Gönderen: adalarpostasi | 18 Eylül 2017

Motola Evi’nin yok edilmesi bir işaret fişeği…

Motola Evi’nin yok edilmesi bir işaret fişeği…

Motola Evi, Çankaya Caddesi, Büyükada.

Belki fark etmişsinizdir, Büyükada’nın eşsiz modern mimarlık eserlerinden biri, Motola Evi geçtiğimiz günlerde paldır küldür yıkılıverdi. Elbette bu değerli kültür mirası kendiliğinden yıkılmadı. Bu akıl almaz işi tezgahlamak için karanlıkta epey bir şeyler döndürüldü.

Motola Evi’nin bir anda yok edilmesi, çok açık ki Adalar tarihinde bir kırılma noktasını oluşturuyor. Adalar’ın nereye doğru götürülmek istenildiğini gösteriyor. Burada bir meydan okuma hissediliyor: “Bundan böyle İstanbul’da başka yerlerde neler oluyorsa, Adalar’da, burada da aynısı olacak,” diyor, bu haltı edenler. Bu olay eşsiz bir yapının yok edilmesi değil yalnızca, aynı zamanda bir yönetim zihniyetinin de ifşa edilmesi.

Bizzat Belediye Başkanı “bütçe gelirlerimizi artırmak için modern mimarlık eserlerini kapsam dışında tutuyoruz,” diyerek yasanın gereklerini yerine getirmeyeceğini söylüyor, tüylerimizi diken diken eden açık bir ifşaatta bulunuyor. Ona göre Adalar’ın kültürel mirasının korunmasının bir önemi yok. Ancak gelirleri artırmak gibi bir amacın her şeyden, yasalardan, Adalar’ın geleceğinden bile fazla bir önemi var.

Motola Evi’nin yıkımı aslında Adalar’ın Koruma Planları’nın nasıl bir yöntemle ve hangi amaçlarla hazırlandığına ışık tutan bir işaret fişeği gibi.

Koruma Planları’nın amaçlarının ters yüz olduğunu görüyoruz ve katılım olmadığı için yönetimler artık tamamen keyfileşmiş bir durumda. Motola Evi yok edildikten sonra ortaya çıkan manzara, nasıl bir kamu yönetimi sorunuyla karşı karşıya olduğumuz hakkında yeteri kadar bilgi veriyor: Adalar Belediyesi planların hazırlık aşamasında “Geçici Yapılaşma Koşulları”na göre böyle bir yıkıma izin veremeyeceğini çok iyi bildiği için “deprem riski” bahanesiyle bu kültür mirasının yok edilebileceğini düşünerek ve önceden planlayarak bir karar alıyor.

Üniversitelerin ismini kullanarak fetva veren biri de, elbette ki “parası karşılığında” 1950’lerde inşa edilmiş bir yapının güncel deprem yönetmeliklerine uygun olmadığını belirten bir rapor veriyor. Koruma Kurulu da sanki böyle bir tezgahın kurulmasını beklermiş gibi hem yıkımı, hem de önüne konan yeni projeyi hemen onaylıyor. Böylece Büyükada’nın en güzide mimarlık eserlerinden biri anında buharlaştırılıyor. İlgili bütün kamu kurumları, kişileri, herkes ne olduğunun gayet iyi farkında. Hukuk kurallarının arkasından dolanmak, yasaları çiğnemek için sanki bir “gizli örgüt” kurulmuş.

Oysa Adalar’da koruma süreci yasalara ve koruma normlarına göre gerçekleşse, Koruma Planları’nın hazırlık sürecinde neyin korunacağı katılımla belirlenir.

Adalar’ın kültürel mirasının korunmasının yönetimlerin, kurulların önüne gelen projelere bakmasından ibaret olmadığı anlaşılır. Kararların resmi aktörlerle piyasa güçlerinin, ayrıcalıklı çıkar gruplarının ahbap çavuş ilişkileri içinde alınamayacağı ortaya çıkar.

Bu nedenle diyoruz ki Adalar, planlama sürecinin getireceği yararlardan bilerek ve isteyerek mahrum bıırakılmıştır. Planların hazırlık süreci Adalar’ın geleceği açısından çok önemlidir. Bu fırsat heba edilmiştir.

Planların bürokratik bir işleve indirgenmesi Adalar’ın geleceğini yok etmek anlamına geliyor. Kamu yönetimleri ile kamusal sorumluluk gerektiren planlama gibi bir işin özel alanda yürütülmesi, kamusal alana taşınmaması halka yapılmış büyük bir haksızlıktır.

Bu yüzden durumun farkında olanlar ayrıcalıklarını kaybetmemek için olan bitene seyirci kalırlarken, güya bu işlerle ilgili insanların iç çekmeleri de timsahın gözyaşlarına benziyor: “Yazık olmuş. Bana verselerdi proje işlerini ben yıktırmazdım.” Tipik bir durum. Mesleği icabı kamusal sorumluluk üstlenmiş insanlar sanki olay kendi özel alanlarında, müşterileri ile kendi aralarında cereyan ediyormuş gibi göstererek insanları aldatıyorlar. Oysa miras kapsamının, yani Koruma Planı’nın neyi koruyacağını belirleyecek faaliyetlerin bu süreçte tanımlanmış olması gerekir.

Örneğin Adalar’da kültürel miras kapsamında arkeolojik eserlerin, geleneksel yerleşim dokusunun ötesinde SİT Alanı’nı oluşturan özgün değerlerin modernleşme sürecindeki birbirini takip eden gelişmelerle bir “sayfiye kültürü dokusu” olduğu, şehrin değişik mekânlarından gelen insanların yepyeni komşuluk ilişkileri ürettikleri ve bunun yeni kurulan semtlere, mahallelere bir örnek oluşturduğu ve hatta günümüzde bile bir arada yaşama dinamiğini oluşturduğu tartışılabilirse ve böylece modernleşmenin buradaki farklı veçhelerine işaret edilebilirse, o zaman Koruma Planları’nın amaçları belirlenebilir. Planların hazırlık süreci böyle bir deneyimi keşfetmek şöyle dursun, Adalar mimarlık mirasını “eklektik” ve “çok süslü” gibi kalıplar altında tarif etmeye çalışmaktadır. Ne demişler, “ne aradığını bilmeyen, ne bulduğunu da bilemez!”

Böylece yönetimlerin Koruma Planları küçük bir azınlığın ayrıcalıklarını yeniden üretmesine hizmet ettiği varsayılan “koruma” adı verilen ve kendisinin bildiği gibi işleyen soyut ve bürokratik bir takım işlemler olarak algıladığı ortaya çıkıyor. Bu bürokratik koruma modeli sonuçta her kararda tersine dönüşüyor. Sözde sosyaldemokrat olan Belediye’nin karşıtına dönüştüğü faustiyen bir paradoks sergiliyor. Adalar’da hakim olan resmiyetçi bürokratik-popülist yönetim modeli, bu planların hazırlığında tanık olduğumuz mantığın bir göstergesi.

İhaleyle bu yetkiyi almış olan bir kuruluşun “bir piyasa aktörü olarak” kendi müşterisine hizmet ettiğini söylemesi ve katılımı gerçekleştirmemesi aynı zamanda kendi sorumluluğudur. Bu sorumluluk yönetimlere devredilemez. Planlama gibi bir faaliyet kamusal sorumluluk üstlenmek demektir ve çok açık ki bu kuruluş bu sorumluluğunu yerine getirmemiştir. Kendisini kamu ile ilişkileri özel alanda kurgulayan bir piyasa aktörü olarak konumlandırmıştır. Planlama sürecini “müşterisi ile kendisi” arasındaki özel ilişkiye indirgemiştir. (Şehir Plancıları Odası’nın üyesinin bu tutumunu nasıl değerlendireceği ise merak konusu.)

Bu eşsiz mimarlık eserinin yıkımı, hiç şüphesiz Adalar’ın kültürel mirasının nasıl bir tehdit altında olduğunu gösteriyor.

Kültür mirası kapsamında olması gereken Cumhuriyet Dönemi’nin eşsiz mimari özelliklere sahip yapılarının tescil edilmemesinin Koruma Yasası’nın kamu yönetimlerine verdiği sorumluluğun yerine getirilmemesi anlamına geliyor. Dernek, bu önemli mimari eserin eldeki rölöve projesine göre yeniden inşa edilmesini talep ediyor.

Motola Evi hakkında:

Motola Evi

Bu yapı yalnızca Adalar’ın değil, İstanbul’un en değerli kültür mirası örneklerinden biriydi. Yuvarlak kolonlar (pilotiler) üzerine inşa edilmişti. İçinde yer aldığı peyzajla ilişki kuran bu yapı içindeki mobilyalardan mekân düzenine kadar yalın bir tasarım felsefesiyle yorumlanmıştı. Caddeyle sınırı oluşturan bahçe duvarı alçak tutulmuştu, bahçe düzenlemesi yoldan geçenlere sanki bir parkın içindeki bir yürüyüş yolundalarmış gibi bir duygu veriyordu. Doğal ve elle işlenmiş malzemelerle gerçekleştirilmiş olan cephe ve çevre düzeni yapıyı sanki bu ortama hiç dokunmadan yerleştirilmiş gibi gösteriyordu.

Giriş cephesinden bakıldığında doğanın içinde kaybolmuş gibi algılanan bu yapı, deniz tarafından bakıldığında ise havada duruyor gibiydi. Mimarın arazinin eğimini bu şekilde kullanmış olması hiç şüphesiz yeni bir buluş değildi. Ancak doğayla kurduğu bir ilişki, topografyayı değiştirmeden kullanması bugün araziyi dümdüz eden müdahale ile bir karşıtlık içeriyor olmalı.

Ancak Motola Evi Adalar’da yok edilen ilk ve tek modern mimarlık eseri değil. (Yalnızca son dönemde yok edilen bilinen 5-6 önemli örnek var.) Yok edilen bu yapıların ortak özellikleri ise, tahmin edebileceğiniz gibi süslü binalar olmamaları. SİT alanı ilan edilmiş olan bir bölgede böyle bir koruma kriteri mi var, mimarlık eserlerini değerlendirmek için diye sorarsanız, evet var. Kapitalist modernleşmenin belli bir aşamasında, piyasa koşullarında gerçekleştirilmiş (ve tıpkı bir kalıptan çıkma gibi tekrarlanan) kültür mirası yapıların restorasyon adı altında taklitleri inşa edilirken, bu tür modern mimarlık eserleri kolayca yok edilebiliyor.

Bu yapıların ortak özellikleri ise içinde yer aldıkları bağlamla ilişki kurmaları, bir yüzyıl önce başlayan kapitalist modernleşme sürecinin güzellik anlayışını, mimarlık alanındaki eklektik (seçmeci) bir mimarlık anlayışını sorguluyor olmaları ve düşünsel çabayı ortaya koymaları.

Şehrin tarihiyle ilgili bugün üzeri örtülmeye çalışılan önemli bir gelişmeye işaret etmeleri. Evet, Büyükada’daki Motola yapısı bu açıdan eşsiz bir yapıydı ama yalnızca mimari açıdan değil. Cumhuriyet döneminde şehrin nasıl küresel entelektüel ağlarla ilişki içinde olduğunu belgeliyordu. Bu açıdan, hiç şüphesiz neoklasik-eklektik yapılardan, piyasa işi süslenmiş mimari örneklerden çok daha fazla ilginçti.

Korhan Gümüş

 


Ayrıca bakınız…

Korhan Gümüş, “Modernlikten Neden Nefret Ediyorlar?”, XXI, 8.7.2017.

 


İSTANBUL ADALARI
KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI
KORUMA DERNEĞİ

Sayı     :  2017-32

Konu   : Büyükada 31 pafta, 131 ada,  29 parsel sayılı taşınmazda yer alan
Motola Evi’nin yıkımıyla ilgili
(yetki belgesi dahil toplam 2 + 1 = 3 sayfa)

Büyükada, 23 Ağustos 2017
 
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı
İstanbul V Numaralı Kültür Varlıklarını
Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü
Hobyar Mahallesi Büyük Postane Caddesi 72 Kat 4
Bahçekapı Fatih – İstanbul
Tel: 0212-512 09 20  Faks: 0212-528 31 13
istanbulkurul5@kulturturizm.gov.tr

SİT Alanı olan Adalar İlçesi, Büyükada Nizam Mahallesi, Çankaya Caddesi üzerinde 31 pafta, 131 ada, 29 parsel sayılı taşınmazda bulunan ve İstanbul’un tarihini belgeleyen eşsiz mimarlık eserlerinden biri olan Motola Evi kısa süre önce yıktırılmıştır.

Bu yapı yalnızca Adalar’ın değil, İstanbul’un en değerli kültürel miras örneklerinden biriydi. Sıradan olmayan, içinde yer aldığı peyzajla ilişki kuran, yuvarlak kolonlar (pilotiler) üzerine inşa edilen, içindeki mobilyalarından, mekan düzenine kadar yalın bir tasarım felsefesiyle yorumlanmış olan özgün bir modern mimarlık eseri niteliğindeydi. Yoldan geçenlere sanki bir parkın içindeki bir yürüyüş yolundalarmış gibi bir duygu vermesi amacıyla caddeyle sınırı oluşturan bahçe duvarı alçak tutulmuştu. Doğal ve elle işlenmiş malzemelerle gerçekleştirilmiş olan cephe ve çevre düzenlemesi yapıyı sanki bulunduğu ortama hiç dokunmadan yerleştirilmiş gibi gösteriyordu.

Bu ve benzer yapıların ortak özellikleri; bilindiği gibi içinde yer aldıkları akademik-profesyonel bağlamla ilişki kurmaları, modernleşme sürecindeki temsil pratiklerindeki dönüşümü, mimarlık alanındaki eklektik (seçmeci) mimarlık anlayışını sorguluyor olmaları ve düşünsel çabayı ortaya koymalarıdır.

2863 Sayılı Yasa, 19. yüzyıl sonundan sonra yapılmış olmakla birlikte önem ve özellikleri gereği korunmasında gerek görülen taşınmazları korunması gerekli taşınmaz kültür varlıkları arasında saymış ve örnek durumda olan ve ait olduğu devrin özelliklerini yansıtan yeteri kadar eserin kültür varlığı olarak tescilini Devlete bir ödev olarak yüklemiştir. Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının ve Sitlerin Tespit ve Tescili Hakkında Yönetmelik ise 4. Maddesi ile tespit ve tescil değerlendirme kriterlerini belirlerken,
“…..
b) Ondokuzuncu yüzyıl sonrasında yapılmış olmasına rağmen önem ve özellikleri bakımından korunmalarına gerek görülmesi veya bu yapıların ait oldukları dönemin kendine özgü niteliklerini anlatan belge niteliğinde olması ya da var olan bir geleneğin hâlâ sürdüğünün göstergesi olan ve bir bütünün parçası olarak çevreye katkıda bulunan taşınmazlardan olması,
c) (Değişik:RG-9/1/2015-29231) Tek yapılar için; taşınmazın sanat, mimari, tarihi, estetik, mahalli, dekoratif, simgesel, belgesel, işlevsel, maddi, hatıra, izlenim, özgünlük, teklik, nadirlik, homojenlik, onarılabilirlik değerlerinin yanı sıra, yapısal durum, malzeme, yapım tekniği, biçim bakımından özellik göstermesi, kent ve çevre kimliğine, dokusuna katkıda bulunması, yöresel yaşam biçimini yansıtması,”
hususlarının göz önünde bulundurulacağını düzenlemiştir.

Yukarıda yer verdiğimiz mevzuat hükümleri, belli niteliklere sahip modern mimarlık eserlerinin de korunması gerekli kültür varlığı olarak tescilini öngörmektedir. Yakın zamanda yıkılan Motola yapısı mimari açıdan eşsiz, özgün, nadir ve bulunduğu çevrenin kimlik ve dokusuna katkıda bulunur nitelikte bir mimarlık eseri olması nedeniyle korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı niteliğini fazlasıyla taşıyan ender örneklerden biriydi. Bu nedenle her ne kadar yıkılmış olmakla birlikte Büyükada, 31 pafta, 131 ada, 29 parsel sayılı taşınmazda yer alan Motola Evi’nin

1. Yapının yıkımından önce Kurulunuzca yıkım yapılabileceği yönünde bir karar alınıp alınmadığı konusunda bilgi verilmesini, yıkım yönünde alınmış bir kararınız varsa kararın bir örneğinin tarafımıza verilmesini;
2. Koruma mevzuatı uyarınca yıkılmış yapıların da eldeki envanter kayıtları, bilgi ve belgelerden yola çıkılarak korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olarak tescili mümkün olduğundan tescil edilmesine karar verilmesini;
3. Adalar İlçesine ilişkin 1/5000 ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı’nın yürürlükte olması nedeniyle 2863 Sayılı Yasa’nın 17. Maddesinin 5. Paragrafının son cümlesindeki “Koruma amaçlı imar planının yürürlüğe girmesiyle geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları ayrıca karar almaya gerek kalmadan ortadan kalkar.” hükmü uyarınca geçiş dönemi yapılaşma koşulları yürürlükte olmadığından ve henüz uygulama imar planı da onaylanmamış olduğundan
anılan parsele ilişkin uygulamaya dönük olarak Kurulunuza sunulacak olası bir projenin onaylanmaması hususunda gereğini saygılarımızla talep ederiz.

Arif Çağlar
(Başkan – yetki belgesi eklidir)

 
İSTANBUL ADALARI  
KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA DERNEĞİ
Güzeller  Sokağı 34, TR-34970 Büyükada – İstanbul
e-posta: adalarkoruma@adalarkoruma.org
elektronik ağ: www.adalarkoruma.org

 

 

Reklamlar

Older Posts »

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: