Gönderen: adalarpostasi | 21 Eylül 2008

ADALAR POSTASI-194: Vordonisi’den mektup var!

ADALAR POSTASI
1 Aralık 2005

http://www.dunyagazetesi.com.tr/news_display.asp?upsale_id=201460

Onuncu ada da bulundu hem de bin yıllık manastır ile birlikte…

21/12/2004

İstanbul, tarihi özellikleri gereği yüzlerce yıldır anlatılan birbirinden inanılmaz hikayelere ilham kaynağı olan bir kent. Bu hikayelerden çoğuna halkın abartılıları nedeniyle “kent efsanesi” adı veriliyor.

Tabii, efsaneler de ulusal kültürün bir ürünü. Ancak bazı efsaneler gerçeklik payına sahip. Bunlardan sonuncusu geçtiğimiz günlerde bulunan İstanbul’un efsane batık adası, Vordonisi.

Aslında bu adalarla ilgili söylentiler, Osmanlı İmparatorluğu döneminden beri biliniyordu.

Vordonisi Adası da 1500’lerde Osmanlılar tarafından “Batık Manastır Kayalıkları” olarak adlandırılıyordu. O günden günümüze kadar halk arasında pek çok efsaneye konu olan adaların varlığı bugüne kadar kanıtlanamamıştı.

Ama artık Vordonisi bir sır olmaktan çıktı. Daha da şaşırtıcısı ada, üzerinde yaklaşık bin yaşında olan bir Bizans manastırına sahip. Asırlardır su altında duran ve duvarları yosunlarla kaplı bu esrarengiz yapının hikayesi ise, Bizans entrikaları ile örülü bir roman gibi.

Burnumuzun dibindeki tarih hazinesi

Aslında herşey bir haritayla başladı. Bu eski harita, yüzlerce yıl öncesinin grafik motiflerine sahipti. Aradan geçen asırlara rağmen üzerindeki yelkenli gemi resimleri, boğazın yeryüzü şekli ve denizlerin derinliğini belirten degrade desenler hala belirgindi. Üzerinde el yazısı ile “Konstantinopol’ün Planı” yazıyordu bu gizemli parşömenin üstünde.

Adayı keşfeden ekibin içinde bulunan Yılmaz Akyunus’un elinde tuttuğu harita, orijinalinin bir kopyası. Gerçekten de Marmara’daki 10. adanın hikayesi yüzyıllar önce kimin, ne amaçla yaptığı bilinmeyen bu gizemli harita ile başlamış. Bu eski haritada gösterilen adalar grubu aslında İstanbullulara hiç de yabancı değil.

Bostancı’dan Büyükada’ya doğru giderken

Bostancı’dan Büyükada’ya giderken rotanızın üstüne iki tane deniz feneri çıkar. İşte bu fenerlerden karaya daha yakın olanı, aynı zamanda tarihi bir efsaneyi işaret ediyor.

Küçükyalı ile adalar mıntıkası arasında binlerce yıl kimsenin dikkatini çekmeyen kayalıklar var. İstanbullu amatör denizciler ve dalgıçlar, burdaki kayalıklara girip çıkıp balık avlıyorlar.

Marmara’nın bu bölgesinde deniz en çok 8-9 metre derinliğe sahip. Efsane aslında bugüne kadar pek çok kişinin ilgisini çekmiş ama bilgi yetersizliği nedeniyle fazla araştırma yapılamamış bölgede.

Bugüne kadar sadece Büyükada sakinlerinden bazıları ve Patrikhane yetkilileri bölgede sınırlı araştırmalar yapmışlar. Ancak bunlardan da kesin sonuçlar çıkmamış hiçbir zaman.

Marmara’nın sığ sularında dalış

Daha önce yapılan bu araştırmalardan yola çıkan balıkadam ve sualtı fotoğrafçısı Yılmaz Akyunus’un eline bir gün, bu ilginç harita geçiyor.

Haritada bugüne kadar dokuz tane olarak bilinen adalara ek olarak onuncu bir ada daha olduğu açıkça görülebiliyor. Sözü edilen kayıp ada Kaşık Adasının üçte biri büyüklüğünde.

Elle çizilen ve daha çok bir resim havası taşıyan haritada, Küçükyalı açıklarında bulunan kayalıkların olduğu yerde bir karaltı var. Dikkatlice bakıldığında ise bunun bir adayı temsil ettiği net olarak anlaşılıyor. Bu bölge, daha önce hiçkimse tarafından keşfedilmemiş. Bugünkü araştırmalar bölgeye yapılan ilk dalış değil.

Batık ada söylentilerini merak eden amatör ruhlu kaşifler, 1965 yılında ilk dalış için niyetlenmişler. O zamanlar balıkçılar, Dragos’la Burgazada arasında ‘Bostancı Çakarı’ denilen bölgeden, kendi aralarında ‘Manastır Kayalıkları’ adıyla söz ediyorlar. Bundan şüphelenen dönemin araştırmacıları da Marmaranın sığ sularına giriyorlar. Ama bu araştırmadan ne yazık ki bir sonuç çıkmıyor.

Bu olaydan tam 39 yıl sonra ortaya çıkan haritanın verdiği bilgiler doğrultusunda Yılmaz Akyunus bir ekiple birlikte dalış planı yapmaya koyuldu. Ancak dalış gününe kadar ortada kesin bir bulgu yoktu. Kimse su altında neyle karşılaşacağını bilmiyordu.

Hazırlık safhasından sonra okyunus ve sualtı arkeoloğu yüksek mimar İnkilap Obruk, Yılmaz Akyunus ile birlikte ilk dalışı yaptılar. Bu dalışta Akyunus, sualtı fotoğraf deneyimi nedeniyle kamerayı kullanmış, İnkılap Hoca da “navigasyon”, yani yön bulma işlemini gerçekleştirmiş.

40 santimlik yosun tabakasının altındaki gizem

Denizin bu bölgede çok derin olmayışı balıkadamların en büyük şansı. Çünkü yüzeyden yansıyan güneş ışığı olduğu gibi deniz dibine vuruyor. Bu da ek ışıklandırma ekipmanına gerek olmadan araştırma yapılmasına olanak veriyor.

Akyunus ve Obruk, suya girdikten sonra bir süre çevrelerini inceliyorlar. Deniz dibine doğru ilerledikten sonra ise garip taş yapılarla karşılaşıyorlar. Bu kalıntılar, dikkatli bakılınca belirli bir düzene göre yapılmış bir duvar izlenimi uyandırıyor.

Dalış ekibi adayı bulmakla kalmayıp, üzerinde yer alan eski bir eserin duvarlarına da asırlar sonra ilk defa dokunmuş oluyor, böylece. Obruk’a göre burası Bizanstan kalma bir yapının duvarları. Zaten daha sonra ortaya çıkan adayla ilgili manastır bilgileri de teşhisi doğruluyor.

Obruk ve Akyunus, zaman kaybetmeden tarihi eser kalıntısını ellerinden geldiğince temizlemeye koyuluyorlar. Aynı zamanda çalışma filme de alınıyor. Böylece, senelerden beri dilden dile dolaşan bir efsane de gerçeğe dönüşmüş oluyor.

Manastırın yüzeyi temizlendi

Vordonisi Adası, gerçek olduğu gibi üzerine yapıldığı söylenen manastır da bir hayal ürünü değildi. Araştırma ekibinin bulgularına göre, lodos ve denizin etkisi bu ada kalıntısının ve üzerindeki yapının şeklini değiştirmiş. Araştırma sırasında, yüzeyde kalınlığı yer yer 40 santime varan bir tabaka kazınmak zorunda kalınmış.

İlk günkü dalış ve keşif heyecanı bitince, ekip olaya daha planlı yaklaşıyor. Çalışmaya bilimsel bir kimlik kazandırmak ve daha çok bilgi edinmek için bir dalış daha yapmaya karar veriyorlar. Bu dalışın amacı da adanın neden battığını bulmak.

Vordonisi’nin sonunu Marmara depremi getirdi

Vordonisi’ye yapılan ikinci sualtı yolculuğuna bu kez tanınmış bir jeolog da dahil olmuş. Aynı zamanda dalgıç da olan, İstanbul Üniversitesi Jeoloji Bölümü öğretim üyesi Profesör Doktor Şener Üşümezsoy, adayı incelemek amacıyla ikinci dalışa katılmış.

Üşümezsoy da, kalıntıları görünce aynı heyecanı duyuyor. Bilimadamı o gün yerdeki kayalardan örnekler alıyor ve bunları inceliyor. Sonra bölgede meydana gelmiş olabilecek deprem olasılığı açısından bir yorumda bulunuyor.

Yorumu ise şöyle: “Bilindiği gibi Kuzey Anadolu Fay Hattı, Anadoludan başlayıp Marmara denizinin altından geçiyor. Ancak bu hat doğu-batı yönünde tek bir çizgi şeklinde ilerlemiyor. Hattın çeşitli yerlerde kılcal uzantıları var. Bu uzantılar ana çatlağa ve kıyıya dik olarak uzanıyor.”

Fay hattının üzerinde

İşte Vordonisi adası da bu küçük kılcal çatlaklardan birinin tam üzerinde. Bu bölgede büyük yıkımlara neden olan önemli yer sarsıntılarının meydana geldiği biliniyor.

Bunların periyodik olarak tekrarlandığı da artık bir gerçek.

Bulgulara göre, büyük depremde ada batıyor ve on metreye yakın irtifa kaybediyor. Zamanla olay önce Bizanslılar sonra da Osmanlılar içinde bir efsane olarak yayılıyor.

Bugün mevcut delillere bakılacak olursa, deprem 900 veya bin yıl önce yani M.S. 1000-1100 yıllarında olmuş.

Üşümezsoy’un yorumunu daha sonra Prof. Dr. Ahmet Ercan da doğruluyor.

Marmaradaki keşifin ilk heyecan dalgası geçtikten sonra adanın temzilenmesiyle ilgili çalışmalar gündeme geldi. Uzmanlara göre, ada ve üzerindeki yapının temizlenmesi çok zor değil.

İstanbul’a bin yıllık bir armağan

Adanın suyun hemen altında, 5-6 metre derinlikte olması, teknik ve mali açıdan büyük yatırımları gerektirmiyor. Ayrıca bölge sahile sadece 3-5 mil mesafede. Bir arkeolog grubu ve resmi bir otorite nezaretinde burasının temizlenmesi ve kazılması mümkün olabilir.

Anlatılanlara bakılırsa, hem yerel yönetimler hem de Ankara, olaya karşı çok ilgili. Kadıköy Belediyesi gerekli teknik yardımlar için devreye girebileceğini açıkladı. Kültür Bakanlığı da keşif, temizleme ve koruma çalışmaları için gerekli izinleri verecek.

Sualtı kalıntılarını incelemek de aslında yüzeydeki kalıntıları incelemeye benziyor. Buralarda duvarlarda görülecek bir arma, bir motif pek çok bilgi sunabilir araştırmacılara. Taşların yapılış tarzından da hangi döneme ait oldukları kesinlikle saptanabilir.

Ancak manastıra ait kalıntıların su yüzüne çıkarılması olası görünmüyor. Çünkü sözkonusu olan birkaç antik amfora veya eski çağlardan kalma top tüfek değil, dev gibi bir yapının duvarları. Yapının depremde yıkılan kalıntıları su altında bırakılacak. Bu da bugünkü İstanbula eski Konstantinopolis’in bir armağanı olacak.

Eski harita ile Deniz Kuvvetleri haritasının şaşırtıcı benzerliği

Adanın yerine gelince… Deniz Kuvvetleri Seyir Hidrografi ve Oşinografi Dairesi’nin haritalarında adanın yeri oldukça net görülüyor. Eski harita ile modern yöntemlere göre çizilmiş harita birbirine tıpatıp benziyor.

Deniz Kuvvetleri haritasında Yıldız Kayalıkları ve Dilek Kayalıkları olarak adlandırılmış iki ayrı adacık grubu var. Manastırın olduğu grup Dilek Kayalıkları. Harita incelendiğinde “Maltepe Bankı” denen bölgenin yükselti eğrilerinden adaların bir zamanlar burada olduğu belli oluyor. Kınalı Ada ile Burgaz Adası’nın kuzeyinde yer alıyor bu bölge.

Bu adalar grubu ayrıca bazı tarihi belgelerde Bizans döneminden beri Prens Adaları olarak anılmış. Bunun nedeni de Bizans tahtının veliahtları ve onlarının akrabalarının çeşitli gerekçelerle sürüldüğü yer olarak ünlenmesi.

Kitaplarda da adadan bahsediliyor

Ayrıca tarihi belgeler arasında yaptığımız bir inceleme de adaların yeri ile ilgili eski yıllarda kaleme alınmış kayıtlara ve eserlere rastlayabiliyoruz. Ama bu eserlerin en yenisi 20 yıllık. Nejat Gülen tarafından yazılan ‘Heybeliada’ kitabında adalardan bahsediliyor. Gülen eserinde şöyle anlatmış adaların yerini:

“Adalarla Maltepe arasındaki bölgede iki kayalık bulunmaktadır. Bunların birinde fener vardır. Fener bulunan bu kayalık, evvelce üzerinde manastır bulunan batmış Vordonos (Bardanos) adasıdır.”

Diğer bir kaynak ise yine İstanbul hakkında yazılmış güvenilir eserlerden biri olan Dünden Bügüne İstanbul Ansiklopedisi Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı tarafından bvasılan bu kaynakta, adalardan bahsedildiği gibi manastırdan da bahsediliyor:

“Yıldız Kayalığı Küçük Vordonos, Dilek Kayalığı Büyük Vordonos adıyla biliniyor. Küçük Vordonos’ta manastır vardı. Fotios hayatını burada geçirdi. Ada 10. yüzyülda battı.”

Adanın hikayesi

Bin yıllık Vordonisi Manastırı’nın kalıntıları da bulundu

Vordonisi adasıyla birlikte sulara gömülen manastırı Patrik Fotios yaptırmış. 820-893 yılları arasında yaşamış olan Fotios, Roma İmparatorluğu ve Katolik Kilisesi ile çatışmasıyla çok iyi bilinen bir dini lider.

Hatta bu çatışmayı o kadar ileri götürmüş ki, Papa Nicolaus’u bile kendi yetkisine dayanarak azletmiş. Buna Hristiyan inanışında “Fotios bölünmesi” deniyor. Fotios, en büyük rakibi Patrik İgnatios’un görevden uzaklaşmasıyla Patrik oldu.

867 yılında ise siyaset-din kavgaları nedeniyle tekrar görevden alındı, bu kez İgnatios başa getirildi. Fatios bu süre içinde yedi yıl saraydan uzak kaldı. 877’de ise tekrar İgnatios’un yerine geçti.

Çünkü bu kez Araplara karşı Bizans desteği arayan Roma, Fotios’u destekliyordu. Fotios tüm bu inişli çıkışlı yaşamını yine görevden alınarak sürgünde bitirdi. İşte bugün Vordonisi adasında bulunan manastırı yaptırıp orada bu dünyaya veda eden adamın hikayesi böyle.

Ancak Fotios, yaşamını sadece din kavgalarıyla geçiren biri değildi. Antik çağ edebiyatını ve erken dönem Hristiyanlığı konusunda önemli araştırmalar yaptı. Roma-Bizans kiliseleri arasındaki enetellektüel çatışmanın da temellerini o atmıştır.

İddialara göre

Batan adanın karşısında bir manastır daha varmış

Vordonisi’deki manastır ile Küçükyalıda bulunduğu öne sürülen manastır kalıntıları Ortodoksluğun izlerini taşıyan eserler. Dahası, bu iki manastır bir zamanlar büyük çekişmeler yaşanan Fotios ve İgnatios tarafından yaptırılmış. Yani iki ezeli rakibin iki ayrı manastırı bir zamanlar Marmara’da karşı karşıya bakıyormuş.

Vordonisi adasındaki manastır Fotios’un eseri. Şu anda kazı yapılan ve Brias Sarayı olarak bilinen bölgede ise İgnatios’un yaptırdığı Satiros manastırının olduğu öne sürülüyor.

Bölgede 1800’lerin sonu ve 1900’lerin başında Levantenler kazı yapmış. Adadaki manastırın rakibi de söylentiye göre burada, Brias sarayının olduğu yerde bulunuyormuş. Ancak, sonradan kapatılan Bizans tarihi kürsüsünün başkanı olan Profesör Doktor Semavi Eyice, buranın manastır değil saray olduğunu öne sürmüştü.

İtalya’nın Salerno Üniversitesi Ortaçağ Latin Araştırmaları Bölümü öğretim üyelerinden Alassandra Ricci ise, İstanbul’da gerçekleştirdiği kazılarda Satiros manastırını da bulduğunu iddia etmişti. Yaptığı açıklamada buluşun önemini anlatan Ricci, Vordonisi’yi ve üzerindeki manastırı şu sözlerle anlatıyor:

“Şu anda, kazı çalışmalarını sürdürdüğümüz bu son derece sağlam, büyük ve önemli manastırın benzeri, batan Vordonisi’de de vardı. Zaten şu anda Küçükyalı’da üzerinde çalıştığımız tarihi manastır da çok güçlü.

Üzerinden bin yıla yakın bir zaman geçmiş olmasına rağmen Vordonisi’deki manastırın da varlığını koruması, bu durumu kanıtlıyor. Bu nedenle, Küçükyalı’daki Patrik İgnazsius’un yaptırmış olduğu manastıra bakıldığında, Vordonisi’de batmış manastırın azameti de anlaşılabilir.

Vordonisi’nin bulunması, Küçükyalı’daki manastırın da önemini artırmış bulunmaktadır. Bu buluş, her açıdan bilim dünyasına ve antik kültürlerin araştırılmasına büyük bir katkıdır.”

Patrik İgnatios ve Satiros manastırı: Patrik Fatius adadaki manastırı yaptırınca diğer Patrik İgnatios da başka bir manastır yaptırıyor. Bu manastırın da bugün hala kazıları süren Küçükyalı’daki arkeolojik kazı alanında olduğu söyleniyor.

Uzmanların açıklamalarına göre, bin 500 yıl önce şu anda kazı yapılan yer deniz kenarına çok yakın bir konumda bulunuyordu. Burası da Vordinisi manastırının tam karşısına denk düşüyordu. Patrik Ingoius tarafından yaptırılan diğer manastırın adı ise Saitros manastırı.

Her iki yapıda hemen hemen aynı büyüklükte bulunuyor. Tabii Küçükyalı ve adalar bölgesi o zamanlar Bizanstan çok uzak olduğu için her iki yer de manastır olmaya da müsait. 798-877 yılları arasında yaşayan İgnatios, 1. Mihael Rangabe’nin oğlu.

Ancak daha sonra hadım edilerek manastıra yollanmış. Prens Adalarında kurduğu üç manastırın başrahibi olan İgnatios, daha sonra iktidar kavgaları sonucu görevden alındı.

Sürgüne yollandıktan sonra ise saray tarafından af edildi ve tekrar İstanbul’a gönderdildi. 867’de İmparator 1.Basileios’un, Fotios’u azletmesi İgnatios’un tekrar Patrik olmasına yol açmıştı.

Ancak İgnasios da Fotios gibi Papalığa teslim olmamıştı. Bulgaristan ve Morovya kiliselerini Bizans’ta dahil eden kişi olarak biliniyor bugün tarih kitaplarında. Ölümünden sonra yerine Fotios geçti. Bu olay kilise-siyaset ilişkilerinin ne denli iç içe geçmiş olduğunun örneği.

Adayı bu harita sayesinde buldular

Keşfe giden yolu açan haritanın hangi döneme ait olduğunu bulmak ve kim tarafından yapıldığını ortaya çıkarmak aslında güç değil. Haritada gösterilen belirli yapılar ve bu yapıların bilinen yapılış tarihleri var.

Sözgelimi tarihi yarımadayı gösteren bir haritada Ayasofya’nın yapım tarihi 537 olarak bilindiği için, yapım yılı bilinmeyen yapıları gösteren haritalarda Ayasofya görünüyorsa bu sözkonusu binaların 537’den sonra yapıldığını kanıtlıyor.

Önemli olan, haritanın Bizans döneminde yapılıp yapılmadığına bakmak. İkinci önemli nokta ise haritanın Bizans’ın hangi döneminde çizilmiş olduğunu saptamak.

Vordonisi’yi keşfeden balıkadam ve sualtı fotoğrafçısı Yılmaz Akyunus: Yosunları kaldırdık ve duvarları gördük, yıkıntıyı andırıyordu.

Yılmaz Akyunus aslında iktisat okumuş olan bir denizcilik tutkunu. İstanbul Yelken Klübü Üyesi ve İTÜ Sualtı Sporları Klübü ile Maltepe Akyunus Balıkadamlar Klübü Kurucu Üyesi. Japonya’da batan Ertuğrul fırkateynine dalış yapan ilk sivil Türk dalgıcı. Kuzey Kutbundaki katil balinalardan Bahamalardaki gri köpekbalıklarına kadar dünyanın pek çok bölgesinde sualtı çekimi yapmış.

Vordonisi sizin için zor bir tecrübe miydi?

Çok zor değildi. Dünyanın dalışa açık tüm bölgelerinde sayısız dalışlar yaptım ve şimdiye kadar yirmi tane belgesel hazırladım. Bu belgeseller ülkemizin televizyon kanallarında da gösterildi. 17 Ağustos depreminin ertesi günü deprem mahallinde sualtı çekimleri yaparak haber bültenlerinde yayınlanmasını sağladım.

Batık adaya ilk dalışınızda neler hissettiniz? Nasıl bir manzarayla karşılaştınız?

İki saate yakın bir dalış gerçekleştirdik. Kayaları yakından tetkik ettik ve uzun bir süre uğraşarak üzerlerini temizlemeye başladık. Kayaların üstü 20-30 santime yakın midye ve yosunla kaplı. Bir o taşa bir bu taşa derken yosunları kaldırdık ve duvarları gördük. Duvarları görünce çok büyük bir şok ve sevinç duyduk tabii. Bu bir yıkıntıyı andırıyordu. Duvar yan yatmış, altına girilebilecek şekilde boşluklar oluşmuş.

İkinci dalışınızda ne yaptınız? Buradaki yapının bir manastır olduğunu biliyormuydunuz?

Bu sefer yerleri de temizlemeye başladık ve yerlerde döşeme taşları gördük. Aradan geçen yüzlerce yılda yapının üstü kaplanmış ve orijinal şeklini kaybetmiş. Yapıya aslında çok önceleri Rum tarihçi Akilos Milas manastır teşhisini koymuş. Biz de buradan öğrenmiş olduk.

Bundan sonra nasıl bir çalışma yapılması gerekir sizce?

Adanın bulunduğu bölgede derinlik bazı yerlerde 3-4 metre bazı yerlerde 7-8 metre. Böyle kalıntıları incelemek için altı cam olan tekneler var. Bunlar çok popüler araçlar, heryerde bulunuyor. Bu değer olduğu gibi su altında kalacak ama temizlenecek.

Biz yetkililere bunu yapabileceğimizi söyledik. Belli bir süre içinde, çok düşük bir ücretle yapılabilir bu temizlik çalışmaları. Hatta bazı dalgıçlar hiç para talep etmeden gönüllü olarak bile projeye katılacaklardır. İlk etapta, dipteki mevcut cürufun makinelerle temizlenmesi gerekmektedir.

Daha sonra havalı emme sistemiyle çıkan toz toprak bir konteynere alınması gerek. Böyle bir olay gerçekleştirildiği zaman tarihi bir değer kazandırılmış olacak Türkiye’ye. Burası su altı turizmi olarak çok rahat pazarlanabilir. Dünyada bunun örnekleri var. Bu tip yerler özellikle dalış turizmi için çok uygun.

Adanın bulunmasıyla iş bitmiyor

Vordonisi Adası bulunmasına bulundu ama dosya burada kapanmıyor. Hatta manastırın sırrı daha yeni açılıyor bile denilebilir. Çünkü adanın üzerinde bulunan manastır kalıntılarının gerçekten Bizans eseri olup olmadığının kanıtlanması gerekiyor. Bunun için de yapının mimari yapısı ve konstrüksiyon özellikleriyle ilgili detaylı araştırmalar yapılması gerek.

İkinci olarak, eğer yapı Bizans eseri ise hangi döneme ait olduğunun belirlenmesi gerekecek. Bizans’ın erken, orta ve geç dönem olmak üzere üç tarihi dönemi var.

Öte yandan Arkeoloji Müzesi yetkilileri de onuncu adayla ilgili kütüphane kayıtlarına giren bir bilgi bulunmadığını söylüyorlar. Görüşünü aldığımız yetkililere göre, ayrıntılı arkeolojik çalışmalar yapılmadan yargıya varmak hatalı.

Bu arada Arkeoloji Müzesi’nde Küçükyalı’da kazısı süren Brias Sarayı ile ilgili bilgiler olmakla beraber, Vordonisi’nin rakip manastırı olduğu ileri sürülen Satiros manastırıyla ilgili ayrıntılı bilgi de bulunmuyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: