Gönderen: adalarpostasi | 25 Eylül 2009

ADALAR POSTASI-2314: yazın yoğunluk var diye kışın ise yoğunluk yok diye ha babam o adi motorları çalıştırıyorlar…


http://urun.gittigidiyor.com/HEYBELIADA-DA-SANDAL-SEFASI-FOTO_W0QQidZZ18061144

* * *
ADALAR’da TARİHTE O GÜN:

15 Şubat 1895 Cuma günlü Büyükada’da vücuda getirdiği dakik fabrikası hakkında Tantavizade Hâlid Efendi’nin takdim eyledigi istidaya Babıâlî’ce bakılmasına dair…

* * *

ADALAR’da BİR GÜN:


Büyükada, 23/12/2008 06:06

* * *

25 Eylül 2009 Cuma günü
Büyükada’da HAVA DURUMU*
parçalı bulutlu
13-24ºC
% 57-89 nem
KD 20km/sa

* http://www.dmi.gov.tr/tahmin/il-ve-ilceler.aspx?m=BUYUKADA uyarinca

* * *

+
ADALAR’DA NÖBETÇİ ECZANELER:

http://www.istanbulsaglik.gov.tr/w/nobet/liste.asp?lc=1&gun=25.09.2009

Burgazada’da Burgazada Ecz. 381 21 12,
Büyükada’da Yeni Ecz. 382 38 00,
Heybeliada’da Hayat Ecz. 351 99 07,
Kınalıada’da Deniz Ecz. 3815181.

* * *

Cicely Mary Barker, The Sweet Chestnut Fairy.

* * *

1- Engin Damcı: “Binnetice ve hasılı kelâm hakire kalırsa, şikâyetçilerin tutacakları yol mutlaka ve muhakkaka bu motorları boykot etmeleri, iskeleye kadar gidip ancak ve kat’a motorlara binmeden geri dönmek olmalıdır…”

2- 05:45 Bostancı vapuru mağduru Kebir Ünal: “Sabah seferlerinde bizler yıllarca 5:55 seferine mahkum edildik. Bizim gibi yaklaşık saat 07:00’de Bostancı’da olması yeterli olan insanlar bu yıl ise seferin 10 dakika daha erkene alınmasıyla 05:45’e mahkum edilmiş. 05:45 diyorum dile kolay bu vapurun kalkış saatidir. Sizin Ada’nın neresinden karda, yağmurda saat kaçta kalkıp geldiğiniz kimseyi ilgilendirmiyor tabi…”

3- Kenan Yüksel: “24.09.2009 Perşembe sabahı 07:25 gemisiyle Erenköy Kız Lisesi’ne kızımı götürdüm. Götürmez olaydım! Her yıl 07:15’te olan vapur nedense 07:25’e alınmış, üstüne üstlük vapur yerine motor koymuşlar; başıma geleceği bildiğimden saat tuttum. Tam yarım yolla 40 dakikada gitti. Bizim hemen karşımızdaki Erenköy’e gitmemiz saat 09:00’u buldu. Okul 08:30’da açılıyor ve bu şekilde çucuğumuz okuluna yetişemeyecek. 07:25 vapurundan önceki vapur ise 06:20’de Adalar üzerinden Bostancı. Bu çocuk her sabah 05:30’da kalkmalı ki bu vapura ve okuluna yetişsin. Sayın Adalılar bu çocuklara yazık değil mi?”

4- Rezan Peya Gökçen: “Ne kıro insanlar bu IDO yöneticileri! Yazın Adalar’da yoğunluk var diye ha-babam o adi motorları çalıştırıyorlar, kışın ise yoğunluk yok diye. Bak şimdi şu işe…”

5- Handan Altıneller: “Bu uygulamanın yanlışlığı ancak çetin kış şartlarında, teknenin içinde onlarca insan varken yaşanabilecek bir felaketle mi anlaşılacak? Böyle bir durum meydana geldiğinde sorumluluğu kim alacak? Yanlış uygulamalar sonucu yaşanan son sel felaketindeki can kayıpları ne çabuk unutuldu!”

6- Pınar Örtel: “Zaten fazla fazla yapılan zamlarla yeterince canımızı yaktılar, bir de vapurumuzu elimizden alamazlar…”

7- Mükerrem Atıcı: “35-40 dakika yolcu motorlarının motor sesleri beynimizin içinde çalışıyor sanki. Bu sabah 07:25 motoruna bindim. Aşağıda oturacak yer yoktu. Yukarı kata çıktım. Peki kışın ne olacak? KARDA KIŞTA motorun üst katında zatürree mi olacağız? Sağlık masraflarımızı İDO Genel Müdürlüğü mü verecek?   Ben vapurlarımızı geri istiyorum…”

8- Cemal Beşkardeş: “Ada halkı bir kez daha ne denli çetin ceviz olduğunu kanıtlamalı, ulaşım hakkına ilişkin haklı isteklerini çatır çatır İDO ve İBB’den söküp almalıdır diye düşünüyorum…”

9- Kenan Yüksel: “Bu teknelerin iskelelere yandan yanaşma imkânları yoktur. İskeleden tekneye geçişlerde baştan yolcu alınmakta ve gemiye çok zorlukla binilmekte ve zorlukla inilmektedir. İskelelere yandan yanaşamayan bu gemilerle nasıl yolcu taşınmaktadır? Bu gemiler dalgada lodosta nasıl iskelede tutunacaktır? Bu gemilere nasıl “DENİZE ve YOLCU TAŞIMAYA ELVERİŞLİK BELGESİ” verilmiştir? Anlayabilmiş değilim!”

10- Feryal Orhon Basık: “ADALAR POSTASI aracılığıyla İDO’ya bir kaç sorum var:
1. Bu “yoğunluğun” kıstası nedir?
2. İGDAŞ yeterli nüfus olmadığı için mi Adalar’a doğal gazı getirdi?
3. Adalar’da yoğunluk bu kış mı azaldı? 
4. Vapura tekerlekli sandalyeyle indirilip bindirilebilen yaşlılar, engelliler ve hastalar, motorlara nasıl indirilip bindirilebileceklerdir?
5. Yoksa işin aslı, iktidar partisine oy vermedikleri için Adalılar’ın cezalandırılmaları mıdır?”

11- Rezan Peya Gökçen: “İstanbul’u başka türlü sevdiğim için Bayram’da bana gelen, İstanbul’u öven (Hayriye-i Nâbî’den) İngilizce sayfayı sizlerle paylaşıyorum…”

– Nâbî: “What city can be compared to Constantinople?”

12- Deniz Tüfekçi: “Antakya’yla ilintili  bu yazıda, Antakya’yı kaldırın, Adalar yazın, bir şey değişmediğini göreceksiniz…”

– Ufuk Esin: ” ”Anadolu’daki her kültür diğerlerinden bir şeyler almış. Tarihin belgelerine baktığımızda bu mozaiğin zamanla alaşıma dönüştüğünü söyleyebiliriz. Bunun adı da bence ‘Anadolu’dur.”

ADALAR POSTASI’nin 2314. sayısında:
http://adalar-postasi-guncel.blogspot.com/2009/09/adalar-postasi-2314-yazin-yogunluk-var.html

)O(

* * *

BİR de BALIK:

…………………………………………………1
 
From: Engin Damci
Date: September 25, 2009 8:47:37 PM EEST
To: adalarpostasi@gmail.com

Bahse konu olan motorların çalıştırılmalarına gerekli tepkiyi zamanında vermemize rağmen pek reaksiyon gösterene tanık olmadığımız gibi, vapur yerine motoru tercih ederek adaya huruc eyleyen seçkin dostlarımızın varlığına siz de şahadet edersiniz sanırım. “Marifet iltifata tabidir, müşterisiz meta zayidir” fehvasınca motorlara iltifat edilmemiş olsaydı; galiba Rezan Hanım’ın dediği gibi bazı kıroların bugün şikâyete konu bu işe cüret etmeleri mümkün olamayabilirdi. Binnetice ve hasılı kelâm hakire kalırsa, şikâyetçilerin tutacakları yol mutlaka ve muhakkaka bu motorları boykot etmeleri, iskeleye kadar gidip ancak ve kat’a motorlara binmeden geri dönmek olmalıdır.
 
Şimdi size melfufen Kent Konseyi’nin Pazar günü yapılacak Eylül ayı olağan Genel Kurul çağrısını sevk ediyorum. Çağrının altındaki notta ifade edildiği gibi her Adalı o toplantıda fikrini açıklayabilir, yapılması icab edebilecek eylemler hakkında görüş serdedebilir ve kamu oyunun oluşturulması, Büyük Şehir Belediyesi yetkilileri üzerinde tesir hasıl edilmesi için çalışmalarda bulunabilir. Bu meseleyle ilgili Çalışma Gurubu kurulmasına katılabilir. Bu itibarla bu medenî çalışmalara, kendilerini sorumlu sayan ve hisseden bütün Adalıları davet ediyorum. İlânen neşretmenizi ayrıca istirham eylerim vesselâm.
 
Engin

ADALAR KENT KONSEYİ BAŞKANLIĞI

Sayı:
Konu: A.K.K.Genel Kurul toplantısı hk..

Büyükada 15/Eylül/2009

ADALAR POSTASI’nın DEĞERLİ ÜYELERİ’ne,

Kent Konseyi Yönetmeliği’nin (06.06.2009/27250 RG.) değiştirilmiş 10. maddesi mucibince “(…her yıl Ocak ve Eylül aylarında yapacağı iki toplantıdan…)” biri olan Eylül ayı Genel Kurul toplantısının, Yürütme Kurulu’muzun 20.08.2009 tarihli toplantısında alınan kararla 27/Eylül/2009 Pazar günü saat 11:oo’de Büyükada İskelesi üstü Turing Kahve’de aşağıdaki gündemi görüşmek üzere yapılmasına, ilk toplantıda yeterli çoğunluğun sağlanamaması halinde ikinci toplantının çoğunluğa bakılmaksızın 09/Ekim/2009 tarihinde aynı yer ve saat 15:oo’de yapılmasına oy birliğiyle karar verilmiştir.

Bu bakımdan, Derneğinizi Kent Konseyi Genel Kurulu’nda temsil edecek üyenizin yetkilendirme yazısıyla toplantıya iştirakini önemle arz ve rica ederim.

Toplantı tarihi : 27 Eylül 2009 Pazar
Saat : 11.00
Yer : Büyükada İskelesi üstü Turing Kahve
Not : Yeterli çoğunluk sağlanamaması halinde toplantı 09 Ekim 2009 Cuma günü saat 15.00 de aynı yerde yapılacaktır.

GÜNDEM:

a) Açılış ve yoklama

b) Divan oluşumu

c) Yürütme Kurulu çalışmaları hakkında Genel Kurula Bilgi verilmesi

d) 07.07.2009 tarihli Adalar Kent Konseyi Genel Kurulu’nun geçersiz olduğuna dair Adalar

Belediye Başkanlığı tarafından Genel Kurul üyelerine gönderilen 27.08.2009/1466 sayılı yazının görüşülmesi.

e) Meclis ve Çalışma Guruplarının usul ve esaslarının belirlenmesi

f) Temenniler ve kapanış

Ali Fuat Tolga
KENT KONSEYİ BAŞKANI

Not : Adalar Kent Konseyi Çalışma Yönergesi; Madde 9:
(4) Genel Kurula Katılma Yöntemi;
a) Çağrılı Katılımcılar; 7. maddede sayılanlar gündemi tartışırlar, oy hakları vardır, süreklidirler.
b) Duyurulu katılımcılar; Çağrılı katılımcıların dışında Adalar İlçesinde ikamet edenler olup, gündemi tartışırlar, oy hakları yoktur.

…………………………………………………2

From: Kebir Ünal
Subject: Bir Vapur Kalkar Birazdan
Date: September 24, 2009 2:58:30 PM EEST
To: adalarpostasi@gmail.com

Ada’dan özellikle kışın işe gidip gelenler için vapur ve son yıllardaki motor tarifelerinin ne kadar önemli olduğunu ancak 10 yıldır 5:55
vapuruyla Bostancı’ya giden bizler tam anlamıyla anlayabiliriz diye düşünüyorum.
 
Tabi anlatacağım sorun şahsen iletiliyor olsa da önemli bir grubu etkiliyor. Mantık olarak gün içinde her ne suretle olursa olsun sabah
6-9 akşam da 5-8 saatleri arasında işe giden ve işten dönen bizler seferlerin biraz olsun bu saatlere yoğunlaşmasını bekliyoruz. Bu
saatler sadece biz çalışanların değil genel olarak karşıya geçen insanların ağırlıklı olarak kullanacağı saatlerdir. (İlgililer istiyorlarsa saatlere göre kullanım yoğunluklarına ait araştırmalarını yapabilirler.)

* Vapura veya deniz otobüslerine binmek için iskeleye giden vatandaşın Allah korusun yolda başına bir şey gelse hesabını kim
verecek? Ben şahsen bunu çok merak ediyorum.
 
* Geçmiş yıllarda olduğu gibi bu yıl da Bostancı’dan saat 18:00’de Adalar üzerinden Büyükada yapan seferden sonra saat 19:00’da bir sefer daha oluyor. Bu aradaki 1 saatlik sürede ise yıllarca 18:15 Çınarcık seferi için koşturduk durduk. En nihayetinde motorların işlerlik kazanabilmesiyle 18:25 olarak Büyükada-Heybeliada, 18:35 Burgazada-Kınalıada seferleriyle biraz olsun rahatlamışken bu yıl yine motor seferleri 18:15 Büyükada-Heybeliada olarak belirlenmiş bulunmaktadır. Kendisinden hemen önce yapılan 18:00 Adalar vapurundan 15 dakika sonra Büyükada-Heybeli seferi yaparak bir dahaki sefer olan 19:00 Büyükada-Heybeliada seferine kadar 45 dakikalık bir ulaşım çölü oluşturulmuş bulunmaktadır. 18:15 olarak yapılan motor seferi neden 18:30 olarak düzenlenerek önündeki ve ardındaki seferlerden yarımşar saat mesafelenerek hem kendileri açısından daha fazla yolcu taşınabilir hem de yolcular 45 dakika geç gitmekten kurtulur.
 
* Sabah seferlerinde bizler yıllarca 5:55 seferine mahkum edildik. Bizim gibi yaklaşık saat 07:00’de Bostancı’da olması yeterli olan
insanlar bu yıl ise seferin 10 dakika daha erkene alınmasıyla 05:45’e mahkum edilmiş. 05:45 DİYORUM DİLE KOLAY BU VAPURUN KALKIŞ SAATİDİR. SİZİN ADA’NIN NERESİNDEN KARDA, YAĞMURDA  SAAT KAÇTA KALKIP GELDİĞİNİZ KİMSEYİ İLGİLENDİRMİYOR TABİ. 04:55’TE İNSANLAR 1 AY BİLE SAHURA KALKMAYA DAYANAMAZKEN BİZLER KALKIP İŞE GİTMEK ZORUNDAYIZ.
 
* Yıllarca kendi veya birilerinin keyfi için sefer yapan vapurlar insanları motorlara doğru sürerken, bu kez de motorlar insanları pek
bir işe yaramayan tıpkı geçmişte kendilerinin durumunda bulunan deniz taksilerine doğru mu sürülmek isteniyor bilemiyorum. Bu saatlerde sefer tabiki olmalı. Çok acil olarak erkenden karşıya geçebilmeli insanlar ama daha sonraki seferlerin saçmalığı yüzünden sabah saat 7:00’de
Bostancı’da olmak istiyorsanız biçare bu sefere mahkumsunuz.
 
* Kabataş güzergâhını kullanmak istiyorsanız bir başka garabetle karşı karşıyasınız. 30 dakika süren Kabataş deniz otobüsleri kışın
kaldırılıyor, bir buçuk saat, o da Kadıköy’e uğramazsa ki seferlerin yarısı uğruyor, vapurlara mahkumsunuz. Deniz otobüsü alenen birileri için konuluyor ve o birileri üç ayın sonunda ayrıldığında onların aracıymış gibi onlarla beraber ayrılıp gidiyor. Bir Adalı olarak ben doğrusu bu tarz tehlikeli bir ayrımcılığı hazmedemiyorum. Bizler bu tarz ayırımcılığı kişisel olarak hissetmiyor ve dolayısıyla aklımıza bile getirmiyorken İşletme’nin bunu aslında çok net bir şekilde yıllardır gözümüze sokması çok ilginç.
 
* Kabataş’a bir buçuk saatlik bir yolculuğa ek olarak —ki bu sürede şehirlerarası yolculuk pekala yapılabilir— malum İstanbul trafiğini de eklerseniz evden çıkışınızla işe varışınız arasında yaklaşık bir sabahta geçen süre 2,5-3 saati bulur. En saçma tarafı da bu sefer
ilk  olarak Büyükada’dan 06:50 olarak başlayarak 08:20-08:25 saatlerinde Kabataş’a varmaktadır ki bu saat de İstanbul trafiğine karışarak işe
ulaşma çabası için çok geç bir saattir. Yeni vapurların Kadıköy-Beşiktaş arasına verilerek mevcut 20 dakikalık süreyi 15 dakikaya
indirmesi mi önemlidir? Yoksa 105 dakikalık bir yolculuğun 60 dakikaya indirilmesi mi önemlidir? Anlaşılan uzun yıllar yeni
vapurları bekleyeceğiz.
 
Mantık ve izan çerçevesinde sorunlarımızın değerlendirilmesi konusunda en küçük katkılarınız için şimdiden teşekkür ederim.
 
Saygılarımla,

05:45 Bostancı vapuru mağduru
Kebir ÜNAL

…………………………………………………3

From: Kenan Yüksel
Subject: Müjde adadan 5 nüfus daha eksildi.
Date: September 24, 2009 6:14:34 PM EEST
To: adalarpostasi@gmail.com

Sayın Adalılar,
Ben 1968 yılından beri yaz-kış Büyükada’da yaşamaktayım. Tam 41 yıllık Adalılık sürecinde ilkokulu, ortaokulu, liseyi hep Ada’da okudum. Yine üniversiteyi de İstanbul’da okurken her gün Ada’dan okula gidip geldim. Evlenip çoluk çocuğa karıştıktan sonra da 3 çocuğum da Ada’da ilköğretim okulunda okudu. Çocuklarımdan biri halen Hüseyin Rahmi Gürpınar Lisesi’nde okumakta, diğer çocuklarımdan biri İstanbul’da üniversiteyi kazandı, diğeri de Erenköy Kız Lisesi’ne başladı. Zaman içinde Adalar’daki okullarımızda öğretim seviyesinin düşmesi nedeniyle bizler gibi birçok aile Adaları terketmeye başladı ve malum Ada’dan göçün en önemli nedenlerinden biri de Adalar’daki eğitim kalitesinin düşmesidir. Ada aşığı olan ben ve ailem mecburen çocukların bu durumları nedeniyle —işyerim Ada’da olmasına karşın— karşıdan bir ev satın aldık ve kışları İstanbul’da yaşamaya karar verdik. Ancak Ada sevgisinin ağır basması nedeniyle bu kararımızdan da vazgeçtik. Çocuklarımızı hergün Ada’dan İstanbul’a okula göndermeye karar verdik.

24.09.2009 Perşembe sabahı 07:25 gemisiyle Erenköy Kız Lisesi’ne kızımı götürdüm. Götürmez olaydım! Her yıl 07:15’te olan vapur nedense 07:25’e alınmış, üstüne üstlük vapur yerine motor koymuşlar; başıma geleceği bildiğimden saat tuttum. Tam yarım yolla 40 dakikada gitti. Bizim hemen karşımızdaki Erenköy’e gitmemiz saat 09:00’u buldu. Okul 08:30’da açılıyor ve bu şekilde çucuğumuz okuluna yetişemeyecek. 07:25 vapurundan önceki vapur ise 06:20’de Adalar üzerinden Bostancı. Bu çocuk her sabah 05:30’da kalkmalı ki bu vapura ve okuluna yetişsin. Sayın Adalılar bu çocuklara yazık değil mi? 

İDO “yolcu olmadığından biz bu uygulamayı yapıyoruz,” diyor. Siz böyle uygulamalar yaparsanız sayenizde kışın Adalar’da kimse yaşayamaz. Belediye’ye de bir çift sözüm var. Sayın Başkan lütfen saat 05:00-08:00 saatleri arasında sokakları dolaşın, yüzlerce köpek başıboş bir şekilde dolaşmaktadır. Bu saatlerde hangi aile çocuğunu yanlız okula veya iskeleye gönderebilecektir?

Evet sayın Adalılar bugünkü olayı yaşadıktan sonra tekrar karar verdik, 41 yıldan sonra kışları İstanbul’da yaşayacağız. Mülki iadareciler ile yerel idareciler bu nüfus neden azalıyor diye düşünmeye devam etsinler… Bu gidişle Adalar ilçesi Adalar beldesi (veya köyü) olmaya doğru gidiyor. Siyasilerin de gözüaydın olsun!  

Kenan YÜKSEL

…………………………………………………4

From: Rezan Peya Gökçen
Subject: Fw: [vapurlarimizi_vermiyoruz] Fwd: o yuzden motor seferi yapiliyorMUS!
Date: September 24, 2009 2:44:30 PM EEST
To: emine.cigdem.tugay@gmail.com

Ne kıro insanlar bu IDO yöneticileri! Yazın Adalar’da yoğunluk var diye ha-babam o adi motorları çalıştırıyorlar, kışın ise yoğunluk yok diye. Bak şimdi şu işe. Sanki 80 senedir İstanbul’da vapurlar Adalar’a sürekli yolcu taşıyıp hiç hizmet vermedi!

IDO’nun bu yeni ve tamamiyle yanlış uygulamasını hemen yazıp bize bildiren uygar İstanbullulara, siz dahil, teşekkürler.  
 
Halka sorumluluk nedir bilmeyen, üstelik bundan utanmayan kafalar, ne şehirli ne taşralı. Bir acaip.
 
Rezan Peya Gökçen 

…………………………………………………5

From: Handan Altıneller
Subject: Ben bir taslak yaptım ama geliştirilmesi lazım..
Date: September 24, 2009 10:35:29 PM EEST
To: adalar.postasi@gmail.com

İDO adı üstünde İstanbul Deniz Otobüsleri ve Şehir Hatları Vapurları işletmesidir. İstanbul’un herhangi bir kıyı semtinde vapurun yerine motor konulması gibi bir uygulama yokken, Adalılar’a bu uygulama neden yapılıyor? Bu uygulamanın yanlışlığı ancak çetin kış şartlarında, teknenin içinde onlarca insan varken yaşanabilecek bir felaketle mi anlaşılacak? Böyle bir durum meydana geldiğinde sorumluluğu kim alacak? Yanlış uygulamalar sonucu yaşanan son sel felaketindeki can kayıpları ne çabuk unutuldu!

Devlet, en tepeden en aşağıya kadar tüm kurumlarıyla ve birimleriyle vatandaşının can güvenliğini, emniyetini korumakla mükellef değil mi? Vergisini veren, her tür vatandaşlık görevini yerine getiren insanların da belediye hizmetlerinden yararlanması en doğal hakları değil mi?
Hal böyleyken Ada’da yaz kış yaşayan insanlara çile çektirilmesinin insan haklarıyla bağdaşır bir yanı var mıdır? Yazın dışardan gelen insanların eğlencesi için konan onlarca sefer, adaya gönülden bağlı olarak orada yaşayan, tüm zorluklarına rağmen yaşadıkları yeri terk etmeyen insanlara neden reva görülmüyor?

Yapılan bu ayrımcılığı kınıyor ve haklarımızı sonuna kadar savunacağımızı, bir an önce bu yanlış ve tehlikeli sonuçlar doğurabilecek uygulamadan vazgeçilmesini istiyoruz.

…………………………………………………6

From: Pınar Örtel
Subject: 7.25 vapurunu geri istiyorum
Date: September 25, 2009 11:15:35 AM EEST
To: adalar.postasi@gmail.com

Merhabalar….

Sabahları motorla gitmek istemiyorum.
Neden böyle bir değişiklik yapıldı anlamıyorum. Yolcu az mazeretini kabul etmiyorum.
Birçok toplu taşıma araçları zaman zaman az yolcu taşır ama hiçbir zaman daha küçük bir araç tahsis edilmez.
Zaten fazla fazla yapılan zamlarla yeterince canımızı yaktılar, bir de vapurumuzu elimizden alamazlar.
Bu durumun derhal çözülmesini istiyoruz.
 
İyi çalışmalar,
 
Pınar Örtel

…………………………………………………7

From: Mükerrem Atıcı
Subject: vapurlarımızı geri istiyoruz.
Date: September 25, 2009 12:02:01 PM EEST
To: adalar.postasi@gmail.com

VAPURLARIMIZI GERİ İSTİYORUZ! 
 
24.09.2009 tarihi itibariyle seferden kaldırılan “VAPURLARIMIZI GERİ İSTİYORUZ!”
 
Hangi mantıkla İDO bu karara varmış anlamış değilim. Motorlar Büyükada-Bostancı
seferini 35-40 dakikada yapıyor. Sabah 07:25 konulan motorla okula ve işe giden
vatandaşlarımız, okula ve işine bu 5-10 dakikalık farktan dolayı geç kalıyor. 5 dakika
biz çalışanlar için de çok önemli. Ayrıca 35-40 dakika yolcu motorlarının motor sesleri
beynimizin içinde çalışıyor sanki. Bu sabah 07:25 motoruna bindim. Aşağıda oturacak
yer yoktu. Yukarı kata çıktım. Peki kışın ne olacak? KARDA KIŞTA motorun üst katında
zatürree mi olacağız? Sağlık masraflarımızı İDO Genel Müdürlüğü mü verecek?
 
Ben vapurlarımızı geri istiyorum…
 
Mükerrem Atıcı

…………………………………………………8

From: Cemal Beşkardeş
Subject: Re: S.O.S: acilen arzuhalci araniyor! L.C.V…
Date: September 25, 2009 12:04:26 PM EEST
To: emine.cigdem.tugay@gmail.com

Sevgili Adalılar,

İDO’nun tam okulların açıldığı ve tatillerin sona erip çalışma sezonunun basladığı sırada yaptığı bu rezil program değişikliği ve vapur yerine motor koyması bardağı taşıran son damla olmalı sizin için. Gün yine toplumsal mücadele günüdür. Hodri meydan!

Ada halkı bir kez daha ne denli çetin ceviz olduğunu kanıtlamalı, ulaşım hakkına ilişkin haklı isteklerini çatır çatır İDO ve İBB’den söküp almalıdır diye düşünüyorum.

Etkili ve dokunaklı bir dilekçe metnini yazmak ve yetkili ve etkili makamlara, mercilere
göndermek işin sadece bir yanını teşkil eder.

Elbette en etkili olan mücadele şekli, bizimle şikâyetlerini paylaştığınız değerli Adalılar’ın bu
dilekçelerini bir salvo şeklinde İBB Başkanlığı’na doğrudan iletmeleridir. Bu dilekçelerde
kamusal bir hak olan ULAŞIM HAKKIMIZ’ın önceleri İDO tarafından nasıl karşılanmışsa,
bundan böyle de aynen, hatta daha güvenli ve çağdaş bir şekilde karşılanmasını
istediğimiz vurgulanmalıdır.

Adalılar’ın deniz ulaşımlarının güvenli ve çağdaş bir biçimde karşılanması kuşkusuz
İBB Başkanlığı ile İDO’nun ASIL GÖREV’lerinden biridir…

İBB Başkanı Kadir Topbaş’ı ve İDO Genel Müdürü Ahmet Paksoy’u, Adalılar’ın son
günlerde vapur seferi iptali-vapur yerine motor konulması sonucunda yaşadıkları
korkunç çileyi bizzat YERİNDE GÖRMEYE ve TANIK OLMAYA davet etmeliyiz.

Biz Boğaziçi’nde ve Boğaz’ın kuzeyindeki ormanlık-yeşillik-sulak alanları, florayı, faunayı,
yani son kalan yaşam alanlarını yok edecek 3. KÖPRÜ’yle boğuşuyoruz. Sarıyer’e
düzenli vapur seferleri yapılmasını istiyoruz. Bize İDO Yönetimi tarafından önerilen
yöntemi burada sizlerle paylaşayım:
“Bir imza kampanyası yapınız, örneğin 20.000 ila 100.000 imza toplayınız, talebinizi
belgeleyiniz, vapur seferlerinin yolcu sayıları açısından İDO’ya kârlı olacağını (!) böylece
belirleyiniz, biz de Sarıyer’e belirli saatlerde vapur seferleri planlayalım,”

Bu ifadelerin arkasında nafile yere KAMU YARARI, KAMUSAL ULAŞIM HAKKI
gibi kavramların İDO Yönetimi tarafından göz önünde bulundurulduğuna dair izler
aramayınız.

Bir Boğazlı ve bir TURİNG üyesi olarak her zaman sizlerle birlikte hareket etmeye
hazırım.

Sevgi ve saygilarımla,

M. Cemal Beskardeş

…………………………………………………9

From: Kenan Yüksel
Subject: vapurlarla ilgili görüş
Date: September 25, 2009 2:06:31 PM EEST
To: adalarpostasi@gmail.com

Bostancı-Büyükada arasında yeni konulan gemi seferleriyle ilgili düşüncelerimi yazdım. İlgilenen kişiler olursa veya bu düşüncelerime katkı sağlayıp bizlere destek verirlerse sevinirim.
 

Bilindiği gibi Prens Adaları diye adlandıran toplam 9 adadan oluşan İstanbul’a en yakın, ulaşımı sadece denizle olan bu yerleşim biriminin ulaşım hizmetleri Osmanlı Devleti zamanından beri Devlet tarafından sağlanmaktadır. Şirket-i Hayriye denilen firma tarafından sağlanan bu ulaşım hizmeti Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra Denizcilik İşletmeleri Şehir Hatları İşletmesi tarafından verilmekteydi. Ancak birkaç yıl önce Şehir Hatları İşletmesi’nin tümüyle İDO’ya devredilmesiyle birlikte bu hizmet İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki olan İDO tarafından verilmektedir. İDO Şehir Hatları İşletmesi’ni devraldıktan sonra Adalar hattıyla ilgili bir takım tasarruflarda bulundu, bazı seferler ve iskeleler kaldırıldı, personel değiştirildi, büfelere yeni çalışma şekilleri konuldu. Deniz otobüsleriyle şehir hatları vapurlarının birlikte çalışmaları organize edildi.  Bu uygulamalarda bizlere ters gelen tasarruflar da yapıldı. Ancak Adalar’da tek ulaşımı deniz yolu olan insanlar bunlara da alıştılar.

Bu arada Bostancı”da deniz taşımacılığı işiyle uğraşan bir kısım küçük esnaf biraraya gelerek Bostancı Deniz Taşımacılık Kooperatifi’ni kurdular ve 30–40 kişilik motorlarla yapılan seferlerle Denizcilik İşletmeleri’nin eksiltilen seferleri vatandaşlar tarafından hissedilmedi, aksine tüm Adalılar tarafından motor seferleri benimsendi. Aradan geçen yıllardan sonra bu kooperatif büyüdü ve işi ticarete döktü. 40–50 metrelik gemiler yapmaya başladılar ve en sonunda Şehir Hatları İşletmesi’nin vapurlarına rakip oldular. Aslında yolcu taşımaya hiç müsait olmayan bu motorları Adalılar da mecburen sineye çekti.

Bilindiği gibi yazın artan yolcu sayısı nedeniyle İDO yaz seferlerinden çok memnundu. Ama kış gelince yolcu sayısı yeterli değil, seferleri azaltacağım diyerek bazı seferlerden kendi gemilerini aldı, yerine yukarıda bahsettiğim bu kooperatifin gemilerinden koymaya başladı. 24.09.2009 tarihinden itibaren bu kooperatifin kışın çalışamayacak olan gemilerini kiralayarak sözde tasarruf adı altında bu kooperatifi kalkındırmak için düğmeye bastılar.

24.09.2009 tarihinde göreve İDO şemsiyesi altında başlayan bu kooperatife ait teknelerin İDO gibi hizmet veremeyecekleri görüldü. İDO tarafından yıllarca verilen bu hizmeti nicelik ve nitelik olarak bu teknelerin yerine getiremeyeceği görüldü. Çünkü bu tekneler bütün bir kış boyunca bu hizmeti veremeyeceklerdir. Bu teknelerin iskelelere yandan yanaşma imkânları yoktur. İskeleden tekneye geçişlerde baştan yolcu alınmakta ve gemiye çok zorlukla binilmekte ve zorlukla inilmektedir. İskelelere yandan yanaşamayan bu gemilerle nasıl yolcu taşınmaktadır? Bu gemiler dalgada lodosta nasıl iskelede tutunacaktır? Bu gemilere nasıl “DENİZE ve YOLCU TAŞIMAYA ELVERİŞLİK BELGESİ” verilmiştir? Anlayabilmiş değilim! Üstelik bu iyi havalarda iskeleden yolcu almak ve indirmek problem olurken bütün kış boyunca o sert havalarda bu hizmet nasıl verilecektir? Bu yolcu gemilerinde yolcu taşıma standardına uygun personel ve teçhizat da bulunmamaktadır. Çift kaptan ve diğer sigortalı elemanlar da bulunmamaktadır. Üstelik İDO bu gemilerin olumsuzluklarıyla ilgili hiçbir sorumluluk kabul etmemektedir. Bu gemilerin oturma yerleri dar, tuvaletleri küçük ve yeterli değil, büfesi acayip pahalı —Bu büfenin fiyatlarında neden Beltur fiyatları uygulanmıyor— kapalı alanı az vesaire…

Gelelim İDO’nun kışın yolcu az o nedenle vapur koyamıyoruz mazeretine. Adalarda yolcu taşımacılığı ilk defa Şehir hatları gemileri İDO’ ya geçtikten sonra yapılmıyor ki!  Siz bu gemileri alırken bu işletmenin günahı ve sevabı ile aldınız. Şehir Hatları size Adalar hattını kaldırın diye mi verdi. Adalar hattındaki bazı olumsuz durumların düzeltilmesini adalı insanlarda anlayışla karşıladı ama bu son uygulama bardağı taşıran son damla oldu. Yıllardan beri yazın bu hattın kaymağını yerken kışın bu hizmetinde verilmesi gerektiğini bilmiyor musunuz?  İstanbul’a son derece lüks gemiler yaptıracağınıza bu hat içinde daha küçük gemiler yaptırmayı düşünemiyor musunuz?    Adaların ulaşım sorununu masaya yatırıp Adalara özgü kalıcı bir çözüm bulamıyor musunuz?  Ama Adaları İstanbul’un bir parçası olarak görmüyorsanız insanlara açıkça söyleyiniz, insanlarda kendi başlarının çaresine baksınlar.    Ama göründüğü kadarıyla amaç adalılara hizmet etmek veya tasarruf etmek değil, belirli bir zümreyi kalkındırmak istiyorsunuz.

Gelelim Adalar’ın mülki ve yerel idarecilerine Sayın Kaymakamım, Sayın Belediye Başkanım sizin göreviniz nedir? Halkın sorunları ile uğraşmak için tayin edilmediniz mi? Yerel seçimlerde halkın oyları ile seçilmediniz mi? Yakıt için ortalığı ayağa kaldırdınız. Bu sorunla da mücadele etmek için harekete geçmeniz gerekmez mi? Meclis üyelerinin görevleri nedir? Niçin seçildiler? Parmak kaldırmak için mi? Sizin hukuk danışmanlarınız yok mu?  Bu olayı hukuki açıdan inceleyip,  insanlara neden yardımcı olmuyorsunuz?  Yalnız İDO’nunda Adalar Belediye Başkanının da bilmesi gerekir. Bu ada halkının sağı solu belli olmaz. Zamanı gelince hesap sormasını iyi bilir.

Sonuç olarak; İDO yapılan bu uygulamayla Adanın ulaşım soruna kendi içinde köklü çareler bulmak yerine başka kuruluşları kalkındırmak için tüm adalıları mağdur etmektedir. Zaten bu yeni konulan gemiler Bostancıdan Adalara çalışmaktalar. Şehir hatlarının seferinin tümden kaldırmış olsaydı fark eden bir şey olmayacaktı.  Bu kuruluş zaten kendi gemileri ile sefer yapmaktadır. Böyle bir polemiğe de gerek kalmazdı. Ayrıca, İDO yetkililerine şunu sormak istiyorum. Bu gemileri seferden kaldırdınız. Gemileri başka bir tarafta mı çalıştırıyor sunuz? Bu geminin personelini işten mi çıkartıyorsunuz? Bu gemilere harcadığınız mazot parası çok mu tutuyor? Toplam mazot harcamaları içinde % kaç tasarruf ediyorsunuz? Bayramdaki bedava ulaşım hizmetlerine harcanan mazot miktarının üzerinde mi? Bunları da bilmek hakkımızdır diye düşünüyorum.  

 Adalıların ve hepimizin bu konuda biraz gayret göstermesi sonucunda bu sorunun aşılacağını ümit eder, saygılar sunarım.

Kenan YÜKSEL

…………………………………………………10

From: Feryal Orhon Basık
Subject: Neden Motor?
Date: September 25, 2009 9:00:32 PM EEST
To: adalar.postasi@gmail.com

Merhabalar…

Ben bütün bir yıl olamasa da, oldukça uzun bir zaman adada oturmak isteyen; fakat vapur tarifesi okulların açılmasına endeksli olduğu için adanın en güzel zamanında kışlık evine göçmek zorunda olan bir Adalıyım.

Sayın İpek Yagal’ın mailinden öğrendiğimize göre İDO kışın adalarda yoğunluk olmadığı için vapur yerine motor koyuyormuş.

Şimdi ADALAR POSTASI aracılığıyla İDO’ya bir kaç sorum var:

1. Bu “yoğunluğun” kıstası nedir?
2. İGDAŞ yeterli nüfus olmadığı için mi Adalar’a doğal gazı getirdi?
3. Adalar’da yoğunluk bu kış mı azaldı? 
4. Vapura tekerlekli sandalyeyle indirilip bindirilebilen yaşlılar, engelliler ve hastalar, motorlara nasıl indirilip bindirilebileceklerdir?
5. Yoksa işin aslı, iktidar partisine oy vermedikleri için Adalılar’ın cezalandırılmaları mıdır?

Saygılarımla,

Prof.Dr. Feryâl Orhon Basık
Heybeliada

…………………………………………………11

From: Rezan Peya Gökçen
Subject: İstanbul’u Övgü – Urfalı şair Nabi (1642 – 1715) ‘nin çocuğuna yazdığı Hayriye-i Nabi’den
Date: September 24, 2009 4:21:07 PM EEST
To: adalar.postasi@gmail.com

Sayın okuyucu,
İstanbul’u başka türlü sevdiğim için Bayram’da bana gelen, İstanbul’u öven (Hayriye-i Nâbî’den) İngilizce sayfayı sizlerle paylaşıyorum. Nâbî’den çeviri gayet iyi, hem de kanımca tanımadıkları anlamadıkları İstanbul’da, köprüler, kuleler, tüneller, oteller gibi bir sürü tuhaf yatırım için UzakDoğu’dan, New York’tan ve Avrupa’dan koşa koşa İstanbul’a gelen para yapma yabancı uzmanları, emlakçiler vb.  ve de bizdeki, onlarla işbirliği yapmaya dünden hazır, müteahhitler, inşaatçiler, emlakçiler, kamu kuruluşları, İngilizce metni daha kolay anlarlar sanırım. İstenirse açıklamalı Türkçe metni gönderebilirim. Nâbî taşradan gelmiş, kendini İstanbul kültür ve doğasında yontmuş, cilalamış; kitabını küçük çocuğunun faydasına, ona hitaben yazmış. İstanbul’un incelikleri taze bir fidanın gönlüne yerleşsin istemiş. Ne kadar gözüme girdi bu şair, anlatamam.
 
Rezan Peya Gökçen         
   

EULOGY of CONSTANTİNOPLE

O MOON that dost light the eye of hope, and dost adorn the days of thy aged father! it availeth thee more to cultivate thy talents than to break the seal of a treasure. Knowledge and instruction have no surer asylum than Constantinople, which has not its equal for the flavor of its intellectual fruit. May God prosper this abode of all greatness, the home and school of all great men, and the seat of administration for all people! There merit always finds consideration. Every perfection, every talent is there esteemed at its just value. There are all the degrees of honor and of nobility; everywhere else life is lost and wasted. There everything has its peaceable course, and merit has not the injustice of fortune to fear. There are found all places, all dignities, and all careers. Heaven in vain revolves around the world, it sees nowhere a city like unto Constantinople. There are seen paintings, drawings, writings, and gildings, dazzling and gleaming beyond belief. All possible kinds of arts contribute their own brilliancy and splendor. See how she gleams with a beauty all her own, as the sea languidly caresses her!
    
At Constantinople all arts and all professions are esteemed and honored, and one finds here talents whose names even are unknown elsewhere. Does he who is outside the house know what is within? Does he who stands on the shore see what is hidden by he depth of the sea? There also they excel in archery and the names of conquerors are immortalized on stone. Without mention of the rest, how pleasant and charming it is to fly over the surface of the sea, to reign at the same time over the air and the waves, like Solomon on his throne, and to recline luxuriously on a cushion with eyes fixed on a mirror of silver! There are combined at once music, song, and all pleasures. There, riding on the wings of the wind, the eyes perceive a great number of cities. Tranquilly resting on the breeze, one traverses the earth without fatigue. There are marvelously reflected the most gorgeous spectacles, which seem to mirror one another and give an enchanted aspect to the shores. The quaîqs glide lightly over the water, with their wind-filled sails like a bird’s wings. How can so beautiful a sight be described? What need has it of eulogy?
    
Behold Saint-Sophia, marvel of the world, whose cupola might be termed the eighth celestial body. Nowhere has she her equal, save perhaps in paradise. Contemplate the imperial seat of the sultans of the world, the dwelling of the kings of time, the court of the Ottoman Empire, and the centre of the rule of kháns. In this ever-blessed region is found all that is desirable. Whatever thou canst imagine, she possesses in the highest degree. She combines the elect of the beys, of the pachas, and the efendis, the most illustrious warriors and the most renowned wise men.
    
All the world’s difficulties there find their solutions: all efforts are there crowned with success. The mind cannot conceive all the charms she contains. If she were not afflicted with all kinds of disease and the abominable plague, who would consent to leave this celestial abode whence care is forever exiled? If her temperature were more equal, would she not cause the rest of the world to be forgotten? Whoever has an established fortune should not establish his home in any other country. No city, no country, resembles or is comparable to her. She is the asylum of all sciences: everywhere else study is neglected for gain, commerce, agriculture, or usury, so that all vestiges of knowledge have disappeared. Money takes the place of talent in a province, and it seems as if merit could be extracted from it. In the provinces scientific men have become extinct and books are forgotten. Poetry and prose are both held in aversion, and even a Persian phrase is tabooed. The study of Arabic has vanished as snow without consistency, and the principles of grammar and syntax are entirely neglected. Luxury and presumption have intoxicated all hearts, and there is no worship but that of dignities and employments. There one finds neither virtue nor knowledge, and morality is outraged.
    
The ambition to secure vain honors leaves no time for the labor for perfection. How many do not lift up their voices unto the Lord except when their fortunes are threatened by reverses! It is by a special dispensation of Providence that God has withdrawn learning from the provinces. If he had not first chained them in ignorance, who could have governed such men? The seat of power belongs to the great, but pride is the part of provincials. He who is high placed is not vainglorious; but these wretches are filled with arrogance. They constantly compare their dignity and importance to that of the representatives of authority.
    
But what would it be if they possessed learning? They would not deign to look at their fellows. They know not their value, and take no account of their worth.
    
Nothing teaches the inferiority of the provinces more than the sight of Constantinople. In the gatherings of the capital he who passes elsewhere for a wisest man of the century is but a blockhead; the strong-minded loses his assurance, and the fine talker has no longer a tongue. They who boasted so loudly of their rank and nobility are only admitted to the most commonplace circles. The arrogant, who knit his brows so disdainfully, eagerly seeks the door-keepers. He who bore a title so pompously cannot even obtain the honor of kissing the hem of a robe. He who occupied the first place is not even deemed worthy to remain at the door. What city can be compared to Constantinople? Is not the prince above him whose homages he receives? (from Hayriye-i Nâbî)

…………………………………………………12

From: Deniz Tüfekçi
Subject: Oktay Ekinci’nin eski bir yazısı
Date: September 18, 2009 11:39:34 AM EEST
To: adalar.postasi@gmail.com

Değerli Adalılar,
Kimliğimizin tarifini kültürde gören ulu önder Atatürk’ün öğretisini, Sayın Oktay Ekinci Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde ne güzel dile getirmiş.

Irkçı ve şoven yaklaşımlarıyla zavallı cahil, bilinçsiz halkımızı birbirine düşürmeye odaklı, Atatürk’ün Türk tarifinin ne anlama geldiğini bile anlayamamış, kavrayamamış kafatasçılara, Kürtçülüğü geçim kaynağı yapmış şarlatanlara ithaf olunur.

Antakya’yla ilintili  bu yazıda, Antakya’yı kaldırın, Adalar yazın, bir şey değişmediğini göreceksiniz.

Bu ülkenin pırıl pırıl geleceğini oluşturacak çocuklarımıza bu tür yazıları okuyun, okutun.
 
Deniz  Tüfekci

Cumhuriyet,
OKTAY EKİNCİ

‘Mozaik’ Değil ‘Alaşım’!..

”Ortak kimliğimiz ‘Kültürler Alaşımı’dır. Türkiye’nin kültürel zenginliğinin sadece bir ‘mozaik’ değil, aynı zamanda ve daha ileri düzeyde bir ‘alaşım’ olduğunu, her türlü sosyal-kültürel ve ulusal gelişme ve kalkınma politikamızda artık ‘temel tarihsel gerçek’ olarak tüm davranışlarımızın odağına yerleştirmeliyiz.”

Bu ifadeler Mimarlar Odası ve İçişleri Bakanlığı tarafından ÇEKÜL’ün de destek ve katılımıyla 30 Eylül 2000 günü Antakya’da düzenlenen ”Kültürel Mirasın Korunmasında Valiliklerin Rolü ve Sorumlulukları” konulu toplantının sonuç bildirgesinde yer alıyor.

Dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, dönemin Hatay Valisi Yener Rakıcıoğlu ve bölgedeki diğer illerin valileri ile dönemin Antakya Belediye Başkanı İris Şentürk’ün de imzalarını taşıyan bu sözlerin esin kaynağı ise Prof. Dr. Ufuk Esin’di.

Kültür Girişimi tarafından daha önce İzmir’de düzenlenen ”AB Sürecinde Kültür Politikaları” toplantısında demişti ki:

”Anadolu’daki her kültür diğerlerinden bir şeyler almış. Tarihin belgelerine baktığımızda bu mozaiğin zamanla alaşıma dönüştüğünü söyleyebiliriz. Bunun adı da bence ‘Anadolu’dur.”

Yıllarını uygarlıkların derinliklerine adamış Ufuk Hoca’nın bu tanımlamasını Antakya’da anımsamak ve bildirgelere yansıtmak elbette ki rastlantı değildi.

Anadolu’nun gerçeği çağlar boyunca birlikte, yan yana ve hatta ”iç içe” yaşayarak ortak bir ”kent kültürü” yaratan farklı inançlardan insanların, mimarisi, sokakları, gelenekleri ve ünlü Harbiye semtindeki sofraları bezeyen yemekleri de o denli ”ortak” ki bunun sadece mozaik olarak tanımlanması hem yeterli değil hem gerçekçi değil. Nitekim Anadolu’nun Antakya’da açıkça gözlenen bu özelliği, Mimarlar Odası’nın Temmuz ayındaki ”Dünya Mimarlık Kongresi”ne hazırlık için düzenlediği ”Türkiye Kongreleri” belgelerinde de vurgulandı. 25 Şubat 2005 günü Adana’da başlayıp Antakya’da devam eden Kongre’nin basın açıklamasında özetle şunlar yer aldı:

”Tarihsel süreçte bu yöredeki kentlerin kazandığı çok kültürlü özgün karakter, Pagan, Musevi, Hıristiyan ve Müslümanlar’ın ortak yaşam ilişkileri içinde oluştu. Sonuçta ortaya çıkanın mozaik değil kültürel bir alaşım olduğunu görürsek, tarihsel dostlukların temelini daha iyi kavrarız.” 

Beraberliğin kimliği 

Peki, bütün bunlar ne anlama geliyor?

Bu ortak yaşam ilişkilerinin getirdiği yakınlaşmada, özellikle kentsel ortamdaki aynı mekânlar, aynı komşuluklar, ticaret, kültür ve hatta sevinçler, tasalar, duygular da öylesine hesapsız-kitapsız bir içtenlik içinde paylaşılıyor ki artık ”birbirlerinden ayrılması olanaksız” toplumsal dokular çıkıyor ortaya.

İşte bu beraberliklerin alaşımı, ”köken”lerindeki kimi ”özgünlükler”in birbirlerine yaklaşmasını da içeriyor.

Gündelik yaşamda adeta destanlaşan birlikteliklerin ardındaki bu gerçeği mozaik anlatamaz ki… ‘Dağılmamak’ için kaldı ki mozaiğin her zaman için ”dağılma” olasılığı var; hatta dağılan mozaiklerden farklı, yeni bir kompozisyon bile yapılabilir. Buna karşın ”alaşım”ın ise hem böyle bir ”risk”i yok, hem de kendisini oluşturan farklı kültürleri ”içselleştirmiş” bir bağımsız ve özgün kimliği tanımlıyor.

Bu nedenle 2000 yılındaki Antakya toplantısının sonuç bildirgesine şunlar da eklenmişti:

”Türkiye’yi ‘vatan’ yapan ‘Anadolu insanının ortak kimliği’ni de işte bu büyük ‘kültürel alaşımın’ köklü ve zengin uygarlık birikimleri yaratmaktadır. Ulusal esenliğimizin güvencesi ise ‘kültürlerin tarihsel dostluğuyla yapılanan’ bu alaşımın bütüncül ve güçlü dokusudur…”

Ne dersiniz? Başta Avrupa Birliği olmak üzere dünyaya karşı da mozaik yerine işte bu ”özgün kimliğimiz”i cesaretle savunma zamanı gelmedi mi?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: