraz son dakika oldu ama, hic olmazsa bilginiz olsun diye gonderiyorum.
 
Selamlar, sevgiler…
 
Mopurlara karsi vermekte oldugunuz kavgada ayrilmamacasina arkanizda olan:
 
Akgul

You are invited to attend an Istanbul performance by

THE FAMOUS SOAS REBETIKO BAND

at 21.00 on Saturday 10 October 2009

VENUE: “GHETTO TERAS”

ADDRESS: 2nd Floor, Kalyoncu Kulluk Caddesi, 10, Beyoglu 34440, Istanbul.
Close to British Embassy.

PHONE: 0212 251 75 01 /// info@ghettoist.net

ADMISSION: 20 TL (Students 15 TL)

The title of our concert will be “ANATHEMA SE THALASSA: Songs of Ships,
Migrations and Diasporas.

The SOAS band is based at the School of Oriental and African Studies (SOAS,
London). We have a wonderful team of up to 20 musicians, some Greek, some
Turkish, some British, playing this very soulful “urban blues” music, much
of it from the 1920s-30s. Since many of these songs came from the Izmir
region, when the Greeks emigrated in the 1920s, we sing many of them in both
Greek and Turkish versions.

A romping stomping party… Zeibekiko… Hasapiko… Heavy rhythms…
Soulful singing… The Greek blues… Bouzoukis, tzoura, baglama, santur,
guitars, accordeon, percussion…

You can hear our music at this website:

http://www.cdcarts.org/adhocrebetikoband

and you can find out more about us here:

http://www.geocities.com/soasrebetikoband

Further inquiries: rebetiko@soas.ac.uk

…………………………………………………6

http://tayprojesi.org

©Türkiye Arkeolojik Yerleşmeleri – TAY Projesi

BÜYÜKADA KADINLAR MANASTIRI




Türü: Manastır
Plan Tipi: Belirsiz
Yapım Tarihi: 573-574
Evre: Orta Erken
Araştırma Yöntemi: Araştırma
Rakım: 5

Bölge: Marmara
İl: İstanbul
İlçe: Adalar
Köy: Büyükada
Antik Adı: Prinkipos

Yeri: İstanbul ili, Adalar ilçesinde, Büyükada’nın Maden semtinde, Selvi Yokuşu’nun altında, sahile doğru hafif eğimli arazinin üzerinde yer alır. Kalıntılar günümüzde, Maden Mahallesi’nin doğusunda, Nakibey Yokuşu’nda, Nakibey Plajı’nın batısında, Kayıkhane’nin olduğu yerde bulunmaktadır.

Konumu ve Çevresel Özellikleri: Bizans Dönemi’nde kadın sürgünler ve inzivaya çekilecekler için yapılmış bir yapılar topluluğu bulunmaktaydı. Kilise, yemekhane, kütüphane, gözetleme kuleleri, sarnıçlar yatakhaneler ve sahilde bir iskeleden oluşan manastır kompleksi, günümüzde hangi yapıdan olduğu anlaşılamayan bazı tonoz kalıntılarından ibarettir [Mamboury 1920a:205]. Harabelerin çoğu yol yapımı sırasında yok olmuştur. Manastır arazisi içinde bugün özel bir kayıkhane, bir ev ve plaj bulunmaktadır.

Araştırma ve Kazı: Manastır en son 1916 yılında bölgeyi gezen E. Mamboury tarafından görece iyi bir durumdayken incelenmiştir. E. Özbayoğlu 1999 yılında bütün Prens Adaları’nı kapsayan bir yüzey araştırması başlatmıştır.

Tanım: Mimari Evreler: Yapının ilk inşası 573-574 yıllarındadır. Daha sonra 8. yüzyılda İmparatoriçe Eirene tarafından restore edilmiş ve genişletilmiştir.

Mimari Özellikler: Bugün mevcut olmayan manastırın kıyıya paralel uzanan 250 metrekarelik bir alanı kapladığı ve iki tarafa doğru kanatlar biçiminde uzanan bir yapı olduğu belirtilmektedir. Merkezde kilisenin yer aldığı, kuzey ve güney kanatlarda 70 derecelik açıyla odaların yerleştirildiği belirtilmektedir [Mamboury 1920a:205; Janin 1924:350]. Bugün manastırdan yalnızca, taş ve tuğla kullanımıyla yapılmış birkaç tonoz kalıntısı görülebilmektedir.

Buluntular:

Yorum:

Tahribat: Yoğun yapılaşma ve yol nedeniyle manastırdan günümüze çok az kalıntı ulaşabilmiştir. Manastırın güney duvarının çok az bir kısmı günümüze ulaşmıştır. Bu duvarın üzerine bir ev inşa edilmiştir. Bu duvar yalnızca evin balkonunun altından görülmektedir. Güneydeki bu duvarın yol kesintisinden sonra doğuya doğru devam ettiği görülmektedir. Duvarların doğudaki 17 kapı numaralı evin bahçesinde devam ettiği görülmektedir [TAYEx 10.09.2008].

http://adalar-postasi.blogspot.com/2007/04/adalar-postasi-2-bykada.html

ADALAR POSTASI (3.4.2005): Büyükada

Fransa Kralı I. François’nın, ilkçağ uygarlığının yeşerdiği bölgelerin keşfi ve incelenmesi amacıyla doğuya gönderdiği heyetle birlikte 1544 yılında İstanbul’a gelerek 1547 yılına kadar burada kalan ve 1548 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın İran Seferi’ne katılarak 1550 yılında yeniden İstanbul’a dönen Petrus Gyllius, “De Bosporo Thracio” (İstanbul Boğazı) adlı eserinde Büyükada’dan şöyle bahseder:

BÜYÜKADA

Prinkipos Adası (Büyükada) Heybeliada’dan yaklaşık 5 stadion uzaklıktadır. Adını, genç kızlıklarını inzivaya çekilerek geçiren hükümdar kızlarının kalabalık manastırlarından alır. Georgios Kedrenos, Iustinianus’un yeğeni Iustinus’un, İstanbul’un dış mahallesi Prinkipos’un adını alan manastır yaptırdığını söyler.

Zonaras, Nikephoros’un, Irene’yi, bizzat onun yaptırdığı bir manastırın olduğu, Prinkipos adındaki adaya sürgüne gönderdiğini yazar, olasılıkla bu nedenle Prinkipos adını almıştır. Ada, Heybeliada’nın iki katından daha büyüktür. Yükseklik açısından daha önce sözü edilen adaları aşar ya da aynı yüksekliktedir. Kuzeydoğusunda, kıyı düzlüğüne kurulmuş, Prinkipos adını taşıyan bir köy vardır. Köyün güneydoğuya bakan kıyısında, beş yüzden fazla münzevi kadının yaşadığI eski bir manastırın görkemli temelleri görülür.

Manastırın karşısında, Büyükada’dan biraz uzakta yer alan Anterovitos (Sedef) adında küçük bir ada vardır. Daha sonra, aynı kıyıda, Karya adlı bir köy gelir. Köyün yukarısındaki sırt, vadi yönünde daralarak, hafifçe yükselir ve vadi, iki tepeyle çevrili, adayı doğudan batıya doğru ortadan böler. Adanın güneye bakan kıyısı kayalıklarla çevrilerek berkitilmiştir ama batı kıyı daha küçük kayalarla kuşatılır. Adanın çevresi 60 stadion’u aşmaz.

Adanın güney kıyısı yakınında Andros adını verdikleri bir ada vardır. Kuzeydoğusunda da, aşağı yukarı on mil uzaklıkta Aziz Andreas’ın adını taşıyan ada yer alır. Bu ada, manastırın bulunduğu doğuya bakan kenarı dışında her yanı yüksek ve sarp kayalarla berkitilmiştir. Adayla anakara arasında 4 stadion genişliğinde deniz yer alır.

Adanın biraz ötesinde, Astakos (İzmit) Körfezi’ne doğru çıkıntı yapan burun, Ptolemaios’un adlandırdığı gibi, günümüze kadar Akritas adını taşıdı. Menippos, burnun Kadıköy’den olan uzaklığının 60 stadion olduğunu söylemişti.

Sözü edilen tüm adalar karadan kopmuş gözükürler. Bu adaların dördü, yani Kınalıada, Burgazada, Heybeliada ve Büyükada, kuzeye bakan yanlarıyla bir körfez oluştururlar. Kınalıada ve Büyükada bu körfezin iki yan koluysa, Burgaz ve Heybeli körfezin iç girintisidir. Kınalıada’nın doğu yanından bakıldığında dört adanın oluşturduğu körfez görülür, adalar arasına karışan kanalların farkına varılmaz. Bu dört adayı bilmeyen bir kimse, dört tepenin aynı adada olduğunu düşünecektir; birinci tepe Kınalıada, ikinci tepe Burgazada, üçüncü tepe Heybeliada ve dördüncü tepe Büyükada’dır. Adaları anakaradan ayıran boğaz 60 stadion’dan biraz daha fazla genişliktedir.

Petrus Gyllius (latinceden çeviri: Erendiz Özbayoğlu), İstanbul Boğazı, İstanbul (2000)245-246.

KADINLAR MANASTIRI KALINTILARI

Mamboury, 1920’de yayımlanan makalesinde (E0 200-208), Büyükada’nın Maden semtinde gördüğü terkedlmiş demir işliğini anlatır: Temeller toprakla örtülmüş, yüksek fırınların hemen tümü yıkılmıştır. Oysa yaşlılar, Maden’in faaliyete geçişini, ada sakinleri ve ziyaretçilerin, sabahtan akşama kadar yüksek bacalardan çıkan dumanın yeşil çevreyi, göğü ve doğal olarak, yürekleri kapkara bir renge boyadığını görünce nasıl “yuha” dediklerini hâlâ hatırlamaktadırlar. Çok kişi Heybeli’ye göçmüştür. Protestoların artması ya da işletmenin kârlı olmaması, “yapılan barbarlığı daha da açığa çıkarmış”, maden kapatılmıştır. Ancak, böyle bir işletme doğayı zarar vermekle kalmamış, üstünde yükseldiği Bizans kalıntılarını da yok etmiştir. Oysa, halk arasında Kamares, “kemerler; tonozlar” olarak bilinen bu Kadınlar Manastırı’nın kalıntıları 19. yüzyılın başında hâlâ ayaktaydılar. Ama, “belediyelerin herhangi bir iyileştirme çalışması Bizans zararına olmazsa olmazmış gibi, tüm modern çalışmaların barbarlıkla lekelendiği İstanbul” yanında Ada’da da “mühendisler Kamares kalıntılarnın taşlarını yüksek fırın, baca ve konut yapmak üzere kullandılar, dahası, yapıların büyük bir bölümünü manastırın temelleri üstüne inşa ederek korumaları gereken yapıları ebediyen yok ettiler”.

Mamboury, bu gözlemlerinden sonra Maden’de gezinerek gördüklerini anlatır: Köprüden geçmeden önce, kıyı yönünde, soldaki patikaya sapınca demir curufu ve kullanılmamış maden filizleriyle örtülü kalıntıya benzer temellere rastlanır. Bunlar yüksek fırın kalıntılarıdır. Yürümeye devam edince bahçe içinde ahşap bir eve gelinir. Karışık malzemeden yapılmış bir çitle çevrili evin, oldukça harap durumdaki duvarları incelendikten sonra denize doğru gidildiğinde kemer biçimindeki temellere ve başka kalıntılara rastlanır; ardından taş bir eve gelenir. İşte, bu iki ev arasındaki Maden’den Aya Nikola’ya ve denize kadar olan yaklaşık 400m’lik alan, ilginç kalıntılarla doludur: Orada burada yatan sütunlar; heykel ve mermer ve silme parçaları; denizde duvar temelleri; Aya Nikola yolu üstünde bir tür geniş kule.

Mamboury, bu kalıntıların Kadınlar Manastırı’na ait olduğunu söyler ve 1916’da ilk bakışta fark ettiği küçük kilise, hücreler ek yapılar, liman, sarnıç gibi yapı kalıntılarından yola çıkarak yaptığı incelemelerden çıkardığı sonuçları değerlendirir, ayrıntılı bir betimleme yoluna giderek manastırın planını oluşturmaya çalışır.

Buna göre, 250m’lik bir ön yüz sözkonusudur ve plan, genelde, Bizans manastır planlarıyla örtüşmez. Çünkü, tüm manastırlarda kilise ya da küçük kilise yapıların ruhunu, yani orta noktasını oluşturur, diğer öğeler ona bağlıdır, manastırın biçimi, kare ya da dikdörtgen, ne olursa olsun, kilise merkezdedir. Buradaysa plan, kıyının kaprislerine göre eğri bir çizgi izler. Mamboury, yapılar bütününde üç bölüm ayırdeder: İki grup deniz kıyısında, birbirinin uzantasıdır; üçüncü grupsa sarnıçtan oluşur. Birinci grup, yere adını veren kamares’li odalardır ve bunlardan sadece biri bütün halindedir. bu da, artik ara duvarı ortadan kalkmış diğer iki tonoza, şimdi kapanmış olan üç kapı aracılığıyla ulaşmaktadır. “İlk bakışta manastır kilisesinin altında olduğumuz anlaşılır” der Mamboury, kilise, iki narteksin ardından gelen üç nefli bir bazilika biçimindeydi ve nefleri ayıran üç sütunlu iki sıra vardı. Genişlik, 4.50m’si ortadaki kemer, 3m’si aşağı keharlar olmak üzere 13m’dir. Uzunluk ise, narteks duvarından, sunaktan önceki ayrılma noktasına kadar 14m’dir. Apsis duvarları yıkılmıştır ama biraz daha derinde yapılacak kazı planı ortaya çıkaracaktır. Şimdi saman deposu ve bahçe olarak kullanılan bu tonozlar, anastırın, erzak koymak için olan ek yapıları olmalıydılar. Mamboury’nin izlenimi, sağdaki nefe açılan çok sayıda odanın varlığı doğrultusundadır. İki narteksin de biçimleri görülebilmektedir çünkü kalıntılar yer altına ve zemin katına işaret etmektedirler. İki narteks —genişlikleri 2.50m’dir—, kilisenin kapıları olan üç kapıyla yarılmıştı ve bunlardan herbiri rahibelerin hücrelerine ulaşan koridorlara açılıyordu. Mamboury’ye göre, ilk yüzyıllara özgü olan bu bazilika planından başka, kimi ayrıntılar, kapıların ve ayakların dağılımı, doğudan güneye doğru 15 derecelik eğim, manastır kilisesinin varlığını doğrular. Bu bodrum katı düzeyi, denizden hemen 1m aşağıdadır. Planın göze çarpan noktası, hücrelerin, kilisenin her bir yanına, simetrik ve benzer konumlara yerleştirilmiş olamalarıdır; kilise, herbir yana, 70m’lik bir uzunluk boyunca kanat açmış bir kuşa benzemektedir. Hücrelerin kalıntılarının şimdi görülen planı, kilisenin iki yanında 2.50 ile 4.50m arasında değişen koridorlar biçimiyle, yeraltında devam etmektedir. Mamboury’nin gözlemleri şöyledir: Hücrelerin deniz gören pencereleri yoktur, olasılıkla koridor ucundakilerle dar ve uzun servis geçitlerine bakanlar dışında. Bu varsayım, Bizans manastırlarının gizemli perdesinin bir köşesini kaldırmak anlamına da gelir: Kalıntıların durum, hücrelerin boyutları ve sayısı hakkında bilgi edinmeye yeterli olmasa da yüzeysel bir kazının toprak altında saklı tüm mimarlık ayrıntıları ortaya çıkaracağı açıktır. Manastırın kalıntılarının da, hücreleri olan uzun ve dar geçitlerle sona eren bir merkez koridoru var mıydı? Bu da açıklığa kavuşabilir. Bilinen, yaklaşık 160 metrekarelik bir bazilikanın en az 300-400 kişi alabileceğidir. Ve bu nedenle buraya haklı olarak Büyük Kadınlar Manastırı adı verilmiştir.

Mamboury, betimlemesine devam eder: Manastır yapısıyla ikinci grup toprak altı yapıları arasında, toprakların hafif eğimle (yüzeydeki kavislerin gösterdiği gibi) bir tür vadi biçimindeki boş bir alan vardır. Herhangibir kalıntının bulunmadığı bu yer ya bir bahçe ya da rahibelerle erkek çalışanları ayıran bir alan olmalıdır. Buna bakarak, manastırın liman ya da iskelesinin bu ikinci yapı grubunda yer aldığı anlaşılır, yani deniz kıyısının tek açık kapısı burasıdır. Kadırgaların bağlandığı ya da ulaşımın sağlandığı taraf görülebilir. Grubun ucu teras temel duvarlarıyla sona erer, etekleri denizde hâlâ farkedilmektedir. Ağır işler, kapı ve duvarların gözetimi için gerekli olan erkek çalışanlar limanda oturuyorlardı ve manastırın bir kadırgası olmalıydı, kente inip topluluğun gereksinimlerini karşılamak, yiyecek almak için. Bu adamlar olası bir soyguna, bir akına karşı da gerekliydiler. Deniz kıyısında, temelleri hâlâ görülebilen büyük bir duvar vardı ve bu tür duvarlar bir saldırıyı caydırıcı yükseklikteki yapılar boyunca yer alıyor olmalıydılar. Kuşkusuz, dişli görünümde olduklarından manastıra elde edilemez bir şato görüntüsü kazandırıyorlardı.

Mamboury, kalıntıların üçüncü grusuna da yer verir: Grup, çapı içte 18.30m olan, kiliseden yaklaşık 120m uzaktaki silindir biçimli sarnıçtan oluşur. Sarnıç, şimdi toprakla dolmuş olsa da bir tür sahanlıkla sona eren merdivenleri iyi farkedilmektedir. Merdivenler manastıra içme suyu sağlamak amacıyla örtülmüş olmalıydı. Pirikipo içme suyundan tümüyle yoksundur. Sarnıçla kilise arasında bir kaç duvar parçası, sütunlar ve orada burada başka kalıntılar gözükür. Mezarlığın da burada yer almış olmasını söyleyen Mamboury, yapılacak kazılarla Irene’nin mezarının ya da yaşamını bu tövbe ve pişmanlık ortamında geçiren nice soylu kadını mezar stellerinin de ortaya çıkarılabileceğini anlatır. Kadınlar Manastırı 6.yy içinde Iustinus tarafından yaptırılmış, 8.yy’da da Irene tarafından onartılmıştır, kamares de 6.yy’ın izlerini taşır. Kemer tuğlaları, kapı dikmelerinin bindirme taşına kadar düzenli olarak, ışınsal düzen yerine, 30 derecelik bir eğimle ve yatay olarak dururlar. Bu yapı biçimine tüm binalarda rastalınır, özellikle Odalar ve Bodrum camilerinde. İlginç bir ayrıntı göze çarpar: kapı kemerlerinde 0.50 x 0.32m boyutlarındaki büyük tuğlalar Bodrum Camisi’ndeki gibidir. Mamboury, bu boyutlardaki tuğlalara başka hiçbir yerde rastlanmadığını belirtir. Manastır çalışanlarına aynrılan yapı, tuğla yataklarında 8.yy izlerini taşır. Yedi tuğlanın dördü gözükür, diğer üçüyse 5 cm derinde, tümüyle harçla kaplıdır. Yine göze çarpan ilginç bir nokta, deniz duvarlarını taşımak için kullanılan tahta bağlamalardır. Var olan yapıları yerinde incelemek zahmetine katlanmayan çoğu Bizans araştırıcısının hoşuna gitmemezlik etmeyecektir eğer Bizanslılar duvarları bağlamak için onlara büyük esneklik sağlayan tuğla kullanmışlarsa; onlar, duvar örgüsüne tahta bağlamalar da kullanırlar. Bu tahta bağlamalar, duvara düzenli biçimde hep çift yerleştirilmiş, kenarı yaklaşık 20cm olan meşe kirişlerden oluşur, hep çift halde düzenli bir biçimde duvara yerleştirilmişlerdir, öyle ki, duvar hem beş eşit parçaya ayrılmış, hem de bağlamaların gücü eşit biçimde bölüştürülmüş olur. Bununla birlikte, İstanbul surlarının kare biçimindeki kulelerinde, tahta bağlamalar, güçlerini daha da artıracak biçimde bir tuğla armatür içine sıkıştırılmışlardır. Mamboury, nitekim düz duarlarda tahta bağlamaya hiç rastlamadığını belirtir. Sonuçta, Prinkipo’nun büyük Kadınlar Manastırı’nda iskeleye ulaşan tüm ek duvarlar bağlamalıdır ve bu da şaşırtmamalıdır çünkü şiddetli bir zorlama olasılığına karşı duvar bu şekilde güçlendirilebiliyordu. Zorlama, ister koç ister top atışı yoluyla olsun kentin kuleleri içinde geçerliydi ya da dalgalardan kaynaklanan güçlü sarsıntılar da dikkate alındığında böyle bir güçlendirme gereği açıkça ortadadır. Bu haliyle, duvar yapısı klasik Bizans üslubunda olsa da kilisenin destek duvarlarının bütünsel düzeninin en iyi şekilde gerçekleştiği söylenemez. Tuğla parçaları taş sıralarına dikey olarak sokulmuş, çağa özgü güzel yapıların katı düzeni yumuşamıştır. Sonuçta Kamares’in, büyük manastırların ender örneklerinden biri olduğu bellidir.

Mamboury, tuğla parçalarında yapım tarihi olarak 6. indiktion (takvimde, 312 yılından başlayarak hesaplanan 15 yıllık dönemler) yazılı olduğunu gözlemler, yani 573-574 yılları sözkonusudur ve bu da II. İustinus dönemine (565-578) işaret eder.

MANASTIRIN TARİHÇESİ

Gerçekten, kaynaklarda İustinus’un, Ada’da bir saray ve bir manastır yaptırdığı yazılıdır: “İustinus bu yıl (569) imparator olmadan önce sahip olduğu proastenion (Lat. suburbio; dış mahalle) üzerinde Deuteron Sarayı’nı yaptırmaya başladı. İmparator, yine, proastenion’u olan Pirinkipos Adası’nda, liman yakınında, başka bir (saray) yaptırdı” (Theophanes, Chronographia, PG CVIII 530); “Aynı şekilde çok büyük ve görkemli, olaganüstü güzellikteki Sophiai Sarayı’nı yaptırdı; karısından dolayı bu adı verdi. Yine, kendi proastenion’u olan Pirinkipos Adası’nda da bir saray yaptırdı” (Leon Grammaticos, Chronographia, Bonn 132); “İustinus, beşinci yılında (569) proastenion’u Pirinkipos Adası’nda bir kadınlar manastırı yaptırdı.” (Kedrenos, Historiarum Compendium, PG CXXI 745).

Kaynaklarda, manastırın İmparatoriçe İrene tarafından yaptırıldığı doğrultusunda da bilgiler vardır: “(Nikephoros) onu (=İrene’yi) Pirinkipos Adası’na bizzat kendisi (=kendisi) tarafından yaptırılan manastıra sürgüne gönderdi. (Theophanes, op cit 965); “Ama Nikephoros, öfkelenip onu derhal Pirinkipos adlı adadaki kendisinin (=İrene) kurduğu manastıra sürdü. Daha sonra onun sınır tanımayan açgözlülüğünün kentin ileri gelen kişileri arasında doğurduğu rahatsızlığı görerek, İren’nin dağıttığı lütufların etkisindeki halkın harekete geçmesinden konktu. (Kedrenos, op cut 913); “İrene’nin manastır yaptırdığı Prinkipos Adası’na sürdü.” (Zonaras, Annales, PG CXXXIV 1356).

Manastırın İustinus tarafından yaptırıldığı ama İrene tarafından onarılmış olabileceği savını dikkate alan Mamboury, yapılış tarihi olan 573’ten İrene’nin hüküm sürdüğü tarihe (797-802) kadar manastırın adının duyulmadığını, bir gün kazılarla ortaya çıkabilecek bir tuğlanın üstündeki tarihin konuya ışık tutacağını, yine de, İrene’nin bu maastırı yaşlı ve hasta olduğu son dönemlerinde onartmış olabileceğini söyler. Ancak, aşağıda sözünü edeceğimiz kaynak, 780 tarihine, dolayısıyla daha önceki bir tarihteki bir onarıma işaret etmektedir.

MANASTIRIN SÜRGÜN KONUKLARI

Daha çok inziva ve sürgün yeri olarak yararlanılan adalardaki manastırlarda olduğu gibi Prinkipos Adası’ndaki Kadınlar Manastırı da, böylece, bu amaçla gelen ya da gönderilen imparator ailesi kadınlarını ağırladı.

Belgelenen bir ziyaret, patrikios (yedinci aşama sırasındaki yüksek görev, sonraki yüzyıllarda eunuchus, ‘hadım’larla birlikte anılır) Leon’un (IV., 775-780) kızı Megalo’yla gerçekleşir. Yaşamını dine adayacak olan genç memur Theophanes —ileride, Eikonoklastes, ‘tasvir kırıcı’ kült taraftarlarına karşı savaşım verecek, Nikaia (İznik) başpiskoposu olacaktır—, Mefalo’yla zorla evlendirilmiştir, 19 yaşındaki karısını ikna ederek onu 780 sonu ya da 781 başında Ada’daki manastıra gönderir. Megalo, manastırın kurucusu olan İrene’nin adını alır, ömrünün geri kalan bölümünü orada geçirir. (Symeon Metaphrastes, Vita S. Theophanis, PG CV 13; 21; bkz Janin EO 2, 417). Theophanes’in akrabası olan Maria’nın da, daha sonra manastıra geldiği, Theophanes’in 845’te gerçekleşen ölümü dolayısıyla aşağıda sözünü edeceğimiz, kendisi de sürgün Aziz Theodoros Stoudites’in, monazousa ‘rahibe’ şeklinde hitap ettiği iki kadına yazdığı teselli mektubundan anlaşılır. Mektupta Theophanes övülür; onun ölmediği ama ölümsüz yaşama göç ettiği, onu toprağın örtmediği ama göğün kucakladığı söylenir. O, ünlü eşinden, yakınlarından, arkadaşlarından, ailesinden ayrılmış, dünyevi makamlardan feragat etmiş, evini, kentini, yurdunu terk etmiştir ve bunları genç yaşta yapmıştır. (Epistulae, PG XCIX 1197).

İmparatoriçe İrene’nin (780 ve 797-802) adı Ada’yle yakından ilgilidir. Tahta geçmek için, 19 Ağustos 797’de, oğlu 4. Konstantinos’un gözlerini oydurmuş, ardından torunu Euphrosyne’yi Ada’daki manastıra kapatmıştır: “Prinkipos’taki manastırda, çocukluğundan bu yana kalan Euphrosyne, İmparator Konstantinos’un kızıdır. Annesi Irene’nin, işlediği suçlar nedeniyle haklı olarak onun (=Constantinos’un) gözlerini oydurduğu söyleniyordu.” (Kedrenos, op cit 980); “Annesi tarafından kör edildiği söylenen Konstantinos’un kızı Euphrosyne, rahibeler arasında yaşıyordu.” (Zonaras, op cit Bonn 349-350). İrene de beş yıl sonra, 31 Ekim 802’de Nikephoros tarafından devrilerek önce aynı manastıra, sonra da Midilli’ye sürülür: “9 Ağustos, 11. indiktion (= 803) günü İmparatoriçe İrene, Lesbos (Midilli) Adası’nda sürgünde öldü; bedeni, Prinkipos Adası’nda yaptırdığı manastıra nakledildi.” (Theophanes, ibid); “Herkesin kendisine karşı olduğunu görüyordu. Halkın, hayırsever İrene’nin iyiliklerini hatırlayarak onu yenniden başa getirmesinden korkan Nikephoros, soğuk bir kış beklentisindeki Kasım ayında onu muhafızlarla birlikte aceleyle Lesbos’a sürdü.” (Theophanes, op cit 961); “İrene, gözetim altında tutulduğu Lesbos Adası’nda acı ve üzüntüden öldü. Bedeni, kurduğu Prinkipos Manastırı’na nakledildi. Dindar ve erdemliydi; yabancılar ve yaşlılar için bir çok imaret ve manastır yaptırmıştır, vergileri düşürmüş ve daha bir çok iyilikte bulunmuştu.” (Leon Grammaticus, op cit 204); “Nikephoros, İrene’nin yeniden başa geçmesinden korkarak onu hiç acımadan çok fırtınalı bir günde Mytilene’ye (Midilli) sürgüne gönderdi. İrene orada 9 Ağustos’ta, kahrıdan öldü.” (Kedrenos, ibid; krş Zonaras op cit Bonn 304).

Kadınlar Manastırı’nın tanık olduğu önemli bir olay, Euphrosyne’nin, uzun yıllar sonra İmparator II. Mikhail’le (820-829) evlenmek üzere manastırdan ayrılmasıdır. Mikhail, İmparator Leon’u öldürtüp, Nikephoros’tan (802-811) bu yana on sekiz yıl kanlı kavgalara sahne olan tahta çıkmıştı. Alt sınıftan gelen ve ancak okuma yazma bilen Mikhail, eşi Thekla’nın ölümünden sonra —ondan Theophilos doğmuştur—, eski hanedanın halk üzerindeki saygınlığından yararlanmak amacıyla (Janin op cit 419), kendini dine adamış bir gelin adayıyla da olsa, böyle bir evliliği gerçekleştirme amacındadır: “(Mikhail), istemiyormuş gibi gözükerek evliliğe razı olur. Ancak, herhangi bir kadınla değil, kendini önceden İsa’Ya adamış, çocukluğundan beri Pirinkipos’taki —ada böyle adlandırılır— manastırda Tanrı’ya bağlanmış biriyle, Euphrosyne’le evlenir.” (Theophanes Continuatus, Michail Amoriensis, PG CIX 93); “(Mikhail), senatoyu ricalarıyla bir şekilde ikna ettikten sonra, kendini çok önceden İsa’ya adamış, manastır yaşamını seçmiş, çocukluğundan bu yana Prinkipos’taki manastırda kalan Euphrosyne’yle evlendi.” (Kedrenos, op cit 980); “İmparator, karısı öldükten sonra ikinci evliliğinin tepki doğuracağını düşünerek bu yönde istekte bulunmaları için kıdemli senatörlere gizlice haber gönederdi. Böyle bir kandırmacanın doğru yönü yok değildi; senatörler, kendileri bir imparator tarafından yönetilirken eşlerinin bir imparatoriçesi olmamasının uygun düşmediğini söylüyorlardı. Mikhail senatörlerin isteğini görünüşte geri çevirse de ısrar üzerine, eğer imparatoriçeleri olmasını istiyorlarsa kendisi öldüğünde çocuklarının ileride tahta geçebileceklerine ilişkin söz istedi. Senato yazılı taahhütte bulunduğunda Euphrosyne’yle evlendi.” (Zonaras, op cit 349-350).Dini engeller, Patrik Antonios’un işbirliğiyle aşılmış olsa da (Mamboury, op cit 207) 823 yılında gerçekleşen evlilik dini açıdan utanç verici bulunmuş, Theodoros Stoudites tarafından kilise yasalarına aykırı ilan edilmişti.

Mikhail altı yıl sonra öldüğünde —çocukları olmamıştır— tahta çıkan Thekla’dan olan oğlu Theophilos, 830’da Euphrosyne’yi yeniden Ada’daki manastıra gönedirir: “Theophilos, üvey annesi Euphrosyne’yi saraydan çıkarttı ve daha önce saçlarını bıraktığı (= rahibe olduğu) manastıra dönmeye zorladı.” (Theophanes Continuatus, o cit 100); “Theophilos, saraydan çıkarttığı üvey annesini Prinkipos Adası’ndaki eski manastırına kapattı, Mikhail’in senatodan çıkartığı yemini bir işe yaramadı.” (Zonaras, op cit 1393). Buna karşılık, Euphrosyne’nin kendi isteğiyle manastıra döndüğü de söylenir: “imparator’un annesi Euphrosyne, sarayı kendi isteğiyle terk etti, Gastria adlı manastıra gitti, sakin bir yaşam sürdü” (Symeon Magister, 625 Bonn; ap Leon Grammaticos, op cit PG CVIII 1046). Araştırıcılara göre Gastria Manastırı, Samatya’da, daha sonra Sancaktar Mescidi’nin bulunduğu yerdedir.

İki yüzyıl kadar sonra yine İmparatorluk ailesinden Zoe ve Dalassena manastıra sürülür. Zoe 1042’de, 18 Nisan gecesi Ada’nın yolunu tutar. Babası VIII. Constantinos’un evlendirdiği II. Romanos’un (1028-1034) ölümüyle IV. Mikhail’le (1034-1041) evlenen Zoe, onun da ölümüyle —kaynaklar, kocasını zehirlediğini yazarlar— veliaht yaptığı, dolayısıyla tahta geçen yeğeni V. Mikhail (Kalaphates, 1041-1042) tarafından Kadınlar manastırı’na gönederilir ancak hemen ardından soylular ve Kilise’nin desteklediği isyan üzerine geri döner, Mikhail’in gözlerine mil çektirir. Kaynaklar, bu dönem olaylarını ayrıntılarıyla anlatırlar: “(Mikhail), halkın haykırışı ve harekete geçmesinden dehşete düşüp Zoe’nin saraya getirilmesi çin haber gönderdi. Zoe, rahibe kıyafetini çıkartıp imparatorluk periblema, ‘giysi’sini giydi. Mikhail, HİPPODROMOS’a (Atmeydanı) bakan kürsüden halka konuşmaya çalıştı, Zoe’nin geri geldiğini, isteklerine uyacağını söyledi ancak herkes, kürsünün altından da taş, ok atıyordu; umutsuzluğa kapılıp Stoudion Manastırı’na gidirek rahip olmaya karar verdi.” (Kedrenos, op cit Bonn 538vd); “Halkın arasından bir ses yükseldi: ‘Biz, haçı ayaklar altına alan Kalaphates’i imparator olarak istemiyoruz, annemiz ve imparatorluğun varisi Zoe’yi isityoruz’. Başka biri ‘Kalaphates’in kemikleri kırılsın’ diye bağrıyordu. Halk ardından taş ve sopalarla eparkhos ‘vali’ye doğru ilerledi. O da kaçarak canını kurtardı… Mikhail, korkup Zoe’yi halkın huzuruna çıkardı ve Zoe manastır kıyafetini çıkartıp yeniden imparatorluk giysisiyle süslendi” (Glykas, Annales, PG CLVIII 589); “Zoe imparatorun kız kardeşi tarafından yeğeni olan Mikhail’i evlat edindi. Böylece, çok çirkin, domuza benzeyen Mikhail imparatorluk tacıyla taçlandırıldı ve büyük acıların kaynağı oldu. Zoe, koynunda yılan beslemiş, imparatorluğun anası canavara teslim edilmiştir. Zenginliği ağır bir kurşun yüküne benzetirler. Eğer kişi doğuştan ağırlığı taşıyacak kadar güçlü değilse yere düşer, ezilir. Mikhail, imparatoriçe Zoe ve Theodora’yı reddetti, saçlarını kestirip bir Ada’ya sürdü. Bu olay, denizi dibinden oynatan bir fırtına gibi ağır halk hareketlerine neden oldu.” (Manasses, Synopsis Historike ‘Breviarium Historiae Metricum’ PG 127, 449-450). Zoe, 21 Nisan-12 Haziran 1042’de, kardeşi Theodora’yla birlikte tahta çıkacak, IX. Konstantinos Monomakhos’la (1042-1055) üçüncü evliliğini yapacaktır.

I. İsaakios Komnenos’un (1057-1059) kardeşi kouropalates (saray hizmetindeki baş yönetici, caesar ve nobilissimos’la birlikte en yüksek ünvan) İoannes Komnenos’un dul eşi olan Anna Dalassena, sekiz çocuğuyla ‘Komnenoslar’ın annesi’ olarak bilinir. İsaakios feragat ettikten sonra tahta çıkan Doukas ailesine karşı oluşu sonucu “çocuklarıyla birlikte Prinkipos’a sürgüne gitmesi emredilir.” (Nikephoros Bryennios, Historiarum Libri Bonn 50) ancak bir kaç ay sonra VII. Mikhail Doukas (1071-1078) tarafından geri çağrılır.

Manastır 1115’te başka bir İrene’yi, I. Aleksios Komnenos’un (1081-1118) karısını konuk etti. İmparatoriçe, bu defa sürgün ya da rahibe olarak değil, Bithynia’da (Bursa, İzmit dolayı) Türklere karşı sefere çıkan, gut hastası kocasına yakın olmak amacıyla gelmişti Ada’ya: “Basilissa ‘İmparatoriçe’, autokrator (Lat. imperator’un, bassileus yanında kullanılan Yun. çevirisi,birden fazla imperator’un olduğu sonraki dönemde baş imparator anlamındadır) Lopadion’a (Ulubat) dönüşünden sonraki gelişmeleri daha kolay izleyebilmek için Prinkipos’ta kalıyordu. Aer’e (Marmara’nın güney kıyısında, kilisesi olan yer; krş Bithynie 89) gelir gelmez, karısını getirtmek için imparatorluk kadırgasını gönderdi. Bunun iki nedeni vardı: İlki, her zaman ayağındaki hastalığın nüksetmesinden korkuyordu; ikincisi, maiyetindeki düşmanları onu endişelendiriyordu” (Anna Komnene, Alexias, PG CXXXI col 1117). Ancak İrene’nin, Aleksios’un ölümüyle oğulları İoannes yerine tahta geçmek gibi başka amaçlarla kocasına yakın olmak istediği de söylenmiştir. (Janin, op cit 421).*




* Erendiz Özbayoğlu, Hükümdarın Adası Büyükada (Eskiçağ ve Bizans Dönemi), İstanbul (2006)3-15, 40-41, 44-45.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: