Gönderen: adalarpostasi | 19 Kasım 2008

ADALAR POSTASI-292: kentsel donusum projelerinin onunu acmak hevesiyle yapilan tarumarda Adalar da 6 numarali kurula baglanmis bu arada!

ADALAR POSTASI
30 Ocak 2006

Metin Karadag, Dogan Kuban’in bugunku Cumhuriyet’te yayimlanan “İmar bağlamında cehalet ve ahlak” baslikli yazisini gondermis!

Kuban: “Ondokuzuncu yüzyılın sonunda Emile Durkheim ‘Profesyonel Etik ve Sivil Ahlak” adlı kitabında “Ahlaki disiplin olmazsa toplumsal bir işlev gerçekleşemez. O zaman sadece kişisel açlıklar söz konusu olur ve bunlar sınırsız ve doyurulamaz oldukları için, onları kontrol edecek bir şey olmazsa, onlar kendillerini kontrol edemezler’ demiş.” diyerek bitirmis sozlerini…

Ahlaki disiplinin olmadigi, kisisel acliklari kontrol edecek koruma kurulu misali seylerin de bir bir ortadan kaldirildigi dolayisiyla da bitip tukenmek bilmeyen ahlaksizliklarin meydan aldigina dair iki haberi de Kuban’in yazisinin kuyruguna ekleyip gonderiyoruz Adalar Postasi’na…

Kentsel donusum projelerinin onunu acmak hevesiyle yapilan tarumarda Adalar da 6 numarali kurula baglanmis bu arada!

İmar bağlamında cehalet ve ahlak http://www.arkitera.com/news.php?action=displayNewsItem&ID=6849

Kemal abiye kaymaklı kıyak http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=176864

Villa bitti, kurul gitti http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=176978

From: Metin Karadag
Date: Mon, 30 Jan 2006 08:02:14 -0800 (PST)
To:
Subject: [vapurlarimizi_vermiyoruz] Dogan Kuban: “Imar baglaminda cehalet ve ahlak”

http://www.arkitera.com/news.php?action=displayNewsItem&ID=6849

İmar bağlamında cehalet ve ahlak

Tarih: 30 Ocak 2006 Kaynak: Cumhuriyet Yazan: Doğan Kuban

”Bilginlerin” dalkavukluğu, toplumu harap ediyor. Kendi cehaletinden haberdar olmayan için ahlaksızlık, sadece, bahçesinden elma çalan ile karısına yan bakandır.

Türk toplumu dumanlı bir ahlak ortamında yaşıyor. Tanıdık yüzler bu dumanda bir görünüyor, bir kayboluyor. Günlük söylemde ve medyada ahlak sözcüğü büyük bir yer tutuyor, ama tanımı kaypak. Kendine çıkar sağlamak için başkasına ve topluma zarar veren her eylem ahlaksızlıktır. Cehalet de ahlaksızlığın en önemli kapısı.

Bu sadece okumamışın cehaleti değildir. Uzman olduğunu söylediği alanın cahili olan çok kişi var. Bunlar zararın yaygınlaşmasını idrak edecek bilgiye sahip olmadıkları zaman, sorumluluk alanlarının genişliğine göre, başkalarına ve topluma zarar veriyorlar.

Cahil halkın ahlaksızlığı
Halk kültürü ahlaksızlığı sadece iki kategriye indirgemiştir: Kadın – erkek ilişkileri bağlamında ahlaksızlık, çalmak bağlamında ahlaksızlık. Cahil insan topluma zarar veren bir eylemi ahlaksızlık kategorisine sokmuyor. İnsan ilişkilerini karmaşık bir sistem olarak görecek bir bilgi düzeyine erişmemiş cahil, kişiye doğrudan zarar vermedikçe, dolaylı ahlaksızlığı algılamıyor. Toplumu soymakta yolunu bulan bir zekidir, açıkgözdür. Ama ahlaksız değildir.

Bu toplumsal değerlendirme yaşamın her bölümünde geçerli. Bunu Türkiye’nin imarı, bağlamında irdelemek aydınlatıcı oluyor. Çünkü yapılaşma, yüzyılların ihmal ettiği bu ülkede temel ekonomik etkinliktir. Emeğin ve paramızın büyük bölümünü yapıya harcıyoruz. Ayrıntılarda olduğu kadar üst düzey planlama etkinliklerinde de bu gevşek ahlak kavramının topluma zarar veren örnekleriyle karşılaşıyoruz.

Örneğin, kaldırımlara otomobillerin park yapmasını engelleyecek dökme demirden baba’lar dikiliyor. Geçimini yol kenarına çekilen özel arabalardan kazanan birileri, bazen bu babaları söküyorlar. Bu işi hoyratça kazmalarla kaldırımı da tahrip ederek yapan da var. İstanbul’da her gün binlercesi yapılan ve bir ekmek parası sorunu olarak da yorumlanabilen bu davranışlar topluma ve insanlara zarar veren ahlaksızlıklardır. Bu serseri ahlaksızlık menfaat karşılığı bir düzen bozmadır. Benzer davranışlar her yapı ve inşaatı bir kamusal zarar mekanizmasına çeviriyor. Boğaziçi’nde bir koruda iki tarafı tel örgülü bir yola kaldırım yapılıyor. Kaldırım döşenirken özel kişinin diktiği tel örgüler sökülüp, tel örgü direkleri yıkılıyor. Müteahhit kaldırımını bitirip, yıktığı tel örgüyü de öyle bırakıyor. Bu müteahhiti kontrol eden yoktur. Varsa bile yolun iki tarafındaki kişi malına zarar verilmesine ses çıkarmıyor.

Yaparken bozmak
Beyoğluna yağmur ve çamura ve insanlara verilen rahatsızlıklara bakmadan yeni kaldırımlar döşendi. Fakat planlı yapılmadığı ve Beyoğlu her başkan döneminde bir kaç kez kazıldığı için hiç bir dükkân yola planlı olarak bağlanmadı. Burada kaldırım ustaları, yeni çirkinlik gösterileri ’emprovize’ ettiler. Kaldırımlar geceyarıları yağmur altında yapıldığı için demir menfez kapakları kaldırım seviyesinde olmadı. Yeni yapılan granit döşeme bir iki gün içinde kırılıp ve bel verdi.

Kuşkusuz bu döşemedeki uyarlama ustalıkları da ilerde bazı yaşlıların kalçalarının kırılmasına yardımcı olacaktır. Bir şey yaparken başka bir şeyi bozmak ya da başkasına zarar vermek Türkiye’deki inşaatların doğasında vardır. Ahlaksızlık sayılmayan bu tür işlerin zararları giderek katlanır. Buraya otopark yapmak için ahşap eski konutları yakan gerçek suçları katmıyoruz. Ne var ki otoparklar çalışmaya devam ediyor.

Yasaları çiğnemek
Birisi, imar hakları sınırlarını, herkesin gözü önünde, bir kaç kat aşarak bütün yönetmelik, yasa ve kurallara aykırı bir inşaat yapıyor. En ufak boya tadiline bile yetişip inşaatları durduran sorumlular bu sefer ortada yoktur. Sonra nasıl bir mekanizma çalıştıysa, inşaat durduruluyor. Yıllarca herkesin gözü önünde yükselen yapı yıkılıyor. Ve betonarme harabe, bir otopark olarak hizmet vererek, savaştan çıkmış bir görüntüyle İstanbul’un merkezinde yaşamını sürdürüyor.

Başka birisi Boğaz’ın yeşil tepelerine Cihangir apartmanları gibi üstüste yığılan apartmanlar dikme izni almıştır. Büyük bir yeni mahalle hiç bir kural ve yasaya uymadan oluşur. Uygarlıkla, yasalarla ilgisi olmayan böyle görüntüler bize özgüdür. Giderek büyüyen bu urlar İstanbul’u çopur bir yüze çevirmiştir. Ve bu vurdumduymazlık toplumu çürüten bir boyut kazanmıştır.

Ulaşım budalaları
İmar bağlamında Türkiye’nin canını yakan, insanları stres içinde yaşatan en karakteristik olgu İstanbul’un ulaşımıdır. Toplum ulaşım budalasıdır. Vapurla yirmi dakikada gittiği Kadıköy’e arabayla ve otobüsle bir saatte gider. Beş dakikada varabileceği Üsküdar’a kırk dakikada gider. Günde bir buçuk ile iki saat yolda kaybettiği için bunun İstanbul’a maliyeti yılda 10-20 milyar doları bulur.

İstanbul için gerekli metro ikiyüz kilometre ise yirmi yılda 20 kilometre yapılabilmiştir. Buna karşın köprüler planlanır, kenti her yanından saran deniz ulaşım programına bir türlü girmez. Yeni para tuzakları olan köprüler için sözde bilimsel nedenler yaratır. Otomobil satıcıları da çok memnun kalırlar. Bunların ahlaksızlıkla değil açıkgözlükle ilgisi vardır.

İmar bağlamında en büyük belirsizlik kentsel planlama sürecindedir. İstanbul büyüklüğünde bir kenti planlayacak kültür birikimi, örgütlenme ve disiplin Türkiye’de gerçekleşememiştir. Bazen profesyonel etik de, düz çizgili yaşamsal faydacılığın baskısıyla, sınınlarını doğru tanımlayamıyor. İstanbul Belediyesi büyük bir iyi niyet gösterisiyle, yüzlerce mimar ve şehirciyi bir hangarda toplamış, işsiz mimarlara bir proje şöleni vermektedir. İstanbul planlamasına olumlu bir katkıda bulunmak için belediyenin çağrılarına yanıt veren öğretim üyeleri, mimarlar, şehirciler bu tasırım şölenine katılıyorlar.

Dışarıdan bakılınca yüzde 60’ı kaçak yapılaşmış, plansız büyümüş bir kentte girişilen bu planlama eylemi karaciğeri, böbrekleri, kalbi, kan dolaşımı iflas etmiş tıknefes bir hastaya estetik ameliyat yapmaya benziyor. Bir şey sorgulanmıyor. İstanbul gibi bir kent planlaması, uzun süreli bir örgütlenme gerektirmez mi? İnsanları toplayıp bir kaç yıl çalıştırınca, çay ya da pamuk toplar gibi gerçekleşecek bir İstanbul planlaması olabilir mi? Bu garip şölende oniki milyonluk kentin planları bir, iki yılda hazırlanacaktır. Senede on büyük projeyi gerçekleştirme potansiyeli olmayan bir belediyenin yüzlerce uzmanın bir iki yılda hazırlayacağı yüzlerce kentsel tasarım projesini ne yapacağı, ister istemez insanı düşündürüyor.

Böyle bir etkinliğin İstanbul metropolisi’nin büyümesinin uzun vadeli ekonomik, sosyal, kültrel ve politik temellerinin analizine dayandığını düşünmek için fazla saf olmak gerekir. Bu daha çok, anlaşılması zor, bir politik gösteri havası taşıyor. Bu anti-sosyolojik ve bilim dışı doğaçlama örgütten bir İstanbul planı beklemek ancak Binbir Gece Masalları’nda yaşayanlar için mümkün olabilir. Bu noktada meslek etiğinin dumanlı bir yorumu var. Gerçi çalışmalara katılanların ahlaklarından şüphe etmiyorum. Bir çoğunu kişisel olarak tanıyorum. Ama bu hassas arakesitte daha incelmiş kültürel irdelemelere gereksinimiz var. Kırsal toplum kültürünün ahlak bağlamındaki dumanlı yargıları aydın insanların yargıları da kanımca etkiliyor. Burada olgunun doğasını sorgulamayan büyük bir uzman grubunun, İstanbul planlaması gibi düğümlenmiş bir soruna sadece bir iş olarak bakması gibi tartışılacak bir sorun var. Türkiye’nin diğer belediye başkanları da bu yöntemi kullanırlarsa, bütün ömürlerinde belki bir kaç bina yapmış 35000 mimara iş bulunmuş, Türkiye’nin bütün imar planları da bu emsalsiz yöntemle tamamlanmış, geleceğin Türkiyesinin temeli atılmış olacaktır.

Kuşkusuz bu çalışmalar evesinde pek çok açıkgöz de sıraya girmiştir. Söylemeye çalıştığım da budur. Herkes ahlaksız değildir, fakat ahlak kavramı çok dar bir alana sıkıştırılmıştır. Cehalet de ayıp değildir.

Türkiye’de ahlaksızlık başka toplumlardan fazla değildir. Bunun için İtalya ya da Rusya’ya bakmak yetişir. Türk insanı için ahlaksız sadece komşunun bahçesinden elma çalan ile, karısına yan bakandır. Bulanık suda balık avlayan ve ayrık otu gibi büyüyen ve bazan toplumu soyduğu savlananlar sadece açıkgözlerdir. Ondokuzuncu yüzyılın sonunda Emile Durkheim “Profesyonel Etik ve Sivil Ahlak” adlı kitabında “Ahlaki disiplin olmazsa toplumsal bir işlev gerçekleşemez. O zaman sadece kişisel açlıklar söz konusu olur ve bunlar sınırsız ve doyurulamaz oldukları için, onları kontrol edecek bir şey olmazsa, onlar kendillerini kontrol edemezler”* demiş.

Bugün için de geçerli görünüyor.

(* Bu kitap ilk kez İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nce yayımlanmıştır. Bu pragrafı Daniel Bell’in “The Coming of Post-Industrial Society'(1973) adlı kitabından aktardım.)

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=176864

Kemal abiye kaymaklı kıyak

Maliye Bakanı Unakıtan’ın, Çavuşbaşı’ndaki kaçak villası için alınan yıkım kararı sekiz yıl uygulanmadı.

Maliye Bakanı’nın üç defa mühürlenen Üsküdar’daki kaçak villası kurtuldu, üstelik isterse yenisini de yapabilecek

SELİM EFE ERDEM (Arşivi)
İSTANBUL – Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın Üsküdar’daki kaçak villası kısa bir sürede yeni bir imar planıyla aklandı. Çamlıca için hazırlanan yeni imar planından yararlanan bakan Unakıtan’a daha fazla yapılaşma olanağı da sağlandı. Unakıtan’ın yıllardır ruhsat alamadığı parsele Üsküdar Belediyesi, Büyükşehir Belediyesi ve 3 No’lu Tabiat Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu’nun kararıyla bir değil üç inşaat izni verildi.

Bölge sit alanı içinde
Büyükşehir Belediyesi, Üsküdar Belediyesi ve İstanbul 3 No’lu Tabiat Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu, bölgenin imar planını birkaç ayda değiştirdi. Bölge planları beş yıldır onay beklerken, Küçükçamlıca’nın yüzde 6 olan imar hakkı yüzde 15’e çıkarıldı. Değişiklikten, Unakıtan’ın Çavuşbaşı’nda yüzde 60’ı kaçak olan villası da yararlandı.
Üsküdar Belediyesi’nin, 1980’li yıllarda sit alanı içine alınan Büyükçamlıca ve Küçükçamlıca için haziran ayında hazırladığı ve Büyükşehir Belediyesi’nin de onayladığı 1/5000’lik koruma imar planı koruma kurulu tarafından kabul edildi. Kurul, 1/1000’lik uygulama imar planını ise teknik yetersizlik nedeniyle reddetti. Ancak, kurulun salı günkü toplantısında, Unakıtan’ın parselinin bulunduğu avam projeye onay verildi.

Muhalif iki üye sürüldü
Üç kurumun da onayladığı projeyle, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın Küçükçamlıca’daki toplam 2.5 dönümlük parselinin tabanında yüzde 15 oranında ve 6.50 metre yüksekliğinde üç inşaata yapılaşma izni verildi. Toplantıdan sonra kurul üyeleri Ahmet Turgut ve Mehmet Cevahir Türk’ün, kararlara muhalefet ettikleri gerekçesiyle aynı gün Adapazarı bölgesindeki kurula tayin edildikleri iddia edildi. Belediyenin hazırladığı yeni imar planı ve kurulun verdiği yüzde 15 yapılaşma izniyle, bakan Unakıtan’ın sekiz yıllık kaçak yapısı yıkılmaktan kurtulduğu gibi, daha geniş yapılaşma izni kazanmış oldu.

Kendisi de itiraf etmişti
Daha önce yaptığı açıklamada, ilk villasının ruhsatının bulunduğunu, ancak oğlu için bahçesine yaptırdığı ikinci villanın kaçak duruma düştüğünü belirten Unakıtan, “Ama, bana göre o da kaçak değil. Belediyeler kendisine düşen hizmetleri yerine getirmediği için, planlarını Anıtlar Kurulu’ndan ve Büyükşehir Belediyesi’nden geçirmediği için kaçak duruma düştük. Kendime ait evi yeniden yaptırmak istiyorum. Depremden zarar gördü. Belediyenin planları Büyükşehir Belediyesi’nden geçerse oğlumun evi de kaçak olmaktan çıkacak” demişti.
Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Turgut, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın villasının bulunduğu parsele onay verildiği gün Adapazarı bölgesine bakan 6 Numaralı Koruma Kurulu’na atanmasına ilişkin olarak şimdilik bir yorum yapmayacağını, birkaç gün sonra açıklama yapacağını söyledi. Üsküdar Belediye Meclisi’nin AKP’li üyesi olan mimar Mehmet Cevahir Türk’se, kendisinin de 6 numaralı kurulda görevlendirildiğini, ancak bunun bir sürgün olmadığını savundu.

Sırada 500 yapı var
İsminin açıklanmasını istemeyen koruma kurulunun başka üyeleriyse, Bakan Unakıtan’ın aldığı kurul onayına rağmen arazisindeki kaçak yapıyı yıkması ve mevcut yeni izne göre yeniden villa inşa etmesi gerektiğini savundu. Bakan için alınan kararla, bölgede yaklaşık 500 yapı için yeni yapılaşma yolu açıldı. Bugüne kadar bölgede yüzde 6 oranındaki ‘geçiş dönemi’ uygulamasına göre yapılaşma izni veriliyordu. Ancak, kurulun aldığı bu kararla, artık, sit alanı içinde yer alan Çamlıca’da arazi üzerinde yüzde 15 oranında ve 6.50 metre yüksekliğinde yapılaşmaya gidilebilecek.

Mimarlar odası: Hukuka aykırı
Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şube Başkanı Eyüp Muhçu, 3 No’lu Tabiat Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu’nun verdiği yüzde 15 oranındaki yapılaşmanın hukuka aykırı olduğunu savundu. Muhçu, kararı şöyle değerlendirdi: “1980’li yıllarda sit alanı ilan edilmiş bölgede mevcut planlar iptal edilir ve yeni 1/5000 ölçekli koruma imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı hazırlanana kadar geçiş dönemi kararları uygulanır. Orada 5 binlik plan kabul edilmiş. Ancak bölgenin 1000’lik planı reddedilmiş. Bu durumda geçiş dönemindeki yüzde 6 oranına göre yapılaşma yapılabilir. Kurulun 5 binlik plana göre verdiği yüzde 15 oranındaki inşaat izni mahkemede iptal edilebilir. Bu, bir uygulamanın önünü açma çabasıdır.”

Mühürü üç kez kırdılar
Çavuşbaşı’ndaki villasının bahçesinde Ağustos 1998’de temel kazısına başlayan Bakan Unakıtan, ‘manzarasını kapattığı’ gerekçesiyle komşusu Ali Dirikoç tarafından Üsküdar Belediyesi’ne şikâyet edildi. Belediye ekipleri, 31 Ağustos’ta yapı tadil tutanağı düzenledi.
7 Ekim 1998’de belediye yıkım kararı aldı. Ancak tutanağa rağmen mühürler kırıldı ve inşaat sürdü. Belediye ekipleri, 17 Ekim’de, bodrum, zemin kat ve bir normal katın yapımı biten villa için tekrar yapı tadil tutanağı yazdı. Ancak yine mühür kırıldı ve inşaat devam etti.

Belediye adresi bulamadı!
15 Ocak 1999’da Ali Dirikoç şikâyetini yineledi. Gelen ekipler, bu kez ikinci kata kadar yapılmış bina için tekrar yapı tadil tutanağıyla inşaatı mühürledi. Mart ayında üçüncü kez yıkım kararı alındı. Buna karşın inşaat bitirildi.
Belediye, 19 Mart 1999’da bakan Kemal Unakıtan hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu. Şikâyetçi Dirikoç da, Üsküdar Belediye Başkanı Yılmaz Bayat hakkında kaçak yapılaşmaya göz yumduğu iddiasıyla İçişleri Bakanlığı’na başvurdu. Bakanlık başmüfettişleri, 17 Haziran 2001’de olayı incelemeye aldı. Bir gün sonra Üsküdar Belediyesi bir gazeteye villanın yıkılması için ilan verdi. Gerekçe olarak da evin bulunamadığı belirtildi. Yıkım için verilen ihale ilanına başvuran kimse de çıkmadı.

Bakanın sicili oldukça kabarık
Bakan Unakıtan, kendisiyle ilgili düzenlemelerle anılıyor. Al Baraka Türk Yönetim Kurulu üyesiyken naylon fatura hazırladığı iddiasıyla hakkında 3 yıl hapis cezası istemiyle dava açılan Unakıtan’ın, bakan olunca ilk icraatı kendisinin de yararlanacağı ‘vergi affı’ yasası hazırlamak oldu. Ormanlık alandaki yapılaşmaya af getiren 2B yasasını da hazırlayan Unakıtan’ın, Beykoz’da 50 dönümlük 2B arazisi olduğu ve çıkacak yasayla tapuya kavuşacağı da ortaya çıkmıştı. Unakıtan’ın, Galataport ihalesi öncesi, en yüksek teklifi veren Ofer ailesiyle görüştüğü iddiaları da var.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=176978

Villa bitti, kurul gitti

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın villasını aklayan karara direnen 3 No’lu Kurul’un görev alanı değiştirildi. FOTOĞRAF: YURTTAŞ TÜMER

Unakıtan’ın villası kurtulduktan sonra koruma kurulları dağıtıldı

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın villasını aklayan karara direnen 3 No’lu Kurul’un görev alanı değiştirildi. FOTOĞRAF: YURTTAŞ TÜMER

SELİM EFE ERDEM (Arşivi)
İSTANBUL – Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın kaçak yapılarını aklayan koruma kurulu kararının ardından İstanbul’daki koruma kurullarının yapısı tamamen değiştirildi. Galataport, Haydarpaşa, Dubai Kulesi, Haliç ve üçüncü Boğaz köprüleri gibi büyük projelere mesafeli durmasıyla bilinen kurullar ikiye bölündü. Sayıları altıya çıkan kurullara yeni üyeler atandı.
Tarihi doku içindeki on binlerce konutu içeren kentsel dönüşüm projesi ve yeni Haliç köprüsü yapımına mesafeli duran Fatih ve Beyoğlu bölgesinden sorumlu 1 No’lu Kurul’un yeni görev sahası Çatalca, Bakırköy, Bayrampaşa oldu.
Tarihi Yarımada için 4 No’lu yeni bir kurul oluşturulurken, Galataport, Haliç köprüsü ve Dubai kuleleri projelerinin yer aldığı Beyoğlu, Eyüp, Şişli ve Kâğıthane 2 No’lu kurula bağlandı. Haydarpaşa projesine şerh koyan ve Bakan Unakıtan’ın villasını aklayacak plan değişikliğine muhalefet yapılan 3 No’lu Kurul’un yeni görev alanı ise Beşiktaş, Sarıyer, Beykoz ve Üsküdar olacak. Haydarpaşa projesinin yer aldığı Kadıköy ve Adalar bölgesi için 5 numaralı kurul, turizm merkezlerinin planlandığı Şile’yse daha önce Bursa’ya bağlı olan İzmit ve Adapazarı illeriyle birlikte 6 No’lu Kurul’a bağlandı.

‘Hayır diyen kurul etkisizleşiyor’
Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Başkanı Eyüp Muhçu, siyasileştirilen kurullardaki uzmanların etkisiz hale getirildiğini savunarak, “Olumsuz kararlar alan kurullar etkisiz hale getiriliyor. Asıl amaç bu tip kentsel dönüşüm projelerinin önünü açmak” dedi. Mimarlar Odası Genel Başkanı Oktay Ekinci ise, siyasileşmeye karşı kurul üyeliklerinin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda olduğu gibi uzmanlar kurulunca atanması gerektiğini savundu.


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: