Gönderen: adalarpostasi | 05 Ekim 2009

ADALAR POSTASI-2320: hepimiz ‘tayyip’ değil talibiz!… ‘mopur’a değil ‘vapur’a…


Heybeliada, 1890 ya da 2009’da:

— yahu “vapur” nerede? “mopur”a binmeyeceğiz işte!

— bu akşam 18:00 bostancı- kınalıada- burgazada- heybeliada- büyükada vapur seferi yerine “mopur” yanaşmış iskeleye!

— yok artık daha neler!

* * *

ADALAR’da TARİHTE O GÜN:

12 Ağustos 1895 Pazartesi günlü kumarbazlığın bilhassa Büyükada’da berdevam olduğu anlaşıldığından Zaptiye Nezareti’ne bunu önlemek üzere tedbir ittihazı yazıldığına dair…

* * *

ADALAR’da BİR GÜN:

Bostancı’da bir oto-MOPUR, 17/12/2008 22:12

* * *

5 Ekim 2009 Pazartesi günü
Büyükada’da HAVA DURUMU*
hafif sağanak yağışlı
16-21ºC
% 67-94 nem
B 15km/sa

* http://www.dmi.gov.tr/tahmin/il-ve-ilceler.aspx?m=BUYUKADA uyarınca

* * *

+
ADALAR’DA NÖBETÇİ ECZANELER:

http://www.istanbulsaglik.gov.tr/w/nobet/liste.asp?lc=1&gun=05.10.2009

Burgazada’da Burgazada Ecz. 381 21 12, Büyükada’da Yeni Ecz. 382 38 00, Heybeliada’da Heybeliada Ecz. 351 84 32, Kınalıada’da Kınalı Ecz. 381 41 51.

* * *

Cicely Mary Barker, The Blackberry Fairy.

* * *

1- “Adalar’a “mopur” değil “vapur” istiyoruz!” kampanyasına 5 Ekim 2009 Pazartesi günü 18:17 itibariyle toplanan 166 imza…

2- Dilek Zaptçıoğlu: “Bu arada şunu eklemem lâzım: Uzakyol Kaptanı babam aynen şöyle dedi: ‘Adalara kışın motor katiyen olmaz, orası açık denizdir,” Kısa ve öz söyledi yani. Konuşmanın devamında da aynı cümleyi tekrarladı: ‘Oraya motor çalışmaz, tehlikelidir, açık denizdir, dalga olur,’…”

3- Ali Şenalp: ” İskelelerde, İDO Genel Müdürlüğü önünde düdüklü, çalgılı, patırtılı ‘İDO’muza Teşekkürler!’ eylemleri düzenleyelim! İDOmuza yardımcı olmak için ‘Adalar Kayık Seferleri’ denemelerini başlatalım! Gençlerimiz ‘yüzerek Adaya gidip gelme antrenmanları’na başlasın! Mühendis arkadaşlarımız, “mancınıkla adaya fırlatılma ve yumuşak inişi sağlama” konusunda projeler geliştirsin! Bu çabalarımızı olabildiğince geniş bir şekilde basına duyurabilelim ki millet ‘örnek yurttaşlık’ görsün…  Yelkensiz, dümensiz, küreksiz Adalılar görsünler…  Bi de böyle görsünler… Rüzgâr varsa, orsada kazanabiliriz!”

– Çanları çıngırakları alıp gelirim derhal “İDO’ya tesekkür (!)” eylemine… )O(

4- Celâl Karaca: “Sayın yetkililer; isteseniz de istemeseniz de bu Adalar’a vapur seferlerini bizim istediğimiz gibi insanca saatlarde yapmak zorundasınız. Nedeni geri kalmışlığınız, kindarlığınız ve de çekememezliğiniz ortaya çıkmaması için….”

5- Tuba İlkmen Şenay: “Bu sabah eşim her zamanki gibi kızımızı okula götürmek üzere mecburiyetten Heybeliada’dan 07:10 motoruna bindi. Ben de 07:05 Kabataş vapuruna binmiştim ancak hava yağmurlu ve patlamak üzereydi ve motor uzaktan o kadar güvensiz göründü ki, ben de vapurdan inip koşa koşa onların yanına motora atladım. Bir anne olarak —belki abartıyorum ama— birşey olacaksa yanlarında olmak istedim. Doğduğumdan beri Adalıyım (yaş 36) ve hayatımda ilk defa böyle bir korku yaşıyorum. Umarım bu saçma uygulama kimsenin başına birşey gelmeden son bulur…”

6- Bülent Baviker: “210 sene sonra motor açılımı yapılarak geriye ( pardon ) ileriye “durmak yok yola devam” sloganıyla MOTOR İSKELESİ haline getirilip, burada yaşayan ( öğrenci, çoluk çocuk, yaşlı sakat, her gün işe gidip gelmek zorundaki insanları ) kar, tipi, lodos, sis, vs. hava şartlarında iskeleye sadece baştan kara yanaşabilen ve sadece 1 metre eninde 5 basamaklı bir merdivenden indirip bindiren açılımı, bu açılımı üreten beyini, bu beyini yetiştirip, bu mevkiye getirenleri ve bu duruma göz yumanları, tebrik ediyor ve kutluyorum!..”

– Bülent Bey, Allah sizi “inandı”rsın! Ekteki fotoğraf “baştan kara” Heybeliada! )O(

7- Emine Çiğdem Tugay: “Hepimiz ‘TAYYİP’ değil TALİBİZ!.. ‘MOPUR’a değil ‘VAPUR’a…”

8- Talin Etyemez: “Gizli bir motorseverden fotoğraflar… Kötü bir havada dalgalar arasında yol alırken, sular içeriye de giriyor!!!…”

9- Adalar Belediye Başkanı Mustafa Farsakoğlu, meclis koltuklarında felsefecilerin oturmasının çok sevindirici olduğunu belirterek “Bu salonda ilk defa ilçenin sorunlarını tartışmayacağız, felsefe yapacağız” dedi.

10- Nezih Bayraktar: “Adalar Kültür Derneği 32. Kültür Gezisi’ni 24-25 Ekim’de Bolu- Abant- Yedigöller’e düzenliyor…”

11- Kara Kedi: Adalara dair güzellikler bir bir yitip giderken… Hatıramdan hiç silinmeyen o kare geldi yine… Gözümün önüne… Sonra diğeri hüzünle… Kara kara düşünen… Kara kedi soruyor: “Bizim cennetimiz nerede?” […] Cenneti cehenneme çevirmek niye?

– Emine Çiğdem Tugay: “Oysa bu TARUMARda ne kış güzeli yasemini, ne de kendini koruyabilmiş ne yazık! Bu bahar nereye bakacak, nerede keyfedecek şimdi bizim şu mahzun kara kedi? Her derde deva Paeonia (Şakayık) da gitti! Peki ne olacak bu Ada’nın akıbeti?”

– Füreya: “Ne diyordum size, ha evet… cennet! Cennet nasıl olur bilirdik biz, Büyükada’daki Şakir Paşa Köskü’nün bahçesinde yaşayan çocuklar… Cennet, bir cami ile bir kilise arasında kalan araziye inşa edilmiş, üç katlı ahşap bir Osmanlı konağı idi. Bize uçsuz bucaksız gelen bahçesinde fuller, hatmiler, yaseminler… […]

– Zeki Müren: “Dikensiz gül olmazmış… Çilesiz gönül Ayşem… Her kuş bülbül olmazmış… Her çiçek de gül Ayşem..”
“Bir demet yasemen…”

– Ayşe Kulin: “Saçlarına yasemin kokuları sinmiş çocuklar…”

12- Selah Özakın: “Duydum ki içme suyuna bönlük katmış birileri… Ondanmış insanımın olanlara tepkisizliği…”

ADALAR POSTASI’nin 2320. sayısında:
http://adalar-postasi-guncel.blogspot.com/2009/10/adalar-postasi-2320-hepimiz-tayyip.html

)O(

* * *

BİR de BALIK:

…………………………………………………1

From: adalar.postasi@gmail.com
Subject: adalara “mopur” degil “vapur” istiyoruz!
Date: October 5, 2009 6:11:44 PM EEST
To: baskan@ibb.gov.tr, info@ido.com.tr, binali.yildirim@tbmm.gov.tr, hnaiboglu@denizcilik.gov.tr
Cc: adalar@istanbul.gov.tr, mustafafarsakoglu@adalar.bel.tr, adalar.postasi@gmail.com

26.9.2009

ADALAR’A

MOPUR DEĞİL

VAPUR İSTİYORUZ!

[ ilgili arzuhal şu adreste: http://adalar-postasi-guncel.blogspot.com/2009/10/adalar-postasi-2318-ne-yazik-ki-tek.html ]

ADALAR POSTASI
adalar.postasi@gmail.com
htpp://adalar-postasi-guncel.blogspot.com

Emine Çiğdem Tugay, Handan Altıneller, Şirin Ünal Kahraman, İpek Yagal Gül, A. Armağan Portakal, Davut Berker, Tuba İlkmen Şenay, Pınar Örtel, Yaşar Özürküt, Recep Yarlığan, Yasemin Baran, Tugay Kartal, Arif Pırnal, Begüm Yavuz, Fethi Okyar, Selda Arkan, Pınar Turhan, Ayşe Çağlar (Prof. Dr.), Birsen Sezgün, Sasa Vasiliadiz, Selah Özakın, Aris Kyriazis, Pınar Satıoğlu, Hakan Satıoğlu, Arif Çağlar (Dr.), Gökhan Akçura, Oya Koca, Orhan Bursalı, Sara Beşkardeş, M. Cemal Beşkardeş, Ali Fuat Beşkardeş, Ahmet Can Beşkardeş, Zehra Taşman, Fatma Samiye Beşkardeş, Selma Kurdakul, Cem Ertekin, Ömer Faruk Beşkardeş, İzzet Beşkardeş, Fatma Artunkal, Mercan Bursalı, Meryem Bursalı, Nisan Özdoğan, Seza Artunkal, Akgül Baylav, Cahit Baylav, Ayşe Bilgin, Ali Bilgin, Kerem Khan, Uğraş Salman, Mehmet Selim Tugay, Canan Alioğlu, Engin Damcı, Nesrin Yazıcı, Mehmet Onaner, Muharrem Demir, İsmail Serdar Demir, Alper Dizdar, Ender Eren, Ersin Güneralp, Seda Zobaroğlu, F. Nur Çakmak, M. Berken Çakmak, Musa Çakmak, Nesimi Büyükbabani (Prof. Dr.), Melek Kızıldağ, Arif Kızıldağ, Aziz Kızıldağ, Keklik Kızıldağ, Deniz Kızıldağ, Derya Kızıldağ, Çağlar Kızıldağ, Menteş Azuz, İlkay Kurdak, Istatis Arvanitis, Kenan Yüksel, Sibel Yüksel, Sinan Yüksel, Aykut Yüksel, Gamze Yüksel, Gülsevil Tüzün, Işık Meriç, Kaya Onur, Gönül Kurtkan, Kuten Kurtkan, Alanur Kurtkan, Altuğ Kurtkan, Sezin Kurtkan, Feride Özmat, Mustafa Özmat, İsmail Özsürücü, Nevin Özsürücü, İrem Özsürücü, Berkay Özsürücü, Nirva Özsürücü, Vildan Kaçar, Mete Kaçar, Ayşe Şive, Baturer, Avni Baturer, Burcu Özgültekin, Doğan Özgültekin, Deniz Özgültekin, Ayda Arel (Prof. Dr.), Selçuk Gül, Şebnem Aksan (Prof. Dr.), Nevin Arpaçay, İsmail Baysal, Sema Baysal, Gökhan Baysal, Ataol Behramoğlu, Hülya Behramoğlu, Barış Behramoğlu, Eren Sagay, Bingül Durbaş, Füsun Başer, Ron Rose, Emma Rose, Kerim Rose, Tiraje Dikmen, Dilek Zaptçıoğlu, Jurgen Gottschlich, Nilgün Cerrahoğlu, Ali Şenalp, Esen Çamurdan, Mine Baysan, Celâl Karaca, Ahmet Tanrıverdi, Hüsnü Fikri Karaman, Nurettin Karaman, S. Ufuk Tatlı, Nazaret Gezer, Mircan Göçer, Nuran Çelik, Levon Çelik, Uğur Ademoğlu, Harun Keşiş, Mustafa Altıneller, Can Altıneller, Cem Altıneller, Stelki Triyandafilidis, Ömer Faruk Şenay, Yurdanur İlkmen, Oğuz Argon, Eda Yurdakul, Nur Kızıltuğ, Celâl Kızıltuğ, Esra Kızıltuğ, Selçuk Kızıltuğ, Dilek İçinsel, Nezih Bayraktar, Ayşegül Bayraktar, Damla Bayraktar, Asuman Demir, Serap Güre Şenalp, İrini Notis, Diamandis İliadis, Uğurhan Öksüm, Efe Rıfat Öksüm, Umut Deniz Öksüm, İnciser Sayın, Emine Tosun, Zeynep Kalender, Serap Erdem, Hülya Balkay, Necdet Balkay, Bülent Baviker, … (5 Ekim 2009 Pazartesi günü 18:17 itibariyle toplanan 166 imza…)

…………………………………………………2

From: DİLEK ZAPTÇIOĞLU
Subject: Re: sevgili dilek, sevgili jurgen, “adalara mopur degil vapur istiyoruz!” kampanyasina imza desteginiz icin 1001 tesekkurler…
Date: October 4, 2009 6:02:27 PM EEST
To: adalar.postasi.1@gmail.com

Facebook’a da koydum – ADALAR POSTASI’nın reklamını da yaptım, kampanyayı möhim kişilerden mütevelli arkadaş listeme de duyurdum…

Bu arada şunu eklemem lâzım: Uzakyol Kaptanı babam aynen şöyle dedi:

“Adalara kışın motor katiyen olmaz, orası açık denizdir,”

Kısa ve öz söyledi yani. Konuşmanın devamında da aynı cümleyi tekrarladı:

“Oraya motor çalışmaz, tehlikelidir, açık denizdir, dalga olur,”

Velhasıl: Eğer bu imza kampanyası işe yaramazsa bir avukata vekâlet verelim ve İDO’ya ruh sağlığımızı ve can güvenliğimizi tehlikeye attığı için dava açalım…

Beni bile çileden çıkartan (Facebook’ta Farmville oyununu kapatmak, tepeme 3G baz istasuyonu dikilmesine seyirci kalmak… gibi!) son uygulamalara karşı, her yöntem mübah diyorum… Baz istasyonuna karşı bu hafta vekâlet çıkartıyorum. Olmazsa İDO’ya karşı da çıkartalım. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidelim! Çünkü: Kış vakti o motorlarla yolculuk YA-PI-LA-MAZ!

Sevgiler,

Dilek

…………………………………………………3

From: ALİ ŞENALP
Subject: Rüzgâr varsa, orsada kazanabiliriz!
Date: October 4, 2009 7:08:19 PM EEST
To: adalar.postasi@gmail.com

Rüzgâr varsa, orsada kazanabiliriz!..

İDO’dan istiyoruz…
Diğer hatlarla orantılı bir vapur ücreti istiyoruz!
Tarifelerin Adalılara sorulmasını istiyoruz!
Yalova seferini geri istiyoruz!
Eminönü seferini istiyoruz!
Adalar arası geçişlerin Adalılara ücretsiz olmasını istiyoruz!
Maltepe-Adalar hattının işlevsel bir şekilde çalıştırılmasını istiyoruz!
“Mopur değil, vapur istiyoruz!”
Vapurlarımızı geri istiyoruz.
İstiyoruz… [ da isitiyoruz! )O( ]

Farkında mısınız önce hizmet ve ücretlerle ilgili isteklerimiz varken, şimdi vapurları geri istemeye kadar geldik!
Biz istedikçe İDO alıyor!
Biz istiyoruz, onlar vermiyorlar, daha da alıyorlar…

Dışarıdan bakan birisinin, var olan görüntüye ‘sado-mazoşist’  bir anlam yüklemesi de mümkün.
Verilen hizmeti eksiltmek onların hoşuna gidiyor, isteyip de alamamak bizim!

Herhalde böyle görünür…
Çünkü alamadığımız zaman hiçbir şey olmuyor:
Ücretler aynı fahişlikte kalıyor!
Tarifeler eskisinin aynı!
Yalova seferi yapılmıyor!
Adalar/mahalleler arası yolculukta tam bilet parası kesiliyor…

İDO işin çaresini bulmuş: Eski isteğimizi unutturmak için bizden daha büyük bir şey alıyor!

Şimdi, vapur yerine motorları koydu sefere!
Vapurları istemeye devam edersek sanırım bir sonraki hamlesi sefer sayısını azaltmak olacaktır!
Ne de olsa İDO’nun büyük yeniliği “Deniz Taksi” var. Bir de hizmet olsun diye Adalılara taksi ücretinde %10 indirim yapar. Büyükada ve Heybeli’ye günde dört, Burgaz ve Kınalı’ya iki ‘mopur’ seferi yeter!
Tarife dışı seyahat etmek isteyenlere: ‘İDO size telefonunuz kadar yakın, Deniz Taksi emrinizde…’.
‘Olmaz’ demeyin!
Dedikçe oluyor, dedikçe oluyor…

Bunu engellemenin bir yolu var: İDO’ya teşekkür etmek!
Dersini almış Adalılar olarak bu gidişi durdurmanın tek yolu bu.
Bütün içtenliğimizle İDO’ya teşekkür etmeliyiz!
Eksilttiği hizmetlere teşekkür etmeliyiz!
Hatta şimdi sağladıklarının bile fazla olduğunu, ücretleri 6 liraya çıkartması gerektiğini, bu da yetmezse seferleri tümden kaldırmasını istemeliyiz!

Eskiden, yani ‘çok eskiden’ vapur mu varmış?

“Kayık istiyoruz” sloganını yükseltmeliyiz!
“Avuçlarımız küreklere asılma isteğiyle yanıp tutuşuyor” diyebilmeliyiz!
“İDOmuza yük olan Ada seferleri kaldırılsın! İDOmuza canımız feda” diyebilmeliyiz!
Diyebilmeliyiz…
Yeterince içten ve ses getirici bir haykırışla bunu duyurabilirsek, belki o zaman İDOmuz her zaman yaptığı gibi tersine bir şeyler yapmaya razı olur.
Vapurları geri verir, seferleri bize sorar, ücretleri normal seviyelere çeker. Ve bizler ‘üzülsek’ de başımıza gelen bu iyi şeylere, sadece İDOmuzu memnun etmek için razı oluruz…

Haydi, öyleyse bir ‘teşekkür kampanyası’ düzenleyelim;
“Mopur yetmez, kayık istiyoruz!”
“Adalılar küreklere…”
“İDO bizim canımız, feda olsun vapurumuz!”
“İDO sen iste; Adalılar yüzer bile…”

Varsın bizi görenler ‘Adalılar kafayı yemiş’ desinler. Öyle de böyle de sonuçta yekeyi kırıp, ıskarmozu koparacaktık; hiç olmazsa dümeni kendi isteğimizle bırakmış olalım…

İskelelerde, İDO Genel Müdürlüğü önünde düdüklü, çalgılı, patırtılı “İDOmuza Teşekkürler” eylemleri düzenleyelim!
İDOmuza yardımcı olmak için “Adalar Kayık Seferleri” denemelerini başlatalım!
Gençlerimiz “yüzerek Adaya gidip, gelme antrenmanları”na başlasın!
Mühendis arkadaşlarımız, “mancınıkla adaya fırlatılma ve yumuşak inişi sağlama” konusunda projeler geliştirsin…

Bu çabalarımızı olabildiğince geniş bir şekilde basına duyurabilelim ki millet “örnek yurttaşlık” görsün…

Yelkensiz, dümensiz, küreksiz Adalılar görsünler…

Bi de böyle görsünler…

Rüzgâr varsa, orsada kazanabiliriz!

[ İDOmuz borsa da kaybetse de! )O( ]

Herkese selâmlar,

Ali Şenalp (alargada)
04.10.2009

Not: Bu olabildiğince “makul kampanyayı” önermekle birlikte, “Adalar’a mopur değil vapur istiyoruz!” imza kampanyasına da katılıyorum. Lütfen benim imzamı da ekleyin. Sevgilerimle…

….

From: adalar.postasi@gmail.com
Subject: Re: Rüzgâr varsa, orsada kazanabiliriz!
Date: October 4, 2009 7:21:27 PM EEST
To: ALİ ŞENALP

Ali Bey,
Buruk bir tebessümle okudum yazınızı…
Aklınıza fikrinize sağlık!
Daha bu sabah bu minvalde bir ironiyle “mopurumu seviyom, cünkü…” diye bir yazı yazmak geçmişti aklımdan…
Çanları çıngırakları alıp gelirim derhal “İDO’ya tesekkür (!)” eylemine…
Ah! Keşke bir biçimde örgütlenebilsek de dayansak İDO’nun kapısına…
Lâkin
[…] Yalova vapuru için Kabataş’ta yapılan ilk eylem pek tenhaydi… İkinci “olabildiğince” sesli, vaktiyle Anadolu’dan topladığımız çan-çıngırakları götürüp dağıtmıştım herkese… Gelen basın mensuplarına iskeleye faksladıkları açıklaMAları dağıttırmıştı Paksoy, bir muhabire bizzat kanalından, halkın isyanına dair çektiklerinin yayınlanmayacağı telefonu bile gelmişti daha yoldayken kanala dönüşte! Büyükada pazarında… Yalova seferinde de ha keza… Yalova Pazarı’nda insanları biraraya toplamak üzere yapmadığımız şaklabanlık kalmamıştı bu minvalde… Vapurun kaldırılmasından doğrudan etkilenen Yalovalı pazarcının ve asıl Yalovalı’nın genel anlamda kayıtsızlığına ragmen olanca kalabalığımızla çarsıda, pazarda, sokaklarda yürümüştük elimizdeki çanlarla… Heybeliada’da “B-öngörünüm istemiyoruz!” eylemine Yalova vapuru yolcusu Yalovalı bir beyefendi gelmişti de Adalılar’dan pek itibar eden olmamıştı! Büyükada iskelesine kondurdukları çelik yığını gölgeliğe karşı yaptığımız eylemde de bir elin parmakları kadardık neredeyse! Neyse! Acep Bergama’ya mı yerleşsek yoksa Bergamalıları mı Adalara davet etsek? […]
Yazı ve imza desteğinize 1001 teşekkürlerimizle,
Ada sahillerinden selamlar,
ADALAR POSTASI adına
Çiğdem’den
)O(

+ Ekteki fotoğrafta iş dönüşü “küreğe kuvvet”le Adalara dönenler mi görülmekte ne? :)
)O(

From: EREN SAGAY
Subject: Ara Güler’in 1950-1960 yılları arasında çektiği siyah-beyaz İstanbul fotoğrafları
Date: October 5, 2009 7:57:24 AM EEST

[…]

[…]

…………………………………………………4

From: CELÂL KARACA
Subject: benimde imzam olmalı
Date: October 5, 2009 9:19:18 AM EEST
To: adalar.postasi@gmail.com

Benim de imzam olması gerek!
Vapur seferlerini düzenleyen sayın yetkililer;
isteseniz de istemeseniz de bu adalara vapur seferlerini bizim istediğimiz gibi insanca saatlerde yapmak
zorundasınız.
Bunu yapmayanlar …..
Ya kıskançlıktan,
Ya çekememezlikten,
Ya da benim olmayan başkasının da olmasın mantığıyla düşünenlerden DEĞİLSENİZ…
Bu imzalara bakın ve seslerimizi ve de yazılarımızı okuyun.
Ben böyle düşünüyorum.
Celâl Karaca

…………………………………………………5

From: TUBA İLKMEN ŞENAY
Subject: Re: ADALAR POSTASI-2318: ne yazik ki tek imzam var, yoksa yuz tane imza verirdim bu kampanyaya…
Date: October 5, 2009 11:08:16 AM EEST
To: adalar.postasi.1@gmail.com

Merhaba,
Bu sabah eşim her zamanki gibi kızımızı okula götürmek üzere mecburiyetten Heybeliada’dan 07:10 motoruna bindi. Ben de 07:05 Kabatas vapuruna binmiştim ancak hava yağmurlu ve patlamak üzereydi ve motor uzaktan o kadar güvensiz göründü ki, ben de vapurdan inip koşa koşa onların yanına motora atladım. Bir anne olarak —belki abartıyorum ama— birşey olacaksa yanlarında olmak istedim. Doğduğumdan beri Adalıyım (yaş 36) ve hayatımda ilk defa böyle bir korku yaşıyorum. Umarım bu saçma uygulama kimsenin başına birşey gelmeden son bulur.

İmza kampanyası icin, Heybeliada’da bazı işletmelerde bulunan imza listelerine de imzalarımizı attık. Sanırım yakında bir de yürüyüş yapılacakmış. Umarım herkesin zamanında haberi olur bu eylemden… İmza listesine bu isimleri de eklerseniz cok memnun olurum.

Ömer Faruk Şenay, Yurdanur İlkmen, Oğuz Argon, Eda Yurdakul, Nur Kızıltuğ, Celâl Kızıltuğ, Esra Kızıltuğ, Selçuk Kızıltuğ…

Sevgiler,

…………………………………………………6

From: BÜLENT BAVİKER
Subject: Re: ADALAR POSTASI-2317: “adalara mopur degil vapur istiyoruz!” kampanyasina imzanizi istiyoruz!
Date: October 5, 2009 3:24:15 PM EEST
To: adalar.postasi@gmail.com

http://adalar-postasi-guncel.blogspot.com/2009/10/adalar-postasi-2317-adalara-mopur-degil.html


http://cgi.ebay.com/2040-Turkey-Prinkipo-M-J-C-NO-382_W0QQitemZ330330535934QQcmdZViewItemQQptZLH_DefaultDomain_0?hash=item4ce93bf7fe&_trksid=p3286.m20.l1116

Üst kısımda görünen kartpostalda “Constantinople, İles des Princes, Prinkipo” diye yazıyor.
Aslında kartpostalda görünen yer “Halki” yani Heybeliada İskelesi’nin 1800’lü yıllardaki hali.
210 sene sonra motor açılımı yapılarak geriye ( pardon ) ileriye
“durmak yok yola devam” sloganıyla MOTOR İSKELESİ
haline getirilip, burada yaşayan ( öğrenci, çoluk çocuk, yaşlı sakat,
her gün işe gidip gelmek zorundaki insanları ) kar, tipi, lodos, sis,
vs. hava şartlarında iskeleye sadece baştan kara yanaşabilen ve
sadece 1 metre eninde 5 basamaklı bir merdivenden indirip
bindiren açılımı, bu açılımı üreten beyini, bu beyini yetiştirip, bu mevkiye
getirenleri ve bu duruma göz yumanları, tebrik ediyor ve kutluyorum.

Sevgilerimle,

Bülent Baviker

Bülent Bey,
İlahi! İşkillenmesine işkillenmiş ammavelakin yok artık daha neler kartpostalı da yanlış basmamışlardır zaar deyip aleni çelişkiyi not düşmemiştik!
Teşekkürler!
Allah sizi “inandı”rsın! Ekteki fotoğraf “baştan kara” Heybeliada! :)
Selam ve sevgi,
Çiğdem’den
)O(


Heybeliada, 31/05/2007 04:47

…………………………………………………7

HEPİMİZ ‘TAYYİP’ değil TALİBİZ!

‘MOPUR’a değil ‘VAPUR’a…

Vapurların yerine “Martılar’ın bile hızına yetişemeyeceği” bilmem neler gelecekti ya hani!
[http://www.milliyet.com/2005/03/15/guncel/axgun02.html , http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=147796%5D

27 Mart 2005 tarihli Radikal Gazetesi: “…[Ahmet] Paksoy, “Artık hızlı balık yavaş balığı yutuyor. Yeni gemilerde de İstanbullular denize simit atacak ama martılar hızına yetişebilecek mi bilemem” dedi. […] “Yolcu hareketlerine göre iskele, gemi ve sefer aralıklarını yeniden düzenledik. Daha kısa sürede daha konforlu yolculuk yapılacak. Boğaz’daki gemi karmaşasına son verecek bir gemi standardı yakalanacak. Yeni gemi tipi önden de yükleme ve boşaltma yapabilen, İstanbul Boğazı’na uyumlu, daha seri, daha güvenilir, daha temiz, daha konforlu olacak. İki yaka arasında yarım saatte bir 20 dakikalık yolculuk yerine, beş dakikada bir en fazla 10 dakika yolculuk yapılacak. Yeni gemilerde İstanbullular yine denize simit atacak ama martılar hızına yetişebilecek mi bilemem.”

28 Mart 2005 tarihli Sabah Gazetesi’nde çıkan haberde: “…Deniz ulaşımındaki payı yüzde 3’ten yüzde 10’a çıkarmayı hedefleyen belediye, bu çerçevede ilk olarak emektar vapurları değiştirme kararı aldı. Norveçli Kvaerner firmasıyla temasa geçen belediye, hantal vapurlar yerine, daha konforlu, manevra kabiliyeti yüksek daha hızlı ve İstanbul siluetine yakışacak yeni gemiler istedi. Kvaerner firması da İDO’nun talebi doğrultusunda ilk prototip gemiyi hazırladı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi eski gemileri de elden geçirecek ve bir kısmını sanat ve kütüphane gemisi olarak düzenleyecek, bazılarını da kısa mesafelerde nostaljik taşıma için kullanılacak…”
[http://www.sabah.com.tr/2005/03/28/gun107.html]

30.000 küsur İstanbullu “VAPURLARIMIZI VERMİYORUZ!” deyince
[http://groups.yahoo.com/group/vapurlarimizi_vermiyoruz]

çeviriverdilerdi ya kazı!.. Yanmasın diye!

6 Temmuz 2005 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde: “…İstanbul Deniz Otobüsleri AŞ (İDO) Genel Müdürü Ahmet Paksoy, ”Vapurlarımızı Vermeyeceğiz” kampanyasına destek verdiğini belirterek ”Bütün vapurları yaşatacağımı taahhüt ediyorum. …Geçenlerde Norveç’ten gemi getiriliyor diye haberler çıktı. Ben de gazetelerden öğrendim.

Yandım Allah!

“Biz aslında öyle [http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=157365] dememiştik! Ne demiştik?

Ehem! Köhem! Bilmem ki ne desek?
[http://www.vapurlarhepkalacak.com]

Tamam şimdi bulduk! Diyeceğimiz şuydu ki “Haydi İstanbul Vapurunu Seç”mece oyunuyla
[http://groups.yahoo.com/group/vapurlarimizi_vermiyoruz/message/2012]

oyalayıp kimilerini
[http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/4310328.asp?yazarid=148]

sözümona İstanbul’un seçimiyle
[http://www.milliyet.com.tr/2006/06/23/son/sontur33.asp]

yarattılar kadim Marmara sularının dahi bugüne değin görmediği o ucubeleri!
[http://www.arkitera.com/k261-sehir-haltlari.html]

Üstelik de bu akıllara ziyan “demokrasi oyunu”yla, çiziktirilmiş 8 vapur arasından seçilen değildi suya indirdikleri!
[http://groups.yahoo.com/group/vapurlarimizi_vermiyoruz/message/9671]

Boğaz vapurları da Van Gölü’ne yollanmışlardı ki
[http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=156091]

“mopurlar” İstanbul siluetinin de Boğaziçi kültürünün de
[http://www.ntv.com.tr/news/357286.asp]

deniz ulaşımının da
[http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=217869]

içine ettiler!

Bırakın iskeleye ancak baştan kara yanaşmayı, kahraman İstanbul halkı zar zor da olsa her nasılsa
—tekerlekli iskemledekiler misal karga tulumba—
[http://2.bp.blogspot.com/_o8uj35AMFaU/SsESnMmO2ZI/AAAAAAAADHY/lqCbMGRkk94/s1600-h/9.jpg]

denizi boylamadan azimle inip binmeyi beceriyorlarsa da şimdilik kimseler egzozlarından çıkan dumanın, yolculuk boyunca adeta insanın beynini esir alan motorlarından yükselen o korkunç gürültünün insan ve çevre sağlığına ne zararlar verdiğini/vereceğini bilmiyor ya da bilmezlikten geliyor!

Elalem de sittin senedir işleyen o güzelim vapurları bırakıp bu çağda böylesi uyduruktan teknelerle bi alem yolculuk edenlerin de ettirenlerin de aklına şaşıp hilafsız dalga geçiyor!

Değil mi ki İstanbul’a vaktiyle bir gelen sonraki her gelişinde evvela vapurları soruyor! Nerdeeee… “Vapurlarımızı Vermiyoruz!” Kampanyası’ndan ilhamla İDO’dan “Her Belediyeye ve İsteyene Birer İkiser Vapur” Kampanyası derken AK(P)li evvel belediye başkan adaylarının seçim yatırımı olarak “Vapurlarımızı Alıyoruz!” Kampanyası’yla el altından satıldı vapurlarımız birer birer…
[http://groups.yahoo.com/group/vapurlarimizi_vermiyoruz/message/9779]

Vapur bizim neyimize! Haydeeee mopurlar işte!

Boğaz,
[http://www.radikal.com.tr/1998/08/03/turkiye/01bog.html]

Üsküdar-Beşiktaş…
[http://www.virahaber.com/haber/150-yillik-vapur-hatti-yerine-motor-10043.htm]

seferleri derken sıra şimdi de Adalar-Bostancı hattında vapur yerine mopur mopur mopurlar…

İlkin vapur seferleri arasında yolcu çalarak başladılar işe…
[http://www.mavimarmara.net/tarihi.php , http://www.ido.com.tr/?page=SubPage&textid=1012&ln=TR&View=2%5D

“Vapur seferlerinin yolcu sayısındaki azalmadan dolayı” diye hiç utanıp sıkılmadan, “İDO zarar ettiğinden” bahanesiyle
[http://3.bp.blogspot.com/_o8uj35AMFaU/SsESn3VcedI/AAAAAAAADHo/0YzBxoFFMOA/s1600-h/7.jpg]
enayi sandıklarına yutturuyorlar işte!…

Velhasılı kanserli hücreler misali yayılan “mopur”lar iskele/terminal… vapur/otobüs/motor… derken deniz ulaşımını asfalta sıvayıp en nihayetinde İstanbul’un deniz ulaşımı kültürünün suyunu sıkıp canını çıkartacak mı dersiniz?

Yahu İDO 2009’da özelleştirilmiyor muydu? Haydi satışa çıkartın şu İDO’yu… Talibiz bizler! Filonuzdaki “İDO kriterleri ve kalite anlayışıyla tamamen örtüşen doğru (!?) mopurlar ve o Fatih, Kadıköy misali seçmeCE g-stringli ucubeler” sizin olsun! TDİ’den hani neredeyse “bedavadan” aldığınız vapurlara talibiz bizler! Neyse parası vereceğiz!

Çam sakızı çoban armağanı Türkiye Denizcilik İşletmeleri’ne hediye edecek İstanbullular vapurlarını yine!

Vapurlarımızı vermiyoruz! Vapurlarımızı satın alıyoruz!

Böylelikle Karaköy iskelesi misali “batmadan” kasasını dolduran İDO da “kriterleri ve kalite anlayışıyla tamamen örtüşen doğru (!?) mopurlar ve o ucubeler”e binip çekip gitsin her nereye isterse! İDO kasasını taşıyamayıp batapilur o mopurlar gerçi ya… Allah her şeyin hayırlısını versin!

Emine Çiğdem Tugay
)O(

…………………………………………………8

ADALAR POSTASI-2050 (4.4.2008): ikametzadegân… felaketzadegân…

From: Talin Etyemez
Subject: motorlarda guvendeyiz!!!!!
Date: April 1, 2008 8:52:57 PM EEST
To: adalar.postasi@gmail.com

Gizli bir motorseverden fotoğraflar… Kötü bir
havada dalgalar arasında yol alırken, sular içeriye de
giriyor!!!




…………………………………………………9

Cumhuriyet 05.10.2009

YEDİTEPE-BELEDİYE İŞBİRLİĞİ

ADALAR’da FELSEFE

İstanbul Haber Servisi – Yeditepe Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü ile Adalar Belediyesi’nin işbirliğiyle düzenlenen “Adalar’da Felsefe Etkinlikleri” başladı.

Adalar Belediye Meclis Salonu’da düzenlenen felsefe etkinliklerinin açılış konuşmasını yapan Adalar Belediye Başkanı Mustafa Farsakoğlu, meclis koltuklarında felsefecilerin oturmasının çok sevindirici olduğunu belirterek “Bu salonda ilk defa ilçenin sorunlarını tartışmayacağız, felsefe yapacağız” dedi. Farsakoğlu, felsefe etkinliğinin çokkültürlülüğün, harmoninin sembolü olan Adalar ilçesinde yapılmasının da daha da anlamlı olduğunu söyledi.

Yeditepe Üniversitesi Felsefe Bölümü Başkanı Prof. Dr. Saffet Babür, felsefe etkinliklerinin farklı konu ve konuşmacılarla devam edeceğini, hedefin sadece akademik dünya olmadığını, felsefeye ilgi duyan herkesin etkinliklere katılabileceğini söyledi.

Prof. Dr. Doğan Özlem “Özgürlük ve Özgürlükler” başlıklı sunumunda “özgürlük” kavramının birçok toplum, felsefi akım ve bilim alanındaki farklı anlamlarını irdeledi. Çağdaş siyaset felsefesinde ve hukukta iki temel yaklaşımın olduğunu söyleyen Özlem, çeşitli alanlarda birey hak ve özgürlüklerin savunucusu olan liberal yaklaşım ile eşitlikçiliği daha fazla ön plana çıkaran toplumsal özgürlükçü yaklaşımın savunucusu sosyalist fikirlerin bu alandaki temel yaklaşımlar olduğunu kaydetti. (0 216 578 06 94 –

(sbabür@yeditepe.edu.tr)

…………………………………………………10

From: NEZİH BAYRAKTAR
Subject: Vapurumu istiyoruma bizi de ekleyin!
Date: October 5, 2009 11:44:54 AM EEST
To: adalar.postasi@gmail.com

ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ
KÜLTÜR GEZİLERİ: 32
BOLU- ABANT- YEDİGÖLLER
24-25 Ekim 2009

24 Ekim Cumartesi
Sabah 7:30 Ataköy- 7:50 Mecidiyeköy- 8:15 Bostancı’dan hareket
11:00 Abant’a ulaşma -12:00 öğle yemeği (herkes kendi ödeyecek)
14:00 Abant civarını gezip Bolu’ya gecelemek için hareket

25 Ekim Pazar
Kahvaltı sonrası midibüslerle Yedi Göller’e hareket
Yedi Göller’de öğle yemeği
Kuzu çevirme, salata, iç pilav, irmik helvası
Saat 17:00 İstanbul’a hareket

Ücret: 200 TL/kişi (2 kişilik odada)

Otobüsle gidiş-geliş, midibüsle Yedi Göller’e çıkış dahil
yarım pansiyon-otobüs ikramları-Pazar günü kuzu çevirme ve tüm hizmetler dahil
C.tesi öğle yemeği ve yemeklerdeki içecekler hariçtir.

…………………………………………………11

Adalara dair güzellikler bir bir yitip giderken…
Hatıramdan hiç silinmeyen o kare geldi yine…
Gözümün önüne… Sonra diğeri hüzünle…
Kara kara düşünen…
Kara kedi soruyor: “Bizim cennetimiz nerede?”

[…]
Biz çocuklar, yani Aliye, ben ve Cevat Dayımın kızı Mutarra… Saçlarına yasemin kokuları sinmiş çocuklar.
“Çocuklar, bu bahçe cennetten bir köşedir,” derdi ninem.
“Cennet nedir nine?”
“İyi insanlar ölünce gittiği yer, canım,”
“Ama biz ölmedik ki daha.”
‘İyi ya işte,” derdi Aliye, “burası cennet ise, hiç ölmeyeceğiz demek ki. Biz, yerimize gelmişiz bile!”
[…]
Ne diyordum size, ha evet… cennet! Cennet nasıl olur bilirdik biz, Büyükada’daki Şakir Paşa Köskü’nün bahçesinde yaşayan çocuklar…

Cennet, bir cami ile bir kilise arasında kalan araziye inşa edilmiş, üç katlı ahşap bir Osmanlı konağı idi. Bize uçsuz bucaksız gelen bahçesinde fuller, hatmiler, yaseminler… […]*

Cenneti cehenneme çevirmek niye!
)O(

bir varmış bir yokmuş… diye baslarmış ya masallar…

bir varmış…

18/04/2005

bir yokmuş…

03/04/2008

ADALAR POSTASI-2053 (6.4.2008): hayretmez vesselam!

From: EMİNE ÇİĞDEM TUGAY
Subject: ADALAR POSTASI: cok ama cok uzgunum!
Date: March 14, 2006 5:57:28 PM EET
To: adalar.postasi@gmail.com

Evvelsi gece sevgili Kış Yasemini’ni (Jasminum nudiflorum / Winter Jasmine) aradı gözlerim ya nafile!

Büyükada Çankaya Caddesi’ndeki Fabiato Köskü’nün (Büyükada TURING Kültür Evi) bahçesindeyken vaktiyle
Bayan Fabiato’nun, bahçenin yarısını ifraz yoluyla bahçevanına vermesiyle
Bahçenin tam bu bölümüne işte sakalet beton bir bina konduruluvermiş günün birinde
Boylelikle kış güzeli yasemin de adeta mahsur kalmış öylece
Bu çirkin binanın güzel bahçe duvarının üzerinde

Henüz beş sene evvel tanıdıydım kış guzeli yasemini şahane bir bahar gününde
Her sene bu vakitlerde
Kar taneleri misali sarı yasemin çicekleri yağardi hem bahçeye… hem caddeye…

Kış güzeli yaseminin seneler senesi sarıldığı taş duvar da güzel mi güzel,
Hemen dibinde coşup taşan şakayıklar da haliyle
Tüm bu güzelliklerin içinde o bina olanca çirkinliğiyle kıskanıvermiş diye anlatmalı,
Kış güzeli yaseminin hazin hikâyesini
Nasıl söylerim yoksa Adalılar’ın o güzelim yasemine kıydığını!

Şimdi o güzel taş duvar cascavlak ortada!
Onu da binaya benzetmek hırsıyla betonla sıvarlar pek yakında!

Doğalgaz hevesiyle bir kamyon ya da kepçe
O daracık sokaktan sağa sola vura kıra geçmis olmalı öylece
Karşı duvar kırık, elektrik direği devrik!
Çankaya’dan Şemsi Molla’ya çıkan bu güzel sokak da evelallah TARUMAR böylelikle!

Kâbuslardan uzak durmak isteyenler, içerlermis şakayığın tohumlarını
Ayın ışığını şakayıktan aldığını söyler kimileri
Sürü ve çobanları korur, kötü ruhları uzak tutarmış “dikensiz gül” şakayık!

Oysa bu TARUMARda ne kış güzeli yasemini, ne de kendini koruyabilmiş ne yazık!
Bu bahar nereye bakacak, nerede keyfedecek şimdi bizim şu mahzun kara kedi?
Her derde deva Paeonia (Şakayık) da gitti!
Peki ne olacak bu Ada’nın akıbeti?

O gece fotoğraf makinem yanımda değildi!
Dün, bugün bir daha görmeye tahammul edemedi ne gözlerim, ne de gönlum o vahşeti!
Tüm bu güzelliklerden geriye 2005 senesinin 18 Nisanı’nda çekilmis bir hatıra fotografi kaldı şimdi!

Hüzünle…

Emine Çigdem Tugay
)O(

ADALAR POSTASI (14.3.2006): çok ama çok üzgünüm!

[…]

Saadettin Kaynak’tan,
Zeki Müren sesiyle “Menekşelendi Sular” şarkısı çalıyor plakta:

Menekşelendi sular… Sular menekşelendi…
Esmer yüzlü akşamı dinledim yine sensiz…
Leylak pırıltılarla bahçeler gölgelendi…
Dinledim yine bülbül… Olmazmış gül dikensiz…

Dikensiz gül olmazmış… Çilesiz gönül Ayşem…
Her kuş bülbül olmazmış… Her çiçek de gül Ayşem…

Ne bülbül gülü sevdi seni sevdiğim kadar…
Ne böyle seven gönül ne de senden güzel var…
İçli bir özleyişe bırak beni yanayım…
Gözlerinde gördüğüm rüyama inanayım…

Dikensiz gül olmazmış… Çilesiz gönül Ayşem…
Her kuş bülbül olmazmış… Her çicek de gül Ayşem…

Zeki Müren söylüyor yine:

Bir demet yasemen… Aşkının tek hatırası…
Bir demet yasemen… Aşkının tek hatırası…
Bitmiyor ayrılık… Dinmiyor gönlümün hicran hicran hicran yarası…
Ağlasam inlesem silinmez bahtın karası…
Ağlasam inlesem silinmez bahtın karası…
Bitmiyor ayrılık… Dinmiyor gönlümün hicran hicran hicran yarası…

ADALAR POSTASI (18.4.2005): Büyükada Fabiato Köskü’nün bahçesinde…

Adalara bahar geldi! Erik ağaçları, süpürge otları, kiraz ağaçları, defneler, ladenler, leylaklar, erguvanlar, mor salkımlar derken şakayıklar da çiçek açıverdi!

Çinlilerin, bahçelerin kraliçesi dedikleri Şakayık (Paeonia),  Olympos Dağı tanrılarının doktoru Paieon’dan (Paian, Payan) almış adını.

Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü, İstanbul (1989)67:
Homeros destanlarında Apollon, ordulara veba, kıran salan olumsuz, korkunç bir güç diye canlandırıldığı gibi,
iyileştirici, derda deva bulan tanrı anlamındaki “Paian” ek adıyla da anılır. Destanlar boyunca adı geçen hekimlerin hepsi bu Paian tanrinin oğulları ve ögrencileri sayıldığına göre sağlık tanrısı Asklepios’un da Apollon’dan doğmuş olması bir rastlantı değildir.

Herkül’ün Hades’e saldırmasıyla oluşan yaraları, Çin’den gelen bu bitkinin kökleriyle iyileştirmiş Paieon.

Homeros, İlyada V 401-404:
Hades de neler çekti, o azman tanrı,
Kalkanlı Zeus’un oğlu sivri bir okla
ölüler ülkesinin kapısında vurdu onu,
Herakles ona dinmez acılar verdi.
Sonra Hades çıktı Zeus’un evine, koca Olympos’a,
yüreği yanık, acılar içindeydi,
Omzuna güçlü ok girmiş, canını yakıyordu.
Ama ölümlü yaratılmış değildi o;
Geldi, acı dindiren ilaçlar serpti omzuna,
Paian tanrı, yarayı iyi etti.

Paian, Ares’in yaralarını da iyileştirir.

Homeros, Ilyada V 899-906:

Böyle dedi (Zeus), onu (Ares) iyileştirmesini buyurdu Paian tanrıya.
İyileştirdi yarayı Paian tanrı,
acı dindiren ilaçlar serpti üstüne,
ölümlü yaratılmış değildi ki o.
Ak sütle incir özü karıştırılır da hani,
çarçabuk koyulaşıverir sulu süt,
mayalanıverir göz önünde,
saldırgan Ares’i öylece iyileştirdi o,
göz açıp kapayıncaya dek.

Ayın ışığını şakayıktan aldığını söyler kimileri, sürü ve çobanları korur, kötü ruhları uzak tutarmış “dikensiz gül” şakayık!
Kökleri ve özellikle tohumları büyücülükte kullanılmış. Kâbuslardan uzak durmak isteyen Uzakdoğulular içerlermiş şakayığın tohumlarını…

Ve işte kış yasemini ile eski çağlardan günümüze pek çok batıl inançla ilişkilendirilmiş şakayığın yanıbaşında bir kara kedi!

ADALAR POSTASI (8.12.2005): saçlarına yasemin kokuları sinmiş çocuklar…

[…] Biz çocuklar, yani Aliye, ben ve Cevat Dayımın kızı Mutarra… Saçlarına yasemin kokuları sinmiş çocuklar.

Çocuklar, bu bahçe cennetten bir köşedir,” derdi ninem.
“Cennet nedir nine?”
“İyi insanlar ölünce gittiği yer, canım,”
“Ama biz ölmedik ki daha.”
‘İyi ya işte,” derdi Aliye, “burası cennet ise, hiç ölmeyeceğiz demek ki. Biz, yerimize gelmişiz bile!”

Biliyor musunuz, Aliye hiç ölmedi zaten. O, cenneti ve cehennemi bir arada bu dünyada yaşadı ve gravürleriyle, çılgın renkli abartılı giysileriyle, kocaman mavi gözleri, büyük aşkı, sınır tanımaz heyecanıyla, içinden fışkıran sevgi seliyle onu her tanımış olan kişinin yüreğinde, belleğinin bir köşesinde yaşamaya devam ediyor.

Ne diyordum size, ha evet… cennet! Cennet nasıl olur bilirdik biz, Büyükada’daki Şakir Paşa Köskü’nün bahçesinde yaşayan çocuklar…

Cennet, bir cami ile bir kilise arasında kalan araziye inşa edilmiş, üç katlı ahşap bir Osmanlı konağı idi. Bize uçsuz bucaksız gelen bahçesinde fuller, hatmiler, yaseminler, japon gülleri, ortancalar, begonviller ve mimozalar açardı.
Giritli ninemin, memleketinden özel olarak getirttiği kekik, defne, fesleğen yapraklarının kokusu ögleden sonra çıkan esintiyle, aksamsefalarının, akasyaların rayihalarına karışır, bahçe değisik esansların ağzı açık kavanozlarda yan yana dizildiği bir parfümeri dükkânı gibi kokardı. Evin kapısının önünü tutan yola çıktığınızda ise karşınızda kiliseyi bulurdunuz. İçinde yaşayanlar da bu iki ibadethanenin temsil ettiği kültürlerin arasında kalmış, elleri, kolları ve özlemleri kilisenin sembolü batıda, yere basan ayakları ve yürekleri ise tam bulundukları yerde, yani caminin ait olduğu toplumda, kafaları az biraz karışık insanlardı…

Anlattıklarımı hakkıyla kavrayabilmeniz için taa en baştan başlamam gerek. Benim için her şeyin baslangıç noktası, demin size sözünü ettiğim, Ada’daki kösktür işte. Sadece benim için de değil, o köşkte doğan diğer çocuklar, yani Fahrünissa ve Aliye için de köşkün nesnellikten öte bir boyutu vardır. Biz, Şakir Paşa Köşkü’nün çocukları sanki bir ana-babanın değil de bu ahşap Osmanlı konağının tohumlarıydık. Kösk, bizi dokuz ay yerine yıllarca rahminde taşımış gibi, genlerimize sinmiş, iliklerimize işlemiş ve bize özsuyumuzu vermiştir. Sonraki yaşamlarımızda edindiğimiz her birikim ve tecrübe, her acı ve sevinç, her kazanım ve kayıp, o konağın ruhumuzu yapılayan harcının üstüne eklenmiştir. Oysa Yıldız’daki konakta doğan annem, Ayşe teyzem, Cevat dayım ile Nişantaşı konağında doğan Suat dayim Kösk’ün değil, yalnızca Sare İsmet Hanım’la Şakir Paşa’nın evlatlarıydılar. Onlar, köskte yaşamakla kalmışlardı. Her hallerinden belliydi, bizim gibi köşkün çocukları değil de, sakinleri oldukları. Yine de, o beyaz boyalı ahşap evde, doğan, büyüyen ya da sadece oturan her birimiz için yaşam, Ada’da zaman ve Ada sonrası diye, miladi önem taşıyan dönemlere ayrılacaktı.

Beni Ada’daki köşkte en etkileyen eşya, bir duvarı boydan boya kaplayan, üç metre yüksekliğindeki, Yıldız’dan getirilmiş yaldizlı aynaydı. Karşısında durur, kendimi kocaman aynanın içinde küçücük görürdüm. Arkamda geniş hol ve bu hole karşılıklı açılan sarı ve pembe salonların girişleri görünürdü. Bu salonlar biz çocukların dokunması yasak olan Servres ve Saks antika vazolarla ve biblolarla doluydu. Ortadaki ampir mobilyalarla döşeli büyük salonun sonuna, kızlari piyano çalarken notaları görebilsinler diye Şakir Paşa tavanda bir pencere açtırmıştı. Oradan yayılan ışık, etajerlerden fışkıran bitkilerin üstüne düşerdi. Cevat dayımın kızı Mutarra ve Suat dayımın üvey kızı Geraldine’le, döne döne yukarı çıkan merdivenin trabzanlarına oturarak aşağı kayar, üst üste yığılırdık. Kazık kadar olmasına rağmen, Aliye de bize katıldığı için, sürekli azar işitirdi. Üst katta da aşağı katın düzeninde bir hol ve karşılıklı iki salon vardı. Salonlardan birini oturma odası olarak kullanırdık. Büyük rahat koltukların bulunduğu bu odada, akşamüstü çayları içilirdi. Bahçeye bakan diğer oda ise, büyükbabam Şakir Paşa’nın çalışma odasıydı. Tavana kadar kütüphaneleri ve üstü her an karmakarışık, evrak ve kitapla dolu yazı masasıyla bize çok gizemli gelen bu odaya girmemiz yasaktı. Aliye’den ögrendiğimiz gibi, anahtar deliğinden içerisini gözlerdik ara sıra…

(Şakir Paşa, Saray’a küsen devlet adamlarının ve paşaların gönüllü sürgün yeri niteliğindeki Büyükada’da, cami ile kilise arasındaki köskü satın almıştı. Beş ciltlik Osmanlı Tarihi’ni, bu köşkte yazmaya başlamıştı…

Ada’da zaman
Mis kokulu üzüm salkımlarıydı yaz ayları
Buzlu nar şerbetiydi kristal sürahilerde…

* Ayşe Kulin, Füreya, İstanbul (2000)21-27.

…………………………………………………11

From: SELAH ÖZAKIN
Subject: Dikkat!
Date: October 4, 2009 8:13:35 PM EEST
To: selah.ozakin@gmail.com

dikkat!
duydum ki içme suyuna bönlük katmış birileri

ondanmış insanımın olanlara tepkisizliği

öyle ya

sokaklarda

sebepsiz adam hırpalayacak düşman bakışlı polisleri

yerlerde sürükleyecek öğrencileri

parçalayacak minicik bir bedeni havan mermisi

ve ülkenin limanlarını

işletmelerini

tersanelerini

yok bahasına satacak yöneticileri

yeniden ümmetleştirmeye kalkacaklar halkı

tek ayak üzerinde kırk yalan söyleyecek başbakanı

krizden nasiplenirken paşaları

beyleri

gevreyecek halkın imanı

ve bütün bunlar olurken

halktan tıs çıkmayacak

içme suyuna bönlük katmadan

bu halk

bu denli sessiz durur mu

duruyorsa

bu kalabalıktan

halk olur mu

hadi diyelim ki cehalettir bu bönlüğün esas sebebi

peki nerde kaldı aydını

yazarı

öğretmeni

yani uyandıracak olanlar halkı

yoksa onların işleri tıkırında mı

hepsi de liboşlaştı mı

hiç sanmam

tarikatlar

kuran kursları

hacılar

hocalar

elini kolunu sallayaraktan

halkı uyutmaktayken

zor yoluyla yalıttılar aydını insanından

pek yakın tarihte

kurtuluş savaşından çıkmış halkı

hileyle

yeniden teslim aldılar

meraklanmayın dostlar

elbet geçecek etkisi suya kattıkları bönlük iksirinin

işte o zaman bu halkı görün siz

uyuyan dev gibi doğrulup dizlerinin üstünde

silkeleyecek bütün haşaratı sırtından

ve zaten ancak o zaman

halk

halk olacak
selah

20:00

04 10 2009


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: